CANLI
SKOR
Murat Özbostan

Murat Özbostan

Yabancı sayısı değişebilir!

Bugün Türk futbolunun en önemli gündem maddelerinden biri yabancı oyuncu kuralı olacak. Saat 14.30'da İstanbul'da yapılacak Kulüpler Birliği toplantısında masadaki en kritik konu, gelecek sezon uygulanacak yabancı futbolcu sayısı. Aslında tartışma yeni değil. Lig devam ederken yapılan toplantılarda kulüpler, mevcut sistemin 12+2 şeklinde devam etmesini istemişti. Ancak Türkiye Futbol Federasyonu, bu konuda kararını çok daha önce aldığını hatırlatarak geri adım atmadı. TFF, yaklaşık 1 yıl önce kulüplere bildirdiği 10+4 sistemini resmi internet sitesinden duyurdu ve konunun kapandığını gösterdi. Federasyonun açıkladığı sisteme göre kulüpler, A Takım listesine en fazla 14 yabancı futbolcu yazabilecek. Bu oyuncuların 10'u için herhangi bir yaş kriteri aranmayacak. Ancak en az 4 futbolcunun 1 Ocak 2003 ve sonrasında doğmuş olması gerekecek. İşte tam bu noktada, ilk ciddi itiraz Galatasaray'dan geldi. Sarı-kırmızılı yönetim, kararın yeniden gözden geçirilmesi için resmi girişimlerde bulundu. Araya giren yoğun futbol takvimi ve Dünya Kupası organizasyonu nedeniyle konu bir süre gündemden düştü. Ancak bugün yapılacak toplantıyla birlikte yabancı kuralı yeniden masaya yatırılacak.

DURSUN ÖZBEK, SABAH'A NE DEDİ?
Konuyla ilgili Galatasaray Başkanı Dursun Özbek'in görüşünü aldım. "Yabancı kuralında bir değişiklik bekliyor musunuz?" sorusuna Özbek, "Biz Galatasaray Kulübü olarak girişimlerimizi yaptık. Diğer kulüplerin de düşüncelerini merak ediyoruz. Kararın değişmesinden yanayız" yanıtını verdi. Fenerbahçe cephesi de değişiklik isteyen kulüpler arasında yer alıyor. Sarı-lacivertlilerin kadrosunda şu an çok sayıda (21 kişi) yabancı oyuncu bulunuyor. Yaş kriterine uygun isimler olsa da Fenerbahçe'nin mevcut 10+4 modelinin yeniden değerlendirilmesinden yana olduğu biliniyor. Toplantıya yeni başkan Aziz Yıldırım katılmayacak. Yerine Barış Göktürk ve Mahmut Uslu bu zirvede olacak.

TRABZONSPOR DA DEĞİŞİMDEN YANA
Trabzonspor ise bugüne kadar 10+4 sistemine destek veren kulüplerden biri oldu. Ancak bordo- mavililer, tüm kulüplerin üzerinde uzlaşacağı ortak bir formüle de karşı değil. Son günlerde üzerinde en çok konuşulan seçeneklerden biri ise 12+4 modeli. Bu formüle sıcak bakan kulüplerin başında Galatasaray geliyor. Beşiktaş cephesi ise değişim istemiyor. Bugün tüm görüşleri Kulüpler Birliği Vakfı Başkanı Ertuğrul Doğan dinleyecek. Eğer ortak bir görüş ortaya çıkarsa kulüplerin talepleri imzalı şekilde TFF'ye iletilecek.

LİG BAŞLAMADAN REVİZE OLABİLİR
Peki federasyon geri adım atar mı? Edindiğim bilgilere göre bunun ihtimal dışı olduğunu söylemek zor. Hatta futbol kulislerinde hakim olan görüş, TFF yönetiminin ortak bir talep gelmesi halinde yeni bir değerlendirme yapabileceği yönünde. Kısacası, yabancı oyuncu kuralı konusunda son söz henüz söylenmiş değil. Bugünkü toplantıdan çıkacak tablo, gelecek sezonun kadro planlamalarını doğrudan etkileyecek. Şu an için iki güçlü ihtimal bulunuyor: Ya mevcut 12+2 düzenine devam edilecek ya da kulüplerin üzerinde durduğu 12+4 formülü hayata geçirilecek. Türk futbolunda gözler bugün İstanbul'da yapılacak toplantıda olacak.

ABD maçı puan değil itibar maçıdır

Türkiye için ABD karşılaşmasının artık puanla, hesapla, ihtimalle ilgisi yok. Çünkü bazı maçlar vardır; cetvellerin, tabloların ve matematiğin ötesine geçer. Bazı maçlar vardır; kazanırsanız sadece üç puan almazsınız, kaybettiğiniz öz güveni geri kazanırsınız. İşte ABD maçı tam da böyle bir maçtır. Evet, gruptan elendik. Evet, milyonlarca insanın hayalini süsleyen senaryo gerçekleşmedi. Ama şimdi önümüzde duran doksan dakika, turnuvanın geri kalanından daha değerlidir. Çünkü bu maçın adı artık "tur atlamak" değil, "ayağa kalkmak"tır. Günlerdir eleştirilen, sorgulanan, yerden yere vurulan bir milli takım var ortada. Kimi teknik heyeti suçladı, kimi oyuncuları. Kimi umutlarını kaybetti, kimi öfkesini kusuyor. Fakat bütün bu gürültünün arasında unutulmaması gereken bir gerçek var: Bu forma hâlâ Türkiye'nin formasıdır. Bu bayrak hâlâ bu milletin bayrağıdır. Ve o sahaya çıkacak olanlar da bu ülkenin çocuklarıdır. Karşımızda ev sahibi ABD olacak. Kendi turnuvalarında, kendi seyircilerinin önünde, kendi düzenlerinin merkezinde... İşte tam da bu yüzden bu maç sıradan değildir. Sahaya çıkarken kimse geçmiş iki maçı düşünmesin. Kimse sosyal medyayı düşünmesin. Kimse manşetleri düşünmesin. Sadece şu soruyu düşünsün: "Bu formayı son kez giyiyor olsaydım nasıl oynardım?" Çünkü bu millet mağlubiyeti bazen affeder. Ama teslimiyeti asla affetmez. Kaybedebilirsiniz… Rakibiniz sizden güçlü olabilir… Şans yanınızda olmayabilir… Futbolun içinde her sonuç vardır. Ama mücadele etmeden kaybetmenin hiçbir bahanesi yoktur. Hepimizin ortak beklentisi aynı: Son düdüğe kadar savaşan bir Türkiye görmek. Bu yüzden çıkın ve oynayın. Koşun. Mücadele edin. Yıkılın ama tekrar kalkın. Her top için savaşın.

2032’yi heba etmeyin!

Milli Takım bugün ağır eleştirilerin hedefinde. Doğrusunu söylemek gerekirse buna kimsenin itiraz etme hakkı da yok. Sonuç alamıyorsanız, eleştirilirsiniz. Futbolun kuralı budur!. Ancak günlerdir yapılan tartışmalarda eksik kalan bir nokta var: Herkes suçlu arıyor ama çok az kişi "Nerede yanlış yaptık?" sorusunu soruyor. Oysa bundan sadece 2 yıl önce aynı teknik direktör, büyük ölçüde aynı oyuncu grubu ve aynı futbol iklimiyle Avrupa Şampiyonası'nda neredeyse yarı finale kadar yürüyen bir milli takım vardı. Bugün ise bırakın galibiyetleri, gol atmakta bile zorlanan bir takım konuşuyoruz. Demek ki değişen bir şeyler var. Bence işe önce saha dışından başlamak gerekiyor. Milli Takım organizasyonunun en büyük eksiklerinden biri, teknik heyetin yanında futbolu bilen ve süreci yönetecek güçlü profesyonel isimlerin bulunmamasıydı. Bir dönem Hamit Altıntop ile Mustafa Eröğüt birlikte görev yapıyordu. Hamit Altıntop, zaman zaman eleştirilse de futbolcunun ruh halini anlayabilen, oyuncu grubuyla iletişim kurabilen Almanya ve İspanya'da dev takımlarda forma giymiş bir isimdi. Mustafa Eröğüt ise UEFA ve FIFA koridorlarında etkili ilişkileri olan, uluslararası diplomasiyi bilen bir yönetici profili çiziyordu. Bugün ise teknik direktör Montella'nın birçok konuda yalnız kaldığı hissediliyor. Çünkü modern futbolda başarı sadece teknik direktörün omuzlarına yüklenemez.

Her şeyi federasyon başkanının yapması da mümkün değildir. Başarılı ülkeler, futbol aklını kurumsallaştırarak ilerliyor. Biz ise hâlâ birçok sorunu kişiler üzerinden çözmeye çalışıyoruz. Turnuva sürecindeki kamp planlaması da ayrıca sorgulanmalı. Arizona tercihi başından itibaren tartışma yarattı. Elbette bunun çeşitli gerekçeleri vardı. Ancak sonuç ortada! Bir tarafta 40-45 dereceleri bulan sıcaklıklar, diğer tarafta maçların oynandığı bölgelerde çok daha farklı iklim şartları... Üstelik oyuncuların uyku düzeni konusunda da sıkıntılar yaşadığı artık saklanmıyor. Uğurcan Çakır'ın yaptığı açıklamalar bile adaptasyon sürecinin düşündüğümüzden daha sancılı geçtiğini gösteriyor. Belki kamp daha erken başlamalıydı. Belki rakiplerimizin yaptığı gibi Amerika'ya daha önce gidilmeli, organizasyona daha erken adapte olunmalıydı. Belki de yıllardır ihmal ettiğimiz futbol diplomasisine yeniden yatırım yapmalıydık. Çünkü kabul edelim; Türk futbolu, Servet Yardımcı ve Şenes Erzik dönemlerinin ardından uluslararası futbol koridorlarında eski gücünü büyük ölçüde kaybetti. Şimdi önümüzde önemli bir süreç var. Suçlu arama dönemi değil, ders çıkarma dönemi. 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası'nı ülkemizde düzenleyeceğiz. Bugün eleştirdiğimiz oyuncuların önemli bir bölümü o turnuvada da milli formayı giyecek. Belki bazı isimler değişecek, belki bazı tercihler farklılaşacak. Ancak asıl değişmesi gereken bakış açımız. Çünkü bu turnuvada sadece puan kaybetmedik. Prestij kaybettik, öz güven kaybettik, zaman kaybettik. Yine de futbolun güzel tarafı şu: 'Doğru teşhis konulursa hiçbir başarısızlık kalıcı değildir. Yeter ki bu kez gerçekten nerede hata yaptığımızı konuşabilelim.' Bu sıkıntılı süreçten birbirimize destek olarak çıkacağız. Unutmayalım ki Ay-Yıldız bizim her şeyimiz.

Bir hoca şampiyon olarak hatırlanır!

Günlerdir süren teknik direktör belirsizliği sona erdi. Fenerbahçe, sürpriz bir kararla takımın başına yeniden İsmail Kartal'ı getirdi. Sürpriz diyorum çünkü son günlerde konuşulan isimler arasında Kartal'ın adı neredeyse hiç geçmiyordu. Ancak görünen o ki yönetim, bilinmez bir maceraya atılmak yerine tanıdığı ve güvendiği bir isme yönelmeyi tercih etti. İsmail Kartal, F.Bahçe camiasını en iyi tanıyan teknik adamlardan biri. Kulübün dinamiklerini, taraftarın beklentilerini ve bu formanın taşıdığı baskıyı biliyor.

O KADROYLA BU KADRO AYNI DEĞİL
Daha
da önemlisi, son görev döneminde oynattığı hücum futbolu ve elde ettiği yüksek puan ortalaması hâlâ hafızalarda tazeliğini koruyor. Ancak burada önemli bir parantez açmak gerekiyor. O günün kadrosuyla bugünün kadrosu aynı değil. Kartal'ın elindeki oyuncu grubu, oyun karakteri ve takımın ihtiyaçları farklılık gösteriyor. Bu nedenle geçmiş başarıların bugüne doğrudan taşınacağını düşünmek büyük hata olur. Bu tercihin önemli avantajları var. Adaptasyon süreci yok denecek kadar kısa. Ligi, rakipleri, kulübü tanıyor. Yerli oyuncularla iletişimi güçlü.

İŞ SADECE TEKNİK ADAMA DÜŞMÜYOR
Ayrıca
mevcut kadroyu analiz etmek ve eksikleri tespit etmek için uzun bir zamana ihtiyaç duymayacak. Öte yandan soru işaretleri de yok değil. Kariyeri boyunca kriz yönetimi konusunda eleştirildiği dönemler oldu. Basın toplantılarındaki iletişimi zaman zaman tartışma konusu haline geldi. Üstelik F.Bahçe'nin yıllardır süren şampiyonluk özlemini sona erdirmek yalnızca teknik direktör değişikliğiyle mümkün değil. Yönetimin transfer politikasından kulüp içindeki istikrara kadar birçok faktör başarıyı doğrudan etkileyecek. Bir diğer dikkat çekici nokta ise Kartal'ın dördüncü kez göreve geliyor olması. Bu durum bazı kesimler tarafından istikrar olarak görülürken, bazıları tarafından ise yeni bir vizyon eksikliği olarak değerlendiriliyor.

TEKNİK EKİBE YÖNETİM ELİ DEĞECEK
Ayrıca
teknik ekibin şekillenme sürecinde yönetimin etkisinin yüksek olacağı yönündeki iddialar da yakından takip edilecek. Sonuç olarak F.Bahçe'nin tercihi büyük riskler içeren bir hamle değil. Daha çok güvenli limana yanaşma kararı gibi görünüyor. Ancak sarı-lacivertli camiada artık kimsenin sabrı kalmadı. Bu nedenle İsmail Kartal'ın önündeki en büyük sınav, takımı tanıması değil; beklentileri karşılayabilmesi olacak. Ve unutulmamalı ki F.Bahçe'de teknik direktörler yalnızca maç kazanarak, 99 puana ulaşarak değil, şampiyon olarak hatırlanır. Geçmiş geçmişte kaldı!

Bir röportajın perde arkası!

Pazartesi sabahı G.Saray Başkanı Dursun Özbek ile, değerli yazarımız Levent Tüzemen'le birlikte oldukça verimli bir röportaj gerçekleştirdik. Samimi, açık ve birçok konuda önemli ipuçları veren bir sohbetti. Dün gördüğüm kadarıyla da röportajımız ciddi yankı uyandırdı. Elbette masada herkesin merak ettiği konular vardı. Transferler, ayrılıklar, takımın geleceği... Bazı soruların net cevaplarını aldık, bazıları ise bizde kaldı. Benim en çok dikkatimi çeken konu ise İcardi oldu. Dursun Özbek'in İcardi'ye verdiği değeri sohbet boyunca hissetmemek mümkün değildi. Başkanın, Arjantinli yıldızın takımda kalmasını çok istediği açık. Ancak duygularıyla değil, gerçeklerle hareket ediyor. Özbek'in bu konudaki yaklaşımı son derece net: "Ben teklifimi yaptım. Kararı o verecek." Şu ana kadar İcardi tarafından verilmiş kesin bir cevap yok. Görünen o ki oyuncu hâlâ seçeneklerini değerlendiriyor. G.Saray yönetimi de transfer planlamasını büyük ölçüde İcardi'nin kararına göre şekillendirecek. Transfer gündeminde adı geçen isimlerden biri de Duran. Oyuncu G.Saray'a önerilmiş. Ancak şu an için ciddi taliplerinin olmaması ve ekonomik şartların uygun hale gelmesi halinde bir ihtimalden söz edilebilir. Buna rağmen, oyuncunun karakteri ve geçmişiyle ilgili bazı soru işaretleri nedeniyle sarı-kırmızılı yönetimin bu transfere çok sıcak baktığını söylemek zor. Osimhen konusunda ise ortada konuşulduğu kadar hareketli bir tablo yok.

Kulübün kapısını çalan resmi bir teklif bulunmuyor. Kamuoyunda çok sayıda iddia ortaya atılıyor ancak şu an için somut bir gelişmeden bahsetmek mümkün değil. Başkana yöneltilen önemli sorulardan biri de takımdan ayrılmak isteyen oyuncularla ilgiliydi. Özbek, yeterince forma şansı bulamayan bazı isimlerin bulunduğunu ifade etti. Benim çıkardığım sonuç şu: G.Saray yaz transfer döneminde üç, en fazla dört hamle yapacak. Çünkü yönetim, üst üste gelen başarıların temelini oluşturan takım omurgasını bozmak istemiyor. Bu da bana göre son derece doğru bir yaklaşım. Her sezon sil baştan takım kurmak yerine eksikleri tamamlamak çok daha sağlıklı bir yol.
Dursun Özbek'in önümüzdeki günlerde yoğun bir yurt dışı programı da bulunuyor. Önce Belçika'ya, ardından Paris'e gidecek. Buradaki asıl hedef ise Galatasaray'ın sponsorluk ağını uluslararası ölçekte büyütmek. Anlaşılan o ki Galatasaray markasına yurt dışında ciddi bir ilgi var. Bir milyon forma satışına ulaşılması da bunun en somut göstergelerinden biri. Bir başka önemli notu da paylaşalım... Son dönemde sıkça konuşulan Hakan Çalhanoğlu ismi şu an itibarıyla Galatasaray'ın transfer gündeminde yer almıyor. Okan Buruk ile Dursun Özbek arasındaki uyum ise dikkat çekici seviyede. Zaten başkanın şu sözleri de bunu özetliyor: "Beraber geldik, beraber gideceğiz." Röportajdan benim çıkardığım tablo net... Galatasaray'da radikal değişim değil, kontrollü güçlenme dönemi yaşanacak. Yönetim, mevcut yapıyı koruyarak üzerine doğru hamleleri yapmanın peşinde.

Fenerbahçe’yi neler bekliyor!

Aziz Yıldırım'ın seçimi kazanmış olması, kongre üyelerinin geçmişe dönmek istediğinden çok, "Artık sonuç görmek istiyoruz" mesajı vermesi anlamına gelir. Çünkü bugün taraftarın beklentisi nostalji değil; şampiyonluk, Avrupa'da başarı ve güçlü bir futbol organizasyonu. Yıldırım'ın geçmişteki en büyük gücü, kriz anlarında karar almaktan çekinmemesiydi. Ancak futbol dünyası 2018'de bıraktığı yerden çok farklı. Bugün sürdürülebilir finans, scout ağı ve veri analizi en az yıldız transfer kadar önemli. Bu yüzden sadece eski yöntemlerle başarı gelmeyebilir. Fenerbahçe açısından bakarsak, bu seçimin başarısı ya da başarısızlığı transferlerden çok, ilk sezon sonunda takımın şampiyonluk yarışında nerede olduğuyla ölçülecek. Özlem büyük ve Aziz Bey, "% 100 şampiyon olacağız" dedi. Kızı Yaz ve çocuklar için aday olduğunu, onların artık gülmesini istediğini de hep vurguladı.. Özetle kongre üyeleri Yıldırım'a vefalarını gösterdiler.. Müthiş bir süreç yaşandı.. Hakan Safi de renk kattı.. İki adayı da kutlamak lazım.. Aziz Bey ve ekibine başarılar dilerim..

EFSANELER GÖREVE GELİYOR

🔴 FENERBAHÇE'NİN yeni teknik direktörünün yüzde 99 Aykut Kocaman olması bekleniyor. Teknik ekipte Volkan Demirel, Dirk Kuyt ve Pierre Webo'nun da yer alacağı konuşuluyor.
🔴 OĞUZ Çetin sportif direktör olarak göreve gelecek.. Eski futbolculardan oluşacak bir komite de transfer süreçlerinde aktif rol alacak.
🔴 KULÜPTE birlik ve beraberliğin güçlendirilmesi için yeni adımlar atılması bekleniyor.
🔴 FENERBAHÇE, 10+4 yabancı oyuncu kuralına itiraz edebilir. Bu konuda Galatasaray ile ortak hareket etme ihtimali bile var...
🔴 KALECI Ederson'un takımda kalma ihtimali oldukça yüksek görülüyor.
🔴 VOLEYBOL ve basketbol şubelerinin Acıbadem ve Ülker sponsorluğunda faaliyetlerine devam etmesi bekleniyor.
🔴 YÖNETİMİN yıl sonuna kadar yaklaşık 115 milyon Euro ödeme yapması gerekiyor.
🔴 AZİZ Yıldırım'ın, Türkiye Futbol Federasyonu ile görüşerek adalet vurgusu yapması ve kulübün beklentilerini net şekilde dile getirmesi bekleniyor.
🔴 YÖNETİM, 5 ila 7 transfer yapmayı hedefliyor. Öncelik yıldız isimlerden çok, şampiyonluk yarışında başarı sağlayacak güçlü ve dengeli bir kadro kurmak olacak.
🔴 KEREM Aktürkoğlu'nun sözleşmesi nedeniyle UEFA'dan ceza gelme ihtimali yüksek.. Aziz Yıldırım, Kerem'in sözleşme sorunu çözüp ceza riskini ortadan kaldıracak..
🔴 HER oyuncu ile görüşme yapılacak.. Gitmek isteyen varsa yardımcı olunacak ve yol verilecek..

Italiano doğru bir tercih mi?

Beşiktaş'ta yeni bir dönem başlıyor. Siyahbeyazlıların teknik direktörlük koltuğuna getirdiği Vincenzo Italiano, ilk bakışta camianın ihtiyaç duyduğu 'yeniden yapılanma' hamlesi gibi görünüyor. İtalyan teknik adamın kariyer yolculuğuna baktığımızda sıradan bir yükseliş hikâyesi görmüyoruz. Alt liglerden başlayarak adım adım zirveye çıkan, çalıştırdığı her takımda belirgin bir oyun kimliği oluşturan bir teknik direktörden bahsediyoruz. Fiorentina'yı Avrupa kupalarında finale kadar taşıması, Bologna ile yıllar sonra kupa sevinci yaşaması tesadüf değil. Italiano'nun en önemli özelliği, elindeki kadronun potansiyelini ortaya çıkarabilecek sistemler kurabilmesi. Beşiktaş'ın geride bıraktığımız sezonda yaşadığı en büyük sorunlardan biri kimlik eksikliğiydi. Takım zaman zaman ne oynamak istediğini bilen bir görüntü sergileyemedi. İşte İtaliano'nun gelişi bu noktada önem kazanıyor. Çünkü onun takımları yüksek tempolu, önde baskı yapan, rakibi hataya zorlayan ve hücumda cesur oynayan bir anlayışa sahip. Taraftarın görmek istediği futbol da aslında tam olarak bu. Ancak her transfer gibi bu tercih de risksiz değil. Türk futbolu dışarıdan göründüğü kadar kolay bir ortam değil. Ligin dinamikleri, deplasman atmosferleri, hakem tartışmaları ve yoğun medya baskısı birçok yabancı teknik adamı zorladı. Italiano da kariyerinde ilk kez Türkiye'de çalışacak. Adaptasyon süreci kaçınılmaz olacak. Üstelik Beşiktaş'ta sabır süresinin oldukça kısa olduğu da herkesin bildiği bir gerçek. Birkaç olumsuz sonuç sonrasında eleştirilerin yükselmesi sürpriz olmaz.

TAM ARADIĞINI BULDU
Yine de büyük resme baktığımızda Beşiktaş'ın ihtiyacı olan şeyin tam da böyle bir teknik adam olduğu söylenebilir. Şampiyonluk yarışında Galatasaray ve Fenerbahçe'nin mevcut kadro kalitesi nedeniyle ilk sezon zirve hedefi kolay görünmüyor. Ancak doğru transferlerle birlikte daha kompakt, daha organize ve mücadele gücü yüksek bir takım oluşturulabilir. Türkiye Kupası'nda başarı ve Avrupa'da istikrarlı bir performans kısa vadede ulaşılabilir hedefler olarak öne çıkıyor.

'FORZA BEŞİKTAŞ' HOŞ OLDU
Asıl belirleyici olacak unsur ise yönetimin göstereceği sabır. Eğer Beşiktaş yönetimi yeni teknik direktörünün arkasında durur ve kadro planlamasını onun oyun anlayışına uygun şekilde yaparsa İtaliano'nun siyahbeyazlı kulübe sadece sonuç değil, uzun zamandır özlenen bir futbol kimliği kazandırma ihtimali oldukça yüksek. Beşiktaş bugün bir teknik direktörden fazlasını transfer etti. Şimdi soru şu: Camia bu yeni hikâyenin yazılmasına izin verecek kadar sabırlı olacak mı? Ve son söz.. Italiano çok heyecanlı, duygusal ve motive görünüyordu. "Başlamak için sabırsızlanıyorum", "Çok duygusal anlar yaşıyorum" gibi samimi cümleler kurdu. Kısa da olsa enerjisi ve isteği net belliydi. "Forza Beşiktaş" diye bitirmesi de hoş durdu. Hayırlı olsun..

Seçimi transfer mi kazanacak!

Fenerbahçe seçimlerinin geçmişine baktığımızda, projelerin yarıştığı dönemler gördük. Mali tabloların konuşulduğu kongreler de oldu. Ancak bu kez tablo farklı. Sanki başkanlık seçimi değil, transfer dönemi yaşanıyor. Son günlerde gündeme gelen isimlerin sayısı bile bunu anlatmaya yetiyor. Her iki taraf da taraftarın ve kongre üyelerinin karşısına güçlü vaatlerle çıkıyor. Bunun nedeni de aslında çok açık. Fenerbahçe'nin 12 yıllık şampiyonluk özlemi… Bu kadar uzun süre zirveden uzak kalınca, camianın öncelikleri de değişiyor. Tek seçenek bu!. Kimsenin sabrı kalmıyor. Kimse plan dinlemek istemiyor. Herkes aynı soruyu soruyor: "Bu takım ne zaman şampiyon olacak?'' Bu yüzden hem Hakan Safi hem de Aziz Yıldırım cephesinin ortak noktası şampiyonluk vurgusu. Üstelik yalnızca hedef olarak değil, adeta bir söz olarak ifade ediliyor. Hakan Safi tarafında transferler ön planda. Özellikle Paolo Maldini isminin gündeme gelmesi dikkat çekti. Çünkü burada mesele yalnızca bir futbol adamını getirmek değil. Futbolun yönetim aklına dair bir mesaj vermek. Kongre üyeleri bu tür hamlelere önem verir. Aziz Yıldırım tarafında ise farklı bir yaklaşım var. Stat ve mali projeler de konuşuluyor. Kulübün geleceğine dair yatırımlar anlatılıyor. Ancak son günlerde transfer başlığının bu cephede de daha fazla yer kapladığını görüyoruz.
Aslında seçimi belirleyecek konu çok net. Kongre üyeleri üç sorunun cevabını arıyor. Teknik direktör kim olacak? Takıma hangi oyuncular gelecek? Ve en önemlisi; Fenerbahçe 12 yıllık hasreti bitirebilecek mi? Geri kalan her şey ikinci planda... Teknik direktör konusunda da ilginç bir tablo var. Aziz Yıldırım'ın açıklamalarına bakıldığında yerli teknik adam fikrine daha yakın olduğu görülüyor. Bu yüzden Aykut Kocaman ismi kulislerde sıkça konuşuluyor. Aziz Bey, Aykut Kocaman'la konuştum ama anlaşmadım dedi.. Hakan Safi tarafında ise beklenti yabancı bir teknik direktör. Sosyal medyada birçok isim dolaşıyor. Antonio Conte bunların en dikkat çekeni. Böyle bir ismin yaratacağı etkiyi tahmin etmek zor değil. Ancak futbol yalnızca büyük isimlerle kurulmadığı gibi seçimler de yalnızca manşetlerle kazanılmıyor.
Bugün iki aday son kez kürsüye çıkacak. Belki transfer listeleri konuşulacak. Belki projeler anlatılacak. Ama sandığa gidildiğinde kongre üyelerinin aklında tek bir konu olacak: Fenerbahçe'yi kim şampiyon yapacak?

Artılar! Eksiler!

Beşiktaş'ta teknik direktör arayışı yalnızca bir hoca seçimi olmaktan çıktı. Yönetim, aslında kulübün gelecekte nasıl bir futbol kimliğiyle yoluna devam edeceğine karar vermeye çalışıyor. Sergen Yalçın'ın ayrılığının üzerinden 10 gün geçti ama hâlâ net bir isim üzerinde uzlaşılmış değil. Bu da gösteriyor ki yönetim bu kez sadece günü kurtaracak değil, uzun vadeli bir yol haritası çizecek bir isim arıyor. Önder Özen ve yönetim cephesi yoğun mesai harcıyor. Gündeme gelen isim sayısı neredeyse 15'i buldu. Ancak her adayın bir tarafı eksik kaldı. Kimi tecrübeli ama heyecan vermiyor, kimi kariyerli ama maliyeti yüksek, kimi ise taraftarı ikna edecek profile sahip değil.

Tam da bu noktada ortaya Filipe Luis ismi çıktı. Ahmet Bulut aracılığıyla Jorge Mendes bağlantısından yapılan girişim, aslında Beşiktaş'ın nasıl bir teknik adam profiline yöneldiğini de gösteriyor. Çünkü Filipe Luis klasik bir "Yangın söndürücü" değil. O, modern futbolun içinden gelen yeni nesil bir teknik adam adayı. Oyunculuk kariyerine baktığınızda zaten önemli bir futbol aklı görüyorsunuz. Atletico Madrid'de Simeone gibi bir teknik adamın sisteminde yıllarca oynadı. Chelsea'de Premier Lig seviyesini gördü. Savunma disiplini, geçiş oyunu, baskı organizasyonu gibi modern futbolun temel yapılarını elit seviyede deneyimledi. Bugün birçok kulübün genç teknik adamlarda aradığı şey de tam olarak bu: Saha içi vizyon. Flamengo'da kısa sürede kazandığı kupalar da tesadüf olmamalı. Takımına modern, agresif ve önde baskılı bir oyun oynattı. Genç oyuncularla iletişimi güçlü bulundu. Brezilya'da birçok futbol insanı onu geleceğin büyük teknik adamlarından biri olarak görüyor. Ancak işin diğer tarafı da var. Çünkü teknik direktörlük kariyeri henüz çok kısa. Daha iki yılı bile tam doldurmadı. Avrupa'da hiç çalışmadı. Ve en önemlisi; Türkiye Ligi, özellikle de Beşiktaş gibi büyük kulüpler, yalnızca futbol bilgisiyle yönetilebilecek yerler değil. Burada medya baskısı var. Hakem gündemi var. Sosyal medya kaosu var. Her hafta değişen psikolojik iklim var. Bir galibiyetle kahraman, iki mağlubiyetle hedef haline geliyorsunuz. Türkiye'de teknik direktörlük bazen taktik bilgisinden çok kriz yönetimi gerektiriyor. Flamengo'da başarılı sonuçlara rağmen görevden ayrılması da bu yüzden soru işareti yaratıyor. Evet, sportif olarak başarısız değildi. Ama kulüp içi yönetim süreçlerinde yaşanan problemler ve kriz yönetimi tartışmaları hâlâ konuşuluyor. Üstelik lisans konusu da ayrı bir problem başlığı olarak masada duruyor. Bu yüzden Filipe Luis tercihi aslında Beşiktaş'ın ne istediğini gösterecek. Eğer hedef; gençleşen, modern futbol oynayan, sabır gösterilen bir proje takımı kurmaksa bu hamle çok doğru olabilir. Hatta birkaç yıl sonra "Beşiktaş büyük teknik adamı herkesten önce keşfetti" denebilir. Ama hedef ilk üç ayda şampiyonluk baskısı yaratmaksa, sabırsız bir ortamda her puan kaybında kriz üretilecekse, o zaman bu tercih ciddi risk taşır. Çünkü Filipe Luis bir "hazır çözüm" değil.

AZİZ YILDIRIM: AYKUT KOCAMAN
HAKAN SAFİ: ROBERTO MANCİNİ
Fenerbahçe'de seçim atmosferi artık klasik bir başkanlık yarışının çok ötesine geçmiş durumda. Hakan Safi ile Aziz Yıldırım arasındaki tansiyon her geçen gün biraz daha yükseliyor. Sert açıklamalar, karşılıklı göndermeler, kulis savaşları… Camia adeta büyük bir kırılmanın eşiğinde. Ama asıl düğüm 6 Haziran'da çözülecek. Çünkü o gün sadece iki aday konuşmayacak; Aslında Fenerbahçe'nin geleceğe nasıl bir yol haritasıyla ilerleyeceği anlatılacak. Kürsüde kurulacak cümleler, yapılacak vaatlerden çok daha önemli olacak. Bazen seçimleri projeler değil, liderlik hissi kazanır. 7 Haziran'da da sandık kurulacak.. Ve doğal olarak herkesin aklındaki en büyük soru şu: Yeni teknik direktör kim olacak? Aziz Yıldırım'ın son dönemde yaptığı açıklamalara dikkatlice baktığınızda satır aralarında net bir mesaj görüyorsunuz. Sürekli "Zaman" vurgusu yapıyor. "Türkiye'yi tanımalı", "Bu ligi bilmeli", "Adaptasyon süreci olmamalı" gibi ifadeleri özellikle öne çıkarıyor. Bu söylemler bana yabancı teknik adam fikrine çok sıcak bakmadığını düşündürüyor. Hatta açık söylemek gerekirse oklar tamamen Aykut Kocaman'ı gösteriyor. Çünkü Aykut Kocaman sadece bir teknik direktör değil; Aziz Yıldırım döneminin futbol aklını temsil eden bir karakter. Kulübü biliyor, camiayı tanıyor, baskının ne demek olduğunu ezbere biliyor. Türkiye şartlarını bilen, kriz anlarını yönetebilen bir isim. Aziz Yıldırım'ın "hemen sonuç alma" düşüncesine de en uygun profil.

Diğer tarafta ise Hakan Safi cephesi var. Orada daha farklı bir vizyon hissediliyor. Safi'nin sık sık Paolo Maldini ile futbol üzerine fikir alışverişi yaptğıını vurgulaması tesadüf değil. Çünkü Maldini sadece bir futbol efsanesi değil; aynı zamanda Avrupa futbol aklının önemli temsilcilerinden biri. Ve burada kritik soru ortaya çıkıyor: Maldini etkisiyle teknik direktör tercihi de İtalyan olabilir mi? Bence olabilir. Hatta akla gelen en güçlü isim Roberto Mancini. Mancini ile Maldini yıllarca aynı futbol kültürünün içinde yer aldı. İtalya futbolunun disiplinini, oyun aklını ve büyük takım yönetimini temsil eden isimler oldular. Üstelik Mancini, Türkiye'yi de tanıyor. Galatasaray'da görev yaptığı dönemde Şampiyonlar Ligi'nde Juventus'u eleyerek önemli bir başarıya imza atmıştı. Türkiye'de medya baskısının, büyük kulüp atmosferinin ve kaotik futbol gündeminin ne demek olduğunu bilen bir teknik adam. Şu an Katar'da Al-Sadd'ın başında olması elbette önemli bir detay. Ancak seçim dönemlerinde büyük isimlerin gündeme gelmesi her zaman mümkündür. Hele ki uluslararası bağlantıları güçlü bir yönetim modeli konuşuluyorsa… Bu yüzden bana göre yarış sadece başkanlık yarışı değil. Bir tarafta daha yerli, daha kontrollü, daha güvenli bir futbol modeli var. Diğer tarafta ise Avrupa bağlantılı, daha iddialı, daha vitrin odaklı bir proje.