CANLI
SKOR
Rıdvan Dilmen

Rıdvan Dilmen

Statü değişmeli

Hayal kırıklığına uğradım ama hayat devam ediyor
İki maçı birden izlemektense ilk 15 dakika hangi karşılaşmayı izleyeyim diye baktım. İrlanda Cumhuriyeti maçını izlerken, İrlanda'yı zayıf olan taraf olarak gören bir spor adamıyım. Ancak İrlanda sanki karşısında rakip yok gibi oynadı. Maçın tamamında tek kale oynadı. İtalya rotasyonun babasını yapmış. Bu da statünün bir azizliğidir. Daha üçüncü maçı oynamadan rakibe göre rotasyon yaptırıyor. Büyük bir kısmetsizlik... İkinci maç sonunda İspanya'yla eşleşiyorsunuz. Bir kere ora- dan bir kırıklığımız var.
Zaman zaman Belçika maçını açıp geriye döndüğümde hep İrlanda bastırıyordu. İtalya iyi savunma da yapamadı. Biz 2-0 kazandık ve maalesef cumartesi hesapları yaparken, 'Galler iyiydi kötüydü' derken başımıza bu geldi. Futbol öyle bir oyun ki ben de hayal kırıklığına uğradım. Yine de hayat devam ediyor... Önemli olan Milli Takım'ın oraya gitmesi ama dramatik bir elenme oldu. Çok takımı dramatik durumda bırakmıştık. Kendi işimizi 2-0'la yaptık ama beklemediğimiz yerden darbe geldi.
En sert grup bizdik. Bizdeki skorların hepsi bence normal bitti. Maçlar, olabilecek sonuçlarla bitti. Ama İtalya'nın grubunda maçlar olması gerektiği gibi oynanmadı. İtalya'nın grubu ters bitti. Bence Galler'in grubu ters bitmişti. Bizim grubumuz düz bitti.
Çok teknik analiz yapmak istemiyorum. Tolunay Kafkas Hoca ziyaretime geldi sağ olsun, bir tespitte bulunmuş. Bu Avrupa Şampiyonası'nda sağ bek oyuncularının çok hücumcu olduğunu tespit etmiş. 'Sağ beklerin ön planda olduğu bir turnuva olmuş' dedi. Milli takımla ilgili teknik analizler yapmamız doğru değil. Şu anda nakavt durumdayız.
Ben kesinlikle statünün değişmesi gerektiğini düşünüyorum. 3 beraberlikle çıkan bir takım var. Örnek Portekiz... 2-0 kazanan bir takım var ve kaybettiği takımlar İspanya ve Hırvatistan. Buna rağmen eleniyorsunuz. 3 puanla ve 3 beraberlikle elenmekte dramatik olurdu. Bu statünün değişmesi gerektiğini düşünüyorum. Duygularımız 24 saatte bir anda değişti. Hatta 4 dakikada değişti.

MİLLİ TAKIMI UZUN UZUN YAZACAĞIM
Şu anda üzüntümüzü yaşıyoruz. Çok geniş analiz yapılması gereken, günlerce konuşulması gereken eleştiri veya doğru şeyler var; ama şu anda sırası değil. Önümüzdeki günlerde Milli Takım'ı genişçe masaya yatıracağımız bir yazı dizisi olacak. Orada her şeyi masaya yatıracağız.

Allah yolunuzu açık etsin

Anahtar şuydu; Çek Cumhuriyeti'nin bizim gibi kazanmaktan başka şansı yoktu. Sıkı, sert, düz ama disiplinli bir takım. Rakip hücum yaptığı zaman yetenekli oyuncuları olmadığı zaman pozisyon bulamıyorlar. Orta sahadan bir oyuncu çıkarıp, ikinci santrforu soktuklarında o dakika biz kilidi açtık. Dönen topları almaya başladık. Hem hücum hem savunmada dönen topları alınca ve hoca Oğuzhan'ı oyuna alıp, Arda'yı sol kenara alınca, üstüne bekler çıkmasın diye Olcay'ı da oyuna sokunca bizim de işimiz kolaylaştı. Yapılan yuhalamalar, "o oldu, bu oldular" bu saatten sonra gereksiz.
Bu saatten sonra artık Belçika'nın kaybetmemesini bekliyoruz. Normal şartlarda İsveç, Belçika'yı yenemez gibi geliyor.
Messi gibi yetenekli bir oyuncuyu kadromuza kattık... Emre Mor, büyük kazanç. Önümüzdeki 10 yıl için önemli yıldızlardan biri olacaktır...
Kadroda Mehmet Topal niye orta saha oynamadı diye tartışmıyoruz.
Şimdi tadını çıkarma zamanı. Detaylarla, hesaplaşmalarla gerek yok. İki İrlanda'yı da beğenmedim.
Elenmesine rağmen Ukrayna fena takım değildi. Galler iyi oynuyor. Turnuvadan önce "Bir üst turda kimi istersin" deselerdi ben 'Galler' derdim.
Motivasyonu tekrar toparlamış bir milli takım için Galler iyi bir rakip.
Bu ülkede bir kaleci kaybedildi; Volkan Demirel...
Biz gruplaşmalar ve kutuplaşmalardan uzak kalmalıyız.
Statü ileride tartışmalara açık bir statü...
Atılan ve yenen her golün anlamı var. Arnavutluk 87 dakika Fransa'ya karşı direnç gösterdi. Fransa bir gol için yırtınırken golü buldu, Arnavutluk uzatmalarda reaksiyon göstereyim derken ikinci golü gördü.
Bizim de 3. golü atma ihtiyacımız kalmadı. İspanya maçı 3-0'ken Arda'ya yapılan saygısızlık sonrası Arda maçı bıraktı. Bizim takım maçı bıraktı ama Atletico'dan arkadaşı olan Koke, Barcelona'dan arkaşı İniesta skoru biraz da psikolojik olarak olaydan etkilenip üzerimize gelmedi. Bu turnuvaya böyle bir turnuva. Her reaksiyonun önemi var. Dünkü kadroyu çıkarmak kolay bir karar değildi. Gol yemeyim YETENEKLİ oyuncularım var yenelim dedik. Biz kötü oynarken yediğimiz 3. golün ofsaytını konuşamadık.
Bırakın bugün de 2. golümüzün ofsaytta olduğunu konuşmayalım. Hocam sakin, sakin, sakin... Sen tecrübelisin. Sen bu oyuncuların sadece hocası değil büyüğüsün. Allah yolunuzu açık etsin...
Bu arada kuaför Veysel'e özel teşekkür, Ozan'ın saç sorununu hallettiği için!

Arda’ya yapılanlar içimi acıttı!

Karşılaşmayı favori olan takım kazandı... Hem de ilk golden sonra rahat diyebileceğimiz bir oyunla galip geldiler. İspanya bizi mağlup edebilirdi ama onlar bizi zaten sahaya çıkmadan yenmişlerdi. Maçtan bir gün önce basın toplantısını izlerken Arda'yı ve diğer oyuncuları korkunç bir şekilde demoralize gördüm. Zaten fiziksel anlamda iyi durumda değiliz, şampiyonada fizik olarak geride olan takımların başında geliyoruz, psikolojimiz de çok kötü olunca yenen golden sonra direnç gösterememedik.
Yenilmeyi bir tarafa koyuyorum üzücü olan kabullenmiş duygusuyla oynuyoruz. Eskiden cikletlerden futbolcu kartları çıkardı, kimin hangi mevkide olduğu yazardı... Bizim takımdaki oyuncuların kartında kesin şu defanstır diyeceğimiz belki bir Hakan Balta var. Arda'sı, Hakan'ı, Burak'ı, Selçuk'u hatta hücumcu bekleriyle ikinci bölgede oynamamız gereken bir takımız. Ama İspanya'ya karşı Fatih Terim Hoca'nın basın toplantısında söylediği gibi, İspanya seni geriye yaslar. Evet geriye yasladı ama İspanya'da yetenekli oyuncular var, pas trafiğinin sonunda golleri bulurlar. İspanya 5'e ihtiyacı olsa onu da atardı.
Ülkemizde garip bir durum var o da dün akşamki maçta stada yansıdı. Arda Turan'ın kendi seyircimiz tarafından yuhalanıp, İspanyolların desteklemesi benim canımı acıttı. Bu çocuk bunu hak etmiyor. Dünyada milyarlarca insanın tanıdığı bir kardeşimizin top ayağındayken tepki görmesi canımı gerçekten acıttı. Skor kadar dünyanın tanıdığı bir kulüpte oynayan futbolcumuza böyle davranmasını anlamıyorum. Saha dışı faktörler zaten oyuncuları moralsizliğe götürmüştü. Gole kadar oyun oynayabiliyoruz sonra da fiziğimiz yeterli değil bir de psikolojik faktörler kolay teslim olmamızı sağlıyor.
Gruptaki son maçımızda Çek Cumhuriyetini mağlup edip turnuvaya devam ihtimalimiz var. Çek Cumhuriyeti grupta yenebileceğimiz tek takım olarak kaldı. İngiltere'nin eski Başbakanı Margaret Thatcher'a sormuşlar,"Bu ülkeyi nasıl bu kadar iyi yönettin?" diye... "Gazete okumadım, televizyon seyretmedim" demiş. Fatih Terim ve futbolcular hemen telefonlarını kapatsınlar o zaman Çek Cumhuriyeti karşılaşmasını kazanırlar...
Fatih Hoca, taktik ve fizikten çok bu takımın 4 günde psikolojisini artırmalı.

Bir gömlek iyiler!

Beklediğimden iyi bir Hırvatistan'la karşılaştım.
San Marino ile oynadıkları maçlarını izlediğimde rakip zayıf olmasına rağmen hücum organizasyonlarında sakin, oyun yönünü çabuk değiştirebilen ve tehlikeli bölgeye gelince de atağı sonuçlandıran bir görüntü vermişlerdi. Tabii ki oyuncuların hepsini tek tek tanıyoruz. Beni ürküten; rakibin hem pas üretiyor olması, daha da önemlisi çok üst düzey oyuncularının olmasıydı. Pas yapabilen şut çekebilen, iyi orta yapabilen tecrübeli bir takım.
Oyun anlamında da bize üstünlük sağladılar... Beklediğimden fazla sağlamdılar. Fakat ilk yarının en net pozisyonunu Ozan Tufan'la biz bulduk. Bu golü atabilmek o kadar önemli olacaktı ki rakibin rahatlığı üzerinden gidecekti.
Ne kadar tecrübeli olurlarsa olsunlar sertleşecek ve sinirleneceklerdi.
İlk yarı 0-0'a kilitlenmişken, yediğimiz sürpriz gol, 'zaten takımımız içindeki bir kaç oyuncunun maç devamlılığı olmadığı için' ilerleyen dakikalarda başımızı ağrıtacaktı. Geri dönüş zor olacaktı. İkinci yarı uzatma dakikalarına kadar Hırvatlar, dönen topları hem hücum hem savunmada aldılar, sürekli pas yaptılar. Turnuvanın en sağlam sağ tarafı onlarda herhalde. Srna-Brozovic ikilisine Modric ekleniyor, hatta ikili orta sahanın önünde forvet arkası gibi oynayan Rakitic, Barcelona'da sağ oynadığı için sürekli Arda ve Caner'in kanadından geldiler. Bu en büyük silahımız Arda'yı da yıprattı. Srna ve Brasavic'e Modric ve Rakitic eklenince Arda ve Caner savunma yapıp yıprandılar. Orta saha oyuncuların yardımı gerekiyordu yapamadık.
Fatih Terim hep 'Seviye' der. Evet gerçekten seviye var orada. Hırvatlar bizden bir gömlek iyi takım. Bu tabii ki bir son değil. Daha oynayacağımız iki maç var. Bugün oynanacak Çek Cumhuriyeti-İspanya maçında Çekler'in puan almasını istemiyorum. 2008'e de böyle başlamıştık. İnşallah İspanya maçında moral olarak toparlarız. Bir gerçek var ki yine pas yapan bir takımla oynayacağız.
Yine özellikle Vazquez, Iniesta, Fabregas gibi pas adamlarıyla oynayacağız. Bizim en büyük handikapımız sezonu yüzde yüz tamamlayamayan kritik futbolcularımızın olması. Belki Fatih Hoca daha dinamik oyuncuları kullanır. Orta saha dinamizmi için Mehmet Topal'ı ortaya çekmekte fayda var diye düşünüyorum.
Sonuçta iş bitmedi.
Ama bu maçtan bizim grubun en güçlü grup olduğu belgelenmiştir.
Gerçekten güçlü bir rakiple oynadık.

Çılgın mılgın olmayalım!..

Hayırlısıyla başlıyoruz... Allah tüm teknik heyetin ve oyuncuların yanında olsun. 79 milyonun duası da arkalarında zaten. Bizim penceremizden baktığımızda;
Gerçekten en zor grup diyebiliriz DE! Üç rakibimiz açısından baktığımızda dördüncü torbadan bir tek bizi istemezlerdi.
Hem Hırvatistan Teknik Direktörü Cacic, hem İspanyol Del Bosque, hem de Çek Vrba'nın röportajlarında görüyorum ki bize gerçekten saygı duyuyorlar. Tabii biz de saygıyı hak eden bir takımız. Açıkçası bu grubun puan barajının düşük olma ihtimali yüksek. Her puanın önemi var. Bizi neler bekliyor? Önce avantajlarımıza, olumlu yönlerimize bakalım.
1- Öncelikle İngiltere dışında uzun süredir hiç maç kaybetmeden yakaladığımız seri saygı göstermelerini sağlarken, onları da temkinli oynamaya sevkedecektir. Teknik direktör kalitesi oyuncuların coşkusu ve elemelerin ikinci yarısından itibaren oynadığımız oturaklı, temkinli, doğruya YAKIN futbolumuz, dolayısıyla aldığımız sonuçlar.
2- Boy ortalamamız yüksek olmamasına rağmen ÇOK İYİ DURAN TOP KULLANAN OYUNCULARIMIZ VAR. (Hedefi yüksek kulüp ya da milli takımlarda vurandan çok kullanan önemlidir) Direkt veya endirekt vuruşlar, korner, kenarlardan kazanılan fauller, hele hele direkt vuruşlarda (Hakan ve Selçuk gibi) tabela yapacak oyuncularımız var.
3- Dengeli oyuna genel anlamda alıştık. Çok ofansif oyuncular olmasına rağmen oyunun genelinde ikinci bölgede ortalama 40 metrede oynadığımızda başarılı olduk. Bu tip oyuncularımız var. Bu turnuvada da en çok ihtiyacımız pas trafiğinde oyuncularımızın birbirine yaklaşması. Top bizdeyken yardımlaşmaya daha çok ihtiyacımız var.

Hücumcuların zaferi

Hücum futbolu oynayan Beşiktaş'la emniyetli oynayan Fenerbahçe'nin yarışı demiştiniz... Yarışı Beşiktaş kazandı. Beşiktaş'a şampiyonluğu neler getirdi?
Beşiktaş'a şampiyonluğu hücum futbolu getirdi. Hücum futbolu, kulağa hoş geliyor ama önemli olan uygulama.. Burada hücum futbolunun açılımı önemli... Savunma oyuncusuyla hücum yapmak mı, hücum oyuncusuyla savunma yapmak mı? Savunma oyuncusuna hücumu öğretmek çok kolay değildir. Biraz melekelerini geliştirebilirsin. Hücum oyuncusuna ise savunmayı öğretebilirsin ve geliştirebilirsin. En azından birebir korakor mücadele ederek rakip oyuncuyla olmasa da pozisyon bilgisini geliştirerek alanını savunmayı öğretirsin. Tabii bunu bireysel değil, takım halinde yapmak şartıyla... (Fatih Terim'in yıllar önce söylediği gibi) Beşiktaş, Oğuzhan'ıyla, Sosa'sıyla, öndeki üçlüsüyle, yetmedi Atiba'sıyla zaman zaman çıkan bekleriyle zaten hücumcu oyuncularla oynuyordu. Yaptığı tek şey bu ofansif oyuncuların Gomez'le Marcelo arasındaki mesafeyi daraltmaktı.
Şenol Güneş, Trabzonspor'da Colman ve Selçuk'la oynarken, Bursa'da Belluschi ve Ozan'la oynayarak Beşiktaş'ta ise Atiba ve Oğuzhan'la oynayarak savunma önündeki ikiliyi hücum yönü güçlü oyunculardan kurmayı tercih etti. Tabii ki burada en önemli etken üç yıla yakın dışarıda oynamayı alışkanlık haline getirip dezavantajı avantaja çevirmeleriydi. Bu alışkanlık, gelecek dönemler için de çok büyük bir avantaj.

Kusursuz bir Beşiktaş

Birinci hafta Beşiktaş'ı yazmaya başladık, 33. haftada şampiyonluğunu değerlendiriyoruz şimdi. Arayı düşünüyorum, Beşiktaş açısından çok da farklı şeyler konuşmuyoruz. Anasının ak sütü gibi helal bir şampiyonluk. Belki de dünya futbol tarihine geçtiler, evi olmadan bunu başardı Beşiktaş. 33 haftanın sadece 3'ünü evinde oynayabildi.
Beşiktaş oyunuyla da hak etti bunu. Farklı televizyonlara koysanız maçları, ben Beşiktaş'ın maçını izlemek isterdim bu sezon boyunca. En uçtaki Gomez olağanüstü oynadı. Beşiktaş'ın Mazhar-Fuat-Özkan'ı Oğuzhan-Sosa-Atiba da harikaydı. Bu oyunla, bu takımla en renkli şampiyonluklarından biri olarak tarihe geçti. Ayarlasan böyle olmaz. Matematik olarak şampiyonluğunuzu kendi evinizde alıyorsunuz, yıllardır bu stadın özlemiyle yanıp tutuşurken. Milyonlarca insana iyi futbol izleten Beşiktaş'a teşekkür ederim. Ligde iddiasız takımın az olduğu, 7 takımın Avrupa'ya oynadığı, küme düşenlerin belli olmadığı bir ligde bunu başarabilmek çok değerli.
3-0 öndeyken Şenol Güneş savunma oyuncularına kızıyordu. Kazanırken de aması vardı hep hocanın, daha iyi olmak adına. Bu çok önemlidir. Kendi kariyeri açısından da resmi olarak ilk şampiyonluğunu kazandı. Şenol abi hırslı bir insandır, burada bırakmayacaktır. Tırnaklarıyla kazıyarak buraya gelmiş bir abimiz, bir hocamız. Trabzonspor'la 82 puan alıp ikili averaja kalmış, 96'da dramatik bir şekilde kaybetmiş. Allah da çalışana veriyor.
Yorumcu kimliğimin dışında Fenerbahçeli kimliğimle de konuşabileceğimi düşünüyorum. Fenerbahçelilere de sorsanız Beşiktaş'ın başarısı ortada.
Fenerbahçe de açıkçası elinden ne geliyorsa yarışta tutunmaya çalıştı. Formalite bile olsa kazandı dün akşam.
Beşiktaş yönetimi çok çalıştı. Çok konuştu diyorlar Fikret Orman için. Bırakın da zevkini alsın, konuşsun. Medyayı kıramadığı için çıktı sonuçta. Önemli kararlar alarak bu noktalara geldi. Quaresma'nın dönüşü, Fiorentina'da zor günler geçiren Gomez'i alabilmek, sadece Rhodolfo varken Ersan'ı gönderebilme cesareti... Marcelo'yu cebinizde tutmazsanız bunu yapamazsınız. Büyük ekonomik gelir de elde edecekler Şampiyonlar Ligi'nden... Görünmeyen kahramanlar vardır şampiyonluklarda. Fizyoterapistinden masörüne kadar herkes önemli... Çok sakatlık yaşamadı Beşiktaş. Açıkçası kusur arayalım desek ben Beşiktaş'a kusur bulamıyorum.

OZİ DAHA İYİ OLACAK
Oğuzhan'da bir malzeme hep vardı. Orta saha oyuncusu ve 92 doğumlu. Orta saha oyuncularının en fit olduğu dönemine geldi. 26-27'de çok daha iyi olacak, performansı seneye daha da artacaktır. Ekonomik oynamayı öğrenmesi de tecrübe işidir. Attığı golden daha fazla atar, daha fazla da attırır. İyi yaşarsa, iyi çalışırsa ki çalışmış, hem kendisi hem milli takım için çok iyi bir iş başardı. Tolga da bir ara kriz yaşamıştı, ona özel bir parantez açmak isterim. Krizleri doğru yönetti, sakin kalabildi, güçlü durdu. Büyük kulüp taraftarıyla küstüğünde barışmak kolay değildir. İki kez bunu yaşamışken barışmayı bildi. Taraftar da ona sahip çıktı. Beşiktaş yönetiminin yaptığı kolay değil, kadroyu koru, takviye yap, bunlar kolay değil. Bunları da hep kriterlere uygun oyuncuları bularak yapmak zorundasınız.

Beşiktaş hak etti

Dünkü maç aslında akşam 8'de değil, önceki akşamki derbide başladı... Şenol Güneş'in rakibin o dakika itibariyle 4 puan önündeyken çift forvete dönmesiyle başladı esas olarak. Güneş, Cenk ve Gomez'e döndü, golü buldu. Sonrasında Necip'i soktu ve skoru tuttu. Dünkü yazımda şunu yazmıştım, Samandıra'da 76-77 dakika, "Evet puan kaybı geliyor" derken oyuncuların enerjisi düşmüştür, takımın motivasyonu kalmamıştır.
Fenerbahçe adına deplasmanlarda bu takıma 28 puan çok bile. Beşiktaş 36'yı hak etti ama Fenerbahçe adına çok.
Başakşehir'de iyi bir iskelet var. Kaleci Volkan Babacan'dan önündeki savunma hattına, ileriye dek... Böyle bir takıma gidiyorsun, iki seçenek var:
A- Aynı düzende devam edeyim, B - Risk alayım, kazanma şansımı artırayım. Ben antrenör olsam gerekirse 2-0 kaybetmeye oynarım, çift forvet oynarım, yetmedi orta sahaya da Ozan'ı koyarım.
20. haftada olsak böyle çık Başakşehir deplasmanına ama artık her şey elden gidiyor, teknik direktör risk almalı. Başakşehir'in ilk golü klasik kontrataktı, Visca'nın vuruşunu güzelleştirdi Volkan. Kenardan gelen toplarda enteresandır, Fenerbahçe avantaj sağladı. 75'te penaltı geldi, daha da zaman var, 2-1 olabilir derken penaltı kaçtı. Bu saatten sonra şampiyon Beşiktaş'tır.
Beşiktaş'ta Atiba ile Oğuzhan merkezde oynuyor, Fenerbahçe, Topal-Souza ile, düşünün.
Fenerbahçe baskıyı kurduğu zaman bu ikili önde baskıyı yapamıyor. Ozan Tufan oynasa Şenol Güneş takımından gelme alışkanlığıyla bunu yapardı. Topal-Souza daha fizikli diye daha çok top kapar zannedersin ama Atiba ile Oğuzhan önde basıp aldığı için daha kolay kapatıyorlar. Böyle olunca stoperler de geniş alanda yakalanınca defoları ortaya çıkıyor.
Devre arasında müdahaleni yapman lazım, beraberlikte de gidiyor şampiyonluk...
Ne oldu, değiştirmedin, aynı takımla da yedin golü. 2-1'den sonra Visca yok muydu, vardı. Doka yok muydu, o da vardı. Yarım kere geldiler 2-1 sonrası çünkü işin içine psikolojik faktörler de devreye giriyor. Formda olan bir takımla başlamak ne kadar doğru bir hareketse lig biterken, devre de berabereyken antrenörlüğünüzü yapacaksınız.
Ligin birincisi hak eden Beşiktaş, ikincisi hak eden Fenerbahçe, üçüncü Konyaspor, dördüncü Başakşehir... Ligde hak edilmiş bir tablo var. Şu anda bu tablo futbolun adaletli bir oyun olduğunu bizlere gösteriyor.
34 haftalık maratonda en iyi futbol oynayan takım lider, yine oynamaya çalışan Fenerbahçe ikinci. Onun dışında dolu dolu bir 32 hafta geçirdik. Fenerbahçe taraftarı için tabii ki kötü bir son oldu ama oyuncular yine ellerinden ne geliyorsa yapmaya çalıştılar.
Güçlü oynayan, istikrarlı oynayan, ağlayan, coşan, sevinen, terleyen Beşiktaş şampiyonluğu bence hak etmişti.
Matematiksel olarak olmasa da ben Beşiktaş'ın şampiyonluğunu kutluyorum.

Pereira pişman olmuştur

Lig maçında Beşiktaş'ta 3 ya da 4 kez, Fenerbahçe'de ise sadece Lokomotiv Moskova maçında gördüğüm şekilde pozisyon vermeden, rahat bir maç izledim. Pereira sanki "Çıkıp, 3-4 saat sıkı bir idman yapalım" demiş sanki. İdman maçı gibiydi, güle oynaya kazandı. Fenerbahçe'de çok doğru bir değişiklik oldu. Alper, Nani, Volkan Şen... Üçü de çalım atabilen oyuncular, birbirleriyle yer değiştirebilirler. Arka taraf da sağlam. Volkan Demirel iki haftadır statta duşlar çalışmasa, "Ya ne yapacağız, nasıl eve gideceğiz terli terli" demezdi. Öyle rahat maçlar oynadı. Rakibin tehdidi altına girmeden tamamladı maçı. Ağır sıklet boksörüyle tüy sıklet boksörü maçı gibiydi. Tabii ki Gaziantepspor'un da iki önemli oyuncusu maç içinde sakatlandı. Bir de sezon başına göre kadro kalitelerinin gerilemiş olduğunu gördük.
Böyle oynatmaya karar verdi Pereira, daha ileri gideyim bu değişikliklere devam etmeli. Benim köşe yazılarımı okuyanlar belki "Rıdvan Dilmen pek beğenmiyordu hocayı" diyebilir. Futbolda sisteme takılmayın diyenler olabilir ama ben takılıyorum. Bakın, sonuç ortada. 14 gol atan bir takıma dönüştü 4 maçta. Sebebi sadece sistem ve oyuncu tercihleri. Bir de Fernandao'ya Cenk Tosun muamelesi yapmaya başladı, Van Persie'ye de Gomez... Israr etti, Van Persie maçta oynayacağını bilerek geliyor artık stada. Öyle rahat bir maç çıkardılar ki bu şekilde, 2-0 geriye düşseler bile rahat kazanırdı. Fenerbahçe'nin topa sahip olma oranı arttı, topu kazanma süresi azaldı... Beşiktaş gibi oldu Fenerbahçe. Çok güçlü bir takım görüntüsü verdi. Beşiktaş ve Fenerbahçe de formda; iki takımın da hücumları kuvvetlendi. Fenerbahçe ligin ortasında bu sisteme dönebilseydi daha iyi durumda olabilirdi, kafa kafaya gelirlerdi. Şimdi 3 puan fark var.
Sezon başındaki şablon da yanlıştı. Josef-Topal ikilisinin önünde Sow, Van Persie, Fernandao, Nani oynuyordu, büyük mesafeler açılıyordu. Hücumcular ve savunmacılar diye ayrılıyordu. Şimdi dört tane iyi hücumcuya yakın oynayan iki orta saha ve bekleri öne çıkan dörtlü savunma var. Fark bu bence. Fenerbahçe, Molde maçı sonrası tok takım haline geçtikten sonra az gol atan, az yiyen bir haldeydi. Şimdi ise en doğrusuna döndü. Pereira da bence, "Keşke daha önce buna dönseydim" diyordur, pişman olmuştur. Bakın, bu maçla "Çok kötü sezon geçiriyor" denilen Van Persie 14 gole ulaştı. 11'de çıktığı maç sayısı daha fazla olabilirdi.
Son olarak; küme düşme hattında da baraj çok düşük bir sezon. Bursaspor geçmişte 5'te 5 yapıp 40 puanla küme düşmüştü, şimdi baraj bayağı aşağıda gözüküyor. Hakem Mete Kalkavan'ın maçı 2 dakika uzatması da dikkatimi çekti. Tamam, belki Fenerbahçe için önemli değil, Gaziantepsporlular da itiraz etmez ama Eskişehirspor'un hocası Samet Aybaba, "Ah, şimdi Fenerbahçe bir tane daha atsa" diye izliyordur ya da Sergen Yalçın, "Bir tane atsak da genel averajda rahatlasak" diyordur. Belki ufak bir detay ama üç hafta sonra lig bitince ikili ve genel averajları konuşuyor olurken önem kazanabilir.

ALPER POTUK HARİKA BİR JOKER
Alper'in görevlerine not verelim; Çok iyi bir sağ, sol açık mı? Değil. İyi diyebiliriz. Çok iyi bir iç mi? Değil. Çok iyi bir merkez oyuncusu mu, onu da diyemeyiz. Fakat her yere koyabilirsin, yama yapabilirsin. Taktik faul de yapabiliyor, top da taşıyor. Bence Pereira hem Alper'i, hem Volkan'ı geç keşfetti. Alper hiçbir mevkiide 10 üzerinden 9 olmaz ama hepsinde en az 7'dir. Nani, Podolski, Sosa, Oğuzhan... Hiçbirinin yerine koymam ama her takıma da alırım.

DİEGO FAYDALI DEĞİL AMA...
Maçın son bölümlerinde Diego üzerinden tribünlerin farklı tepkiler verdiğine şahit olduk, buna da değinmek isterim. Herhalde Gökhan Gönül, kendi dünyasında bu konuyla ilgili pişman olmuştur. Galatasaray maçının içindeki tartışma ve maç sonu konuşmaları... Diego'yla meselesini orada değil, soyunma odasında halletseydi keşke. Bakın, işler buraya geldi. Ben de Diego'nun faydalı olduğunu düşünmüyorum ama böyle de olmamalıydı.

Beşiktaş’ın maç alan dörtlüsü

94 dakikanın tamamında Beşiktaş'ın istediği oyun vardı. Kayserispor'un ben hiç 4 yediğini hatırlamıyorum. Canlı takım, diri takım. Ağustos, Eylül ayında kurulan bir takımın küme düşme potasında olması doğaldır. Hakan Kutlu ile iki kritik galibiyet de aldılar. 'İçeride' oynuyor diyebiliyoruz artık Beşiktaş'a.
Türkiye'de teknik adamların yanıldığı en önemli konu şu oldu. Alex de Souza, antrenörleri 4-2-3-1'e yönlendirdi. Sosa'ya gelene kadar onun kadar skor katkısı yapan oyuncu gelmedi. Sosa'yı nereye çekti hoca ikinci yarıda, merkeze Atiba'nın yanına. Necip girince onu sağ öne aldı, yine oldu. Ceza sahası civarında Alex'ten sonra gelmiş en üretken oyuncu Sosa. Bu ülkede 4-2-3-1'i en iyi oynayan oyuncu.
Atiba, Oğuzhan, Sosa… Böyle bir orta sahayla oynuyorsunuz, bir de santrfor Gomez var. Ortalamanın biraz üstünde oynadıkları zaman Beşiktaş kazanıyor. Burada Olcay, Kerim, Gökhan, Quaresma gibi oyuncuların formu ya da formsuzluğu da Beşiktaş'ı farka götürüyor. Yani ilk dörtlü maçı kazandıran, diğer dörtlü ise farkı getiren oyuncular. Beşiktaş 13 kişi oynuyor, Atiba'yla birlikte. Her yeri rahatlatıyor. Bazen ileri, bazen geri oynuyor. Top kazanması yüksek, pası iyi, herkesin arkasını kapatıyor. Bir oyuncudan başka ne beklersin, daha ne? Tek eksiği var, o da süratı yok, patlayıcı güç başka bir şey. Her eve lazım bir oyuncu Atiba.
Sınırda ve çok kritik bir Galatasaray deplasmanı var. Normal şartlarda Mario Gomez'in çıkarılması gerekiyordu. Önemli bir silahınızdan eksik kalabilirsiniz, sarı kart sınırı var. Çıkarmama sebebi bence kaçırdığı penaltıydı, morali bozulmasın diye düşünmüştür Şenol hoca. Haber de yollamıştır, eline koluna dikkat et çıkarken diye. Oğuzhan iyi oynarken kenara geldi çünkü, o da sınırda bir oyuncu.
Cenk Tosun'un durumu hakikaten çok enteresan… Milli Takım'ın birinci ya da ikinci oyuncusu konumunda değildi yakın zamana kadar ama şimdi Milli Takım'da da atıyor. Şuna inanıyorum ki çok çalışıyor. Attığı gol santrfor golü. Ön direğe gidersin ama oraya koşu yapıp kafanı çevirmek kolay değil. Burada işte zemin çok önemli. Acaba son anda seker mi diye düşünmüyor. Usta santrfor koşusu ve vuruşu… Bunu geliştirdi Cenk, özellikle Gomez geldikten sonra bu özelliğini geliştirmeyi bildi.