CANLI
SKOR
Murat Özbostan

Murat Özbostan

Kadroyu başka bir seviyeye taşımak gerekiyor

Hakan Bey, Milan tarihinde oynadığım rolden ve son dönemde Milan'da yaptıklarımdan etkilenmiş. Kendisiyle Fenerbahçe takımının durumu ve kafasındaki futbol yapılanması hakkında fikir alışverişinde bulunuyoruz.

Taraftarın dominant, hücum ağırlıklı futbol izlemek istediğini biliyorum. Hakan Bey ile doğru projeleri inşa edebilmesi adına F.Bahçe'yi yakından takip ettim.

F.Bahçe'de şampiyonluk hasreti yaşanıyor. Bunu Milan'da biz de yaşadık. Öncelikle kadroyu başka bir seviyeye taşımak gerek. Bir yıl içinde şampiyon olacak kadroyu oluştururken sağlam bir omurga da inşa etmek gerekiyor.


Fenerbahçe'de 6-7 Haziran'da gerçekleştirilecek olan seçim öncesi adaylar son hız çalışmalarına devam ederken başkanlığa talip olan Hakan Safi'nin, Paolo Maldini ile olan iletişimi çok merak edilen bir nokta oldu. Milan'ın ve İtalyan Milli Takımı'nın efsane kaptanı Paolo Maldini, geçtiğimiz hafta sonu İstanbul'a geldi ve Hakan Safi ile detaylı bir toplantı gerçekleştirdi. Bütün medyanın konuşabilmek için peşinden koştuğu ve durumunu öğrenmeye çalıştığı Maldini ile kaldığı otelde bir araya geldim ve sohbet ettim. İşte Fenerbahçe taraftarının merak ettiği o ismin söylediklerinden öne çıkanlar...

🔴 Paolo Maldini'nin Fenerbahçe'deki rolü ne olacak? Fenerbahçe Kulübü başkan adayı Hakan Safi ile yakın arkadaşız. Kendisiyle çok sık futbol hakkında konuşuyoruz, tartışıyoruz. Futbol dünyasında herkes benim ve üç kuşaktır tüm ailemin Milan ile olan bağını biliyor. Hakan Bey, Milan tarihinde oynadığım rolden ve son dönemde Milan'da yaptıklarımdan etkilenmiş. Kendisi birkaç deneyimli futbol adamıyla yaptığı gibi, Fenerbahçe ve kafasındaki futbol yapılanması hakkında fikir alışverişinde bulunuyor.

MİLAN İLE ÇOK BENZİYOR

Fenerbahçe Kulübü'nü ve Süper Lig'i ne kadar tanıyorsunuz? Oyuncu olduğum dönemde Fenerbahçe ile karşı karşıya gelmiştik. O dönemden beri bildiğim bir kulüp. Çok köklü bir camia. Milan ile çok benzer noktaları var. Çok ateşli taraftara sahip bir camia olduğunu biliyorum. Fenerbahçe taraftarının futbol konusunda beklentilerini de Hakan Bey bana anlattı. Dominant, hücum ağırlıklı bir futbol izlemek istediklerini biliyorum. Hakan Bey ile sohbet ettikten sonra doğru projeleri inşa edebilmesi adına en isabetli yönlendirmeleri yapmak için Fenerbahçe'yi daha da yakından takip ettim.

🔴 Peki Fenerbahçe için doğru model ne? Fenerbahçe çok güçlü bir kulüp ve uzun zamandır şampiyonluk hasreti yaşanıyor. Bunu Milan'da biz de yaşadık. Öncelikle kadroyu başka bir seviyeye taşımak gerekiyor. Bunu Hakan Bey'e anlattım. Bir yıl içerisinde şampiyon olacak kadroyu oluştururken aynı zamanda sağlam bir omurga inşa edip, istikrarlı başarılara doğru ilerlemek lazım. Gördüğüm kadarıyla Hakan Bey, Fenerbahçe adına çok kararlı adımlar atmaya hazır. Bu Fenerbahçe için çok kıymetli.

BREZİLYA BİR ADIM ÖNDE

Peki Dünya Kupası yaklaşıyor. Sizce kim kazanır? Hangi takımı önde görüyorsunuz? Bence Dünya Kupası favorileri genelde hep aynı ülkeler. Afrika'dan ya da Kuzey Avrupa'dan bir sürpriz çıkabilir. Mesela Norveç olabilir. Ancak Fransa, Arjantin ve tabii ki yakın dostum Carlo Ancelotti'nin Brezilya'sı turnuvada bir adım önde diyebilirim.

PAOLO MALDİNİ KİMDİR?


24 yıl boyunca Milan forması giyen ve adını kulüp tarihine yazdıran Maldini, futbol tarihinin en iyi savunma oyuncularından biri olarak kabul ediliyor. Futbolculuk kariyerinde tam 901 maça çıkan Maldini, 5'i Şampiyonlar Ligi, 5'i UEFA Süper Kupa, 7'si İtalya Serie A olmak üzere 27 kupa kaldırdı. Kulübünün ve İtalya Milli Takımı'nın efsane kaptanı olan 57 yaşındaki futbol adamı, ABD'de Miami FC kulübünün kurucu ortaklarından biri. Emekliliğinin ardından Milan'a dönen Maldini, 2018-2023 yılları arasında önce gelişim, ardından da sportif direktör olarak görev yaptı ve 11 yıl sonra kazanılan lig şampiyonluğunda önemli pay sahibi oldu.

TÜRKİYE, DÜNYA KUPASI'NA RENK KATACAK

Türkiye'deki futbol ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz? Süper Lig son yıllarda büyük bir atılım yaptı. Çok önemli, kariyerli futbolcular transfer edildi. Beni asıl şaşırtan nokta, potansiyeli yüksek, genç oyuncuların da hedeflenmesi. Rekabet gücü yüksek bir liginiz var. Milli takımınız da güzel işler yapıyor ve Dünya Kupası'na renk katacaksınız.

🔴 Kısa İstanbul ziyaretiniz nasıl geçti? İstanbul'da çok keyifli vakit geçirdim. Güzel bir şehir. Bu sürede Hakan Bey ile uzun uzun sohbet ettik, değerlendirmelerde bulunduk. Futbol, kazanma ruhu ve Fenerbahçe'nin geleceği hakkında fikir alışverişinde bulunduk. İlerleyen zamanlarda kendisiyle yeniden bir araya geleceğiz ve futbol hakkındaki görüşlerimizi paylaşmaya devam edeceğiz.

'ESKİDEN YENİ OLMAZ'

Şanlıurfa Fenerbahçeliler Derneği'nde konuşan Hakan Safi, rakibi Aziz Yıldırım'a gönderme yaptı: "Değişmeyen tek şey değişimdir. Dün ile yaşayamayız, her zaman yarına bakmamız lazım." Şanlıurfa Fenerbahçeliler Derneği'ni ziyaret eden başkan adayı Hakan Safi, kongre üyeleri ve taraftarlarla bir araya geldi. Kulüp üyeleri ve taraftarlar için farklı projeler üreteceğini anlatan Safi, "İnşallah çıktığımız bu yolda Rabbim bizleri utandırmasın. İnşallah güzel bir seçim olacak. Eskiden yeni olmaz, değişmeyen tek şey değişimdir, biz değişimin öncüsüyüz. Fenerbahçe büyük bir kulüptür, bu takıma gelen başkanlar başarılı olmak zorundadır. Fenerbahçe'nin genlerinde ve özünde şampiyonluklar vardır. Dün ile yaşayamayız, her zaman ileri ve yarına bakmamız lazım. Biz de onun için buralara talip olduk. İştahımızla, yeteneğimizle, cesaretimizle, maddi ve manevi varlığımızla Fenerbahçe'ye hizmet etmek istiyoruz" dedi.

'HEM PARA HEM AKIL KOYACAĞIZ'

Tesislerinde de Fener kongre üyeleri platformu üyeleri ile buluştu. Safi, "Biz Fenerbahçe'yi şampiyon yapacağız, bundan kimsenin şüphesi olmasın. Bize 'yıldız oyuncu alamazsınız' diyorlar. Alacağız emin olun. Bizler sadece ortaya para koymaya değil, akıl koymaya da geliyoruz" dedi.

HAKAN SAFİ A SPOR'DA PROJELERİNİ ANLATACAK

Sarı-lacivertli kulüpte seçim için geri sayım başlarken çalışmalarını hızlandıran Hakan Safi, bugün A Spor'da hedeflerini ve projelerini anlatacak. Saat 19.00'da başlayacak 'Gündem Özel' programında canlı yayında hem ekibini bir kez daha tanıtacak olan hem de Fenerbahçe'ye dair planlarını açıklayacak olan Safi, camianın merak ettiği soruları yanıtlayacak.

Trabzonspor’u iyi analiz etmek lazım!

Trabzonspor bu sezon yalnızca maç kazanmadı; yeniden bir kimlik hatırlattı. Türk futbolunun ekonomik gücün belirlediği bir düzene dönüştüğü ortamda, Karadeniz'den yükselen o eski ses, tekrar duyuldu: "Her şey parayla olmaz." Sezon başında tablo nettir aslında. Kadro değeri olarak İstanbul devlerinin gerisinde, rotasyon bakımından sınırlı bir Trabzonspor vardı. Buna rağmen ortaya çıkan sonuç küçümsenemez: zirve yarışının içinde kalan bir lig performansı, büyük rakiplere karşı dirençli oyun ve kupayla taçlanan bir sezon. Ama Trabzonspor'u farklı yapan hiçbir zaman yalnızca puan tablosu olmadı. Bu kulüp yıllardır Anadolu futbolunun sembolü olarak görüldü. İstanbul merkezli futbol düzenine karşı 'başka bir hikâye yazılabilir' düşüncesinin en güçlü temsilcisi oldu. Bu sezon da aynı duygu canlandı. Tribünlerde "Emek", "İnanmışlık", "Mücadele" kelimelerinin sıkça duyulması tesadüf değil.. Çünkü takım tam olarak bunu oynadı. Özellikle büyük maçlarda görülen öz güven dikkat çekiciydi. Trabzonspor, birçok Anadolu takımının yaptığı gibi yalnızca savunup fırsat kollayan bir görüntü çizmedi. Zaman zaman eksikleriyle boğuşsa da oyuna karakter koydu. Taraftarın istediği de tam olarak buydu: Mücadele eden, reaksiyon veren ve formanın ağırlığını taşıyan bir takım. Burada en önemli başlıklardan biri kuşkusuz Fatih Tekke oldu. Trabzonspor'da teknik direktörlük yalnızca taktik bilgisiyle yürütülecek bir görev değildir. Bu kulübün ruhunu anlamak gerekir. Tekke'nin avantajı da buydu. O, bu şehrin futbol hafızasını bilen biri. Taraftarın neye kızacağını, neye sahip çıkacağını bilen biri olarak takıma yalnızca sistem değil, aidiyet duygusu da kattı. Saha kenarında bazen eksik kalan şey kalite değil, ruhtur. Trabzonspor o ruhu yeniden buldu. Elbette eksikler yok değildi. Dar kadro yapısı özellikle yoğun fikstürde kendini hissettirdi. Bazı puan kayıplarında fiziksel düşüş ve alternatif eksikliği net biçimde görüldü. Daha geniş bir rotasyon olsaydı, belki de şampiyonluk yarışına daha uzun süre ortak olunabilirdi. İşte sezonun en büyük "Keşkesi" burada yatıyor. Ancak tüm tabloya bakıldığında şu gerçek değişmiyor: Trabzonspor bu sezon Türk futbolunda yeniden güçlü bir kimlik ortaya koydu. Sadece kendi taraftarına değil, yıllardır ekonomik uçurum nedeniyle geri planda kalan Anadolu kulüplerine de bir mesaj verdi: "Doğru aidiyet, doğru mücadele ve doğru atmosfer olduğunda hâlâ rekabet edebilirsiniz." Belki şampiyonluk gelmedi. Ama bazı sezonlar vardır; kupa kadar önemli olan şey, insanların yeniden size inanmasıdır. Trabzonspor bu sezon tam olarak bunu kazandı.

Kötü değil kontrollü bir ayrılık

Galatasaray ile Mauro İcardi arasındaki ilişki, artık sadece futbol meselesi değil!. Bu hikâyenin içinde aidiyet var, tribün aşkı var, yıldız gücü var… Ama bir yandan da sert gerçekler var. Yaş, maaş dengesi, disiplin, yeni yapılanma ve teknik planlama... Bugün Galatasaray yönetiminin önündeki soru çok net: Efsane ile devam mı, yoksa doğru zamanda vedalaşmak mı? Bir kere Dursun Özbek ile İcardi'nin menajeri Pino pazartesi günü masaya oturdu ve kartlar açıldı.. Galatasaray 5.5 milyon Euro'luk bir bonus paketi sundu. Anlaşma olmadı... Peki İcardi niye kalmalı, niye gitmeli!
🔴 İcardi hâlâ bu ligin en özel bitiricilerinden biri. Fizik olarak eski seviyesinde olmasa bile ceza sahası içindeki sezgileri ve gol kalitesi fark yaratıyor. Büyük maç oyuncusu olması da hâlâ çok önemli bir artı.
🔴 Taraftarla bağı tartışılmaz. "Aşkın Olayım" artık sadece bir tezahürat değil; G.Saray tribün kültürünün parçası. Çocukların formalarında hâlâ onun adı yazıyor.
🔴 Ayrıca Avrupa faktörü var. Şampiyonlar Ligi seviyesinde geniş kadro kurmak isteyen bir takım için İcardi gibi bir yıldızın alternatif olması büyük lüks olabilir. Özellikle Osimhen gibi elit santrforun arkasında.
🔴 33 yaş sonrası özellikle forvet oyuncularında kırılma dönemidir. Diz problemi ve sakatlık geçmişi Galatasaray'ın önündeki en büyük risklerden biri. Kulüp artık geleceği de düşünmek zorunda.
🔴 Osimhen transferiyle takımın yeni santrfor hiyerarşisi oluştu. Osimhen artık net şekilde projenin merkezinde. Böyle bir tabloda İcardi'nin ikinci planda kalmayı kabul edip etmeyeceği büyük soru işareti.
🔴 Yabancı sınırı da başka bir gerçek. Yönetim daha genç, atletik ve uzun vadeli yatırım olacak bir forvet profiline yönelmek istiyor. Bu nedenle kadro planlamasında duygusal değil stratejik karar alınacak.
🔴 Bir diğer detay ise teknik ekip cephesi. Buruk ile İcardi arasında eskisi kadar güçlü uyum olmadığı kulislerde uzun süredir konuşuluyor. Futbolda bu tarz ilişkiler bozulduğunda süreç genellikle geri dönüşsüz hâle gelir. Peki G.Saray ne yapacak? Özbek yönetimi denge siyaseti yürütüyor. İcardi gibi bir figürü doğrudan göndermek, taraftar tepkisini beraberinde getirecek. Masaya düşük maaşlı, daha sınırlı rol içeren bir teklif konuldu. Yani G.Saray kararı biraz da oyuncunun vermesini istiyor. Böylece ne tribünle karşı karşıya gelecekler ne de "Efsanesini gönderen yönetim" görüntüsü oluşacak. Şu an görünen tablo şu: G.Saray ile İcardi arasında kötü ayrılık değil, kontrollü ve duygusal bir veda ihtimali giderek güçleniyor. Ya da sunulan 1 yıllık teklifi kabul eder ve takımda kalır!

BAHANELERE SIĞINACAK BİR HOCA GELMEMELİ!
Sergen Yalçın sonrası yeni teknik direktör seçimi sadece "iyi hoca" meselesi değildir. Kulübün ekonomik yapısına, hedeflerine ve soyunma odası dengesine uygun isim bulunması da gerekiyor. Çünkü bugün Türkiye'de teknik direktörler artık sadece saha içini değil, krizi, medyayı ve baskıyı da yönetmek zorunda.. Kaçmayacak biri lazım.. "Proje hocası" romantizmi yapmayacak.. Kulüp yeniden bir futbol aklı kurmak zorunda. Her sezon teknik direktör değiştirip sil baştan yapmak artık sürdürülebilir değil. Yeni gelecek hoca transfer politikasının merkezinde de olmalıdır. Çünkü bugün başarı sadece kenardaki isimle gelmiyor; doğru planlama, doğru kadro mühendisliği ve sabır gerekiyor. Yeni teknik direktör kim olursa olsun, taraftarın görmek istediği şey artık bahane değil; net bir oyun kimliği.

Beşiktaş'taki asıl tehlike: Başarısızlığın normalleşmesi

Beşiktaş için zorlu, yıpratıcı ve taraftarın ruhunu tüketen bir sezon daha sona erdi…
düdükle birlikte aynı cümleyi kurdu: "Oh be, nihayet bitti…" Ama esas soru şimdi başlıyor: Peki Beşiktaş'ta bundan sonra ne olacak? Siyah-beyazlılar bu sezon Avrupa'da yoktu, lig yarışında çok erken koptu, Türkiye Kupası'nda yine hayal kırıklığı yaşadı. Rakip Galatasaray üst üste şampiyonluklar yaşarken, Beşiktaş artık futbol kamuoyunda eskisi kadar gündem bile olamıyor. Daha acısı ise şu: Taraftar artık başarısızlığa şaşırmıyor. İşte en büyük tehlike burada başlıyor. Çünkü büyük kulüpler kupasız sezon yaşayabilir… Yanlış transfer yapabilir… Teknik direktör değiştirebilir… Ama bir camia başarısızlığı "normal" görmeye başladığında asıl çöküş o zaman başlar. Bugün Beşiktaş'ta yaşanan tam olarak budur.

HER SEZON YENİDEN BAŞLAYAN HİKÂYE
Son yıllarda Beşiktaş'ın en büyük problemi yalnızca kadro kalitesi değil; bir futbol aklının oluşmaması. Her sezon yeniden kurulan takım, değişen teknik adamlar, birbirine uymayan transferler ve günü kurtarma hamleleri… Bir teknik direktör geliyor, kendi oyuncularını istiyor. Bir sonraki teknik adam geliyor, öncekinin kadrosunu beğenmiyor. Yönetim değişiyor, sistem yeniden sıfırlanıyor.
Sonuç? Her yıl yeniden başlayan ama hiçbir yere varmayan bir proje. Şimdi gözler yeniden Sergen Yalçın ile yönetim arasında yapılacak görüşmede. Sergen Yalçın'ın takımın başında kalması şu an en güçlü ihtimal gibi görünüyor. Ancak kulislerde konuşulanlar, yönetim ile teknik heyet arasında bazı fikir ayrılıklarının oluştuğunu gösteriyor. Özellikle teknik ekibe yeni isimlerin eklenmesi konusu dikkat çekiyor. Yönetim, mevcut yapının yetersiz olduğunu düşünüyor ve deneyimli bir futbol aklının daha sisteme dahil edilmesini istiyor. Bu noktada eski futbolcu ve kaptan Vida'nın adı konuşuluyor. Yerli bir futbol adamının da ekibe dahil edilmesi ihtimali var. Fakat Sergen Yalçın'ın karakterini bilenler şunu çok iyi bilir: Kontrol alanını paylaşmayı seven bir teknik direktör değildir. İşte kritik kırılma noktası tam da burada.

SERKAN REÇBER TRİBÜNE Mİ GİDECEK!
Kulislerde konuşulan bir diğer başlık ise Futbol Koordinatörü Serkan Reçber'in, maçlarda kulübede değil tribünde oturmasının istenmesi. Dışarıdan bakıldığında küçük gibi görünen bu detaylar aslında teknik adam-yönetim ilişkisini belirleyen en hassas konulardır. Futbol tarihinde birçok ayrılık tam da bu tarz "yetki alanı" tartışmaları nedeniyle yaşandı. Eğer taraflar ortak bir yapı kuramazsa, bugün çok yakın görünen birliktelik kısa sürede yeni bir ayrılığa dönüşebilir.

EDUARD GRAF VE EKİBİ RAPOR VERECEK
Beşiktaş adına belki de en önemli gelişme ise transfer yapılanmasında yaşanabilir. Edinilen bilgilere göre transfer süreçlerinde artık çift başlı yapı yerine tek merkezli bir scout sistemi düşünülüyor. Özellikle Eduard Graf ve ekibinin raporlarının daha fazla dikkate alınacağı konuşuluyor. Aslında modern futbolda başarı artık yalnızca teknik direktörle gelmiyor. Doğru oyuncu havuzu, yaş planlaması, maaş dengesi ve sürdürülebilir kadro mühendisliği büyük önem taşıyor. Galatasaray son yıllarda istikrarı yakalarken, Beşiktaş'ın sürekli "acil çözüm" peşinde koşması aradaki farkı büyüttü. Bugün siyahbeyazlı camianın ihtiyacı olan şey yalnızca transfer değil; doğru organizasyon.

ERSİN KARARI YOL AYRIMI OLABİLİR
Kaleci konusu da yaz döneminin en önemli dosyalarından biri olacak. Sözleşmesi sona eren Ersin Destanoğlu'na henüz resmi bir teklif yapılmış değil. Oyuncuya hem yurt içinden hem Avrupa'dan ilgi olduğu konuşuluyor. Üstelik Beşiktaş'ın yabancı kaleci transferine sıcak baktığı iddiaları, Ersin cephesini düşündürüyor. Milli kaleci artık kariyerinde düzenli oynayacağı bir yapı istiyor. Yedek kalmak istememesi oldukça doğal. Ancak Beşiktaş açısından burada da kritik bir karar var: Hem yerli oyuncu havuzunu korumak hem de yeniden yüksek maliyetli bir yapılanmaya girmemek gerekiyor.
Şenol Güneş ismi yine gündeme geliyor. Bu aslında Türk futbolunun klasik refleksi… Kriz dönemlerinde tanıdık ve güven veren isimlere dönüş arzusu. Ancak mevcut tabloda Beşiktaş'ın öncelikli problemi teknik direktör değil. Asıl sorun; futbol organizasyonu, yönetim modeli ve karar mekanizması. Çünkü bugün hangi teknik adam gelirse gelsin, eğer yapı değişmezse sonuç da değişmiyor. Beşiktaş artık karar vermek zorunda: Ya yeniden kısa vadeli heyecanların peşinden koşacak… Ya da birkaç yıl sancı çekmeyi göze alıp gerçek bir futbol yapılanması kuracak. Çünkü büyük kulüpler bir sezonda yıkılmaz. Ama başarısızlığa alışırsa, işte o zaman gerçekten küçülmeye başlar.

Önemli olan o cevheri ortaya çıkarmaktı

Bazen bir futbolcunun yeniden doğuşu, sadece sistemle değil; ona dokunan bir teknik adamla mümkün olur. Fatih Tekke tam da böyle bir teknik adam profili çiziyor. Bağ-ı rıp çağıran, oyuncuyu baskıyla ayakta tutmaya çalışan klasik anlayıştan uzak… Daha çok bire bir iletişime, güven vermeye, oyuncunun zihnini rahatlatmaya dayalı bir yaklaşımı var. Modern futbolda artık en büyük farkı da bu yaratıyor zaten... Oyuncunun ayağından önce kafasını özgür bırakabilmek. Ernest Muçi örneği bunun en net kanıtlarından biri oldu. Trabzonspor'da sadece skor katkısı yükselmedi; saha içindeki özgüveni, oyuna aidiyeti ve yüzündeki mutluluk bile değişti. Attığı goller kadar verdiği mesajlar da dikkat çekiciydi. "Hocama minnettarım" sözleri boşuna kurulmadı. Çünkü bazı teknik direktörler oyuncuya sadece forma verir… Bazıları ise kimliğini geri kazandırır. Tekke'nin Muçi'ye yaptığı tam olarak buydu. Onu psikolojik olarak rahatlattı. Sahada hata yapma korkusunu azalttı. Belli kalıplara hapsetmek yerine özgürlük verdi.
Ve en önemlisi; oyuncunun gerçekten değerli olduğunu hissettirdi. Bugün dönüp bakıldığında birçok Beşiktaş taraftarının aynı cümleyi kurması tesadüf değil: "Bu adam doğru yerde oynatılsaydı, Beşiktaş çok başka yerde olurdu." Çünkü mesele bazen yetenek değil… O yeteneğin hangi ortamda nefes alabildiği. Beşiktaş cephesinde uzun süredir teknik karmaşa, rol belirsizliği ve plansızlık konuşulurken; Trabzonspor tarafında oyuncuya dokunan bir yapı oluşmaya başladı. Aradaki fark da sahaya yansıyor. Bu saatten sonra Muçi'nin Trabzonspor'dan ayrılması kolay görünmüyor. Çünkü futbolcular artık sadece paraya ya da isme bakmıyor. Kendini huzurlu hissettiği, değer gördüğü ve geliştiğini anladığı yerde kalmak istiyor. Fatih Tekke ile Muçi arasındaki uyum şu an tam olarak bunu gösteriyor:
Aynı tempo, aynı enerji, aynı mutluluk… Ve bazen bir kulübün en büyük transferi, sahaya çıkan futbolcu değil; o futbolcunun içindeki cevheri ortaya çıkaran teknik adamdır.

Yalçın kafasını taşlara vursun!

Trabzonspor'un artık klasikleşen bir oyun karakteri var. Bordo-mavililer maçların ilk bölümünde frene basıyor, ikinci yarıda ise bambaşka bir kimliğe bürünüyor. Dün oynanan mücadele de bunun en net örneklerinden biriydi. Karşılaşmanın kırılma anı ise Trabzonspor'un geriye düştükten sonra panik yapmamasıydı. İlk baskıyı doğru paslarla kıran Karadeniz ekibi, topu bilinçli kullanmaya başlayınca kontrolü yavaş yavaş eline aldı. İlk yarıda geçiş savunmasında ciddi problemler yaşayan Trabzonspor, orta sahadaki pas temposunu artırınca oyunun yönü tamamen değişti. Finali getiren unsur ise kaliteli ayakların sorumluluk alması oldu. Ve gelelim gecenin yıldızına… Muçi'ye… Kalitesini bir kez daha gösterdi. Herhalde Trabzonspor hiç düşünmeden bu oyuncuyu kadrosuna hemen katar. Aslında Muçi'yi (toplam 15 gol, 7 asist) sezon boyunca izlerken insanın aklına ister istemez Sergen Yalçın geliyor. Beşiktaş'ta yeterince değerlendirilemeyen bir oyuncunun Trabzonspor'a hayat vermesi, siyah-beyazlı takım adına da ayrı bir sorgulama konusu. Eğer Beşiktaş'ın elinde Muçi seviyesinde bir yıldız olsaydı, bugün ligde ve kupada çok farklı şeyler konuşulabilirdi. Fatih Tekke'ye de ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Genç bir oyuncunun yeniden özgüven kazanmasını sağlamak önemli bir meziyet. Tekke, sadece takımı finale taşımadı; aynı zamanda bir yıldızı yeniden ayağa kaldırdı.

Son düdük...

F.Bahçe'de seçim atmosferi ısınıyor. Daha geçen hafta önce iş insanı ve TFF Eski Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, güçlü projeler ve ciddi ekonomik vaatlerle başkanlığa hazırlanıyordu. Hatta camianın önemli bir bölümü, Aydınlar'ın maddi gücü ve vizyonuyla yarışın en güçlü isimlerinden biri olacağını düşünüyordu. Ancak bu makam, aynı zamanda büyük bir psikolojik mücadeleyi de beraberinde getiriyor. Özellikle 3 Temmuz sürecinin yeniden gündeme taşınması ve Aydınlar'a yönelik yoğun eleştiriler, hatta özel telefonuna kadar ulaşan çirkin mesajlar, sürecin seyrini değiştirdi.

YILDIRIM HEYECAN GETİRDİ
Sonunda Aydınlar yaptığı açıklamayla aday olmayacağını duyurdu. Ki doğru da yaptı! Bu geri çekiliş tamamen vazgeçmek mi, yoksa ilerisi için bir hazırlık mı bilinmez. Tam bu gelişmenin ardından sahneye bir kez daha Aziz Yıldırım çıktı. Tecrübeli başkan, "Ben bu yarışta varım. Çocuklar ve kızım için adayım" diyerek adeta camiaya güçlü bir dönüş mesajı verdi. Yıldırım'ın açıklamalarıyla birlikte tribünlerde, sosyal medyada ve kongre kulislerinde büyük bir hareketlilik başladı. Öyle ki daha seçim yapılmadan, "Yeni başkan belli oldu" yorumları bile yapılmaya başlandı. Ancak burada önemli bir gerçek var: Fenerbahçe seçimleri son düdük çalmadan bitmez. Kongre üyeleri kararını çoğu zaman son 24 saatte verir. Kürsü konuşmaları, projeler, salondaki enerji ve adayların verdiği güven, seçim sonucunu doğrudan etkiler. Bugünden "Kim kazanır?" sorusuna net cevap vermek, futbol maçını ilk yarıda tahmin etmeye benzer. Şu an yapılan yorumların büyük bölümü sadece tahminden ibaret.

HAKAN SAFİ YILDIZ AVINDA
Hakan Safi cephesinde de çalışmalar tüm hızıyla sürüyor. Camiada konuşulanlara göre; Safi'nin önemli ekonomik projeleri ve yıldız transfer (en az 3 kişi) hedefleri bulunuyor. Teknik direktör konusunda ise dünyaca tanınan yabancı bir isim üzerinde çalışıldığı iddiaları dikkat çekiyor. Bu da seçim yarışının yalnızca isimler üzerinden değil, vizyon üzerinden de şekilleneceğini gösteriyor. Bir diğer aday Barış Göktürk ise tercihini Aziz Yıldırım'dan yana kullandı. Göktürk'ün, Yıldırım yönetiminde başkan yardımcılığı görevini üstlenmesi bekleniyor. İki ismin ekonomik anlamda ortak hareket edeceği ve kulübe ciddi bir mali destek sağlayacağı da kulislerde yüksek sesle konuşuluyor.

MONTELLA ÇOK GEÇ KALIR!
Bu ikili de teknik adam konusunda çalışma içinde. Aziz Bey için akla gelen ilk isim Aykut Kocaman. Kocaman, 2021'den beri takım çalıştırmadı. Barış Bey çekilmeden önce Montella'yı işaret etmişti. Ama Dünya Kupası var. Sonrası ise F.Bahçe için geç olur! Aslında hangi isim kazanırsa kazansın değişmeyen tek gerçek var: F.Bahçe'nin güçlü bir ekonomik desteğe ihtiyacı olduğu. Sarılacivertli kulübün önünde ciddi mali yükler bulunuyor ve yeni yönetimin kasaya en az 200 milyon Euro'luk bir kaynak koyması gerektiği ifade ediliyor. Bu nedenle seçim sadece bir başkanlık yarışı değil; aynı zamanda ekonomik kurtuluş planı anlamı taşıyor. Elde 21 tane yabancı oyuncu var.

YABANCI KURALI 10+4 OLACAK!
Gelecek sezon 10+4 yabancı kuralı devreye girecek. Gelecek isim, bu kadar fazla yabancı futbolcudan nasıl kurtulacak! Sözleşmeler genelde 2028 ve 2029 tarihinde son buluyor. Maliyeti çok fazla bir kadro. Bakın size bir rakam vereyim. Fenerbahçe bir tane bile futbolcu almasa da aralık sonuna kadar takıma 95 milyon Euro ödemek zorunda. Sonuç itibariyle artık Fenerbahçe taraftarı sadece başarı değil, yeniden umut görmek istiyor. Önümüzdeki günler çok hareketli geçecek. Projeler açıklanacak, transfer vaatleri havada uçuşacak, salonlar dolacak, alkışlar yükselecek. Ama son sözü yine kongre üyeleri söyleyecek. Ve o güne kadar Fenerbahçe'de hiçbir şey kesin değil.

Sahadaki gerçekler, romantik hikâyelerin önüne çoktan geçti!

İstanbul'un siyah-beyaz kalbinde sabır artık bir erdem değil, ortada tükenmiş bir kredi var. Beşiktaş için bir sezon daha, "Bekleyelim, görelim" diyerek geçti ve geriye kalan tek şey, ağır bir hayal kırıklığı oldu. Göreve gelişiyle birlikte tribünlerin büyük desteğini alan Sergen Yalçın, yalnızca bir teknik direktör değil; aynı zamanda yönetim ile taraftar arasında kurulmuş bir köprüydü. Serdal Adalı yönetimi açısından da bu tercih, baskıyı dengelemenin yolu olarak görüldü. Nitekim ilk günlerde bu denge sağlandı; ancak sahadaki gerçekler, romantik hikâyelerin önüne geçmekte gecikmedi. Sezon boyunca sabır vurgusu yapıldı. Transferler eleştirildi, scout ekibi sorgulandı. Devre arasında ciddi bir harcama yapıldı ama tablo değişmedi. Lig yarışından kopan bir takım, kupaya sarıldı; fakat o hedef de ellerden kayıp gitti. "Lig önemli değil, kupa önemli" söylemi, defalarca tekrarlandı.

Sonuç? Elde hiçbir şey yok. Gelinen noktada Beşiktaş, ne sahada ne de yönetimsel anlamda umut ışığı verebiliyor. Taraftar ise belki de en büyük mağdur. Yıllardır sabreden, her şeye rağmen takımının peşinden giden o kitle, artık sadece sonuç değil, bir yön görmek istiyor. Gerçek şu ki; bu sezon hem teknik ekip hem de yönetim sınıfta kaldı. Futbolda başarısızlık olabilir, bu oyunun doğasında var. Ancak aynı hataları tekrarlamak, plansızlık ve yönsüzlük kabul edilebilir değil. "Üç ihtimalli maç" söylemleriyle açıklanamayacak kadar derin bir kalite sorunu var takımda. Öte yandan rakipler hız kesmiyor. G.Saray zirveden inmezken, Fenerbahçe olası bir seçim sürecinin ardından güçlü bir kadro kurmanın hazırlığında. Bu tabloda Beşiktaş'ın günü kurtaran hamlelerle yarışa tutunması mümkün görünmüyor.

Peki çözüm ne? Öncelikle gerçeklerle yüzleşmek. Bu kadronun kalite problemi büyük ve kısa vadede mucize beklemek, yeni hayal kırıklıklarının kapısını aralar. Kulübün mali yapısı ortadayken, plansız harcamalarla ilerlemek sürdürülebilir değil. Beşiktaş'ın yapması gereken; net bir yol haritası çizmek ve en az 2-3 yıllık bir yeniden yapılanma sürecine girmek. Belki de en önemlisi, doğru futbol aklını bulmak. Disiplinli, sistem odaklı ve uzun vadeli proje üretebilecek bir teknik direktör tercihi şart. Popüler isimler ya da duygusal kararlar değil; kulübü yeniden ayağa kaldıracak bir futbol organizasyonu gerekiyor. Çünkü Beşiktaş taraftarı artık masal dinlemek istemiyor. O, sahada ne oynadığını bilen ve umut veren bir takım görmek istiyor. Sabır hâlâ bir seçenek olabilir ama bu kez karşılığında gerçek bir plan, gerçek bir değişim ve en önemlisi gerçek bir umut görmek şart. Bu arada bir cümle de şunu yazmam gerekiyor.. Hakemler Beşiktaş'ı hem ligde hem de kupada imha ettiler zaman zaman. Bunlara da yönetim 'Dur' deyip masaya yumruğunu tam vuramadı.

Cepte sanılan şampiyonluk, Samsun’da yere düştü!…

G.Saray cephesinde geçen haftanın özeti, belki de tek bir cümleyle anlatılabilir: "Maç oynanmadan kazanılmıyor." Sarı-kırmızılılar, şampiyonluğun artık cebinde olduğu hissine fazlasıyla kapılmış gibiydi. Bu rehavetin bedeli ise Samsun deplasmanında ağır oldu. Açık konuşalım; bu skoru ne taraftar bekliyordu ne de futbol kamuoyu. Okan Buruk'un derbinin ardından, "Bu sevinç canımı sıktı" uyarısı da belli ki sahaya yansımadı. Takım, hem zihinsel hem de fiziksel olarak dağınık bir görüntü verdi. Samsunspor cephesine ise ayrı bir paragraf açmak gerekiyor. Kırmızı-beyazlı ekip, kendi sahasında nasıl oynanması gerektiğini adeta ders niteliğinde gösterdi. Yüksek tempo, agresif pres ve hızlı hücumlarla G.Saray savunmasını sürekli hataya zorladılar. Özellikle Cherif Ndiaye'nin performansı fark yarattı; savunmanın dengesini bozdu, boşlukları iyi değerlendirdi. G.Saray adına en büyük problem ise "atan ile tutan" dengesinin bozulmasıydı. Mesala Osimhen'in yokluğunda hücum üretkenliği ciddi şekilde düşüyordu.. Uğurcan o günlerde takımı taşımıştı.. Bu sefer Osimhen (O da vasattı) vardı ama milli kaleci yoktu! Günay, tecrübeli bir isim olsa da bu sezon ilk 11 fırsatlarını istikrara dönüştüremedi. Bu tür deplasmanlarda baskıyı yönetememesi, onu şampiyonluk yarışında riskli bir alternatif haline getiriyor. Dün sahadaki görüntüsü, büyük takım kalecisinden çok çok uzaktı. Savunma hattı ise özellikle ikinci yarıda alarm verdi. Kırmızı kart sonrası tamamen dağılan yapı, Samsunspor'un işini daha da kolaylaştırdı. Samsunspor, sahaya şampiyonluk maçı oynuyormuş gibi çıktı. Orta sahada dirençli, hücumda organize ve istekliydiler. Taraftar desteğini de arkalarına alarak Galatasaray'ın zihinsel kopuşunu çok iyi değerlendirdiler. Sonuç olarak bu maç, Galatasaray'a önemli bir derstir.. Şampiyonluk sadece kaliteyle değil, ciddiyetle kazanılır. Rehavetin bedeli ağır olur. Samsun ise bu hikâyede sadece kazanan değil, aynı zamanda doğru oyunun temsilcisi oldu. Tebrikler...

Önce insan, sonra teknik adam olmak

Tedesco, Fenerbahçe'ye yalnız geldi; zor bir dönemde, belirsizliklerin ortasında göreve başladı. Ayrılırken de yalnız değildi. Samandıra'da oyuncularla tek tek vedalaşması, tesis çalışanlarını unutmaması, kapıya gelen taraftarı geri çevirmemesi… Bunlar sıradan detaylar değil. Aksine, bu ülkede çok sık görmediğimiz bir profesyonellik ve insanlık göstergesi. Tedesco'nun gözlerinin dolması, o anı "Rol kesmeden" yaşaması da bu vedayı daha anlamlı kıldı. Çünkü Türk futbolunda genelde başka bir sahne izleriz; İş biter, sözleşme feshedilir, teknik direktör valizini alır ve sessizce çıkar. Taraftarla gerçek bir bağ kurulduğunu hissettiren vedalar nadirdir.

Bu yüzden yaşananları "Bir grup taraftarın duygusallığı" diye küçümsemek eksik olur. Burada daha geniş bir fotoğraf var. Taraftarın verdiği mesaj doğrudan Tedesco'ya değil, yönetimeydi. Son dönemde yaşanan tartışmalar, bitmeyen seçim atmosferi ve sürekli değişen gündem, camiada ciddi bir yorgunluk yarattı. İnsanlar artık sadece başarı değil; istikrar, huzur ve bağ kurabilecekleri bir yapı istiyor. Tedesco'ya gösterilen ilgi, biraz da bu özlemin dışa vurumu. Bir başka karşılaştırma da ister istemez akla geliyor. Mourinho gibi büyük ama mesafeli, zaman zaman sert ve nobran bulunan karakterlerin ardından; daha sakin, daha ulaşılabilir bir profilin taraftarla daha kolay bağ kurması şaşı-r tıcı değil. Bu, sadece futbol değil, iletişim meselesi . Sonuçta Tedesco, sportif olarak tartışılabilir. Başarı kriterleri masaya yatırılır, eleştirilir. Ama karakter olarak bu süreçten kazançlı çıktı.


SEÇİMİ KİM KAZANIR!
BU soruya bugün net bir yanıt vermek mümkün değil. Sosyal medyada yine "Kazanan belli" havası estirilmeye başlandı ama bunların önemli bir kısmı ya temenni ya da algı çalışması!. F.Bahçe gibi camialarda seçimler, son haftaya hatta son güne kadar şekillenir. Bugünden hüküm vermek acelecilik olur. Adaylara baktığımızda... Barış Göktürk, "Yeni" olmanın avantajını taşıyor. Genç, iş dünyasından geliyor ve değişim isteyen kitleye hitap edebilir. Son dönemde hayal kırıklığı yaşayan üyeler için bu taze profil cazip olabilir. Ancak kulüp siyaseti başka bir oyun. İlk kez aday olması, örgütlenme ve delege yönetimi konusunda soru işaretleri yaratıyor. Ekonomik durumu iyi..

Mehmet Ali Aydınlar ise denklemin en tecrübeli isimlerinden biri. Finansal gücü tartışılmaz, elini taşın altına koyabilecek bir profil. Daha önce adaylık yaşamış olması ve yöneticilik geçmişi önemli avantaj. Ancak geçmişteki bazı dönemler hâlâ camianın bir kısmında tereddüt yaratıyor. Açıklayacağı projeler bu algıyı kırıp kıramayacağını belirleyecek. Hakan Safi, daha dengeli ve sessiz bir profil. Mali gücüyle öne çıkıyor. Eğer güçlü bir destekle yola çıkarsa, özellikle kararsız delegeler üzerinde etkili olabilir. Burada en kritik konu, alacağı desteklerin ne kadar görünür ve net olacağı. Ve tabii ki herkesin aklındaki soru: Aziz Yıldırım. Aday olur mu, olmaz mı? Belki de seçimin kaderini belirleyecek en önemli başlık bu. Aday olması durumunda tablo baştan aşağı değişir. Aday olmazsa da işaret edeceği isim ciddi bir avantaj yakalar. Hâlâ çok güçlü bir etkisi olduğu açık. Sonuç olarak; bugün için "şu kazanır, bu kazanamaz" demek gerçekçi değil. Bu seçim, adayların projeleri, kuracakları ekipler ve özellikle son dönemde oluşacak ittifaklarla şekillenecek. Asıl yarış, henüz başlamadı bile.


ANTONİO CONTE F.BAHÇE'YE GELİR Mİ!
Kısa bir cevap verelim önce: Şu an için zor, ama tamamen imkânsız da değil. Antonio Conte gibi bir teknik direktörün Fenerbahçe'ye gelmesi birkaç kritik şarta bağlı:

1- Conte, Avrupa'nın en yüksek maaş alan teknik direktörlerinden biri. Sadece maaş değil, güçlü ve pahalı bir kadro da ister. Bu ciddi bir bütçe ve "Tam yetki" anlamına geliyor. Her aday bu seviyede bir projeyi karşılayamaz.
2- Conte kısa vadede sonuç ister. Şampiyonluk hedefi, hazır kadro ve net bir yapılanma görmeden kolay kolay "Evet" demez. Süper Lig onun için biraz "Riskli pazar" olarak da değerlendirilebilir. Conte ismi seçim dönemlerinde "Vizyon göstergesi" olarak ortaya atılabilir. Yani adaylar böyle büyük bir ismi gündeme getirerek güç mesajı vermek isteyebilir. Ama iş imzaya gelince; maaş, kadro, yetki üçlüsü çoğu zaman bu ihtimali zorlaştırır. Başlıca başarılar: 5 İtalya Ligi şampiyonluğu Juventus (3), İnter (1), Napoli (1)), 1 Premier Lig şampiyonluğu (Chelsea). Zaten Fenerbahçe'nin de istediği tek şey şampiyonluk...