CANLI
SKOR
Levent Tüzemen

Levent Tüzemen

Rekabetin sonucu

Fatih Terim'in Antalya kampında yarattığı "Takımdaşlık" felsefesi ile "Önde basan, rakibi kovalayan, hücuma çıkarken iki kanadı kullanan, yardımlaşması ve disiplini ön plana çıkan" oyun kültürünün buluşması Galatasaray'daki değişimin şifresidir. Oyun kalitesinin yakalanmasında Terim'in, "Formayı siz alırsınız" mesajı Tudor döneminde kendini vazgeçilmez görenler ile fazla forma şansı bulamayanlar arasında ciddi bir rekabet yarattı. Kayserispor gibi gövdeli bir takıma karşı özellikle ilk yarı Galatasaray'ın ayağa pası çabuk oynaması ve hiçbir oyuncunun fanteziye kaçmaması galibiyette büyük rol oynadı.
İzmir'deki Bucaspor maçından sonra Terim'e, "Feghouli ve Belhanda'yı çok beğendim" demiştim. Terim bana, "Feghouli konusunda haklısın ama Belhanda gibi yetenekleri üst düzeyde olan bir oyuncu benim istediğim düzeyde değil" açıklamasını yaptı. Belhanda'nın ilk on birde oynamaması sürpriz olmadı.
Bucaspor maçındaki gibi Terim, Feghouli'ye "Oyunun lideri ol" şeklinde verdiği özgürlüğü Cezayirli oyuncu mükemmel yaptı. Sahayı geniş alanda kullanan Feghouli'nin Eren'in attığı ikinci golde solda yaptığı atakta topu Kayseri savunmasını çaresiz bırakan bölgeye kesmesi kalitesinin aklıydı...
Tudor döneminde paslanan Selçuk İnan kendisini tanıyan Terim'le yeniden doğdu. Selçuk çalışkanlığının yanı sıra ayağında fazla top tutma alışkanlığını bıraktı ve çabuk oynadı. Ndiaye gibi hızlı bir oyuncu da Selçuk'un iyi oyununa katkı sağladı.
İkinci yarıyla birlikte Kayserispor'un baskısına karşı Galatasaraylı oyuncuların karşılık verememesi sonucu Umut golü attı. Golde doğru pozisyon almayan Denayer'in hatası vardı. Terim ısrarla sol bek istiyor ama bence Galatasaray'ın öncelikle ayağını etkili kullanan iyi bir sol stopere ihtiyacı var. İkinci yarı G.Saray'ın Kayseri'ye karşı oyunu soğutamaması ve fazlasıyla baskı yemesi "deplasman fobisinin" etkisiydi.
Terim'in bu zaafiyeti tedavi etmesi lazım.

Vücut dili...

Fatih Terim'in varlığı sadece tribünlere değil Galatasaraylı oyunculara da bir güven ve ciddiyet getirdi. Ligin flaş takımı Göztepe'ye karşı geriye düşüp maçı çevirmek bir Terim klasiğidir. Terim'li dönemlerde bu tür geri dönüşlere tanık olduk. Terim, oyuncularının özgüvenini hep yüksek tutmaya özen gösterir. Ayrıca Terim, oyun sıkışmadıkça oyuncularına saha içinde asla müdahale etmez. Ama Terim, kulübede vücut dilini iyi kullanır ve ayrıca tribünlerin hep oyunun içinde olmasını ister.
Terim'in Galatasaray'da öncelikle bir oyun şablonu oluşturması gerekiyor. Çünkü Tudor döneminde Galatasaraylı oyuncular "3'lü savunma, 4'lü savunma, çift forvet, tek forvet, kanatsız hücum hattı" gibi sistem kargaşası içinde sadece "Kaos Futbolu" oynuyorlardı.
Terim, savunma ve hücum hattının hep birlikte hareket etmesini ister. Galatasaray, oyunun boyunu uzatarak oynadığı için futbolcular birbirine uzak kalıyor. Bu yanlış anlayış, Galatasaray'ın hücumda çoğalmasını engelliyor. Rodrigues ve Yasin'in kanatlarda oynamasının ne kadar önemli olduğunu Göztepe maçında gördük. İki golü Rodrigues ve Yasin attı. Rodrigues'in attığı gol öncesi Gomis'le üst üste yaptığı iki duvar pasının kalitesi mükemmeldi. Maalesef Tudor, bu ikiliyi kullanmamak için direndi.
Gomis, çok çalışıyor ama gol pozisyonlarında eskisi gibi etkili vuramıyor.
Fatih Terim eğer Belhanda-Feghouli ikilisinin performansını yükseltemez ise Galatasaray zirve yarışında müthiş zorlanır.
Faslı ve Cezayirli iki yıldız oyuncu maalesef farklılıklarını ortaya koyamıyor.
Çünkü sorumluluk almıyor.
Bu iki oyuncunun yetenekleri ve kaliteleri ile zihinsel motivasyonları uyum göstermiyor.
Maicon kafa toplarında belki çok etkili ama tek hamleli ve ağır olduğundan dolayı kolay çalım yiyor ama hata yapsa bile asla bozulmuyor.
Attığı gol ise jenerik olacak güzellikteydi...
"Nerede kalmıştık..." sözünün ilk maçında Galatasaray'ın Fatih Terim'le yeniden fabrika ayarlarına geri döneceğini gözlemledik. Çünkü bu ayarların sinyallerini Galatasaraylı oyuncular, takım halinde ikinci yarıda ortaya koydukları futbol anlayışıyla verdiler.

Taşları döksünler

G.Saray'da başkanlık yapmış insanların medya üzerinden birbirlerine salvo atışları yapması yakışık durmuyor. Başta efsane başkan Faruk Süren olmak üzere Adnan Polat ve Ünal Aysal'ın hem mevcut yönetime hem de birbirlerine sarf ettikleri sözler kamuoyunda G.Saray düşmanlarına koz verdiği gibi camia içinde de ayrışmalara çanak tutuyor. Polat'ın "Galatasaray'da iç barış olmadan, herkese eşit mesafede duran bir iç tüzük yapılmadan ve hırsızlıklar masaya konmadan Galatasaray'ın iyileşeceğine inanamıyorum" söylemleri camia içinde ciddi bir sıkıntı yaratacaktır. G.Saray'da stadı bitiren, şirket birleşmelerini gerçekleştiren Polat'a karşı kongrede gerçekleştirilen ibrasızlık hareketi büyük haksızlıktı. Polat, mahkeme kanalıyla kendisini ibra ettirse bile mali kongrede yapılan bu ibrasızlığı bir vefasızlık olarak görüyor ve camiadan iade-i itibar bekliyor.
Süren, Polat ve Aysal'ın ortak bir yönleri var. Üçüne de G.Saray Genel Kurulu gayrimenkullerin kullanılması konusunda gereken yetkiyi vermedi. Dursun Özbek'in ortada sportif bir başarısı yokken ve daha önce yönetimlerde görev almamasına rağmen Riva ve Florya projelerini hayata geçirmesini üç eski başkan kabul etmiyor. Çünkü üçü de 'bizim birçok icraatımız oldu, birçok başarıya imza attık, bize vermediğiniz yetkileri Özbek'e nasıl veririsiniz' şeklinde resmen camiaya serzenişte bulunuyorlar. Ayrıca Aysal ile Polat arasında yaşanan sözlü düelloda kim haklı? Ünal Aysal, "Polat'tan görevi devraldığımda 328 milyon dolar borç vardı. Alacaklılar kapıdaydı, kasa tam takırdı. Ben G.Saray'ı 328 milyon dolar borçla bıraktım" diyor. Ama bildiğim kadarıyla Aysal yönetiminde G.Saray'a ciddi bir para girişi oldu. Hatta kendisine "Gel bu paralarla G.Saray'ın banka borçlarını öde" önerisi yapıldı. Aysal ise "Ben Galatasaray'a borç ödemeye gelmedim başarı için görev aldım" diyerek banka borçlarını kapatmayı reddetti. Özbek de G.Saray'ın Avrupa'dan men cezasının Aysal'ın yaptığı pahalı transferlerin neden olduğunu söyledi. Aysal ise "UEFA ile yapılan görüşmelerde mağazacılık AŞ'yi katsaydınız ceza almazdınız" diyerek Özbek'i suçladı. Başkanlar arasındaki kavga sadrazam ve 3 mektup hikayesine benziyor. Bence birbirlerini yaralayıcı sözler söyleyeceklerine 'konu G.Saray ise gerisi teferruattır' sözündeki gibi bir araya gelip eteklerindeki taşları döksünler. Çünkü başkanlık düzeyindeki bu seviyesiz tartışmalar Galatasaray'a yakışmıyor.

ADNAN POLAT NE DEDİ?
600 milyon dolar buhar oldu

Bize kuruşun hesabını soranlar bir kez olsun 600 milyon dolar nereye uçtu diye sormadılar. 600 milyon dolar yok oldu, buhar oldu gitti. 2011-2017 döneminde 7 yılda Galatasaray'ın harcadığı para 2 milyar dolara yakın. Ünal Aysal, Galatasaray'ın menkullerini, Dursun Özbek de gayrimenkullerini eriterek Galatasaray'ın geleceğini karanlık bir noktaya doğru taşımaya devam ediyorlar. Bugün Galatasaray, Galatasaray'ı bilmeyenlerin elinde kaldı. Dursun Başkan Galatasaray'daki 300 milyon yolsuzluğu çıkıp açıklayamıyorsa bağımsız ve özgür değildir.

Görev Süresi: 1148 gün
1 Lig Şampiyonluğu
1 Türkiye Süper Kupası


ÜNAL AYSAL NE DEDİ?
Polat boş kasa bıraktı

Eski başkanlara ve G.Saray'a hizmet etmiş insanlara dönük bu tip saldırıları ve haksız itibarsızlaştırma çabalarını ayıp ve yersiz buluyorum. Defalarca resmi organlarca belgelenmiş rakamlar ortadayken ve 2011'de Polat'ın bana sıfır nakitli boş bir kasa, 328 milyon dolar borç-alacak farkı, bir sürü haciz, ipotekli mal varlığı ve bütün spor dallarında 3 yıllık bir başarısızlık devrettiği herkesin malumuyken benim ayrıca bir kere daha bu tip gerçekleri sizlere tekrarlamam hepimiz için zaman kaybı olur. Kaybedildiği iddia edilen 2 milyar TL'lik (600 milyon $) hayali rakamın nereden kaynaklandığını anlamam mümkün değil.

Görev Süresi: 1260 gün
2 Lig Şampiyonluğu
2 Türkiye Süper Kupası
1 Türkiye Kupası

Şampiyonluğun şifresi yerlilerde

Galatasaray'ın son yıllarda devre aralarında aldığı transferlerde asla nokta atışı yaptığını görmedim. Duygun Yarsuvat, başkan olduğunda Galatasaray hiç transfer yapmamıştı. Ama takım içinden Yasin'i Hamza Hamzaoğlu yeni bir transfer gibi kazandı ve Galatasaray şampiyon oldu. Bu şampiyonlukta Yasin'in takıma katkısı da fazla oldu. Yarsuvat yönetiminde başkan Dursun Özbek mali işlerden sorumlu başkan yardımcısıydı. Eğer Asamoah ya da Filipe Luis alınmayacaksa Galatasaray takım içinden bazı oyuncuları kazanmalı. Kim bu oyuncular? Selçuk İnan, Yasin ve Sinan Gümüş.. Sivas Belediye ile oynanan iki kupa maçını A Spor ekranlarında yorumladım.. Gerçek şu ki; kadroda yer alan oyuncular ideal kadroyla rekabet etmeyi bırakmış.. Bu eksikliği tamamen oyunculara yüklemek hata olur. Çünkü Hamza Hoca'nın oyuncu kazanma konusunda gösterdiği çabayı maalesef İgor Tudor göstermiyor.. Tudor yabancı hoca mantığıyla, "Devre arası oyuncu alalım" diyor.. İhtiyaç varsa, bütçe uygunsa kaliteli oyuncular da bulunabilirse transfere sıcak bakılabilir. Ancak oyuncu almak için sıradan oyuncu almak yanlış olur.
Hamza hoca döneminde performansı yükselen Sinan Gümüş eğer bugün, "Mehter takımı" zihniyetinde bir görüntü veriyorsa bu tamamen oyuncuya mal edilemez. Tudor, "Müthiş sol ayağı var. Santrfor konumunda daha etkili olur" diye görüş belirttiği Sinan'ı kazanmak için oyuncusuna güven vermeli, ona inanmalı ve neler yapabileceğini hatırlatmalıdır.
Galatasaray'ın saha içinde hem bir lideri yok hem de takımı ateşleyecek "Braveheart" gibi bir oyuncusu yok.. Tudor tipi teknik adamlar zaten lider olarak kendilerini görürler asla saha içinde oyunu yönetecek bir lider istemezler.
Galatasaray'ın kazandığı son üç şampiyonluğun hafıza kartları Selçuk İnan ile Muslera'dır.. Muslera'ya hata yaptığında gösterilen tolerans maalesef Selçuk İnan'a gösterilmiyor. Bence bu bir haksızlıktır. Yerli oyuncunun sinerjisi olmadan şampiyonluk isteğini ve duygusunu tamamen yabancı oyuncuların omuzlarına yüklemek büyük bir hata olur. Tudor, Selçuk İnan'ı ikinci yarı kazanmalıdır ve Fernando ile birlikte oynatmayı düşünmelidir. Selçuk-Fernando ikilisi, Galatasaray'da Melo-Selçuk ikilisinin verimliliğini yaratır. Son Akhisarspor maçında forvet arkası oynayan Ndiaye'nin sağladığı katkıyı göz önüne alırsak, Senegalli yıldızı Tudor artık Fernando'nun yanına hapsetmemelidir. Ndiaye forvet arkasında gol atma ve attırma adına müthiş verimli olur. Sportif Direktör Cenk Ergün büyük paralara aldıkları Ndiaye'nin forvete yakın oynaması konusunda Tudor'la görüşmelidir.

PSİKOLOJİK SAVAŞA HAZIR OLMAK
Galatasaray 2011 Ocak'ta açılan Türk Telekom Stadı'nda bu sezon oynadığı 7 maçı kazanırken sadece 10 kişi kaldığı Fenerbahçe maçında beraberlik aldı. Böyle bir başlangıç uzun süredir yok. Eğer Galatasaray, Göztepe maçını da kazanırsa tarihe geçen bir başarı olacak.
Önemli bir ayrıntıya dikkat çekeceğim; Galatasaray sezona fırtına gibi başlayıp ilk 8 maçta 7 galibiyet bir beraberlik alınca rakipler, "Bu başarı fikstür kolaylığı" şeklinde yarattıkları bir algıyla başarıyı küçültmeye çalıştılar. Özellikle Aykut Kocaman'ın, "Puan farkı suni" söylemi tamamen psikolojik bir çarpışmanın fitilini ateşlemekti. Galatasaraylı oyuncular da bu algılardan olumsuz etkilendi. Özellikle derbi maçlarını Tudor yönetme becerisi gösteremeyince kulübeden yardım alamayan ve derbilerin havasını bilmeyen bazı oyuncular, gereksiz bir gerilim ve sinirlilik içine girerek ya kolay kart gördüler ya da oyundan atıldılar. Hem tecrübesiz ve hem de Türkiye'deki futbol iklimini yeteri kadar tanımayan Tudor, olumsuz sonuçlar sonrasında oyuncularına, "Koruma kalkanı" olamadı. İkinci yarı psikolojik düellolar hızlanacaktır. Tudor'un bu savaşta etkinliği olacağını düşünmüyorum. Başkan Özbek, Galatasaray'ın bu düellolar karşısında dimdik ayakta kalması için mutlaka bir strateji geliştirmelidir.

GALATASARAY LABORATUVAR DEĞİLDİR
Galatasaray'ın şampiyonluğa oynadığı dönemlerde hep taraftarlar itici güç olmuştur. Bu sezon yeni kurulan Galatasaray, evdeki tüm maçlarını ortalama 40 bin seyirciye oynadı. Ligin ikinci yarısı için şimdiden yönetime ve taraftara büyük görevler düşüyor. Çünkü Kadıköy'de oynanacak Fenerbahçe derbisine kadar Galatasaray'ın yine kazanabileceği fikstür var. Ayrıca Başakşehir, Trabzonspor ve Beşiktaş Türk Telekom'a gelecek. Yönetim eğer Tudor'la yola devam edecekse Hırvat hocanın artık macera kokan sistemlere ve kadro oynamalarına izin vermemelidir. Çünkü Galatasaray, Tudor'un "Deneme, yanılma" fantezilerinin laboratuvarı değildir. Tudor'un yetersizliği ikinci yarıya damga vurmamalıdır. Taraftar kırılma noktasına getirilmemelidir. Eğer Galatasaray ligin final haftalarında liderlik koltuğunda olursa "Mayıslar bizimdir" sloganını üreten tribünlerin yaratacağı sinerji şampiyonluğu getirir... Dolayısıyla taraftarın yüksek enerjisinin kaybolmaması için kadro mühendisliği ile rakip analizleri doğru yapılmalıdır.

YA SANA YAPSALAR!
Başkan Dursun Özbek'in aile ortamını güçlendirmek için verdiği sinerji yemeğinde Tudor'un öğrencisi Emrah'a yaptığı "Kulak işaretini" çok çirkin buldum. Galatasaray'da birçok teknik adam çalıştı. Hepsi takımla defalarca birlikte yemekler yedi ve hiçbiri böyle bir hareket yapmadı. Atlet giydiği ve ciklet çiğnediği için eleştirilen ve uyarılan Tudor'a yarın bir oyuncu Başkan'ın da olduğu ortamda aynı "Kulak işaretini" yapsa ne olur? Hoca futbolcusu ile böyle yüz göz olursa yarın o futbolcu astar ister...

Ona sırtını dönme

İLK yarı bittiğinde localarda "Futbolcular Tudor'u göndermek istiyor" deniyordu.
Ben, "Neden böyle bir şey yapsınlar?" diye sorduğumda aldığım cevap ilginçti: "Tudor'un Beşiktaş yenilgisi sonrası 'Oyuncuları tanıyamadım.
Sahaya karakter koyamadılar' diyerek faturayı oyunculara kesmesi rahatsızlık yaratmış." Galatasaraylı futbolcular soyunma odasında yaşanan hararetli tartışmalardan sonra ikinci yarı müthiş bir geri dönüş yaşadı.
Fernando ve Gomis'in 5 dakika içinde attığı iki gol tribünleri de protestodan kurtarıp maçın içine soktu. Tudor'un tek hamleli Maicon'u çıkarıp Rodrigues'i oyuna alması 10 kişi kalan Akhisar'a karşı üstünlüğü de getirdi.
Tudor cesurca yaptığı Maicon hamlesini nedense Feghouli ve Belhanda'ya karşı yapamıyor.
Beşiktaş'ta Medel, Lens ve Negredo ile zaman zaman Oğuzhan kulübede oturuyor.
Fenerbahçe'de de Valbuena, İsla ve Neto... Belhanda- Feghouli yedek oturmaz diye bir kural mı var? Özellikle oyunu yönlendirmek için alınan Belhanda'nın daha fazla sorumluluk alması için Tudor baskı yapmalı. Maçın başında Mariano'nun sakatlanması büyük şanssızlıktı ama Denayer'in bildiği yerde görev yapması Galatasaray'a pozitif yansıdı. Belhanda'nın attığı üçüncü gol öncesi Denayer'in topu auta çıkmadan ortalamak için gösterdiği çaba alkış aldı.
Taraftarlar Muslera'ya destek pankartı açtı ama Uruguaylı'da ciddi bir güven sorunu var.
Beşiktaş maçında yediği hatalı golden sonra iki Akhisar golünde de pozisyon hataları yaptı.
Galatasaray bu geri dönüşü yapamasaydı yönetim, Tudor ve futbolcular krize girerdi.
Tudor'a bir uyarım daha var; Galatasaray'ın en önemli hücum silahı Rodrigues'dir...
Bu oyuncuyla maça başlamamak rakipler için avantaj olur.
Yani Tudor, Rodrigues'e sırtını dönmeyi bırakmalı ve hep 11'de kullanmalı.

Başkan iyi düşünsün

Tudor yönetiminde Galatasaray'ın büyük maçlarda baş gösteren başarısızlıkları Beşiktaş önünde zirve yaptı. Başkan Dursun Özbek, mali kongrede üyelere, "40 milyon Euro harcadık diye eleştiriyorsunuz ama birbirinden kaliteli 10 futbolcu aldık ve şampiyonluğa oynayacak kadro kurduk" dedi. G.Saray derbilerde 'büyük bir takım' görüntüsünü sergileyemedi. Bu kadronun ciddi bir maliyeti var. Ama kalite sorunu da. Belhanda, Feghouli, Ndiaye küçük maçların büyük oyuncuları. Tudor'u zaten tartışmıyorum ama başkan arkasında durmaya devam ediyor. Teknik direktörlük Rodrigues'i çıkarıp Yasin'i sokmak değil.
İlk dakikadan itibaren G.Saray, kompakt oynayarak Beşiktaş'ı karşılamaya çalıştı. Feghouli ve Rodrigues'le de iki net golü atamadı. Gökhan'ın topu elle oynaması bence penaltıydı. Ama Oğuzhan'a yapılan da. Muslera'nın hatasıyla gelen golden sonra G.Saray'ın gardı düştü. Şenol hoca derbinin kontrolünü başta Oğuzhan olmak üzere Cenk, Tolgay ve Gökhan gibi yerli oyuncuların üzerine kurmuştu. Ama G.Saray'da derbi havasını bilen bir tane oyun aklı yoktu. Belhanda sıfır oynamaya devam ediyor. Eğer elinizde kreatif oyuncular ve lider isimler yoksa büyük maçları çeviremezsiniz. Beşiktaş'ın yerli oyuncuları aidiyet duygusuyla mücadele etti. G.Saray'ın yabancı oyuncuları bunu yaşamadıkları için Maicon, Gomis dışında ön plana çıkamadı. Sonuç: Başkan kendisine şu 2 soruyu sormalı: 1-Benim yabancılarımın hangileri kaliteli? 2-Tudor ile devam etmeli miyim?

Sinan’ı kazanın

Galatasaray yönetimi Sinan Gümüş'ü karşısına alıp ne gibi sorunları olduğunu öğrenmeli. Sinan çok yetenekli, oyun zekası yüksek, mükemmel bir sol ayağı olan genç bir yetenek. Galatasaray'ın farklı kazanmasına tek başına imza koydu. Üç asist yaptı, bir de gol yaptı. Attırdığı gollerde verdiği pasların hem şiddeti yerindeydi hem de kalitesi yüksekti. Demek ki Benfica bu Sinan Gümüş'e boşuna kancayı takmamış. Gelecekte yabancı oyuncu sayısının azalacağını düşünürsek Galatasaray yönetimi elindeki yetenekli yerli oyuncuları kaybetmemeli. Tudor da kupa zaferine damgasına vuran Sinan'a sırtını dönmeyip tıpkı Yasin Öztekin'e yaptığı gibi kucak açmalı ve bu elindeki kaliteli kadronun içine monte etmeli. Galatasaray'ı bireysel olarak değerlendirebiliriz. Takım olarak eleştirmemeliyiz. Çünkü bu oyuncular yan yana ilk kez oynadılar, uyum sorunu yaşadılar ve çok pas hatası yaptılar. Kaptan Selçuk tecrübesiyle oyunu yönetmeye büyük çaba harcadı ve lig maçının ardından çıktığı Sivas Belediyespor maçında çok çalıştı. Florya'da terk edilmişler listesinde adı geçen Donk, Tudor'un sürprizi olarak savunmada oynadı ve sırıtmadı. Donk, fiziki yapısına bakınca Denayer ve Ahmet'in önünde. Yasin, Galatasaray'ın son şampiyonluğuna ciddi katkı sağlamıştı. Tudor, geçen sene ona övgüler yağdırmıştı. Yasin'in Alanya maçı ile başlayan futbol yükselişi ve golcülüğü kupa maçında da öne çıktı. Yasin ve Sinan ikilisi Tudor'un elini güçlendirecektir. Sorunsuz oyuncu Linnes maç boyu disiplinden kopmadı. Sol bek oynamasına rağmen sağda kademeye girip pozisyonları engelledi. Art arda attığı deparlarla Galatasaray'ı hücuma taşıdı. Linnes mi Latovlevici mi diye sorarsanız benim tercihim Norveçli olur. Recep Gül, özgüveniyle ön plana çıktı. Recep, özellikle topa çok hakim, dikine çabuk gidebilen kafasını kaldırıp görerek pas veren bir oyuncu. Galatasaray'ın geleceğinde yer alması için forma şansı bulmalı, oynamayacaksa Avrupa'ya kiraya verilmeli.

Çapsız!..

Abdullah Avcı meslektaşı Tudor'a resmen akıllı taktik ve iyi oyun dersi verdi. Emre-Mahmut gibi sistemin iki kilit oyuncusunun olmadığı Başakşehir'e yenilmek Tudor'un ayıbıdır.
Oysa, "Ben sistemlere inanmam" diyen Tudor efendi Florya'da Başakşehir'in 540 dakika tutan 6 maçını izlemiş ve analizlerini yapmıştı! Ama Tudor 54 bin dakika izlese Başakşehir'i yine çözemez. Çünkü futbol bilgisi, hocalık tecrübesi ve çapı bırakın büyük bir maç kazanmayı Galatasaray'ı yönetmeye bile yetmez.
Türkiye'nin en iyi saha içi geçişlerini yapan, Adebayor-Visca-Mossoro- Elia gibi çabuk ve dikine giden oyunculardan kurulu Başakşehir'e karşı 4-4-2 oynamak Tudor'un intiharıydı. Gomis- Eren ikilisi Türk Telekom'da ancak rakibin gücüne göre olur. Tudor'un ikili forvet anlayışı Galatasaray'da Belhanda- Ndiaye gibi oyuncuların da formatını bozdu. Ndiaye'nin kenarda oynaması Fernando'nun baskı yemesine ve sinirlenmesine yol açtı. Adebayor'un Galatasaray savunmasının önünde yaptığı duvar işini Gomis-Eren ikilisinden biri bile rakip kalede yapamadı.
Galatasaray'ın elindeki tek hızlı silah Rodrigues'i de Tudor efendi kulübeye tıktı. Fenerbahçe maçında Rodrigues'i oynatmadı.
Trabzon'da Galatasaray'ın golünü atan Rodrigues yine yedekti. Tudor'un Rodrigues'e bir takıntısı var.
Bazı insanlar fikirleriyle ve icraatlarıyla konuşur.
Tudor gibi dar düşünceli teknik adamlar yetersizliklerini güç gösterisiyle kapatmaya çalışır. Tudor'un her maçta rakip kulübelerle bir kabadayı gibi kavga etmesi futbolun Fair-Play ruhuna yakışmıyor.
Kendi bilgisizliğini, "Büyük maçları kazanmayalım ama şampiyon olalım" gibi çağdışı bir söylemde bulunan Tudor efendi Galatasaray halatını artık çekmemeli. İşin acı tarafı; G.Saraylı Abdullah Avcı, yıllardır sarı kırmızılı takımdaki bütün hocaların bileğini büküyor.
Yönetimler; başta Özbek olmak üzere kimse Avcı'ya anahtar teslim etmiyor.

Başkan Arda'yı almaya gidiyor

Galatasaray'ın geçen Çarşamba günü Divan Toplantısı'nda Başkan Dursun Özbek'e çok yakın bir isimle sohbet ettim. Konu devre arası alınacak oyuncular üzerineydi. Benim de dostum olan o kişi, "Kanatlardaki tek hücum silahımız Rodrigues. Sol kanat için ocakta bir oyuncu alacağız" dedi. Bu isim öncelikle Barcelona'da forma şansı bulamayan Arda Turan olacak. Galatasaray yönetimi, Arda transferini Ocak ayında süresi 1.5 yıllık olmak üzere kiralamak suretiyle yapmayı düşünüyor ve yüksek bonservis bedeli ödemek istemiyor. Başkan Dursun Özbek'le birlikte yönetiminden bir isim milli maçlar arasında Barcelona kulübüyle görüşmek üzere İspanya'ya gidecek. Arda'nın Barcelona'da eline yıllık 7 milyon Euro geçiyor. Barcelona ile Galatasaray ödeme koşullarında anlaşırsa, Arda'nın parasının büyük bölümünü göğüs reklamında yer alan "Nef" inşaat firması karşılayacakmış.

Başkan Özbek'in Arda için Tudor'la da görüştüğü, Hırvat hocanın, "Çok kaliteli bir futbolcu, ona takımda her zaman yer vardır" dediği camiada sıkça konuşuluyor.
Eğer anlaşma gerçekleşirse Arda'nın ilk yarı bitmeden Florya'ya geleceğini ve Tudor'un idmanlarına önceden başlayacağını da duydum.

TAKIMA GÜÇ KATAR
Başkan Dursun Özbek neden Arda Turan'ı istiyor? Yabancı konusunda gelecekte kulüpler ellerindeki sayıyı azaltacak ve kaliteli yerli oyuncu ihtiyacı oluşacak. Dursun Özbek, Arda için "Hem iyi bir Galatasaraylı, hem de kaliteli bir futbolcu. Takıma ve hücum hattımıza güç katar" yorumunu yapıyormuş.
Bana göre de Arda Turan tekniği ve oyun zekasının yanında Galatasaray'a liderlik yapabilecek bir oyuncudur. İspanya'ya gittiğinden bu yana her platformda, "Ben Galatasaraylıyım" demekten çekinmeyen ve Galatasaray ile ilgili aidiyet duygusunu yüreğinde yaşatan bir isimdir.

Büyük hoca İgor Tudor!

Bükemediğin bileği öpeceksin. Evinde Akhisar'dan 6'ı, Alanya'dan 4, toplamda 10 gol yiyen Trabzonspor, onca eksik yıldızlarına rağmen Galatasaray'a ilk yenilgisini tattırırken, alkışlanacak bir mücadele ortaya koydu. Bu maç, iki teknik adam arasındaki farkı gösteriyor. Tudor, Rıza Çalımbay'la girdiği iki düelloda da tuş oldu. Galatasaray taraftarları, bu Tudor'u geçen seneden beri eleştirdiğim için tepki gösteriyorlardı. Ben daha da büyük söylüyorum; Tudor'un teknik direktörlüğünde Galatasaray asla şampiyon olamaz. Çünkü Hırvat hocanın bilgi-becerisi bir maça farklılığını koyabilecek kalite ve kapasitede değil. Tudor'dan, sadece iyi bir kondisyoner olur. Bu gidişle Tudor da Beşiktaş'ı çalıştıran vatandaşı Bilic gibi derbi kazanamadan Türkiye'den ayrılır. Galatasaray'ın Trabzon kalesinde iz bırakacak bir pozisyonu yoktu. İlk yarıda eğer Mustafa Akbaş ve Okay isabetli vuruşları yapsaydı, Galatasaray erken havlu atacaktı. Şimdi Tudor'a soruyorum; Galatasaray pozisyon üretemiyor, bir şeyler yapmaya çalışan Feghouli oyundan aptalca atılıyor... İkinci yarıya başlarken, bir hamle yapılmaz mı? Galatasaray hücuma çıkamıyorsa, çıkar oyundan Selçuk'u koy Rodrigues'i. Ama Bursa'da bir sihirbazlık yaptı ya... Galatasaray golü yedikten sonra Tudor efendi, Gomis-Selçuk ikilisini çıkarıp, Eren-Rodrigues ikilisini aldı. Bu takımın sezon başından ber i gol yükünü Gomis çekti. Fransız yıldız, maçın başından itibaren markaj altında oynadı, bir kez olsun gol yapabileceği pozisyon bulamadı. O zaman Eren girekcekse Gomis de oynayacak. Sana gol lazım Gomis mi çıkar? Çünkü çift forvet anlayışında Gomis, gol pozisyonları kesin bulurdu. Malasef bu Tudor'da yıldız oyunculara karşı bir takıntı var. Geçen sezon Bruma- Sneijder'e takmıştı kafayı, şimdi Gomis'e taktı galiba.
Tunus, Fas, Cezayir'den oyuncu alırken, sözleşmeye ağır şartlar koyacaksın. Çünkü bu ülkelerin futbolcuları çok disiplinsiz oluyor. Feghouli de Belhanda gibi gereksiz yere oyundan atıldı ve Galatasaray'a zarar verdi.