CANLI
SKOR
Rıdvan Dilmen

Rıdvan Dilmen

Bu kadroyla bu kadar!

Fenerbahçe 4-5'inci haftadan sonra bir tarz oluşturdu. Bunun sonucunda 18 maçta 43 puanı cebine koydu. Ligde de tek mağlubiyeti olan tek takım....
Oyuna gelince...Takımın bazı alışkanlıkları oldu. Ekranları başındaki Fenerbahçeliler, "Biz kazanamayacağız" diyor. Sonra uyuta uyuta 3-0 oldu maç. Bunun sebebi ne? Biz Fenerbahçe'yi yorumlarken şöyle bir 5'li görüyoruz: Kalede Volkan, önünde Kjaer-Kadlec ve onların önünde de Souza ile Mehmet Topal. Tam 4 tane duran top dışında ofansı zayıf oyuncu var. Fenerbahçe'nin bekleri Tosic ve Beck olsa rakip kaleye gidemez. İlerde de Markovic yetenekli ama sıfır gol atmış. Bir tek Nani kaleye gitmeye çalışıyor. Ama bu takım bu yapıyla zaten bunu oynar. Daha fazlasını oynayamaz. Hele ki bekleri olmasa tüm maçları 0-0 biter. İyi tarafı pozisyon vermiyor, bulduğunu da atıyor. Antrenör de istediğini alıyor. Mesela Simon Kjaer sezon başı çok eleştiriliyordu şimdi çok mu toparladı? Hayır... O zaman önünde Diego Ribas oynuyordu şimdi Josef de Souza ile Mehmet Topal. Sadece Kjaer'in şimdi defosu ortaya çıkmıyor.
Fenerbahçe, kanatlarda Caner- Markovic, Gökhan-Nani gibi çalım atan oyuncuları olmasına rağmen pozisyon üretemiyor. Bunun sebebi de merkezdeki oyunculardan kaynaklanıyor. Bu dizilişle deplasmanda zorlanacaktır Fenerbahçe ama içerde de kazanacaktır. Tabi Fenerbahçe'nin gol pozisyonu adeti 5'i geçmeyebilir ama başarıya giden yolda bu meşrudur diye düşünüyor antrenör. Bu formatla 1 mağlubiyet aldı, ciddi şekilde gol pozisyonu vermiyor. Ama deplasmanlarda arıza çıkabilir mi? Çıkar.
Hakem hatalarına gelirsek... Hakemlerimizin her gün geriye gittiğini görüyoruz. Futbolcuların önüne geçtiğini de. Ama sadece bu maçla ilgili değil. Fenerbahçe'nin bir tane net penaltısı var. Ulusoy'un kafasında kaldı, itirazlar da geldi ve gitti gereksiz bir penaltıyı çaldı. Sonuçta Fenerbahçe'nin kaderini etkileyecek bir penaltıyı vermedi Ulusoy, diğerini verdi. Yani hatayı hata ile örttü.
Şu gerçeği gözardı edemeyiz. Hakemlerin psikolojisi bozuldu. Eğer sokaktaki, kahvedeki adam bir pozisyondan sonra, "Bir dahakine verir, birazdan telafi eder" diye düşünüyorsa bu psikolojinin bozulduğunun göstergesidir...

Skoru aldı ama ya oyun?

Galatasaray için, "Biz son sözü söylemedik" lafı belki bir atasözü oldu... Oyuncular, muhakkak hesap yapıyordur. Bir de taraftarı motive etmek için kullanılmış bir cümle.. Bunu gerçekleştirmek için ne lazım... Skor... Skoru aldı Galatasaray... Ancak ortaya konan oyun da önemli. Galatasaray'ın attığı gollere saygılıyım ama Sivasspor zayıf bir takım görüntüsü veriyor. Bu ligin standartlarında değil.
Galatasaray, ilk yarıyı 2-0 önde kapattı.İkinci yarıda Galatasaray'dan beklenen, coşkuyu artırıp Sivasspor'u kendi sahasına kapatmaktı. Galatasaray'ın sezonun ilk yarısındaki zaafları aynen devam ediyor. Dinamik değil, sert değil. Rakip takım ikinci bölgeyi çok rahat geçiyor.. Hatta stoperlerini bile ceza sahasına sokabiliyor. Mustafa Denizli geldikten sonra minik minik arayışlardan ciddi rötuşlara gitti. Defansa Denayer ve Chedjou'yu koydu. Hakan'ı ise sol beke kaydırdı. Sağ açıkta Sinan'ı, sol tarafta ise Olcan'ı tercih etti.
Galatasaray'da Burak konusu hassas bir duruma geldi. Taraftarın yarısı tepki gösteriyor, yarısı ise sahip çıkıyor... Bu Burak için çok zor bir duygudur. Burak'ın ya yaşam koçuna ihtiyacı var ya da bir psikoloğa danışması lazım. Arkadaşlarının davranışı da hoşuma gitti. Selçuk penaltıyı kullanmayıp arkadaşına verdi. İlk yaşam koçluğunu Denizli yaptı.. Hiç yuhalanmasıydı belki de Burak'ı çıkaracaktı. Ancak tribünden gelen tepkiler üzerine Mustafa Denizli oyuncusunu kazanmak adına oyundan çıkarmadı. Burak'ın Galatasaray'a hizmetleri yadsınmaz ama sonuçlar kötü gittiğinde büyük takımlarda ilk önce tepkiler eski oyunculara gelir. Burak'ın iyi bir huyu var, her şeye rağmen oyundan hiç kaçmıyor... Kötü huyu da var, sürekli faul yapıyor ve sarı kart görüyor. Burak'ın işi kolay değil. Taraftarın kendi oyuncusuna sahip çıkması gerekiyor. Bir kısım taraftarın sahip çıkması da önemli... Eğer tepkiler devam ederse Burak kaybolur gider. Bu işten Galatasaray da büyük zarar görür.
Bu yarayı iyileştirmek taraftara düşüyor.
Umut da aynı şeyleri yaşıyor. Ama ne yaptı Umut, kırık bir burunla oyuna girdi, ilk topla buluşmasında rakip ayağını havaya kaldırdı, o kırık burunla kafasını tekmeye soktu... Böyle oyunculara sahip çıkılması lazım. Artıların yanında eksilere de bakmamız gerekiyor. Yediği gole baktığımızda İbrahim içeri kat etti, kesti. Oyuna yeni giren David Texeira uzun boylu olmamasına rağmen kafayla golü attı. Uluslararası düzey için Galatasaray savunması kısa kalıyor. Bu Galatasaray için önemli bir zaaftır.. Galatasaray, Fenerbahçe'den 14 gol fazla atmış ancak maç fazlasıyla 7 puan geride... Bu savunma zaafının belgesidir.

Acıma,acınacak hale gelirsin!

Büyük takımların ortak bir yönü vardır. Fenerbahçe'yi yazarken Aragones sezonunu dışarıda tutarak, 'Yarışın hep içinde kalıyorlar' demiştim. Bunun sebebi şuydu, sezon ortalarında ilk kez o kadar puan farkı yediğinden dolayı kopmuştu o takım. Galatasaray için de aynısı geçerli. Gerets ve öğrencileri, 2006'da 83 puan toplayıp şampiyon oldu. İlk yarıyı 41 puanla kapatmışlardı. G.Saray aynı Gerets'le ikinci sezon ilk yarıyı 30 puanla kapatınca o sezon 56 puanda kaldı. Bu 27 puanlık fark, büyük takımların sezon ortalarına doğru kopmalarından kaynaklanır. Herkesin 25 maçı varken Galatasaray'ın her maçı final diyordum. Büyük takım, farkı 3-4 puandan fazlasına çıkartmamalı. O fark sezon ortasında 6'ları geçtiği zaman oyuncu, antrenörü ne derse desin, 'Şampiyon olamayız' diye düşünür. Mustafa Denizli demeçlerinde 'Enselerindeyiz' diyordu ama biliyorum ki oyuncu böyle düşünmez.

DENİZLİ'NİN GÖREVİ İMKANSIZA YAKIN...

Denizli, geldikten sonra doğal olarak deneme yanılma yoluna gitti. İlk olarak Emre Çolak'ı oynattı. Fakat sonra onu düşünmedi, belki de gönderecek. Tarık'ı Sabri'nin de önüne koyup kadroya aldı. Tabii başarılı olup olmadıklarını değerlendirecektir. Mustafa Hoca, Türkiye'de kredisi en yüksek teknik adamlardandır. Puan farkı 5'ken 11'e çıktı. Evet, geriden gelip şampiyon olduğu da oldu ama Denizli'nin Beşiktaş'ı 2009'da sadece bir takımla çekişiyordu, o da Sivasspor'du. Şu an bir takımla çekişmiyorsunuz. Galatasaray, devreye 4 puan geride girip üstüne bir de rakibine yenildiği F.Bahçe'yi gelip geçmiştir. F.Bahçe 9 puan farktan Beşiktaş'ı geçmişti ama orada tek rakip vardı. Şimdi imkansıza yakın zorlukta bir görev var.

3-4 KİŞİYİ GÖNDERİP 3-4 TRANSFER YAPARDIM

Ben olsam ne yaparım? Yanlış anlaşılmasını istemem ama 3-4 kişiyi gönderip 3-4 oyuncu alıp dengede götürmeye çalışırım. Emre Utkucan yönetimindeki izleme komitesi muazzam. Dünyanın her yerine dağılıyor, izliyorlar. Önemli raporlar verdiklerini düşünüyorum. Bugünle birlikte yarının da kadrosunu planlamak lazım. Mustafa hocaya bir önerim var. Acıma, acınacak hale gelirsin. Bunu, kötü anlamda yazmıyorum. Bu sözlerimden Hamza Hamzaoğlu'nun kulakları çınlamıştır. O da, "5 oyuncu istiyorum" demeyi bilirdi ama G.Saraylılığından dolayı, "Aman kulübe zarar gelmesin" diye düşündü.

"1987-1988 SEZONUNDAKİ RIDVAN'I HATIRLADIM"

Mustafa Denizli şimdi şunu düşünüyor: "Benim bu yılı da kurtarmam lazım." Bir yandan ise 18 yaş grubundan söz ediyor. Donk doğru transfer ama bundan sonra olacak oyuncular kimler, bütçe ne bilmiyorum. Oyuncu alınmalı mı, alınmalı. Bu takımın psikolojisini toparlamak, coşkusunu artırmak çok güç. Çünkü artık oyuncu artık bu sene şampiyon olamam diye düşünüyor. 1987/88 sezonundaki Rıdvan'ı düşünüyorum şu anki durumdan sonra. Kazandığımız maçtan sonra Fener geliyor derdik, sonra öbür hafta hop, beraberlik ya da mağlubiyet. Ona benzer bir dönem yaşıyor Galatasaray, Gerets'in ikinci sezonunun ikinci yarısı gibi. Şimdi alacakları karar daha arzulu, coşkulu ve önümüzdeki yıllarda da takımda olacak futbolcular getirebilmek. Hem bu sene lige tutunmaya çalışırken geleceği de düşünecekler Kolay bir şey değil...

DURSUN BEY KARAR VERMELİ

Transfer istemek veya yazmak yerine bunu gerçekleştirmek elbette daha zor. Dursun Bey'in tarafından bakarsak gerçekten şahsi kredilerini kullanan, kulübün borçlarını kapatmaya çalışan bir başkan profili izliyoruz. Çok zor kararlar bunlar. Yoksa işin kolayı borçlandırıp bir sürü oyuncu almak. Daha önce bunları yaşadık. Başarı gelmezse bu da riskli bir karar oluyor. Bu yüzden daha farklı düşünebilir bu konuda...

BARCELONA'DA KALICI OLACAK

Dile kolay, Arda Turan dünyanın en iyi takımında oynayacak... Barcelona'da oynamak için birçok büyük kulübü geri çevirdi ve beklemeyi göze aldı. Bekleme sürecindeki Milli Takım performansına baktığımız zaman, özel maçta dahi oynamadan maça çıkıp oynamak zordur. Ama o ruhunu verdi. Bugünden itibaren çok büyük bir kulüpte oynayacak. Arda'yı Barcelona'ya iki faktör taşıdı: Yetenek ve gelişme... Yetenekli bir oyuncu çünkü top kaptırmıyor.
Bunun için ne lazım? Güç lazım… Bunu sağladı.
Yetenek tek başına yetmeyeceği gibi sadece çalışmak da yetmez. Çalıştıkça her gün gelişim gösterdi. Ayrıca en büyük şansı Diego Simeone, Fatih Terim, Ersun Yanal gibi çok iyi antrenörlerle çalışması oldu. Barcelona'da en kötü ihtimalle 12. adam olduğu kesin. Diyelim ki bir final maçına çıkacak Barcelona, teknik direktör Enrique; Messi, Neymar, Suarez üçlüsünü bozmaz.
Onlardan biri olmadığı zaman Arda'yı düşünecektir.
Arda sadece ileri üçlünün alternatifi olarak da düşünülmeyecek. Orta sahada üçlü oynadıkları zaman Busquets'in yeri yüzde 100 garanti. Onu asla bozmaz. İç oyuncularına gelirsek sağ içte Rakitic, sol içte Iniesta var. Bu iki oyuncunun formu ya da formsuzluğuna göre Arda o bölgede formayı alabilir. Enrique'nin bir diğer alternatifi olan üçlü orta sahayı 2+1'e çevirmesi halinde Rakitic ile Busquets ikilisinin önünde de hocası Arda'yı tercih edebilir, forvet arkası oynayabilir.
O yüzden Arda, Barcelona'da kalıcı olur. Arda 7 numarayı aldı. Ondan önceki 7 numara Pedro bulmaca gibiydi. Hocası kenardan sokarken "İş yapar mı, yapmaz mı" diye düşünüyordu. Sezon başında Chelsea'ye gitti. Arda'nın ne oynayacağını bilirsin. Bundan sonra Luis Enrique 'Eyvah' demeyi bırakacak. Neymar bir maç olmayınca, 'Eyvah, kimi oynatacağım' demeyecek. Suarez mi yok? Messi'yi forvete çekersin, Arda'yı onun bölgesinde oynatırsın, sola ya da sağa rahatlıkla koyarsın. Rakitic'te problem olduğunda da çözüm Arda olur, 2+1'e dönüp forvet arkasında onu oynatırsın. Yalnız bir endişem var, şimdi bir anda maç ritmine girecek, uzun süredir oynamıyor.. Allah, Arda'yı sakatlıktan korusun.

Kartal'ın sistemine döndü

Fenerbahçe, ilk yarıda koparabileceği maçı kendisi zorlaştırdı. Rakibin beraberlik golü sürprizdi ve panik yarattı takımda. Bu da gol pozisyonlarında kendisini gösterdi. De Souza, Markovic ve Ozan ile 4-5 tane kolay gol kaçtı. Beşiktaş yenilgisinden sonra sadece Gaziantepspor'a puan vermiş, 40 puan toplamış bir Fenerbahçe vardı ilk yarıda. İkinci yarıda da en büyük rakibi sahasına gelecek. Bu da şampiyonluk şansını yüzde 50'lere getiriyor. Galatasaray'ı da düşünüyorum ama yukarıdaki ikili hata yapmazsa işleri zor. Ayrıca oyuna da bakıyoruz. Ortada bir kupa var. Beşiktaş kaliteli oyunuyla, Fenerbahçe de mücadeleci sert ama tırmalayan oyunuyla istiyor kupayı. Fenerbahçe bu maçta yine sert ve mücadeleciydi. Ama geçmiş haftalara göre daha iyi yaptığı bir şey vardı; pozisyona girdi.
Tek farklı olsa da, istekli, coşkulu oynayarak, kaliteli olmasa da kazandı. Çünkü eksiklikleri yaratıcılıktı. Fenerbahçe'nin, Fernandao ve Nani gibi silahları da yoktu bu maçta. Bence Pereira'nın Caner kararı da doğruydu. Sonuçta onun ortası ile gol oldu.
Az gol atmasına rağmen Fenerbahçe'nin oyununda gelişme var. Pereira, İsmail Kartal'ın sistemine döndü ve puanlar üst üste gelmeye başladı. Geçen sene de Fenerbahçe 39 puan toplamıştı. Avrupa'da devam ediyor, kupada 2'de 2 yaptı. Pereira'nın karnesi kötü değil. Beşiktaş bugün ligi koparamadıysa bu Fenerbahçe'nin arzusunu, hedefe kitlendiğini gösteriyor.
Şunu söylüyorum;
1-Fenerbahçe'nin iki tane oyuncu alması lazım. Pereira, Ozan'ı içte oynatmadığı için söylüyorum; iki yönlü oynayabilecek, delici bir orta saha.
2- Yeni bir Kuyt...Neden mi? Bugün bir sürü karambol oldu. Onları tamamlayacak, çizgide oynayabilecek içeri girebilecek bir oyuncu olmalıydı. Çünkü Fenerbahçe'nin kanat oyuncuları golcü değil, çizgide oynuyorlar. Yani kenar ve santrfor oynayabilecek bir isim alınmalı.
Sivasspor'un ise bir forvet alması şart. Enaramo bitirmiş işi... Ayrıca bir kaleci ve bir de orta saha..

Beşiktaş koparmalıydı

Beşiktaş takımı yorgun... Bu da çok doğal çünkü en yüksek tempoyla oynayan takım Beşiktaş. Top rakipteyken hep topa doğru koşan oyuncular, kazandıkları zaman da hep öne doğru oynamaya çalışıyor. Tabii ki bu da efor gerektiriyor. Rhodolfo ile Gomez arasındaki mesafe açılınca rakip de oyuna ortak oluyor. Dolayısıyla kısa da olsa bir istirahat zamanı gelmişti. Konya maçından sonra bu fırsatı bulacaklar. Bazı oyunculara zaman zaman çok yük biniyor. İki yıldır rekora koşan bir deplasman performansı var Beşiktaş'ın. Belki bir rekordur, 8 deplasman dile kolay: 7 galibiyet, 1 beraberlik… Ligin ikincisi Fenerbahçe'yi yenmiş etti 9, üçüncüsü Galatasaray'ı yenmiş 10, lig dördüncüsü Başakşehir'i de yenmiş, etti 11. Aslında ligi şu anda bitirmiş olması gerekirken bu noktada Fenerbahçe'nin de başarısı ortaya çıkıyor. Hemen dibinde. Ligin daha 16. haftasında bu deplasman ve büyük maç performansı üçüncü ve dördüncüyle farkın açılmasını sağladı. Demek ki Vodafone Arena'da oynayamamanın verdiği dezavantaj ortada...

Galatasaray üç oyuncu almalı
Hamza hocadan sonra Mustafa Denizli döneminde puan farkı açıldı ama bunu ona bağlamak haksızlık olur. Şu anda deneme yanılma yöntemiyle gidiyor. (Oyunun son bölümünde Semih'i sağ bek kullanması gibi.) Chedjou'yu niye orta saha kullandı diye sormam çünkü kadroda orta sahada oynayıp defans da yapabilecek oyuncu yok. Bilal ve Selçuk oraya yumuşak kalıyor. Devre arasında kesinlikle 3 tane transfer yapılması lazım. Konuşulan isimlerden Donk son derece doğru. Ekonomik durumu bilmediğim için fazla yorum yapamayacağım, transfer işi kolay değil ama ekonomik ölçülerde iş yapabilecek bir santrfor gerekiyor. Sadece Burak ve Umut'la hem Avrupa Ligi, hem kupa, hem de ligi götürmesi güç gözüküyor. Burak, sakatlığı düzelmeden oynamamalı ki öyle de oldu. Verimde problemi var sakatlığı yüzünden. Oyuncular özellikle de yabancılar kulübü düşünüp gerekirse izinlerinden fedakarlık yapıp devre arasını iyi geçirmek zorunda. Mesela araya çıkışta giren Olcan, Semih gibi isimler var. Podolski'nin gol sayısı kadar performansını da artırması lazım. Evet gol atıyor, istekli ama oyun içerisinde kopuk kopuk oynuyor. Sağ bekteki soru işaretini de kafadan kaldırmak lazım. Mevcut kadrodan bir çözüm bulunabilir ki Denayer mutlak suretle kazanılmalı. Sabri veya Denayer öncelikle orada düşünülmeli.
Son olarak Mustafa Denizli yardımcılarını doğru seçmeli. Eşofmanla değil, elbiseyle olmalı. Tabii ki antrenmanlarda müdahil olacak, özellikle taktik konularında ancak ekibi muhakkak oyuncuların fiziğini üst düzeye getirmek zorunda.

F.Bahçe'ye yeni Kuyt lazım
Fenerbahçe sezon başından çok farklı. Kadro ve oyun yapısı ile fazla pozisyon vermiyor rakiplerine. Ayrıca maç trafiği de fiziki açıdan artı olarak dönüş yaptı. Ofansif yönünü geliştirmesi lazım, bunu yaparsa ki bu orta sahadaki birkaç rötuşla olabilir, sezon sonuna kadar yarışta olur. Ama öyle bir santrfor olacak ki zaman zaman kanatta da oynayabilecek. Markovic, Volkan Şen tarzı değil, Kuyt tarzı biri...

2 puanlı sistem olsa…
Bu ligde sert ve sıkı oyunun yanı sıra organizasyonun da iyi olacak. Burada olmak istiyorsan organize olmak zorundasın. Takımlardaki saha dışı dağınıklıklar sahaya da yansıyor... Ligin zirvesinde; bir tanesi hızlı ve hücum oynayarak aynı zamanda zevk vererek, riskli oynayan bir takım; bir de genelde tek farklarla 24 puan alan, tok bir takım va.r.. Hücum futbolu mu şampiyon yapacak, ortalama futbol mu? Çok nadir bir sezon geçiriyoruz. Yıllar boyunca böyle bir sezon olmadı. 2 puanlı sistem olsa imzamı atadrım Fenerbahçe şampiyon olur diye... Vitor Pereira'nın demecine katılıyorum, kendilerine daha fazla saygı gösterilmeli ama daha fazlası için ofansif yönünü de geliştirmeli.

Sezonun en kötü Beşiktaş'ı

Beşiktaş, geride kalan 16 hafta itibariyle en kötü futbolunu oynadı. Aslında 4-5 haftadır iyi değildi ama buna rağmen skor alabilmek önemli... Oyuncu değişikliklerine baktığımız zaman Oğuzhan ve Quaresma çıktı belki ama sahada iki tane daha gol çıkarabilecek oyuncu var: Gomez ve Sosa. Fedakarlık yapmak zorunda kaldı maçın gidişatından dolayı ama Sosa veya Oğuzhan'dan biri çıkmamalıydı. Gökhan Töre'nin bir problemi olduğu kesin. Ya sakatlık problemi var, ya idmanlarda problemi var ya da başka bir şey... Beşiktaş dün şunu yapamadı, Ömer Üründül'ün tabiriyle bloklar arasında dengeyi koruyamadı. Osmanlıspor'un içeride 1 galibiyet, 1 beraberliği var fakat Beşiktaş geldiği için yine deplasman gibi oynadı.
Maç Osmanlı'nın lehine gelişti. Osmanlıspor ikinci topları topladı, Beşiktaş savunma hattı da çok geride kaldı. Beşiktaş, bu kez baskı yapamadı ve bütün problemi bu doğurdu. Beşiktaş normalde böyle oynamıyor. Stoperleriyle santrforu arasında 40 metre olurdu. Bireysel anlamda iki stoperin kötü oynadığı, Beck'in ve İsmail'in en vasat maçında, kısacası şu savunma hattıyla kazanabilmek de başarı. İlk golde hatası vardı Tolga'nın. Çok tereddütler içerisinde çıkıyor.
İlk yarı bu hafta bitti diyelim. Şöyle bir tablo çizelim. Bir takım düşünün lig lideri ama rakibinden 1 puan önde. İkinci Fenerbahçe'yi yenmiş. Üçüncü Galatasaray... Yenmiş mi, yenmiş. Dördüncü Başakşehir, onu da yenmiş. Üstüne bir de 8 deplasmana çıkmış, 7'sini kazanmış, diğerinde de berabere kalmış. Fakat aynı takım içeride 16 puan almış. Deplasman ligi yapsan lider 22, ikincinin 17 puanı var. Çarpıcı bir örnek Beşiktaş için ama bunda bir tehlike de var. Üç rakibini yenip kopamıyorsun ve hafif hafif düşmeye başladın. Tolgay bireysel idmanlar yapıyor deniyor ama Tolgay şu haliyle 17 Ocak'ta oynamaz. Yakalamaya çalışıyorsun, denge buluyorsun, bir de geriden kovalıyorsun. Takımda bir çözülme var ama 'gong' yetişti Beşiktaş'a. Devre arası geliyor.
Osmanlıspor'u çok diri, canlı, sert ve sıkı gördüm. Sezonun en iyi toplarından birini oynadılar. Bursaspor'a 3, Mersin'e 4 attı. Galatasaray'ı deplasmanda yendi. Beşiktaş altın buldu dersek doğrudur şu maç için...

Sarı kartlar art niyetli

Fenerbahçe 8 kez tek farkla galibiyet aldı.
Söylemesi basit duruyor ama 8 kere 3, 24 eder.
Tek atıyorsunuz, 24 puan alıyorsunuz. 16 haftaya bakılınca attığı gol sayısı fazla değil ama tek golle de olsa kazanmayı bilmek çok önemli. Fenerbahçe'de kaleci Volkan Demirel maç boyunca hemen hemen yatmadı. G.Birliği bir teknik adam değişikliği yaşıyor. "Tüm kadro değiştirileceğine hoca değiştirilir" denir ama bence G.Birliği'nde bu tam tersi olmalı.
Artık kadro değişmeli. Maddi sorun da yaşamıyorlar, İlhan başkanın bunu değerlendirmesi gerek. İlhan bey maç sonunda Fenerbahçe'yi değerlendiriyor, harcadığı parayı söylüyor. Bunu biz yazar olarak değerlendirebiliriz ama İlhan beyin kendi takımı var.
Daha önce çok kez yendi kendinden güçlü rakiplerini.
Bu tip bir değerlendirme yapması doğru değil.
Fernandao sırtı dönük top alır, indirir ama esas etkinliği kenardan geldiği toplarda. Gol de tam istediği tipte bir pozisyondu, kenardan gelip kafa vuruşuyla bitirdi. Caner'in oynamamasına gelirsek... Caner konusunda Vitor Pereira'nın adaletli bir seçim yapıp Hasan Ali'yle devam etmesi doğruydu.
Beğendiğim bir oyuncu ama bu durumu Caner düşünmeli.
Souza ile ilgili takıntılı olmak istemem ama o bölgenin oyuncusu değil. Savunmasını yaptı, Mehmet Topal'a yardımcı olmaya çalıştı.
Bu 16. hafta sarı kartları masum değil.
Tüm lig için söylüyorum. Fernandao iyi niyetliydi ama Alves sarı kart görmek için çok uğraştı.
Neredeyse hakeme "Bana niye sarı vermiyorsun" diyecekti. Art niyet aramayalım da; kulüpler bu oyunculara izin vermesinler, göndermesinler. Yine de kimsenin günahını almak istemem, biz yine iyi niyetli düşünelim! Fenerbahçe'de Gökhan Gönül ve Mehmet Topal'ın hızlı yükselişi devam ediyor.
Takım dolu dolu oynamıyor ama mücadele ediyor.
Heyecan ve keyif vermiyor ama 37 puan var. Bu hücum eksikliğini Pereira çözmeli. Buna karşın puanın yüksek olması Beşiktaş gibi bir takımın gerisinde kalmamak adına önemlidir.
Mete Kalkavan ve Ali Palabıyık için şunu söylemek isterim... Özgüven ile şımarıklığı ayırmak lazım. Profesyonel hakemlik önemli bir adımdır deniyor. Ne kadar kazanıyorlar bilmem, Allah daha çok versin. Fikir olarak diyorum ki liglerde maç yönetenlerin ücretini profesyonel olanlarla dengeleyin.
Kimsenin parasında gözümüz yok. Birisi 30 bin, diğeri 3 bin alıyorlar olmaz, psikolojisi bozulur. "Aman ha, hata yaparsam sorun olur" dedirtmemek lazım.

Podolski, Ali gibi
Galatasaray 2 kez 2 farklı öne geçti. Sorgulamaları gereken, bir Anadolu takımıyla 3-1'den 3-2'ye yakalanmak mental ve fizik olarak değerlendirmek lazım. G.Saray'ın kazanması doğaldır, zorlanması da doğaldır. Denizli savunma yapısını bozmaktan vazgeçmeli. Muslera dün kötü goller yedi. Denizli 'şu maçları kazanalım da çok kötü oynadın desinler' pozisyonunda şu anda. Podolski dediğin adam golcü. Maçta bazen kayboluyor bazen kendini unutturuyor ama boş bıraktığınız her an pat diye gömüyor. Muhammet Ali gibi... Muhammet Ali, 12 raund dans eder, bekler, bir tane vururdu. Umut ise her şeyden önce problemsiz oyuncu.

Dört dörtlük santrafor

Beşiktaş iyi top oynadı, hakkıyla kazandı. Ama siyah-beyazlılar, Günay'dan dolayı savunmasını öne çok çıkaramadı. Daha tempolu oyun kurabilirdi ama hep bir tedirginlik vardı.. Bu tedirginlik de kaleci kaynaklıydı. Beşiktaş taraftarı sonuç için mutludur. Ama Galatasaray taraftarının tabii ki mutsuz ve mutsuzluğun sebebi yenilgiden, skordan, şampiyonluk yarışından uzaklaşmaktan değil; sarı-kırmızılı formanın performansından kaynaklanıyor… Beşiktaş taraftarı mutlu ama burada Avrupa Ligi'ne bir veda var. Ama bu veda kadro derinliğini düşünürseniz, çok da sorun değil gibi… Şu an şampiyonluk yarışı iki takım arasında geçecek gibi duruyor (Beşiktaş-Fenerbahçe)…

İSMAİL'İN KONDİSYONU MÜTHİŞ

Ben İsmail Köybaşı'nı çok beğendim. O kadar depar attı, yorulmadı. Düz koştu, dripling yaptı, yetmedi, sıfıra kadar inip sağ ayağı ile gol kaçırdı. Yani tam anlamıyla kondisyonu müthişti. Sol bekin birinci görevi nedir? Savunma yapmak... İsmail, Lukas Podolski'yi bitirdi, oynatmadı ama onu savunarak değil, hücum ederek oynatmadı! Ersan çok üst düzey bir stoper olarak görünmez ama oynamadığı zaman "Bir dakika" derim. Takımın dengesi bozuldu Ersan yokken... Tosic tamam, milli takım oyuncusu ancak olmadı Beşiktaş'ta… Bu arada Ersan ile Rhodolfo birbiriyle uyumlu oyuncular. Birbirlerini anlayabiliyorlar. Bazen "Uzun toplara ben çıkayım" diye paslaşıyorlar. Biz Ersan'ın değerini oynamadığı zaman anladık. Beşiktaş bir gelişim kaydediyor. Bakın bu sezon Oğuzhan'ı kazandı ve Mario Gomez diye bir golcü aldı. Lizbon'da atıyor, derbilerde atıyor, yay civarında kaleyi gördüğü zaman vuruyor. Tam anlamıyla santrfor. Bu sıralar çok da formda değil ama işini iyi biliyor. 11 golü var. Az mı bu rakam, değil. Bu arada Beşiktaş'ta santrfor oynamak da avantajlıdır. Takım hücuma öyle bir geliyor ki, anlatamam.

GÖKHAN, KİLOLARA BİRAZ DİKKAT!

Futbol ilginç bir oyun... Güneş'in oyuna aldığı iki isim bir anda skoru değiştirdi. Yalnız Gökhan Töre'nin kilosuna biraz dikkat etmesi gerekiyor. Biraz kalın gördüm, ondan daha iyi performans bekliyorum. Golde de bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.. İkinci golde Quaresma oyunda yoktu, kulübeye gelmişti. Normalde Quaresma oyundan çıkarken trip atan, yüzünü değiştiren bir futbolcudur. Ancak yerine giren Gökhan Töre golü attığında tel örgüye, taraftarın yanına en önce o koştu… Ben popülist konuşmayı sevmem ama Quaresma için konuşurum… Takıma uymaya başladı. Takım "Ben sana uyamam Quaresma, sen bana uy" dedi. O da büyük bir gelişim gösterdi. Bu Beşiktaş adına önemli.

'OLEY' YEMEK G.SARAY'I ACITIR

Mustafa Denizli bence Olimpiyat'a kaybetmemeye gitmişti, Chedjou'yu ön libero oynatarak… Galatasaraylılar, maç sonu Denizli'nin yaptığı konuşma ve hakem açıklamalarından mutsuzdur… Bu takım, Atletico Madrid deplasmanında 'oley' yedi, Olimpiyat'ta Beşiktaş'tan 'oley' yedi. Hakem hata yapmış olabilir ama bu forma 'oley' yemez. Hocanın ilk önce onu düşünmesi lazım… Denizli tabii hakem için açıklama yapacaktır ama takım 'oley' yiyor... Taraftarı o duruma düşürmek can acıtır. Mustafa hoca, "Ben altıncılıktan takımımı şampiyon yaptım" diyor ama o sezonu düşündüğümüzde puan farkı sadece Sivasspor ile vardı. Yani Fenerbahçe, Galatasaray devrede yoktu. Sivasspor ile çekişmek farklı, Fenerbahçe ve Galatasaray ile çekişmek farklı! (2008-09 sezonunun devre arasında Sivasspor 37 puanla lider, Beşiktaş ise 31 puanla altıncı sıradaydı.)

TAKIMIN SİLKELENMESİ LAZIM

Mustafa hoca şunu söylese anlarım; "Devre arasında yapacağımız operasyonlarla çıkışımızı yaparız." Mustafa hocanın, evinde oturup Kasımpaşa, Bursaspor ve Astana maçlarını acil izlemesi lazım. Şu anda Galatasaray'ın gardı düşmüş durumda ve Mustafa Denizli de bunu görüyordur muhakkak. Mutlaka bunu kendi dünyasında düşünmeli. Bu takımı silkelemeli. Gerekirse transferlerle silkemeli... Bu sonuç Denizli yüzünden oldu demek doğru değil. Zaten kendi de buraya gelmeden işlerin çok iyi gitmediğini biliyordu. Ama şu bir gerçek, işler daha da kötüye gidiyor. Hoca bunu önlemeli. Mutlaka devre arasında 4 tane oyuncu alması lazım Galatasaray'ın... Taraftarı heyecanlandırması gereken oyuncular lazım.

BAZEN BİR DOKUNUŞ YETEBİLİR

Sezen Aksu çok değerli bir sanatçıdır. Peki neden 30-40 yıldır Sezen Aksu'dur? Çünkü önemli bir değerdir… Şimdi son dönemlerde bir parça var, 'miş miş' diye, Simge hanımefendi parçayı yaparken bir yerde takılmışlar, Sezen hanıma gitmişler ve burada takıldık demişler... Sezen hanım da saniyede cevap vermiş, 'miş miş, mış mış' koyun demiş… Şarkının adı değişti. Bakın bir dokunuş yetti. İşte Sezen Aksu'yu, Sezen Aksu yapan nokta bu... Galatasaray'a bakalım, Chedjou ön liberoda ama puan olarak rakiplerin gerisindesin... Şimdilik hocanın pansumanları tutmuyor. Siz Denizli iseniz bunu hak etmişseniz, şampiyon hoca iseniz, sizden de Sezen Aksu'luk bir dokunuş beklerim. Mustafa Denizli, bu takıma bir 'miş miş, mış mış'lık bir dokunuş yapmalı...

Galatasaray'a 4 tane transfer lazım

Mustafa Denizli bundan sonra ne yapacak bilmiyorum ama şu görüntüde tren kaçacak.

Öncelikle şunu söyleyelim; Maç sabaha kadar oynansa Galatasaray ancak Günay'ın hatasıyla ve Muslera'nın olağanüstü performansı ile kazanabilirdi. İlk yarıda 11-12 hücum yapan Beşiktaş var sahada. Bunların 4 tanesini Muslera çıkarıyor 90+3'te Galatasaray hala 0 (sıfır) pozisyon. İkinci yarının başında Galatasaray'ın rakip yarı alanda pas yapması oyunu rahatlattı. Ama maç yine Beşiktaş lehine giderken, birden piyango vurdu Galatasaray'a. Fakat sahanın en iyisi diyeceğimiz Muslera da yenmemesi gereken bir gol yedi Gomez'den. Beşiktaş da golden sonra tedirgin oldu, "Genç kaleci bir hata daha yaparsa" diye... Ama baktılar rakip gelmiyor ve baskıyı arttırdılar. Bana göre de haklı bir galibiyet aldılar.
Geçen sezonun üç kupalı takımına ne oldu? Sonuçta Galatasaray ilk kez Beşiktaş'a kaybetmedi. Ama Galatasaraylılar rahatsız...Niye? Teknik direktör değişti ama iyiye gideceğine geri gidiyor takım. Oyuncuların reaksiyonu sıfır, coşku hiç yok. Astana maçında taraftar her şeyi gördü. Dün de G.Saray 1-0 kazansa sadece skora sevinecek, 1-1 bitse sevinmeyecek.
Neden biliyor musunuz? Çünkü takımın Galatasaray'ı temsil ettiğini düşünmüyor. Galatasaray'da taraftar skordan, şampiyonluk yarışından uzaklaşılmasından değil sahadaki reaksiyonsuzluktan rahatsız. Taraftarını mutlu etmek için en az 4 tane heyecan verecek, oynayacak transfer yapması lazım Dursun Özbek'in risk alıp... Yoksa gün gün geriye gidiyor Galatasaray... Şampiyonluk yarışı iki takıma kalacak gibi görünüyor. Beşiktaş'ın başarısını da göz ardı etmeyelim. İki ezeli rakibini de yenmiş, iyi top oynamış ve ligi forse etmeye çalışıyor. Bir kaleci alınacak devre arasında, Tolgay ve Veli geliyor...
Avrupa'da da oynamayacaklar. Olihmpiyat'ta da..
Maçlarını 18-20 bin kişilik Başakşehir Stadı'nda oynayacaklar. Denizli'ye de mesajım olsun; Bir takım bir teknik direktöre dahi reaksiyon gösteremiyorsa sebebi olmalı. Hamzaoğlu zamanında önde baskı kuruyor, tepki veriyordu bu takım.
Mutlaka Denizli de bunları görüyordur. Ama bir şey daha hatırlatayım. Galatasaray Madrid'de oley yedi, dün de...
Taraftar bunu kabullenmez...
Mustafa Denizli ne yapacak bilmiyorum ama şu görüntüde tren kaçacak.
Kısaca bu maçta galibiyete ihtiyacı olan G.Saray'dı ama 'Sanki yenemezsem, şampiyonluğu kaybedeceğim" diyen bir Beşiktaş ile oynadılar ve hak eden kazandı.

Bu orta saha ile olmaz...

Abdullah Avcı, Badji'yi ilk yarı bittiğinde çıkarmalıydı. Bekir olmadığı için 'İdare ederim' diye düşündü ama idare edecek pozisyonda değildi. Çünkü iki tane üst üste faul yaptı. İlk yarının sonunda yaptığı faulde de ikinci sarı karttan atılabilirdi. Hakem de baskı altındaydı. Ve ikinci yarıda 69'da oyundan atılana kadar geçen 24 dakikada Badji oyuna hiç müdahale etmedi; seyretti... Avcı kumar oynadı, risk aldı ama ne olursa olsun çıkarmalıydı oyuncusunu... Çünkü Badji'nin atılmama ihtimali yoktu. Yılların tecrübesi bir antrenörün bunu görmesi lazımdı. Maça gelirsek... 60 dakika boyunca üstün oynadığı hatta ilk yarıda tek kale oynadığı maçta ceza alanına giremedi Fenerbahçe. Ve dakikalar 57-58 olduğunda Fenerbahçe düştü, 8-9 dakikalık sürede Başakşehir ibreyi lehine çevirdi. Fenerbahçe de rakip kaleye gidemedi. İşte o ara Badji atıldı.
Ardından;
A- Başakşehir geri çekilmek zorunda kaldı ve Avcı mecburen defansif bir orta saha olan Rotman'ı aldı oyuna.
B- Fenerbahçe moral buldu. Oyun açıldı ve Markovic üst üste pozisyonlara girdi. Ardından Nani golü attı.
Alves de golden önce inanılmaz bir ters top attı. Ayrıca kaleciyi etkilemedi mi etkilemedi mi bilinmez ama Van Persie ofsayttı. Ancak bir kaç hakem dostumuz ile görüştük, "Kaleci ile Van Persie arasında mesafe var ve ofsayt değil" dediler.
Aslında Başakşehir biraz daha gol pozisyonu üretebilirdi ama Fenerbahçe bunu engelledi. Ama zaten üretmiyor bu orta saha ile bari engellesin. Ben üçlü orta sahadan ikisini oynatırdım ilk 11'de. Benim için 'oyuncuya taktı' diyorlar ama bu böyle. Bu üç oyuncu çalım atamaz, anahtar pas atamaz. Maç boyu Josef'in bu taktikle etkin olma şansı yok. Bu oyuncuya da haksızlık. Benim gözümde Fenerbahçe orta sahası Topal-Ozan ve Diego'dur...Veya Topal'ın yerine Josef...
Fernandao'yu çıkarmazdım ancak yaptığı hareket de olmaz. Babasının malı değil o forma. Fenerbahçe'ye gelmişsin, kenarda Var Persie kalmış, hoca seni tercih etmiş. Gol sesini soyunma odasından mı dinleyeceksin? Bir de maç 0-0 ve oyundan yarım saatte çıkmıyorsun. Bunu yapamazsın. Böyle bir tarz üzücü. Ama giren-çıkan protesto ediyorsa antrenör de kendini yargılamalı. Bu giriş-çıkışlar kontrol altına alınmalı. Fenerbahçe'de bir şey daha var. Önde oynayan üçlüden sadece 1'i banko: Nani... Alper, Markovic, Van Persie, Fernandao... Bu oyuncular gelecek hafta oynayıp oynamayacaklarını bilmiyorlar.
Kısaca, 11-11'e oynarken, 57-58'den sonra Başakşehir'in kırmızı kartına kadar, ondan önce de kontrol tamamen Fenerbahçe'deydi. Ama maç Başakşehir'e dönmek üzereyken Badji gitti.