CANLI
SKOR
Gürcan Bilgiç

Gürcan Bilgiç

Gençlerin gecesi

Pandemiden sonraki beşinci maçında, ilk defa takım halinde uyum ve performans üreten bir takım izledik Fenerbahçe adına. Belki de taşların yerine oturması, hafızaları geri getirdi. Gustavo orta sahaya geldi, Ozan forvet arkasına geçti, Tolgay pasör olduğunu hatırladı ve Hasan Ali yine asistle oynadı.
Düzen, oyunculara da güven getirince, maçın kontrolünü ellerinde tuttular. Genç Ferdi'nin iki mükemmel golü elbette övgüye değer. İkincisi hele, bir "yapım" harikası olarak da değerlendirilebilir. Sadece tabela değil Ferdi'ye övgüler sunmamızın nedeni. Sol bek gibi oyun disiplinine sahip olması, arkasındaki beke destek vermesi ve pozisyonunu kaybetmemesi de onu başka yaptı bu maç adına. Pas oyunu içinde daha 30. saniyede öne geçebilirlerdi. Topu ayağına alan oyuncunun, hücum aksiyonlarında en az iki seçeneğinin olması sıkıntılı günlerde gelişmenin işareti. İşin ilginci, yine kaleyi tutan ilk topun gol olmasının son anda genç Altay tarafından engellenmesiydi. Soner'in attığı nefis gol bir tarafa, Wilczek ile Altay arasında da müthiş bir düello geçti.
Bu maçlarda hep beklentinin az olması gerektiğini savundum. Uzun ara, antrenmansızlık futbolcuları form olarak aşağıya çekecekti. Ama Fenerbahçe'de, bunu istikrar olarak değerlendiren oyuncular hala var. Ozan'ın "ağır çekimi" tercih etmesi bir yana Dirar'ın tek isabetli orta yapamadan soyunma odasına gitmesini de izledik. Arkası dönük oyuncuya faulünden sarı kart görmeyi becerip, kendini attıran Serdar Aziz mi, yoksa bölgesini kapatamadığı için gol vuruşuna izin veren Gustavo mu?
Diğer taraftan iki genç yıldız; Ferdi ve Altay takımın yükünü çekti. Atan- tutanın maharetiyle gelen üç puan için seviniyor Fenerbahçeliler. Diğer oyuncuların "kazandık" tebessümleri de vardır soyunma odasında. Ama bu maçların bir faturası çıkacaktır mutlaka. En ihtiyaç duyulan anlarda, en "sarsak ve verimsiz" olarak, en iyi "paraları" alanların muhasebesi yapılacaktır.

Büyük takım!

Zirvenin düğüm maçında, sahaya karakter koyan takım Galatasaray oldu. Eksiklerine, sakatlarına, cezalılarına veya kaybettiği puanlara rağmen, neden şampiyonluğa oynadıklarını gösterdiler. Sadece inatlarını yaşatmadılar, forvetleri olmadan gol pozisyonlarına da girdiler, kilit oyuncuları olmadan maçı da yönettiler. Başakşehir'in pandemi sonrasının en iyi takımı olduğunu söylemek yanlış değil. Kaldıkları yerden, sadece küçük formsuzluklarla geldiler bu maça. Ama onları zirvede tutan en önemli özellikleri, birlikte oynama ve "vazgeçmeme" bu kez yoktu sahada. Sanki kendi kendine kazanacakları bir maç oynayacaklardı. Konsantrasyonu dibe çeken bu vurdumduymazlığın cezasını da kesti Galatasaray.
Ve maçın başka bir karakteri; Ali Palabıyık'tı. Bu haftanın sonuçları ve günlerin yorumları onun kararlarını da Başakşehir aleyhine taşıdı. Mahmut'a gösterdiği sarı kart komikti. Visca'nın ilk sarı kartına neden olan faul kararı daha da komik. Üç kart gösterdi, üç Başakşehirli oyuncu bir hafta sonrasının on birinden çıktı, cezalı duruma düştü. Büyük abisi Cüneyt Çakır gibi, önemli maçı yönet, berabere bitirt, başın ağrımasın formülünü uyguladı sanki. Fatih Terim, elindeki kadro ile kazanmanın peşine düşmekten de vazgeçmedi. Rakiplerin puan kaybettiği haftada, beraberlik hiçbir işine yaramayacaktı. Forvetsiz oynadı ama defansı yine bilinen hataları yaptı. Buna rağmen üretmek için çok zorladılar, pozisyonları da yakaladılar.
Sonuç; Galatasaray şampiyonluk iddiasını yitirdi. Başakşehir statükosunu korudu, önümüzdeki hafta iki rakibinin birbiri ile oynayacağı maça bıraktı topu. Sürprizlerin sürecinde, yeni hikayelere hazır olalım. Durum bu.

Mağlup olan aslında galip

Dramatik bir maçtı. Son 15 dakikasına kadar taraftarı olmaktan bile pişmanlık duyacağınız iki takımın mücadelesinde, üst üste gelen goller "yenildim" diyeni, "galibiyet" kürsüsüne taşıdı. Ligde kalma mücadelesi veren Malatyaspor'un, "yanlış" bir kararla 10 kişi kalması, buna rağmen 1-0'dan gelip, 2-1'i bulması başka bir drama.
Fenerbahçe takım halinde "Bunun hesabını nasıl vereceğiz" diye düşünürken, bir dakika sonra beraberliği buldu, üç dakika arkasından da maçı kazandıran golü. Böylesine futbolsuz, keyifsiz bir akşamda, hüzünler ve sevinçlerin sürekli olarak yer değiştirmesi de futbolu hepimize sevdiren en önemli özelliği. Hikmet Karaman çok iyi çalıştırmış takımını. Ama Ali Şansalan... Maçın hakemi... Uzun zamandır böylesine kötü yorumlar görmedim. Benzer pozisyonların birini devam ettirip, ötekini "oyna" diyen standart kayması bir yana; Gökhan Töre'ye gösterdiği iki sarı kartta da yanlışı vardı. Ve elbette kaptan Emre'nin yüzüne temas olmayan pozisyonda, hakemi karta yönlendiren "artistik" çabası da var. Çok üzüldüm. Futbolu bıraktığı sezonda büyük oyuncu olmasının yanında, agresifliği ile hatırlanacaktı belki. Akıllarda bu aldatmasıyla kalmaz umarım.
"Hepsi yapıyor, ne var ki" diye düşünen de olabilir aranızda. Tek söyleyeceğim; 39 yaşına gelmiş Emre Belözoğlu; herkes değil. Başka takımlarda eleştirdiği aynı tip oyunculara edecek lafı da kalmadı Fenerbahçe taraftarının.
Kazanırken kaybettiği maça baktığımızda Malatyaspor'un neden düşme hattında olduğunu anladık. Bu oyuncularla, bu kadar yavaş düşünen akıllarla, ayağındaki topu kaptıranlar, yanındaki pas veremeyenleri gördüğümüzde de Fenerbahçe'nin bugünkü durumunun nedeni ortaya çıktı bir kez daha. Ve aynı Kayseri maçındaki gibi; bu maç seyircili olsaydı Fenerbahçe kazanamaz, "Sat bunları başkan" tezahüratıyla gecenin faturası kesilirdi.

Güvercin kalbi!

Pandemi sonrasındaki konsantrasyon kupayı kazanmak üzerindeydi. Elenip, yollarının bittiğini görünce Fenerbahçe takımı için hedefler bir anda tükendi. Zaten içi çekilmiş oyuncular grubuydular, bu kez "bitikler" olarak yeni yerlerini de aldılar. Bu gibi sezonları çok gördüm. Üstelik adınız Fenerbahçe ise aksilikler gelmeye başladı mı, bitmez. Sakatlıklar birbirini kovalar, geri pasları tıngır tıngır kaleye girer. Çünkü korku dağları yüreklerdedir ve ne yazık ki o göğüslerde "güvercin kalbi" vardır. Lider oyuncuyu o zaman tanırsınız aslında. Direnen, karşı koyan veya her şeye rağmen bir şeyler yapmaya çalışan. Kasımpaşa karşılaşması aslında karakter testi gibiydi Fenerbahçe için. Kime, ne kadar güvenebileceğinizi gördünüz bu maçta.
Ozan'a kaptanlık verildi. Takımın büyükleri de destekledi bu kararı. "İyi futbolcu" olduğunu düşünüyorsa, ya dünkü performansını açıklamalı ya da takımının neden yedinci olduğunu. Kayseri maçında kaptırdığı toptan sonra kırmızıyı gördü. Dün de iki kişinin baskısı altındaki Rodrigues'e pas atıp, top kaybına neden olup, filelere baktı. Rakiplerin pozisyonlarının birçoğunun Ozan top kayıplarından gelmesi de ayrı bir konu. Ya da Vedat'tan da bahsedebiliriz. Hâlâ pandemi arasını bitirmemiş. Antrenmansızlık bahanesi olabilir fakat eşit şartlardaki rakiplere karşı sahada. En güvendiğiniz isim; Emre, tribünde. Vedat ile kaptan Ozan kayıplarda, topu emanet edeceğiniz Gustavo stoperde, ortada ne akıl kalmış, ne fikir ne de "isyan"…
Dediğim gibi; kötü oynamak problem değil. Sorun kötü koşmakta. Kimsenin beğenmediği Tolga Ciğerci gibi her yere ayak koymamışsanız ya da Deniz-Ferdi gibi "Ne yapabilirim" endişesi taşımıyorsanız, o formanın oyuncusu da olamazsınız.
Kasımpaşa, kendisine kazanma serisi yakalatan oyun düzeni ile sabırla bekledi. Sadece topun arkasına geçecek, Fenerbahçe takımının ikramını bekleyeceklerdi, yanılmadılar.

Açacak temiz sayfa kalmadı!

Devre bittiğinde iki takımın da kaleyi tutan ilk şutları gol olmuştu. Daha ileri gidersek Trabzonspor ceza alanına girdiği ilk pozisyonda golü buldu. Fenerbahçe'nin üst üste kornerleri veya ofsayta düşmediği anlarda şut denemeleri vardı gole kadar.
Kazanmak zorunda olmamak, Trabzon takımını maçta gerilimsiz ve daha sakin tuttu. Sonuç baskısının üstüne yedek kulübesinde Emre Belözoğlu'na çıkan çift sarıdan kırmızı da Fenerbahçe'nin endişelerinin işareti oldu. Cüneyt Çakır'ın gözünün önündeki jestleri çok rahat ve doğru süzeceği anlarda, kendi gösterisini yaptığını da izledik aynı zamanda.
Soyunma odasına beraberlik golüyle gitmek, maçın hükmünü tekrar kendi eline geçirmesiydi Fenerbahçe takımının. Taraftar desteği olmadığı, ön tarafın hiçbir şey üretemediği bir süreçte, Deniz Türüç "yaparız" şutunu attı. Endişelenme sırası rakipteydi artık. Mehmet Ekici değişikliği ile ön tarafa serbest bir adam koydu Tahir hoca.
Hücum aklı ondaydı artık. Üst üste pozisyonlar da geldi. Vedat'ın kaçırdıkları, Uğurcan'ın kurtardıkları arka arkaya izlendi. Tek taraflı bir maça döndü oyun. Kalabalık kalarak, hata bekledi Trabzonsporlu oyuncular. Bu diziliş içinde gedik arayan Fenerbahçe oldu.
Sezonun finalini oynuyorlardı. Her şeyin ters-yüz olduğu bir dönemde, geri kalan günleri "anlamlı" kılacak golün peşine düştüler.
Ama koca takımı bu günlere getiren "yetersizlik", tabeladaki skorun da sahibiydi. Pozisyon alamayan iki stoperin (Serdar-Jailson) ikramlarıyla teslim oldular.
Ekuban'ın kendi şovu, Sörloth'un pusu oyunu, Trabzonspor'un takım olarak sezona ne kadar çok kilitlendiğini de gösteren müthiş direnç.
Fenerbahçe'nin artık açacak sayfası kalmadı. Kapatacak dosyaları ise vardır muhakkak. Fenerbahçe'nin "hamasete" değil, doğru "akla ve planlamaya" ihtiyacı olduğunu anlarlar umarım.

Önce-sonra!

Kayserispor maçını şöyle iki cümleyle özetlediğimizde, her şeyi anlayacaksınız… Mensah'ın kullandığı serbest vuruşta top; önce direğe sonra "yere" çarpıp ağlara gitti. Ekici'nin serbest vuruşunda direkten dönen top, "Mevlüt'e" çarparak, boş kale yerine auta gitti.
Son 7 maçından toplam üç puanla ayrılan, teknik direktörsüz devam eden, "evde kal" dönemini başıboş geçiren bir takımdan, çok şeyl beklememek lazım da lig sonuncusu ile arasında bir fark olduğunu hissettirmesi gerekir diye düşünüyorsunuz. Elbette; yanılıyoruz hep birlikte. Kaptan Ozan'ın kendini attırması başka boyut. Kaptanlık bandı kolunda ama aklı nerede? Bilenmiş ve istekli bir rakibe, seyircisiz statta, 10 kişi kalmak… İşte F.Bahçe'nin kendi şartları derken bu tip "ekstra detayları" işaret etmek istedik. Peki taşlar nerede yerine oturdu? Hep bahsettiğimiz "kalite" Emre Belözoğlu'nun sahaya adım atıp, topa dokunmasıyla geri geldi. Penaltı pozisyonu, Gustavo'nun "penaltı" gibi şutu… Beş dakika içinde akıntıya kürek çekerken, rüzgârı yelkenlerine doldurdular. Bu bakış açımız sezon başından beri var. Trabzonspor finali öncesinde ihtiyaçları olan, "büyük takım" olduklarını ve "kazanabildiklerini" hatırlamaktı. Süreç önümüze duran topları ve ekstra oyuncuların kalite farklarını getiriyor. F.Bahçe'nin Muriqi'e, daha fedakâr ve isteyen Rodrigues'e, takımın aklı olacak Emre'ye ve hatta Kruse'ye ihtiyacı var.
Dün akşamın geri dönen oyuncuları da vardı. Kaleci Altay, genç Ferdi ve Falette "bir şeyler yapanlar" kısmındaydı.

Sosyal medyaya göre kulüp yönetilmemeli

Tam lig maçları için gün sayarken "saçma" bir kavganın içine düştük. Federasyon Başkanı Nihat Özdemir'in "dokuz yıldır şike yok" cümlesini bazı Fenerbahçeliler "Vay efendim bize şikeci dedi" diye yangına çevirince, yöneticiler de peşlerinden geldi.
Nihat Özdemir'in devre arasında Fenerbahçe'ye transfer izni verilmemesi için eleştirilmesini anlarım. Elindeki belgelere, yönetimin yapılandırma hareketlerine rağmen, şampiyonluk rekabeti içinde gelişmesinin önüne geçildi.
Kimler, ne transferler yaptı ancak Fenerbahçe kulübü yapamadı!
Ama işin içine 2010-11 sezonu girdiğinde, o günlerin en hassas tartılarından biridir Nihat Özdemir. Şimdiki başkan Ali Koç, Nihat Özdemir ve Ferit Şahenk, 10 milyon Euro'luk bonservis bedelini aralarında toplayıp, Moussa Sow'u transfer ettiler Fenerbahçe'ye. Kulübün Ankara kaynaklı tüm problemlerinde Özdemir vardı...
Hadi bütün bunları bir kenara bırakalım, kim; görevde olduğu dönem için "kirli" ifadesini kullanır, kendini suçlar?
Türkiye'de dokuz yıldır şike yok deniyorsa, "Ondan önce vardı" diye anlayacaksınız. Başta Aziz Yıldırım olmak üzere, kaç kere Galatasaray'ın şampiyonlukları üzerine "şaibeli" diye konuşmadılar mı? Hali hazırda, Beşiktaş Kulübü'nün Futbol Federasyonu'na Mesut Bakkal'ın anıları üzerinden, "Şampiyonluğumuz geri verilsin" başvurusu yok mu? Bunlar 2010-11 döneminden önce olmadı mı?
Nihat Özdemir ile ilgili tek doğru ifade, çıkıp "2010-11 şampiyonu Fenerbahçe'dir, benim ikinci başkan olduğum kulüptür" demesidir. Bundan önce birçok kez söylediği gibi.
Ali Koç ve arkadaşları da kulübü artık "akil" mantıkla yönetmeli, okuduğunu anlamayan ergen kafaların öfkelerine alet olmadan, sosyal medya sözcüsü olmaktan çıkmalı.
Nihat Bey, "şike" yorumundan önce, Fenerbahçe'ye nasıl transfer yaptırtılmadı, bunu açıklasın. Mesela Başkan Ali Koç değil de Aziz Yıldırım olsaydı bu kararı alır mıydı? Bizi buna ikna etsin...

***

Söz ustalarda

Fenerbahçe, sözleşmeli teknik direktörü olmadan kalan sekiz maçı tamamlayacak. Görülen o. Bu sürede lig konsantrasyonundan ziyade kupaya odaklanacaklar. 1-2'nin rövanşı için Trabzonspor maçını hedef seçtiler.
Emre Belözoğlu kaptan ve teknik heyetin bir parçası olarak iki kupaya gözünü dikmiş durumda. İki maç sonunda Türkiye Kupası, 1,5 ay sonra ise Süper Kupa...
Yeni başlangıçları umutlarla beslemek adına, şimdi takımdaki ustaların sorumluluk alması gerekiyor. Daha fedakâr olacaklar, kalitelerini yansıtacaklar ve sorunları hep birlikte çözecekler.

***

Oyuncular için özel merkez kuruldu

Pandemi dönemi Ali Koç, yeni Fenerbahçe için ilk önemli hamleyi yaptı; Samandıra'ya müthiş bir laboratuvar kuruldu. Oyuncuların yağ oranlarından, performans analizlerine, diyet listelerinden, uyku saatlerinin belirlenmesine kadar kararların alınacağı, verilerin toplanacağı, her gün testlerin yapılacağı gelişimi körükleyecek bir analiz merkezi oluşturuldu. Önemli de bir miktar para harcandı. Her şey oyuncunun nasıl daha iyi olabileceği ile ilgili. Bunu kavrayacak ve inanacak futbolcular da kendi gelecekleri için bir planlamaya sahip olacaklar. Manchester City'nin Teknik Direktörü Guadiola, en iyi oyuncusu Agüero'ya "Kilolarını vermezsen, oynamazsın" restini çekti. Kulüp prensiplerinin önüne "yıldız" sıfatını geçirmedi. Fenerbahçe'nin de bu yatırımın hakkını verecek, doğru teknik adama ihtiyacı var.

Takımın tutkalı

🔴 Fenerbahçe'de Mehmet Aurelio'nun teknik heyete katılması neyin işareti?
Aurelio ilk etapta, kalan maçlar için "pro-lisans" sorunu çözülürse 8 maçın atlatılmasını sağlayacak. Yani gelecek sezon için teknik direktör arayışlarındaki sıkıntıyı bitirecek. İkincisi; kulübü, taraftarı, ülkeyi ve takımı tanıyan bir isim. Antrenörlük özelliklerini de geliştirdi ve tecrübesi var. Bu konuda Belözoğlu-Demirel ikilisinin eksik ayağını da tamamlayacak.

ÇOK İŞ YAPACAK, TEK KİŞİ!
🔴 Futbolculuk zamanını da bildiğiniz ve yakından takip ettiğiniz Aurelio için nasıl bir yorum yaparsınız?
Mahmut Uslu, böylesine takımı için oynayan bir Brezilyalı gördüğümüzdeki şaşkınlığı, "Avrupalı göçmenlerin bölgesinde doğup-büyüdü. Brezilyalı olsa da Avrupa kültürünü biliyor" şeklinde yorumlamıştı. İlginçtir, takımdaki Brezilyalı popülasyonunun en yüksek olduğu dönemde bile hafta sonlarında barbekü partilerine çağrılmazdı. Grubun içinde değildi. Yani başka bir Brezilyalı'ydı. Türkçe'ye hakim. Portekizce ana dili. Bu yüzden takım içinde denge unsuru ve önemli bir motive kaynağı olacaktır. Bugünün bakış açısında "Takımın tutkalı" pozisyonunda. Yeni gelecek herhangi bir teknik adam, "Ben onunla çalışmam" demez. Gruba birçok iş yapacak, tek isim aldılar. Doğru bir hareketti.



EGO FIRTINASI!
🔴 Sportif direktör Emre Belözoğlu, antrenörler Aurelio, Volkan Demirel hatta Tuncay Şanlı iddiası var… Bu ekipten başarı gelir mi? Bu isimlerin tepesinde Erol Bulut mu olur?
Bu isimleri yan yana koyduğunuzda mükemmel bir "ego" fırtınası oluşur. Başlarda iyi giderler ama sonrasında birbirlerine düşerler. Tuncay Şanlı ve Tümer Metin'in yardımcı olarak görev aldıkları 2016 Fransa'daki milli takımda ne kavgalar çıktığını hatırlayın. Onları yönetecek, saygı duyacakları bir "tepe noktası" gerekiyor. Erol Bulut, Tayfun Korkut veya bir başkası, kendi ekibiyle çalışmak isteyecektir. Dolayısıyla bu üçlünün kabul edilebilir bir hiyerarşi ile kulüpte görevlendirilmesi gerekir.

PRO-LİSANSI YOK
Aurelio'nun teknik ekibe katılması kalan 8 maç için teknik direktör sorununun da çözülmesi olarak algılandı. Ancak genç hocanın pro-lisansı bulunmuyor. Bu nedenle takımın başında sahaya çıkabilmesi ancak özel izne bağlı. Göztepe'nin hocası İlhan Palut örneğinde olduğu gibi F.Bahçe de pro-lisansı olan Şenol Çorlu'yu teknik ekipte gösterip, Aurelio'yu kulübede oturtabilir. Brezilyalı takımı yönetir ancak maç sonu demeç veremez. Ya da "Salgın sürecinde bir teknik adamla anlaşamadım, kalan 8 maçta Aurelio için özel izin istiyorum" diyerek krizi aşabilir.



KIZLARI AYLA VE AYLİN
42 yaşındaki Brezilyalı Aurelio sadece Türk vatandaşı olmakla kalmadı, 3 kızından ikisine Ayla ve Aylin isimlerini verdi.

AURELİO ÇORUM'DA NE YAPTI?
14 MAÇ
7 GALİBİYET
1 BERABERLİK
6 MAĞLUBİYET
22 PUAN
1.57 ORTALAMA

FUTBOLCU MEHMET'İN SÜPER LİG KARİYERİ
TRABZONSPOR
2001-2003: 45 maç, 9 gol, 3 asist
FENERBAHÇE
2003-2008: 218 maç, 18 gol, 35 asist
BEŞİKTAŞ
2010-2012: 54 maç, 3 gol, 4 asist

Hocanın yapacağı tarif önemli

"Hiçbir oyuncuyu sahaya çıkmaya zorlayamazsınız. "Oynarım" diyen, profesyonel boksta olduğu gibi riskleri de kabul eder"

YENİ COCU OLUR

Başkan Ali Koç, "Genç, aç, Türkiye'yi iyi bilen, 40-50 yaşları arasında, cesur bir hoca" dedi. Bu özellikler kimi çağrıştırdı?
Kısaca; kendimi… Çünkü yabancı hoca arayışları başladığında, "Fenerbahçe'nin teknik adamı, metrobüse binmeyi becerebilmeli" diye yazmıştım. Türkiye gerçeklerini, takım-kulüp dinamiklerini, hakem kararlarındaki "standartsızlığı" ve medyatribün baskısını yönetmeyi bilmesi gerekiyordu. Yoksa yeni bir Cocu veya Vitor Pereira'nız olur. 45-50 yaş diyerek, uzun dönemli bir çalışma periyodunu ifade ediyor sanırım. Yoksa tüm başarılı hocalar zirveye 50 yaşından sonra çıktılar. Şenol hoca, dünya üçüncüsü olduğunda 52 yaşındaydı. Teknik adamınız, sizin prensiplerinizle, nasıl başarılı olacağını tarif edebilmeli. Bunları nasıl yapacağının planını çizmeli ve ikna olmalısınız. Burada Erol Bulut da olsa, Aykut Kocaman da olsa, hatta Bjelica da olsa fark etmez.

KÖTÜ KONUŞAN GÖRMEDİM

🔴 Bir kongre üyesinin "Gökhan Gönül futbolu Fenerbahçe'de bıraksın" isteğine Koç "Anlaşıldı" demekle yetindi. Siz bundan ne anladınız? Taraftar Gökhan'ın dönüşünü ister mi?
GÖKHAN Gönül'ün ayrılışında, Aziz Yıldırım faktörü vardı. Aziz Başkan'ın sözlerinin ayarı yoktu. Evlere gelen telefonlar falan vardı. Gökhan bunlarla yaşamak istemedi. Beşiktaş ile de iyi bir sözleşme ile anlaştı. Kendisi bunları açıklamadı, ancak bilen biliyor. Gökhan süreçte Fenerbahçe taraftarı ve kulübüyle de hiç polemiğe girmedi, duruşunu korudu. Taraftar belki Caner Erkin için tavır koyabilir; Kadıköy'deki derbideki "secde" hareketinden ötürü. Ama Gökhan için kötü konuşan görmedim. Ali Koç'un "Anlaşıldı" mesajı ise bence transferi çok kapsamıyor. Sadece transfer için eline bir "Joker" aldığını gösteriyor. Bu kadar gençleşme konuşulurken, Gökhan için opsiyon oluşacağını sanmıyorum.

İKİ OYUNCU % 20 DEMEK

🔴 Başkan, tranfer için 'yerli' dedi... İlaç olacak yerli isimler kimler?
Her kulüp aidiyet duygusu üstünden hareket ediyor. Bu noktada yabancılarla bağlantınız sadece "ödemeler" üstünden oluyor. Yerli oyuncu kalitesi, başarı şansını çok etkiliyor. Yabancıları da arkalarından çekiyorlar. Bunun yanına ekonomik şartları da eklediğinizde maddi sıkıntıları aşmanız da kolaylaşıyor. Kriz anlarında tahammül alanı büyüyor. İsmail Yüksek transferi, Menemen'den gidip Sivasspor'da parlayan Mert Hakan örneğidir.
🔴 Koç, "TFF altyapıdan 2 oyuncuyu 11'de oynatma kuralı getirmeli" dedi. Sizce çözüm olur mu? Bu karar Fenerbahçe için değil, Türk futbolu için gerekli. 14 yabancı almak varken, kimse altyapıya yatırım yapmaz. İki oyuncu, takımın yüzde 20'sidir. Bunların performans vermesi için de altyapıya ilgi gösterilmek zorunda. Sabri Sarıoğlu Galatasaray'ı bırakana kadar UEFA'ya altyapı kontenjanından gösterildi.

KAZA OLABİLİR

🔴 Fenerbahçe Başkanı ligin oynanması için askeri kamp önerisi getirdi. Ligler oynanır mı?
Lig bir an önce başlamalı. Ya da "aşı bulunana kadar" oynanmamalı. Hiçbir oyuncuyu sahaya çıkmaya zorlayamazsınız. "Oynarım" diyen, riskleri de kabul ettiğini beyan etmeli. Aynı profesyonel boksta olduğu gibi. Ne kadar önlem alsanız, kazalar olabiliyor. Sadece futbol değil, diğer branşlar da da bunlar düşünülmeli. Oynanma kararında "Tek şehir" seçeneği en doğrusu. Ya da 'İlaç-aşı, bulunana kadar spor yapılmaz' kararını alırsınız.

Bjelica macera olur

"Bjelica için 'Keşke olsa' derim ama uçakları uçuramazken nasıl getireceksiniz? Yeni teknik adam için hangi bütçeyi kullanacaksınız?"
"Maceranın peşine düşmek iyidir ama gerçeklerle yürümek gerekir. Yabancı isteniyorsa, parmağını şaklattığında hemen gelebilmeli"

Kulüpler önlerini göremeseler de olaylara "kör" bakan bir tanesi var; Fenerbahçe… Teknik direktörünü gönderip, kalan 8 maç için seçim yapmayıp, şimdi de "hadi" dense, antrenman planlamasını yapacak stratejinin sahibi belli değil. Bjelica ismi gündeme geldi. "Keşke olsa" derim. Prensipli, tavizsiz, oyuncuyu geliştiren ve oyun aklına sahip bir teknik adam. Uçakları uçuramazken nasıl getireceksiniz, çalıştıracaksınız ya da imza attıracaksınız.

TÜRK HOCA GETİRİLMELİ
Her şey bir tarafa federasyon maddi kısıtlamaları henüz kaldırmadı. Yeni teknik adam için bütçe yok. Maceranın peşine düşmek iyidir ama gerçeklerle de yürümek gerekiyor. Bu kadar zamanı test sayılarının duruma bakarak geçirirseniz dört yanlışınız tüm doğruları götürür. Yönetim hemen bir karar vermeli, Türk teknik adamla anlaşmalı. Yabancı istiyorsa da parmağını şıklattığında hemen gelebilecek, ülkeyi tanıyanlar seçilmeli.

İDDİALAR TÖRPÜLENECEK
Küçülen ekonomiler ile birlikte iddialar da törpüleneceği için "O olur mu, bu yeterli mi" kavgasına girilmesi de anlamsız. "Ne koydun elime, ne süreyim saçıma" derler adama. Yapılanma dönemini çok iyi planlayacak isimler var. Bunları söylemek bana doğru gelmiyor, manipüle etmek anlamı taşır. Bu aklın yönetimde olması lazım. Yoksa, bıraksınlar, gitsinler.