CANLI
SKOR
Rıdvan Dilmen

Rıdvan Dilmen

Pereira'yı kutlamak lazım

Fenerbahçe hakikaten de bu yıl itibariyle izlediğim en iyi Fenerbahçe'ydi.
Teknik direktörden futbolcularına kadar tek tek kutlamak istiyorum. Fiziki kalite umduğumun çok çok üzerinde, rakibin hemen hemen pozisyonu yok. Fenerbahçe iyi başlayan ama sonra tempo düşüren bir takımken bu maçta Kızılderili Apaçiler gibi bastırdı, maç boyunca nefes aldırmadı. Sürklase etti rakibini. Fenerbahçe Avrupa kupalarında bana göre tok takım olarak, Avrupa formatına uygun oynuyor. Benim zamanımda 3 yiyip dönüyordu. Bu oyun için fizik kaliten yüksek olacak. Van Persie'nin hareketli ve top tekniğinin yüksek olması da pozisyonları sağlıyor.
Van Persie ilk golde ön direğe koşu yaptı, Souza geldi. Fernandao gider atar ama rakibini taşımaz. O gol atmaya gider.
Van Persie öldürücü deparla alanı boşalttı, stoperi götürdü. Hareketli forvetle oynamak takımın coşkusunu da artırır. Kötü oynayan bir oyuncu yok.
Fakat ayıracağım isimler var:
Caner, Alves, Kjaer ve Gökhan...
Fenerbahçe kariyerlerinin en iyi oyunlarından birini çıkardılar. Alanı çok iyi daraltmasalar zaten Souza da öne koşu yapamayacaktı, goller olmayacaktı.
Oyun dar alanda oynanınca rakip alana iyi koşular yapıp doğru yerde golleri yaptı. Teknik direktör Vitor Pereira'yı kutlamak lazım. Van Persie'yi de anlamak gerekiyor ama. Van Persie diyor ki takım iyi oynuyor, benim de oyunum iyi. Bence Van Persie çıkmamalıydı.
Pereira'ya saygısızlık yapmak istemiyorum, kendimize göre küçük kusurları da söylüyoruz. Kasımpaşa maçında Van Persie'yi çıkardığında Fernandao'yu sokmak isteyebilirsiniz. Orada Fernandao'yu düşünebilirsin.
Bu maçta çıkarmamak gerekirdi.
Yorgun değil çünkü oyuncu. Ne gerek var çıkarmaya?
Haksızlık yapmak istemem ama moralle oynayan oyuncuları tam iyi oynarken çıkarmak kötüdür.
Fenerbahçe takımı top rakipteyken 5 üzerinden 5, top kendindeyken 5 üzerinden 4.
Fenerbahçe'de golde 3-4 kişi ceza sahasındaydı. Bu, maça ne kadar önem verildiğini gösteriyor.
Pereira'ya maç başında 2-0'ı versen kabul ederdi ama bu oyuna 2-0 az bile kaldı. Tur yüzde 75 cebinde gidiyorsun Moskova'ya gidiyorsun. Maç fazlasıyla da olsa ligde lidersin, kupada yarı final kapıda, Avrupa'da turun eşiğinde.

Ağır dahi olsa Tosic oynamalıydı!

Başakşehir çok iyi bir taktik disipliniyle oynadı. Bu da Beşiktaş'ın hücum kapasitesini kısıtladı. 7 gün içinde 3 maç oynayacak Beşiktaş. Başakşehir, Mersin ve Gençlerbirliği maçında puan kaybedilebilecek en makul maç buydu. Taktik ve oyun disiplinleri, kapasiteleri... Genel anlamda organizasyonu iyi bir takım. Ligin dördüncüsünden söz ediyoruz şu an, Galatasaray'ı da geride bıraktı. Geçen hafta 3-1'den geri gelip 3-3 berabere kaldılar Bursaspor'la. Böyle bir takımdan 2-0'dan 2-2'ye getirip puan alabilmek önemli. Lig gözüküyor ki sezon sonuna kadar çekişmeyle devam edecek.
Fenerbahçe'nin önünde Bursa deplasmanı var. Bu maç da seyircisiz olmasına rağmen zor geçecektir. Bursaspor seyircisi iyi bir topluluk ama garajda bile oynasalar orası tehlikelidir. Fenerbahçe'nin kültüründe de bir deplasman fobisi var. Görünen o ki Fenerbahçe-Beşiktaş derbisine kadar çekişme kafa kafaya sürecek...
Başakşehir rotayı Avrupa Ligi'ne çevirdi, Sivasspor "Ne oluyor" dedi. Puan aslanın ağzına geldi, savaşlar başladı. Başakşehir de puana ihtiyaç duyan bir takım, hedefi var. İkinci devrede her maç artık sert geçiyor doğal olarak.
Abdullah Avcı, Beşiktaş nasıl durdurulur sorusunun cevabını şöyle vermiş: Oyunu sıkıştırayım, ayağa pasa uygun oyuncularım da var. Kontra silahlarım da var: Doka, Visca... Top rakibe geçince geriye de geldiler. Maçı uyuttular belli bir süre. Savunma kapasitesi var. Mehmet Batdal da Necip ve Alexis'in boy dezavantajını iyi kullandı. Vücudunu koydu, o pozisyonda Alexis topu göremez. Sarı kartı da vardı, indiremez de... Rhodolfo yok, Ersan da yok, takım kısaldı. Avrupa'nın üst düzey takımları seremoniye bir çıkıyor, dev gibi. 1.90 metre civarı hepsi. Beşiktaş artık taç kenarlarında ve yay civarında faullere çok dikkat etmeli. Dün Beşiktaş ilk kez kafa golü yiyorsa bu tesadüf olamaz. Teknik olarak çok etkiliyor takımı.
Uyum sorununu bir an önce aşmaları için Konyaspor maçında rotasyon yapmasına rağmen tandemde Marcelo-Alexis'i oynattı. Elbette biz olduktan sonra yazıyoruz, Şenol hoca da Marcelo'nun atılacağını bilse oynatmazdı. Beşiktaş'ın hücumda problemi yine olmadı, attı 2 tane. Necip'e joker diyoruz ama stoper değil. Çabuk değil, süratli diyemeyiz, havadan güçlü değil. Ağır dahi olsa Tosic'i kullanabilirdi hoca. Bu tercihini doğru bulmuyorum.

Mustafa hoca testereyi çıkarmalı

Açıkçası bu sonuç benim için sürpriz değil. 14-15. haftalarda hemen hemen görüyordum bu tabloyu. Tıpkı Erik Gerets'in ikinci sezonu gibi, 82 puan alan takım bir sezon sonra 56 puan almıştı. Böyle suni, küçük galibiyetlerle "Aa oluyor mu" dersin ama oyuncular çoktan kabullenmiştir. Bence Galatasaray taraftarı bu maça pek rağbet etmedi. Bu sezondan beklentileri yok. Teknik direktör Mustafa Denizli için zor günler. Avrupa'yı, Lazio eşleşmesini düşünüyorlarsa bile bu takımı ligde de formda tutmak lazım.
İlk yarı bittiğinde sol stoperin ve sol bekin sarı kartlı. Hoca Carole'u çıkardı ama Semih'i de çıkarmalıydı. Yapabilirdi, yapmalıydı. Ben iddia ediyorum, Galatasaraylı oyuncular iki hafta sonra oynayacağı takımı bilmiyordur. Akhisar maçında 1-0'dan 2-1'e getirdiler çünkü iddia var kupada. Burada doldur boşalt dışında bir çaba yok. Ben Mustafa hocayı tanırım, acımasızlık derecesinde operasyon yapabilecek bir testeresi vardır. Hoca testereyi vuramıyor, onu da görüyorum. Böyle devam edilirse hoca da tartışılmaya başlanır. Hoca radikal değişiklikleri yapabilecek bir isim. Bu zaman yapılmayacaksa ne zaman yapılacak? 29 gol yemiş Galatasaray, ligin bitimine 13 hafta var.
Mustafa hoca maçta Donk'a nasıl dayandı şaşırdım. Dünkü hakemde gördüğünü çalan bir profil gördüm. Oynatmaya çalıştı, zaman zaman sarı kartları es geçti. Mustafa Denizli'nin yapmadığını hakem yapıp Donk'u atmalıydı. Çok yanlış işler yaptı. Bir mucize peşindeyseniz Donk'la oynamazsınız, Bilal'le oynarsınız. Pas alışverişi yaparsınız, hücum denersiniz. Yenilebilirsiniz. Peki şimdi yenilmediniz mi? Tabii burada şöyle yapsa, böyle yapsa diye yazmak kolay, o da Avrupa'yı düşünüyor. Bu zamana kadar yapmadığı radikal işleri erteliyor ama artık yapması lazım. Bu şekilde kendine zarar veriyor.
14 Şubat'tayız. Eğer büyük takım bu tarihte iki kupada devam ediyor, ligde havlu attıysa dikiş tutmaz, olmaz. Motivasyon düşer. Takım uçmuyordu belki ama iniş çıkışlar vardı. Mustafa hoca geldiğinde coşkusu, enerjisi ve açlığıyla "Ben geldim" dedirtmeliydi. Bu aslında Denizli meselesi de değil. Geriye gitti Galatasaray. 5'ti fark, 15 oldu. Şöyle risk alsaydı, TRT'de yorum yaptığı, gözlem yaptığı günlerde düşündüğü gibi... Gerekçeler var ama her şeye rağmen "Bam" diye vuracaktı hoca, "Sen değil o, şu değil bu oynayacak" diyecekti. "Aman belki ligde gideriz" dedi, olmadı. "Avrupa'da gider miyiz?" diyor şimdi de. Belki hayal dünyasında dört tane kelle koparıyor.
Mersin İdmanyurdu eğer kendine güveni olsa bu maçta 5'e bile gidebilirdi. Yaptığı değişiklikler skoru korumaya yönelikti. Ümit Özat'ın bu konuda bir gerekçesi var. Bir risk alarak küme düşme potasında, kriz halindeki bir takımın başına geçti. Ümit hocanın eli takıma değmiş. Oyuncular antrenörün kontrolünde oynuyor. Pozisyon her durduğunda yerlerini anlatıyor. Takımın coşkusunda bir dönüş var. Elindeki Nakoulma'sı dört büyüklere gol atmış. Demek ki geniş alan oyuncusu... Geniş alan yakaladığı zaman, bu tip maçlarda etkili oluyor. Bir yaşam mücadelesine girmiş durumdalar.

Diego boşa benzin yakıyor

Kasımpaşa, Fenerbahçe gibi çok geniş bir kadrosu olan takım değil. İlk devredeki başarılı oyunu oynayan takımdan sakat ve cezalı isimleri çok olunca farklı oldu. Kadıköy deplasmanı zordu, yaralı bir takıma karşı oynadılar. Fenerbahçe bir tokat yedikten sonra hemen toparladı. Bursaspor deplasmanı öncesinde kazanmak istedi. Takımın derhal toparlanması, Mehmet Topal ve Josef de Souza'nın yokluğuna rağmen bunu yapması önemli. Benim futbol felsefemde bu ikisinden biri fazla ama birini aradı. İkisini birlikte ömür boyu aramam! Ozan Tufan ilk yarıda etkili oynadı. Pereira'nın yaptığı en büyük hatalardan biri onu forvet arkasında sırtı dönük oynatmaya çalışmasıydı. Ozan'ın özgürlük bölgesi sırtı dönük değil, yüzü dönük oynayabildiği yerlerdir. Serbest oynamak Diego, Alex, Hagi gibi isimlere özgüdür. Aradaki farkı ayırt etmek gerekir.
Sahanın en iyi oyuncusu kim dersek; tartışmasız Gökhan Gönül'dü cevabını veririm. Son bölümlerde birkaç top kaybı yaptı ama çok eforlu oynadı. Alper de hakikaten harika bir gol attı. Bacak arası çalımı bilerek attı ama rakibin ayağına çarpsa kornere de gidebilirdi. Diego'nun pasında ben Alper'e asist yazmam. Orada hüner var bir kere.
Boluspor'da sağ iç oynardım, 8 numara. İç oynarken tempo yüksek olacak. Acayip de koşuyordum. Maçtan sonra "Ben ne yaptım" diye düşünüyordum, bir şey bulamıyordum. Daha sonraki maçlarda belki daha az koşmaya başladım ama daha çok şey yapıyordum. 26-27 yaşından sonra tecrübe kazanırsın. Fakat Diego bugün bunun aksine bedava benzin yaktı. Alex'in farkı neydi? Kendi fiziğini biliyordu. Diego'nun gol ve asist sayısı çok çok az. Tehlikeli bölgeye girmeden önce basit oynamıyor. Dönüyor, bir daha dönüyor. Her yol açık, Büyükdere Caddesi'nden ineceğine, "Sahilden gideyim, bir de Ortaköy yapayım" diyor.
Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın da iyi tarafı darbe alsa da toparlanabiliyorlar. Beşiktaş, Trabzon'a kaybetti ama çok çabuk toplandı sezon başında. Krizleri çabuk geçtiler. Antrenör de son 20-25 dakikalık bölümde tamamen Lokomotiv Moskova maçını yaşamaya başladı. Bu yaptığı da doğruydu. Açıkçası Fenerbahçe ve Kasımpaşa'nın teknik direktörleri ilk yarının son dakikasında maçın bittiğini biliyordu. Hem penaltı, hem de kırmızı kart çıktığı an bu belliydi.

Beck stoper oynayabilir

Fenerbahçe, Antalyaspor maçını kazanmış olsaydı puan farkı 8 olacaktı ve ister istemez iki gün sonra oynayan Beşiktaş'ın üzerinde bir baskı oluşabilecekti. Ama baktığınızda, Beşiktaşlı oyuncular kendilerinden çok emin ve ciddi görünüyorlar. Bu Beşiktaşlıların hesapları tabii. Aralık ayının sonundan beri lig maçı oynamayan bir takımın bu kadar hazır bir durumda olmasını, teknik direktörün başarısı olarak görüyorum. Hem de büyük bir başarısı... Bir de şu konuya değinmemiz gerek. Normal şartlarda Avrupa'da Bayern Münih, Real Madrid ve özellikle Barcelona, skor 4-0 iken rakip alanda oynamayı seviyorlar. Ligimizde uzun yıllardır bu tipte oynayan takım yoktu. (Bizim dönemimiz, Fatih Hoca'nın dönemindeki Galatasaray ve Metin-Ali-Feyyaz döneminde Beşiktaş da böyleydi) Ama şimdi Beşiktaş böyle oynamaya başladı. Tıpkı Avrupa devleri gibi… Skorla alakaları yok. Oyun boyunca öne oynuyorlar. Skorboarda hiç bakmıyorlar bile.
Şimdi Beşiktaş'ın önünde iki önemli erteleme maçı var ve yeni transferler o karşılaşmalarda oynayamayacak. Mersin ekibi saygısızlık olarak almasın ama Beşiktaşlı oyuncular, Mersin maçını da cepte görüyorlar bence. Necip-Tosic tabii ki o bölge için Şenol Güneş'e alternatif oyuncular. Ama ben hocanın yerinde olsam bir-iki antrenmandan sonra Beck'i stoper oynatırım. Mesela kupadaki Konya maçında deneyebilirim. Sonuçta lig uzun maraton. Yarın bir gün sıkıntıya düşebilir. Tabii hoca yeni ikilinin alışması için böyle bir hamle de yapmayabilir. Ama bana göre Andreas Beck'i ihtiyaç halinde stoper oynayabilecek özellikleri var gibi.

Kapris çekmeyip bir forvet almalıydı

Beşiktaş'ta Rhodolfo'ya çok geçmiş olsun. Bir ritim bulmuştu ve şanssız bir sakatlık yaşadı. Franco, Milosevic ve Ersan gitti... İki stopere kaldılar. Bugün Başkan Fikret Orman'a sorsalar bence Ersan Adem Gülüm'ü Çin'e göndermezdi. Ama burada bunların hesaplanması lazım. Mesela bir örnek vereyim, ben Fenerbahçe'nin yerinde olsaydım devre arasında ne Fernandao'nun ne de Robin van Persie'nin kaprisini çekerdim. Bütün şartlarımı zorlar bir santrfor alırdım. Çünkü şampiyonluk yarışında Beşiktaş ile teke tek kaldılar. Elinde iki yarım santrfor var ve kenardakilerin bu bölgede oynama özelliği yok. Bence almaları gerekirdi.

Bu oyun Güneş'in farkıdır

Şu maçı izleyen herkes keyif almıştır. 4 gol yiyen Gaziantepspor takımı oyunun son bölümünde çözülmüş olmasına rağmen küme düşecek bir görüntü vermedi. Fenerbahçe'nin yenilmesi, zaten coşku problemi yaşamayan Beşiktaş'ta bu coşkuyu daha da harlamış. Maçın özetini yapayım: Uzatmalarda altıpasta pres yapmaya kalkıyordu, Şenol Güneş bile 'biraz yavaş' dedi İsmail'e. İlk maçı 4-0 kaybetmiş, ikinci maçta 4-0'la dengeyi kurmuş, şimdi tur için gol arayan bir takım gibiydiler. Mario Gomez, İsmail'e bir pozisyonda pas vermek yerine orta yaptığı için kızdı, skor 4-0.
Quaresma, "Ah şöyle bir maçı kaçırdım" diye üzülüyordur. Bir futbol resitali vardı. Gaziantepspor'un 0-0'ken bulduğu bir pozisyonu Tolga engelledi. Hünerli vuruşlar da yaptı Gaziantepliler. Bir panik olabilir takımda, kaldı ki Rhodolfo da sakatlanmış. 2-0'ken iki tane kritik pozisyon çıkardı. İlk yarıda iyi olmamasına rağmen gayretli olan Gomez, ikinci yarıda golleri de buldu. Göğsüyle aldığı pozisyonda topu öldürdü. Normalde o top seker, elle istesen alamazsın. Kalite bu...
Şenol hocaya da bir parantez açmak gerekir. Şampiyon olursun, olamazsın. Şenol Güneş'in takımları hep aşama kaydediyor. Bursaspor, Trabzonspor, Milli Takım, Beşiktaş... Bu takımlara bir el değdi. Geçen seneden kalma bir alışkanlık var ama bir kat daha iyi Beşiktaş, bunun mimarı da kesinlikle Şenol Güneş'tir. Oynattığı oyun, verdiği felsefe, dağıttığı adalet... Bugün Quaresma'yı bekletmek, oturtmak kolay değildir.
Maça giderken kaleciden ne beklersin? 3 top gelse 3'ünü de çıkarsın. İsmail'in performansının üzerine var mı? Marcelo'nun ayağına baktım, ayağı iyi... Alexis kısa bir stoper ama çabukluğu var. Beck'in standardı var, işini yapıyor. Atiba'yı geçtim, o hep iyi! Oğuzhan büyük oyuncu. Mario Gomez sözleşmesinde 50 gol atarsa para alacakmış gibi oynuyor, hep istiyor. Bu takımda hiç kimse daha iyi oynamaz. Aralık'tan beri lig maçı oynamıyorlar bir de. Biz 103 gol attığımız sezonda "Aslında 150 atardık" derdik takımımızda, ben bunu Beşiktaş'ta da görüyorum.

Porto, Shakhtar modeline dönelim

60 dakika boyunca oyun, Konyaspor'un istediği gibi oynandı. Konya üç kez 4 yedi bu sene, biri Galatasaray, biri Beşiktaş, birisi Başakşehir'den. Kalan 17 maçta 12 gol yemişler. Ziraat Türkiye Kupası'nda da 8 maçta 3 gol yemiş. 60 dakika bunu gördük. Pasta rakiple yüzde 50-50 oynuyor. Galatasaray'a karşı Aykut Kocaman son dönemde maçlar kaybetti. Yavaş yavaş ritmini buldu. Son 30 dakikada tarzının dışına çıktı. Daha doğrusu çıkarıldı. Galatasaray vites yükseltti, ikinci yarı Olcan ile Sabri'yi oyuna soktular. Donk da biraz daha önde baskı yapınca 3-4 pozisyon buldular, tehlikesiz bir dönem geçirdiler.
Ev sahibi takımların silahları şut ve kanatlardan inmektir. Rakip yarı alana yerleştiler, oynatmamaya başladılar. Sol öndeki oyuncuyu çıkarıp sol bek Mehmet Uslu'yu koyarak çift bekle savunmaya gitmek zorunda kaldı. Aykut hoca son bölümdeki oyunu beğenmeyecektir ama buna zorlayan da Galatasaray'dı. İlk 60 dakika izlemeyenleri son 30 dakika kandırır ama 2-3 de atabilirdi son bölümde. Yine de toplamda inancını kaybetmiş bir takım hüviyetinde gördük Galatasaray'ı. 'Şampiyonluk yarışında yokuz' fikri bilinçaltına yerleşmiş. Maalesef her hafta yazıyorum, bundan sonra bu tip maçlar göreceğiz. Türkiye Kupası'nda, Lazio maçında daha farklı, daha motive bir takım görebiliriz. Yalnız oyunculara bir uyarım var; eğer maç seçmeye başlarlarsa fizik olarak da geriye gidecekler. Büyük takım oyuncuları 18-20. haftalarda "Bari hedefi kupaya yöneltelim" derler. O maç trafiğinde fizik olarak düşerler, sakatlıklar da gelir.
Hamzaoğlu gittiğinde puan farkı 5'ti, şimdi 12 var. Beşiktaş 3'te 3 yaparsa olacak 16.
Mustafa Denizli için de zor, o da Burak'ı kaybetmek istemez. Burak'ın satış operasyonu için yanlış demedim, hatalı dedim. Hatalı olan yerine oyuncu koyamadan yollamaları. Burada şöyle bir gelişme oldu. West Ham'ın kiralık teklifi Galatasaray'ın işine gelmiyordu. Tercihini İngiltere'den yana kullanmak isteyen Burak, West Ham'a gidemeyince Çin'i kabul etti. Artık yaşı da belli bir yere geldi, 31 yaşında... Çin eğer yaşı yüksek yıldızları alacaksa, bundan sonra Sneijder, Van Persie gibi isimler oraya gidecekse biz de Porto, Shakhtar modeline dönelim. Görelim, iyi izleyelim, yatırım yapalım. Süper Lig için bir imkan olacak. Böyle görmek lazım meseleyi...

Savunarak bitiremezsin

Antalyaspor dün Fenerbahçe karşısında oynadığı oyun, girdiği pozisyonlar ve attığı gollerle 3 puanı yüzde 100 hak etti. Ben Antalyaspor'u bu maça hazırlayan kişiyi özellikle tebrik ediyorum. Öncelikle bunu belirtelim. Fenerbahçe'nin kötü olduğu bölgeyi, zaafını yakaladı ve bunu çok iyi değerlendirerek istediğini almayı başardı.
Aslında Antalyaspor çok şey yapmadı. Fenerbahçe'nin zayıf karnından vurdu. Yani ikinci bölgede pres yaptı. Fenerbahçe'yi oynatmadı. 'Maçta ölmenin bayılmadan farkı yok. Ben bir kere öleyim, rakibin üzerine gideyim' demişler. İleride baskıyı kurdular ve rakibe nefes aldırmadılar. Zaten Fenerbahçe'de pres yediği zaman bu presi çözemeyen oyuncular var.
Ayrıca Antalyaspor'da Eto'o sakatlanarak oyundan çıkana kadar muhteşem bir performans sarf etti. Olağanüstü bir çaba ortaya koydu. Fenerbahçe bir yerde takılacaktı. Bu Antalya'da oldu. Zaten Fenerbahçeliler şu ana kadar oynanan oyundan mutlu değildi. Rekorları alt üst eden ama mutlu etmeyen bir takım vardı. Şunu vurgulamamız gerekli; Fenerbahçe'nin mevcut kadrosunun dün rakibe üst üste 9 pozisyon vermesi normal değil. Ama aynı kadronun sürekli 1-0 galibiyetlerle ilerlemesi de normal değildi. Bu maçın teknik direktör Pereira'ya ders olması gerek.
Takımı iki yönlü olacak, risk alacak bir yapıya dönüştürmesi gerek. Bakıyorsunuz, dün Fenerbahçe'nin reaksiyonu sıfırdı, kabullenmişlik vardı takımda. Şimdi önünde Kasımpaşa, Bursaspor maçları var. Arada da Lokomotiv Moskova maçı oynanacak. Hocanın buradan çıkaracağı dersler mutlaka var. Fenerbahçe çok şey kaybetmedi. Vitor Pereira'nın bu maçtan çok, kazandığı maçları iyi analiz etmesi lazım.
Mike Tyson sürekli saldıran bir boksördü. 3 rauntta bitirirdi işi. Bitiremezse ısırıyordu. Fenerbahçe de hep savunarak bitiremez ki maçları. Kazanmak zorunda olduğun bir maça gidiyorsun. Ozan'ın yerine Robin Van Persie girdi. Biri hücumu eksik, diğeri savunması eksik oyuncu.Bir de Van Persie-Fernandao kim oynasın tartışması var. Bu tartışma iki futbolcuyu da etkilemiş. Bu durum Fenerbahçe'ye zarar veriyor. Antalyaspor'un beyin kanaması geçiren hocası Jose Morais'e geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Umarım bir an önce sağlığına kavuşarak tekrar takımının başına döner.

Atak zenginliği yok, 46 puanı var!

Takım halinde iyi olmayan bir Çaykur Rizespor vardı. Bunda da Fenerbahçe'nin rakiplerine top oynatmamasının etkisi büyük. İlk yarıda penaltıdan iki gol bulup rahatlayan Fenerbahçe'nin ilk pozisyonu penaltı değildi ama ikincisi net penaltı. İkinci yarıda santrayla birlikte penaltı olması ve Çaykur Rize'nin farkı bire indirmesi Fenerbahçe'yi tedirgin etti. Eğer biraz zaman geçmiş olsa ondan sonra bu pozisyon yaşansa oyun daha farklı olurdu.
Fenerbahçe'nin hücum yapacak, üretken bir kadrosu yok. Dolu dolu oynamaz ama yaptığı olağanüstü bir şey var atak zenginliği olmamasına rağmen 46 puan topladı. Bu oyunla bundan fazla puan alamazdı. Ayrıca ligin 14 golle en az gol yiyen takımı. Ozan; 10 numara bir oyuncu değil ancak Mehmet Topal ve Josef'in yanında biraz daha koşması gerek. Markovic ve Volkan Şen de oyunun devamında koordinasyon problemi yaşıyor. Maç başındaki Volkan ile maç sonundaki Volkan çok farklı. Yorulduktan sonra top kayıpları başlıyor. Pas atacakken çalım atıyorlar, çalım atacakken pas veriyorlar. Volkan sonradan girince daha etkili oluyor. Volkan ve Markovic, iyi başlayıp kötü bitirdiler. Hasan Ali ve Şener'in bindirmelerini göremedik. Demoralize olan Van Persie de fazla hücum yapamadı.
Fenerbahçe'yi iki şekilde değerlendirebiliriz... İlk yarıda pozisyonlar arayan, penaltı kazanan, rakipten tehdit almadan oynayan bir takım vardı. İkinci yarının hemen başında gol oluncu bir anda alan genişledi. Zamanlama hatası yapan Volkan penaltıya neden oldu. Karar doğruydu. Çaykur Rize'nin golü F.Bahçe'nin emniyetli hücumuna neden oldu. Son 10 dakikada tekrar genişlediler. 3 orta saha ile başladı 3 orta saha ile bitirdi.. . Volkan'ın yerine Alper'i, Fernandao'nun yerine Van Persie'yi aldı. Alper'i Ozan'ın olduğu bölgeye çekebilirdi. Alper de Van Persie de kırgın girdi, iyi ısınmadıklarını ya da konsantre olamadıklarını basit kayıplarla gösterdiler. Ne olursa olsun Fenerbahçe emin adımlarla hedefine doğru ilerliyor.

Beşiktaş etkilenir

Tuhaf bir lig oluyor. Fenerbahçe işini iyi yaptı. Allah'ın işine karışılmaz ama kar ve Fenerbahçe galibiyeti Beşiktaş'ı etkiler. Kupada takımın yarısı yoktu. Uzun yol gidiyorlar. Maça konsantre oluyorlar ama oynamıyorlar. Bu durum maç ritmini etkiler. Bu fikstürlerde takımlar hazırlıklarını güneyde yapmalı. Sivas ne yapıyorsa takımlar onu yapmalı. Milyon dolarları olan kulüplerin alttan ısıtmayı artık yapması gerek. Çok inanmasam da hem Mersin hem de Trabzon olunca Beşiktaş'ın psikolojisi bozulabilir.

Futbolcular kafada bitirmiş

Benim için çok sürpriz değil. Bu tip sonuçlara Galatasaray taraftarı hazırlıklı olsun. 1987/88 sezonundaki Fenerbahçe'yi hatırlatırım hep. Galatasaray'daki ikinci Erik Gerets sezonu gibi... Hoca camiayı ayakta tutmak için iddialı konuşabilir. Oyuncu aslında bunu zaten bilir. Bunu reaksiyonlardan anlarsınız. İki sebepten reaksiyon veremezsin. İlki fiziksel olarak yeterli değilsindir, ikinci olarak mental olarak kopmuşsundur. Bu da kaçınılmazdır. Galatasaray haftaya Torku Konyaspor maçını kazanabilir, bu ayrı ama mevcut durumu oyuncuya anlatamazsın. Matematiksel olarak hala ihtimali var ama artık şansı kalmadı. Beşiktaş'ı ve Fenerbahçe'yi yenmesi de problemi çözmüyor. Mücadele gücü olarak da oyun olarak da taktik olarak da form durumu olarak da rakiplerinin gerisinde Galatasaray. Kazandığı maçlarda da aman aman top oynamadıklarını görmüştük. Günümüz futbolunda böyle yarışamazsın. Atletico Madrid diye bir takım var mesela. Rakipleri Barcelona, Real Madrid daha güçlü olabilir ama hep zirve yarışındalar. Kapasiteler farklı olmasına rağmen fiziksel durumları çok üst düzeyde ve takım savunmaları çok iyi. Bunun bir yolu var demek ki.
Şu saatten sonra maçlar oyunculara artık tamamen angarya gibi geliyor. 20-25 bin seyircin önünde "Aman yuhalanmayayım" baskısıyla oynuyorsun. Galatasaray'da Mustafa Denizli birçok şeyi değiştirdi. Sağ bek değişti, orta saha değişti ama deneme yanılmalara rağmen Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan belliydi. Artık belli bir yerden sonra oyuncular mental olarak biter ve yavaş yavaş uzaklaşır. Büyük takımlar ya yarışta olur ya da aşağıya doğru gider. Bu çok aşikardı, belliydi ve de öyle oldu. Maça gelirsek; bence 3 golde de hatası var Muslera'nın. Galatasaray 18 haftada 27 gol yemiş ve ligde en kötü beş takımdan biri. 43 gol atmışsınız ama gol yemede ilk 5'teyseniz değil 43, 73 atsan faydası yok. Sneijder uzun süre zorladı zorladı zorladı, en sonunda o bıraktı. Galatasaray öyle bir dakikada 2-1'i buldu ki, büyük fırsat. Büyük takımın o dakikada gol yememesi lazım. Santradan 40 metre top atılıyor, faul var mı yok mu derken yiyorsun. İki tane de boş kaleye kaçırdı Osmanlıspor... Hakem için rahat bir maç temposu olmasına rağmen iki hata vardı. Osmanlıspor'da Rusescu'nun bir pozisyonu vardı, ikinci sarıdan atılabilecek. Hakan Balta'nın sarısı varken net bir eli vardı, kasıtlı oynadığı da belli. Halis Özkahya iki pozisyonu da atladı.

Transfer yapılmasın

Yarın Başakşehir kazanırsa Galatasaray bir sıra daha geriliyor. Artık Galatasaray, hedefini Avrupa Ligi'ne göre yönlendirmeli. Bir kere transfer yapmamalı Galatasaray, madem finansal bir sorun var. Burada bir frene basılmalı. Açık söyleyeyim, bu sene artık yarışma senesi değil, çalışma senesi. Galatasaray takımının Türk Telekom Arena'daki maçları bundan sonra zor geçecektir.