CANLI
SKOR
Murat Özbostan

Murat Özbostan

Ligin lezzeti Kartal

Beşiktaş dün gece Süper Lig'in bir numaralı lezzeti oldu.. Aslında bu hafta çok iyi maçlar oynandı.. Kayserispor'un Fenerbahçe'yi 4-1 yenmesi, Galatasaray'ın attığı 6 gol.. Başakşehir'in 90+4'te bulduğu galibiyet... Heyecan tavan yaptı.. Kendi ligimizi çoğu zaman yerden yere vuruyoruz ama iyi işler, iyi maçlar olduğu zaman da övelim değil mi?.. İstekli, iştahlı, arzulu.. Ne arasanız vardı Beşiktaş'ta.. Maça öyle bir başladılar ki ilk 10-15 dakika Beşiktaş kalecisi Fabri'yi görmedik. Sağdan, soldan ortadan Konya'yı hapsettiler. Konya bir gram bile nefes alamadı.. Beşiktaş oynadı, Konya'yı oynatmadı. Bir anlık konsantrasyon eksikliğinde Tosic'in kendi kalesine attığı gol. İşte bunun dışında 90 dakika Beşiktaş, Konya'yı kelimenin tek anlamıyla ezdi.. Babel'in gelmesi, Talisca'nın dönüşü siyah beyazlı takıma farklı bir renk getirmiş.. Sezonun en iyi Beşiktaş'ı vardı sahada..
Atiba sakat sakat oynadı.. Kanadalı futbolcu, Beşiktaş'a geldiği ilk günden beri tam anlamıyla bir istikrar abidesi.. Ricardo Quaresma parmak ısırtıyor.. Oğuzhan Özyakup kendine geldi.. Beşiktaş taraftarı "oh be" dedi.. Onun dönüşü belki de diğer oyunculardan çok daha önemli. Oğuzhan oynadığında Beşiktaş'taki diğer oyuncuların performansı da yükseliyor. Özellikle Ryan Babel'i çok iyi besledi, orta sahada top kaptı, servis yaptı. Ve Cenk Tosun.. Aylarca Gomez'i konuştuk.. Dönse dedik, fallar açtık, Alman futbolcunun ağzının içine baktık.. Tüm bu yaşananlar belki de Cenk'i yapılmış bir haksızlıktı.. O dün gece 3 gol attı, hat-trick yaptı.. Gecenin bir başka kahramanı oldu. Attığı goller usta işiydi, özellikle maçı koparan üçüncü goldeki vuruşu üst düzeydi. Aboubakar, Afrika Uluslar Kupası'ndan döndüğünde forma değil, kendisini kulübede ısıtması için bir battaniye bulabilir, hazırlıklı olsa iyi olur. Şu haliyle Cenk bu ligin gol kralı adayıdır ve ne yeni transfer Ba, ne de Aboubakar onu kesebilecek gibi gözükmüyorlar.

Oldu olacak Alex’e teklif götürün bari!

Herhalde son zamanlarda olmadığı kadar ilginç bir transfer döneminden geçiyoruz. Birçok şeyi geçmişte görmüştük. Futbolcu kaçıran kulüpler bile olmuştu. Şimdi bakıyoruz, "Eto'o Beşiktaş'a gitmesin, Mehmet Ekici Fenerbahçe'ye gitmesin" operasyonları var. Sağımız solumuz entrika oldu. Operasyonu ben demiyorum, kulüplerin değerli yöneticileri diyor. Karşılıklı suçlamalar var. Mehmet Ekici, Fenerbahçe'ye gitmese, Beşiktaş şampiyon mu olacak ya da Eto'o Beşiktaş'a transfer olmayınca, Fenerbahçe mi şampiyon olacak? Ne günlere kaldık! Bu tür bir rekabet anlayışı futbola ne verebilir ki? Bırakın kim istediği kulübe giderse gitsin. Mehmet Ekici kime gitmek istiyorsa, Trabzonspor yardımcı olsun ya da başka bir oyuncu nerede oynamak istiyorsa oynasın. Bunlar futbolda rekabete kazanç sağlar, renk getirir. Transfer döneminin sonuna doğru geliyoruz. Zaten ilginç bir dönem oldu. 4-5 futbolcu ismi kulüpten kulübe dolaşıyor. Fenerbahçe, Ekici'yi alamayınca, Sosa ile ilgilendi. Sosa kim? Beşiktaş'tan kaçan oyuncu. Niye gitti beyefendi? İstanbul'da yaşamak istemiyormuş. Ama şimdi peşinden koşuyoruz. Kulüplerin başka bir transfer aklının olmaması, seçeneklerin azlığı enteresan. Trabzonspor aradığı forveti Akhisar'da buldu. Çünkü başka bir alternatif oluşturamadı. Hugo Rodallega iyi bir futbolcu, 31 yaşında tecrübeli bir isim… Akhisar'daki ücretini ikiyle çarpınca Trabzonspor'un teklifini kabul etti. Ama demek istediğim şu; kulüplerin yaratabilecekleri bir alternatif yok. Birkaç isim var. Ligin koca transfer dönemi bunlarla geçti. Oldu olacak eski Fenerbahçeli Alex'e de teklif götürün. Çıkar oynar. Takımlar eskiden 10-15 milyon Euro verip oyuncu transfer edebiliyorlardı. Geçti o günler.. Bu ağır mali tabloya rağmen ne yazık ki yetişen bir futbolcu da yok..

************

Riekerink hoca bile dedikodu diyorsa...

Galatasaray Teknik Direktörü Jan Olde Riekerink, her hafta basın toplantısı yapıyor. Hollandalı teknik adam Perşembe günü yaptığı toplantıda, "Lukas Podolski'nin gidebileceğiyle ilgili dedikodular var. Onun kalıp kalmaması bizim için önemli" dedi. Bu sözü Galatasaray Futbol Takımı'nın hocası söylüyor. Bana şaka gibi geldi!.. Eğer ortada bir ironi yoksa, bir teknik adam takımın en önemli oyuncusu için gidebileceğine dair dedikodular var diyorsa hiçbir şeyden de haberi yoktur demektir... Siz teknik adamsınız, Podolski'yi odanıza çağırıp hiç konuşmadınız mı?.. "Kardeşim gidecek misin, kalacak mısın?.. Ben de takımda ona göre planlarımı yapayım" demez mi? O zaman biz Hollandalı teknik adamı eleştiririz kimse de kusura bakmasın.. Yardımcısı Orhan Atik de gittiği zaman bunun için yönetimin kararı demişti.. Profesyonellik farklı bir şey ama takıma sahip çıkmak her konudan bilgi sahibi olmak da şart.. Yoksa orada öyle oturursunuz yönetim de istediğini yapar.. Gelelim Podolski cephesine.. Alman futbolcu mutsuz deniyor.. Mutsuz mu gerçekten yoksa Galatasaray bu futbolcuyu satarak para kazanmak mı istiyor? İkinci ihtimali daha güçlü buluyorum.. Galatasaray, Alman oyuncuyu gönderip 1-2 transfer için kaynak yaratmak istiyor.. Ne olursa olsun bunun kararını çabuk vermek lazım.. Yoksa bu iş de sakız gibi uzar gider..

Aslında bütün suç Aatif’ta!

Rakipleri Başakşehir ve Galatasaray'ın kazandığı bir haftada Fenerbahçe, 2 önemli puan kaybederek şampiyonluk yarışında ağır bir yara aldı..
Hem de evinde.. Şöyle bir bakalım, Kayserispor, Alanyaspor, Adanaspor.. Küme düşme hattı çevresindeki takımlara karşı Kadıköy'de 6 puan bırakmak şampiyonluk hedefindeki bir takım için kabul edilebilir bir durum değil.. Ligin sonuncu sırasındaki bir takıma karşı çekingen, ürkek futbol anlayışını anlamak kesinlikle mümkün değildi.
Teknik direktör Advocaat'a ya teknik ekibi ve sorumlular Adanaspor'u anlatamadı ya da o bildiğini okudu.. Kadıköy'de eksik futbolcularınız olabilir ama rakip de Adana.. İkinci yarının son bölümleri hariç sarı-lacivertli takım herkesi şaşırtan bir anlayışla sahaya çıktı, mücadele etti, pozisyonlar verdi ve 2 de gol yedi.. Kadro tercihi yanlıştı Fenerbahçe'nin.. Orta sahası üretken değildi, ofansif değil defansif bir anlayış vardı sahada.. Defansta Kjaer arandı. Neustadter ve Skrtel ekilisi uyumsuzdu.. Advocaat'a lig tatili yaramamış.. Büyük takım felsefesi değil önce yenilmemeyi düşünen bir anlayışla çıktı sahaya... Biraz önce de belirttiğim gibi son bölümler hariç... Ama olmayınca olmuyor.. Maç 90 dakika!
Gelelim Aatıf'a.. Dün gecenin faturası ona kesildi.. Niye anlamadım! Adamın sezon başı adı Avrupa listesine yazılmadı.. Advocaat yüzüne bakmadı..
Sonra dedi ki; "Yanlış yapmışım." Bir baktık Aatıf oynamaya başladı, iyi işler de yaptı.. Devre arası geldi.. Takasa Trabzon'a yollanmak istendi, kadro dışı kaldı, Dereağzı'na yollandı.. Adam neye uğradığını şaşırdı.. Bir baktık dün gece 11'de.. Futbolunu oynuyor, kenara gelirken ıslıklanıyor. Resmen bir kimlik sorunu var adamın.. Bu adamı ya gönderirsin, göndermiyorsan da bu süreci atlatmasını sağlarsın.. Bütün suçlu Aatif mı şimdi bu maçta? Kanat bölgesine transfer yapılmış, Karavayev. Peki 10 numara? Aylardır, hatta yıllardır bu bölgedeki eksikliği konuşuyoruz, devre arasında hala Mehmet Ekici falı bakılıyor. Saha içindeki eksikler giderilmesin ama bütün suç Aatif'ta... Böyle şey olmaz.

Bu oyuna 3 puan harika

Galatasaray'ın çok eksiği vardı.. Konya gibi önemli bir deplasmandan 3 puanla dönmesini ben başarı olarak kabul ediyorum..
Oyun olarak vasattı Galatasaray.. Özellikle ilk yarıda hücum aksiyonları çok yetersiz kaldı. Kanatları tutamadılar, Josue'nin yokları oynadığı ilk devrede Carole da tek başına akınlarla başa çıkamadı.. Konya kanatlardan gelerek 3-4 pozisyon buldu.. Hepsi de birbirinin kopyasıydı. Galatasaray'daki defans sorunu hala devam ediyor..
Takım savunması bir facia..
Riekerink buna çözüm bulamamış.
Hadi Galatasaray'ın 90 dakikayı çıkaramamasına alışkınız, ya Konya? Onlar da o bildiğimiz Konya değildi.. Becerikli olsalar ilk yarıda Galatasaray golü kalesinde görebilirdi.
İkinci yarı doğru bir hamleyle Josue'nin yerine giren Garry Rodrigues, Galatasaray'ı canlandırdı ve oyunu hızlandırdı..
İlk maçında verdiği izlenim de fazlasıyla olumluydu.. İstekli, hırslı ve hücumda etkiliydi..
Bruma'sız Galatasaray'ın da ne kadar ağır bir takım olduğunu gördük dün, eksikliğini ancak Rodrigues kapatabildi.. Golün asistini yapan çiçeği burnunda transferin koşu zamanlaması bir harikaydı.. Selçuk ve Sneijder dün vasattı.. Sneijder'ın maç seçtiği o kadar belli oluyor ki.. Bir varmış beş yokmuş gibi.. Çok eksikle Konya'ya gelen Galatasaray'ın 3 puanla İstanbul'a dönmesi ve bu kötü haliyle hala şampiyonluk yarışında olması büyük başarıdır..

Beşiktaş, G.Saray ve F.Bahçe’nin pili bitmiş

Volkan Demirel tuttu, Fenerbahçe kazandı.. Maçın kısa özeti buydu.. Daha ligin ilk yarısı bitmedi.. Hatta son hafta devre arası tatili sonrası oynanacak. İyi ki de öyle... Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe'nin pili, 15. hafta itibariyle bitmiş aslında... Beşiktaş Kasımpaşa'ya yenilirken, Galatasaray Osmanlı karşısında ecel terleri döktü.. Ve dün gece de Fenerbahçe kazandı ama Gençlerbirliği neler kaçırdı neler!.. Muslera, Ankara'da, Volkan da Kadıköy'de takımlarının kaderlerini tayin etti.. İki büyük takımın kaderi ortak bir noktada buluştu. Düşünün, 33 defa Fenerbahçe ceza alanına girmiş Başkent takımı, 13 tane korner atmış.. Bol bol pozisyon verdi Fenerbahçe defansı ve takımı... Topu Gençlerbirliği oynadı, maçı da Fenerbahçe kazandı.. Futbolun adaleti yok.. Hem de 3-0.. Fenerbahçe'nin puan kaybettiği birçok maç var ligde ama hepsinden daha mahkum oynadı desek yanlış olmaz. Kadıköy'de böyle oynayabilmek cesaret ister. Maçtan sonra Ümit Özat yenilgiye rağmen oyuncularını övdü. Gurur duymakta da sonuna kadar haklı.. Cesur bir futbol oynattı. Gollerin hepsi birer kontrataktı sarı-lacivertli takım adına.. Bu maçın adamı tartışmasız Volkan Demirel'dir.. Eğer o kurtarışları, kritik dakikalarda yapmasa maçın sonucuna dair çok farklı görebilirdik. Sonuçta Fenerbahçe kazandı.. Tabela ne diyorsa o... Beşiktaş'ın 3 puan, Galatasaray'ın 2 puan kaybettiği bir hafta Fenerbahçe'nin 3 puan alması önemli.. Fakat bunun dışında övgü beklemeleri hata olur. Sow'un son vuruş kalitesi, Lens'in de yeteneklerine diyecek yok ama takımca Gençlerbirliği oyun anlayışıyla alkışları alan taraf oldu.

13 maçın 11’inde gol atamayan golcü!

Bir ateş çemberinin içinden geçiyoruz.
Hainlerle dolu etrafımız.. Yıkmaya, bölmeye, isyan çıkartmaya çalışıyorlar..
İzne giden askerlere, okula giden çocuklara, maça giden futbolseverlere, bizi koruyan polislerimize, vatandaşlarımıza saldırıyorlar hainler, alçaklar.. Dün de sabah acı haberlere uyandık.. Kayseri'de 14 şehit verdik, çok da yaralımız var.. Başımız sağ olsun.. Acil şifalar.. Tüm gücümüzle ayakta kalmaya devam edeceğiz.. Boyun eğmeyeceğiz..
Büyük bir aileyiz biz.. Bu bayrağın dibinde doğduk, öyle de öleceğiz..
Bu sezonun en kötü Beşiktaş'ını izledik.. Ama bunun belirtileri haftalar önce gelmeye başladı..
Başakşehir ve Fenerbahçe maçları özellikle.. Dinamo Kiev maçında hakem skandalı vardı ama Beşiktaş'ın da takım 10 kişi kalıncaya kadarki hali malum, son olarak da Bursaspor karşısında 2 penaltıyla kazanılan maç.. Yani Beşiktaş, "Ben sezon başındaki futbolu oynamıyorum" diye bağırıyordu.
Beşiktaş'ın maçından önce yarışta oldukları Başakşehir, Trabzonspor'u yendi.. Bu skor bile Beşiktaş'ı motive etmemişti.
İlk yarıya baktık.. Ne tempo, ne baskı, ne pres, ne istek, hiçbir şey yoktu.. Devre oldu.. Belki Şenol hoca "Haşlar" dedik takımı..
Ne fayda.. İkinci yarıda da durum aynı..
Beş dakikada Beşiktaş yaptı Kasımpaşa..
Hadi bu golleri yediniz.. Beşiktaş gibi bir takım nasıl olur da bu gollere yanıt veremez?
Dün veremedi, verecek hali de yoktu..
Beşiktaş'ta herkes formsuz.. Şenol Güneş de.. Kasımpaşa karşısında sürekli oyuncuların yerini değiştirdi.. Quaresma forvet arkasında maça başladı. Sonra yerine döndü. O da fayda etmedi. Takım çift forvetten teke döndü. Cenk bir sağ, bir sol yaptı.. Tolgay çıktı, Atınç girdi.. Kimse anlamadı bunu..
Bizim zaten başımız döndü, herhalde takımın da dönmüştür.. 13 maçın 11'inde gol atamayan bir forvetiniz var: Aboubakar..
Zaten sizin maç kazanmanız zor.. Beşiktaş Sosa ve Mario Gomez'i çok ama çok arıyor..
Beşiktaş'ta skor üreten adam yok!

Lucescu formülü!

İskoç hakem Thomson göstere göstere hayallerimizi elimizden aldı.. Maça iyi başlamadık.. En kötü senaryo erken yiyeceğimiz bir goldü.. Ve maalesef bu oldu..
Dinamo Kiev, Besedin'in attığı golle 9. dakikada öne geçti. Ama bu dakikadan itibaren 10 kişi kalıncaya kadar topu bırakmadık, üstünlüğü ele aldık, pozisyonlar bulduk.
Quaresma'nın nefis ortasında Tolgay'ın kafasını sıyıran topa "Ah" çektik.. İçimizden de Mario Gomez olsaydı, bu golü atardı diye mırıldandık. O kadar umutluyduk ki ta ki İskoç hakemin ipimizi çektiği 29. dakikada kadar.. Dinamo Kiev'li oyuncu, Beck'i itiyor, Beck yerde yuvarlanırken ayağına takılıyor ve skandal hakem penaltı veriyor.
Yetmedi bir de Beck'i oyundan atıyor. Bir takımın kaderiyle daha ne kadar oynayabilir ki bir hakem. En kötü senaryoyu bize yaşattı İskoç hakem.. Ardından goller arka arkaya geldi.. Beşiktaş'ın motivasyonu alt üst oldu.. Fabri'nin yediği 4. golden sonraki gözyaşları bir isyandı. Yazık oldu Beşiktaş'a.. UEFA bu skandal hakemi maça atarken, ne düşündü acaba? Benfica ile Napoli el ele gruptan çıkarken, Beşiktaş'ı auta attılar adeta..
Attıkları altıncı gol bile ofsayttı net şekilde bunu bile görmediler.. Şampiyonlar Ligi'nde gruptan çıkmamıza bir adım varken, Avrupa Ligi ile teselli bulduk Kiev'de.. Ne olursa olsun bunun farkında olmayan bir isim de vardı sahada.. Aboubakar'ın sarı kartı olmasına rağmen, göstere göstere ikinci bir sarıya davetiye çıkarıp, takımı 9 kişi bırakması ise affedilir bir şey değildi.. Hem arkadaşlarını zor durumda bıraktı, hem de Avrupa Ligi'nde cezalı duruma düştü.. Yakışmadı!
Şu İstanbul'da oynadığımız maçları kazansaydık dün gece hesap kitap yapmaz, kasap hakemin kararlarına kalmazdı kaderimiz..
İstediğimiz olmadı.. Beşiktaş'ın deplasmanda yendiği, İstanbul'da berabere kaldığı Napoli şaka gibi ama gruptan lider çıktı.
Böyle zamanlarda Lucescu'nun Şampiyonlar Ligi formülü geliyor insanın aklın. Basit ama başarıyı getiren: Evindeki 3 maçı da kazanacaksın. Belki de orada kaybetti Beşiktaş.
Bu şoku bir an önce atlatıp Beşiktaş'ın önüne bakması lazım artık.. Unutmamalı ki Avrupa Ligi'nde yoluna devam ediyor.