CANLI
SKOR
Levent Tüzemen

Levent Tüzemen

Sneijder'in şovu

Galatasaraylı oyuncular iki perdelik oyunda, Galatasaray taraftarının istediği yürekli mücadeleyi ortaya koydu. İlk yarıda Galatasaray'ın orta sahası Bilal, Selçuk, Sneijder gibi yaratıcı oyunculardan kuruluydu. Özellikle Sneijder, Galatasaray'ın etkili futbolunu tetiklerken, arkadaşlarını maestro gibi yönetti. Sıkışan oyunu, mükemmel açtı, araya attığı paslarla Umut'u, Podolski ve Yasin'i gol bölgelerinde topla buluşturdu. Sneijder, zaman zaman savunmaya da gelip yardım etti. Selçuk müthiş koşu kalitesi ile sahanın her yerine bastı. Bilal, oyundan çıkıncaya kadar Galatasaray orta sahasına akıl beceri ve sakinlik kattı. Galatasaraylı oyuncuların maç boyu göze çarpan en büyük özellikleri top rakibe geçtiğinde o topu kazanmak adına iki veya üç kişiyle baskı yapmalarıydı. Sneijder'in yönetimindeki Galatasaray, ilk yarıda oynadığı iyi futbolun karşılığını alamadı. Podolski, Yasin ve özellikle Umut Bulut, akıl almaz golleri kaçırdı.
İkinci yarıda erken Akhisar golü, Galatasaray'ın baskı yemesine neden oldu. Ama Galatasaraylı oyuncuların mücadele isteği ve direnci başarılıydı. Galatasaray, yarı finale çıktı ama savunma zafiyeti sürüyor. Özellikle duran toplar, büyük tehlike yaratıyor. Rodallega 1 attı, 3 kaçırdı. Galatasaray, savunmada alan savunmasını bırakıp adam adama markaja geçmeli. Çünkü alan savunmasını yapamıyor ve pozisyon veriyorlar. Denayer'in stoper oynaması isabetli bir karardı. Belçikalı savunmacı, dikkati ve çabukluğuyla göz doldurdu. Ligdeki Başakşehir'e bu kadar kreatif orta saha ile çıkılmamalı. Ryan Donk, o gün mutlaka oynamalı.

Gereğini yapın

İlk sözüm Galatasaray yönetimine; göreve gelirken "Başarı" vadettiniz.. Sözünüzde durmadınız. Galatasaray'ın yaşlandığını vurgulayıp camiaya, "Yeniden yapılanacağız ve gençleşeceğiz" sözünü verdiniz. UEFA kararı sanki yeniymiş gibi davranıp transfer yapmaktan vazgeçtiğiniz gibi küçülmeye gidip elinizdekileri sattınız. Galatasaray'ı hedefsiz bir takım haline getirdiniz. Ben Başkan Dursun Özbek'in yerinde olsam Mayıs ayına "Kongre kararı" alırım. Camia destek verirse yeniden daha güçlü bir listeyle aday olurum. Çünkü yönetim-futbolcu-teknik heyet-taraftar arasında sinerji yok, aksine kriz var.
İkinci sözüm Mustafa Denizli'ye olacak. Göreve geldiğinde yönetimin ve camianın bakış açışı şöyleydi: "Rüzgara hakim olamıyorsan, yelkenlerini ona göre ayarla. Unutma ki; hayat karşılaştığın güçlüklerle değil, gemiyi limana getirip getirmediğinle ilgilenir." Galatasaray gemisinin limana yanaşacak gücü yok Mustafa hocam. Takım seninle bir sinerji yakalayamadı. Belki de oyuncular seni istemiyor. Çünkü sahada hiçbir futbolcu "Hoca'ya ayıp oluyor. Adam gibi oynayalım" inancıyla mücadele etmiyor. Ayrıca Mustafa hocam kadroyla sık oynayarak Galatasaray'ı "Laboratuar" haline getirdin. Bazı oyunculara deneme yanılma metodunu uygularken Selçuk, Hakan Balta, Olcan, Sneijder, Podolski gibi oyunculara diş geçiremedin. Seni büyük hedeflere taşıyan cesaretini gösteremedin. Masaya yumruğunu vuramadın. Sırtını "Beyefendiler Masası"nda oturanlara dayayarak ayakta kalacağını zannettin. Ama o beyefendiler seni, iyi oynamayarak, iyi mücadele etmeyerek sırtından vurdular. Mustafa Hocam "Sorunun kendinde olduğunu anlamayan insanlar çözümü başkalarının huzurunu bozmakta bulur" durumundasın. Galatasaraylı mutsuz, kızgın ve öfkeli. Mustafa Hocam bence zorlama. Türk futbolcularının yüreğindeki prangaları kıran teknik adam unvanına ve geçmişteki parlak kariyerine zarar vermek istemiyorsan kendine "Kırmızı kart" göster.
Kaptan Selçuk ve arkadaşlarına bir sözüm var; Galatasaray bir his takımıdır... Renklerine aşık, birbirlerini seven futbolcuların takımıdır... Galatasaray feragat ve fedakârlıklarla çalışacak futbolcuların takımıdır. Galatasaray şımarıkları, kendini beğenmişleri, yalnız kendini düşünenleri sevmez... Galatasaray, bir halatı hep birlikte çekenlerin, hep birlikte üzülüp, hep beraber sevinmesini bilenlerin takımıdır...
Son söz; Galatasaray'ı utandıranlar utansın...

Arena'da bitmişti...

Galatasaray'ın saha içi felsefesi Türk Milli Takımı'nın Konya'da İzlanda'ya karşı oynadığı oyun tarzına benziyordu: 4-6-0.. Belli ki; Mustafa Denizli 4-6-0 oyun anlayışında Selçuk'un İzlanda'ya attığı gol gibi bir gole yatırım yapmıştı. Ama Lazio savunması ceza alanı önünde bu tür faulleri yapmadı. İlk yarı Galatasaraylı oyuncular topa daha çok hakim olurken Lazio'ya geniş alan vermedi. Saviç-Parolo-Matri üçlüsü önde Galatasaray savunmasına baskı yaparken diğer Laziolu oyuncular savunmalarını ve orta alanı boş bırakmadı. Selçuk, rakibin savunmasını kırmak için geriye sık gelip top almaya çalıştı. Galatasaraylı oyuncular iyi mücadele ediyor, topu yere indirerek oynamaya çalışıyor, Lazio kalesinin önün kadar geliyor ama final paslarında yeterince çoğalamadıkları için gol pozisyonu üretmekte çaresiz kalıyorlardı. Çünkü Podolski-Sneijder-Yasin üçlüsü balık ağına benzeyen Lazio savunmasını aşamıyorlardı. Galatasaray hep soldan atak yapmak istiyordu ama çabuk ve hızlı denilen Yasin bir pozisyonda bile Konko'yu çalımla geçemedi.
İkinci yarıda gök gürültüsüyle başlayan sağnak yağmur ayağa yerden pas oynamaya çalışan Galatasaraylı oyuncuların tüm dengesini alt üst etti.
İstanbul'daki gibi Galatasaray yine duran toptan vuruldu. Parolo'nun Balta-Chedjou arasında attığı kafa golünün şoku bitmeden Anderson'la gelen ikinci gole Yasin'in verdiği cevap sadece Galatasaray tribünlerini sevindirdi o kadar..
Eğer oturup doğru konuşalım; Galatasaray bu turu İstanbul'da bırakmıştı. Denayer varken Denizli'nin Yasin'e gol pasını veren Sabri'yi oyundan çıkarması hataydı. Şaşırtmaya devam eden Donk'a uzun süre katlanmak ve topu kullanma becerisi yüksek Bilal'i düşünmemek çok yanlıştı.
Lazio belki iyi takım değil ama Anderson, Candereva, Saviç, Biglia, Parolo gibi bitirici ayakları var. Galatasaray'da Sneijder, Muslera, Podolski'den başka kaliteli oyuncu var mı? Yerli olarak Selçuk ön plana çıkıyor. Melo'nun ne kadar önemli olduğunu anladınız mı? Galatasaray'da saha içinde arkadaşlarını hareketlendirecek bir tane yürekli adam yok. Galatasaraylı oyuncular bu teslimiyetçi ruhtan kurtulamazlarsa "Avrupa'ya gitme hakkını" bile elde edemezler.. Sadece Muslera'yı alkışlıyorum..

Hakem olacakların kişiliğine bakılmalı

1- Melo gitti ama Melo aleyhtarlığı hala bitmedi. 4 yılda 3 şampiyonluk kazanmış Melo'nun gidişinden en çok önce Beşiktaşlılar sonra Fenerbahçeliler mutludur umarım. Çünkü Melo'lu Galatasaray ezeli rakibi Fenerbahçe'yi 5 kez yendi, 1 kez berabere kaldı, 3 kez de yenildi. Melo'lu Galatasaray'a karşı Beşiktaş 4 yılda tek galibiyet bile alamadı. Melo kırmızı kart görmemiş ise cevabını hakemler vermelidir. Kaldı ki; Galatasaray-Trabzonspor maçında çıkan kartlar Salih ve Cavanda için kural gereği doğruydu ama tahrik konusunu gözden kaçırmamak gerekir. Hakem Deniz Ateş Bitnel, Trabzonlu oyuncularla adeta düello yaptı. Özellikle Özer'e çıkan kartta hakem Bitnel'in vücut dili, "Ben adamı böyle atarım" egosundaydı.

2- Teknoloji çağındayız. İletişimde akıllı telefonların hayatımıza kattıklarını düşünürsek "Futbol ailesi" teknolojiden faydalanma konusunda bir karar vermeli. Gol teknolojisi "Top çizgiyi geçti veya geçmedi" tartışmalarını bitirdi. 6 hakem uygulaması, sorunları belki tam çözmedi ama kulaklık kullanmak bazı kararlarda yardımcı olmaya başladı. Teknoloji önemli ama bence sorun hakemlerin kimliğinde. Allah, doğarken insanlara bir karakter biçiyor. Bence hakem olacaklarda "Bu çocuk adam olacak" özellikleri aramak ve bulmak gerekir. Aile yaşamı, genetiği, burcu bile çok önemli.

3- Ekonomi, teknoloji ve sağlık konularında müthiş bir büyüme yaşayan Türkiye'nin güçlenmesinden rahatsız olan ülkeler kesin var. Hiç kimse Türkiye'nin "Süper güç" olmasını istemiyor. Türkiye'de en çok izlenen spor olan futbol üzerinden ülkeyi karıştırmak dış güçlerin bir ürünü olabilir. Örnek mi? 3 Temmuz süreciyle Fenerbahçe ile Trabzonspor arasında yaşanan husumet hala sürüyor. Rize maçı dönüşü Fenerbahçe'ye yapılan silahlı saldırı bir terör harekatıdır. Çünkü silahlı saldırının olduğu yer Trabzon'dur. Her Fenerbahçeli'de, "Bize bu saldırıyı Trabzonlular yaptı" algısı oluşması doğaldır. Türkiye, dışarıya karşı "Biat" kültürünü terk edip ayakları üzerinde duran ve hızla güçlenen bir ülke olduğu için hedef haline gelmiştir. Büyüyen bir ülkeyi karıştırmanın ve kışkırtmanın en kolay yolu insanları ya mezhep üzerinden birbirine düşürmektir ya da sporda özellikle futbolda taraftarları birbirine düşman edip sokağa dökmektir. Bu tuzaklara düşmemek gerekir.

Rezalet!

Bugünden itibaren sadece Türkiye tüm Avrupa tüm dünya hatta FİFA ve UEFA, hakem Deniz Ateş Bitnel'in kararlarını sorgulayacak. Bir hakemin bir maçta ön plana çıktığı maçlar izledim, İnönü'de Cem Papila'nın, Kadıköy'de Ali Aydın'ın ve geçen yıl Fatih Terim Stadı'nda Ali Palabıyık'ın öne geçtiğini görmüştüm ama ben Bitnel'den başka bu kadar, "Batılı kovboylar" tarzı çabuk kart çıkaran üstelik keskin kararlı bir hakemi hiç görmedim. Trabzonsporlular, "Katledildik" diyebilir. Galatasaraylılar ise "Bizi Bitnel kurtardı" diye sevinebilir. Bir gerçek var ki; gecenin yıldızı verdiği ve vermediği kararlarla Deniz Ateş Bitnel oldu.
Maça gelirsek; 90 dakika boyunca hatta Özer Hurmacı atılıncaya kadar oyunda üstün olan, pozisyon arayan, bulan ve atamayan taraf Galatasaraydı.. Trabzon kompakt oyunu tercih edip Galatasaray'ı kontrataklarla tehdit etmeye çalıştı. Kazanılan penaltı yanlıştı ama Sabri'nin Marin'e yaptığı hareket kesin penaltıydı. Sabri'yi, "Pozisyon yokken hangi akla hizmet ederek Marin'i neden itiyorsun?" diye sorgulamak gerekir.
Mustafa hoca artık kadro tercihleri nedeniyle kendini sorgulamalıdır. Taşlarla oynamak, "Ben yaptım olacak" demek Galatasaray'ın oyun ritmine, temposuna zarar veriyor. Örnek mi? Dakika 58: Oyundan Olcan ile savunmadan Koray çıkıyor. Yerlerine Sneijder ile Bilal giriyor.. Kulakları çınlasın Rijkaard şöyle demişti: "Ben zeki oyuncuları tercih ederim. Çünkü zeki oyuncu pozisyon kaybetmez, yanlış pas vermez. Topu ne zaman süreceğini ve ne zaman tek oynayacağını bilir." Sneijder gibi yaratıcı ve zeki bir oyuncu kulübede oturur mu? Sneijder'le başlamamak adeta eziyet oldu. Takımın diri ve atak olduğu anlarda Podolski, Donk, Selçuk gibi oyuncular Sneijder gibi yaratıcı bir oyuncunun eksikliğini hissetti. Paris'e Kıvanç Tatlıtuğ'un nikahına gittiği için son idmana çıkmayan Sneijder kusura bakmayın yedek kalamaz.. Teknik becerisi yüksek Bilal, kalitesiyle, topu kullanma becerisiyle Galatasaray'ın hücum anlamında toparlanmasını sağladı. Bilal'e ilk on birde forma vermemek bence adaletsizlik. Hücuma çabuk çıktığı için ve etkili ortalar yaptığı için alınan, solbek de oynayabilen Linnes kulübede artık oturmamalı. Carole gecenin çalışkanıydı ama etkili tek orta yapamadı.

Pereira modeli

Lazio orta sahasının gücünü kırmak için Mustafa Denizli sürpriz bir hamle ile Chedjou- Donk ikilisini ön liberoya koydu, kaptan Selçuk'u da hücuma destek vermesi için, bu ikilinin önüne monte etti. Denizli'nin bu hamlesi Fenerbahçe hocası Pereira'nın Topal-Souza-Ozan anlayışı ile eşdeğerdeydi. Ayrıca Denizli'nin doğru bir hamle ile Umut'un yerine Podolski'yi santrfor düşünmesi Galatasaray'ın Lazio kalesine yaptığı hücumlarda etkili top tutmasını sağladı. Pereira modeli üçlü orta saha Galatasaray'da Sabri'nin attığı gole kadar mükemmel işledi. Özellikle golde Lazio savunmasının arkasına sarkan Donk'un önüne aldığı topa vurmayıp, Sabri'ye pas yapması çok akıllı bir davranıştı. Birlikte oynama alışkanlığı olmayan Galatasaray'ın gol sonrasında oyunu biraz soğutup, topa hükmetmeyip ikinci golü düşünmesi özellikle kanatlarda ciddi zafiyet doğurdu. Devşirme sağbek Denayer iyi bir stoper olduğunu Matri'nin önünden çaldığı topla gösterdi. Ama aynı Denayer Lazio bindirmelerinde sağ kanadı Sabri'den de yeterli desteği alamadığı için etkili savunamadı. Galatasaray'ın yediği gol yine bir duran top hatasıydı. 5 stoperin ceza alanı içinde olduğu ortamda, Milinkovic'in kafa vuruşunu Muslera kale içine çelebildi. Eğer Uruguaylı kaleci dikkatli olsaydı bu vuruşu rahatlıkla çıkarabilirdi çünkü top üzerine geldi. Lazio üst düzey bir takım değil ama alan savunmasını, rakibe önde baskı yapmasını disiplin içinde uyguluyorlar. Hücuma da çıkarken rakip sahaya pas yaparak yerleşiyorlar. İkinci yarıda özellikle son yarım saatte Galatasaray kanatlardan yüklenmeye çalışırken kalabalık Lazio savunmasını aşmakta zorlandı. Dışardan şut denemelerinde Donk ile Sneijder vuruşlarda etkisizdi. Galatasaray, Roma'da çok zorlanacaktır. Çünkü Lazio mükemmel alan savunması yapıyor. Galatasaray böyle bir savunmayı ancak ayağa çabuk pas yapıp, kanatlardan hızlı bindirmelerle aşabilir. Ama görünen köy Lazio'nun turu geçtiğini söylüyor.

Ceza gelecekse sorumlusu Aysal

Galatasaray'da Alp Yalman başkandan sonra ilk kez bir başka başkan, Dursun Özbek kulübün mali disiplin konusunda "İstikrara" kavuşması için çok ciddi çaba harcıyor. Başkan Dursun Özbek bunu yaparken "Sportif başarıyı" da gözardı etmiyor. Tabii ki Galatasaray camiası Özbek'in bu hassasiyetini algılayabilir ama taraftarlar için her zaman geçerli olan sportif başarıdır...
Ne yazık ki Türkiye'de büyük kulüplerde topun çizgiyi geçip geçmemesi genelde başkanların kaderi olur.. Ben hiçbir başkanın göreve talip olduğunda, "Öncelikli hedefim kulübün borçlarını azaltmak olacak" dediğini duymadım. Dursun başkan da "Borç ödeyeceğim" demedi. Ancak arka odalardaki defterler açılınca gerçeklerin acı olduğu ortaya çıktı. UEFA'nın Galatasaray yönetiminin önüne koyduğu acı reçete, "Buz dağının görünmeyen yüzüdür ve gerçektir."
Galatasaray Adası'nda Dursun Başkan'ın medyaya verdiği yemeğe katıldım. Sportif başarısızlığın canını acıttığını gördüm. Dursun Başkan acıyla belki yaşıyor ama hem camiayı hem de taraftarları "Tek bilek tek yürek" kampanyasıyla kolkola girmeye gayret ediyor..

ÜÇ TEMEL SÖYLEMİ VAR
Dursun Başkan'la sohbetimiz sırasında şu 3 temel söylemi dikkatimi çekti:
1-
Eğer başarılarımızın istikrarlı olmasını istiyorsak mali konularda da istikrarı yakalamalıyız. Kazandığımızdan fazlasını harcadığımız için bu sıkıntıları yaşıyoruz..
2- Galatasaray'ın bu kadar borcu varken isteseydim diğer başkanlar gibi 40-50 milyon Euro'luk transfer yapar sonra da "Bana ne?" diyebilirdim. Ama yapmadım.. Sorumlu davranmak benim karakterim..
3- UEFA'nın yolladığı mektup bizi fena sarstı. Keşke UEFA bizim nasıl çalıştığımızı görseydi ve mektubu da Mayıs sonunda gönderseydi. Ani gelen bu olumsuz mektup nedeniyle söz verdiğimiz halde hocamız Mustafa Denizli'nin istediği oyuncuları almadık... Burak'ı zorunlu olarak satmamıza rağmen kadromuzun hala güçlü olduğunu düşünüyorum.
Şimdi size Dursun Başkanı, özen gösterdiği "Mali ve sportif istikrar" konusunda haklı çıkaracak bazı örnekler vereceğim. 2001- 2002 sezonu: Galatasaray şampiyon olup 3'üncü yıldızı ilk takan takım oluyor. Sonra 2006 yılındaki şampiyonluğa kadar ligde ilk ikiye bile giremiyor. Neden? Futbolculara para ödenemiyor. Borçlar tırmanıyor. Galatasaray iki yıl sonra 2008'de yeniden şampiyon oluyor. Sonra; sportif başarısızlık içinde kıvranıp 3 yıl boyunca yine ilk iki sırayı bile göremiyor. Sorun yine aynı: Para yok, borç çok...

2011'DE YAŞANANLAR
2011-2012 sezonu... Ünal Aysal Başkan oluyor. Fatih Terim göreve geliyor. Adnan Polat'ın yaptığı şirket birleşmelerinden ve Ünal Aysal'ın halka arz dehalığından (!) Galatasaray ciddi para kazanıyor.. Muslera, Selçuk, Melo, Ujfalusi, Riera, Eboue, Burak, Sneijder ve Drogba gibi yıldızlar alınıyor. Loca ve kombine satışları rekor denilecek düzeye ulaşıyor. Galatasaray uzun bir aradan sonra Terim'le iki yıl üst üste istikrara dayalı şampiyonluklar kazanıyor. Avrupa'da çeyrek final oynuyor.
Dönemin Başkanı Aysal, önce şampiyon yönetimini değiştiriyor. Ardından şampiyon hoca Terim'i gönderip Mancini'yi getiriyor. Aysal, devre arası sıradan oyunculara 25 milyon Euro harcıyor. Sonuç: Galatasaray ikinci oluyor ama Fenerbahçe'nin cezası sayesinde Devler Ligi'ne katılıyor.

ÖZBEK İLE 4. YILDIZ
UEFA'dan bir ceza gelecekse bunun sorumlusu kesinlikle 136 milyon Euroluk zararın baş mimarı Aysal'dır.. Aysal gidip Yarsuvat geliyor. Aysal'ın getirdiği Prandeli'nin de yerine Florya'dan içeri Hamza Hoca giriyor. Galatasaray'da "ayağını yorganına göre uzat" dönemi başlıyor. Yarsuvat yönetimi transfer yapmıyor ama başta tüm yönetim olmak üzere mali işlerden sorumlu başkan yardımcısı Dursun Özbek futbolcuların ve çalışanların paralarını zamanında ödüyor. Ve; yönetici-futbolcu-taraftar birlikteliğinin yarattığı sinerji sayesinde Galatasaray 4'üncü yıldızı takan ilk takım oluyor. Tek bilek tek yürek kampanyasında 6 günde 465 bin bileklik satılmış. Bunun dolar karşılığı yaklaşık olarak 1 milyon 600 bin dolardır. Bir yönetici yemekte bana şöyle dedi: "Başarıların lokomotifi futbol.. Mersin'e kaybedince taraftarın da motivasyonu düşüyor.."
Galatasaraylı futbolcular ve teknik heyet, yönetimin bu çabalarına artık kulak vermelidir. Lazio maçıyla birlikte herkes taşın altına elini sokmalıdır. Tek bilek tek yürek sadece bileklik takarak, tişört giyerek olmaz. Başta Mustafa Denizli olmak üzere tüm Galatasaraylı futbolcular sahada "Tek bilek, tek yürek" gibi mücadele etmelidirler..

GEZER'İN AYAĞINA BASMALI!
Süper lig deneyimi 4 yıl olan Bünyamin Gezer çok bilgili (!) galiba hakemleri atıyor. Üç büyüğün maçlarını bu hafta 3 Ankaralı yönetti. Bülent Yıldırım iyiydi. Palabıyık-Uğurlu ise bakar kördü.. İki Ankaralı'ya soruyorum; Vederson Selçuk'un, Mahmut Oğuzhan'ın ayağına basarken içiniz cız etti mi? Selçuk ile Oğuzhan'ın tarak kemikleri kırılsaydı Fatih Terim'in iki yıldızı Paris'te olmayacaklardı.. Dilerim birileri Palabıyık-Uğurlu ikilisinin ayağına basar da acının ne olduğunu anlarlar.. Ancak önce Gezer'in ayağına basmalı.. Yaşar Kemal Uğurlu'nun Ümit Özat'la samimi öpüşmesi beni şaşırtmıştı. Gelen bir bilgi beni şeytanın avukatı yaptı.. Hakem dünyası şimdi Ümit Özat'ın eski hakem olan kardeşi Murat Özat'ın hakem Yaşar Kemal Uğurlu ile olan "Kanka"lığını konuşuyor.. Bu Uğurlu'yu çok tehlikeli buldum. Çünkü lafı dinleyen değil lafı seyreden bir tipi var..

Sorumlu Denizli

Mancini ile Prandelli'yi kadroyla fazla oynadıkları için eleştirmiştim.
Hamza Hoca da sezon başından itibaren aynı hastalığa yakalanmıştı. Mustafa Denizli'nin kadro istikrarına önem vereceğini düşünmüştüm. Ama "KOCAMAN" aldandım. Mustafa Denizli'nin kadro tercihinde, "Ben yaparım olur" felsefesi Mersin'de iflas etti.
Akhisar maçında müthiş oynayan çabuk, hızlı ve etkili bindirmeler yapan Linnes Avrupa'da yok diye kulübede oturur mu? Stoper Denayer sağbek..
Denayer çabukluğu sayesinde Semih'e fark atar.. Geçen yıldan beri pozisyon bilgisini geliştiremeyen ve nerede durduğunu bilmediği için ofsaytı bozan Semih adeta Nakoulma'nın golüne "Pozisyon asisti" yaptı. İkinci yarıda da ikinci sarıyla atılıp Galatasaray'ı 10 kişi bıraktı.. Carole'un Akhisar maçında riskli oynadığını söylemiştim. Ne oldu? Oyun zekası kıt, top tekniği kısıtlı, pas verme özürlü ve orta yapma becerisi olmayan Carole'un bölgesini Mersin takımı resmen koridor yaptı..
Semih-Carole kadroda yer buluyor, son haftaların formda ismi Sabri ilk onbirde başlamıyor.. Sabri'ye yapılan adaletsizliktir..
G.Saray'ın savunma hattı Linnes-
Denayer-Chedjou-Olcan dörtlüsünden oluşsaydı, Mersin bu kadar etkili olur muydu?. İnanın Muslera'nın sık değişen savunma yüzünden dengesi bozuluyordur. Eğer bir gün Muslera, "Yeter. Bıktım artık" diyerek sahayı terkederse sonuna kadar haklıdır.... Biz bunları görüyoruz da Mustafa Hoca nasıl görmüyor şaşırıyorum. Linnes yok diye G.Saray, Lazio önüne bu kadroyla çıkacaksa vay haline..
G.Saray, Lazio'yu elese ne yazar? Ligi götüremeyen bu oyuncu grubu Avrupa'da bile yürüyemez..
"İlk iliği kaçıran düğmeleri ilikleyemezmiş.." derler. G.Saray'ın öncelikli hedefi önündeki ilk maçı kazanmaktır.
Ancak maceraya yelken açıp oyuncu tercihlerini çapına ve kalitesine göre yapmazsan, yerleriyle oynarsan Mersin'de işte böyle rezil olursun.. Bu yenilgiden sen sorumlusun Mustafa Hocam.. Not: TFF eğer ligin selametini istiyorsa hakem atamalarını Bünyamin Gezer'den almalı.. Mersin'i kutlayalım ama G.Saray düşmanı Gezer'in "Prensim" dediği ve Donk'u atmayarak eyyam yapan Yaşar Kemal Uğurlu'nun kararlarına bakalım.

Fantazi gereksiz

Rodallega'nın "jenerik" golünden sonra Galatasaraylı oyuncuların geriden gelip maçı kazanmaları kupaya verdikleri önemi gösteriyor. Bu geri dönüşte Sabri'nin oyuna girip sağ kanada Olcan'ın da sol kanada geçmesinin büyük katkısı var. Demek ki; herkes yerinde oynamalıymış... Bilal'in ilk on birde başlaması Mustafa Hoca'nın, Konya maçında, "Bilal neden oynamıyor?" sorularına verdiği gereksiz tepkiydi. Hoca medyayla bu tür düelloları sever. Bilal-Selçuk-Sneijder-Donk aynı anda ancak Galatasaray skor olarak rahatsa oynar. Ya da Bilal üç oyuncudan biri yoksa ya da biri çıkacaksa tercih edilir. Sabri'nin sağda Olcan'ın solda oynaması Sneijder'i de Selçuk'u da pozitif etkiledi. Zaten oyuna Sabri ile başlamamak hataydı.
Mustafa Hoca'nın, Olcan'dan bir Sinan Gümüş yaratmak istemesi ise fanteziydi. Sinan ile Olcan aynı tip oyuncu değil. Sinan içeri, dışarı çalım atar dikine de top sürer.. Sol ayaklı Olcan sadece sol kanatta oynar ve etkili ortalar yapar. Galatasaray iki golü Olcan'ın sola geçmesinden sonra buldu. Selçuk'un attığı golde topa vuruş kalitesi mükemmeldi.
Mustafa Hoca, değişiklerden sonra oluşan Galatasaray'da ısrar etmeli. Bu arada Chedjou ile Carolle'a da "Riskli oynamayın" uyarısını yapmalı. Podolski "merkez santrfor" oynayabilir. Çünkü Umut özgüvenini yitirmiş. Podolski ayrıca önde top tutar ve Sneijder-Selçuk-Donk üçlüsünün ceza alanı önünde duvar pası yapmalarını sağlar. Gerçek şu; Linnes kanat bindirmelerine yeterli pas desteğini almıyor. Maçta iki defo vardı... İlk defo; 5 günde 4'ncü maça sahne olan stadın kötü zemini. Türkiye'nin en verimli topraklarına sahip ve demiri diksen ağaç olan Manisa'ya bu zemin yakışmıyor. İkinci defo; hakem Mete Kalkavan.. Kalkavan'ın gözü önünde Chedjou'yu kolundan çeken, Hakan Balta'ya çelme takan, taç atışını kullanmayan Muğdat'ın kart görmemesi şaşırtıcıydı. Kararlarına bakarsak; Kalkavan'ın Galatasaray'a karşı ciddi bir alerjisi var.

Sorumlu Adnan Polat ve Mehmet Helvacı

Galatasaray Kulübü'ne "Mektepli" dışında üye olmak isteyip de üye olamayanlar fena isyan ediyor. Bunun sorumluları kim?
Galatasaray'ın tüzüğü, "Her yıl kaydı açık üyelerin ancak yüzde 3'ü üye olabilir" diyor.. Adnan Polat döneminde Mehmet Helvacı tarafından düzenlenen yeni tüzük daha çok "Mektepli, üye eşi ve çocuğu"na imkan tanıdığı için dışarıdan üye olmak isteyenlere yüzde 3'lük kontenjan yetmiyor.
Eski tüzükte de üyelik yüzde 3'le sınırlıydı. Ancak Mektepliler ile sporcular bu kontenjanın dışındaydı. Yüzde 3'lük uygulama sadece üye eşi ve çocuğu ile dışarıdan başvuranları kapsıyordu.
Bunu örnekleriyle anlatayım.. 131 mektepli, 10 sporcu, 349 kaydı açık üyelerin eşi ve çocuğu ile dışarıdan 500 kişi bu yıl üyelik için başvurdu.
Yeni tüzükteki yüzde 3'lük kontenjan gereği 293 üye alındı. Kim bu üyeler? Mektepli: 120.. Sporcu: 10.. Başkan kontenjanı: 15.. Üye eşi ve çocuğu: 69, Dışarıdan: 79..
Bugünkü Sicil Kurulu Başkanı üstelik mektepli olan Serdar Eder'in ısrarla karşı çıktığı eski tüzük olsaydı 5 yılda üye olan toplam 550 mektepli ile 50 sporcu kontenjan dışından üye olacağı için bunların yerine dışarıdan 600 kişi Galatasaray Kulübü'ne üye olacaktı.. Alaylı Başkan Adnan Polat ile Mektepli Mehmet Helvacı'nın hazırladığı saçma sapan tüzük gereği bugün 730 kişi üyelik için sıra bekliyor. Tüzük değişmezse bekleyenlerin sırası 1980 öncesi "Yağ ve benzin" kuyruklarına dönecek..