CANLI
SKOR
Levent Tüzemen

Levent Tüzemen

Kazanmaya alıştırdılar

Süper Lig'de Beşiktaş, F.Bahçe ve G.Saray dahil hiçbir takım şu anda maalesef Milli Takım'ın oyun felsefesinde ve kalitesinde oynamıyor. Ayrıca Milli Takım'da görev yapan oyuncular oynadıkları futboldan keyif alıp izleyenlere güven veriyorlar. Oyuncunun belki kağıt üzerinde konumu belli ama oyun içinde her isim yer değiştirebiliyor. Bu durum Fatih Hoca'nın oyunculara tanıdığı özgürlüğün göstergesidir.
Fatih Hoca; "Sistemler maç kazanmaz. Stratejiler önemlidir" der. Dikine oynamak, yana ve geriye pas yapmamak, çevre kontrolü yapmayı unutmamak, kademe anlayışından ödün vermemek, savunmayı ve yardımlaşmayı takım halinde yapmak, garanti pas oynamaya özen göstermek, doğru pozisyon almak Fatih Hoca'nın olmazsa olmaz kurallarıdır. Milli Takım'ın bu anlayışa sadık kaldığını 2015'te kaybetmediğimiz maçlarda görmüştük. Alışkanlıkların kaybolmadığını İsveç maçında da gözlemledik. Bu anlayış körü körüne sahaya yansımıyor. Çünkü rakip analizleri o kadar mükemmel yapılıyor ki; Milliler'in oyun tercihi rakibe göre doğal olarak da değişiyor. Örneğin, Hollanda ile Konya'da, Çekler'le deplasmandaki maçlarda topu rakibe bırakıp "Kompakt" anlayışla rakiplere geniş alan vermeyip akıllı hücumlar yaptık.
Konya'daki İzlanda maçı ile dün gece 2-1 yendiğimiz İsveç önünde de oyunun ve topun kontrolünü hep elimizde tuttuk. Savunmayı takım halinde düşündük, hücuma çabuk çıktık. Topu yere indirdiğimiz her dakika etkili olduk. Guidetti'nin röveşatasında müthiş kurtarış yapan Volkan babacın gecenin yıldızıydı. Fatih Hoca'nın Milli Takım'da oluşturduğu kadro istikrarının oyuncularda oluşturduğu birbirleriyle oynama alışkanlığının başarıda önemli yer tuttuğuna inanıyorum. Almanya, İspanya, Brezilya, İtalya gibi ülkeler hep kadro istikrarıyla başarılı oldu. Değişikler sonrası Milli Takım'ın ritmi ve dengesi bozulur gibi oldu. Fatih Hoca uyum ve güven kazanmaları için yeni isimlere daha uzun süre vermeli.
Sonuç; Fatih Terim'in önderliğinde Arda Turan ve arkadaşları bize kazanmayı alıştıran bir Milli Takım yarattı..

Kazanmaya alıştırdılar

Süper Lig'de Beşiktaş, F.Bahçe ve G.Saray dahil hiçbir takım şu anda maalesef Milli Takım'ın oyun felsefesinde ve kalitesinde oynamıyor. Ayrıca Milli Takım'da görev yapan oyuncular oynadıkları futboldan keyif alıp izleyenlere güven veriyorlar. Oyuncunun belki kağıt üzerinde konumu belli ama oyun içinde her isim yer değiştirebiliyor. Bu durum Fatih Hoca'nın oyunculara tanıdığı özgürlüğün göstergesidir.
Fatih Hoca; "Sistemler maç kazanmaz. Stratejiler önemlidir" der. Dikine oynamak, yana ve geriye pas yapmamak, çevre kontrolü yapmayı unutmamak, kademe anlayışından ödün vermemek, savunmayı ve yardımlaşmayı takım halinde yapmak, garanti pas oynamaya özen göstermek, doğru pozisyon almak Fatih Hoca'nın olmazsa olmaz kurallarıdır. Milli Takım'ın bu anlayışa sadık kaldığını 2015'te kaybetmediğimiz maçlarda görmüştük. Alışkanlıkların kaybolmadığını İsveç maçında da gözlemledik. Bu anlayış körü körüne sahaya yansımıyor. Çünkü rakip analizleri o kadar mükemmel yapılıyor ki; Milliler'in oyun tercihi rakibe göre doğal olarak da değişiyor. Örneğin, Hollanda ile Konya'da, Çekler'le deplasmandaki maçlarda topu rakibe bırakıp "Kompakt" anlayışla rakiplere geniş alan vermeyip akıllı hücumlar yaptık.
Konya'daki İzlanda maçı ile dün gece 2-1 yendiğimiz İsveç önünde de oyunun ve topun kontrolünü hep elimizde tuttuk. Savunmayı takım halinde düşündük, hücuma çabuk çıktık. Topu yere indirdiğimiz her dakika etkili olduk. Guidetti'nin röveşatasında müthiş kurtarış yapan Volkan babacın gecenin yıldızıydı. Fatih Hoca'nın Milli Takım'da oluşturduğu kadro istikrarının oyuncularda oluşturduğu birbirleriyle oynama alışkanlığının başarıda önemli yer tuttuğuna inanıyorum. Almanya, İspanya, Brezilya, İtalya gibi ülkeler hep kadro istikrarıyla başarılı oldu. Değişikler sonrası Milli Takım'ın ritmi ve dengesi bozulur gibi oldu. Fatih Hoca uyum ve güven kazanmaları için yeni isimlere daha uzun süre vermeli.
Sonuç; Fatih Terim'in önderliğinde Arda Turan ve arkadaşları bize kazanmayı alıştıran bir Milli Takım yarattı..

Hani UEFA 5 yıl süre verecekti?

ÖZBEK: "UEFA'ya yaptığımız savunmada zor anlar yaşadık. UEFA yetkilileri bize, '2014'te 1 milyon Euro kara geçeceğinizi söylediniz. Sonra 70 milyon Euro zarar ettiğinizi açıkladınız. Eğer bize gerçek zararı söyleseydiniz size 5 yıl izleme verebilirdik. Neden şeffaf olmadınız ve zararı gizlediniz.' Eğer o gün UEFA'ya zararla ilgili doğrular söylenseydi, Galatasaray'a 5 yıl izleme verilecek ve Avrupa'dan men cezası olmayacaktı" dedi.
Not: 2014 Mayıs'ta UEFA'da bu görüşmeleri yapan dönemin başkanı Ünal Aysal'dır.
AYSAL: "UEFA'da 5 yıl diye bir süre yok. İster UEFA'ye telefon edin, ister internete girin, isterseniz başınızın üstünde dans edin. Hiç kimseye de böyle bir süre verilmedi. Önümüzde iki seçenek vardı; iki yıl ya da üç yıl izleme... Aralarında M.City, Paris Saint Germain ve Zenit'in bulunduğu 7 kulüple masaya oturuldu. M.City ve PSG masaya oturduklarında ceplerinde 60 milyon Euro nakit vardı. Cezayı ödediler bir ek yıl süre aldılar. Bu iki kulüp UEFA'ya kadrolarını 21'e indireceklerinin ve oyuncu satmadan oyuncu transfer etmeyeceklerinin sözünü de verdiler. Galatasaray'ın imkanları vardı da biz mi kullanmadık. Liderlerin ya da başkanların söylemleri ile eylemleri arasında bir tutarlık olması gerekir... Dursun Özbek, Galatasaray Kulübü'nün hem başkanıdır hem de lideridir. UEFA-Özbek-Aysal üçgeninde ciddi bir çelişki var. Aysal gerekenleri çıkıp açıkladı. Hatta Aysal, kendisine her zaman 'ağabey' diyen Özbek'e sitem dolu bir bakış atarak "Oturduğunuz makam şikayet etme değil icraat yapma yeridir. Ya yaparsınız. Ya çekilirsiniz" dedi.. Başkan Özbek ağabeyi Aysal'ın sert açıklamalarını, "Ben Ünal ağabey ile özel olarak görüşeceğim" söylemiyle geçiştirdi. UEFA'dan alınan ceza süreci havada kalmamalı. Başkan Özbek kısa sürede Aysal'ın bu sözlerine tatmin edici cevabı vermeli.

'BAŞARI SÖZÜ VERDİM'

Galatasaray'da mevcut yönetimde görev yapan bir yönetici dostum Aysal dönemini konuşurken bana şöyle dedi: "Ünal Başkan ilk sermaye artırımı yaptığında Galatasaray'ın kasasına 300 milyon TL girdi. O günün kuruyla bu para 200 milyon dolara yakındı. İnter Başkanı Moratti de kulübün çoğunluk hisselerini Endonezyalı bir işadamına satmıştı. O gün Galatasaray sermaye artırımından elde ettiği parayla İnter'in hisselerini alacak güçteydi. Biz Başkan Ünal Aysal'a 'Gel bu parayla banka borçlarını kapatalım' önerisinde bulunduk. Teklifimizi kabul etmeyen Aysal bize, 'Ben Galatasaray'a borç ödemek için gelmedim. Başarı. Başarı. Başarı sözü verdim' dedi . Aysal da zaten mali kongrede "Galatasaray başarıya endeksli bir kulüptür. Ben size 328 milyon dolar borç var. Bunu ödeyeceğim demedim. Başarı, başarı, başarı dedim ve sözümü tuttum" açıklamasını yaptı.

BORÇLAR DÖVİZE DÖNMEMELİ

Ünal Aysal'ı; başarılı ve iki şampiyonluk yaşamış yönetimini değiştirdiği için çok eleştirdim. Aysal eleştiri kabul etmez. Çünkü karakteri gereği, "Herşeyi en iyi ben bilirim" der.. Burnundan kıl aldırmaz. Ancak Aysal'ın Galatasaray'da yaptığı en büyük doğru dövize dayalı borçların büyük bölümünün Türk Lirası'na çevrilmesidir. Aysal'ın, "Zararımızın temeli dövize dayalı borçların yarattığı kur farklarıydı. Bankalarla biraya gelip borçları yeniden yapılandırdık. 7.5 yıla yaydık. Döviz borçlarının Yüzde 73'lük kısmını TL olarak yapılandırdık. Şimdi ise tablo yüzde 46... 11 futbolcunun sözleşmesini uzatırken 31 Ağustos kuruyla sabitleştirip hepsini Türk Lirası'na çevirdik..."
Bildiğim kadarıyla Hakan Balta'nın sözleşmesi uzatılırken gözden kaçırılan kur sabitlemesi yüzünden, Euro kuru 2.8 olarak sabitleştirilen oyuncuların sözleşmesi de Balta'nın sözleşmesiyle aynı kur oranına geldi. Başkan Özbek, Balta'yı ikna edip sorunu çözebilir mi? Bilemem. Ama Galatasaray'ın döviz boçlarının TL bazında yüzde 73'ten yüzde 46'ya inmesi yönetim becerisi değildir. Özbek de tıpkı Aysal gibi bu döviz borçlarının Türk Lirası'na çevrilmesi için çaba sarfetmelidir. Yoksa geriye dönük araştırmalar konusunda ilk hedef Özbek'in kendisi olur.

MAĞAZACILIK A.Ş. CEZAYI KALDIRABİLİR

Bence Mali Kongre'nin yıldızı eski Başkan Ünal Aysal oldu. Söylemleriyle ve açıklamalarıyla gündem yaratırken mevcut yönetimi bazı açıklamalar yapmaya zorunlu bıraktı. Özellikle Aysal'ın Avrupa'dan 1 yıllık cezayı engelleyecek ve 58 milyon Euro kar eden Mağazacılık AŞ'nin Sportif AŞ'ye satışının durdurulmasının büyük hata olduğunu söylemesi ilginçti. İşte Aysal'ın çok çarpıcı açıklaması:
"Mağazacılık AŞ'yi Sportif AŞ'den kulübe sattık. Bunun getirisi 58 milyon Euro'ydu. Bu, UEFA'nın kestiği cezayı önleyecek ciddi bir tedbirdi. SPK'dan onayı alındı. Üç kez UEFA denetiminden geçti ama bir Allah'ın kulu da 'yapmayın' demedi. Bizden sonra gelen Yarsuvat yönetimi bunu devam ettirdi. Ne hikmetse bilmediğimiz bir sebepten dolayı geçen sene ekim ayında Özbek yönetiminde bu iptal edildi. Şimdi biz 58 milyon Euro kardan vazgeçtik. Böylece UEFA'nın kucağına düştük. UEFA'da sadece bu konuyu savunsaydık, bir sene değil, hiç ceza almayacaktık. Bu konuyla ilgili Sayın Başkan Özbek'i aradım, ikaz etmek istedim. 'Savunmayı bunun üstüne kurun' dedim. Özbek bana, 'UEFA'dan böyle bir tavsiye aldık' dedi. Bunu araştırdım. Böyle bir tavsiye yok. CAS savunmasında da bu konu üzerinde çalışırlarsa, kazanma şansları olacağını hatırlatmak isterim."

Sarı göstermediler

Dursun Özbek, Galatasaray'a başkan olurken, 2800 oy almıştı. UEFA'dan 1 yıl men cezası alınmış bir ortamda ve mali portrenin kötü olduğu durumda Özbek'in ilk mali kongresinin çok kalabalık ve bol eleştirili olacağını tahmin etmiştim. Ama yanıldım. 1078 kişi Haliç Kongre Merkezi'ne geldi. İbra süresinde bu rakam 250'lere indi. İbra etmeye gelmeyenler, asla masum rolüne bürünemez! Galatasaray başkanına, bu zor durumda üyeler sarı kart göstermedi. Ancak kulislerde daha önce yönetimlerde görev almış değerli ve önemli isimler, şu mesajı gönderdi; genç yöneticilerin söylemleri ile camiaya zarar veriliyor. Yönetim kadron Galatasaray'ı yönetecek bilgi ve beceriye sahip değil. Ya seçime git, güçlü bir ekip kur. Ya da dışarıdan alacağın desteklerle tecrübeni ve gücünü arttır. Başkan Özbek de seçim lafını ağzına almadı. Ama öğrendiğim kadarıyla yönetim içinde görev değişikliklerine gidecek. Özbek'in 'başkanlar konseyi' projesinin bu süreçte en doğru proje olacağına inanıyorum. Kongrenin, flaş ismi eski başkan Ünal Aysal oldu. Aysal, kendi dönemi ile ilgili yaptıklarını anlatırken, söylediği iki konu çok dikkatimi çekti. 1- UEFA bize asla 5 yıl teklif etmedi. Önümüzde 2 veya 3 yıllık süreç vardı ama maliyeti de yüksekti. Biz iki yılı tercih ettik ve 200 bin Euro da ceza ödedik. 2- Dursun Özbek bu sene Şampiyonlar Ligi'ne katılma payı olarak 30 milyon Euro almışsa bunun nedeni benim. Çünkü Londra'da bunun kavgasını verdim ve kazandım. Dursun Özbek, çok uzun bir konuşma yaparken, Galatasaray'ın sportif başarısızlığı ve UEFA cezasının önüne geçebilecek muhteşem bir proje gösterisinde bulundu. Ünal Aysal'ın, Özbek'e söylediği şu cümleyi hatırlatalım, "Galatasaray'da başkanlık makamı şikayet etme yeri değil icra etme yeridir."

Çaresizlik!

Galatasaraylı futbolcular, Ankara'ya yola çıkmadan Florya'da toplanarak birbirlerine "Seri galibiyetler" sözü vermişler ve başlangıç olarak da Gençlerbirliği deplasmanını kazanılacak ilk maç olarak belirlemişler. Söz verenlerin Selçuk'un attığı penaltı dışında sahada tek pozisyonu vardı onu da savunmacı Denayer gol yapamadı. Ben yine de Galatasaraylı oyuncuları kutluyorum! Çünkü Kayseri deplasmanında aldıkları bir puanın ardından tam 2.5 ay sonra Ankara'da 1 puan çıkardılar. Deplasmanda kazanamama alışkanlığı, Galatasaraylı oyuncuların ruh halini, mücadele gücünü, oynama arzusunu belgeliyor! Bugün Galatasaraylı oyunculara "Lig bitti" deseniz hemen bayram yaparlar. Galatasaray'ın sahadaki en iyileri gereksiz penaltı yapmasına rağmen Denayer ile Semih oldu. Bu ikili, savunmada Gençlerbirliği forvetlerini durdururken gol olabilecek kritik pozisyonlarda doğru müdahaleler yaptı.. Eğer Denayer- Semih ikilisi ön plana çıkıyorsa Galatasaray'ın haline bakın; zavallı ve çaresiz.. Unutmadan; Bilal de özverili oynadı ve savunmaya yardıma gelerek Aydın'ın ayaklarından topu mükemmel çalarak golü önledi.
Galatasaray yönetimi o kadar basiretsiz ki; Denizli sonrası takımın başına bir hoca bile bulamadılar. Getirdikleri Orhan Atik'i kusura bakmasın ben altyapıda bile çalıştırmam. Orhan hocanın soyadı Atik ama kararları hantal.. Başakşehir maçında en iyi olan Emre Çolak'ı çıkarıyor. Ankara'da Galatasaray'a galibiyet için gol lazım çalışkanlığıyla öne çıkan Bilal'i oyundan alıp yerine "Aman gol yemeyelim" korkaklığıyla Chedjou'yu sokuyor.. Orhan hoca sahada yürüyen çok top kaybeden, adamını kovalamayan Podolski'yi oyundan alacak cesareti gösteremiyor. Umut'un yerine öğrencisi Volkan Pala'yı bile düşünemiyor.
Sonuç; Galatasaray Kulübü bir tane futbolcular ise 1000 tane.. Heyecanını yitirmiş, tüccar zihniyetine bürünmüş oyuncularla yollarını ayıracaksın. Sözleşmesi bitenlerle asla sözleşme uzatmayacaksın. Galatasaray'da yeniden bir yapılanma olacaksa, bu yapılanmayı mevcut yönetim yapmamalı. Çünkü mevcut yönetimin futbol bilgisi ve futbolcu anlayışı maalesef Galatasaray'ı yeniden düzenleyecek kapasiteye sahip değil.

ProtestoSİLİN!

Futbolda atan ile tutanın ne kadar önemli olduğuna bir kez daha tanık olduk. Gol atamayan Umut ile top tutamayan kaleci Cenk'li Galatasaray takımı soyunma odasına 2-0 geride girdiği maçı eğer ikinci yarı döndürebiliyorsa bu taraftarın eseridir. Tribünlerin, "Çıkarın formayı çıplak oynayın.. Yönetim istifa" şeklinde protestosu olmasaydı Galatasaraylı oyuncuların ikinci yarıdaki yürekli, istekli, mücadele gücü yüksek, tekmeye kafa sokan oyununu göremezdik.
Herkes Muslera için, "Para için oynamadı" yorumunu yaptı. Maçı eşiyle locadan izleyen Muslera belindeki ağrılar nedeniyle oynamadı. Florya'daki toplantıda Başkan Dursun Özbek oyunculara, "Paralarınızı zamanında ödüyoruz. Sizden sadece sahaya çıkıp Galatasaray'a yakışan futbolu oynamanızı bekliyoruz. Ayağınızı denk alın" şeklinde konuşmuş.
Sneijder, Podolski, Selçuk ve diğerleri Galatasaray'da oynamanın bedeli olarak yılda toplam 65 milyon Euro kazanıyorlarsa oynadıkları futbolun hakkını vermeliler. İkinci yarı ortaya konan kişilikli mücadeleyi sergilemek için protesto mu gerekiyor?
Galatasaray zor günler yaşıyorsa futbolcu topluluğu bugünlerde elini taşın altına sokup sorumluluk alacak.. Galatasaray'ın yediği üçüncü golde Selçuk'un hatası vardı. Tamam da her hata yapanı ıslıklamak mı gerekiyor. Selçuk maçın en çok çalışanıydı ve üstelik kazanılan penaltıyı kaptan sorumluluğuyla gol yaptı. Bence tepkiyi Podolski hak ediyor. Alman yıldız topsuz oyunda hiç yok. Kaptırdığı toptan sonra rakibini kovalamıyor. Maç içinde saklanıp sadece top ayağındayken sahneye çıkıyor. Hatırlatayım; Akhisar'dan sonra Başakşehir maçlarında kaptırdığı her top Galatasaray'a pozisyon oldu. Başakşehir'in oynadığı futbol "Kompakt" değil. Plan şu; galipsen zaman geçir, yere yat kalkma. Maç ortadaysa kaos futbolu oyna, rakibi boz. Ben bu kadar çok yere yatan, zaman geçiren, ağlak ve hakemlerden ikaz bile almayan bir takım görmedim. Göksel Gümüşdağ'ın MHK'ya yaptığı eleştiriler sonuç verdi. Zaman geçiren kaleci Volkan'a sarı kart bile çıkarmayan Özgür Yankaya Başakşehir'in 12. adamı gibiydi. Umut'un formasının uzadığı pozisyon asıl penaltıydı vermedi. Çaldığı penaltı ise eyyamdı.

Ceza geliyorum demiş

Galatasaray futbol takımının kuruluş amacını kurucusu merhum Ali Sami Yen 1 Ekim 1905 yılında şöyle açıklamıştı: "Maksadımızı, İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve Türk olmayan takımları yenmek.." Üzücüdür ki; 115 yıllık maziye sahip ve hedefi "Türk olmayan takımları yenmek" olan Galatasaray Avrupa'dan 1 yıllık "Men" cezası aldı.. Bu cezayı "Asıl cezamız üç yıldı. Çalışmalarımız başarılı oldu ve 1 yıl ceza aldık" diyerek başarı öyküsü gibi anlatmanın anlamı yok.
Prof. Dr. Ahmet Özdoğan Cuma günü medya mensuplarına UEFA cezasının gerçeklerini anlatırken "Ceza geliyorum diye bağırıyordu.." şeklinde bilgi dolu mükemmel bir sunum yaptı.. Özdoğan barkovizyonla Galatasaray'ın ekonomik açıdan düştüğü zor durumu anlattı. Ve özellikle Ünal Aysal döneminde yaşanan ekonomik bozgunu dile getirdi. Galatasaray'da ne yazık ki testi kırıldıktan sonra "Yardım edin" çığlıkları atılır. Özdoğan sadece sıkıntıları ve bu sıkıntılara nelerin ve kimlerin neden olduğunu anlatmadı biz medya mensuplarına bilgi ve belgeleriyle çözümlerini de sundu. Prof. Özdoğan'ın "Ortak Akıl" projesinin ürünü olan "Bu durumdan nasıl kurtuluruz?" anlayışına mevcut yönetim zamanında bir göz atsaydı belki de Galatasaray Avrupa'dan "Men" almayabilirdi..
Özdoğan'ın verdiği bilgiye göre işte Galatasaray'ın içler acısı mali tablosu..
Borç stoğu: 946.000.000 TL
Kredi borcu: 676.000.000 TL
Verilen Teminatlar: 1.762.000.000 TL
Kesinleşmiş Vergi cezası: 34.000.000 TL
Yoldaki Vergi cezası: 123.588.798 TL
UEFA cezasının maliyeti: 150.000.000 TL
Lig performans primi kaybı: 11.000.000 TL
Galatasaray gibi dünya markası bir camia bu ağır hasarın altından kalkabilir mi? Tabii kalkar. Çünkü her dibe vuruşun bir parlak yükselişi vardır. Ancak kişilerin birbirleriyle aralarındaki husumetleri bırakması ve camianın "Liseli-alaylı" zıtlaşmasından vazgeçmesi ve "Tek bilek Tek yürek" anlayışı içinde "Ortak akıl"la hareket etmesi gerekir.

İnsanda vicdan olmalı!

Son olarak ayak bileği kırılan Hamit Altıntop Galatasaray'daki kariyerini bu sezon tek maç oynamadan kapatacak.. Galatasaray'da 62'si ilk 11 olmak üzere toplam 80 maç oynayan ve bu sezon yıllık 2.9 milyon Euro kazanan Hamit'in tavrına çok şaşırdım. Neden mi? Hamit'in Real Madrid'de oynarken bir sakatlık sonrası yönetime, "Oynamadığım sürece bana 1 Euro bile ödenmesini istemiyorum" diyor. Galatasaray'a gelince "Paramı isterim" diyor.. Hamit biliyor ki; parası Galatasaray'da kalmayacak. Kulüp parayı ödemese bile UEFA ya da FIFA devreye girecek. Aslında ben Hamit'in yönetimin, "Paranı biraz geç ödeyelim" önerisine sıcak bakmamasını eleştiriyorum. Galatasaray vefasız davranan Hamit'e 3.5 milyon Euro bonservis ödedi. Ayrıca Hamit de 4 yıllık sözleşme gereği toplam 11.3 milyon Euro para kazanacak.. Milli Takım'da görev yapmış Türkiye gerçeklerini ve Galatasaray'ın mali sıkıntılarını bilerek Real Madrid'den 1 Euro istemezken, Galatasaray yönetimine "Paramı ödeyin. Gecikme kabul etmem.." diyeceksin. Hamit; insan da biraz vicdan olur.. Kulüplere Hamit'in durumu küpe olmalı.. Bundan sonra yerli ya da yabancı oyuncularla yapılacak sözleşmelerde uzun süreli sakatlıklara karşı ekonomik zarara uğramamak için ağır şartlar konulmalı..
Ayrıca Galatasaray taraftarı Selçuk-Hamit farkını görmeli... Kaptan Selçuk İnan Galatasaray'da 5 sezonda 204 maçın 202'sinde oynadı.. Galatasaray'da 8 kupa kaldırdı.. Vefasız Hamit Altıntop Galatasaray'da bir sezonu tedavi olarak geçirirken, 3 sezonda 40 milyon TL kazanıp, 5 bin 157 dakika oynadı. Galatasaray taraftarının eleştirdiği, zaman zaman yerden yere vurduğu Selçuk İnan ise 17 bin 904 dakika sahada kalmış. Yani Hamit Bey yatarak, Selçuk kaptan ise koşarak ve ter akıtarak para kazanıp kupalar kaldırmış.. Alkışı ve eleştiriyi yaparken adaletli olmalı, öfkelenirken oyuncuların performanslarına ve katkılarına dikkat edilmeli...

TFF'ye soruyorum: Şampiyon belli mi?

İngiltere'de, İspanya'da, Almanya'da, İtalya'da ve Fransa'da ligler 15 Mayıs'ta sona eriyor. Çünkü bu ülkeler Haziran ayında Fransa'da başlayacak EURO 2016 turnuvasına katılacağı için Milli Takım'larının erken hazırlanmasını amaçlıyor. Bu süreçte de tabii hazırlık maçları yapılacak. EURO 2016'ya Türkiye de katılacak. Geçen sezondan bu yana fikstür mühendisliğini doğru yapan TFF galiba EURO'ya katılacağımızı düşünmemiş olacak ki; Süper Lig'in bitiş tarihi 22 Mayıs olarak belirlemiş.
İşin ilginç yanı İngiltere ile 22 Mayıs tarihinde bir milli maç oynanması kararlaştırıldı ve bu bilgi TFF resmi sitesinden yayınlandı. Şimdi soruyorum: Lig yarışı ve küme düşme hattındaki mücadele nefes nefese sürerken 22 Mayıs'ta İngiltere ile maç oynanması doğru mu? Bence riskli ve sakıncalı. Acaba TFF şampiyonluk yarışının ve düşmeme mücadelesinin son haftaya kaymayacağını mı tahmin ediyor. Yoksa TFF kimin şampiyon olacağını ve hangi takımların düşeceğini önceden biliyor mu? 22 Mayıs'taki İngiltere maçı çok baş ağrıtır ve çok büyük polemiklere ve tartışmalara neden olur. 22 Mayıs'ta İngiltere, Türk Milli Takımı adına hazırlık maçı için doğru bir seçim değil.. Çünkü tarihimizde İngiltere ile 10 maç yapmışız iki beraberlik alıp 8 kez kaybetmişiz. Özellikle iki maçı da 8-0 gibi sonuçlarla kaybetmişiz.
Ayrıca; EURO 2016 vizesini alan İngiltere grupta oynadığı 10 maçı da kazanmış. 31 gol atarken kalesinde sadece 3 gol görmüş. Hem golcü hem de pozisyon vermeyin bir takım İngiltere.. İngilizler skor alarak asla frene basmazlar. Bu anlayışı kulüp takımlarımızın Avrupa'daki maçlarında da görebiliriz. Ben uyarayım; EURO 2016 öncesi kaza ile İngiltere önünde alınacak hezimet türü bir skor Milli Takım'ın psikolojisini ve moralini bozabilir...