CANLI
SKOR
Levent Tüzemen

Levent Tüzemen

Onyekuru fark yaratır

Onyekuru yeni sezonda Galatasaray'ın "flaş oyuncusu" olmaya adaydır. Genç Nijeryalı'nın çabukluğu, dar alandaki çalım becerisi ve geniş alanda sergileyeceği sürati en büyük silahları olmasına rağmen en önemlisi müthiş bir oyun aklı var. Attığı gol topa vurmadan önce yaptığı çevre kontrolünün yanısıra zekasının bir ürünü. Golde Fernando gibi bir ustanın desteğini de alkışlamak gerekir. Onyekuru takım arkadaşlarıyla futbol dilini daha uzun konuşmaya başladığında yeterli desteği alacak ve "zeka, çabukluk, sürat" gibi silahlarını sergileyecektir.
Fatih Terim'in verdiği "Kimse G.Saray'dan büyük değildir" mesajını Gomis artık anlamıştır. Onyekuru- Rodrigues-Belhanda, Emre Akbaba'nın hücumda pas istasyonu olacak Gomis'le oyun kaliteleri yükselir. Çünkü Eren'in, Terim'in istediği çabuk oyuna ayak uyduramadığını yine gördük. Gomis oynadığında rakip savunmanın dengesi bozuluyor.
Donk-Fernando ikilisi Türk Telekom'da birlikte oynamamalı. Bu ikili yeterli derecede üretici olamadıkları gibi oyun anlayışları da savunmaya yönelik olunca Galatasaray'ın temposu aşağı iniyor. Emre Akbaba-Fernando birlikte oynadığında Melo-Selçuk ikilisinin skora yönelik üretimlerini göreceğiz. Özellikle sol ayaklı Akbaba'nın göbekten hücuma dikine taşıyacağı toplar ile sunacağı paslar kanatlarda oynayacak oyuncuları da rahatlatacaktır.
Galatasaray'ın şu an da en zayıf halkası savunmanın göbeği. Galatasaray eğer savunmasını güçlendirmez ise her takım Göztepe gibi beceriksiz olmaz. Maicon-Ahmet Çalık ikilisinin yaptığı hatalar inanılmazdı. Bu ikili rakip hücumlarında ceza alanı içinde pozisyon alırken maalesef çevre kontrolü yapmıyor.

Bu zemin Beşiktaş’ın hızını keser

Geçen sezon Türkiye'nin en iyi zemini Beşiktaş'a aitti... O zemin sayesinde Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi'nde evinde rakiplerine yenilmediği gibi çok etkili oynadı. Shakira konseriyle bozulan 'hibrit' çimle kaplı zemin acilen onarılmaz ise top tekniği ve pas yapabilme yüzdesi yüksek Beşiktaş her maç ciddi zorlanır. Beşiktaş'ın 1-0'lık galibiyetine bakıp, "LASK Linz güçlü rakip" demek doğru olmaz.
Avusturya ekibi geriye yaslanmadan hücumu düşünerek oynadı ve tüm oyuncular çok koşup, iyi mücadele etmeye çalıştı. Linz'li oyuncular zaman zaman önde yaptıkları baskıyla Beşiktaş'ın başını ağrıttı ve pozisyonlar buldular. Ancak Linz'in maç boyu girdiği pozisyonların hepsinde Beşiktaşlı oyuncuların kaptırdığı toplar etkili oldu. Oğuzhan'ın arka direğe kestiği topa dengeli ve isabetli bir kafa vuruşu yaparak golü atan Babel, Caner'in de desteğiyle soldan rakibi tüketen bindirmeler yaptı.
Beşiktaş daha farklı kazanabilirdi. Lens, Oğuzhan ve Larin gözü kapalı atacakları golleri vuruş beceriksizliği yüzünden harcadı. Tolgay'ın aşırtma denemesi ile maç biterken Love'un vuruşunda top direklere takıldı. Beşiktaşlı oyuncuların isabetli pas oynama alışkanlığına bozuk zemin adeta hançer gibi saplandı. Oğuzhan, Lens, Medel, Babel, Caner dikine top taşırken ve rakibe çalım atarken tarlaya dönen zeminde zorlandılar, hatta tökezlenip düştüler.
Beşiktaş kalitesiyle, tecrübesiyle turu geçecektir. Linz'li oyuncuların rövanşta en büyük silahları sert oyunları olacaktır. Linz bu sertliği Polonyalı hakemin izin vermesiyle Vodafone'da uyguladılar üstelik gerekli kartları görmediler.

Taraftar için oynamalıydı

Yunanistan'ın 2004'te Avrupa Şampiyonu olurken "Geriye yaslan rakibi 25 metrede bekle sonra kontratakla ya da duran topla 1 golle maçı kazan" politikası dünya futboluna büyük zarar verdi. Hücum futbolu oynamayı düşünen tüm takımlar zaman zaman kompakt oynayan takımlara kaybedebiliyor. Akhisar golü erken bulduktan sonra Eren'den golü yiyinceye kadar tıpkı Yunanistan gibi oynadı. Belhanda, Feghouli ikilisi dar alanda etkisiz kalırken Rodrigues bir kez geniş alan buldu ve Dany tarafından indirildi. Çok net kırmızıydı. Ama Türk hakemliğinin gururu Cüneyt Çakır, uyarılarla VAR'a gitmesine rağmen kırmızıyı gösteremedi. Bu kararın altında acaba 'Ben Dünya hakemiyim asla hatalı karar vermem' egosu mu yatıyor? Oynayan taraf Galatasaray oynatmayıp kontratağı kovalayan Akhisar'dı. Yüzde 78'e 22'lik Galatasaray'ın topla oynama üstünlüğü maçın röntgenini bize çekiyor. Galatasaray'da Gomis krizi sürüyor. Fransız golcü, taraftarı ve takımı ateşleyen görüntüsünden uzak oynadığı gibi gönülsüz ve isteksiz hareket ediyor. Bu isteksizliği kaçırdığı penaltıya gelirken bile çok belliydi. Üstelik saha içinde Terim'in gösterdiği tepkiye karşılık verdi. Gomis'in şampiyonluk sezonunda profesyonelliği ortaya çıkmıştı. Allah için iyi mücadele edip yürekten oynamıştı. Ama hakkı olmadığı halde istediği ekstra zam verilmedi diye karakter olarak bu kadar oyundan düşer mi? Fransız golcünün Galatasaray'daki günlerinin çok parlak olacağını düşünmüyorum. Oynadığı hazırlık maçlarında gönülsüzlüğü ortadaydı. Ancak dün kupa finalinde parayı bir kenara koyup 17 bin Galatasaray taraftarı için en azından oynamalıydı.

Herkesin yüreğine sağlık

Galatasaray'ın 21. şampiyonluğunda ilk sıraya önce taraftarı sonra Terim'i oturtmak gerek... Sezon başında şampiyonluğa inanan G.Saray taraftarları, yeni kurulan bir takımı kaybettikleri her maçtan sonra bile destekledi. İgor Tudor'la şampiyonluğun kazanılmasının zor olduğuna inandıkları anda Dursun Özbek ve yönetimine doğru bir hamle ile müthiş bir baskı kurarak göreve Fatih Terim'i getirtti. Galatasaray taraftarı ve Terim her zaman etle tırnak olmuştur. Şampiyonlukların, kupaların ve finallerin en tecrübeli hocası Fatih Terim, kolları sıvadığı andan itibaren Florya'da kaybolan aile ortamını yeniden inşa etti. Galatasaray'da yaşanan başkan ve yönetim değişikliğine rağmen de Terim geri adım atmadı. Ekonomik zorlukları göğüslemek için Ndiaye'nin gönderilişine ses çıkarmadı, sadece kiralık olarak Japon yıldızı Nagatomo'yu getirtti.
Fatih Terim'in en büyük başarısı ise Tudor'un gözden çıkardığı futbolcuları yeniden kazanmak ve hedefe yöneltmek oldu. Donk, performansı ve mükemmel profesyonellik anlayışı ile Ndiaye'yi aratmadı. Tudor un "Devre arasında mutlaka gönderin" dediği Sinan Gümüş, Terim'in prensi olarak tarihi 2 maçta Galatasaray'a 6 altın puan kazandırdı. Rodrigues-Gomis ikilisi ise şahlandı. Galatasaray çok kritik ve hayati önem taşıyan bir şampiyonluk kazandı. Şampiyonlar Ligi'nden gelecek para, kombine ve forma satışları takımın ekonomik yapısını toparlamasını, geleceğe ümit ve güvenle bakmasını sağlayacaktır. Bu önemli şampiyonlukta pay sahibi olan herkesin, emeğine, yüreğine sağlık.

Kıymetli 3 puan

Akhisar deplasmanı Galatasaray için zor bir eşikti. Okan Buruk'un öğrencileri, büyüklere karşı kaybettikleri maçlarda bile iyi oynamışlardı. Galatasaray, ilk 20 dakikada Rodrigues ile iki mükemmel gol buldu. Özellikle ilk golde Linnes-Feghouli-Rodrigues üçlüsünün çabuk düşünüp, çabuk paslaşması göz alıcıydı. Büyük takım, böyle bir skordan sonra oyunun hakimiyetini rakibe vermez. Ancak Galatasaraylı oyuncular, gereksiz bir rehavet içine girip 'maç bitti' psikolojisiyle laubali oynadılar.
Ali Palabıyık'ın ürettiği olmayan penaltıyı eğer Soner gole çevirseydi, Galatasaray psikolojik olarak dağılabilirdi. İkinci yarının hemen başında Galatasaraylı oyuncuların geriye yaslanarak skoru korumu psikolojisiyle hareket etmeleri oyunu ve topa hakim olmayı düşünmemeleri Akhisar'ı cesaretlendirdi. 50'nci dakikada Serdar'ın şanssız şekilde kendi kalesine attığı gol, Galatasaray'da bir anda panik havası yarattı. Sakat Donk, orta sahada etkili oynarken, Selçuk-Fernando ikilisi, çok etkisizdi. TT Stadyumu'nda coşan, özellikle Beşiktaş maçında 10 km koşarak harika işler yapan Gomis, yine deplasmanda çok etkisizdi. Hele hele kaçırdığı gol akıllara zarardı. Yani topa 130 kilometre ile vurmak iki gol mü sayılıyor? Gomis sert değil de ayağının içiyle dokunup gol atsaydı hem Galatasaray rahatlayacak hem de Aksihar'ın direnci kırılacaktı.
Galatasaray'ın panik dakikalarında paniklemeyen yine Muslera'ydı. Özellikle Muğdat ve Seleznov'un önünden çaldığı iki topla Galatasaray'ı resmen ipten aldı. Eğer bu pozisyon gol olsaydı, Galatasaray'ın ruh hali maçı döndürecek seviyede değildi. Okan Buruk, kendisine atılan iftiralara karşılık sahaya Akhisar'ı tam kadro ile sürdü. Özellikle ikinci yarıda Galatasaray ile kafa kafaya oynayan mükemmel mücadele eden ve Galatasaray'ı resmen kalesine hapsettiren bir Akhisar izledik. Galatasaray, çok kıymetli bir 3 puan alırken futbol olarak fazla göz okşamadı. Nagatomo, Rodrigues, Donk ve Muslera, bireysel becerileriyle ve kaliteleriyle Galatasaray'ı ayakta tuttu. Fatih Terim en kritik anda penaltı kaçıran Gomis'e bu sorumluluğu vermeyi tekrar düşünsün.

Olağanüstü...

Tarihe geçecek mücadele ve kaçan pozisyonlar olarak uzun yıllar unutulmayacak nefes nefese bir derbi izledik. G.Saray, Tudor'la dibe vurduğu büyük maç kazanma alışkanlığını Terim'le yeniden elde etti. Bu başarının son halkası belki de G.Saray'a şampiyonluk getirecek Beşiktaş galibiyeti oldu. Devler Ligi'nde başarısıyla iz bırakan Beşiktaş'a karşı G.Saraylı oyuncular olağanüstü bir performans ortaya koydu.
Derbinin kırılma noktası 20 ve 23. dakikalardı. Önce Negredo kötü bir aşırtma yaptı, ardından Mariano sakatlandı, yerine Linnes girdi. 24. dakikada Nagatomo'nun ortasına mükemmel koşu yapan Fernando, G.Saray'ı öne geçirdi. G.Saray doğru bir taktikle topu Beşiktaş'a verdi. Alan savunması içinde rakibin hızlı hücumlarına karşı dikkatli oldu. Kontrataklarla gol bulmaya özen gösterdi. Eğer G.Saray puan kaybetseydi kral Gomis büyük tepki alabilirdi. Çünkü ilk yarıda karşı karşıya yüzde yüz golü kaçırdı, ikinci yarı kendine yapılan penaltıyı üst direğe nişanladı.
Her şerde bir hayır vardır derler... Mariano'nun yenine giren Linnes derbinin kaderine imza attı. Hem alanını mükemmel savunan hem de hücuma etkili çıkan Linnes, Rodrigues'e attırdığı golle hem takımını rahatlattı hem de şampiyonluk kapısını açtı. Fernando ve Donk'un etkili oyunları alkışlandı. İki bek Nagatomo ve Linnes çok iyi oynadıkları gibi atılan iki gole de doğrudan asist yaptılar.
Beşiktaşlı oyuncular kupa maçının travmasını tam atlatamamışlar. G.Saray ise yine zihinsel olarak maça Florya'da mükemmel hazırlanmıştı. Terim ne kadar büyük bir hoca olduğunu bir kez daha gösterdi. Rakibi çok iyi analiz etmiş, özellikle Talisca'nın dışardan etkili şutlar atmaması için Donk'u ve Fernando'yu kalkan olarak kullandı. Tudorlu G.Saray büyük maçlarda 1 puan aldı. Terimli G.Saray, hiç yenilmedi 10 puan topladı. Bu derbi zaferi rakiplerinin de direncini kıracaktır. Kalan üç maçta direksiyonda G.Saray olacaktır.

G.Saray’a yakışmadı

Fatih Terim'in Alanyaspor maçını düşünerek Muslera ve Fernando dışında 9 oyuncuyu rotasyonda kullanması ilk yarıda Galatasaray'ın şok yaşamasına neden oldu. Okan Buruk, Galatasaray'ı iyi tanıdığı için takımına kompakt futbol anlayışı içerisinde alan savunması yaptırıp, Muğdat ve Seleznov'u hızlı hücumlarla kontratağa çıkardı. Galatasaray'ın rotasyonlu kadrosunun saha içinde senkronu yoktu. Oyuncuların performansı ve uyumu acemiler mangasına benziyordu. Selçuk ve Fernando ikilisi dururken, orta alanda Tolga Ciğerci oyun aklına soyununca Galatasaray hücum zenginliği yaşayamadı. Ayrıca Tolga birçok final noktalarında pasın şiddetini ayarlayamadığı için Galatasaray gol fırsatlarını kullanamadı. İki kanatta oynayan Sinan, Yasin ikilisi Akhisarspor'un kalabalık savunmasını aşamadı. Denayer iyi ki yetişmiş, çünkü bu Maicon Galatasaray savunmasında artık çok zor oynar. Bir Maicon tercihi Galatasaray'ı hem 10 kişi bıraktı hem de iki gol yenilmesine neden oldu. Hem Serdar hem de Denayer'in kulübede oturmaması gerekiyordu. Biri en azından oyunda olabilirdi. Seleznov Akhisar'ın etkili oyununun şifresiydi. Ahmet ve Maicon'a sürekli kendini unutturdu, iki gole imza atarken çok doğru yerlere koşular yaptı. Eren kanatlardan hiç orta alamadığı için pozisyon bile üretemedi. Akhisarspor mükemmel bir takım savunması sergiledi, Galatasaray, bırakın hücumda organize olmayı üst üste iki etkili pas bile yapamadı. Oyunun ilerleyen bölümlerinde daha fazla iş bitirici isimlere ihtiyacı vardı ama istediği gibi olmadı. Galatasaray elindeki finali rakibine kaptırdı. Bu da Türkiye'de en çok Türkiye Kupası'nı kazanan bir takım olan Galatasaray'a yakışmadı. Akhisar'da ise oyuna giren her oyuncu yüreğini ortaya koydu... Galatasaray'da forma giyen birçok oyuncunun gözden geçirilmesi lazım, bu takımın oyuncusu olup olmadığı konusunda. Örneğin; Latovlevici bu takımın oyuncusu mu?...

İhtişamlı Aslan

Gençlerbirliği maçından sonra Yasin Öztekin şöyle demişti; "Bıraktığın gibi bulamazsın Aslan'ı... Güçlenir, akıllanır, daha ihtişamlı ve daha korkusuz olur." Galatasaray, kendi göbeğini kendi keseceği maça iştahlı, arzulu, mücadele gücü yüksek bir anlayışla çıktı. Her oyuncu, dikkatliydi, Başakşehir'in yaslanarak oynamasını izledi ama çabuk hücuma çıkması için planladığı geniş alanı vermedi. Stratejik maçta sakin olmak, öfkelenmemek ve kart görmemek başarının anahtarıydı. İlk yarıda Galatasaray, Belhanda ve Denayer'le gol olabilecek ataklarda Volkan Babacan'ı geçemedi.
Ama Başakşehir'e de tek pozisyon vermedi. Rodrigues-Nagatomo ikilisinin soldan gerçekleştirdiği ataklar tehlikeliydi ancak final vuruşlarında iki oyuncu da ya isabetsiz pas verdi ya da etkisiz ortalar yaptı.
Başakşehirli oyuncular Galatasaray'ı mücadele içine kattıkları sertliğe öfkelenerek karşılık verdiler.
Özellikle Emre- Arda ikilisi ayaklarına her top alışlarında tribünler tarafından ıslıklanınca, sakin kalamadılar.
Hatta Emre, gördüğü kart sonrası basın tribününe "Bunları yazın" şeklinde hareket yaptı.
Galatasaray'ın ikinci yarıya başlangıcı görkemli oldu. Önde yapılan baskı Clichy, Caiçara ve Epureanu'nun topla çıkarken pas hatası yapmalarına neden oldu. Haftalardır eleştirilen ama sağdan yaptığı bindirmelerle göz dolduran Mariano, ayın en iyi golü seçilecek bir gole imza attı. Brezilyalı, Feghouli ile yaptığı duvar pasından sonra topu önüne mükemmel aldı. Sol ayağının içiyle Volkan Babacan'ı avlayan gole imzasını attı. Gomis belki gol pozisyonlarında etkili değildi ama rakip defans ve kalecinin üzerine müthiş koşularla baskı kurdu. Donk'la Fernando ikilisi rakibi karşılamada, mücadelede ve topu oyuna sokma konusunda başarılıydı. Nagatomo, Visca'yı etkisiz hale getirdi. Tudor'un sol stoper oynattığı Denayer, sağ stoperde çok başarılı oldu. Serdar'ın kafa golü de mükemmeldi.
Başakşehirli futbolcular maç öncesi düzenledikleri yemekte Galatasaraylı oyunculara "Geliyoruz" demişlerdi. Misafir umduğunu değil, bulduğunu yermiş. Galatasaray, Başakşehirli oyunculara mücadelesi yüksek, inançlı, kazanma ruhu tavan yapan bir oyun sundu ve zirve koltuğunu haklı olarak aldı.

Zihinde kazanmış

Uzun süredir ve özellikle Tudor döneminde büyük maç kazanma alışkanlığını yaşayamayan Galatasaray, Fatih Terim'le yeniden ayağa kalktı. Trabzon'un içeride ve dışarıda Galatasaray'a ciddi bir üstünlüğü vardı. Ancak zihinsel olarak milli maç arasında mükemmel hazırlanmış bir Galatasaray takımı gözlemledim. Top Trabzon'dayken Galatasaraylı oyuncular, önde hemen baskı yaptılar. Muslera'dan Gomis'e kadar her oyuncu çok dikkatliydi. Pas hatası yapanlar oldu ama hiçbir oyuncu hata yapanı suçlamadığı gibi yardımına gidip o hatayı kapatmaya özen gösterdi.
Rıza hocanın hücum ağırlıklı kadrosu, "Ben de kazanmak istiyorum" anlamındaydı. Erken gol Galatasaray'ın oyun temposunu eline geçirmesini sağladı. Selçuk, bir maestro gibi oynadı. Milli Takım'a çağrılmadığı için gönlü kırılan Feghouli'yi Fatih Terim öyle bir motive etmiş ki, sahada basmadık yer bırakmadı. Cezayirli yıldız, kanattan yaptığı bindirmelerle Galatasaray'ın hücum organizasyonlarını artırdı. Rodrigues, koşu kalitesi ile ön plana çıkmasına rağmen final hamlelerinde dağınık ve kararsızdı. Ancak maç boyu istekli ve coşkulu oynadı. Gomis, rakiple girdiği tüm mücadeleleri kazanırken attığı gol öncesi baskı altında ve dar alanda topun dibine girmesi mükemmel bir düşünüştü. Galatasaray'da bence en önemli oyuncu Mariano'ydu. Brezilyalı sağ bek, kullandığı her topta aklını devreye soktu. Riske girmedi, Feghouli'ye verdiği gol pasının şiddeti alkışlandı. Belhanda, bir devre saklanıyorsa bir devre öne çıkıyor. Galatasaray'ın ikinci yarının hemen başında Trabzon'dan yediği baskıdan çıkmasını, Belhanda doğru top kullanımı, çevre kontrolü ve etkili paslar ile sağladı. Camia ve taraftar hatta futbolcular, ilk yarıda derbi kazanamadıkları için maça çıkarken hiç ürkek bir tavır sergilemediler. Galatasaraylı oyuncuların hedefi, "İyi oynayalım, büyük maç kazanamama zafiyetine son verelim" şeklindeydi. Trabzon galibiyeti, Başakşehir ve Beşiktaş maçları için de ciddi bir özgüven olacaktır.