CANLI
SKOR
Murat Özbostan

Murat Özbostan

Vlahovic, Salah’ın tesellisi değil!

Vlahovic transferini "Salah'ı alamadık, bari Vlahovic'i alalım" şeklinde okumak büyük bir yanılgı. Böyle bir değerlendirme, yönetimin 2,5 aylık çalışmasını ve ortaya koyduğu iradeyi görmezden gelmek olur. Beşiktaş, Vlahovic cephesiyle mayıs sonundan bu yana temasta. Yönetim hiç vazgeçmedi. Üstelik bir teknik adamın eski oyuncusunu 4 kez araması bile bu transferin ne kadar istendiğini gösteriyor. Dolayısıyla karşımızdaSalah transferi olmayıncason anda bulunan bir 'tesellitransferi' yok. Aksine aylar öncesinden planlanmış, üzerinde çalışılmış ve sonunda sonuçlandırılmış bir yıldız transferi var. Elbette Vlahovic'in maliyeti yüksek. Beşiktaş yönetimi bu transfer için ciddi bir ekonomik fedakârlık yaptı. Ancak karşılığında ne aldı? Bonservis bedeli ödemeden, Avrupa futbolunda kendisini kanıtlamış, Juventus ve Fiorentina gibi iki önemli kulübün formasını giymiş, kariyeri boyunca çift haneli gol sayılarını görmüş bir dünya yıldızını aldı. Böyle bir oyuncunun Beşiktaş'ın seviyesini yükseltmesini beklemek son derece normal. Hatta daha açık söyleyelim: Beşiktaş'ın kadrosunda iyi futbolcular vardı, iyi transferler de yapıldı; fakat takımın birkaç yıldız oyuncuya ihtiyacı vardı. Trossard bir parçaydı.. Yönetim oeksik parçayı da tamamladı.İkinci yıldızı da aldı. Burada Salah meselesini de doğru yere koymak gerekiyor. Salah transferinin gerçekleşmemesi Beşiktaş açısından hayal kırıklığıydı. Kulüpte ciddi bir yara oluşturdu. Ancak büyük kulüplerin karakteri tam da böyle anlarda ortaya çıkar. Önemli olan yara almamak değil, yara aldıktan sonra ne yaptığınızdır. Beşiktaş, Salaholmadı diye paniğe kapılıprastgele bir yıldız aramadı. Aylardır üzerinde çalıştığı Vlahovic transferine sadık kaldı ve sonunda aldı. Dolayısıyla Vlahovic'i Salah'ın yerine konulmuş bir futbolcu olarak görmek, hem oyuncuya hem de Beşiktaş'ın transfer stratejisine haksızlık olur. Üstelik Vlahovic'in Salah olması gerekmiyor. Salah başka bir oyuncu,Vlahovic başka. Birinin yapabildiklerini diğerinden beklemek zaten futbolun doğasına aykırı. Kısacası Vlahovic, Salah'ın tesellisideğil; Beşiktaş'ınkendiprojesininsonucudur.

Kupalar vitrine konulur, borçlar ise bilançoda kalır

Transfer dönemi, Türk futbolunda artık yalnızca sportif bir planlama süreci değil!. Kulüplerin omuzlarında taşıdığı ağır bir kambura dönüşmüş durumda. Transfer yaparsanız eleştiriliyorsunuz, yapmazsanız yine eleştiriliyorsunuz. Bir oyuncu alınır, "Neden bu futbolcu?" denir; alınmazsa "Yönetim neyi bekliyor?" sorusu sorulur. Bugün transfer, sportif ihtiyaçtan çokbir prestij ve rekabet alanına dönüşebiliyor. "Sen şu oyuncuyu aldın, ben bunu alıyorum" anlayışı, kulüplerin gerçek ihtiyaçlarının önüne geçti. Bu baskının en önemli kaynaklarındanbiri de sosyal medya!. Taraftarın beklentisi anlık, futbolun planlama süreci ise sabır gerektiriyor. Bir futbolcu bir maçla yıldız, bir başka maçla yetersiz ilan edilebiliyor. Yöneticiler ve teknik adamlar da aynı hızla değerlendiriliyor. YouTube ve diğer dijital platformlar da bu tartışmayı daha da büyütüyor. İzlenme ve etkileşim kaygısı, zaman zaman sağlıklı analizlerin önüne geçebiliyor.

G.Saray örneği bu açıdan oldukça çarpıcı aslında!. Dört yıldır şampiyonolan bir takımın, zamanzaman sanki yıllardır şampiyonluközlemi çekiyormuşgibi değerlendirilmesi, beklentilerin ne kadar yükseldiğini gösteriyor. Dursun Özbek'ten futbolculara kadar herkes yoğun eleştirinin hedefi olabiliyor!. Başkan linç ediliyor! Beşiktaş'ın transfer döneminin en iddialı takımlarından biri olarak başladığı süreçte bugün daha farklı değerlendirilmesi, Trabzonspor'un beklentilerin üzerine çıkması, Fenerbahçe'nin daha memnun bir görüntü vermesi de transfer piyasasının ne kadar hızlı değişen bir algı alanı olduğunu gösteriyor. Fakat bütün bu tartışmaların üzerinde çok daha önemli bir mesele var: Finansal sürdürülebilirlik. Türkiye'de kulüplerin gelirleri Avrupa'nın gerisinde. Buna rağmen transfer harcamalarında oldukça iddialı rakamlar ortaya çıkabiliyor. Basit bir finansal denklemvar: Geliriniz rakiplerinizden düşükse ama transfer maliyetiniz yüksekse, aradaki farkı nasıl finanse ettiğiniz önem kazanır. Borçlanma, sermaye desteği veya gelecekteki gelirlerin kullanılması kısa vadede rekabet gücü sağlayabilir. Ancak sürekli olarak gelirlerin üzerinde harcama yapmak uzun vadede sağlıklı bir yapı oluşturmaz. Asıl paradoks da burada. Gelir açısından Avrupa'nın gerisindeyiz, transfer harcamalarında ise Avrupa ile yarışıyoruz. Üstelik bu yapının sürdürülebilirliğini yeterince tartışan kulüp sayısı da çok az. Oysa transferin amacı rakibin yaptığı transferi dengelemek değil, kendi takımınızın eksiklerini gidermektir. Eksikler belliyse doğru oyuncuya, doğru maliyetle ulaşmak gerekir. Gereksiz transfer yapmak kadar, ihtiyaç açıkça ortadayken beklemek de hatadır. Bu nedenle transfer döneminde hem sabıra hem de planlamaya ihtiyaç var. Önemli olan en fazla parayı harcamak değil, kaynağı en doğru şekilde kullanmak. Bu sezon yine dört favorili bir yarış izleyeceğiz. Ancak şampiyonluk yarışının yanında başka bir yarış daha var: Finansal aklıkoruyabilme yarışı. Çünkü kupalarvitrine konulur. Borçlar ise bilançodakalır.

F1 aracından daha hızlıyız!

Dünyanın en önemli hava sporları destinasyonlarından biri olarak gösterilen Kapadokya üzerinde 2.800 metre yükseklikteki sıcak hava balonundan atlayan Red Bull wingsuit sporcusu Marco Waltenspiel ile uçuş boyunca ona eşlik eden Red Bull Skydive Team sporcusu Marco Fürst, yaşadıkları deneyimi SABAH Spor'a anlattı. Farklı irtifalardakibalonları slalom parkurunadönüştürerek, saatte240 kilometre hızlauçuşunu tamamlayanikili, şunları anlattı:

🔴 Atlayış nasıl geçti,sizi zorladı mı?
Marco Waltenspiel: Zorluydu, evet. İki deneme yaptık. İlk denememizde uçulamadı. Çünkü güçlü bir rüzgâr vardı, o yüzden olmadı. Bizi diğer balonlardan uzaklaştırdı. Tüm balonlar iniş yaptı, yakıt aldık, sonra tekrar havalandık. İkinci denememiz çok iyi gitti ve başarılı bir şekilde atlayışı gerçekleştirip, balonlar arasında slalom yaptık.
🔴 Gerekseydi üçüncü,dördüncü, beşinci denemeolacak mıydı?
Marco Waltenspiel: Balonların saat 09.00'dan sonra kalkması yasak. O saatten sonra hava çok sıcak olduğu için balonlar artık kalkamaz. Bu yüzden ikinci denememiz son şansımızdı.

İLKİNDE ATLAYAMAYINCA STRES OLDUK
🔴 İlkinde yapamayınca stres oldu mu?
Marco Fürst: İlk seferinde balonlar hizalanamadı. O ara biraz stres yaşadık, atlayışı yapamadık. Sonrasında yere inip, tekrar kalkmamız için yaklaşık 1,5 saat vaktimiz vardı. Yere indik, biraz gergindik. Ekip bizi bekliyordu. Hemen 10 dakika içinde balonu arabaya koyup yeni uçuş noktasına geçtik. Sonra tekrar havalandık ve başarılı bir atlayış yaptık. Hedefimize ulaştık. Bir ara 240 kilometre hıza çıktık.

AKLIMDA YÜZÜKLERİN EFENDİSİ VAR
🔴 Yeni hayalleriniz neler, başka nerede yapmak istersiniz? Aklınızda bir yer var mı? Mesela piramitler gibi...
Marco Waltenspiel: Aslında hâlâ gitmek istediğim birçok yer var. Mesela, Yeni Zelanda'da Yüzüklerin Efendisi filminin çekildiği yerlerde atlayış yapabilirim.

TOWER BRİDGE'DE G KUVVETİ ÇOK YORDU
🔴 En yüksekten atlayışınızı Kapadokya'da 2800 metrede mi yaptınız?
🔴 Marco Fürst: En yüksek atlayışı 6.500 metreden yaptık. En yüksek hıza da 340 kilometre hıza ulaşmıştık, uygun rüzgâr olursa 400 kilometreye ulaşabiliyoruz.
🔴 Yani Formula 1 arabasından hızlı mı gidiyor?
🔴 Marco Fürst: Evet, öyle diyebiliriz (Gülüyor).
🔴 Marco Waltenspiel: İngiltere'deki Tower Bridge'de yaptığımız uçuşta G kuvveti fazlaydı. Çok yorucu oldu, vücudumuz kasılmıştı.

UZAYDAN ATLA DESELER KABUL EDERDİM
🔴 2012'de bir Red Bull projesinde Felix Baumgartner, uzaydan Dünya'ya atlamıştı. Böyle bir şey yapmak istiyor musunuz?

Marco Waltenspiel: Şu anda planlarımızda böyle bir şey yok. Eğer birisi bana böyle bir atlama önerisi getirseydi, 'Evet' diyecektim. Ama şu anda zorlamıyorum.
🔴 Türkiye'de bu sporuyapmak isteyen gençlerene önerirsiniz?
Marco Waltenspiel: Adım adım ilerlemek gerekiyor, bu noktaya ulaşmak için bir sürü aşama var.
Marco Fürst: Gençler hemen bir an önce atlayıp sonuca ulaşmak istiyor. Bilgiyi, deneyimi kazanmak için uzun bir zaman harcamaları gerektiğini görmek istemiyorlar. Sabırlı olmalarını tavsiye ediyorum.

FİLM TEKLİFİ ALIYORUM!
🔴 Film şirketlerinden teklif alıyor musunuz?

Marco Waltenspiel: 'Çakalın Günü' dizinde yer aldık. Atlayış gerçekleştirdik, dublörlük yaptık. Bu kesinlikle güzel bir deneyim oldu.

İSTANBUL'DA YER BAKIYORUZ
Marco Fürst:
İstanbul'da vakit geçirmek ve orayı keşfetmek istiyorum. Belki orada atlayacak yerler de buluruz kendimize. Bu harika olur.

SADECE BİR KEZ, OĞLUM DOĞDUKTAN SONRA KORKTUM
Marco Waltenspiel:
Yaptığım işi ailem destekliyor. Sadece bir kere oğlum doğduğu zaman korku yaşadım. Doğduktan bir hafta sonra dağlara gitmiştik. Kıyafetlerimizi giydik, tepeye çıktık. Atlamaya hazırlanırken oğlum aklıma geldi, ''Sen burada ne yapıyorsun'' dedim kendi kendime. Bir geri adım attım, düşündüm. Sonra bu düşünceden uzaklaşıp atlayışı yaptım. Bu sporda disiplinli olmaktan başka şansınız yok, o ana odaklanmanız gerekiyor. Çocuğumun da spor yapmasını isterim, ama hangi sporu yaptığı önemli değil.

İki bomba transfer çok daha iyi yapar!

Beşiktaş için gecenin özeti tek cümleyle şu: Sonuç harika, oyunumut verici ama iş henüz bitmedi. Siyah-beyazlılar, play-off yolunda çok önemli bir adım attı. Üstelik bunu sadece skorla değil, oyun üstünlüğüyle de yaptı. Kralove'nin üzerinde bir kaliteye sahip olduğunu sahada net biçimde gösterdi. Hatta kaçan gollere bakınca insanın aklına şu geliyor: Bu eşleşme daha ilk maçta tamamenbitebilirdi. Yıllardır, Beşiktaşdenildiğinde ilk konuşulankonulardan biri kaleydi. Güven vermeyen performanslar, basit hatalar, her gelen topun yürek hoplatması... Ancak Nübel'in gelişiyle birlikte uzun zaman sonra taraftarın içinde "kale sağlam" hissi oluşmaya başladı. Bir kalecinin takıma verdiği güven bazen yaptığı kurtarışlardan daha değerlidir. Savunmanın daha derlitoplu görünmesinin sebeplerindenbiri de bu. Elbette rakip Avrupa'nın devlerinden biri değildi. Bunu da unutmamak gerekiyor. Ancak geçmiş yıllarda Beşiktaş'ın bu seviyedeki rakiplere karşı bile zorlandığını düşündüğümüzde, ortaya konan oyun küçümsenmemeli. Trossard sola gelecek.. Orası tamam! Fakat sağ kanathâlâ alarm veriyor. Oraya sadecebir futbolcu değil, maç çözen birkarakter gerekiyor. Rakibin dengesinibozacak, skora doğrudanetki edecek, taraftarı ayağa kaldıracakbir isim... Santrfor konusu ise daha fazla beklememeli. Oh'un mücadelesine diyecek söz yok. Basıyor, savaşıyor, her topun peşinden gidiyor. Ancak Beşiktaş sadece mücadele eden değil, yarım pozisyonu gole çeviren bir santrfora ihtiyaç duyuyor. Avrupa'da farkı oluşturan detay tam da budur. Sonuç olarak Beşiktaşdeplasmanda istediğini aldıve İstanbul'daki rövanş öncesindetur kapısını ardına kadar araladı. Yönetimin sağ kanat ve santrfor transferlerini vakit kaybetmeden tamamlaması gerekiyor. Çünkü bu takım birkaç doğru dokunuşla sadece tur atlayan değil, Avrupa'da rakiplerine gerçek anlamda kafa tutan bir Beşiktaş'a dönüşebilir.

Elit kadro, elit oyun, mutlu F.Bahçe!

Fenerbahçe, Sturm Graz karşısında sadece 2-0 kazanmadı; sahaya koyduğu oyunla kalite farkını da net biçimde gösterdi. Skor tabelasındaiki gol yazıyordu ama kaçan fırsatlardüşünüldüğünde maç çok daha farklıbitebilirdi. Herhalde sokaktaki herhangi bir Fenerbahçe taraftarına oynaması gereken 11'i sorsanız, hiç düşünmeden bu 11'i sayardı. İsmail Kartal bu kez hiçbir detayı şansa bırakmamış, elindeki en güçlü kadroyu sahaya sürmüştü. Rakibe göre değil,kendi oyununa odaklanan bir Fenerbahçe vardı. Bir hafta önce tur atlanmasına rağmen eleştirilen sarı-lacivertliler, bu kez çok daha organize, çok daha disiplinli ve ne yaptığını bilen bri görüntü çizdi. Kalecisinden en uçtaki oyuncusuna kadartıkır tıkır işleyen bir sistem vardı. Top rakipteyken baskısını doğru yapan, top kendisindeyken sabırlı kalan ve oyunun temposunu istediği gibi yönlendiren bir takım izledik. Gecenin endikkat çeken isimlerinden biri hiç kuşkusuzMilan Skriniar'dı. Yıldız stoper, maç ilerledikçe adeta devleşti. Sadece yaptığı müdahalelerle değil, savunmayı yönlendirişiyle de gerçek bir lider olduğunu gösterdi. Hava toplarında rakibine üstünlük kurarak güven verdi, geriden oyun kurulurken soğukkanlı pas tercihleriyle takımın çıkışlarını rahatlattı. Mücadelesiyle tribünleri ayağa kaldırdı, hırsıyla takım arkadaşlarını ateşledi. Greenwood da sahnedeydi.Attığı gol kadar özgüveni ve hücumdaki hareketliliğide dikkat çekti. Bu performans, onun Fenerbahçe adına önemli bir silah olacağının sinyallerini verdi. Talisca'nın attığı ilk gol, tam anlamıyla klas kokuyordu. Vuruş tekniği, zamanalması ve bitiriciliği üst düzeydi. Ya Kerem... O da övgüyü bu sefer hak etti. Fenerbahçe'nin en önemli kazanımı bireysel performanslardan çok takım bütünlüğüydü. Her oyuncu görevini biliyor, herkes birbirinin açığını kapatıyor, sistem aksamıyor.

Gerçeklerle yüzleşmek!

Başkan Aziz Yıldırım'ın Yüksek Divan Kurulu'nda yaptığı konuşmayı dikkatle dinledim. Belki herkes söylediklerine katılmayabilir, belki bazı tespitleri tartışılabilir. Ancak bir gerçek var ki; uzun zamandır Fenerbahçe'de bu kadar açık, bu kadar net ve bu kadar doğrudan bir konuşma yapılmamıştı. Rakamları ortaya koydu, kulübün içinde bulunduğu tabloyu anlattı, geçmiş yönetimlerin bıraktığı mirası saklamadı. Popüler olmak adına değil, gerçekleri anlatmak adına konuştu. Zaten bugün Fenerbahçe'nin en çok ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak bu: Gerçeklerle yüzleşmek.

HÜKÜM VERME HABER VER!
Herkes konuşmadan nasibini aldı.. Medya da.. Ama yeni tür Youtube medyası.. Artık herkes teknik direktör oldu, sportif direktör oldu, mali müşavir oldu... En önemlisi de herkes gazeteci oldu!. Bilgisi olan da konuştu, olmayan da... Sporda sosyal medya, fikir üretmekten çok hüküm verme platformuna dönüştü. İşiniçok iyi yapanları ayrı tutuyorum.. Herkesiaynı sepete koyamayız..

KANTE 88 MİLYON EURO...
Aziz Yıldırım'ın özellikle N'Golo Kante örneği üzerinden yaptığı değerlendirme ise bence konuşmanın en dikkat çekici bölümlerinden biriydi. Gerçekten de o sözleşmenin mali şartları sorgulanmayacak gibi değil. Büyük isim transfer etmek elbette önemlidir. Taraftarı heyecanlandırır, gündem oluşturur. Ancak kulüpler artık sadece saha içinde değil, mali tablolarında da mücadele ediyor. Kazanılan her puan kadar, harcanan her kuruş da önem taşıyor. Kante'nin vergisiz bedeli (Menajer, imza, imaj) 55 milyon Euro.. Vergi yaklaşık 33.. Toplam 88 milyon Euro..

AĞIR BİR BULMACA GİBİ
Yeni yönetimin işi kolay değil. Bir tarafta her sezon şampiyonluk beklentisi olan milyonlarca taraftar, diğer tarafta yaklaşık 28 milyar Lira'ya ulaşan borç yükü... Üstelik bu tabloya yüksek maaşlı yabancı oyuncular, kontenjan problemi ve devam eden finansal yük de ekleniyor. Böyle bir denklemde doğru karar vermek hiç de kolay değil. Bu ağır bir bulmaca!

ÜRETMEK, GELİŞTİRMEK…
Ayrıca Aziz Bey'in altyapı için yaptığı hamleyi son derece önemli buluyorum. Avrupa'nınbaşarılı kulüplerine baktığınızda ortaknoktaları belli; üretmek, geliştirmekve sürdürülebilir bir sistem kurmak. Sürekli yüksek bonservis bedelleri ödeyerek ve astronomik maaşlarla oyuncu transfer ederek başarıyı kalıcı hale getirmek artık mümkün görünmüyor. Fenerbahçe içinartık romantik söylemlerden çok gerçekçiplanlara ihtiyaç var. Başkan dabunu net bir şekilde ortaya koydu.

Asensio ile sorun yaşanmaz!

Fenerbahçe'de yeni sezonun en çok konuşulan başlıklarından biri Marco Asensio ile İsmail Kartal arasındaki ilişki oldu. Ortada resmi olarak açıklanmış bir kriz elbette yok. Kimse çıkıp, 'Aralarında sorun var' demedi. Ancak futbol bazen açıklamalarla değil, görüntülerle konuşur. Yaşanan sürece bakıldığında, iki isim arasında enazından bir mesafenin oluştuğunu düşünenlerinsayısı hiç de az değil. Sosyal medyada günlerdir farklı senaryolar yazılıyor. Fakat görünen tablo üzerindenyapılan yorumların da tamamen temelsiz olduğunusöylemek kolay değil.

TOPUK'TA TAKIMLA ÇALIŞMADI!
Asensio, takıma diğer oyuncularla aynı dönemde katılmadı. Topuk kampında yer aldı ancak uzun süre takımın çalışma temposunun gerisinde kaldı. Tek başına koştu! İsmail Kartal da doğal olarak fiziksel durumu ön plana aldı. Muhtemelen 'Takım senin önünde.. Önce bu farkı kapatmalısın' düşüncesiyle hareket etti. Teknik direktör açısından bakıldığında bu son derece anlaşılabilir bir yaklaşım. Ancakmadalyonun bir de diğeryüzü var. Çünkü söz konusuisim sıradan bir futbolcudeğil.

DÜNYA MARKASI
Marco Asensio, Avrupa futbolunun en büyük vitrinlerinden birinde yetişmiş, Real Madrid formasıyla dünyanın zirvesine çıkmış bir yıldız. CristianoRonaldo, Karim Benzema,Luka Modric, Toni Kroos,Sergio Ramos ve GarethBale gibi futbol tarihine geçmiş isimlerle aynı takımda oynadı. Zinedine Zidane ve Carlo Ancelotti gibi dünya futbolunun en saygın teknik adamlarının yönetiminde çalıştı. Şampiyonlar Ligi kupaları kaldırdı, La Liga şampiyonlukları yaşadı, FIFA Kulüpler Dünya Kupası'nı kazandı ve Avrupa'nın en büyük maçlarında sahaya çıktı. Böyle bir kariyerin insana kazandırdığı en önemli özelliklerden biri de öz güvendir. Bu seviyedeki futbolcular genellikle 'Bana formayı verin, hazırolup olmadığımı sahadagösteririm' düşüncesiyle hareket eder. Büyük oyuncuların karakteri de budur.

SAĞLIKLI İLETİŞİM ŞART!
Nitekim Gornik rövanşında Asensio, ilk 11'de sahaya çıktı ancak devre arasında oyundan alındı. Bu karar tamamen teknik gerekçelerle verilmiş olabilir. Futbolda her oyuncudeğişikliği bir mesaj anlamınagelmez. Ancak yıldız futbolcularınpsikolojisi de farklıdır. Onlar sadece fiziksel olarak değil, zihinsel olarak da yönetilmek ister. İşte tam da bu noktada teknik direktörlüğün en zor kısmı başlar. Taktik bilgisi, antrenman kalitesi ve maç planı elbette önemlidir. Ama büyük hedeflere yürüyen takımlarda yıldız oyuncuları doğru yönetebilmek en az bunlar kadar belirleyicidir. Çünküyıldızlar sadece antrenman sahasındadeğil, iletişimle, güvenle ve kendilerine hissettirilendeğerle de performans verir.

EGOLARI DA YÖNETMELİSİNİZ!
İsmail Kartal yıllardır Türk futbolunun içinde olan tecrübeli bir teknik adam. Ancak Asensio gibi dünya futbolunun zirvesini yaşamış isimlerle kurulacak iletişim, Fenerbahçe'nin sezonunu doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle mesele sadece 'Hazır mı, değilmi?' sorusundan ibaret değil. Asıl mesele, hazırolmayan bir dünya yıldızını bile takımın içindemutlu tutabilmek ve onu hedefe odaklayabilmektir. Büyük teknik adamlar bazen taktikleriyle değil, egoları yönetme biçimleriyle fark yaratırlar.

BAŞKAN FEDAKÂRLIK YAPIYOR
Fenerbahçe bu sezona yepyeni umutlarla giriyor. Başkan Aziz Yıldırım yeniden göreve gelirken büyük bir sorumluluğu omuzladı. Yönetim, teknik heyet ve taraftar tek bir hedefe kilitlendi: Şampiyonluk. Böyle bir sezonda Samandıra'da yaşanabilecek en küçük iletişim problemi bile gereğinden fazla büyütülebilir. Aynı şekilde doğruyönetilen her ilişkide takımı hedefebir adım daha yaklaştırabilir. Kimsenin Fenerbahçe'de kriz görmek istediğini sanmıyorum. Aksine herkes, bu büyük camianın enerjisini sadece sahaya yansıtmasını bekliyor. Asensio'nun kariyeri tartışılmaz. İsmail Kartal'ıntecrübesi de öyle.Kazanan tarafınortaya çıkmasıiçin iki ismin birbirinianlamasıgerekiyor. Çünkü şampiyonluk yolunda bazen en önemli transfer, yıldız bir futbolcu değil; o yıldızı doğru yönetebilen teknik adamdır.

Olan Trossard’ın törenine oldu!

Bir transfer sadece bir futbolcunun gelişi değildir. Bazen bir isim, bir camianın heyecanını, umudunu ve yeniden ayağa kalkma arzusunu temsil eder. MohamedSalah da Beşiktaş taraftarıiçin tam olarak böyle biranlam taşıdı. Dünyanın tanıdığı, kariyeri başarılarla dolu büyük bir yıldızdan söz ediyoruz. Böyle bir oyuncunun siyah-beyazlı formayı giymesi, sadece saha içindeki kaliteyi değil, kulübün marka değerini de bambaşka bir noktaya taşıyabilecek bir hamle olurdu. Ancak süreç ilerledikçe Salah transferi, taraftarın gözünde büyük bir heyecandan belirsizliğe dönüşmeye başladı. Bir hafta önce transfer bitmiş gibi bir hava oluşturuldu, beklenti zirveye çıktı. Sonrasında yaşanan gelişmeler ise taraftarda doğal olarak bir hayal kırıklığı yarattı. Burada asıl soru şu: Büyük transferler bukadar erken kamuoyununönüne çıkarılmalı mıydı? Eğer görüşmeler olumlu ilerliyorsa ve umut varsa, bu süreç son ana kadar büyük titizlikle yürütülmeliydi. Çünkü transfer dünyasında bazen bir kelime, bir açıklama ya da oluşan bir algı bile dengeleri değiştirebilir.

Trossard'ın imza töreninde tribünlerden yükselen "Salah" sesleri de üzerinde düşünülmesi gereken bir görüntüydü. (20 bin taraftarın katılımıyla statta Belçikalı dünya yıldızı bir oyuncu için düzenlenen törende Başkan Serdal Adalı'ya ithafen "Ya Allah Bismillah Mohamed Salah" tezahüratı yapılmıştı.) Yeni transfer edilmiş bir futbolcunun karşısında başka bir yıldızın beklentisinin öne çıkması, Belçikalı oyuncu açısından da kolay bir durum değildi. Bu noktada sorun taraftarın heyecanı değil; sürecin yönetiliş biçimiydi. Beşiktaş taraftarı büyük hedefleri olan bir taraftardır. Kulübünün yeniden zirve yarışına dönmesini, Avrupa'da ses getirmesini ve büyük oyuncularla anılmasını ister. Bu beklenti de son derece doğaldır. Önder Özen'in açıklamalarındaki sakinlik, detaylara verdiği önem ve futbol aklı dikkat çekti de... Ancak artık taraftarın dakarşılığını görmek istediğibir dönem başladı. Eğer Salah transferi gerçekleşmeyecekse, Beşiktaş yönetiminin taraftara aynı heyecanı yaşatacak başka bir hamle yapması gerekiyor. Çünkü konu sadece bir futbolcunun transferi değildir. Konu, Beşiktaş armasının büyüklüğüne yakışan vizyonu gösterebilmektir. Büyük kulüpler sadece yıldız futbolcularla değil, büyük hayaller kurarak ve o hayalleri doğru yöneterek büyür. Salah olur ya da olmaz… Ancak taraftarartık sadece söz değil, sahadave transferdekarşılığı olanbir heyecanbekliyor.

Zirvede kalmanın hikâyesini yazıyoruz artık!

Brezilya'yı 3-1 yenmek elbette önemli bir sonuç! Ancak bu galibiyetin asıl değeri, skordan çok verdiği mesajda saklı. Bir zamanlar dünya voleybolunun ulaşılması güç devleri olarak görülen takımlar artık Türkiye karşısına mutlak favori olarak çıkamıyor. Çünkü sahada sadece yetenekli oyuncular değil, ne oynadığını bilen, zor anlarda dağılmayan ve kazanmayı alışkanlık hâline getirmiş bir takım var. Bu maçta Melissa Vargas birkez daha yıldızlaştı (33 sayı-Müthiş). Gücü, cesareti ve kritik anlardaki soğukkanlılığıyla takımını sırtladı. Ancak bu başarıyı yalnızca bir oyuncuya bağlamak haksızlık olur. Sultanlarartık bireysel performanslarladeğil, kolektif akılla kazanıyor. Savunmada gösterilen direnç, blok organizasyonu, manşet disiplini ve birbirine duyulan güven bu takımın gerçek gücünü oluşturuyor.

BÜYÜK BİR HOCAMIZ VAR
Bu değişimin mimarlarından biri de kuşkusuz Daniele Santarelli. Göreve geldiği günden bu yana sadece taktik anlamda değil, zihinsel anlamda da güçlü bir takım inşa etti. Büyük bir hoca! Santarelli'nin en büyük başarısı belki de yıldız oyuncuların yeteneğini doğru sistem içinde birleştirmesi. Türkiye artık sadecehücum eden değil, savunmasıylarakibini yıpratan, oyununher anında planına sadık kalanbir ekip görüntüsü veriyor. Bu da başarıyı tesadüften çıkarıp sürdürülebilir hâle getiriyor.

ŞAŞKIN DEĞİL GURURLUYUZ
Son yıllarda kazanılan kupalar, elde edilen dereceler ve dünyanın en güçlü ekiplerine karşı alınan galibiyetler gösteriyor ki bu başarı bir tesadüf değil. Bu, yılların emeğinin, altyapıya yapılan yatırımın, kulüplerin yetiştirdiği oyuncuların ve doğru teknik yönetimin ortak ürünüdür. Artık "Brezilya'yı yendik" cümlesini şaşkınlıkla değil, gururla kuruyoruz.

KALICI İZ BIRAKIYORLAR
Çünkü Türkiye, dünya voleybolunun misafiri değil; ev sahiplerinden biri. Sultanlar her galibiyetle yalnızca bir maç kazanmıyor. Türk sporunun öz güvenini büyütüyor, yeninesillere ilham veriyor vedünya voleybolunda kalıcıbir iz bırakıyor. Belki de bu yüzden bugün en doğru cümle şudur: Artık destan yazmıyoruz. Artık zirvede kalmanın hikâyesini yazıyoruz.