CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

Mauro İcardi tüm sorunları çözüyor!

İlk 45 dakika iyi bir Galatasaray vardı. Her şeyden önce 10 kişi birden defans yapabiliyor ve hücuma çabuk çıkıyorlardı. Defans ile hücum arasında da orta saha bağlantısı bu karşılaşmada iyiydi. Zaten birbirlerini tanıyan oyuncuların yaptığı şovlarla çok güzel goller attılar. İlk yarıyı da 3-0 bitirmeleri büyük bir avantajdı. Neden? Çünkü çarşamba günü Şampiyonlar Ligi'nde Kopenhag ile çok kritik bir maç oynayacaklardı. 60. dakikadan sonra teknik direktör Okan Buruk, rahat rahat değişiklikler yapabilirdi. Ancak sarı-kırmızılılar açısından böyle olmadı.
İkinci yarının başında yedikleri gol onları telaşlandırdı. İkinci gol de gelince herkes 'acaba' demeye başladı. Fakat Galatasaraylı taraftarlar, ne zaman 'acaba' dese sahneye Mauro İcardi çıkıyor ve o 'acaba'yı ortadan kaldırıyor. İkinci yarıda Galatasaray zaman zaman kopuk oynadı ve bu bölümde de kalesinde golü gördüler zaten. Haliyle bu maç lig için önemli ama Galatasaray'ın çarşamba günü oynayacağı maçın neticesi sarıkırmızılıların Avrupa maceralarının ne olacağını gösterecek.
Samsunspor, bu sene çok takımın başını yakar. Daha henüz yeniler, ısınma turlarını atıyorlar ama iyi şeyler yapacaklar gibi geliyor bana.
Maçın hakemi Cihan Aydın, genç bir isim. Bu tip seyircinin önünde düdük çalmak zordur ama eğilmeden, bükülmeden düdük çaldı, bravo. Bu gençler hata da yapsalar ben hata olarak bakarım. 'Tilki gibi düşünmedi, çakal gibi hareket etmedi' derim. Hakem için de en önemli şey ona güven duymaktır. Hata yapacaktır ama aynı hatayı iki defa yapmayacaktır.

İki takımın kadrosunda büyük fark var

Maça başlamadan önce Avrupa Şampiyonu olan A Milli Voleybol Takımı'nı tebrik ediyorum. Tırnaklarıyla söküp aldılar resmen şampiyonluğu. Öpülesi eller diyorum ben. Gönülden kutluyorum kızlarımızı. Hepsinin alnından öpüyorum. Hep konuşuyoruz, endirekt vuruş, direkt vuruş ama bizimkiler direkt vuruşu attılar ve kupayı aldılar. Helal olsun onlara.
Bu destansı başarıyı kutladıktan sonra dönelim Ankaragücü-Fenerbahçe maçına…
İki tarafın kadrosuna baktığında arada büyük fark var. Ankaragücü'nün oyuna çıkarıp aldığı oyuncular aynı değil. Bu fark sahaya yansıdı ama bu farkın daha fazla oyuna yansıması lazımdı. Ankaragücü'nün ortaya koyduğu mücadeleyi beğendim. Bunu diğer maçlarda da yaparlarsa ortalamanın üzerinde kalırlar. Fenerbahçe'nin daha farklı oynaması gerekirdi. Golün geldiği dakikalarda gol "Geliyorum" dedi zaten ve sarılacivertliler o golle galibiyete ulaştı. Fenerbahçe, Avrupa'dan cuma sabahı döndü ama bu tempoda oynamak bir bahane değil.
Beşiktaş'ın kadrosu için bunu söyleyebiliriz ama Galatasaray ve F.Bahçe'nin kadrosu daha geniş ve etkili. Avrupa'yı bahane etmeye hakları yok.
Bakıyorsun, yedekten aldığın oyuncu Cengiz Ünder. Böyle geniş bir kadroya sahip olan Fenerbahçe'nin, Ankaragücü karşısında daha farklı bir oyun oynamasını beklerdim. Ankara'da Eryaman Stadı'nın zemini de gerçekten kötüydü. İsmail Yüksek'in gördüğü kırmızı kartın sebebi de tamamen sahanın zemini. Bakmayın yeşil göründüğüne, o zemin çok futbolcunun başına iş açar. Ankaragücü'ne bir stat lazım. F.Bahçe bu maç, bir de önceki Samsunspor deplasmanından iyi sonuçlar alarak döndü. Çok zorlu iki deplasmanda kazandılar. Bakın, rakipleri oralarda puan kaybedebilir. Fenerbahçe Ankara'da önemli bir virajı döndü.

Mancini, Okan Buruk’u aramış!

Galatasaray geçen hafta şampiyon olmuş. Hepsi eğlenmişler. Gelen haberlere göre de sadece iki gün idman yapmışlar. Fenerbahçe'ye bakarsak rakip Galatasaray! Buradan mağlup çıkmayacaksın. Hem de ne olursa olsun ikincilik de önemli, daha da önemlisi haftaya pazar Türkiye Kupası finali var. Ancak sarıkırmızılılar sahaya sanki lig yeni başlıyormuş gibi çıktı, çatır çatır oynadı. İki takım arasındaki fark çok net bir şekilde gözüktü. Bu Fenerbahçe'yi gördükten sonra Türkiye Kupası finali için iyi şeyler düşünmüyorum. Galatasaray bu sene ligi hak etti. Okan Buruk da takımı güzel idare etti. Zaniolo iki hafta evvel çok gereksiz ve futbol aptallığı çerçevesinde yaptığı hareketten atılmıştı ama dün Okan onu yine sahneye sürdü. Hiçbir yerden istihbarat almadım ama Mancini, Okan'ı aradı herhalde. "Ben bu oyuncuyu sana yolladım. Tamam, bu çocuk haşarı ama ben bunu milli takım kadrosuna aldım, sen de oynatsana" demiş midir acaba? Bir şey duymadım ama büyük ihtimalle böyle bir konuşma geçmiştir. Adam tepeden tırnağa futbolcu ama arada kontaklar atıyor. Galatasaray'da görevini yapmayan oyuncu yoktu. Bilmiyorum dikkatinizi çekmiştir herhalde dün gece 22 futbolcu içinde hiç hareket etmeden, kendi kendine ısınan, hiç zorlanmayan bir isim vardı. Kim o, Muslera!
Türkiye'nin iki büyük takımı oynadı ama maalesef hakem bu maçın hakemi değildi. Bu arkadaşı FIFA yaptılar ama bu ikinci sınıf bir hakem. Sahada hareketleri, konuşmaları, yürüyüşü, koşuşu her şeyi ofsayt veya ofsaytımsı!

Seneye bu defansla zor!

Kümede kalan takımların top oynamaya niyeti yok. Bırakın maçlardaki iddiayı bu takımlarda oynayan futbolcular antrenmanları bile zor yaparlar. Beşiktaş'ın ikincilik iddiası var. Onun için asılıyor, çünkü onların bir hedefi var. Bu hafta tamam bütün maçlar aynı gün, bir tek Galatasaray-Fenerbahçe ertesi gün. Gelecek hafta hepsini aynı güne koyarsanız topçular da rahatlar, seyredenler de basın mensupları da.
Beşiktaş rahat rahat oynadı, rahat rahat kazandı. Çünkü karşısında oynayan Kasımpaşa ligi bitirmiş. Düşünün düşme hattında olsa bu maç nasıl olurdu. Ama maalesef. İşte Alman Ligi'ni seyrediyorsunuz, orta sıralardaki Mainz şampiyonluğa giden Dortmund'un yolunu kesti, Bayern Münih şampiyon oldu. Bizde bu 25-30 senede bir oluyor. Aboubakar geldikten sonra Beşiktaş toparlandı. Siyah-beyazlılar gol atıyorlar. Ama seneye bu defans anlayışıyla oynarlarsa çok gol yerler. Şu anda yediklerinden fazlasını atıyorlar. Ama gelecek sezon her şey farklı olacaktır.
Bakıyorsunuz Trabzon'da seyirci az, Kasımpaşa'da seyirci az Ümraniye'de yok gibi. İşin enteresanı bu sene bir İstanbul takımı daha olursa buyrun seneye İstanbul Ligi'ne. Seyircisi olan takımlar ligde yoklar Seyircisiz takımlar belediyelerin de desteğini alarak yukarı geliyorlar. Ama tat vermiyorlar.
Zaten topal bir ligde oynuyoruz. Maalesef planlamalar da rezalet. Salı-çarşamba maçlar koymuşlar. Federasyonun bu, futbolun bu, seyircin de bu. Çok da fazla bir şey beklemek hakkın değil. İnsan bu yazıyı yazmakta bile zorlanıyor. Düşünün 6 tane gol var. Yazıyı yazarken maç 4-2... Dakika 92, maçı yazmakta zorlanıyorsunuz. Beşiktaşlı futbolcular biraz kıpırdıyorlar, Kasımpaşalı futbolcular bitse de gitsek diyorlar. Aynen bizim gibi basın mensupları da bitse de gitsek diyor.

Galatasaray inancını gösterdi

G.Saraylı futbolcular şampiyonluk olayına inanmışlar, iyi oynamak filan hepsi hikâye. Her pozisyonda 3-4 kişi ile rakibe ve topa basıyorlar ve tam sahada bu bazen 7-8 kişiyle oluyor. Rakip de bu baskıyı yiyince ne yapıyor, doğru pas yapacak arkadaşını bulamayınca ileri doğru vuruyor. Zaten Galatasaray'ın da istediği bu. Her ileri vuruşta bir sarı-kırmızılı oyuncu kafayı vurup oyuna hakim oluyor.
Hiçbir an defans güvenliğini bırakmıyorlar. Galatasaray takımında rakibe ve topa basmayan oyuncu yok. Buna İcardi ve Kerem de dahil. Yalnız ortada Torreira diye bir adam var. Adam, sahanın her yerinden rakibe karşı çıkıyor. Rakip için korku filmi gibi. Daha da enteresanı kendisi sinirlenmiyor, rakibi sinirlendiriyor. Sarı kart alma riskini almıyor. Her takıma lazım bir adam. Aldığını sonuna kadar hak ettiriyor. Okan Buruk, oyuncu değişikliğinde 8-10 dakika geç kaldı. Sivaslılar değişikliği yapınca hareketlenir gibi oldu ama Galatasaray'da oyundan düşenler vardı. Sonunda onları aldı. Sivasspor'un sakatı çok tamam da 5 tane yabancı oyuncu yedek kulübesinde oturuyor. Bunları alıyorsan, oynayacaklar. Yani fuzuli para vermişler. Galatasaray için bir maç kaldı. Bu da onlar için büyük avantaj.
Hakem kötü maç yönetmedi ama ilk yarıda VAR çağırabilirdi. Robin'in kartının kırmızı olma şansı vardı. Bu maçın enteresan bir olayı daha var. MHK Başkanı Lale Orta'nın telkin edip, 'Bu hakemi üzmeyelim' dediği adam yine gözlemci (İsmet Arzuman) ama görevini yapan Erol Ersoy maç alamıyor. Bu İsmet Arzuman, Hasan Doğan zamanında bu işlerden el çektirilmişti.

Mantık dışı yorum

İstanbulspor, F.Bahçe maçında olduğu gibi başlamadı oyuna. Galatasaray'la kafa kafaya oynamaya kalktı. Böyle olunca da iki takım karşılıklı rakip kaleye gidip geldi ama fuzuli! İstanbul kalecisinin kurtardığı bir pozisyon yok. Aynı şekilde Muslera'nın da çıkardığı şut yok. Bir tek direkten dönen top var. İlk yarının sonunda pozisyonu bulunca penaltıdan golü yaptılar.
Bu penaltı pozisyonunun yorumunu yapmak lazım. Rashica gelen topa vuruyor, top net şekilde auta gidiyor. O sırada İstanbulsporlu Duhan'ın ayağı, Rashica'nın ayağına geliyor. Benim futbol yorumuma göre böyle penaltı olmaz. Ama kural koyucu diyor ki; ne olursa olsun rakibine tehlikeli bir hareket yapıyorsan ve top oyun alanındaysa penaltıyı vereceksin. Benim yorumuma göre; top oyun alanını terk etmedi ama oyun alanının dışına gidiyor. O top bir başka oyuncu tarafından da oynanabilecek bir bölgeye gitse, o zaman olabilirdi ama kural koyucu böyle deyince hiçbir şey yapamazsın. Mantık harici bir yorum.
İkinci yarıda oyuncu değişiklikleri yapıldıkça ibre G.Saray'a dönmeye başladı. Nereye kadar, Zaniolo oyuna girene kadar. Beyefendi daha oyuna girerken sinirlendi. Neymiş, tekmeliğini takmamış, öyle diyorlar kenardan. Öyle bir pozisyonda atıldı ki inanılır gibi değil!
Aslında hakemin görüş alanındaki bir pozisyon. Zaten hakem gördüğü için sarı kart kullandı. Niye atamadı? Yemedi! Niye? Çünkü büyük takım oyuncusu. Sonra VAR'dan uyarı geldi, beyefendi attı. Ama işte siyah-beyaz hatalar böyle olunca da MHK haftaya maç veriyor. İkinci gol zaten işi bitirdi. Kalite bir goldü.
Torreira çok faydalı. Hem yere sağlam basıyor hem az sinirleniyor hem de rakibi sinirlendiriyor. Kazımcan biraz fazla havaya girmiş. İcardi, her zaman İcardi... Ceza alanında bir defans oyuncusu olarak İcardi'yi "Nerede?" diye ararsan şunu iyi bil ki o sırada gol yapıyordur.

Akıllı, zeki, aptal!

Akıllı, zeki, aptal!.. Herkes bilir bunun karşılığını. Ama şöyle kestirmeden izah etsek; akıllı insan her şeyi teferruatıyla düşünür, az hata yapar, başarılı olur. Bazen yolu uzun olur ama kazanır. Zeki insan; çok çabuk, başarılı işler yapabilir. Etrafındakiler onu önce hayranlıkla izler ama zekinin yanında akıllı olmadığı için hata yapar ve çok şeyler kaybeder. Aptallara zaten çok şey söylemeye gerek yok. Onlar ne yerse yesinler. Ne söylesen hikâye. Etraflarında dönüp dururlar, yardakçı olurlar, herkese önce kul-köle olurlar, yeri gelince de herkes ne kadar aptal olduklarını anlar...

KİMSE GÜVENMİYOR
Geçen hafta cumartesi günü A Spor'da 90+1 programında bazı maçlardaki gözlemciler için konuşmalar yaptım. Ve dedim ki; bende belge de var. 2-3 gün hiç ses çıkmadı. Sonra MHK Başkanı, isim vermeden beni yalanlamaya kalktı. Programı seyretmeyenler için kısa bir özet yapmakta fayda var:
Fenerbahçe-İstanbulspor maçı oynanıyor. Karşılaşmanın iki gözlemcisi var. Statta görev yapan İsmet Arzuman, evde telefondan seyrederek görev yapan Erol Ersoy. Fahiş hatalar yapılıyor, zaten herkes de bu meçı hatırlıyor. Gözlemciler rapor tutuyorlar. Burada biraz duralım...
Yeni gelen TFF Başkanı, hakemlerden memnun olmadığı için UEFA'da olmayan bir sistemi getiriyor, çift gözlemci.




Bu şu demek; 'Gözlemcilere güvenmiyorum.' Bu konuda ona hak veriyorum. Çünkü kimse güvenmiyor. Bu iki gözlemci, kimse ile konuşmadan; buna MHK Komite üyeleri ve TFF yöneticileri de dahil... 3 saat içinde raporlarını yazacaklar ve TFF'ye gönderecekler. Bir tek şekilde konuşabilirler. Eğer koridorlarda sarı ya da kırmızı kart varsa onun için birbirlerini arayabilirler. Nitekim arıyorlar, konuşuyorlar. İsmet Arzuman, Erol Ersoy'a hiçbir şekilde hakkı ve yetkisi olmadan "Sen ne yaptın, raporunu nasıl yazdın. Siyah- beyaz hata yazdın mı?" diye soruyor. Ersoy da "Raporumu yazdım, 3 tane siyah-beyaz hata var" diyor... Arzuman, MHK Başkanı'nı arıyor. Diyor ki "Erol Ersoy üç tane siyah-beyaz hata yazacak." Bu sefer Lale Orta, Arzuman'a diyor ki "Söyle bu hakemi ezmeyelim, ona göre rapor yazsın." Erol'dan gelen cevap net; "Ben raporumu gönderdim." Zaten yazışmaları tablo olarak göreceksiniz. Bakınız İsmet Arzuman denen eski hakem, Hasan Doğan Federasyonu'nda Hasan Doğan tarafından o meşhur operasyonla kenara konan hakemlerden biri... Ne yapıyor bu vatandaş. Hakem aleminin dışına çıkıyor, 3 kulüple menajerlik yapıyor. Bu şahıs tekrar gözlemciliğe, tekrar hakem alemine dönüyor. İşin rezilliğine bakın.
Dönelim rapor işlerine... Bu olaydan sonra Erol Ersoy bir daha maç alamıyor. Bitmedi; Lale Orta, Erol Ersoy'u UEFA gözlemciliğinden atıyor, kendini yazıyor. Hem de geldikten bir hafta sonra. Bu ne acele kardeşim. Treni mi kaçırıyorsun. Bunun gibi raporunu Lale Orta'nın istediği gibi yazmayan, Murat Ilgaz, Sabit Hacıömeroğlu ve herhalde Cem Papila'ya da görev verilmiyor.
Yani görevini iyi yapanlar ceza alıyorlar, eyyamcılık yapanlar maçlara gidiyorlar. Bu olaydan sonra İsmet Arzuman biri derbi olmak üzere 4 karşılaşmaya gitti.

KONUŞMAYI AÇIKLIYORUM!
Ey TFF Başkanı, sana sesleniyorum! Bu rezillik olduktan sonra, bu gözlemciler ve MHK Başkanı'nı çağırıp, olayın ne boyutta olduğunu öğrendin mi? Elinde büyük imkânların var. İstersen bu üçlünün telefon görüşmelerine de ulaşabilirsin.
Ey TFF Başkanı! Ben sana Ankara'da genel kurul salonunda daha başkan seçilmeden söyledim. Bu hakemler adamı kayığa bindirir, fış fış kürek çekerek, seni açığa götürüp denize atarlar dedim. Bundan önceki MHK Başkanları'nı da TFF Başkanları'nı da bu hakemler götürdü.
Operasyon yapmak isteyen MHK Başkanları, operasyon yapılacağı andan itibaren hepsi gönderiliyor. İstifa ettiriliyor ama hakemler kalıyor. Hem de aynı isimler. Bu organizasyonun içinde bazı kulüp başkanları da var. Bu orta oyunu, yıllardır oynanıyor. Nitekim bu başkanın da gidişi bunlardan olacak. Hep birlikte göreceğiz.
Şimdi yazının sonuna geldik. Erol Ersoy'la İsmet Arzuman'ın mesajlarını okuyacağız:
Erol (Ersoy): İsmet (Arzuman) sarı kart takip formunu gönderir misin?
Tamam göndermişsin.
İsmet (Arzuman) : Abi Lale başkanla görüştüm, 'hakemi destekleyelim' der. Bilgin olsun. Erol: Ben raporu gönderdim.
Ey sevgili okurlar, bütün bunları okuduktan sonra, MHK Başkanı Lale Orta'yı hangi kategoriye sokarsınız. Akıllı mı, zeki mi, aptal mı? Kararı siz verin?..

Oyun hakemi zorlamadı

Bu yazıyı kaleme almaya başladığımda dakika 86'ydı ve maç 2-1'di. Bu ana kadar karş-ı laşma için genel yorumum şu; derbiyi kazanması gereken takım Beşiktaş, kazanmaması gereken taraf Galatasaray… Ama işte bu futbol; belli olmaz. Maçı hem izliyorum hem de telefonda yazdırıyorum. Dakika 55; G.Saray'da hiç oynamayan iki isim var: Mertens ve Oliveira… Acaba 2. yarı kımıldanırlar mı dedim ama kımıldanamadılar. Beşiktaş da rakibinin üstüne geldikçe geliyor. Peki kulübedeki teknik adam ne yapıyor? Hiçbir şey. Beşiktaş bu arada farkı da açabilir ama onlar öne geçtikten sonra maalesef telaşlı top kullanmaya başladılar. Aboubakar etkili değildi. Çok top ezdi ve arkadaşlarına rahat pozisyonlar hazırlayamadı. Cenk çok çalıştı, iyi işler yaptı. Ama Beşiktaş'ın en iyisi Fernandes'ti. İyi yerlere girdi, topu ayağına aldı, mızrak gibi orta sahayı da geçti, defansın üzerine yüklendi. Bakınız; maç boyunca Beşiktaş kalecisinin kurtardığı bir pozisyonu söyler misiniz? Ya da Galatasaray'ın ahlar vahlar içinde kaçırdığı bir pozisyon! Yok… Muslera geçen karşılaşmalarda oyun kurmaya kalktı ve takımı gol yedi. Aynı şeyi dün de yaptı, yine gol yediler. Akıllanmamışlar. Son 7-8 dakikaya girildiğinde artık Gomis'i kullanacaksın. Seni son dakika golleriyle buraya getirdi. Hem arkadaşları için hem de rakip takım için önemli bir isim. Okan Buruk bunu neden yapmadı anlayamadım.
Hafta içi bu kadar baskıya rağmen bence hakem iyi işler yaptı. Hoş Galatasaray, Beşiktaş'ı oynadığı futbolla zorlayamayınca tek taraflı futbol oynandı. Bu da hakemin işine yaradı. Beşiktaş puan kaptırsa ya da kaybetseydi futbol adına yazık olurdu. Tam yazının sonuna gelmiştim. Etkili olmadığını söylediğim Aboubakar, güzel bir top buldu ve geç de olsa tabelayı 3 yaptı. Bu mağlubiyet kesinlikle Okan Buruk'a yazar. Oyunu okuyamadığı için.