CANLI
SKOR
Levent Tüzemen

Levent Tüzemen

Çakır ve Belhanda!

Derbide maalesef hakem Cüneyt Çakır ön plana çıktı. Galatasaraylı oyunculara Fernando hariç, gösterdiği tüm kartlar doğruydu. Ama aynı cesareti Mariano'ya iki kez sert faul yapan Ozan Tufan'a gösteremedi. İkili mücadelelerde tercih haklarını daha çok Fenerbahçe'den yana kullandı. Hasan Ali'nin elle oynadığı pozisyonda penaltıyı veremedi. Ben Çakır derbiye atandığında MHK'yı kutlamış, böyle bir büyük maçı dünyada gururumuz olan Çakır'ın yönetmesini doğru bulmuştum. Maalesef hayal kırıklığı yaşadım. Çakır maçı kendi oynamaya çalıştı. Özellikle Galatasaraylı oyuncuları öfkelendirdi.
Fenerbahçe doğru bir oyunla Galatasaray'ın karşısına dikildi. Geniş alanda kalabalık savunma yaptı ve Galatasaray'ın hızlı hücum yapmasına izin vermemeye özen gösterdi ve kontrataklarla da gol aradı. Janssen ile de iki net pozisyonu harcadı.
At sahibine göre kişnermiş... Galatasaraylı oyuncular, 8 puan önde çıktıkları derbide maalesef zihinsel olarak sakin kalamadı. Tudor'un kulübedeki gergin hali, Galatasaraylı oyunculara da olumsuz yansıdı. Ayrıca Hırvat hocanın tercih ettiği üçlü defans tam başına iş açacakken Serdar Aziz'in sakatlanması dörtlü savunmaya geçmesi için bir şans oldu.
Galatasaray oyunun hakimiyetini eline geçirirken, rakibin de kanatlardan bindirme yapmasını engelledi. Belhanda dışında Galatasaraylı tüm oyuncular mükemmel mücadele etti. Haftalardır etkisiz oynayan Belhanda, Galatasaray'ın Fenerbahçe üzerinde baskı kurduğu anlarda sarı kartı olmasına rağmen tıpkı Trabzonsporlu Sosa gibi davranıp, kendisini attırdı ve takımını 10 kişi bıraktı. Tudor'un artık Belhanda ile konuşması ve onu kulübeye çekmesi gerekir. Çünkü forma rekabetine girmeyen oyuncu Belhanda gibi şımarıyor. Tudor'un Belhanda'nın yerine Selçuk İnan'ı düşünmemesi büyük hataydı. Ayrıca Rodrigues olmadığı için hiç hızlı atak yapamadı. Gomis çıktığında Eren'in yerine Rodriguez'i almak daha doğru olur ve Fenerbahçe kalesinde tehlike yaratılırdı. Galatasaray 10 kişilik bölümde öncelikle skoru korumaya ve derbiyi kaybetmemeye özen gösterdi. Bu derbiye ihanet eden iki isim var: Biri Cüneyt Çakır, diğeri de Belhanda. Ayrıca Tudor da derbi dersini geçemedi. Galatasaray taraftarı da koreografideki gibi takımı ayağa kaldıracak tezahüratı yapamadı.

Yanlıştan dönünce

Tudor'un ünlü İtalyan teknik adam Conte'ye hayran olduğunu biliyoruz. Conte, Juventus'ta hocalık yaparken 3'lü savunma uyguluyordu. Tudor da hep "3'lü savunma"yı uygulamak için fırsat kolluyor. Galatasaray 7 maçta 6 galibiyet ve bir beraberlik alırken hep 4-3-2-1 sistemiyle oynadı. Türkiye'nin en iyi savunma yapan takımlarından Konyaspor'a karşı 3-5-2 oynamak Tudor'un yanlış tercihiydi. Hele hele Eze-Fofana gibi iki çabuk ve hızlı hücumcuya karşı 3'lü savunma oynamak Galatasaray kalesinin sık tehlikeler yaşamasına neden oldu. Bir teknik adam maça 3'lü savunma başlayabilir. Ama sistemin işlemediğini ve Maicon- Fernando-Denayer üçlüsünün zorlandığını görünce insan çark etmez mi? Tudor adına "3'lü savunma olmadı. 4'lü savunmaya dönüyorum" demek ayıp olmamalı. 3'lü savunma yüzünden Fernando orta alandaki etkinliğini kaybedip Maicon-Denayer arasına sıkıştı ve baskı yediği için öne doğru dikine etkili paslar atamadı. Yine 3'lü savunma yüzünden Mariano ile Feghouli ikilisi kanatlardaki etkinliklerini gösteremedi. Konyaspor'un kompakt futbol anlayışı içinde yaptığı kalabalık savunmayı Galatasaray aşamadı. İlk yarıda sadece Feghouli'nin kişisel becerisiyle attığı ve köşeye giden mükemmel şutu kaleci Serkan inanılmaz bir refleksle kurtardı.
Rodrigues'in sakatlanıp çıkması, Selçuk İnan'ın girmesi Galatasaray'ın kötü oyununu iyiye çevirdi. Finlandiya maçında oynadığı dikine futbolla göz dolduran Selçuk aynı performansı Konya'da da sürdürdü. Özellikle Gomis'in ilk golünde attığı uzun topun şiddeti ve kalitesi mükemmeldi. Mariano, Selçuk'un pasları ile kanat bindirmelerini hatırladı. Tudor'un ikinci yarı dörtlü savunmaya geçmesi Galatasaray'ın dağınık görüntüsünü toparladı. Haftalardır gole susayan Gomis'in maç boyu istekli ve coşkulu hali Galatasaray'a itici güç oldu. Attığı iki golle de geceye damgasını vurdu. Belhanda'nın da artık Gomis'in bu hırsından bir ders alması gerekir. Çünkü Konya'da etkisiz ve çok top kaybı ile oynadı. Fernando, Galatasaray'ın iyi oyununun şifresidir. Tudor, Brezilyalı yıldızı artık savunma içine sokmamalıdır. Çünkü Fernando top çalan, oyunu geriden iyi gözleyen ve isabetli paslar atabilen bir oyuncu. Savunmaya sırtı dönük oynadığında hem top kaptırıyor hem de o müthiş yeteneklerini kaybediyor.

Prim yok, alın teri var

Bir şeyi yapabileceğinize kendinizi inandırırsanız, yapacaklarınız ne kadar güç olursa olsun başarırsınız. Tüm Türkiye, tüm Avrupa, tüm dünya Vodafone Park'ta İngiltere'yi yenen ve Avrupa Şampiyonu olan Ampute takımının zaferine tanık oldu. Bu zafer cesurca mücadele eden, terini akıtmaktan vazgeçmeyen, yüreğiyle oynayan ve tüm engelleri aşan insanların destanıdır.
Kaleci Selim Karadağ'dan tutun da Alican Kuruyamaç'a, Mehmet Yunsur'a, Feyyaz Gözüaçık'a, Rahmi Özcan'a, Muhammet Yeğen'e, Serkan Dereli'ye, Osman Çakmak'a, Fatih Karakuş'a, Fatih Şentürk'e, Kemal Güleç'e, Barış Telli'ye, Ömer Güleryüz'e kadar her oyuncumuz yüreklerini ayak yaparak, inançlarını ruhlarına ekleyerek, coşkularını, kazanma duygularını hırs yaparak ve müthiş bir mücadele ortaya koyarak dev bir başarıya imza attılar. Hepsi üzerlerindeki ay-yıldızlı formanın ne kadar değerli olduğunu bilerek koştular.
Ömer Güleryüz'ün golüyle perdeyi açtık. 41 bin kişinin desteğiyle İngiltere'ye üstünlük kurduk. Maç bitti derken golü yedik. Ama asla şoka girmedik. "Türkiye'ye söz verdik, şampiyon olacağız" inancıyla İngiltere kalesine yüklendik. Şırnak'ta hain bir mayın yüzünden bacağını kaybeden kaptanımız Osman'ın attığı golle hak ettiğimiz Avrupa Şampiyonluğu'nu kucakladık. Bu zafer, pes etmeyen ve zafere inanan yürekli insanların başarısıdır. Bu zaferde prim yok, para yok, sadece alın teri var.
Ampute Milli Takımı'nın kazandığı büyük zafer unutulmayacaktır. Ancak bu zafer abidelerinin ortaya koyduğu mücadele dilerim diğer milli takımlarda oynayanlar için de bir ders olur.
Avrupa Şampiyonluğu teknik adamından tutun da her oyuncuya analarının ak sütü gibi helal olsun. Ampute Milli Takımı'nın yıldızları 80 milyon Türk insanına tarihe geçecek büyük bir gurur yaşatırken apolet olarak da sırtlarına şunu yazdırdılar: "Türkiye sizinle gurur duyuyor.."

Rezilsson!

EURO 96'ya İngiltere'ye gittik. Hoca: Fatih Terim. EURO 2000'e Belçika-Hollanda'ya gittik. Hoca: Mustafa Denizli. 2002'de Dünya Üçüncüsü olduk. Hoca: Şenol Güneş.. EURO 2008'de Avrupa üçüncüsü olduk. Hoca: Fatih Terim.. EURO 2016'da Fransa'ya gittik. Hoca: Fatih Terim.. Türk Milli Takımı asla yabancı hocalarla bir yere varamaz. Çünkü yabancılarda asla "Ay-yıldız" ile ilgili bir aidiyet duygusu olamaz. Ama yerli hocalar bu ülkenin insanı oldukları için hep sorumluluk içinde olurlar. Çünkü Türk oyuncusu maalesef taktikten çok duygusallıktan anlar. Yabancı hocalar yaptıkları işe, "Parasal ve profesyonel" gözle bakarlar. Asla yenilgilere kafa yormazlar.
TFF Başkanı Yıldırım Demirören'in, "Beşiktaş'tan gönderdiğim için vicdan azabı duyuyorum" dediği ve Terim sonrası Milli Takım'ın başına getirdiği Lucescu'nun son kullanma tarihi bile geçmiş. Türkiye'ye kompakt futbol anlayışını getiren Lucescu İzlanda ile ilgili hiç analiz yapmamış. Çünkü Lucescu zihinsel olarak tıkanmış, bilgi olarak tükenmiş. Oyuncu seçimlerini Lucescu kendi mi yaptı, yoksa birilerinin kulağına üflemesiyle mi 11 kurdu? Duvar gibi İzlanda'ya karşı savaşçı bir orta saha yerine Emre-Nuri-Oğuzhan gibi "Lokum" yumuşaklığında bir orta saha ile çıkarsan kaybedersin. Barcelona'da yedek kadroya bile alınmayan Arda'yı "100. Milli maçını kutlasın" diye oynatır ve Milli formayı giymek için çırpınan oyuncuların önünü kesersen futbol sana adaletli davranmaz. Sen ligde yenilgi almamış Galatasaray'ın formda stoperi Serdar Aziz'i tribüne yollar hocası Aykut Kocaman'ın bile oynatmadığı Mehmet Topal'dan stoper yaratmaya çalışırsan hezimeti görürsün. 3 golde de Topal'ın hatası vardı.
Sonuç: Arda Turan ve arkadaşlarının torpilinde oluşan Milli Takım nasıl Fransa'da nal topladıysa Rusya defterini kapadı.. Hayallerimizi yıkanlara yazıklar olsun.
"Milli Takım asla yabancı hocalarla bir yere varamaz. Çünkü onlarda asla "Ay-Yıldız" ile ilgili bir aidiyet duygusu olmaz"

Ciddiyet...

Hakem Alper Ulusoy'un uydurma penaltısıyla skor 2-2'ye geldiğinde dakika 84'tü. Önce Galatasaraylı oyuncular kendilerine, "Biz Karabük önünde nasıl bir haldeydik?" diye sormalılar... Hiç bir maç kağıt üzerinde kazanılmıyor. Taraftarlar "4 atarız, 5 atarız" zihniyetindeydi. Galatasaraylı futbolcular da gala gecesine çıkmış rahatlığındaydı. Bu sezon Türk Telekom'da Galatasaray'ı hem fizik olarak hem mücadele olarak zorlayan ilk ekip Karabük oldu. Başta Belhanda olmak üzere birçok oyuncu pas verme konusunda çok laubali idi. Özellikle Galatasaraylı oyuncuların kaptırdığı topları, aç kurt gibi bekleyen Karabüklü oyuncular hemen hızlı hücuma taşıdı.
90 dakika boyunca Karabük, Galatasaray'ı bekledi kontrayı kovaladı. Hücumu forse eden ise hep Galatasaray'dı. Ancak final paslarında başta Rodrigues olmak üzere Karabük kalesi önünde yaşanan pozisyonlarda özellikle Gomis'e gol attırmaya çalışmaları çok büyük hataydı. Yani Galatasaraylı oyuncular sahada Karabük yokmuş gibi oynamaya çalıştılar. Yedi gole imza koyan Gomis'in Bursa maçı dahil iki haftadır ayakta duracak gücü yoktu. Ama yıldızların ne yapacağını kestiremezsiniz. Fransız yıldız da Maicon'un attığı galibiyet golüne katkı sağladı. Feghouli, Belhanda ve Rodrigues üçlüsünün ısrarla kendilerinin gol yapabilecekleri pozisyonlarda Gomis'e pas vermeleri Galatasaray'ın farkı arttırmasını engelledi.
Maicon hakemin uydurma penaltısına "Ben yapmadım" diyerek uzun süre itiraz etmişti. Galatasaray seyircisi de 2-2'den sonra takımını ileri iten müthiş bir tezahürat ortaya koydu. Bu destekle maçı bırakmayan Galatasaray, Karabük'ün üzerine yüklenirken sonuca itiraz eden, teslimiyetçi bir ruh sergilemeyen Maicon ileri çıkıp golü atarak, Galatasaray'ın kazanmasını sağladı. Galatasaraylı oyuncular, galibiyete rağmen dünkü maçtan ders çıkarmalı ve kafalarında "küçük takım, büyük takım ayrımı" yapmamalıdır. Eğer rakibi küçük görürsen her zaman Maicon gibi bir oyuncu çıkıp seni korku tünelinden alıp, galibiyete taşıyamaz. Futbolda başarının anahtarı ciddiyet, ciddiyet, ciddiyettir...

Sneijder’in paralı askerleri

Galatasaray Başkanı Dursun Özbek, Hollandalı yıldız ve Bruma hakkında önemli açıklamalar yaptı: İki yıl önce yollayacaktık ama...

Yazarımız Levent Tüzemen, ağabeyi Ergin Büyüka'yı kaybeden Şansal Büyüka'yı acı gününde yalnız bırakmazken, Tüzemen cenaze töreninde Galatasaray Kulübü Başkanı Dursun Özbek'le sohbet etti. İşte Özbek'in Sneijder'den Bruma'ya ve transfer politikalarından Asamoah'a kadar özel açıklamaları:
🔴 Sneijder yüzünden çok tepki çektik ve medyada yıpratılmaya çalışıldık. Bunun nedeni belli. Sneijder'in paralı askerleri! Evet nerede şimdi o paralı askerler? Bakın Sneijder'in Nice'teki durumu ortada. Aslında biz bu Sneijder operasyonunu iki yıl önce yapmayı planladık ancak taraftar baskısı yüzünden geri adım attık. Medya da o zaman yine Sneijder'in yanında yer aldı.
🔴 Bruma'yı sattık diye tepki gördük. Beşiktaş maçında son 15 dakikada oyuna girdi, hiçbir şey de yapmadı. Orada da buradaki gibi davranıyor. "Hoca beni oynatmıyor" diye isyan ediyor, hatayı kendisinde aramıyor ve sadece konuşuyor.
🔴 Galatasaray'ın bu transferleri için çok emek harcadık. Sezon bitmeden isimleri belirledik. Cenk Ergün'ün çok büyük başarısı var.
🔴 Beni eleştirenler harcadığımız paralar için tepki gösteriyorlar. Galatasaray'ın parasını sokağa atmadım. 43 yıldır imza atıyorum. Bu transferlerde de son kararı ben verdim.
🔴 Asamoah için çok uğraştım ancak Juventus ısrarla oyuncuyu vermedi. Devre arasında almak için tekrar uğraşacağız.

Sihirbaz Tudor

Galatasaray'ın son 20 dakikada maçı döndürmesi sihirbazlık olaylarına benziyor... Ekran başındakilere, "Oyundan kimler çıksın?" diye sorulsaydı, cevap kesinlikle Rodrigues- Tolga ikilisi olurdu. Ama İgor Tudor, bütün spor otoritelerini hatta kendi meslektaşlarını bile şaşırtacak iki değişikliğe imza attı... Galatasaray'ı sağ taraftan atağa kaldıran Mariano ile soldan bindiren Latovlevici'yi çıkartıp, Feghouli- Yasin ikilisini oyuna aldı. Maçın başından beri inanılmaz pas hataları yapan, koşacak gücü olmayan Tolga ile Rodrigues'i tuttu. Tudor'un sihirbaz gibi değişiklikleri, Galatasaray'a liderliğini perçinleyecek ve namağlup unvanını koruyacak puanları kazandırdı. İlk golde Feghouli'nin topa vuruş kalitesi çok mükemmeldi, kaleci Harun çaresiz kaldı. Galibiyeti getiren Tolga'nın ayak içiyle topa vuruşu, Harun'u bir kez daha çaresiz bıraktı. Kazanırken yanlışları da görmek lazım:
1- Galatasaray'ın teknik heyeti rakibi iyi analiz edememiş.
2- "Kendi oyunumu oynarım rakibe bakmam" felsefesi ile sürekli oynayamaz.
3- Tudor, bazen sistemden ziyade taktiklerin ve stratejilerin bir maçın kazanılmasında önemli olduğunu öğrenmeli.
4- Tudor'un kadro istikrarına bağlı kalıp, kazanan 11'de ısrar etmesine saygı duyuyorum ama rakipler, Galatasaray'ı ezberledi. Tudor, diğer oyuncuları hazırlamalı, oyun sıkıştığı an bir B planı üretmeli.
Belhanda, Galatasaray'ın oyun aklı olacaksa sorumluluk duygusunu da geliştirmeli. Sadece top ayağındayken kalitesini sergilememeli, boş alanlara kaçıp, arkadaşlarının rahat pas yapmasını da sağlamalı. Çünkü Belhanda, bileklerini iyi kullanan, oyunun yönünü değiştiren, yıldız bir oyuncuydu. Rodrigues, farfara yapısıyla çok top kaybetti ama Feghouli girdikten sonra Galatasaray'ın önde etkili top tutmasını sağladı. Yani Feghouli artık ilk 11'de yer almalı. Beni en çok şaşırtan Maicon oldu. Evinde aslan kesilen Maicon, deplasmanlarda aynı ciddiyette olamıyor. Ciddi pozisyon hataları yaptı. Rakibi kontrol etme ve topu oyuna sokmada ciddi zaaflar yaşadı. Galatasaray bu sezon rakipten daha fazla topa sahip olduğu tüm maçları kazandı. Bursa da da aynı başarıyı gösterdi.
NOT: Fırat Aydınus, beklediğimden iyi maç yönetti, baskı altında kalmadı. İyi yönetimiyle bu hafta hakemlerin namusunu kurtardı.

Hızlı, öfkeli ve keyifli...

Galatasaraylı oyuncular Antalya'da unuttukları özellikleri yeniden kazanmış olarak mücadele etti. G.Saraylı oyuncuların, coşkulu, istekli, yüksek tempolu ve en önemlisi inatla önde yaptığı baskıyı izlerken inanın gözlerim yoruldu. 41 bin kişinin desteğiyle Kasımpaşa'yı sahasına hapseden Galatasaray'ın Gomis'in attığı gol dışında net 8 tane pozisyonu vardı. Bu pozisyonları durdursak ve "Sonuç ne oldu?" diye sorsak çoğu izleyen "Gol oldu" cevabını verirdi. Ancak Rodrigues-Tolga ikilisi, "Bir an önce golü atalım" telaşı yüzünden düşünmeden yaptıkları vuruşlarla karşı karşıya inanılmaz golleri harcadılar. Ayrıca Rodrigues ile Tolga Ciğerci top gelmeden önce çevre kontrolü yapmasını öğrenmeli..
Halk arasında, "Bu sıcağa kar dayanmaz" diye bir söz vardır. Ligin dengeli ve etkili takımlarından Kasımpaşa direnç göstermesine rağmen kalesinden top çıkarmakta zorlandı. Ndaiye, Fernando orta alanda çok top kazandı. Latovlevici sol tarafa denge ve akıl getirdi.. Rumen oyuncu nerede duracağını ve rakibi nasıl karşılayacağını biliyor, üstelik kazandığı topları kaybetmiyor. Etkili ortalar yapmasına taktığı maskenin engel olduğunu düşünüyorum.
Mariano'yu izlerken büyük keyif aldım. Brezilyalı aklını ayaklarına taşıyor.. Galatasaray'ın sağdan yaptığı tüm etkili atakların mimarı Mariano oldu. Galatasaray'ın topu Belhanda ile daha çok buluşturması gerekir. Faslı yıldız kalitesini göstereceği alanlarda buluştuğu tüm topları hep etkili pasa dönüştürdü. Her maçta golle buluşan ve "Savaşçı" bir ruh sergileyen Gomis sadece gol atmıyor saha içinde Galatasaray'ın kalbi, hırsı, ateşleyicisi ve isyankarı oluyor. Gomis'in attığı gole bakalım; topu rakipten çalıyor, Belhanda'ya pas veriyor ardından ceza alanına depar atıp pozisyon alıyor, topla buluştuğunda acele etmeden rakibe mükemmel bir çalım atıp golü yapıyor..
İkinci yarıda Kasımpaşa tüm riskleri alıp Galatasaray'ın üzerine gitmeye çalıştı. Ancak takım savunmasını ve yardımlaşmayı mükemmel oynayan Galatasaraylı oyuncular rakibe pozisyon vermedi. Galatasaray bu seyirci ile göz okşayan coşkulu oyununu, evinde her zaman izlettirecektir.

Sadece Emre yetmez!

Ludogorets ısrarla kalabalık savunma yapınca Başakşehir özellikle ilk yarı rakip kalede pozisyon üretemedi. Çünkü Elia-Visca ikilisi hızlarını çabukluklarını gösterecekleri boş alanları bulamadı. Elia'nın Cicinho ile girdiği ikili mücadeleleri kaybetmesi sinirlenmesine yol açtı. Visca- Elia ikilisi "Gel kanatları değişelim" diye de hiç düşünmedi. Kulübe de bu iki oyuncunun yer değişmesini sağlayacak hamleyi yapmadı. Elia'nın kafayı Cicinho'ya takıp savunmada Clichy'ye destek vermemesi sonucu Lukoki, Başakşehir'in solundan etkili ve tehlikeli bindirmeler yaptı.
Adebayor'un yorgun görüntüsü ile teknik kalitesi yüksek Mossoro'nun etkisiz performansı Başakşehir'in rakibine karşı oyun anlamında üstünlük kurmasını engelledi. Kaleci Broun'un hediye ettiği topa Mossoro'nun vurmak yerine Adebayor'a pas vermeyi düşünmemesi maç içindeki dağınıklığının göstergesiydi. Başakşehir'in hücuma çıkarken kaptırdığı toplar sayesinde Bulgar ekibi ciddi pozisyonlar buldu.
Emre Belözoğlu yine gecenin en göze çarpan oyuncusuydu. Emre savunma arkasına attığı milimetrik paslarla Adebayor, Mossoro, Elia ve Visca'yı gol yollarında buluşturmaya çalıştı. Yeri geldi Emre oyunun yönünü çok akıllıca değiştirdi, hücuma derinlik kazandırdı. Etkili ortalar yapan Emre golü arayan adam da oldu. Emre'nin Adebayor'un topuk pasına yaptığı deparda topun dibine girmesi mükemmeldi. Ama bu topun kaleci Broun'un sırtına çarpıp gol olmaması Emre adına şansızlıktı. Ludogorets, fizik olarak hiç düşmedi. Çok koştular, savunmaya takım halinde gelip adeta etten duvar ördüler. Karabük deplasmanı hariç tüm maçlarda "İstikrar" adına aynı kadroyla oynayan Başakşehir fizik olarak rakibi etkisiz hale getirecek mücadeleyi gösteremedi. Ayrıca Başakşehir, Mahmut'un sakinliğini, akılcılığını fazlasıyla hissetti.

Tudor izledi

Galatasaray üç maçta izlettirdiği yüksek tempodan ve coşkulu oyundan uzaktı. Antalya'nın sıcağı ve nemi, Galatasaraylı oyuncuları sanki uyuşturmuştu. Her zaman rakibe önde yapılan baskı yoktu. Gomis ve Rodrigues istekliydi. Gomis önde top tutuyor, Rodrigues ısrarla sahanın her yerine basıyor ve özelikle sağdan etkili hücumlar deniyordu. Ndiaye eğer orta alanda hücuma dönük yakaladığı topları doğru bölgeye pas olarak kullansaydı Galatasaray golü erken bulabilirdi.
Tempo düşük olmasına rağmen Galatasaray'ın üç doğrusu vardı:
1- Antalyaspor ataklarını karşılarken takım halinde savunmada oldular.
2- Doğru pozisyon alırken, rakibin baskısı karşısında asla panik yapmıyorlar ve birbirlerine yardım ediyorlar.
3- Hücuma dikine paslarla çıkmaya sadık kalıyorlar ve topu şişirmiyorlar.
Galatasaray Dergisi'nin Eylül sayısında Belhanda'ya, "Tudor'un senden beklentisi nedir?" diye sormuşlar. Belhanda şöyle cevaplamış: "Takımı oynatmamı, oyunu yönlendirmemi ve orta sahada top almamı istiyor. Ayrıca rakip alanda pozisyon yaratmak gibi bir görevim var..."
Oyun içinde etkili görünmeyen o Belhanda kabına sığamayan Rodrigues'e, "Belhanda kalitesinde" bir top attı. Rodrigues, yaptığı kaliteli koşuya bir de kaliteli orta ekledi. Gomis de "Golcü topa böyle vurmalıdır" dercesine ayak içiyle mükemmel bir gol attı. Galatasaray'ın oyun aklı durumundaki Belhanda'nın daha fazla sorumluluk alması gerekiyor. Bu sorumluluğu Belhanda almayınca devreye Tudor girmeliydi. Çünkü son 20 dakikada Antalya risk alarak tüm hatlarıyla Galatasaray'ın üstüne geldi. Tudor, hamlelerde geç kaldı. Özellikle çok koşan Ndiaye'yi Selçuk ile değiştirmesi hataydı. Hırvat hoca, takımın şuursuzca geriye yaslandığını görmesine rağmen 'kenardan çıkın, topu önde tutun' gibi talimatlar yağdırmadı. Tudor'un rakip defansı etkisiz hale getirebilecek Feghouli'yi oyuna erken almaması da hataydı. Galatasaray ilk 3 maça oranla ilk kez topa sahip olma oranında rakibin gerisinde kaldı. Galatasaray'da bütün futbolcular sağ ayaklı. Tudor farklılık yaratabilecek takımdaki sol ayaklı oyuncuları da kullanmalı. Galatasaray yaşadığı puan kaybından ders çıkarmalı.