CANLI
SKOR
Rıdvan Dilmen

Rıdvan Dilmen

Moussa Sow artık unutulmaz!

Manchester Unitedlı, Feyenoordlu bir gruptan lider olarak çıkmak büyük iş... Hem de fazlasıyla hak ederek… Fenerbahçe içerideki üç maçı da kazandı, deplasmanda sadece Manchester United'a kaybetti. Dünyanın en pahalı takımlarından bir tanesi Manchester United. Feyenoord ise Hollanda'da lig lideri… Fenerbahçe takımı kafa yapısı, oyun ve oyuncu karakteriyle çok zor iki farklı mağlubiyet alır.
Volkan sıfır hata...
İki bek çok iyi oynadı.
Stoperler derseniz oyun zaten onların tam isteğine göre. İkisi de canlı. Savunmada beklerken, dar alanda yerden, havadan iyiler.
Mehmet Topal, Souza ve Alper zaten tempolu oyuncular. Öndeki oyunculardan Lens zaman zaman çok iyi işler yaptı… Van Persie istekli ama etkili değil.
Moussa Sow… Ona biraz yer ayırayım dedim. İzleyenler Sergen'i nasıl tanır? Çok yetenekli, çok iyi sol ayağını kullanıyor… Tanju'yu nasıl tanırdın diye sorduğun zaman, "Çok iyi santrfor, ayağının içini mükemmel kullanıyor, uzun olmamasına rağmen çok iyi kafacıydı" derler.
Metin Tekin'i sorduğumuzda ise izleyenler izlemeyenlere der ki, "Çok süratliydi, çok etkili bir forvetti, çok da yakışıklıydı, Metin-Ali-Feyyaz üçlüsü müthişti!
Moussa Sow'la ilgili de şunlar denecek.
"Fenerbahçe'de iki kez oynadı, süratli mi? Soru işareti... Çok mu teknik?
Soru işareti... Kafa?.. Soru işareti ama Sow'u izleyenler izlemeyenlere bir şeyi yıllar sonra anlatacak: "Ya bir röveşata yapıyordu, bir ton gol attı." Yani yıllar sonra Sow böyle anılacak...
Fenerbahçe dolu dolu oynamıyor olabilir ama dolu dolu mücadele ettiği kesin.
Yürekten, kalpten ve haftalar ilerledikçe fizik gücünü artırıp Advocaat da takımı 1.5, 2 ay önce takımı tamamen öğrendikten sonra 10 oyuncu banko hale geldi. Bu da başarıyı getirdi. Açıkçası teknik direktörün adaletli seçimleri ve 2 aydır tutturduğu kadro istikrarı Fenerbahçe'nin çıkışını sağladı.

OSMANLI'YI KUTLARIM
Avrupa'da üç takımımızın yoluna devam etmesi, Beşiktaşımızın dramatik bir şekilde Şampiyonlar Ligi yerine Avrupa Ligi'ne kalması da başarıdır. Fenerbahçemizin güçlü kadrosuyla yaptığı da başarıdır.
Osmanlısporumuzun ciddi bir gruptan çıkması da başarıdır.
Onları kutlarım. En azından Avrupa kupalarında yoluna devam eden 3 tane takımımız, iki gün önce de Şampiyonlar Ligi'nde 3 tane gol atıp bir de asist yapıp adından söz ettiren bir Türk futbolcu olarak Arda'nın öne çıkması benim için futbol adına önemli bir hafta geçirdiğimizin göstergesi… Aynı zamanda kışı en azından heyecan içinde geçireceğiz ki inşallah baharı da görürüz.

Galatasaray’ın forması şampiyonluk yarışında

Süper Lig'in 13 haftası geride kaldı. Hiç maçları izlemeyen biri puan durumunu alsa, bir de Rıdvan Dilmen adlı yazarın 3 hafta önceki yazısını açıp okusa, "Bu adam ne anlatmış böyle" der. "Riekerink'in yeterliliği yok" diyorum. Bir bakıyorum, yeterliliği üst düzey Şenol Güneş'e karşı ikinci devredeki derbide, hem de TT Arena'da kazanırsa ikili averajla geçebilecek konumda. Yalnızca 3 puan fark var.
Kazanan hep haklıdır. Son iki haftada Galatasaray, 15 puanlık maçlar oynadı. Başakşehir-Beşiktaş, Fenerbahçe-Beşiktaş beraberlikleri mesafe kapattı. Galatasaray kalan maçlarda minimum 7'yle kapatıp zirve yarışında olur, birkaç takviye yapma şansları da olur. Bugün öyle bir fırsat var ki bayıltır rakibini diyorsun. Hedef ne, 3 puan? Aldı mı, aldı. Fenerbahçe'yi geçti. Sonuç bu...
Oynanan oyuna bakarsak ise artı ve eksilerine bakarak konuşmak lazım... Müthiş bir artısı var, bir o kadar da yarın bir gün ortaya çıkabilecek zafiyetleri var. Temassız oynuyorlar. Ben forvet oyuncusuydum, bu Galatasaray'a karşı oynamayı çok isterdim. Her rakip oyuncu ile en az 1 metre mesafesi var Galatasaraylı oyuncuların... Alır dönersin. Pas yapıyor deniyor. Pas bir silahtır ama öndeki ve arkadaki oyuncular ayrıldığı zaman git-gelli olur. Kasımpaşa lehine de olabilirdi.
Artılarından başlayalım: Galatasaray aynı sistemde oynuyor. Omurgada Serdar, De Jong, Podolski'nin gelişi hareketliliği artırdı. Geçen haftaki Bursaspor maçı da böyleydi, ikinci golde Carole'ün birinci sınıf orta saha oyuncusunun bile zorlanacağı incelikte bir pas çıkarması önemliydi. Bireysel yetenekleri yüksek... Podolski oyunun içinde görmeseniz de şutör bir oyuncu. Galatasaray ikinci bölgede pas yapıyor, güzel ama ön taraftaki oyuncularla kopuk. Önde baskılı olduğu zaman baskı yapıyorlar, golü buluyorlar. Maçın başında da böyleydi ama mesafe bir açılıyor, orta alan neredeyse bomboş.
Selçuk ve De Jong'la birlikte 7 oyuncu geride, Bruma-Sneijder-Yasin-Podolski dörtlüsü önde... Aradaki boşluk öyle ki Adem alıyor topu, dönüyor. Bir bakıyor, "Aa bir sürü seçenek var" diyor. Türkiye'nin en çok pas yapan takımı ama az pozisyona giriyor. Rakibi de oynatıyor. Bu nasıl olacak? Top sende kalırken üretemiyorsun, kolay da pozisyon veriyorsun. Temassız oynatıyorsun çünkü, çok rahat rakipler. Örneğin Bursaspor karşısında iki farklı geriye düşebilirlerdi.

*******************************

Biri çatala biri kargalara!

İki tane derbi yaşadık, Fenerbahçe-Galatasaray ve Fenerbahçe- Beşiktaş... Volkan iki maçta da yere düşmedi neredeyse. Fakat Fenerbahçe'nin oyunu aynıydı. Galatasaray maçında Van Persie vurdu, çatala girdi. Beşiktaş maçında vurdu, kargalara gitti. Futbolda sadece atılan yenilen gollere bakmak yanıltır. "Fenerbahçe, 28 gol attı" diyoruz ama derbileri içeride oynamış, 3 maçta da 15 gola tmış: Kasımpaşa, Karabük, Çaykur Rize. Sadece rakamlarla değerlendirmek yanıltır. İnanılmaz derecede rahat rakip oyuncular... Van Persie'nin golünü hatırlayalım. 7-8 tane Galatasaraylı oyuncu var ama ceza sahasındaki Van Persie'ye en yakın adam 8 metre... Şuradaki problemi halledemiyorlar ama buna rağmen ligin zirvesine yakın olmaları tamamen bireysel performanslarla ilgili. Yetenekli oyuncuların yapabileceği golleri atıyorlar. 2'ye 1 var mı, var. Bruma savunma arkasına koşar, çabuktur. Podolski vurur ama kopukluk öyle bir boyutta ki oyunun genelinde Kasımpaşa hep ortak...

Dağ fare doğurdu

Beşiktaş, "Ben buradan 3 puan alırsam süper, berabere biterse iyi" diye düşünerek oynadı...

Çok uzun yıllardır, bizim oyunculuk yıllarımızdan önce de sonra da manşetler şöyle yazardı: Dağ fare doğurdu.
Maça bakıyoruz, Volkan yere yatmadı.
Fabri için, "Ne top çıkardı" demedik.
Fenerbahçe'nin 1'i net, 2 pozisyonu var, Beşiktaş'ın hiç yok. 87'ye kadar Fenerbahçe ağırlıklı bir oyun vardı. Fenerbahçe'ye beraberlik yetmez diyorduk maç öncesi. Diğer tarafta Beşiktaş, "Ben buradan 3 alırsam süper, berabere biterse iyi" diye düşünerek oynadı. Bu da 87 dakika boyunca Beşiktaş'ın oyun anlayışını gösteriyor. Karşıda sert bir orta saha, dev gibi iki stoper... Beşiktaş'ı en az 5-6 pozisyonla değerlendirirdik.
'Beşiktaş'ın ölüsü puanı aldı' diyebiliriz. Galatasaraylılar da Florya'da izlerken "Oh mis gibi berabere bitiyor" demiştir.
40'ın üzerinde faul oldu. Kart sayısı az olabilir biraz. Hakem de aslında memnun kalmıştır bu maçtan.
Beşiktaş'ın mücadelesine saygı duyacağız. Oyununa asla söyleyemem, Beşiktaş bu değil ama ciddi bir mazeretleri var. Aboubakar'ın hastalığı, Talisca ve Caner'in sakatlığı, Kerim'in uzun süredir oynamaması... Çok şey sayılabilir ama en önemlisi Dinamo Kiev maçı var.
Fenerbahçe Galatasaray'ı nasıl yenmişti?
Van Persie çat diye vurdu, golü attı. Yani bireysel beceri... Bu kadro yapılarıyla, bu orta saha yapılarıyla bu kadar olur. İlla bir galip çıksa Fenerbahçe olurdu çünkü şu andaki puan tablosu maçın gidişatına etki etti.
Fenerbahçe, Galatasaray'ı korkunç mücadele ederek yendi, iyi oynayarak değil...
Dün Fenerbahçe'nin oyun artıları daha fazlaydı ama üzülmeleri gereken şu: Bir daha asla böyle bir Beşiktaş yakalayamazlar.
4 puan fark var ya, bilinçaltına yerleşiyor. Kiev maçı da bilinçaltında... Beşiktaş takımında Oğuzhan kayboldu, Tolgay yetenekli, kayboldu. Tosic ve Marcelo ise rahat savunma yaptılar.
O güven, hiç maç kaybetmemelerinin etkisi... 55'ten sonra stattakiler dahil herkes uyudu.
Bir ara maç resmen öylesine oynanıyor gibiydi. Fenerbahçe'de mutlaka öndeki iki oyuncunun çok iyi oynaması lazım. Advocaat soyunma odasında orta sahaları tebrik etmiştir, Kjaer'i ve Şener'e de aferin demiştir. Sonuç ne, 0-0. Fenerbahçe'nin öndeki oyuncuları iyi olmak zorunda gol bulmak zorunda.
İnceci bir orta saha olarak Alper'i göremeyiz.
Tempolu bir orta saha oyuncusu Alper... Kaliteli bir ayak lazım orada.
Realist bakarsak ise Beşiktaş için çok önemli bir artıdır.
Son olarak Gökhan Gönül'e değinelim.
Bek oyuncularının kaderidir de taç atışları. Hem önde hem arkada bekler kullanır taçları, bu sebeple tepki görmesi için fırsat oldu. Gökhan da tepkilere hiç uymadı, işini yapmaya çalıştı.
Görevini de iyi yaptı, iyi oynadı.

**********************

F.Bahçe'nin sırrı fiziğinde

Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Advocaat Konya deplasmanı sonrası dedi ki, "Ben oyuncularımı tanıdım." Advocaat, "Benim takımım önde baskı yapabilek bir takım değil" diye düşündü bence. Stoperler iyi ama kalelerine yakın oynadıklarında iyiler. Mehmet Topal, Josef gibi oyuncular da önde baskı yapamaz, alanlarını savunurlar, ileriye ancak destek verirler. En uçta oynayan orta saha oyuncusu Alper kaç gol attı bu sezon? 1 ya da 0. Fenerbahçe "Fizikle şampiyon olabilirim" diyor. Oyunu rakip yarı alana yıkıp Japon kale maç yapamaz. Bu takım iyi futbol oynayamaz zaten. Gününde olur Van Persie, pat yenersin. Lens iyi oynar, yenersin.
Takım halinde, geriden gelen bir oyun olmaz.
Gelme niyeti olmayan Beşiktaş'a karşı dahi rakip yarı alanın ortalarında oynadı F.Bahçe. Fabri'yi göremedik neredeyse... Peki 87'den sonra ne oldu, Fabri eliyle Gökhan'a pas verebilecek özgüveni buldu. Son anlarda, "Acaba farkı 7 puan yapabilir miyim?" diye düşünmeye başladı Beşiktaşlılar, fark oydu.

**************************

Beşiktaş'a iki transfer geliyor

Dışarıdan konuşmak kolay... Belki görüntüye göre teşhis koyabiliriz ama tedaviye gelirsek iş başka. Benfica maçında Gökhan İnler'le Cenk'i soktu, "Bravo Şenol hoca" dediler.
Gökhan ve Cenk bir sonraki maç 11 çıktı, biz de "Kenara gelmel"i dedik. Futbol böyle. Biz antrenörler her türlü eleştiri için bir gerekçe bulabiliriz. Olcay dersin, "İdmanda gördün mü?" der mesela.
Şenol hoca şunu söyleyebilir, "14 lig oynadım, 5 Şampiyonlar Ligi oynadım, hala namağlubum." Brezilya'dan bir stoper, bir de Lorient'ten hücum oyuncusu geliyor Beşiktaş'a. Talisca dönecek.
Rhodolfo dönecek ama bir de zaten geliyor. Hoca, Adriano'yu sol öne atabilecek. Önde Quaresma'ya yük bindi. Olcay ve Kerim'den yeteri kadar randıman alınmıyor. Beşiktaş devre arasına kadar minimum kayıpla gitmeye çalışacak.
Dün Atiba savunma tarafını halletti, hücumda yoktu. Tolgay ve Oğuzhan kalitelerinin altında kalınca üstünlük Fenerbahçe'ye geçti.

Advocaat büyük karakter

Konya'daki maçtan bu yana "Teknik direktörü artık artı ve eksi yönde değlendirebiliriz" demiştim. Oyuncularını çözmüştü Advocaat. Bence hoca çok karakterli bir adam. Objektif ve açık sözlü.
Erdemli bir adam ayrıca, Aatif için ani bir karar vermek zorunda olduğunu ancak yanlış karar verdiğini söyledi. Son 3 lig maçında oynattı. Avrupa'da devam ederse listeye de yazacaktır. Ayrıca ideal bir kadro kurma yolunda da ilerliyor. Son haftalarda Alper ısrarı var. Ozan'ın sakatlığı düzelmesine rağmen kesmedi.
Çok adaletli bir teknik adam.
Volkan'a hiç iş düşmedi. Golde de bir hatası yok. Şener çok formdaydı, dün de öyleydi. Hasan Ali ortalama oynadı. İki stopere iş düşmedi. Mehmet Topal çok iyi oynadı. Souza idare etti. Alper iyi değil, çok iyi oynadı. Aatif etkili oldu. Sow üç gol attı, daha ne yapsın? Böylesi bir takım sayabiliriz. İki farkla fiş çekilmez, ancak uzatmalarda iki farkı bulursun, öyle olur.
Yalnız şunu da söyleyeyim, Rizespor bu ligin en zayıf takımlarından biri.
Mutlaka takviye yapması lazım devre arası. Elbette bu Fenerbahçe'nin iyi oyununu gölgeleyen bir şey değil, klas bir maç oynadılar. Galatasaray'la zor bir maç oynadılar fiziksel açıdan, hafta arası da Zorya maçı vardı. Bir de oyuncular form tutmaya başladı. Takımın en büyük silahı Lens iken o yokken 3 maç kazandılar. Artık Fenerbahçe'de minimum 8 bankosu var.
Şener'le Alper'in altını çizmek lazım, çok oyuncunun açığını kapatıyorlar. İş ciddiyetleri var. Paris'ten Van der Wiel diye bir adam gelmiş ama Şener'e baktı, daha özverili, kendine daha iyi bakıyor, onu oynattı.
Fenerbahçe'nin kapasitesi bu. Van Persie biraz düşük kaldı ama yoğun markaj altındaydı, sinirlenip sarı kart da gördü. Moussa Sow geldiğinde göbekli bir adamdı. Dubai'de oynamak kolay değil. Sow'u çok dengeli bir şekilde takıma soktu hoca. Oynattı, kesti.
Manchester'a röveşatayla gol attı, yine kesti ve takıma adapte etti.
Daha erken ama kısa sürede Beşiktaş'ın 4 puan arkasına kadar yaklaşabilmesi çok önemli Fenerbahçe'nin. Düşünün, 5'te 5 yapıp 15 puan almış bir Fenerbahçe lider Başakşehir'in 6 puan gerisinde. Son 5 maçlık periyot hocanın takımı tanıması, oyuncuların da işlerine daha ciddiyetle yaklaşması bu değişimi sağladı. Advocaat, oyuncuyu kazanmak üzere bir antrenörlük yapıyor. En önemlisi bu. Son olarak Rize'de zemin süperdi. Hakem Ali Palabıyık da çok güzel bir maç yönetti.

Emenike'yi düşünmez!
Futbolda istatistik çok önemli ama bazen 10 isabetli şuttan gol çıkmaz, bazen de dünkü karşılaşma gibi 6 şuttan 5 gol çıkar. Bu maçta böyle oldu.
Şimdi kabuk değiştiriyor Fenerbahçe.
Çaykur Rizespor karşısında farklı bir yaklaşım da vardı. Skor üstünlüğü gelince bekleyip kontratakla gitmeye çalışıyordu daha önceki maçlarda... Dün rakip Rize'nin zayıf olması, Fenerbahçe'yi daha çok önde oynamaya itti. Son bölümde artık Beşiktaş'ı düşünmeye başlamıştır savunma oyuncuları.
Emenike'yi hocanın bir daha düşüneceğini zannetmiyorum.
Küskün mü, koşacak mı diye düşünmeyecektir.
Geride kalan oyuncular Lens, Sow, Van Persie, Fernandao. Form durumuna göre bu oyuncular arasında tercih yapar.

Çakır’ın bilinçaltı!

Cüneyt Çakır dünyanın en iyi hakemlerinden biri. Bana göre geçen hafta Kadıköy'deki çok zor bir maçı iyi geçirdi. Sonra Şampiyonlar Ligi'ne gitti ve 6 günde üçüncü maçına çıktı dün. Çok yük bindi Çakır'a. Bu kadar yüklenilmez. Türkiye'de MHK başkanı olmak çok kolay. Sıkıştı mı Çakır'a veririm maçı.
Çakır'da ben şunu gördüm dün. O da Beşiktaş'ın teknik direktörü veya herhangi bir takımın teknik direktörü kadar kart çizelgesini biliyor. Quaresma'ya kart göstermemek tamamen maç öncesi bilinçaltı yerleşmesidir. Çakır maçtan önce göstermedi o kartı, kafasında vardı zaten onu idare etmek... Ama bu sözlerim manipüle edilmesin.
Gelelim Oğuzhan'ın pozisyonuna. O pozisyona niye faul çaldığını Mahmut biliyor, Oğuzhan biliyor ve Çakır biliyor. Tebrik ederim onu ama bu karar çok tartışılacak. Ben pozisyonda başka bir yerde hücum faul falan arıyordum. Ama bunu görmek çok kolay değil. Benim görüşüme göre de bu pozisyon faul; çekmeyle Oğuzhan'ın dengesi bozuluyor. Ayrıca Oğuzhan hamle yapmak için gidiyordu o topa ve çekilip düşürüldü. Ama skoru etkileyen bir artı yaptı Çakır.
Oyunun stratejisini Başakşehir belirledi. Güneş her şeye hazırlandı ama Başakşehir'in presine hazırlanmadı. 13 dakika 23 saniye boyunca top Başakşehir kale sahasına gelmedi, ilk top Epureanu kalecisine dönerek oynadı geriye. Beşiktaş gibi bir takıma karşı bu taktiksel bir başarıdır.
Başakşehir kazanan takımlara karşı etkili olabildiği gibi kontrataklarda da çok iyi. Zaten golü de böyle attı. Demek ki tesadüf değil 20-25 maçtır kaybetmemeleri. Fakat ikinciyi bulamadığınız zaman sonuçta rakip Beşiktaş. Pas yüzdesi, yüze yakın olan Emre Belözoğlu sakatlanıp, çıktı. İnanılmaz oynadı bu maçta. Sonra Beşiktaş 30 ve 75. dakikalar arası kontratak tehlikesi de yaşamadan tek kaleye çevirdi maçı. Belli bir üretkenlik de yakaladı. Ve duran bir toptan beraberliği da yakaladı. Sonrasında ise Beşiktaş yoruldu ve alanlar genişledi tekrar. Başakşehir de böylece kontratakları yakalamaya başladı Visca, Mahmut ve Mossoro ile...
Bu maçta da kora kor oyunlardan birini oynadı Beşiktaş. Sonuç Beşiktaş için kayıp değil. Çok dezavantajlı bir Beşiktaş ve oyun içinde dezavantajlı duruma düşen bir Başakşehir.
Tamam Beşiktaş çok yoruldu ama Güneş hiç ağlamasın. Bu fikstür haftalar önce belli. Ligin biteceği tarih belli. Advocaat bilmiyor mu? Güneş bilmiyor mu? Dört hafta önce bu maçı oynayacağını benden daha iyi bilmiyor mu?

*************************************

Başakşehir ders olmalı

Futbolculuk artık çok zor. Deparlı oynuyorsunuz, gidip geliyorsunuz, kora kor mücadele ediyorsunuz. Fizik gücünüz çok yüksek olmalı. Adriano gibi Barcelona'dan aldığınız bir oyuncu bile 90 dakikayı çıkaramıyor. Bizim zamanımızda olduğu gibi değil futbol. Başakşehir de organizasyonu çok iyi olan bir takım. Abdulalh Avcı'yı kutluyorum taş gibi bir takım yaratmış. Bakın iki bekine... Galatasaray'da gelip gitmiş oyuncular Ferhat ve Uğur... Hatta Ferhat bir alt ligde oynadı. Sonra Yalçın'ı aldı Avcı. Başakşehir şu ara antrenörü, yönetimi ve takımı ile inanılmaz örnek bir kulüp. Şampiyono lsunlar ya da olmasınlar önemli değil. Spor okulları için Başakşehir'in gelişimini izlemek lazım. Ne yapıyorlar, nasıl çalışıyorlar, nasıl bir kültürle transfer yapıyorlar, düştüklerinde nasıl çıkıyorlar üstelik seyircileri de yok... Son iki sezondur Avrupa'ya gidiyorlar, bu sezon da gidecekler. Ama şampiyonluk yarışından koparlarsa tek sebebi dar kadroları. Emre'nin sakatlanıp çıkması ile bunu gördük.

Linnes’te ısrar edilmeli

Galatasaray basketbolda Barcelona ile oynadı aynı saatte... Futbol takımı da Bursaspor'la... Bunun halledilmesi lazım. Arada 2, 2.5 saat olmalı en azından. Bir kulübün önemli iki maçı var, seyirciler de ikiye bölünüyorlar. Bence bu değerlendirilmeli. Fenerbahçe'nin de başına geliyor.
Galatasaray benim de dahil olmak üzere çok kişinin tartıştığı bir teknik adamla 4 maçta 9 puan kaybetmiş şekilde Bursaspor'un karşısına çıkıyor. Oynadığı futbol ürkütücü olmayabilir ama önemli bir takıma karşı istediğini aldı. Önünde oynayacağı 4 maç kaldı. İkisini Arena'da oynuyor, birini Kasımpaşa'da... Bir de Osmanlı deplasmanı var. Bu maçın 3 puanı en azından zirve yarışından kopmamak için önemliydi. Görünen o ki devre arasına kadar Riekerink'le gidilecek. Sneijder'siz olmayacak. Bu maçta da diriydi, istekliydi. Hakan ile Serdar Aziz oynayacak gibi. Hakan ile Serdar olmazsa da Semih olacak. Chedjou bence çok iyi stoper ama Afrika Kupası'na gidecekmiş. Minimum 4 maç oynayacak, performansından da antrenör memnun değil herhalde. Ben şunu gözlemledim. Muslera'nın yanı sıra Linnes'i beğendim. Linnes terste, solda oynamasına rağmen beğendim. Sabri'nin yerine oynatılmalı. Benim şahsi fikrim kötü oynasa bile ısrar edilmeli Linnes'te... Önlerinde Tolga ile De Jong dönüşümlü oynayacak gibi gözüküyor. Psikolojik olarak da puan olarak da önemli bir galibiyet aldı. Net bir galibiyetti, hak ederek bunu elde ettiler.
Hiçbir maç, teknik adamları ya da bizleri yanıltmamalı. Maç öyle bir maç ki iki takımın orta sahasında De Jong'un dışında sırıtan bir oyuncu yoktu. İki üç yıldır Galatasaray'ın en büyük sorunu Sneijder'in çok dar alanda oynaması. Yasin de Bruma da maç maç, oyun oyun değişebilen isimler. Her iki kanatta da oynayabilen oyuncular. Ya çok iyi oynuyorlar, ya yok oluyorlar. Podolski de tam tersi, çok görünmüyor ama atıyor. İki tane güzel pas da attı. Sneijder Adana'ya götürülmedi. Yasin kadro dışı kaldı geldi. Selçuk kadro dışı kalmak üzereydi, vazgeçtiler. 2-1'e getiren oyuncular kadro dışı kalanlar... Galatasaray kazanabilir yenilebilir ama teknik direktör otoritesi çok önemli. Yönetim mi ağır basıyor, hoca mı, belli değil. Yasin ne oldu da gönderildi, ne oldu da gelip şahane bir gol attı? Bunların çözülmesi lazım. Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray'ın hocaları geniş ve problemli oyuncularla çalışıyorlar. Hoca ile yönetim Galatasaray'da git-geller yaşıyorlar. Teknik direktörü aşan problemler var belli ki, bunu bir halletmesi lazım Galatasaray'ın.
Son olarak dünden çıkarılacak iki ders var: bir Linnes dersi, iki De Jong dersi...

Yenilerek gelmişler

Galatasaray'ın bu maç öncesinde iddialı olan tek unsuru taraftarıydı. Ne teknik adamı, ne futbolcular bu iddiayı taşıyabildi. 0-0'da oyun yok, 1-0'da reaksiyon yok, 2-0'da reaksiyon yok. Fenerbahçe takımının devre arasında yaptığı sistem değişikli dikkat çekiciydi. Aynı takımla geldi kenardan ama Sow ile Volkan Şen kanatlara geçti, Alper merkeze geldi ve ekonomik oynama imkanı sağladı. Bence de doğrusunu yaptı. Riekerink ise bu dönemde Sinan'ı çıkarıp Yasin'i aldı. Ne değişti ki bunla? Ahmet çıktı, Mehmet girdi. 1-0 öndeki hoca hamle yapıyor, Riekerink yapmıyor. Sneijder'i alıyor, bari bırak Sneijder kötü oynasın. Duran top olur, uzaktan falan atar. Onsuz da 2'yi yedin. Bruma'yı bir de merkeze aldı. Resmen diyor ki, "Sen kanatta çok iyisin, gerek yok, sen kalabalığın arasına gir." Bruma'nın kariyerini bitirmektir bu... Olmaz! Ben Galatasaray'ın fark yediği derbiler de izledim Kadıköy'de; ama zaten yenilmiş bir şekilde maça gelen Galatasaray'ı ilk defa gördüm. Uykusuzluğa dayansalar, 10 gün devam eden bir maç oynasalar en fazla 0-0 biterdi Galatasaray adına, yine kazanamazlardı. Dün 0-0 bitse ne olurdu Galatasaray adına? Ben olsam yine de üzülürdüm. Acı ama gerçek bu. Galatasaray takımının ligde var olması için teknik direktörü olması lazım. Hocamızdan özür dilerim, değerli bir insan olabilir ama durum bu, takımın bir teknik direktörü yok. Hollanda'da, Çin'de çalışırken bir gün Florya'ya çıkacağını, Sneijder'i, Muslera'yı yöneteceğini rüyasında bile görmemiştir.

AT SAHİBİNE GÖRE KİŞNER
Altyapıya gelişi dahi onun için Allah'ın bir lütfudur. At sahibine göre kişner. Levent Bey, Başakşehir maçından sonra şu açıklamayı yaptı: Daha çok koştu rakip, daha organizeydi. Kim söyleyen? Futboldan sorumlu yönetici... Herhalde eleştirilerinin muhatabı ben değilim! Hocasına sallıyor. Oyuncuların da motivasyonundan bunu görüyorsun. Resmen gelmeye üşenmiş gibiydiler. Başakşehir iyi takım mı? İyi... Maç ne oldu, yenildi. Trabzon'a yenildin. Beşiktaş'ı 2-0'dan 2-2'ye getirdin, Fenerbahçe'ye yenildin. Riekerink Galatasaray'ı küçük maçların büyük takımı yaptı. O maçları da forma aldı, amblem aldı. Galatasaray takımında yalnızca taraftar inanıyordu.

YENECEĞİM DEDİ VE YENDİ
Planı Fenerbahçe yaptı, Fenerbahçe uyguladı... Orta sahada sert oynayacağım, rakibi döndürmeyeceğim diyor. Ben bugün Galatasaray'ı yeneceğim diye çıktılar ve kazandılar.

YARIM BİR ÖZÜR...
Ekmek Fenerbahçe'nin elindeydi. Nedir ekmek? Mücadeledir, zorlamaktır. Fenerbahçe kazanması gerekiyordu ve yürekten oynadı. Dirk Advocaat "ben artık takımı tanıyorum" dediği andan beri değişim var. Maç içinde iki yıldızdan bahsedeyim, ilki Josef de Souza. Mükemmel bir maç çıkardı. İkincisi ise oyuncu ilişkileriyle Cüneyt Çakır. Fenerbahçe-Galatasaray maçı yönetiyorsun, acayip bir ortam. Hata yapmış mıdır, yapmıştır ama bu atmosferde bundan iyi yönetilmez. Van Persie'yle ilgili yarım özür dilerim. Yarım ama... Bu kalple, bu duyguyla oynayamaz dedim. Fakat Pereira ile Advocaat'ın hazırlaması farklı. Van Persie'ye dedi ki "Burada Sow oynar, sen oynamazsın. Sen kuvvetlenmeden oynayamazsın." Niye yarım özür diliyorum? Hakikaten özverili değildi o zaman... Şimdi baktı Van Persie, pabuç pahalı. Manchester'da gol attı, 80 bin kişi alkışladı, döndü kulübeye gitti. İşte bu kazandırdı Van Persie'yi Fenerbahçe'ye... Volkan Demirel'e ise top bile gelmedi. Birkaç tane cılız vuruş vardı. Gerçekten kalpten oynayan takım Fenerbahçe'ydi. Adam yeme derler. Hasan Ali, Şener, adam yediler resmen.

Kaybederse tarihe geçer

Bir yer gelecek, Kadıköy rekoru kırılacak... Belki bu hafta olur belki de 3-5 sene sonra. Bizim zamanımızda tribünler yarı yarıyaydı. Günümüzde ev sahibi avantajı çok fazla hissediliyor. Arena'da oynanan karşılaşmalarda Galatasaray'ın üstün olduğunu görürüz. Fenerbahçe, Beşiktaş'a 11, Trabzonspor'a 19 maçtır kaybetmiyor. Bundan sonra ev sahipleri zor kaybeder.
Galatasaray adına bir kahraman çıkacak. Baskı altında Riekerink değil Fenerbahçe antrenörü olur. Kaybederse Advocaat tarihe geçer.
Galatasaray-Fenerbahçe maçları çok başka. Acayip bir duygudur. Fenerbahçe- Galatasaray maçında hiçbir başkanın destek vermesine ihtiyaç yoktur. Oyuncular zaten maçı sahaya çıkmadan önce düşünmeye başlar. Özel bir motivasyona ihtiyaç duyulmaz.
Hem Mehmet Topal hem Ozan olmazsa formatlar değişebilir. Fenerbahçe'nin 9 oyuncusu belliydi. Aatif transfer listesindeydi. Son 2 haftadır formayı aldı. Sınavı geçtiğini düşünüyorum. Derbide oynarsa sürpriz sayılmaz. Önemli özellikleri var. Muslera uçaktan iner oynar. Enteresan bir profesyonel. Riekerink, Serdar Aziz ile başlamaz. Uzun süredir oynamıyor. Kesin oynamayacaktır. Sneijder, çok eleştiriliyor ancak gözü kapalı oynatacaksın. Bu maçları defalarca oynamış. Sneijder, Podolski gibi oyuncular oynamalı.
Galatasaray yenilirse, Riekerink ile devam etmeyeceklerini düşünüyorum. Yeni bir arayışa gidilecektir.
Selçuk-De Jong-Tolga'yı hep birlikte oynatabilir. Riekerink, 1 puana üzülmez ama Fenerbahçe üzülür.
Fenerbahçe kaybederse, devre arasına kadar Advocaat kalır ancak 2016-2017 sezonu Fenerbahçe için kapanmış olur.
Maçı Cüneyt Çakır yönetecektir. Ali Palabıyık, Galatasaray'ın son maçını yönettiği için gelmez. Mete Kalkavavan çok eleştiriliyor. Beşiktaş-Galatasaray maçı taraftar bakımından iyi geçti. Fenerbahçe- Galatasaray maçında taraftar daha sorunlu. Bir de basketbol maçından sonra... İnşallah bir problem olmaz. Bu ilk ve son seyircili maç olabilir. Umarım olmaz.
Sosa'nın transfer edilip edilmeyeceği konusunda bir bilgim yok. Ama Simon Kjaer'in devre arasında gideceğine ihtimal vermiyorum.

Hedef 11 puan

Ülkemizin büyük baskısı oldu Kosova'nın FIFA'ya kabul edilmesine... İyi ki de faydamız olmuş. Şöyle ki Kosova 2-3 yıl sonra en alt gruptan çıkabilecek bir potansiyele sahip. Cebelitarık, Faroe Adaları gibi ekiplerden daha iyi takımlar. Kaldı ki çok milliyetçi sporcuları var. Savaşan bir yapıları var. Bundan sonra kendi ülkelerinde oynamayı tercih edecek oyuncuları da düşünecek olursak birkaç yıl sonra eli ayağa düzgün bir ülke takımı olurlar?
Neden Kosova'dan başladım? Milli takımız net favoriydi. Kriz bitmiş, sulh sağlanmış. Geriye dönmeden artık önümüzdeki 3 maçı hazirana kadar kazanmak zorundayız ki bu işte olalım. Bu da bir başlangıçtı. Ben milli takımın başında olsaydım bu oyuncularla çıkardım. Riskli, yetenekli oyuncularla başlardım. Açıkçası hücum yönünden 4-5 tane net pozisyon da bulduk fakat şunu hesaplayamazdım herhalde, rakibin bu kadar yürekli ve çabuk çıkışlar yapacağını düşünemezdim. Gerçekten de maç boyunca 2-3 tane net pozisyonları var, 7-8 tane de orta sahayı çabuk geçip son paslarla başarısız oldukları girişimleri var. (Kosova bu grupta bir maçta birinin başını belaya sokabilir.) İkinci yarı Oğuzhan- Yunus değişikliğiyle de yine ofansif devam ettik. 4 dakikada atılan 2 gol hem büyük baskı altında olan oyuncularımızı biraz daha kontrollü olmaya itti, bu da doğal. Yorgunluk da oldu. Hep hücum oynamayı düşünmek ve oynamak kolay değil çünkü... İlk 15 dakika soldan Arda'yla, daha sonra 2-0'a kadar çok çok etkili bir Volkan Şen kanadıyla rakip takımın sol tarafını sürklase ederek 2 gol bulduk. 80'den sonra Vedat Muriqi'nin vuruşunda Hakan Çalhanoğlu'na çarparken kayarak engellemek isteyen oyuncu Arda Turan'dı. Yani oyuncularımızın arzusu, kendi ceza sahamızda Hakan ve Arda'nın hamle yapmasından da belliydi.
Moral oldu, gergin olan oyuncularımız rahatladı. Oyunun büyük bölümünü forse etmek beklenendi. Uzun süre sonra birkaç maçtır düşünülmeyen Burak'ın gol atması moral açısından önemliydi. Arda'sıyla, Burak'ıyla, Volkan Babacan'ıyla, Yunus'uyla Haziran ayında bir 11 puan yapıp ondan sonra final oynama şansını yakalarız inşallah.