CANLI
SKOR
Murat Özbostan

Murat Özbostan

Bu sonucu uyarı olarak görüyorum!

F.Bahçe, Kadıköy'de istediği galibiyeti alamadı. Ancak 1-1'lik skor, turun kaderini olumsuz anlamda belirleyen bir sonuç değil. Hatta rövanş öncesi, sarılacivertlilerin güçlü bir tur ihtimali var. İlk yarıda Lyon daha organize,daha sakin ve daha tehlikeliydi. Paulo Fonseca'nın takımı, kompakt savunması, ikinci toplardaki başarısı ve hızlı geçişleriyle F.Bahçe'nin oyununu bozdu. Fransız ekibi, deplasmanda olmasına rağmen oyun disiplininden hiç kopmadı. F.Bahçe ise topa daha fazla sahip olmasınarağmen bunu pozisyon zenginliğine çeviremedi. Hücumda zaman zaman takım organizasyonundan çok, bireysel yetenekler ön plana çıktı. Greenwood'un kalitesiyle gelen gol de bunun göstergesiydi. İngiliz yıldızın golü mora l verdi; ancak takım halinde aranan baskı bir türlü kurulamadı. Kante ve Guendouzi orta sahada fiziksel mücadele aç-ı sından güçlü bir görüntü ortaya koyarken, hücum bağlant-ı larında ve son paslarda aynı kaliteyi görmek mümkün değildi. Muriqi'nin ileride yalnızkalması da F.Bahçe'nin hücumgücünü sınırlayan önemli etkenlerdenbiriydi. Lyon'un farkı ise oyun planında ortaya çıktı. Kompakt yapı, disiplin, hızlı geçişler ve ikinci toplar… Fonseca'nın takımı ne zaman hızlanacağını, ne zaman oyunu sakinleştireceğini iyi bildi. Kanat organizasyonları ve duran toplarda da tehlike yarattılar. F.Bahçe son bölümde Asensio ve Nene hamleleriyle oyuna yaratıcılık katmak istedi. Nene'nin direkten dönen şutu galibiyete ne kadar yaklaşıldığını gösterdi. Lukaku'nun da oyuna girmesiyle sarı-lacivertliler bütün hücum kozlarını sahaya sürdü. Fakat ikinci gol gelmedi. Kadıköy'deki 1-1'i bir hayalkırıklığından çok uyarı işareti olarak görüyorum. F.Bahçe'nin ihtiyacı olan şey, yeni bir yıldız değil. Elindek i yıldızları daha iyi bir organizasyon içinde buluşturmak.

Önce karakter sonra taktik!

Fenerbahçe lige kötü başladı. Hem de kabul edilemeyecek kadar kötü başladı. Ankara'daG.Birliği karşısında alınan yenilgi, sıradanbir puan kaybı değildi; bu kadroya, bu ekonomik yatırıma ve bu büyük hedeflere yakışmayan bir görüntüydü. Daha önce de yazdım: Ankara'daki hezimetin sorumlusu İsmail Kartal'dır. Çünkü böylebir kadronun G.Birliği karşısındasahada ne yaptığınıbilmez halde görünmesininizahı olamaz. Başkan Aziz Yıldırım da bu tabloya çok sert tepki göstermiş.. Doğrusu da bu. Yönetim bu kadar ekonomikfedakârlık yapacak, elit birkadro kuracak, sonra bu takımçıkıp G.Birliği'ne kaybedecek… Bunun adı futbol kazası değil, ciddi bir alarmdır. Şimdi Lyon maçı var. Veaçık konuşalım: Ankara'daki Fenerbahçe, Lyon'u geçemez. Lyon; temposu yüksek, geçiş hücumlarını iyi oynayan, baskıyı doğru zamanda yapan ciddi bir takım. Fenerbahçe Ankara'dakidağınık görüntüsünü tekrarlarsaAvrupa'da bunun bedeli çok dahaağır olur. Fenerbahçe önce orta sahayı kazanacak. Savunma geçişlerindehata yapmayacak.

ARTIK KONUŞMA ZAMANI DEĞİL
Lyon'un
baskısını hızlı paslarla kıracak. Kanatları etkili kullanacak ve rakibinsavunma arkasındaki boşluklarına saldıracak. Ama taktikten önce bir şey gerekiyor: Karakter. G.Birliği karşısındaki Fenerbahçe'deeksik olan buydu. Bu takımınG.Birliği'ne yenilme hakkı yoktu. Lyon'a karşı ise hata yapma lüksü hiç yok. Şimdi herkesin gözü İsmail Kartal'da. Ankara'dan ders aldıysa sahada göreceğiz. Almadıysa, Lyon maçısadece bir Avrupa maçı olmaktan çıkacak, Fenerbahçe'de çok daha büyük bir tartışmanın başlangıcı olacak. Şimdi konuşma zamanı değil. Sahaya çıkıp gösterme zamanı.

Taraftar aç, takım da çok istiyor!

Beşiktaş lige öyle bir başladı ki… Skor tabelasında 3 puan yazıyor ama bu 3 puanın hikâyesi sadece Eyüpspor karşısında alınan galibiyetten ibaret değil. G.Saray, F.Bahçe veTrabzon'un puan kayıplarıyla başladığıhaftada Beşiktaş'ın kazanması, altındeğerinde. İlk haftadan rakiplerin önüne geçmek, üstelik kendi sahanda müthiş taraftarının desteğiyle kazanmak, bundan daha iyi bir başlangıç zor bulunurdu. Ama asıl dikkat çekmek istediğim başka bir nokta var: Beşiktaş'ınbu sezon yaptığıen önemli transferbelki de sahadaki yıldızlardan birideğil, kenardaki adam; İtaliano! Adam maçı yaşıyor. Gol olduğunda seviniyor, pozisyon kaçtığında kahroluyor, oyuncusuna kızıyor, alkışlıyor, sürekli oyunun içinde kalıyor. Futbolda teknik direktörün takım üzerindeki etkisini bazen tek bir görüntü anlatır. Benim aklıma bir anda F.Bahçe-G.Birliği maçında sarı-lacivertlilerin gol yediği anda ekranlardaki İsmail Kartal'ın yüz ifadesi geldi. Sanki maç bitmişti. İşte teknik adam farkı burada başlıyor. Bir hoca sadece taktik çizmez; takımına enerji, oyuncusuna güven verir, tribünü ayağa kaldırır. Hoca bu enerjiyi görüyorum ve bence Beşiktaş adına çok kıymetli. Bir ara"Gidecek mi, kalacakmı?" diye konuştuğumuzCerny ise şimdi iki maçın adamıoldu. Bu tesadüf değil. İyi teknik adam, elindeki futbolcunun ne verebileceğini görür. Cerny'ye dokunmuş, öz güvenini yükseltmiş ve karşılığını da almaya başlamış. Djalo da kendisini gösteren isimlerden biriydi. Taylanise adeta "Ben de varım!" dedi. Olaitan'ın yaptığı asist ise gecenin özel anlarından biriydi. Öyle bir pas verdi ki, bir an insanın aklına İniesta geldi. Bazen bir asist sadece asist değildir; oyuncunun yeteneğini gösterir.. Peki Trossard? Açık konuşalım; henüz hazır değil. Ama kalitesini belli eden dokunuşları var. Top ayağına geldiğinde oyunun hızını değiştirebilecek bir oyuncu olduğu belli. Fakat topsuz oyunda ve bazı karar anlarında henüz istediğimiz Trossard'ı göremedik. En önemlisi Beşiktaş kazanırken gelişiyor. Bir parantezde taraftara; müthiş bir atmosfer vardı. Beşiktaş'ın zorlandığı anlarda tribün devreye girdi, takımın enerjisi düştüğünde taraftar yükseltti. Beşiktaş'ın en büyük avantajlarından biri de bu. Sonuçta Beşiktaş için kusursuz bir futbol gecesi değildi ama çok değerli bir galibiyet gecesiydi. Sezon uzun, yol uzun. Kartal ilk uçuşunda 3 puanı kaptı. Şimdi sıra, bu uçuşu daha da yükseltmekte.

Böyle hocalık olmaz

Ligin ilk maçı… Hem de ne maç! Sezonun daha ilk haftasında sahaya çıkıyorsun ve karşında Gençlerbirliği var. Fenerbahçe gibi şampiyonluk hedefiyle yola çıkan bir takım için bu karşılaşmanın önemi tartışılmaz. Pekiböyle bir maçta, daha sezonun başındarotasyona gitmenin anlamı ne? Kerem, Kante, Greenwood ve Vedat yedek… İyi de neden? Daha ligin ilk haftasındayız. Buoyuncular üç günde bir maç oynayamayacakdurumda mı? Sezonun daha başında futbolcuların ritim kazanması, birbirlerine alışması ve takımın ideal kadrosunun oturması gerekmiyor mu? Bana göre yapılması gereken çok basitti: İdeal 11'inlesahaya çıkacaksın, sonucu alacaksın,sonra gerekiyorsa değişikliklerini yapacaksın. Her maç ciddiye alınmalı. Hele ki Fenerbahçe forması giyiyorsanız, hiçbir karşılaşmayı "nasıl olsa kazanırız" düşüncesiyle değerlendiremezsiniz. İsmail Kartal'ın kafasındaki hesap farklı olabilir. Ancak futbolun hesabı bazen çok daha basittir: En iyi oyuncularınla başlarsın, rakibin direncini kırarsın, skor avantajını yakalarsın ve ardından oyuncularını dinlendirirsin. Ama maçın hikâyesihiç de böyle gelişmedi. Skor 2-1'e geldiğinde, daha önce yedek bıraktığın oyuncuları sahaya sürüyorsun. Dakikalar 60'ları gösteriyor. Ve bir anda takımın üzerindeki baskı artıyor. Çünkü artık oyuna sonradan giren futbolculardan bir anda maçın kaderini değiştirmelerini bekliyorsun. Sonuç ortada… Fenerbahçe bütün baskısına rağmen Gençlerbirliği'nin muhteşem savunmasını aşamadı. Üstelik geçmişte Fenerbahçe forması giymiş kaleci İrfan Can'ın başarılı performansı da sarı-lacivertlilerin karşısında önemli bir engel olarak durdu. Ve Fenerbahçe, sezonun ilk haftasında beklemediği bir şok yaşadı. Asıl dikkat çekici olan ise devre arasında oyuna hiçbir müdahalede bulunulmamasıydı. Takımın sahadaki sorunları ortadayken, ikinci yarıya aynı anlayışla devam edilmesi eleştirileri beraberinde getirdi. Daha ilkhaftadan İsmail Kartal tartışılmaya başlandı. Elbette bir maç üzerinden değerlendirilmez. Daha önümüzde uzun bir maraton var. Ancak büyük takımlarda, özellikle de Fenerbahçe'de teknik direktörün tercihleri daha ilk günden sorgulanır. Çünkü beklenti büyüktür. Fenerbahçe'de ideal 11'i bulmak yetmez, o 11'i doğru zamanda sahaya sürmek de gerekir. Çünkü futbol bazen fazla düşününce değil, en doğru olanı zamanında yapınca kazanılır. G.Birliği'ni tebrik ederim.. Harika bir iş başardılar..

Forma İlhan Fakılı’ya hiç ağır gelmiyor!

Beşiktaş, Kralove karşısında ilk maçta attığı golün üzerine yatmayı tercih etmedi. Tam tersine, kontrollü ama cesur bir oyunla rakibinin üzerine giderek yine kazanmak istedi. Pozisyonlar da buldu. Biraz daha kaliteli son vuruşlar yapabilseydi, maç çok daha erken kopabilirdi. Beşiktaş'ın temel meselesi tam da burada: Gol vuruşundaki kalite. Oyun var, hücum organizasyonu var, kanatlar çalışıyor. Fakat son dokunuşta hâlâ biraz daha kalite gerekiyor. Bu oyunun merkezinde yine Orkun Kökçü vardı. Neredeyse bütün atakların başlangıç noktasıydı. Top önce onun ayağından çıktı, oyunun yönünü o belirledi. Birde kenarda maçı izleyen değil, adetaoyunun içindeki 12. adam gibi yaşayanİtalyan bir teknik adam vardı: İtaliano. Her pozisyona müdahil, her hamleyi takip eden bir teknik adam görüntüsü verdi. Beşiktaş'ın saha kenarında da enerjisi yüksekti yani. İlhan Fakılı.. En beğendiğim tarafı şu:Forma ona ağır gelmiyor. Büyük takımda genç oyuncular bazen top ayağına geldiğinde panik yapar. İlhan'da o çekingenlik pek görünmüyor. Kanatta topu aldığında rakibe gitmeye, pozisyon üretmeye çalışıyor. Bir de yaşının (20) getirdiği enerjiyi doğru kullanıyor. Sürekli hareketli olması Beşiktaş'ın kanat hücumlarını canlı tutuyor. Gelelim Cerny'ye... Taraftarın ona bakışı çok sıcak değil. Ancak öyle bir anda golünü attı ki, tribünlerdeki ıslıkların yerini alkışlar almaya başladı. Bazen bir futbolcunun ihtiyacı olan şey tam da budur: Bir gol, biraz öz güven ve taraftarın desteği. Beşiktaş'ın sağ ön bölgeye transfer yapmak istediğini biliyoruz. Ama Cerny'de hâlâ ciddi bir futbolcu olduğunu gösteren özellikler var. Bu nedenle o mevkiye mutlaka flaş bir transfer yapılması gerektiği konusunda o kadar emin değilim. Özetle; lig başlamadan önce bile tribünlerde başka bir beklenti oluştu. Bu kez Beşiktaş, "Ben yarışın içindeolacağım" diyebilecek bir takım görüntüsü veriyor. Şimdilik eksik olan tek şey, bulduğu pozisyonları daha yüksek kaliteyle gole çevirmek. O da gelirse, bu Beşiktaş'ı ligdeçok daha ciddi konuşuruz.

Vlahovic, Salah’ın tesellisi değil!

Vlahovic transferini "Salah'ı alamadık, bari Vlahovic'i alalım" şeklinde okumak büyük bir yanılgı. Böyle bir değerlendirme, yönetimin 2,5 aylık çalışmasını ve ortaya koyduğu iradeyi görmezden gelmek olur. Beşiktaş, Vlahovic cephesiyle mayıs sonundan bu yana temasta. Yönetim hiç vazgeçmedi. Üstelik bir teknik adamın eski oyuncusunu 4 kez araması bile bu transferin ne kadar istendiğini gösteriyor. Dolayısıyla karşımızdaSalah transferi olmayıncason anda bulunan bir 'tesellitransferi' yok. Aksine aylar öncesinden planlanmış, üzerinde çalışılmış ve sonunda sonuçlandırılmış bir yıldız transferi var. Elbette Vlahovic'in maliyeti yüksek. Beşiktaş yönetimi bu transfer için ciddi bir ekonomik fedakârlık yaptı. Ancak karşılığında ne aldı? Bonservis bedeli ödemeden, Avrupa futbolunda kendisini kanıtlamış, Juventus ve Fiorentina gibi iki önemli kulübün formasını giymiş, kariyeri boyunca çift haneli gol sayılarını görmüş bir dünya yıldızını aldı. Böyle bir oyuncunun Beşiktaş'ın seviyesini yükseltmesini beklemek son derece normal. Hatta daha açık söyleyelim: Beşiktaş'ın kadrosunda iyi futbolcular vardı, iyi transferler de yapıldı; fakat takımın birkaç yıldız oyuncuya ihtiyacı vardı. Trossard bir parçaydı.. Yönetim oeksik parçayı da tamamladı.İkinci yıldızı da aldı. Burada Salah meselesini de doğru yere koymak gerekiyor. Salah transferinin gerçekleşmemesi Beşiktaş açısından hayal kırıklığıydı. Kulüpte ciddi bir yara oluşturdu. Ancak büyük kulüplerin karakteri tam da böyle anlarda ortaya çıkar. Önemli olan yara almamak değil, yara aldıktan sonra ne yaptığınızdır. Beşiktaş, Salaholmadı diye paniğe kapılıprastgele bir yıldız aramadı. Aylardır üzerinde çalıştığı Vlahovic transferine sadık kaldı ve sonunda aldı. Dolayısıyla Vlahovic'i Salah'ın yerine konulmuş bir futbolcu olarak görmek, hem oyuncuya hem de Beşiktaş'ın transfer stratejisine haksızlık olur. Üstelik Vlahovic'in Salah olması gerekmiyor. Salah başka bir oyuncu,Vlahovic başka. Birinin yapabildiklerini diğerinden beklemek zaten futbolun doğasına aykırı. Kısacası Vlahovic, Salah'ın tesellisideğil; Beşiktaş'ınkendiprojesininsonucudur.

Kupalar vitrine konulur, borçlar ise bilançoda kalır

Transfer dönemi, Türk futbolunda artık yalnızca sportif bir planlama süreci değil!. Kulüplerin omuzlarında taşıdığı ağır bir kambura dönüşmüş durumda. Transfer yaparsanız eleştiriliyorsunuz, yapmazsanız yine eleştiriliyorsunuz. Bir oyuncu alınır, "Neden bu futbolcu?" denir; alınmazsa "Yönetim neyi bekliyor?" sorusu sorulur. Bugün transfer, sportif ihtiyaçtan çokbir prestij ve rekabet alanına dönüşebiliyor. "Sen şu oyuncuyu aldın, ben bunu alıyorum" anlayışı, kulüplerin gerçek ihtiyaçlarının önüne geçti. Bu baskının en önemli kaynaklarındanbiri de sosyal medya!. Taraftarın beklentisi anlık, futbolun planlama süreci ise sabır gerektiriyor. Bir futbolcu bir maçla yıldız, bir başka maçla yetersiz ilan edilebiliyor. Yöneticiler ve teknik adamlar da aynı hızla değerlendiriliyor. YouTube ve diğer dijital platformlar da bu tartışmayı daha da büyütüyor. İzlenme ve etkileşim kaygısı, zaman zaman sağlıklı analizlerin önüne geçebiliyor.

G.Saray örneği bu açıdan oldukça çarpıcı aslında!. Dört yıldır şampiyonolan bir takımın, zamanzaman sanki yıllardır şampiyonluközlemi çekiyormuşgibi değerlendirilmesi, beklentilerin ne kadar yükseldiğini gösteriyor. Dursun Özbek'ten futbolculara kadar herkes yoğun eleştirinin hedefi olabiliyor!. Başkan linç ediliyor! Beşiktaş'ın transfer döneminin en iddialı takımlarından biri olarak başladığı süreçte bugün daha farklı değerlendirilmesi, Trabzonspor'un beklentilerin üzerine çıkması, Fenerbahçe'nin daha memnun bir görüntü vermesi de transfer piyasasının ne kadar hızlı değişen bir algı alanı olduğunu gösteriyor. Fakat bütün bu tartışmaların üzerinde çok daha önemli bir mesele var: Finansal sürdürülebilirlik. Türkiye'de kulüplerin gelirleri Avrupa'nın gerisinde. Buna rağmen transfer harcamalarında oldukça iddialı rakamlar ortaya çıkabiliyor. Basit bir finansal denklemvar: Geliriniz rakiplerinizden düşükse ama transfer maliyetiniz yüksekse, aradaki farkı nasıl finanse ettiğiniz önem kazanır. Borçlanma, sermaye desteği veya gelecekteki gelirlerin kullanılması kısa vadede rekabet gücü sağlayabilir. Ancak sürekli olarak gelirlerin üzerinde harcama yapmak uzun vadede sağlıklı bir yapı oluşturmaz. Asıl paradoks da burada. Gelir açısından Avrupa'nın gerisindeyiz, transfer harcamalarında ise Avrupa ile yarışıyoruz. Üstelik bu yapının sürdürülebilirliğini yeterince tartışan kulüp sayısı da çok az. Oysa transferin amacı rakibin yaptığı transferi dengelemek değil, kendi takımınızın eksiklerini gidermektir. Eksikler belliyse doğru oyuncuya, doğru maliyetle ulaşmak gerekir. Gereksiz transfer yapmak kadar, ihtiyaç açıkça ortadayken beklemek de hatadır. Bu nedenle transfer döneminde hem sabıra hem de planlamaya ihtiyaç var. Önemli olan en fazla parayı harcamak değil, kaynağı en doğru şekilde kullanmak. Bu sezon yine dört favorili bir yarış izleyeceğiz. Ancak şampiyonluk yarışının yanında başka bir yarış daha var: Finansal aklıkoruyabilme yarışı. Çünkü kupalarvitrine konulur. Borçlar ise bilançodakalır.

F1 aracından daha hızlıyız!

Dünyanın en önemli hava sporları destinasyonlarından biri olarak gösterilen Kapadokya üzerinde 2.800 metre yükseklikteki sıcak hava balonundan atlayan Red Bull wingsuit sporcusu Marco Waltenspiel ile uçuş boyunca ona eşlik eden Red Bull Skydive Team sporcusu Marco Fürst, yaşadıkları deneyimi SABAH Spor'a anlattı. Farklı irtifalardakibalonları slalom parkurunadönüştürerek, saatte240 kilometre hızlauçuşunu tamamlayanikili, şunları anlattı:

🔴 Atlayış nasıl geçti,sizi zorladı mı?
Marco Waltenspiel: Zorluydu, evet. İki deneme yaptık. İlk denememizde uçulamadı. Çünkü güçlü bir rüzgâr vardı, o yüzden olmadı. Bizi diğer balonlardan uzaklaştırdı. Tüm balonlar iniş yaptı, yakıt aldık, sonra tekrar havalandık. İkinci denememiz çok iyi gitti ve başarılı bir şekilde atlayışı gerçekleştirip, balonlar arasında slalom yaptık.
🔴 Gerekseydi üçüncü,dördüncü, beşinci denemeolacak mıydı?
Marco Waltenspiel: Balonların saat 09.00'dan sonra kalkması yasak. O saatten sonra hava çok sıcak olduğu için balonlar artık kalkamaz. Bu yüzden ikinci denememiz son şansımızdı.

İLKİNDE ATLAYAMAYINCA STRES OLDUK
🔴 İlkinde yapamayınca stres oldu mu?
Marco Fürst: İlk seferinde balonlar hizalanamadı. O ara biraz stres yaşadık, atlayışı yapamadık. Sonrasında yere inip, tekrar kalkmamız için yaklaşık 1,5 saat vaktimiz vardı. Yere indik, biraz gergindik. Ekip bizi bekliyordu. Hemen 10 dakika içinde balonu arabaya koyup yeni uçuş noktasına geçtik. Sonra tekrar havalandık ve başarılı bir atlayış yaptık. Hedefimize ulaştık. Bir ara 240 kilometre hıza çıktık.

AKLIMDA YÜZÜKLERİN EFENDİSİ VAR
🔴 Yeni hayalleriniz neler, başka nerede yapmak istersiniz? Aklınızda bir yer var mı? Mesela piramitler gibi...
Marco Waltenspiel: Aslında hâlâ gitmek istediğim birçok yer var. Mesela, Yeni Zelanda'da Yüzüklerin Efendisi filminin çekildiği yerlerde atlayış yapabilirim.

TOWER BRİDGE'DE G KUVVETİ ÇOK YORDU
🔴 En yüksekten atlayışınızı Kapadokya'da 2800 metrede mi yaptınız?
🔴 Marco Fürst: En yüksek atlayışı 6.500 metreden yaptık. En yüksek hıza da 340 kilometre hıza ulaşmıştık, uygun rüzgâr olursa 400 kilometreye ulaşabiliyoruz.
🔴 Yani Formula 1 arabasından hızlı mı gidiyor?
🔴 Marco Fürst: Evet, öyle diyebiliriz (Gülüyor).
🔴 Marco Waltenspiel: İngiltere'deki Tower Bridge'de yaptığımız uçuşta G kuvveti fazlaydı. Çok yorucu oldu, vücudumuz kasılmıştı.

UZAYDAN ATLA DESELER KABUL EDERDİM
🔴 2012'de bir Red Bull projesinde Felix Baumgartner, uzaydan Dünya'ya atlamıştı. Böyle bir şey yapmak istiyor musunuz?

Marco Waltenspiel: Şu anda planlarımızda böyle bir şey yok. Eğer birisi bana böyle bir atlama önerisi getirseydi, 'Evet' diyecektim. Ama şu anda zorlamıyorum.
🔴 Türkiye'de bu sporuyapmak isteyen gençlerene önerirsiniz?
Marco Waltenspiel: Adım adım ilerlemek gerekiyor, bu noktaya ulaşmak için bir sürü aşama var.
Marco Fürst: Gençler hemen bir an önce atlayıp sonuca ulaşmak istiyor. Bilgiyi, deneyimi kazanmak için uzun bir zaman harcamaları gerektiğini görmek istemiyorlar. Sabırlı olmalarını tavsiye ediyorum.

FİLM TEKLİFİ ALIYORUM!
🔴 Film şirketlerinden teklif alıyor musunuz?

Marco Waltenspiel: 'Çakalın Günü' dizinde yer aldık. Atlayış gerçekleştirdik, dublörlük yaptık. Bu kesinlikle güzel bir deneyim oldu.

İSTANBUL'DA YER BAKIYORUZ
Marco Fürst:
İstanbul'da vakit geçirmek ve orayı keşfetmek istiyorum. Belki orada atlayacak yerler de buluruz kendimize. Bu harika olur.

SADECE BİR KEZ, OĞLUM DOĞDUKTAN SONRA KORKTUM
Marco Waltenspiel:
Yaptığım işi ailem destekliyor. Sadece bir kere oğlum doğduğu zaman korku yaşadım. Doğduktan bir hafta sonra dağlara gitmiştik. Kıyafetlerimizi giydik, tepeye çıktık. Atlamaya hazırlanırken oğlum aklıma geldi, ''Sen burada ne yapıyorsun'' dedim kendi kendime. Bir geri adım attım, düşündüm. Sonra bu düşünceden uzaklaşıp atlayışı yaptım. Bu sporda disiplinli olmaktan başka şansınız yok, o ana odaklanmanız gerekiyor. Çocuğumun da spor yapmasını isterim, ama hangi sporu yaptığı önemli değil.

İki bomba transfer çok daha iyi yapar!

Beşiktaş için gecenin özeti tek cümleyle şu: Sonuç harika, oyunumut verici ama iş henüz bitmedi. Siyah-beyazlılar, play-off yolunda çok önemli bir adım attı. Üstelik bunu sadece skorla değil, oyun üstünlüğüyle de yaptı. Kralove'nin üzerinde bir kaliteye sahip olduğunu sahada net biçimde gösterdi. Hatta kaçan gollere bakınca insanın aklına şu geliyor: Bu eşleşme daha ilk maçta tamamenbitebilirdi. Yıllardır, Beşiktaşdenildiğinde ilk konuşulankonulardan biri kaleydi. Güven vermeyen performanslar, basit hatalar, her gelen topun yürek hoplatması... Ancak Nübel'in gelişiyle birlikte uzun zaman sonra taraftarın içinde "kale sağlam" hissi oluşmaya başladı. Bir kalecinin takıma verdiği güven bazen yaptığı kurtarışlardan daha değerlidir. Savunmanın daha derlitoplu görünmesinin sebeplerindenbiri de bu. Elbette rakip Avrupa'nın devlerinden biri değildi. Bunu da unutmamak gerekiyor. Ancak geçmiş yıllarda Beşiktaş'ın bu seviyedeki rakiplere karşı bile zorlandığını düşündüğümüzde, ortaya konan oyun küçümsenmemeli. Trossard sola gelecek.. Orası tamam! Fakat sağ kanathâlâ alarm veriyor. Oraya sadecebir futbolcu değil, maç çözen birkarakter gerekiyor. Rakibin dengesinibozacak, skora doğrudanetki edecek, taraftarı ayağa kaldıracakbir isim... Santrfor konusu ise daha fazla beklememeli. Oh'un mücadelesine diyecek söz yok. Basıyor, savaşıyor, her topun peşinden gidiyor. Ancak Beşiktaş sadece mücadele eden değil, yarım pozisyonu gole çeviren bir santrfora ihtiyaç duyuyor. Avrupa'da farkı oluşturan detay tam da budur. Sonuç olarak Beşiktaşdeplasmanda istediğini aldıve İstanbul'daki rövanş öncesindetur kapısını ardına kadar araladı. Yönetimin sağ kanat ve santrfor transferlerini vakit kaybetmeden tamamlaması gerekiyor. Çünkü bu takım birkaç doğru dokunuşla sadece tur atlayan değil, Avrupa'da rakiplerine gerçek anlamda kafa tutan bir Beşiktaş'a dönüşebilir.

Elit kadro, elit oyun, mutlu F.Bahçe!

Fenerbahçe, Sturm Graz karşısında sadece 2-0 kazanmadı; sahaya koyduğu oyunla kalite farkını da net biçimde gösterdi. Skor tabelasındaiki gol yazıyordu ama kaçan fırsatlardüşünüldüğünde maç çok daha farklıbitebilirdi. Herhalde sokaktaki herhangi bir Fenerbahçe taraftarına oynaması gereken 11'i sorsanız, hiç düşünmeden bu 11'i sayardı. İsmail Kartal bu kez hiçbir detayı şansa bırakmamış, elindeki en güçlü kadroyu sahaya sürmüştü. Rakibe göre değil,kendi oyununa odaklanan bir Fenerbahçe vardı. Bir hafta önce tur atlanmasına rağmen eleştirilen sarı-lacivertliler, bu kez çok daha organize, çok daha disiplinli ve ne yaptığını bilen bri görüntü çizdi. Kalecisinden en uçtaki oyuncusuna kadartıkır tıkır işleyen bir sistem vardı. Top rakipteyken baskısını doğru yapan, top kendisindeyken sabırlı kalan ve oyunun temposunu istediği gibi yönlendiren bir takım izledik. Gecenin endikkat çeken isimlerinden biri hiç kuşkusuzMilan Skriniar'dı. Yıldız stoper, maç ilerledikçe adeta devleşti. Sadece yaptığı müdahalelerle değil, savunmayı yönlendirişiyle de gerçek bir lider olduğunu gösterdi. Hava toplarında rakibine üstünlük kurarak güven verdi, geriden oyun kurulurken soğukkanlı pas tercihleriyle takımın çıkışlarını rahatlattı. Mücadelesiyle tribünleri ayağa kaldırdı, hırsıyla takım arkadaşlarını ateşledi. Greenwood da sahnedeydi.Attığı gol kadar özgüveni ve hücumdaki hareketliliğide dikkat çekti. Bu performans, onun Fenerbahçe adına önemli bir silah olacağının sinyallerini verdi. Talisca'nın attığı ilk gol, tam anlamıyla klas kokuyordu. Vuruş tekniği, zamanalması ve bitiriciliği üst düzeydi. Ya Kerem... O da övgüyü bu sefer hak etti. Fenerbahçe'nin en önemli kazanımı bireysel performanslardan çok takım bütünlüğüydü. Her oyuncu görevini biliyor, herkes birbirinin açığını kapatıyor, sistem aksamıyor.