CANLI
SKOR
Rıdvan Dilmen

Rıdvan Dilmen

Riekerink ikinci yarı uyudu

Öncelikle Riekerink'i maç başı planı için tebrik ederim, takımını mükemmel hazırlamış. Galatasaray özellikle 30 ile 45 arasında çok iyi bir futbol oynadı. Dönen topları aldılar, pas yaptılar. İkinci yarıda ise tablo çok farklı... İlk yarıda 10 üzerinden 9 verdiğim Galatasaray, ikinci yarıda 10 üzerinden 4'lük oynadı. Sinirli, agresif, telaşlı Beşiktaş karşısında daha rahatlayacağına bunu yapamadılar. Çok yoruldular. Sneijder, Eren, Yasin ve Bruma... Ayrıca bir de Selçuk. 60'tan sonra hepsi bitti, Selçuk'un gidecek hali kalmadı. Topa gitmen lazım, güçlü olman lazım... Bruma kaybolmaya başladı, 60'larda Sneijder geri dönemiyor. Düşünüyorlar, uygulayamıyorlar. Sneijder'i biz ilk yarıda sağ kanatta gördük, merkezde gördük, solda gördük. İkinci yarıda yalnızca soldaydı. Değişiklikleri yapana kadar maç bitti, çok geç oldu. Gelen maçı ikram etti, kazanabileceğin bir maç var ortada. 55-60'larda iki değişiklik yapmalıydı Riekerink, yapmadı. Riekerink'in uyumasından dolayı bu maç 2-2'ye geldi. Birçok kişi diyebilir ki ikinci yarıda 5 tane de atabilirdi Beşiktaş fakat bunun sebebi de Galatasaray'dı.
İkinci yarı gördük ki yavaş yavaş Tolga geriye doğru çekildi. Stoperlerin oraya kadar geldi. Sabri bir türlü oyundan çıkamazken gol yediler. Galatasaray sakin, bir o kadar iyi oynarken iki takım arasındaki tecrübe farkı gözüküyordu. Beşiktaş 4 forvetli oyuna döndü, Riekerink ise geriye yaslanan takımını fark edemedi. Antrenörün işi nedir, 2-0 gidiyor, oyunun hakimiyeti bende... Mağlup olan ise yapmak zorunda. Şenol Güneş yaptı. İkinci yarı itibariyle kimin işleri kötüye gitti? Galatasaray'ın... Çok iyi top oynayarak yapmasa da coşkusu, isteğiyle Beşiktaş bir şeyleri değiştirdi. İşler iyi giderken de, skor iyiyken de maçı okuyabilirsiniz.
İkinci yarıda maç taktiğin dışına çıktı. Cenk bir ara sola geçti, tekrar çift forvete döndü, iyice karıştı. İkinci yarıda Beşiktaş adına Ricardo Quaresma ile Caner Erkin çok doğru işler yaptılar. 2-0 gerideyken her türlü kahramanlığı yaparsınız. Cenk'e kim verdi gol pasını? Stoper Tosic... Neden böyle oluyor peki, çünkü maç 2-1, şuursuzca bastırıyorsun. Burada taktik düzenden çıkıyor karşılaşma. Şenol Güneş hocanın bu takımı Şampiyonlar Ligi ve derbiler dışında tekrar eski haline döndürmesi gerekir.

ŞENOL HOCA DA DERS ÇIKARMALI
Beşiktaş çok önemli Şampiyonlar Ligi maçları dışında hücum oynamak zorunda. 2-0 geriden gelip 2-2 beraberliği almak önemlidir, güven getirecektir ama çok istisnai maçlar dışında orta sahada Gökhan ile Atiba'dan birisi oynar. Oğuzhan yanında oynar, önünde Talisca oynar. Kendi özelliğini kaybediyor bu şekilde Beşiktaş. Ofansif orta saha oyuncularını merkezde kullanma alışkanlığını Bursaspor ve Trabzonspor da dahil olmak üzere Türkiye'ye getiren isim Şenol hoca... En büyük özelliği rakibi dar alana sıkıştırabilmesiydi. Yalnız Talisca hiç gelmiyor orta sahaya, bu da hocanın kafasını biraz karıştırıyor sanırım. Şenol hocayı eleştirirken de bunu söylemek isterim, Oğuzhan zaman zaman orta sahaya da geliyor diye düşünmüş olabilir. Geçen seneki Atiba'dan eser yok zannedersin ama bunda yanında benzer bir oyuncunun oynamasının etkisi var. İkinci yarıda Beşiktaş daha iyi gözüktü ama bunda sadece Beşiktaş'ın yaptıkları etkili değildi, Galatasaray çok fazlasıyla müsaade etti rakibine. Bu maçtan antrenörlerin çıkarabileceği çok önemli dersler var. Şenol hocanın da var!

Van Persie’yi idmana bile çıkarmam

Fenerbahçe taraftarlarına ve başkanına çağrımdır: Bence Robin van Persie'yi yok saysınlar artık. Zarar ediliyorsa da zarar olsun. Garanti paraya anlaştı... Devre arasına kadar da lisansı Fenerbahçe'de... Ben Fenerbahçe Kulübü'nün yerinde olsam onu antrenmana çıkarmam.
Zarar veriyor artık! Oyuna girer, üç gün idmana çıkmaz. Burayı son durak olarak hissediyorsa bile bu, mevkisindeki diğer oyuncuları etkiliyor.
Kazanılacak bir pozisyonda değil Van Persie... Kötü insan demiyorum ama profesyonel oyuncu kulübünü sevecek. Ruhunuzu, kalbinizi, özverinizi birkaç tane yıldız oyuncu yüzünden kaybedemezsiniz. Onun elektriği takımı bozuyor. 3-5 tane gol atsa bile takımı bozuyor. Önce bunu söyleyeyim.
Maç öncesi oyuncular konuştukları röportajda şunu söylemişti, oyundan ziyade kazanmak... Her zaman söylersen anlamı olmaz ama bazen ihtiyacınız vardır. Hazır derbi var haftaya, bir maç daha kazanıp arayı kapatma şansınız var. 87-88 sezonunda, ilk yılımda benim... Mağlup oluyorduk. Bir anda kazanıyorduk, "İşte Fenerbahçe geliyor" manşetleri vardı. Sonra bir daha yeniliyorduk, o sezonu da sekizinci bitirdik. Buna dikkat etmek lazım.
Bu galibiyetin sürdürülebilir bir durum olması için şunu yapmak lazım: Öncelikle ilk 2 gol ile son 3 golü ayırmak gerek... Fenerbahçe alışılagelmişin dışında önde başladı bu maça. Önde başlayınca Ozan ile Souza'ya ihtiyacın var. Diyelim ki Emenike vücudunu dayadı, döndü, arkasını döndüğünde koşuları yapan bu oyuncular gerek. Bunun için de Skrtel ile Kjaer'in orta çizgiye yaklaşması gerek. Ozan zaten bu koşuları zaman zaman yapabiliyor, Milli Takım'da hem Rusya, hem Hırvatistan maçında bunu gördük biz, pozisyona girip kafa vuruşu yaptı.
Burada attı. Peki 2-0'dan sonra ne oldu, bu kez geriye yaslanıp geniş alan buldu, üçüncüyü buldu. Bir başkasında presle kazanılan top gole götürdü.
Bir abisi olarak Volkan'a şöyle tavsiye vereyim, gol vuruşlarını geliştirebilir Volkan. Antrenmanlarda ekstra çalışmalı. İç adalesini de geliştirebilir. Bu yeteneğe göre gol sayısı çok az kalıyor.
İstanbul'dan daha çıkmadı Fenerbahçe. Yalnızca iki kez köprüyü geçti. Otobüse, uçağa binmedi. Bu yüzden bu maçta puan kaybı olsaydı kopma yaşanabilirdi, bu yüzden sonuna kadar skor maçıydı bu. Devam eden problemler var mıydı, vardı. Bloklar arasında ciddi bir problem vardı. Ayrıca geçen yıldan devam eden bir duran top savunması problemi var. Çok geride karşılıyorlar duran topları. Fenerbahçe bu kadar uzun bir takım olmasına rağmen Kayserispor'dan iki tane duran toptan gol yedi ve sebeplerden birisi bu.
Dünyada Guardiola'nın, Cruyff'un getirdiği ekol dışında 1-0'ı 0-0'la aynı oynayan takım yok. Advocaat geriye düştükten sonra iyi oynadıklarını söylüyordu sürekli, Fenerbahçe 2-0 öne geçtikten sonra kendini geriye atıp geride karşılamadı mı? Antrenör, buna aldanmamalı. Artık tek kaleye döndü Bursaspor maçında. Tek stopere döndü, önünde de dönen topları toplamak için Ozan kaldı. 4-5 forvet oynadınız. Fakat Osmanlıspor'a karşı böyle oynarsan kontratağı yapar. Futbolun doğasında var bu.

***

F.Bahçe hızlı başlamalı
Fenerb ahçe özellikle kendi sahasındaki maçlarda kontrollü başlamamalı. Golü yersen tabii ki tek kale oynarsın. Üç değişikliğini kullanmalı Fenerbahçe. Yüksek tempoyla başlarsınız, sonrasını beklersiniz. Kontratak oyuncularınız var çünkü. 2-0 cepteyken gün doğar sana... Volkan Şen alıp gidiyor, Sow golü yapıyor. Fenerbahçe yavaş oynamamalı, tam tersine hızlı başlamalı. Fenerbahçe kontratak takımına dönüşebiliyor ama Fenerbahçe mutlaka önde basarak oynamalı, ilk 2 golün bulunduğu dönemdeki gibi...

Sneijder daha çok sahne almalı

Hikmet Karaman maçtan önce "Galatasaray taraftarıyla İstanbul'daki maçlara 1.5 puanla başlıyor. İlk 10 dakikayı atlatırsak ondan sonra golü arayacağız" dedi.. Hikmet hoca haklı çıktı.. Bütün plan bunun üzerine yapıldı. Sonrasında ilk 10 dakikada gol oldu ve çöktü. Galatasaray'ın ilk yarıda gol dışında pozisyonu yoktu. Galatasaray Türk Telekom Arena'da taraftarıyla tam bir büyük takım havasında.. Galatasaray ve büyük takımlar havayla şampiyon olan takımlar.. Duran topun devamında Rizespor golü yedi. Golden sonra Rizespor'un reaksiyonu önemli... Maçın tamamında hemen hemen hiç pozisyonu yok Rizespor'un.. Galatasaray takımı çok coşkulu oynuyor. Haklı bir galibiyet elde etti. Peki bu coşkunun karşılığında neden çok pozisyona giremiyor? Bunların irdelenmesi gerekiyor. Galatasaray tipik 4-2-3-1 oynuyor İki tane oyuncusu Tolga ve Selçuk benzer, statik pasla oynayan oyuncular. İkisi de iç içe oynuyor... Sol tarafta Carole ile Bruma birlikte çok etkili oynadı.. Sabri'nin idare etme günüydü. Sanki kampa çekildi. Soldaki Carole ile Bruma'nın etkinliğini sağda Sabri ve Yasin'de göremedik.
Galatasaray'ın ve Türkiye'nin en önemli oyunculardan biri Sneijder.. Ama Sneijder de daha çok solda oynamayı tercih ediyor. Forvet arkası serbest oyuncu demek.. Sneijder'in daha fazla sahneye çıkması lazım. Hareketli Bruma, topsuz hareketli Yasin ve Eren varken, Sneijder'in ortaya çıkması gerekiyor. Sneijder özgür de bir oyuncu. Önemli bir silah ancak böyle coşkulu oynarken Sneijder'in kalitesini ortaya çıkarması gerekir. Sneijder'in sağ tarafa gitmesi rakip savunmayı da açar... Dikkat ederseniz iki gol de Sneijder'in sağa gitmesinden geldi. Sneijder'in ortalaması 10'un altında olmamalı. Dün iki asist yaptı ama benim asist kavramım başka.. Bekle stoperin arasına atılan paslar bana göre gerçek asistlerdir. Sneijder'in bunları yapabilecek kapasitesi var. Duran topları ben asist olarak görmüyorum.
Galatasaray pas takımı ve fazla öne doğru oynayamıyor ama Rize'ye pozisyon vermedi. Bruma çabuk giden ve çalım atan oyuncu. Artık seyirciler pastan sıkıldığı için bu tip dikine giden oyuncular her zaman sevilir. Bu kadar rahat oyuncu geçen bir oyuncunun daha fazla skor üretmesi gerekiyor. Bruma daha da gelişecektir.. Galatasaray 'Ben bu işte varım' diyor. En büyük problemi Eren'in ne kadar bu istikrarda devam edecek olması. Her yere ayağını ve kafasını soktuğu için Eren'de Mustafa Pektemek gibi sakatlanma riski var.

ÜÇÜ DE PENALTI
Eren'in golü 34 hafta sonunda ilk 10'a girer. Tanju Çolak golü oldu... Yeryüzünde hiçbir kaleci bu golü çıkaramaz. İki kaleci olsa bile tutamaz. Eren Derdiyok gerçekten ciğerden oynuyor, bütün gücünü harcıyor ve çok özverili mücadele ediyor. Arkadaşları bir çalışıyorsa Eren Derdiyok iki çalışmalı. Galatasaray'ın üç pozisyonu da penaltı. Bruma doğal olarak düştü... Kafa topuna çıkarken Eren Derdiyok'a yapılan hareket de penaltıydı. O top ceza sahasında değil de orta sahada olsa hakem faulü verirdi. Bir diğeri Yasin'in ayağına bastılar. Bu pozisyonun da penaltı olarak verilmesi gerekiyor. Carole'ün ceza sahasına girdiği anda göğüs göğüse girdiği pozisyonda da faul yoktu ama hakem oyunu durdurdu.

Sorun 0-0’da hocam!

6 maçlık periyotta 'Zorya'ya 4 puan iyidir' derim. Dün 1 puanı geldi, içeride de kazanırsan 4 yapıyor. Özellikle Feyenoord'un Manchester United maçını kazanması, Kjaer'in 90+6'da banttan da olsa gelen golü çok değerli kıldı. Açıkçası rakibi ilk kez izledim. Fenerbahçe'ye maç öncesi demeçlerinde fazlasıyla saygı duyup çok iyi konsantre olmuşlar. Hatta beklediğimizin bir tık üstünde çıktılar. Özellikle kaptanları, sağ bek Kamenyuka; Fenerbahçe'nin forvetlerinin yapmadığı kadar dripling yaptı. Fenerbahçe'nin sorunu zaten deplasman... Fenerbahçe Ocak'tan beri dışarıda topu topu 3 maç kazanmış. Uzun süredir öyle bir kültürü yok. Türkiye'de rakiplerinden geri kalma nedeni deplasman puanları...
Tabii ki eleştirilecek birçok şey var ama ben temelinde teknik direktörün maç öncesinde yaptığı konuşmadan giderek bir özet yapmak istiyorum. Maçtan önce Advocaat diyor ki, "Çözemiyorum, takım golü yedikten sonra iyi oynamaya başlıyor." Bunun için 50 yıl futbolun içerisinde olmak, futbolculuk yapmak, hatta Hollanda Milli Takımı hocalığı yapmak gerekmiyor. Dünyada bu konuda hemen örnekleyebileceğimiz 3 takım var; Barcelona, Bayern Münih ve bu yılki Manchester City. Özellikle Guardiola'nın katkılarından dolayı 0-0, 1-0, 3-0 fark etmeksizin top bu takımlarda oluyor, oyunu yönlendiriyor. Diğer durumlarda büyük takımlar geriye düştüğü zaman risk alırlar. Futbol böyledir. Topa daha çok sahip olurlar ve bol bol forvet oyuncusu sokarlar. Tıpkı dünkü gibi, tıpkı Bursa maçı gibi... Advocaat'ın neyi anlamadığını ben anlamadım.

ZATEN KENDİLERİ YASLANIYOR
Bana göre daha güçsüz olan takımlar (eğer kapasiteden dolayı kontratak yapamıyorlarsa ki dün yapamadılar) böyle oynar. Başakşehir; kapasitesi vardı ama 10 kişi kaldığı için yapamadı. Bursaspor; kapasitesi ve psikolojik şartlardan dolayı yapamadı. Zorya da öne geçtikten sonra yaslandı. Yani favori takıma karşı öne geçerlerse yaslanırlar, olursa kontratak sıkıştırmaya çalışırlar. Bence bu demeç bu yüzden anlamsız ve sorunun cevabını hocanın kendinde bulması lazım. Cevap aslında çok net ama bilmesi lazım... Yani golü yedikten sonra değil, gole kadar oyunu test etmesi gerekli, problem orada. Kaleye gidemiyorsun, Bursa izin veriyor, psikolojik şartlardan dolayı yaslanıyor, sen de 4 forvet alıyorsun. Bunun için acayip bir hoca olmaya gerek yok. Dün de aynı... Ama sen Manchester United'a karşı geri düşersen, 4 tane de forvet alsan 5'lik olursun. Rakip Zorya'nın mücadele edecek ve savunma yapacak gücü sınırlı. Bunun için lisanslı antrenörlüğe gerek yok.

DÜRTEREK PAS YA PABİLİYORLAR
Fenerbahçe'de sıkıntı hücumcularda değil, burada forvet oynamak da zor. Savunma hattından başlayıp orta sahada da topun yavaş dönmesi, oyuncuların sınırlı yeteneklerinden... Topu birkaç kez dürterek pas yapabiliyorlar. Sow'u, Emenike'yi, Lens'i, Van Persie'yi denedin. Bir de arkasındaki oyuncuları dene... Bir de aman hocam, ne olur bir daha bu cümleleri kullanma! Fenerbahçe'nin sorunu 1-0 gerideyken değil, 0-0'da oyuna hükmedememek... O zaman federasyona müracaat et, maçlara 1-0 geride başla(!)

Bundan daha iyisi olmaz

80'lerde Ümit Milli Takım'da iki tane yaşı yüksek oyuncu oynatabiliyordunuz, iki ekstra kontenjanınız vardı. Hatta benim oynadığım bir takımda kulakları çınlasın Raşit (Çetiner) abiyle Necdet (Ergün) abi oynamıştı. Dünkü maçta ise çocukların Mehmet (Topal) abileri vardı. Ümit Milli Takım kontenjanını o doldurdu. Rakip Hırvatistan hem birbirlerine çok alışık bir takım, hem de baya iyi oyunculardan kurulu bir ekip. Tek avantajımız maçın seyircisiz oynanmasıydı ki Hırvatlar Avrupa'nın en etkili taraftarına sahip.
Nasıl puan veya puanlar alabiliriz? Soru net... Kolektif oyun beklemek zor, genç ve yeni bir takımız. Hakan Çalhanoğlu'yla frikik golü atabiliriz, Emre'nin oyunun belli bölümlerinde Messi'vari dalışlarıyla gol bulabiliriz. Başka da bir şansımız yok gibi gözüküyordu maçtan önce, ki öyle de oldu. Nasıl yemeyiz? Bir, çok mücadele edeceğiz. İki, çok gömülmeyeceğiz. Üç, kalecimiz de iyi oynayacak. Dört, rakip de beceriksiz olacak. Bunların hepsi gerçekleşti. İlk yarıda üç, ikinci yarıda dört pozisyon verdik. Kendi adımıza da gol dışında iki pozisyona girebildik. Zaten iki takım arasındaki böyle bir kalite ve tecrübe farkında Zagreb'e gidip kafa kafaya oynayarak hücum yapıp rakibi yenme imkanımız yoktu. Ancak bu saydıklarım olursa puan alacaktık, puanı da aldık. İki yıldır sürekli kendini geliştiren ve her geçen gün daha iyi oynayan, bu sezona da iyi giren Volkan Babacan'ın üç dört kritik kurtarışı vardı. Merkez stoperler, iyi forvetlere karşı maksimumunu oynamaya çalıştı. Dolayısıyla bu deplasmanda rakibi yerle bir edip yenme şansımızın olmadığı bir ortamda bölüm bölüm, pas trafiğinde çok ezilmeden, yüzdemizi çok düşürmeden, maksimumumuzu başararak dönüyoruz. Ben bu grupta barajın düşük olacağını düşünüyorum. Moralli başlamamız bu kadar moralsiz bir ortamda çok iyi... Ben Terim'in de yaşanan bu krizi yılların verdiği tecrübeyle çözeceğini, çözmesi gerektiğini düşünüyorum. Dışarıda kalan oyuncularımızın da takıma katılacağını düşünüyorum ki katılmalılar da... En zor deplasmandan alınan puan bizi turnuvanın sonuna kadar diri tutar ama bu kadroyla değil... Muhakkak dışarıda kalan oyuncularımızın dönmesi lazım.

G.Saray finalleri seviyor

Sezon öncesi son ciddi maç olmasına, Beşiktaş'ın eksik kadrosuna rağmen iyi maç oldu... Belki çok poziyon yok ama herkes; ciddi, mücadeleci, sert oynadı. Kalite dersek kalite yoktu. Ama tek maçlık kupa mücadelesi olduğu için iki takım da risk almadı. Maçın 120'den fazla oynandığı dakikalarda bölüm bölüm Beşiktaş, bölüm bölüm de Galatasaray iyi oynadı. Ama bölümlerin uzun olanı Beşiktaş lehineydi. Sıcak bir hava, oynandıkça bozulan bir zemin ki hayrete düştüm. Muslera'nın özellikle iyi maç çıkarması sadece penaltılar değil, zaten finalleri seven Galatasaray'a kupayı kazandırdı.
Maça beş dakika Galatasaray iyi başladı, 5-45 arası yüzde 20 Beşiktaş daha iyi oynadı. İkinci yarıda Tolgay'ın oyundan düştüğü dakikalarda Şenol Hoca onun pozisyonunu Oğuzhan'la değiştirdi. Beşiktaş daha iyi oynadı. Üzerine bir de Tolgay'ın üzerine Ömer'i, sokunca Beşiktaş'ın etkisi arttı. Oyunun sonları geldikçe iki takım da uzatmaya gitsin istiyordu. Uzatmanın ilk dakikalarında Hakan'ın attığı gol Beşiktaş'ı risk almaya, Galatasaray'ı korumaya yöneltti. Çok eski dönem Mithatpaşa- Dolmabahçe'de oynanan derbiler gibiydi. Geriye düşen risk aldı. Öndeki skoru korumayı düşündü. Bu dakikalarda Beşiktaş golü buldu.
Penaltılara gelince, Beşiktaşlı oyuncuların kullandıkları üç penaltının ikisinde Cenk ve Atiba'nın tam vuruş anında konsantrasyonlarının bozulması, düdüğü duyduktan sonra geri gelmeleri Muslera'nın başarısını gölgelemez.
Hakemi beğendim. Çok güvenliydi. En önemlisi çok kararlıydı. Ne gördüyse onu çaldı. Kararlı ve güvenli olması çok hoşuma gitti.
Beşiktaş adına bölüm bölüm de olsa Oğuzhan'ı beğendim. Beşiktaş tam kadro çıktığı maçlarda yarış içinde olacaktır. Galatasaray'ın kötü bitirdiği sezonu kupa ile bitirip yeni sezona kupayla başlaması moral oldu. Her şeyden önce Eren Derdiyok'u hazır görmedim. Bir santrfor gerekli görünüyor.
Türk sporu ve futbolu adına düşünmek ve yargılamak lazım. 79 milyon insanın yaşadığı, 783 bin 562 km. yüzölçümü olan ülkede 8 gün sonunda Olimpiyatlar'da bir gümüş madalyamız var o da devşirme haltercimiz. Futbola gelince dün 27 kişi oynadı. Bakırköylü Necip, Hopalı Tolga Zengin, İskenderun Hataylı Selçuk İnan'ın dışında 783 bin 562 km yüzülçömü olan, 79 milyon nüfusu olan ülkeden 24 oyuncu bu ülkede doğmadı. Dün iki büyük oynadı, genelde ne kadar yetenekli yerli varsa büyük kulüpler transfer ederler, dün bende kalan en önemli olay buydu... Yani bizim doktorlarımızın, ebelerimizin dünyaya getirdiği futbolcular değil, yurt dışında doğanlar oynadı. Demek ki büyük yatırımlara rağmen, ekonomimizin dünyada ilk 6 da olmasına rağmen ne Olimpiyatlar ne de futbolda bu yüzölçümünden oyuncu çıkaramadık.
Bir de önerim olacak... Sezon başı ve sezon sonu bu maçlar oynadığında uzatmaları oynamak doğru değil. Bildiğim kadarıyla İngiltere'de bu uygulama başladı, sezon boyu uzayan maçlarda 4 değişiklik yapılıyor. Bizde de öyle olabilir.

Futbol değil sadece 4 oyuncu keyif veriyor!

Kabaca olacak ama Avrupa Şampiyonası'nda oynanan futbol midemi bulandırdı… Zevk ve heyecan olarak çok kötü bir turnuvaydı. Bir ay boyunca izlediğim turnuva hiç ama hiç hoşuma gitmedi. 51 maç oynandı, bir direkt kırmızı, 2 tane de sarıdan atılan oyuncu oldu. Hakemler de oyuncuları sahada tutmaya çalıştı. Bu turnuvada şu var, mesela maçı izlerken aynı anda telefonda konuşabildim, bir şeyler okuyabildim. Dışarı çıkabildim. Turnuvanın en büyük hamlesini Portekiz teknik direktörü oyuna Eder'i alarak yaptı. Baktığımızda sol önde oynayan oyuncuyu orta sahaya çekti. Eder'i aldığı anda Fransızlar sürekli dönüyordu, sakladı. İki tane faul aldı. Bir gol attı. Takımını taşıdı. Teknik heyet olarak en büyük iş Eder'in oyuna girmesiydi. Aynı Konyaspor-Fenerbahçe maçı gibiydi. Portekiz'in hocası Aykut Kocaman gibi önemli işler yaptı. Onun dışında 2 takımın finale kadar gelişine bakarken, statünün incelenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Fransa benim favorim değildi. Sezonu yorgun bitiren oyuncuları vardı. Finale kadar gelirken de her ne kadar olursa olsun, yarı finalde Almanya'ya karşı sert bir maç oynadılar. Koşmak, savaşmak zorunda oldukları bir maç oynadılar. 2.5 gün bir ara kaldı finale hazırlanmalarına. Portekiz ise bir gün önce Çarşamba oynadı. Turnuvanın sonuna doğru, geçen sene temmuz ayında başlayan oyuncular 1 yıl sonra final oynadılar. Bu oyuncuların bir çoğu Avrupa kupalarında da oynadı. Portekiz'in yarı final maçını erken oynaması, oyunun sonlarında daha diri kalmasını sağladı.
Bence dünyanın önde gelen futbol adamları, futboldan gelmiş veya gelmemiş herkesin oturup kurallarla ilgili de bir takım önlemler alması lazım. Artık futbol hoş bir oyundan çıktı. Bakın 5-6 pozisyon sayamıyoruz. Herkes tedbir üzerine oynamaya başladı. Ben Avrupa Şampiyonası'nı izlerken keyif almadım. Günümüz futbolu için 'kolay' diyebiliriz. 'Mesut 10 numara' diyebiliriz. 10 numara, yaratıcı oyuncu eksikliği var. Fransa'da yarım yamalak Griezmann var. O biraz iş yaptı. Avrupa Şampiyonası'nda yaratıcı oyuncu eksikliği var mıydı diye kendi kendime soruyorum. Dünya futbolunda dört tane oyuncudan bahsedebiliyoruz… Ronaldo, Messi, Neymar bir de Iniesta var. Onları izlerken keyif alıyorsunuz. Rakip ne kadar sert savunma yapsa da işi bitirebiliyorlar. İspanya milli takımının forveti Barcelona forveti olsa bence şampiyon olurdu. Yoksa pas yüzdesi çok az değildi. Almanya Milli Takımı oyunda üstündü ama bitirici oyuncuları yoktu. İspanya ve Almanya araya oynayan takımlar değil. Öndeki oyuncuları veya kenar bekleri formsuz olduğunda sonuçlandıramıyorsunuz. Barcelona pas yapıyor ama ya atıyor ya attırıyor. Suarez gibi atan oyuncuları da var. Yetenekten çok fiziki mücadele oldu ve bence zevkli geçmedi. İspanya, Almanya bu sene çıkış yapan İtalyan olmadığı zaman keyif alamıyorum. Maçtan sonra istifra eden bir Pepe'yi gördük. Oyuncular sonuna kadar mücadele etti. Fransa Milli Takımı'nda teknik direktörü eleştirmek sağlıklı değil ama takımına hiç katkı sağlamadığını düşünüyorum.

Üçlü savunma geri dönebilir

EURO 2016'da koşu mesafeleri, kulüplerle karşılaştırıldığında standartların altında kaldı. Bunda iki faktör ön plana çıkıyor. Oyuncular genelde turnuvalara yorgun gidiyorlar, bir... Stratejik oynadıkları için garanti oynamak zorunda kalıyorlar, iki. Bunların dışında daha birçok neden de sıralanabilir. Tabii gündüz ve gece maçları arasındaki koşu mesafelerine bakmak gerek, fark var mı diye, o da ilginç bir detay olabilir. Fransa'daki turnuvada kalecileri genel anlamda beğendim. İyi kalecilerin olduğu bir turnuvaydı. Kaleciler içerisinde bugüne kadar gördüğüm topu oyuna en çok oyuna sokan isim tartışmasız Manuel Neuer. Enteresandır, her an aklında topu oyuna sokmak varmış gibi... Bir de turnuvada iyi sağ kanat oyuncuları var. Referans, Tolunay Kafkas… Taktiksel açıdan ise bir dönüşümün eşiğinde olabiliriz. 1995 sonrası üçlüden vazgeçilip dörtlü savunmaya dönülme sürecinde 2016 yılı bir milat mı olacak? Tekrar üçlüye mi dönülecek? Turnuva boyunca İtalya, Galler ve en son İtalyanlar'a karşı Almanya'nın oynadığı gibi... Gerçi Almanlar bence bunu tek maçlığına kullandı, yine dörtlüye döneceklerdir. Futbolda her şeyin, her taktiksel hamlenin bir panzehiri vardır. Uzun yıllardır Pro Lisans kurslarında sağ ve sol beklere, "Rakiplerinizi içeriye doğru yönlendirin" dediler. Hemen panzehir olarak Robben, Gökhan Töre, Ribery gibi ters ayaklı oyuncuları ters tarafta oynatmaya başladı hocalar. Şimdi buna da bir panzehir lazım. Üçlü savunma da bu sürecin bir parçası olarak geri dönebilir.

İZLANDA ÇEYREK FİNALE TESADÜFEN GELMEDİ
Bir de ekoller var... İspanyollar'ın getirdiği bir pas ekolü var mesela. Yalnız bu oyunda şu önemlidir, eğer pas ekolünde öndeki üç oyuncunuz kötü performans gösterirse ne kadar pas yaparsanız yapın sonuçlandıramıyorsunuz. Sonuçlandıran oyuncularınız olursa Messi, Neymar, Suarez gibi, bunun cevabını alabiliyorsunuz. Avrupa Şampiyonası'nda ise İspanya bunu bulamadı. İlerideki üçlüyü kurdukları Nolito, Morata ve Silva'nın etkisiz oyunları buna bir örnek. Almanya 2006'da başlattığı dönüşümle uzun yıllardır bir yatırım yaptı, onun üzerine bir de Bayern Münih'e Pep Guardiola'nın getirdiği pas zorunluluğu onları favori hale getirdi. Bayern Münih ağırlıklı bir kültürle oynuyorlar. İzlanda için 'İzlanda ekolü' dememiz lazım, çeyrek finale kadar tesadüfen gelmediler. Onlarda da temel bir ekol var. Avrupa Şampiyonu olamadılar, belki çeyrek final bile oynamayabilirlerdi ama elemede aynı grupta olduğumuz için görüyoruz ki 4-4-2'yi kapasitelerinin yettiğince uygulamaya çalışıyorlar ve ezberlemişler. Bu bir ekoldür. Burada da Önder Özen'e referans vermeliyim. Duran toplarda da dikkatimi çeken bir farklılık oldu. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Avrupa'da çoğu takım alan savunması yapıyor, İtalyanlar hem adam hem de alan savunması yapıyor. Ben açıkçası ikinciden yanayım.

4680 DAKİKADA, 3 KIRMIZI KART NORMAL DEĞİL
Avrupa Şampiyonası'nın mevcut statüsü bence doğru değil, bunun üzerine kafa yorulmalı. Grubu üçüncü bitiren takım Avrupa şampiyonu olabilir. Ayrıca Fransa'nın, Almanya'nın güzergahı ile Portekiz'in, Galler'in güzergahı aynı değil. Portekiz takımı, 90 dakikaları baz aldığımızda hiçbir maçı kazanamadı. Yarı final oynuyorlar! Bir çarpıcı nokta da çok az sayıda kırmızı kart çıkması oldu. 44'ü 90 dakika, 4'ü ise uzatmalara giden maçlara 5'er dakika da ilave eklesek toplam 4680 dakika yapıyor. Yani 48 maçta, 4680 dakika süren bir organizasyonda sadece bir kere doğrudan kırmızı kart çıkmış, o da kaderi belli Fransa-İrlanda ikinci tur maçı. Diğer iki kırmızı çifter sarıdan, bu da standartların çok altında… Fazlasıyla çarpıcı bir tablo... Hakemlerin oyuncuları bu kadar tolere ettiği başka bir turnuva görmedim. Koskoca turnuvada tek doğrudan kırmızı var. Bu normal olabilir mi? Oyun kurallarına göre bu şampiyonadan önce çok kolay kartlar çıkıyordu, aynı kurallarla burada tamamen herkesin sahada kalmasına yönelik maçlar yönetiliyor. Acaba bunun sebebi ne? Acaba bu ülkeler, bu oyuncular liglerinde aynı şeyle mi karşılaşacaklar?

DİKKAT ÇEKENLER
Mesut Özil, beklentimin ötesinde bir fizik kapasitesiyle turnuvaya gelmiş. Geçmiş yıllarına göre daha kuvvetli gözüküyor ve bunun bir yansıması olarak oyuna katkısı ve koyduğu ağırlık artmış.
Turnuvada öne çıkan hedef santrforlar var. Lewandowski gezgin santrfor rolünde başarılı bir oyun oynadı Polonya'da... Almanya'da Mario Gomez iyi bir turnuva geçirdi ama o da turnuvayı kapattı. Bende iz bırakan esas santrfor ise İtalya'dan Graziano Pelle oldu.
Euro 2016'nın en etkili oyuncuları Payet ve çıkıştaki Pogba. Bir de kulübündeki performansı gösteremese de Hazard. Tabii ki birçok önemli isim var ama benim aklıma ilk gelenler bunlar.
Genç oyunculardan Renato Sanches ve Emre Mor'a bir parantez gerekiyor. Emre bizi olduğu kadar Avrupalılar'ı da etkiledi. Sanches de Bayern Münih'in paraya kıyıp onu erken transfer etmesinin doğru bir hamle olduğunu gösterdi. İkisi de gelecek için futbolseverleri heyecanlandırdı.

HAYAL KIRIKLIĞI
Banko Belçika (Müthiş oyuncuları var ama daha yarı final görmediler) ve İspanya...

ÇIKIŞ YAPANLAR
Galler, Polonya, Macaristan, İzlanda...

Filmin sonu beliydi

Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Aynı şekilde Türk filmlerinin sonu da bellidir. Aslında özellikle son birkaç yıldır ve bugün tavan yapan UEFA'nın Finansal Fair- Play kriterlerine takılmak, yani kulüplerimizin mali açıdan duvara çarpacağı biliniyordu. Zaten filmin sonunda da esas oğlan (UEFA ve FIFA) sahneye çıkacaktı. Bizim filmin sonu belliydi. Bugün Türk futbolunun lokomotifleri diye saydığımız Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor, bu mali kriterlerden dolayı elleri kolları bağlı şekilde transferde de ince eleyip sık dokumak zorundalar. Çilek-milek kalmadı. Çift haneli milyon Euro'ları hiç konuşmuyoruz, okumuyoruz çünkü bırakın çift haneleri, tek hanelerde bile 5 milyon Euro'nun ötesine geçebilme şansı yok, fazlasını konuşamıyoruz bile.

FUTBOL FEDERASYONU ARTIK TOLERE EDEMEZ
Tabii ki bu durumda en önemli faktörler kulüplerin hoyratça yaptığı harcamalar, gelir gider tablosuna bakmadan harcadıkları dönüşü olmayan paralar ve maalesef tesisleşme açısından çok önemli işler yapan Türkiye Futbol Federasyonu'nun kulüplere gösterdiği fazla tolerans... Bu faktörlerden dolayı bugünlere kadar gelindi. Bu temel bir sorun... Aslında, yalnızca bugünün federasyonu için geçerli değil. Çok uzun yıllardır kulüplerin yönettiği bir Türkiye Futbol Federasyonu var. Bunun tam tersine, yani federasyonun yönettiği kulüplere geçene kadar bu durum devam edecektir.

MALİ KRİTERLER BİZDE DE VAR AMA…
Aslında UEFA'nın Finansal Fair-Play kriterlerine benzer mali kriterler bizde de var uzun süredir. 'Aman bu kulübün temsilcisi var, aman onlar sıkıntı yaşamasın' düşüncesi, buradaki yaptırımların uygulanmasına engel oldu. Mevcut mali tabloyu öteleyerek, tolere ederek bugünlere geldik.

FUTBOLUN SPONSORU DEVLET
MALİ kriterleri kendi içimizde halledemediğimiz için ancak ve ancak kulüpler, kadrolarını boşaltarak transfer yapabilecekler. Federasyonumuz önlem almazsa, önümüzdeki yıllar karanlık gözüküyor. Türk spor ekonomisi, Avrupa'nın en önemli ekonomilerinden biri. Ulusla- rarası organizasyonlarda ana sponsorlar bizden. Futbolun sponsorlarına bakınca ise farklı bir tablo var. Ligin adı Spor Toto, devlet; kupanın adı Ziraat, devlet; PTT 1. Lig, devlet; yayıncı kuruluş uzun süredir TMSF'de, devlette. Ayrıca 1 milyar TL'ye yakın vergi borçlarını idare eden yine devlet. Yani devlet "Bana ne!" dese, bu ülkede Cumhurbaşkanımız spordan gelmiş olmasa, sevmese zaten bu paralar da olmayacak. Bu yüzden belki 3-4 sene feda edebiliriz ama kendi bünyemizde bu mali problemleri çözmemiz lazım.

TRANSFERDE ÇİFT YIL SENDROMU
Transf er politikalarında hep söylerim, çiftli yıllarda transfer yapmak zordur. Özellikle büyük takımlar için... Çiftli yıllarda ya Avrupa Şampiyonası var ya da Dünya Kupası... Oyuncular ya iyi futbol oynayıp kendini göstererek piyasasını artırıyor, alamıyorsunuz ya da kötü oynuyor, bu sefer siz kuşkulanıp vazgeçiyorsunuz. Bu yıl yine çiftli yıl olduğu için transfer yapabilen kulüplerimiz fazla yok. Olumlu ya da olumsuz Gomez transferinin bitmemesi bu nedenle... Keza Nani'nin taliplilerinin artması da. Örneğin Belçika Milli Takımı oyuncularından Süper Lig'e istenen bazı isimlerin öne çıkmasından dolayı taliplilerinin artması da çift yıl sendromunun sonuçları. Tam tersi örnekler de oluyor, "Stoper yerine ön libero oynadı, hem de ağırmış" deyip vazgeçiyorlar. Tekli yıllarda daha kolay transfer yapılır ve doğrusu da budur.

BAYRAMIMIZ MÜBAREK OLSUN
Bir ay boyunca oruçlar tutuldu, bayram vakti geldi. Tüm İslam aleminin mübarek Ramazan Bayramı'nı içtenlikle kutlarım.