CANLI
SKOR
Rıdvan Dilmen

Rıdvan Dilmen

Acı olan skor değil durum

Karşılaşmanın 55. dakikasında Yasemin kardeşim beni aradı; "Hocam yazıyı yazalım mı?" dedi... Yasemin için o dakikada maç bitmişti... Aslında sadece onun için değil 45. dakikada atılan 3. golden sonra tribünler, televizyon başındakiler, gazetedekiler, saha içindeki oyuncular, teknik direktörler, hakemler kısaca futbolla ilgili kim varsa herkes için bu maç bitmişti. Acı olan da skor değil zaten, acı olan bu durum...
Zor bir periyoda giren Manchester United, 3. golden sonra Premier Lig'de Chelsea ile yapacağı maçı oynamaya başladı.
Hoca ve oyuncuların kafasında bu maç vardı. Karşılaşmayı da bu yüzden antrenman maçına çevirdiler. Bu da acı.
4-0'dan 4-1'e gelen prestij golünü tüm Manchesterliler alkışladı. Maç 0-0'ken atılsa alkışlarlar mıydı acaba? İşte bu da acı.
90 dakikayı Manchester United sıfır, Fenerbahçe tek sarı kartla bitirdi; bu da acı... Yani sıfır reaksiyon. Rakip de kartlık faul yapmamış, Fenerbahçe kartlık faul yapmadığı gibi itiraz da etmemiş. Yani isyan da yok... Bu da başka bir acı. İki takımın ligdeki konumları hemen hemen aynı. İkisi de iyi başlamadı. Oyuncuların yüzüne baktığım zaman zaten mağluplar, bu da acı. Teknik olarak diyebiliriz ki 3 ön libero ile çıktı. Kadrom kısıtlı eyvallah ama Manchester'ın savunmasını topsuz koşturacak tek oyuncu Emenike. Özellikle 0-0 giden oyunda ihtiyaç vardı, hoca tercih etmedi. İkinci yarı Fenerbahçe atak oynadı. Bu tamamen Manchester izin verdiği için, kendimizi aldatmayalım. Maç başladığında Mourinho ve Manchester 1 gol istedi, Fenerbahçe yedi 4 gol. Mourinho ve takımı 4 gol attı demiyorum, Fenerbahçe yedi. Pogba'nın attığı gol muhteşemdi ama kırılgan yüz hatları ve duygularıyla oynayan, adeta penaltı golüyle zaten maçı kaybettiğini düşünen bir takım vardı. Fenerbahçe'nin bundan sonra yapacağı tek şey kafasını havaya kaldırmak. Daha sezon başı, grupta da iddian var ama kolay mı gözüküyor? Hayır! Zor gözüküyor. Fenerbahçe'nin belki şampiyon olacak ya da Avrupa'da başarılı olacak kadrosu yok ama Fenerbahçe bu kadar kötü takım değil. Şener'in, Hasan Ali'nin, Topal'ın, Souza'nın, Van Persie'nin, Emenike'nin aklınıza kim gelirse gelsin hepsinin beyinlerini yıkayıp bir şokla (adını siz koyun bu teknik direktör değişikliği anlamında değil) sol göğüslerindeki amblemin anlamını Türkçe ve İngilizce olarak okumalarında fayda var. Hem teknik heyetin hem de oyuncuların.
Yoksa Manchester United'a ne ilk ne de son kez yenilecektir Fenerbahçe. Ama bu Manchester'e karşı (4 tane de atsa) 48 dakika boyunca bitmiş bir oyun oynamak acı.

Asıl sen uyuyorsun Advocaat

Fenerbahçe'nin ne oynadığı belli değil; Alanya maçında Emenike santrfor başladı, arkasında Van Persie... Van Persie'den forvet arkası olmaz. Oynasın diye orada oynatıyorlar. Sonra oraya Aatif'ı koyuyorsunuz, yetmiyor Stoch... Temel problem; dağınıklık... Teknik direktör alıyorsunuz sezon hazırlığına başlamıyor. Onun cebinde, "Bu takımı ben yapmadım" kozu var ve bunu zaman zaman kullanıyor.
Fenerbahçe'de güç yok, fizik yok, koordinasyon, yardımlaşma, organizasyon yok... Hızlı oyun oynamaya çalışıyorlar ama Fenerbahçe bu takımla hızlı oynayamaz... Topla mesafe kat eden oyuncusu yok. Oyuncularda zaten tempo yok. Lens yıldız oldu, Volkan gol atmıyor ama çabası var diye öne çıkıyor. Fenerbahçe bu takımla 4-3-3 oynayamaz. Bu orta saha oyuncuları topu hızlı çevirmezler, bu orta saha oyuncuları topla iyi hücum yapmazlar. Bu takımı hızlı oynatmayacaksın. Bu takım, deplasman takımına dönüyor. Bundan sonra derbiler dışında bu seyirciyi de bulamazsın, 6-7 bin kişiye oynar Fenerbahçe. Çünkü seyirci başarıya gelir. İyi futbola gelir. İyi oyuncuya gelir. Taraftar ışık görmüyor... Lens'in bir maçta etkili deparı taraftara "ohhh" dedirtti. Volkan Şen de aynı. Taraftar etkili deparları özlemiş. Volkan kaleye kadar geliyor ve duruyor... Zaten devamı gelse inanılmaz bir oyuncu olur. Düzeltmek için çaba da sarf etmiyor. "Uçuyorum, kaçıyorum ama golüm yok" demiyor. Bunu diyebilmeli. Fenerbahçe'nin tek etkili silahı gibi görünüyor ama sonucu değiştiremiyor.

NEREM DOĞRU Kİ!
Fenerbahçe'nin kadrosuna bakalım... "Van Persie gider mi gitmez mi, Çin'den isterler mi" diye yola bakıyor yönetim. Emenike tesadüfen kaldı. Stoch mecburen takımda. O zaman işin zor. 7 maçta 12 puan kaybeden, her maç gol yiyen, sinirli bir takım var. Evinde Galatasaray ve Beşiktaş'la oynayacaksın. Onları da yenemezsen iş tamamen bitti. Haftaya bir de Atiker Konyaspor var. Sıkı bir takım. Berabere kalsan zaten puan farkı şu anda fazlasıyla var, iyice artacak.
Fizik gücün iyi olması gerek; değil... Taktik anlayışın iyi olması gerek; değil... Bireysel performansın iyi olması gerek; değil... O zaman maç kazanamazsın. Fenerbahçe takımı keyif vermiyor, hafif kalır. Planı, programı, fiziği olmayan, Mehmet Topal'la ayakta kalmaya çalışan bir takım. Emenike bulmaca gibi... Adamı bilmiyorsun. Bu gün iyi iş yapar, yarın kötü oynar. Bazı oyuncuyu oyunda tutarsın her şey yapar diye. Ama Emenike'yi tutamıyorsun. Kısaca nerem doğru ki! Fenerbahçe kötü futbol oynuyor.

ALANYA'DAN KÖTÜ MÜSÜN?
Antrenörle geç ayrılırsan yeni gelene konuşma fırsatı verirsin. Ama senin takımın geldiğin günden beri içerde Gaziantep'i yendi. "Çocuklar uyuyor" da, "Kontrataktan gol yiyorlar" da "Bunlarla gitmez" lafları olmaz. Daha derbiler var. İlk yarının bitmesine 10 hafta var. Transfer yapma şansı var mı şu an. Yok... O zaman şu an bu tarz açıklamaların da gereği yok. Robin van Persie tarzı oyuncularla 4-2-3-1 oynamaya çalışılmaz. Sistemler oyuncuya göre olmalı. Sisteme göre oyuncu mu alınır? Oyuncuya göre mi sistem yapılır? Fenerbahçe sezon başladıktan sonra antrenör aldığı için 3 senedir bu şansını kaybetti. Bu takım bu değil. Geçen sene bu takımın beğenilmeyen Vitor Pereira ile kaç puanı var. "Gökhan gitmiş" derse, "Van der Wiel gelmiş" derim. Senin kadron Alanyaspor ya da Kayserispor'dan kötü mü? Bir de Moussa Sow gelmiş sana. Oyuncular ne diyor; "Hoca bize inanmıyor."
Advocaat yenilen golde oyuncuların uyuduğunu söylüyor. Uyuyan kendisiydi ve oyunculardı. Başarıyı herkes sahiplenir. Ortada bir başarısızlık varsa, "Uyuyorlardı" denmez. "Uyuduk" denir ve sonra oyuncularınla halledersin. Herkesten önce sen uyudun. Kontrataktan bütün takımlar yer. Radikal kararlar gerekiyor. Sen Avrupa kupalarında devam ediyorsun. Rakiplerinle oynanamamışsın. Demeçlere bak: "Başkanla paylaşacağım, uyuyorlardı, böyle devam etmez." Hiç mi senin suçun yok. Advocaat'ın puan kaybında yüzde 70 etkisi vardır. Şimdi futbolcular Manchester United'ı düşünecek. Manchester'ın da işi kolay değil. İki takım da bu maça ciddi bakacak. Fenerbahçe Manchester karşısında Alanya gibi olmaz. Fenerbahçe taraftarı da kendini şampiyonluk yarışında görmüyor. Belki iki-üç maç seri yakalasa bir şeyler olur.

Gördüğüm en kötü F.Bahçe

Fenerbahçe, puan olarak kayıp ama oyun olarak da maçı kazanmayı hak etmedi zaten. Rakip çok yeni bir takım olan Aytemiz Alanyaspor. Son paslarda iyi işler yapsalar galip bile gelebilirlerdi. Çok fazla pozisyon vermediler Fenerbahçe'ye.... Alanya takımının Fenerbahçe deplasmanında puan alması için ayağına kramp girmeli. Alanyaspor Teknik Direktörü Hüseyin Kalpar'ın oyuncularına kramp girmemiştir. 5 tane pozisyonu yok Fenerbahçe'nin... Oyuncular, "Amma rahat deplasman oldu ha" demiştir Alanya otobüsünde.
Benim gördüğüm en kötü Fenerbahçe maçlarından bir tanesiydi. Ne oynadığı belli değil... Normalde altı boş bir cümledir bu ama burada altı dolu.V an Persie ile Batalla'yı, Sosa'yı kıyaslamak mümkün değil. Forvet arkası falan değil o... O bölgeye ikinci yarı giren Aatif ve Stoch'u alıyorsunuz. Hiçbiri gerçek forvet arkası değil.
Aykut Kocaman, Ersun Yanal, Vitor Pereira... Hepsi kamp dönemi esnasında ayrıldı. Yeni hocalar geldi. Antrenörün elinde böyle bir kart var, "Bu takımı ben kurmadım" diyor yeri geld-i ğinde ama takımının ligde gol yemediği maç da yok . Gaziantepspor'a karşı son anda kazandı. Kayseri karşısında 3 tane yiyerek ancak 90+5'te atıp beraberliği kurtardı. Bursaspor'a ise mağlup oldu. Gol yemediği maç yok, böyle bir takım şampiyon olur mu?
Beşiktaş, Galatasaray Kadıköy'e gelecek ama bu gidişle daha 25. haftada yaşayabileceği şeyleri 7. haftadan yaşıyor. Fenerbahçe'nin kötü oynadığı maçları bilirim ben, yıllardır maç izlerim. Taktik yok, organizasyon yok. Bir format değişikliğine gittiler, hızlı oynamaya çalışıyor. Fakat bu oyun, hızlı ve dripling yapan oyuncularla olur. Bunu en iyi yapan oyuncu Mehmet Topal'dı takımda... Ön bölgede bunu Volkan Şen yapıyor, o da tabelaya yazamıyor. Uçan kaçan Van Persie diye pazarlanıyor bir haftadır, ne uçtuğu var ne kaçtığı... Emenike, 64'te kenara geliyor, maçı izlemek için kulübede bile oturmuyor. Oynamayan kapris yapıyor, çıkan kapris yapıyor.
4-2-3-1 oynamak öyle kolay bir iş değil. Hem de Topa l ve Souza gibi defansif özelliği olan oyuncuların var, stoperlerin çıkamıyor. Forvet arkasında oynayanlar Van Persie, Aatif ve Stoch... Bunlar orta saha falan değil. Bildiğin forvet ya da ikinci forvet. Böyle olursa ikinci topları verirsin tabii. Mehmet Topal bile yıprandı. Mesafe açıldıkça stoperlerin vurduğu kafalar dahi rakibe gider. Görünen o ki Fenerbahçe basketbol takımıyla sezonu götürecek.

Taraftar stada gelmez
Peki çözüm gözüküyor mu? Devre arasına kendini nasıl atacak Fenerbahçe? Taraftar da cevabı biliyor, bu maç basketbol maçı olsa dolardı ağzına kadar... Gündüz maçında 40-45 bin seyirci olabilirdi ama taraftar biliyor. Taraftar Aatif'ı ıslıklıyor. Neden, yönetime tepki... "Sivas'tan adam aldınız" diyor. Üst düzey oyuncu bekliyor. İlk defa çıkanı yuhalıyorlar. Bundan sonra derbiler dışında seyirci gelmez. Karabük maçında da 6 bin kişi gelir ancak... Seyirci futbola gelir, başarıya gelir. Galatasaray-Trabzonspor maçında 50 bin kişi olur. Beşiktaş-Antalyaspor maçı da 40 bin yapar. Artık seyirciler başarı, oyuncu istiyor ve gördükleri bu. Bir araba düşünün, arabanın kapasitesi belli. Siz bu arabayı zorlarsanız motoru yakarsınız. Fenerbahçe takımı, set oynamaya alışmış, oyuncuları da set oynamaya alışmış oyuncular... Bu oyunculardan hızlı oyun beklersen top kaybı yaparsın. Bu oyun benden basketbolda smaç yapmamı beklemek gibi bir şey... Ben smaç yapamam, boyum yetmez.

Galatasaray’ın farkı bu!

Antrenörler maçların analizini yaparlar, Riekerink de eleştirilerini yapacaktır takımına. 30 dakikalık iyi oyun sonunda Galatasaray golü de buldu ama kalan bölüm çok farklıydı. İlk devre bitimine dek Gençlerbirliği toparlandı ama pozisyon bulamadı. İkinci yarıda ise en az 4-5 tane pozisyonu var. Muslera deplasmanda 1-0 yeniyor ve dönüyor diye düşünelim bu maçı, yalnızca Bruma'dan destek aldı. Ligin en çok gol kurtaran kalecisi konumundaymış. Bu oyunla normalde şampiyonluk yarışında olmak zor ama Galatasaray'ın kültüründe, havasında bir şey var. Hiçbir şey anlamazsın ama bir bakarsın, 25-26. haftada zirvede olurlar. Kötü oynarken de kazanabilen yegane takımdır Galatasaray. Hatta bu açıdan tek takımdır. Beşiktaş kötü oynarsa kaybedebilir mesela ama bu Galatasaray'ın kültüründe var.
Galatasaray ikinci yarıda hiç top oynamadı, hatta ligdeki en kötü futbolunu oynadı diyebilirim. Bruma'nın zaman zaman etkili oyunu dışında herkes tel tel döküldü. Muslera'ya değmeden kaçırılan pozisyonları da var Gençlerbirliği'nin... Antrenörler şöyle bakar, koydu cebine 3 puanı. Galatasaray'ın en kıymetli 3 puanlarından birisi olacaktır bu 34 maçlık maratonda. Yalnız böyle birkaç kez kazanabilirsiniz, sadece atan ve tutanla şampiyonluğu kazanamazsınız. Bu tip galibiyetler her zaman gelmez.

ÖMER, JARDEL'İ HATIRLATTI

Mario Jardel niye önemli oyuncuydu? Pozisyon ihtimallerini hep düşünürdü. Fatih Akyel, Monaco'da Süper Kupa finalinde şut attı. Belki pas olur diye koşu yaptı ve gol oldu. Andreas Beck de bugün şut attı aslında. Ömer'i dikkatli izlediğiniz zaman ofsayttan çıktı, kendini kurtardı ve koştu. Aboubakar-Ömer ya da CenkÖmer olsa çift forvet Ömer gol kralı olur. Ömer'i tutarak önemli bir iş yaptı Şenol hoca.
Şehir deplasmanları kolay maçlar değildir. Kayserispor takımı 4 tane forvet oyuncusuyla oynadı, pozisyon da verir, pozisyona da girer. Beşiktaş'ın stoperleri Tosic ve Marcelo iyi maç çıkardı ve Kayseri'yi 2 pozisyonda bıraktılar. Fabri açıyı kapatabilen bir kaleci ve pozisyonlarda başarılı oldu.
Olcay gibi, Oğuzhan gibi, Gökhan İnler gibi oyuncuları İstanbul'da bırakmasına rağmen hoca taktiksel olarak oyun içinde çok sayıda değişiklik yapabiliyor.
Çok klasik bir kural vardır. Antrenmanda yorulmayan maçta iş yapamaz. Beşiktaş'ın idmanını canlı izledim televizyondan. Oyuncu gözüyle baktığım zaman idare etme, kaytarma falan hiç görmedim, çataçat... İyi antrenman yapıyorlar, disiplinliler ve oyun içinde antrenör kendi içinde adaletli bir takım çıkarıyor. Baklavalı Milan dizilişine benzer 4-3-1-2'yle başladı hoca. İkinci yarıda ise Ömer'i sokup dizilişi de değiştirerek hamleler yaptı.
Çevirmek için çalıştı ve çevirdi de.
Beşiktaş bu ligin net favorisi... Galatasaray kötü mü, kesinlikle hayır. Başakşehir muazzam, Fenerbahçe de toparlayabilir ama ben uzun yıllardır Beşiktaş kadar favori başlayan takım görmemiştim. Geniş kadro ve bunu doğru kullanan bir teknik adam var. 1-0'a bakmamak lazım. Rize deplasmanıyla birlikte 6 puanı cebine koyup rakiplerini izliyor Beşiktaş. Geçen seneden farklı olarak da Napoli maçını düşünmek zorunda hoca. O yüzden 1-0'a takılmamak gerekiyor.

Bu forvetlerle Rusya zor!

Maçın geneli için şunu söyleyebilirim; İzlanda anladı ki 'sabaha kadar biz yenilmeyiz.' Biz ekranların başında, hatta hoca kulübede oyuncular da sahada kazanmamızın mümkün olmadığını düşündü. İlk 15 dakika dışında ortada giden bir maç oldu. Volkan Şen ile Yasin topları getirdi. 3-4 şut imkanı verdik, Ömer'e çarptı gol oldu. Golü yiyince bizim takım hemen demoralize oldu. Moral olarak düştü. Çok kırılgan bir takımız ama içeride böyle değiliz. İzlanda'nın iki stoperini getir, 'bunları nereden buldunuz' deriz ama organizasyonları çok iyi. Herkes oynayacağı yeri biliyor. Sistem tıkır tıkır işliyor.
Hakemlik bir şey olmadı, tatsız-tutsuz bir maçtı. En kötü oyunumuzu oynadık. Bir takım doğrudan gideceği için 7'şer puan yapanları yakalayamayabiliriz. Şansımız devam edecektir çünkü güçlü takımlarla oynadık. Ama mutlaka hocanın da Kasım'dan sonra Mart'a kadar (ciddi bir ara var) o arada proje ve takımın iskeletini kurup, uzun vadeli hareket etmesi gerek.
İzlanda dünya sıralamasında bizden geride olmasına rağmen 4-4-2'yi uyguluyor. O kadar birbirlerine alışıklar ki, rahat oynuyorlar, oyunu yönlendiriyorlar. Dönüşlerde kontra yemeyelim diye faul yapan, bir sistem takımı. Sürekli aynı sistemle oynamıyoruz biz. Ama bundan sonra artı ya da eksi yönde elenen oyuncular oldu. Emre Mor'u santrfor gibi oynattı. Hocada deneme yanılma uygulaması uzun sürüyor. 11 Haziran'a kadar kazanabileceği 3 maç var. Kosova ve Finlandiya'yı yendiği takdirde eli rahatlayacak. Ukrayna maçına çift santrforla başladık ama çok değil 3 gün sonra sıfır santrforlu sisteme döndük. Oyun içinde sistem değişebilir ama bir iskeletiniz ve sisteminizin olması gerek.
Hırvatistan, Ukrayna ve İzlanda maçının tamamına baktığımızda skorlar önemli değil... Bu maçlardan ciddi dersler çıkması gerek. Sistem ve oyuncularla ilgili kararların verilmesi gerek. Bu forvetle Dünya Kupası'na gidilmez. Kosova'yı yeneriz, zorlansak da yeneriz, Finlandiya'yı zorlansak da yeneriz ama çok da güvenmemek gerek.

Buna da şükürler olsun

Ukrayna, Türkiye ve İzlanda... Bu üçlünün aralarında oynadığı maçların beraberlik ağırlıklı maçlar olacağını tahmin ediyordum. Dolayısıyla Kosova ve belki birkaç maç sürpriz yapabilecek Finlandiya'yı ayırıyorum ama bu üç takımın oynayacağı maçların, kadro ve oyun yapılarına baktığımız zaman beraberliğe yakın gideceği gözüküyordu. Hırvatistan aslında bu üçlü gruba zaman zaman katılacaktır ki bizim maçta bunu gösterdiler. Yani bu dört takımın aralarında oynadığı 6'şar maçtan 18 puan alan çıkmaz, hatta 18'i bırak, 12 alan bile zor çıkar. Ukrayna-İzlanda: 1-1, Hırvatistan-Türkiye: 1-1, Türkiye- Ukrayna: 2-2. Oyunlar da skora göre değişecektir. Tıpkı dün olduğu gibi...
Ukrayna maçta 2-0'ı yakaladı, 3'ü kaçırdı.. 2-0'lar her zaman tehlikeli sonuçtur. Bizim için 2-1 geldi, 2-2 geldi, hatta 3'üncüyü de bulabilirdik.
Shevchenko'nun takımı prensip olarak deplasmanda kalabalık orta sahayla oynayıp ayağa oynayarak baskıyı kırmak, topa sahip olmak ve pozisyon bulmak istedi. Fatih hoca, önde baskılı oynamak için 4-2-4 diyebileceğimiz bir kadroyla çıktı. Niye 4-4-2 demiyorum, çünkü çift santrfor Cenk ve Enes dışındaki oyunculardan sağda oynayan Emre Mor asla orta sahaya yardımcı olmaz. Solda oynayan Hakan ise zaman zaman olur. Ukrayna'nın orta saha kalabalığını Fatih hoca hesaplayamadı ve Ukrayna ne istediyse ne düşündüyse onu yaptık.
Normalde 2-0 geride oynayanlar tek santrfora düşmez ama Fatih Hoca orta sahayı kalabalıklaştırarak doğru yaptı. İlk yarıdaki boşluğu, Tolga, Kaan ve Ozan'la çözdü. O yüzden Emre'nin Hakan'ın dönmemesi çok handikap olmadı. Dolayısıyla oyun da bize döndü. Bir de ilk yarı ikinci viteste oynarken dörde çıkınca rakip yorulurken biz hırsımızla birlikte, direnç ve reaksiyon gösterdik ve kazanmak için her şeyi yaptık.
Maçın başlangıcı ve gidişatına baktığımız zaman elemelerde kötü sonuç değil. 0-2'den 2-2'ye gelmek turnuvadaki ciddi klasmandaki bir rakibimiz karşısında kayıp olmaktan çıktı. Benzer bir maç İzlanda'yla olacaktır zaten.
Kötü tarafımız, çok gergindik. İlk yarının sonlarında bulduğumuz golden sonra iştahımızla beraber güvenimiz geldi. İyi tarafımız da buydu. Genel anlamda baktığımızda şu dikkat çekici, takım olarak akan oyunda da goller bulmamız lazım. Hep duran toplarla buluyoruz. Frikik, penaltı, kornerler... Çok hücum oyuncusuyla birebirlerle oynamaktan çok Kosova dışındaki rakiplere karşı kalabalık orta sahalarla oynamamız lazım. İlk yarı ile ikinci yarıdaki farkı Fatih Terim gözden geçirmeli, ki geçirir, bu maçları ona göre oynamalı. Oyunun son bölümünde rakip yoruldu, çıkamaz hale geldi, hoca da Volkan'ı alıp kendisinin de iyi olmadığını bildiği halde Ozan'ı çıkararak doğru yaptı. Oyunun başında 4 forvet oynamamız ne kadar yanlışsa santrfor yerine orta saha almak o kadar doğruydu... Direnci düşmüş Ukrayna'ya karşı 4'e dönmek doğruydu.
Bir de sevimli bir çocuktan bahsetmek istiyorum, yani Emre'den... 90+2'de bir frikik oldu. 90+4'te atılandan 7-8 metre daha yakındı kaleye. "Ben atacağım, ben atacağım" diye topu kaptı, Hakan'ın yüzdesinin çok olduğu bir yerde... Muhtemelen hocanın sesi kısılmıştır, çıldırmıştır kenarda. Emre işgüzarlık yaptı. Hadi işgüzarlık ağır diyelim, çocukluğuna verdim ama futbol her yaş grubu için ciddi bir durum. Hakan için penaltı orası. Aman bir daha bulaşma.

Düzelme yeterli değil

OSMANLISPOR- FENERBAHÇE

Düzelme yeterli değil


İki takımın da Perşembe maç oynaması oyuncuları yıpratmış olabilir. Osmanlıspor bir kontratak takımı olabilir ama önde başladılar. Direkten dönüp dışarı çıkan bir topları var. Fenerbahçe'nin golüyle ilgili şöyle bir tespitim var, kısa boylu beklerin problemli olduğunu söylerim. Kısa boylu beklerin üzerinden kafa vurabiliyor ikinci forvetler. Böyle bir pozisyonda Van Persie'yle gol geldi. Fenerbahçe'de yavaş yavaş düzelme var ama yeterli mi? Bence değil. Ciddi bir puan farkı oluştu, 6'şar puan fark var Galatasaray ve Beşiktaş'la. Rakiplerin puan kaybı kadar içerideki derbilerde yenmesi gerekiyor Fenerbahçe'nin. Başakşehir'le de 8 puan oldu. Abdullah Avcı ve Göksel Gümüşdağ da ellerini ovuşturuyorlardır, aradan hop götürebilirler.
Fenerbahçe deplasmanda 1'de 1, ilk kez uçağa bindi, 2 puan kaybetti. Deplasman diyebileceğimiz ilk maçı bu. Deplasmanda kim kazanırsa o şampiyon olur. Beşiktaş deplasmanda Rize'de, Konya'da tek kale maç yapıyor. Fenerbahçe deplasmanlarda çok zorlanıyor. 2 puan kaybetti. Neden kaybetti diyorum, Osmanlı deplasmanında beraberlik kötü değildi ama seriyi kaybetti. Az kayıpla gitseydi Osmanlı deplasmanında bir puan kayıp olmazdı şu ortamda. İki ileri bir geriye dönersen bir bakarsın, devre arasında 10 puan olmuş. Puan kaybı kredisi hiç yok Fenerbahçe'nin. Advocaat'ı, takımı daha tempolu oynatmaya çalışan bir hoca olarak görüyorum.
Emenike bir tane iyi iş yapıp beş tane kötü iş yapabilir. Sow'un fiziksel durumu belli, kendi de söylüyor. Ozan'ı, Topal'ı, Souza'yı tek tek ön libero olarak her takıma alırım tek tek ama deplasmanda çıkamıyorsunuz iç oyuncu olarak. Ozan ile Souza çizgiye kadar basabilmeli. Beke de yardımcı olabilir. Bu tip orta sahalar değiller ama mecburlar. Forvet arkasında denenen Van Persie ideal bir forvet arkası mı, değil. Dolayısıyla hoca elindeki malzemeyle iş yapmaya çalışıyor. Eveleyip geveleyen bir takım görüntüsünden çıkarmaya çalışıyor Advocaat. Bu oyuncular bunu içeride yapabiliyor mu, evet, dışarıda ise hayır.

***

GALATASARAY-ANTALYASPOR

Podolski dengeleri bozdu


Galatasaray transferde Maradona'yı mı aldı? Hayır. Santrfora Eren'i aldılar, ortaya Tolga'yı aldılar. Havayı transfer yaratmadı ama genel olarak havaya girdiği bir sezon oldu bu sene Galatasaray'ın. Devrede Antalya 2'yi bulamazsa puan alamaz diye düşünmüştüm, öyle de oldu. İlk yarıda bulduğu gol Galatasaray'ın hızını kesti. Galatasaray 1.5 puanı cebinde oynar. Taraftar 1.5, oyuncular da 1.5. Taraftarlar acayip bir baskıyla destek veriyor. Podolski yoruluyor mesela, tribünlerden ha, hu sesleri geliyor, oyuncu daha diri kalmaya çalışıyor.
Cavanda atlet, çabuk bir oyuncu fakat ayağı iyi değil. Stop-pas oynaması gereken bir oyuncu, basit oynamalı.
Gelelim Podolski'ye... Podolski oyun kalitesinin çok üzerinde bir gol katkısı sağlıyor. Topa vurmasını biliyor. Galatasaray'ın bu kadrosunda Sneijder de dahil olmak üzere Eren'e en yakın oyuncu Podolski olmalı. Podolski gerçekten bir silah. Bir de isabetli ve zamanlamalı vurmak önemli. Eveleme geveleme yok, tak tak... Podolski dengeleri bozdu.
Galatasaray, Sneijder çıktıktan sonra Podolski'yle 4-4-2'ye yakın dizilişe geçiyor. Podolski sola bağlı oynamıyor, serbest oynuyor. Boşu boşuna demarke kalmazsınız, Podolski doğru yerde oluyor.
Türkiye'nin tartışmasız bir numaralı frikik oyuncusu Selçuk İnan'dır... Talissca'yı biraz daha bekleyeceğim. Fakat sağdan da soldan da merkezden de vuruyor. Ayak içinde öyle bir kuvvet var ki, müthiş kesiyor. Bence kaleciler baraj yaptırmamalı. Öyle de yiyeceksin çünkü. Çok iyi oynamadı Selçuk ama bu gol güvenini biraz toparlar. Bu gol silkinmesini sağlayabilir. Tolga çok koşuyor, ikinci iyi özelliği oyunu terse çok kolay çeviriyor. Tolga varken Selçuk'u daha öne kullanmalı. De Jong planlamada çok doğru bir transfer değil.

Beşiktaş maçı 6-0 kazanabilirdi

Maçı hiç seyretmeyen birisi der ki 90+3'te gol olmuş, ne ballı bu Beşiktaş... Öyle değil ama. Bu maç 6-0 biterdi. İlk yarıda altıpas civarında biri net olmak üzere birçok pozisyon var. İkinci yarının başında 3-0 olmalıydı, birinci dakikadan maç bitimine kadar tek kale maç oldu. Tek kale ne demektir? Sürekli hücum yapmaktır. Biz kaleci Fabri'yi görmedik. Böyle bir maç oynuyorsunuz. Beşiktaş orta sahası Tolgay, Necip ve Atiba'yla pas yaptı. Sabaha kadar oynansa Beşiktaş yenilmez gözüküyordu. Bir kazanan çıkarsa beyaz takım, yani Beşiktaş olacaktı. 1 puanı cebinde görüyordu zaten Şenol Güneş ama bu hoşuna gitmiyordu.
4-2-3-1 olarak başladı Şenol Güneş, Necip- Atiba'nın önünde Tolgay vardı. Hepsi ön libero kimlikli oyuncular. İlk yarının ortalarında Necip'i sağa atıp Tolgay ile Atiba'yı göbekte kullandı ama bu da olmadı. Olcay'la Ömer'in kanatlarını değiştirip merkezde aynı oynadı. Quaresma devre arası girdi ama mutsuz ve arzusuzdu. Çok etkisiz kaldı. Buna rağmen pozisyonlu bir baskı kurdu Beşiktaş ikinci yarı başında... En az 3 tane atmalıydı. Şenol Güneş'e bu da yetmedi, Adriano'yu alıp 4-4-2'ye döndü. Rizespor ise maç boyunca tek bir şey oynadı, savunma... Bütün hafta boyunca Hikmet hoca ceza sahasının önüne gömüleyim diye düşünmüş. Bu başarılı olmuş gibi gözüktü ama bu sıcağa kar dayanmaz!. İyi orta geldi mi geldi? Pozisyonlar geldi mi geldi. Ne eksikti şut... Onu da vuran oyuncu geldi, şutu attı, gol geldi: Adriano.
Rakip çok kötü olabilir ama onu daha kötü hale getiren iyi oynayan takımdır. Ben kötüysem beni rakip kötüye sevk ediyordur. Bu ligde 4 zayıf ekip varsa bunlardan bir tanesi Rizespor... Tek kale, sıfır pozisyon maç için hem sizin iyi, hem rakibinizin kötü olması gerekir. Rize güçlü olsa kontradan pozisyon bulurdu, o yoktu. Skora kimse aldanmasın, farka gidecek bir maç geride kaldı.
Bu rotasyon işlerini biraz daha azaltmak lazım bence Beşiktaş'ta... Atiba'yla Caner sahanın en iyisiydi.
Atiba'yı da çok beğendim. Tosic tecrübesiyle birçok kontratağı engelledi. Öyle bir pozisyon aldı ki, Ahmet İlhan'a ne göbekten, ne çizgiden fırsat tanımadı, ihtimallerini hep azalttı.
Bir de Kerim Frei bu tip maçlarda kullanılabilir.
Talisca'yla ilgili çok erken konuşmamamız lazım. Takımın dengesini bazen artı, bazen eksi yönde değiştiriyor. Gökhan'la Atiba'yı oynatmak zorunda kalıyor onunla. Oğuzhan'la Atiba'yı bırakırsam zayıf kalır diye düşünüyor çünkü, Talisca ikinci forvet gibi oynuyor. Bu da sistemde arızaya neden oluyor. Sosa öyle değildi, sağa gidiyordu, sola gidiyordu. Atiba kendine daha uygun bir formatta oynadı dün Talisca yokken...
Aboubakar, teknik mi, iyi kafa vuruyor mu, gol vuruşu iyi mi? Tartması kolay değil. Zor bir bulmaca Aboubakar... Haksızlık yapmak istemediğim için onu biraz daha izlemek istiyorum.
Adriano 75. dakikada coşkulu girdi oyuna. Bir Quaresma'ya baktım, bir Adriano'ya, fark var. Adriano ok gibi girdi oyuna ve hiç bir kalecinin çıkaramayacağı bir şut attı.. Son olarak Cüneyt Çakır hoca iyi bir karşılaşma yönetti, onun da hakkını teslim etmek lazım.

Karakter koymak...

Futbolda maçlar kazanılır kaybedilir, istenilen skorlar alınamayabilir. Sezon başındaki Monaco maçıyla dünkü maç arasındaki çok büyük fark, Fenerbahçe'nin konsantrasyonu, mücadelesi ve kazanma arzusuydu. Advocaat, 4-3- 3'te kararlı. Aşağı yukarı 10 oyuncusunu kafasında netleştirdi. İlk geldiği günlerdeki deneme yanılma döneminde puan hasarlarıyla da olsa ideali buldu. Sadece Sow'un yerine Volkan Şen oynayacak gibi gözüküyor. Santrforda da Emenike-Sow daha sonra durumlarına göre Van Persie ve Fernandao var ama orta saha bu, savunma bu. Fenerbahçe takımının bugün ilk 11'ini bütün gazeteler, televizyonlar vermişti zaten... Antrenör ideal kadroda ısrarlı.
Feyenoord uzun süredir maç kaybetmediği için özgüvenli başladı ama karşısında sıkı, pres yapan, öne doğru sürekli oynamaya çalışan bir takım gördü. Mücadele etmeyen bir oyuncu dahi yoktu. Ama olumlu yönde sırıtan oyuncu var mıydı, Lens, Souza, Van der Wiel ve yorulana kadar Hasan Ali. Burada Souza ve Ozan'a ayrı bir parantez açmak istiyorum. Kaçırın, bol bol kaçırın... Bir gol kaçırabilirsiniz ama arkanızda Mehmet Topal gibi hepinizin açığını kapatabilecek bir oyuncu varken, son maçlarda yaptığınızı sürekli yapın. Ozan gol atıyor, Souza gol atıyor, gol kaçırıyor ama deniyor. Ben de diyorum Souza gir oralara, yeter ki gir. Ozan sen de gir oralara, yeter ki gir... Kaçırman önemli değil, atacaksın nasıl olsa... Sizin oralara girmeniz öndeki oyuncuların işini kolaylaştırdığı kadar arkadaki oyuncuların da öne çıkmasını, alan daraltmasını dolayısıyla da topun tekrar çabuk kazanılmasını sağlıyor. 2 pozisyon, 2 şut imkanı verdi rakibine. Pozisyonlardan bir tanesi Souza'nın geri pası Kuyt'a, bir tane Kjaer'in ıskası, bir tane de Ozan'ın top kaybıyla şut... İlkini Volkan mükemmel çıkardı, Kuyt'ın ıskasında Volkan'ın üzerinden aşırdı oyuncu. Tahminen Volkan'ın parmaklarından yavaşlayan topu Skrtel çıkardı. Volkan diğer şutları çıkardı. Volkan'dan en uç oyuncuya kadar yüksek konsantrasyon vardı. Özellikle Volkan Şen döndüğünde Fenerbahçe'nin sağ ve sol önde oynayan oyuncuların toplu ve topsuz süratlerini göreceğiz. Hele hele Fenerbahçe 2 farklı öne geçtiği zaman, ki Antep ve bu maçta başaramadı, bu oyuncuların daha fazla özellikleri ortaya çıkacak. Yani dünkü maçta ikinci yarıda da bir gol bulunsaydı bu diriliğiyle Lens, 3-4 tane daha pozisyon bulurdu. Oyuncuların kramp girercesine gösterdiği mücadeleye saygı duyulmalı. Tabii Osmanlıspor maçı önemli bir maç. Rotasyon yapar mı, bilemiyorum ama ikinci maç sonunda grubun lideri olması takımın özgüvenini artırıyordur.
Genel anlamda Fenerbahçe çok uzun yıllardır oynadığı oyundan vazgeçip, bol pas yapan, set hücumlarına kalkan takımdan, öne doğru sürekli hızlı oynamaya çalışan bir takıma doğru dönüşüyor. Buna hafta içindeki bir yazımızda açarak değerlendireceğiz.
Son olarak, bir oyuncuya parantez açmak istiyorum. Feyenoord'un sağ beki Rick Karsdrop'a bayıldım. Henüz 21 yaşında... Bu Karsdrop'u Feyenoord tutamaz, ileride onu büyük takımlarda izleriz.

Büyük takım oyunu forse etmeli

Aslında bu hafta enteresan maçlar oynandı. Başakşehir karşılaşmasında iki ayrı yarı izledik. Trabzonspor- Konyaspor mücadelesi, Beşiktaş-Galatasaray derbisi de aynı şekilde böyleydi. Devre arasında Fenerbahçe rahat 3 farkı bulur diyordum. Gaziantepspor kısa da bir takım, ev sahibi duran toptan gol atar diye düşünürken buradan da goller geldi. Ne var ki oyunda da şanslar bulundu. Kaleci Volkan'ı hemen hemen hiç görmedik. Buna rağmen ilk yarıdaki tabloyu ikinci yarı göremedik. Futbolda büyük konuşmamak lazım. Gaziantepspor yürekli bir şekilde geldi, 3 tane pozisyon buldu. Gol de geliyorum diyordu açıkçası... Devre arasındaki fikirlerimi mahcup edercesine bir top oynadı Antep. Sınırlı bir takım olmasına rağmen koşmaya çalışıyorlar. Deparlı bir maç oldu. Fırat Aydınus'un en çok koşmak zorunda kaldığı maçlardan biri olmuştur. 5-0'mış gibi bir tempoda oynadı Fenerbahçe ikinci yarıda. Antep takımı gelmeye başlamıştı, "Her an gol olabilir" hissiyatı veriyordu. Fenerbahçe 1-0'da 3-0 oynar gibi oynadı. Emenike kontratak oyuncusu deseniz de bitirici pas özelliği olan bir oyuncu değil. Barış'tan daha hızlı belki ama çabuk değil. 30-40 metrede geçiyor da birebirde yarım metrede geçemiyor, pası atamıyor.
Deneme yanılmayla biraz zaman kaybetse de Dick Advocaat 4-3- 3'e artık karar verdi. 4'lü savunmanın önünde Mehmet Topal, önlerinde Ozan ile Souza, önde de Lens, Volkan, Emenike... Geçen haftanın düzeni ve kadrosu... Fakat 2-1'den sonra Fenerbahçe puana, garantiye gitmeye çalıştı. Koskoca Fenerbahçe 5 tane stoper kimlikli oyuncuyla oynadı: Kjaer, Skrtel, Neustadter, Mehmet Topal, Souza... Advocaat da, Riekerink de bir yanılgıya düşüyor. Daha gerilerde Zico, Gerets'ler benzer düşünüyorlardı: "Anadolu deplasmanında 1 puan iyidir." Bu yanlış. Büyük takımlar oyunu forse etmek zorundadırlar. Osmanlıspor da çabuk hücum yapan bir takım. Osmanlıspor'un bir kontratak takımı olduğunu Advocaat'a söyleyeceklerdir. Tedbirli, geniş alan bırakmadan oynamak isteyecektir ama Fenerbahçe'nin kontratak oyununa alışmaması lazım. Kasımpaşa maçında 2-0'dan sonra kontratak oynayarak golü attı, duran top bulup oradan sonuca gidilmişti ama bu tehlikeli.

Robin van Persie'yi Çinliler niye alsın?
Futbolda bir söz vardır, çok kullanılır ama her zaman geçerli değildir. Bazı oyuncuları iyi anlatır ama, mesela Van Persie için çok doğru: "Forma verilmez, alınır." Pazartesi Kasımpaşa maçı bitti, Pazartesi idmana çıktı da mı formayı vermedi Advocaat? Fenerbahçe'de Van Persie oynasın diye herkes her şeyi yaptı, bir tek Van Persie yapmadı. Arkadaşların başarıyı getirdiği geyiğini her zaman sevmem. Gol atılınca umurunda değil. Sow kenarda, Emenike gol atınca geliyor, Sow'la eğleniyor. Ben dolu dolu sevindiğini bile görmedim Van Persie'nin. Doğru yapmıyor. Ben umudumu kestim artık. Tersine, yarın bir gün 1-2 tane gol atarsa daha kötü olur. Diğer oyuncuların önünü keser. Van Persie ile Moussa Sow'un sportif karakterini koyuyorum ortaya. Van Persie kafasında bitirmiş işi. Çin diyorlar onun için. Çinliler deli mi? Onlar da izliyorlar. Oynayan adamı alıyorlar. Artık parasının yarısını verelim de gönderelim diye düşünüyordur Fenerbahçe çünkü varlığı rahatsız ediyor.