CANLI
SKOR
Murat Özbostan

Murat Özbostan

Muslera Beşiktaş’ta olsaydı…

Galatasaray'ın son yıllarında kazandığı şampiyonluklarına ve başarılarına bakarsak hiç şüphesiz değişmeyen tek bir kahraman var; Fernando Muslera... Uruguaylı eldiven, kritik anlarda yaptığı kurtarışlarla Aslan'ı oyunda tutan ve takımının moral ateşini körükleyen isimdi. Muslera gibi bir kalecin varsa yarışta da kalırsın, şampiyon da olursun... Eğer böyle bir kalecin yoksa Beşiktaş gibi ne kadar gol atsan da hepsi boşa gider ve geri kalırsın. Karius ile Beşiktaş 34 tane gol yemiş. Eğer siyah-beyazlı takımın kalesinde Muslera olsaydı Kartal, Başakşehir'in yerinde bile olurdu...
Galatasaray yıllardır kalede yakaladığı istikrarın karşılığını fazlasıyla almaya devam ediyor. Muslera bazı dönemlerde kötü oynama hakkını kullansa da dün ustalığını konuşturdu. Galatasaray, 60. dakikaya kadar dağınık bir haldeydi. Bu dakikalarda bir gol yese tribünlerde homurdanmalar başlar, sarı-kırmızılı takım daha da toparlanamazdı. Fernando'nun tribüne çıktığı maçta Donk'u da yedek oturtan Fatih Terim, süpürücülük görevini sadece Ndiaye'ye bırakınca orta sahayı da rakibi Antalyaspor'a teslim etti. İkinci yarıda hatasından dönen Terim, sakatlık sonrası eski günlerinden uzak bir görüntü çizen Emre Akbaba'yı çıkarıp, orta alanı Donk'la tamir etti. Bu hamle aynı zamanda hızlı ve sprinter oyuncu Onyekuru'yu da sahada özgürleştirdi.
İstediği boş alanları bulan Nijeryalı oyuncu daha serbest oynadığında meziyetlerini sergiledi. Evindeki coşkulu oyununu deplasmanlara yansıtamayan Galatasaray, şayet şampiyonluk rüyasını sürdürmek istiyorsa dış sahadaki ürkek ve kırılgan oyununa mutlaka gerçek bir çözüm bulmalı...

Kış lastiği Atiba

Beşiktaş eğer kaçırdığı fırsatları gole çevirseydi daha farklı galip gelir, averajını da düzeltirdi. Biraz şımarıklık biraz da beceriksizlik nedeniyle Beşiktaş zor da olsa Malatya'da kazandı. Özeti şuydu: 1- Beşiktaş çok pozisyona girdi. Malatya'nın kalecisi Ertaç farka izin vermedi, 3-4 tane yüzde yüz top kurtardı. 2- Adem atılmasa maç 11'e 11 oynansa, skor böyle olmayabilirdi. Kırmızı kart maçın senaryosunu değiştirdi. 3- Biri Türk, biri Sırp Malatyalı Adem ile Beşiktaşlı Adem takımlarına zarar verdiler. 4- Şenol Güneş, kulübede yüreği ağzında bir maç izledi, ömründen yıllar gitti!
Bazı özel futbolcular vardır... Beşiktaş'ta da son yıllara damgasını vuran isim Atiba oldu. Hele de şu kritik günlerde!.. Beşiktaş birçok futbolcusu ile sorunlar yaşıyor. Kimisi haklı olarak parasını istiyor kimi de gitmek... Kimisi de gereksiz açıklamalar ile takımına zarar veriyor... Atiba hiç konuşmuyor. Pardon konuşuyor da ayakları sadece!.. Yaş 36.. Beşiktaş'ın adeta yarısı... Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjisi, kocaman yüreği var. Keşke Avrupa kadrosuna da adı yazılsaydı; belki Beşiktaş şimdi Avrupa'da olurdu.. Genç oyunculara sabah, akşam bu Atiba'yı izlettirmek lazım. Ayrıca bütün kritik gollerini Şubat, Mart ve Nisan'da atmış.. Beşiktaş'ın adeta kış lastiği olmuş. Atiba dışında maçı çözen isimlerden biri de Caner'di. Malatya'da eski günlerinden esintiler sundu... Fenerbahçe maçı öncesi böyle zorlu bir deplasmandan kayıpsız dönmek Beşiktaş adına önemliydi.

Beşiktaş fazla dağınık

Muhteşem bir 100 dakika oldu.. Galatasaray-Fenerbahçe derbisinden beri futbolu unutmuştuk, uzun zamandır kısır tartışmalar içinde boğuluyorduk.
Futbol konuşmak pek mümkün olmuyordu. Dün akşamki maç adeta ilaç oldu. Bu yüzden iki takıma da öncelikle teşekkür etmek lazım.. Trabzonspor üzüldü, Beşiktaş ise buruk bir sevinç yaşadı.. Beşiktaş'ta Şenol hoca hatalı bir 11'le başladı. Eğer Gökhan ve Caner oynayabilecek durumdaysa, bu takımda 11'de yer almaları gerekirdi.. Nitekim Şenol hoca da bu hatadan dönüp değişiklikleri yaptı. Maçın da kaderi burada değişti. Beşiktaş'ın sıkıntıları çok.. Necip istenileni veremiyor.. Quaresma, Malmö maçında kalmış.. Sürekli top kaybetti.. Lens mücadele ediyor ama bal yapmayan arı gibi.. Genç Güven'in fizik gücü zayıf ve rakibi tehdit edemiyor.. Rakipler için korkutucu değil. Kalede Karius her an hata yapmaya müsait. Bir bakıyorsunuz müthiş bir kurtarış yapıyor, bir bakıyorsunuz basit bir hata yapıyor.. İstikrarsız. Ve defans... Siz siz olun Pepe'yi yollamayın.
Son görüşmeler bugün yapılacak.
Kalitesiyle, tecrübesiyle, hücuma katkısıyla bu takımın en önemli isimlerinden hâlâ. O da giderse vay bu savunmanın haline... Beşiktaş çok dağınık...
İkinci yarı maç 2-0'a gelene kadar reaksiyon veremediler. İlk yarı boş bir bardak gibiydi, hiçbir şey yoktu. Gelelim Trabzonspor'a... Belki istediği skoru alamadı ama mükemmel oynadı. Özellikle ilk yarı topu ayağında tuttukları dönemde Beşiktaş'tan çok daha bilinçli ve derli toplu gözüktüler. Bu sonucun kazananı ise önce Başakşehir, sonra da Malatyaspor oldu..

Okyanusu geçenler derede boğuluyor!

Aklıma bir anda geçen sezon Şampiyonlar Ligi'ndeki maçlar geldi. Monaco, Leipzig, Porto... Beşiktaş hepsine içeride dışarıda kök söktürdü. Okyanusu geçen Kartal'ın yalnızca bir sene içinde derede boğulacağını hiç düşünmezdim. Rakip genç, evinde yenilmezlik serisi yakalamış, iyi bir ekip ama öyle uçan kaçan bir takım da değil. İstanbul'daki maçın ardından dün gece kazanmak elzemdi. Maça iyi başlayıp golü de bulduk. Mustafa Pektemek'le 2 farklı öne geçirecek fırsatı bile yakaladık. Şans bizimleydi... Futbol adına her şeyi yaptı ama gol yeme hastalığına 'dur' diyemedi Beşiktaş...
Unutmayalım ki futbol skor oyunu. Dün daha savunma odaklı, rakibe göre bir düzen oluşturan Şenol hoca, ördüğü duvarın son yarım saatte çökmesinin önüne değişikliklerle geçebilmeliydi. Her maç için bahane bulunur, işin iyi giden taraflarını öne çıkararak birçok şey anlatabilirsiniz ama gerçeği puan tabloları gösterir. İstediğiniz kadar şut atın, korner kullanın, skoru tutamıyor ya da kazanamıyorsanız bütün emekleriniz boşa gider. Sonrasında ancak ahlar vahlar kalır... Ligdeki durum da belli... Oyunun son bölümünde Genk'in golü adeta "geliyorum" dedi. Rakibin oyununa karşılık veremediniz. Takım defansta o kadar boğuldu ki 1-1'in ardından uzatma bölümü dahil maç bir an önce bitsin diye dua ettik. Belki de 1 puanı Tolga'nın nefis kurtarışı getirdi.
Gecenin özetini yaparsak mutlaka kazanması gereken maçta Beşiktaş puan kaybetti. Belki hâlâ şansı var ama daha 1 sene önce Şampiyonlar Ligi'nde ortaya konan oyun ve alınan sonuçlar ortada... Doğruları çok olan bir maç olsa da skor bunu yansıtmadı.

Güneş istediğini aldı ama…

Beşiktaş aylardır Talisca'nın yerini nasıl dolduracağım diye papatya falları açtı. Yönetim transferin son günlerinde Adem Ljajic'i transfer etti. Adam geldi yedek başladı, sonra 11'e yerleşti. Siz Fenerbahçe ile derbi maçına çıkıyorsunuz ve 10 numaranız kulübede.. Son 8 maçının 5'inde mağlup olmuş Fenerbahçe karşısında Şenol hoca, Adem'i 11'e koymayacaksa, bu adam ne zaman forma giyecek?
Bir kere hocanın Oğuzhan seçimi de yanlıştı. Zaten oyunda kaldığı süre içerisinde de yaptığı fauller dışında fazla göremedik. Bir oyuncu yıllardır istikrarlı olamıyorsa, derttir, baş ağrısıdır! Beşiktaş için vasatın altı ilk 45 dakikada Babel'in kişisel becerisi ile gelen golde, şans Beşiktaş'tan yanaydı. O ana kadar Fenerbahçe'nin 3 net pozisyonu vardı. İlk yarıyı 1-0 önde bitiriyorsunuz, ikinci yarı biraz hareket desek de Beşiktaş için bir şey değişmedi.
Bu bölüm karşılıklı ataklarla geçerken Caner'in Ayew'e ikramıyla Fenerbahçe skorda dengeyi buldu. Caner gecenin Oğuzhan ile birlikte en kötü isimlerinden biriydi Beşiktaş adına.. Ve atılmak için de her şeyi yaptı, son düdükten sonra da olsa bunu başardı. Fenerbahçe yeni bir takım, bu bir puan ile olası bir dev krizin eşiğinden döndü ama kadro kalitesi bütün sezon tartışılacak. Beşiktaş olmasa da Şenol Güneş istediğini aldı. Futbol adına tatsız tuzsuz bir derbiydi. Bir derbi milyonlarca insana "Bitse de gitsek" havasını veriyorsa bunu hocalar ve futbolcular düşünecek. Sonuç Galatasaray'a yaradı!

İnanmak...

Türkiye Kupası'nda uzun bir maratonu geride bıraktık. 150 kulübün teri ve emeğiyle yürünen bu uzun yolda dün akşam Diyarbakır'da Fenerbahçe ile Akhisar kupayı müzelerine götürebilmek için sahaya çıktılar. Diyarbakır'daki yeni stadyumun şehire ve bölgeye katacağı spor heyecanının ilk müjdecisi dün geceki finaldi.. Türkiye, Euro 2024 adaylığı sürecinde Avrupa'nın en çok yeni stadyum yapan ülkesi.. Sadece Diyarbakır değil, tüm bu organizasyon için emek gösterenlere bir gazeteci ve aynı zamanda sporsever olarak teşekkür ederim. Gelelim final maçına..
Benim favorim Fenerbahçe idi tartışmasız.. Futbol bütün hafta yönetici ve teknik direktörlerin konuştuğu ama son sözün sahada konuşulduğu bir oyun. İki kulvarda da Mayıs ayına kupa hedefiyle giren Aykut Kocaman'a maç başlarken başarısız demek mümkün değildi. Ligde harika bir seri varken, hem de..
Yarı finaldaki Beşiktaş rövanşından beri Kocaman her zamanki sakin ve uzlaşmacı tavrından sanki uzaklaştı. Yaşadığı gerginliğin dün sahaya çıkan takımın üzerinde bir baskı oluşturduğunu sanırım hepimiz gözlemledik. İkinci yarıda oyuna girip katkı yaptığı her maçın ardından Valbuena'yı yine yedek başlatmak bir futbol doğrusu olmasa gerek. Bir kural da değil..
Bunun adı inat olsa gerek. Ligde Fenerbahçe'yi hem Kadıköy'de hem de evinde mağlup eden Akhisar, 4 gün önce lider Galatasaray'a maçın ikinci yarısında adeta kan kusturmuştu. Okan Buruk'un takımı dün de yeteneklerinden çok daha fazla olan yüreklerini sahaya koydular. Akıl dolu 3 tane de gol attılar. Ligin en düşük bütçeli takımlarından birinin Türkiye Kupası'nda mutlu sona ulaşması eminim gelecek sezon birçok takımın umutsuzluğunu da yok edecektir. İnanırsan, çalışırsan, hocanın verdiği taktiği uygularsan, karşındaki takımın piyasa değerinin hiçbir önemi yoktur.

Futbol ciddiyetsizliği affetmez

LİGDE şampiyonluğa oynayan Galatasaray'ın kupa finaline bu kadar yaklaşmışken elenmesinin izahı olamaz herhalde..
Sezon boyunca ligde yalnızca bir kez, onda da Fenerbahçe'ye karşı berabere kalarak puan kaybeden Galatasaray'ın evinde 2 farklı yenilmesinin hiçbir mazereti olamaz.
Sarı-kırmızılı takım sahaya 9 farklı isimle çıktı. 9 isim de sanki ilk defa Galatasaray forması giymiş kadar acemiydi..
Bir o kadar da ciddiyetsiz.
Fatih Terim şüphesiz Alanyaspor maçını düşünerek bu kadar geniş çaplı bir rotasyon yapmıştı ama herhalde takımından beklediği bu değildi. Her maçın kendi içinde bir zorluğu vardır. Siz ilk maçı 2-1 kazanmış olabilirsiniz ama bu turu kesin geçtiğiniz anlamına mı gelir! Sanki dışarıda 3-0 yenip gelmiş gibi bir yaklaşım vardı 11'de...
Futbol ciddiyetsizliği affetmez. Daha 10. dakikada Galatasaray'ın Akhisar'a çok sayıda pozisyon vereceği belli oldu. Galatasaray defansı sanki ilk defa bir maçta bir araya gelmiş gibiydi.
Savunmada ve forvette değişim iyi de arkada böyle bir değişim sıkıntı yaratır.. Savunmanın sağında, solunda ve ortasındaki rotasyon dünkü faturayı ortaya çıkardı. Latovlevici sokaktan geçerken adam eksik de takımı tamamlasın diye çevrilmiş mahalleli gibi bir futbol oynadı.
Maicon zaten ağırlığıyla Galatasaray'a Gençlerbirliği faturasını çıkaran oyuncuydu.
Kulübeden gelen Sinan, Yasin ve Tolga hiçbir sorumluluk almadı, pikniğe gelmiş gibi bir oyun sergilediler..
Bu oyuncular hazır değilse böyle bir maçta neden şans buldular, bunu da anlamak zor. Orta sahada Fernando, Selçuk ve Tolga yana ve geriye oynayarak rakibin ekmeğine yağ sürdü. Okan Buruk ve öğrencileri de bu zaafı çok iyi değerlendirdi doğrusu.
Seleznov, Galatasaray savunması karşısında adeta şov yaptı, her pozisyonda üstünlük kurdu. Akhisar da büyük bir zaferle finalist oldu. Okan hoca ve öğrencilerine tebrikler.

Formayı bırak takıma bak

Türk futbolunun birden fazla problemi var. Altyapı, kulüplerin finansal problemleri, hakemlerin sezon boyunca tartışılan kararları, bütün bunların bir çözümü var. Altınordu ve Bursaspor gibi rol modelleri var. Gerçekten samimi olarak futbolcu yetiştirmek isteyen kulüpler gider, inceler ve uygularlar. Kulüplerin ekonomisi için dilimizde güzel bir deyim var: Ayağını yorganına göre uzat.. Bugüne kadar yönetimler bunu beceremediği için UEFA Finansal Fair Play kurallarıyla ayağımızı yorganımıza göre uzattırıyor. Önümüzdeki sezon Video Yardımcı Hakem ile hakem hatalarının da minimum düzeye ineceğine inanıyorum. Ama bir o kadar fazla tartışma olacağına da inanıyorum.. Bu problemler dışında başka bir sorun da var ki o da başkan, yönetici ve teknik adamların sezon içindeki rekabette birbirlerine karşı kullandıkları yaralayıcı üslup.. Bunun tezahürü de gergin tribünler, sosyal medyada birbirlerine demediğini bırakmayan taraftarlar, öfkenin ve sinir harbinin olduğu yerde birlik beraberlik olmaz. İşte A Milli Takım'ın başarısızlığının temel sebebi de budur. İrlanda Cumhuriyeti ve Karadağ ile iki hazırlık maçı yapacağız. Ne aday kadro konuşuluyor ne de rakipler.. Biz ne yapıyoruz. Hepimiz tekstilci kesildik, hepimiz tasarımcı olduk formaların dizayn ve fiyatı için birbirimize giriyoruz. İşte bu noktada bütün bu tartışmaların uzağında bir adam var. Teknik direktör Lucescu'nun önceki gün TFF'nin 'Maç Kitabı' yayınındaki yazısı kulüplerin rekabetinin üzerinde bir milli takım nasıl inşa edilir konusunda çok pozitif cümleler içeriyordu. Enes ve Cengiz gibi elmasların yurt dışında nasıl pırlantaya dönüştürüldüğü gözümüzün önünde. Yusuf Yazıcı ve Abdülkadir Ömür gibi futbolun baharındaki gençlerimiz de aynı yoldan yürüyecekler. Lucescu, Shakhtar Donestk'te önemli bir sermaye desteği ile bir takım kurdu. Ama 10 yıllık macerasında aldığından daha fazlasına satan ve aynı zamanda kupalar da kazanan bir teknik adam olarak tarihe geçti. Milli Takım'da bonservis yok, onun yerine Lucescu ve yardımcısı Tayfur Havutçu'nun sürekli olarak çıplak gözle maç izleme mecburiyeti var. Bunu da yaptıklarını görüyoruz. Futbolcular ile bire bir iletişim halinde.. Elbette ki 2018 Dünya Kupası'nda olmamak büyük bir acı.. Ama biz bu acıyı gidemediğimiz gün zaten yaşadık. Bu acıyla kavrulmak yerine sizleri Lucescu'nun gelecekle ilgili planlarını okumaya davet ediyorum: "Türkiye'de futbola gönül vermiş herkese sesleniyorum: Amacımız günü kurtarmak değil, geleceği inşa etmek. Türkiye, 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası ev sahipliği adaylığı için çok yoğun mesai harcıyor. Elimizdeki stadyumlar Avrupa'da yok. Futbolun tüm paydaşları, akademilere, altyapıya ve gençlere daha fazla önem vermeli." Bu arada Lucescu "Kalır mı kalmaz mı?" bunu da bilmiyorum.. Bu konuda çok şey yazılıp çizildi.. Mayıs ayında bunu göreceğiz!

21 milyon Euro nasıl ödenir?

Geçen hafta Alanyaspor'a farklı yenilen Başakşehir mi bir haftada kendine geldi, üstün güçler mi elde etti yoksa Fenerbahçe ve Trabzonspor'u yenerek 6 puan alan Beşiktaş mı hep kötü müydü? Ben maç öncesi bu tabloya bakınca, Beşiktaş'ın maçı kazanacağını düşüyordum. Hele de derbi 0-0 bitmişken.. Yanılmışım! Mükemmel bir Başakşehir, çok kötü bir Beşiktaş izledim. Düşünsenize Başakşehir aleyhine bir sürü durum var.. İki önemli futbolcusu yok, 10 kişi kalmış, en iyi futbolcuyu sakatlanıp çıkmış.. Ama Beşiktaş'ı hiçbir şey harekete geçiremedi, motive etmedi. Koca 90 dakikada iki tane şutları var. Bir tane de siyah beyazlı taraftarı heyecanlandıran pozisyon, o da Talisca'nın frikik atışı. Sadece o. Günlerdir Beşiktaş, Talisca'nın durumunu konuşuyor. "Bonservisi alınacak mı alınmayacak mı?" Beşiktaş'ın konusu bu mu şimdi! 21 milyon Euro parayı ödeyebilmesi için Beşiktaş'ın öncelikle şampiyon olması gerekiyor. Bunun dışında Beşiktaş'ın bu kadar büyük bir parayı ödeyecek bütçesi var mı? Yani bırakın Talisca'yı.. Sezon sonu gelsin ne olacaksa olur. Adamın da aklı karışıyor. Topa genelde sahip olan Başakşehir, Beşiktaş'ı öyle küçük alanlara mahkum etti ki!.. Çıkamadı, nefes alamadı Kartal.. Bu alanlarda top yapacak tek adam Quaresma idi. Portekizli futbolcu Beşiktaş'ı da yaktı, kendini de.. En kritik maçlarda oynamayarak büyük zarar verdi takımına.. Lens hâlâ vasat.. Bu gidişle onu hep 'vasat' diye yazacağız.. Tolgay kaleye bile yaklaşamadı.. Beşiktaş dün gece hiçbir şey yapamadı. Şenol Güneş de buna çözüm üretemedi. Başakşehir'i tebrik ederim.. Fenerbahçe- Galatasaray maçının sonucunu lehine çevirmesi gereken Beşiktaş ise büyük bir fırsatı tepti..