CANLI
SKOR
Gürcan Bilgiç

Gürcan Bilgiç

Hak edilmiş beraberlik!

Kazanmayı hak eden taraf olarak bir takımı gösterirsek, haksızlık yaparız. Fenerbahçe oyun ve mücadele olarak rakibinin çok üstüne çıktı. Özellikle ikinci 45'te maçı tamamen kontrolü altına aldı. Düşünün; ilk iki haftanın "havalı" ekibi olarak, kontratak oyununa dönmek zorunda kaldı Galatasaray. Futbolun ana fikrinde bunlar var ama, tehlikeli pozisyon veya kaleci kurtarışı dediğimiz zaman sayılar Galatasaray'ın hanesinde. Berabere biten maçtan, Fenerbahçe ile Galatasaray ligin iki şampiyonluk adayı olarak çıktılar, o da başka bir detay. Erol Bulut tüm takımını koşturdu. Ozan Tufan'ı da en önemli son vuruş planı olarak sahada tuttu. Gustavo ve Sosa orta sahayı yönettiler, topu yönlendirdiler. İki tarafın da beklediği tek şey "bir hata" idi. Yapmadılar. Buna rağmen duran topları etkili oynamak, Fenerbahçe'nin cebindeki avantaj gibi duruyordu. Maçın başındaki Gökhan Gönül vuruşu dışında, Galatasaray savunması başkasına izin vermedi. Garip olan, Fatih Terim'in defansif akıl ile kazanma planı yapması. Kendi sahasında, oturmuş kadrosuyla, formda oyuncularıyla uçup-kaçmasını beklediğiniz Galatasaray, birinci planını "yenilmeyeyim" diye yaptı. "Yenilirse fena olur" başlığıyla Seyrantepe'ye gelen Fenerbahçe ise sağlı-sollu nasıl gol bulurumun hesabındaydı. Fenerbahçe 11'i, taraftarına bu galibiyeti vermek için gönlünü koymuştu ortaya. Etebo'yu da oyuna atarak çift ön liberoya döndürmek zorunda bırakmıştı Fatih Terim'i. Derbiden gelen ikinci mesaj Fenerbahçe'nin artık stoper tandemini tamamlayarak, orta saha aklını bularak, ön tarafta üretime başlayacağı aşamadır.

Ah-vah demeden!

İlk yarıda mücadele eden, ikincisinde de oynamaya çalışan bir takım denedi Erol Bulut. Geçen senenin sınırlı orta saha üçlüsüyle direneceği belli olan bir takıma karşı oyuna girmek, hangi analizin sonucu merak ettim ayrıca.
Tempo isteğine ayağa isabetli paslarla karşılık veren Hatay, 9 kişi kaldığı anda bile rakibine bunu hissettirmeyecek kadar çalışkan ve sistem sahibiydi. Hep aynı şeyleri deneyerek, sağdan-soldan bindirmelerle yapılacak hatanın peşine düşen oyun düzeni içinde, ceza sahası içinde topa dokunacak kalabalığı da oluşturamadı Fenerbahçe. Devrede hamleler beklenen gibiydi. Sosa topun kontrolüne geçti ama önce Ferdi-Thiam, sonra da Deniz-Sinan kanatlarda verimli olmaktan uzak kaldılar. Git, duvara çarp dön. Sonra yine gitmeye çalış.
13 transferin yapıldığı bir sezonda, geçen seneden daha farklı bir görüntü oluşturmuyorsanız, bu büyük problemdir. Frey'in oyuna girmesi bile beklendi. Bunlar gecenin kesin sözleri. Sonrasına geldiğimizde ise kadro rekabetinde taşların yerini belirleme aşamalarında, Erol Bulut'un kimle yoluna devam edebileceğini ise göreceği maçlar bunlar. Hiç öyle "ah-vah" demeye gerek yok. Bu takımın her rakibe hükmedeceğini görüyorsunuz. Problem birlikte oynamak veya buna çalışmak. Sinan veya Deniz Türüç kurtarıcı değiller. Ozan Tufan fark yaratan oyuncu olsaydı, geçen sene yedincilikle de bitmezdi. Thiam hâlâ ayağında top tutamıyor, forma şokunu yaşıyor. Lemos ve Valencia'nın hakkını da vermek gerekir. Valencia dün Türk hakemliği ve rakipleriyle de tanıştı. Kafasının hizasında gördüğü kramponların yanağına yapışmasının kartsız geçtiğini gördü. Ayağına top geldiğinde temassız, darbesiz hareket edemeyeceğini de gördü. Hatayspor ve Ömer Erdoğan, ayağa kalkıp alkışlanmayı hak ediyor. Evet, kendi sahasında bekleyen oyunu bozan bir taktikle oynadılar. Müthiş bir pas köprüsüne, alternatif oluşturan oyuna sahipler. Dik duran bir takım seyredeceğiz bu sene.

Yeni dert, sert rekabet!

Başlangıcın en önemli iki maçını da, "hazırlık" kıvamına getiren hırs ve isteğe sahipti Galatasaray. Gaziantep karşısında da kazanacaklarını bilerek, hissettirerek başladılar maça, dün Neftçi karşısında da bundan vazgeçmediler.
Önde baskının, birbiri ardına girişimlerin, sağlı-sollu bindirmelerin yarattığı tedirginlikten yararlandılar. Diagne, golü atmadan önce bir de direkten dönen şutun sahibiydi. Azeri takımı ancak mücadele etmenin peşine düşmüştü ki, şakası olmayan bir takıma karşı oynadığını anladı.
Beraberlik golünün sevincini bile yaşamalarına izin vermedi Galatasaray takımı. Bir anda Galatasaray'ı seyredenlerin keyifleri de yerine geldi, yeni bir "dertleri" de oldu.
Ligden iki gol bir asist ile gelen Falcao ile, Azerbaycan'dan iki gol ile dönen Diagne... Ön tarafın kendi içindeki rekabetinden maksimum fayda takıma olacak elbette. Burada "kim oynasın?" tartışması yapılacak. Fatih Hoca'ya da sorular gelecektir. Tecrübe; takımın kimi seçtiğini bekleyip, görmeyi gerektirir.
"Ne demek?" demeyin. Galatasaray kadrosu en rahat olduğu, en iyi anlaştığı, takımı sırtlanacak santrforu seçecektir. Bunu nasıl yaptıklarını da hep birlikte göreceğiz. Diagne'nin gol sevinçleri ile Falcao'nunkileri karşılaştırıp da, anlayabilirsiniz seçimi. Küçük bir tüyo size...
11 günde oynayacağı dört maçın ilkini bitirdi Galatasaray. Fatih Hoca net, direkt ve yardımlaşan bir takımla oynuyor, rotasyonu da ciddi kullanıyor. Gerçek gösterisine pazar günü başlayacak, ön sunumu bitirdi artık.

35’lik iki komutan!

Sezon başı maçının bu tempoda ve mücadelede geçmesi beklenen bir şey değil. İki takım da çok iyi hazırlanıp, rakibi analiz edip, terini-nefesini sakınmadan oynadı. İlk maç zor olanı, bir de imkansızı geldi Fenerbahçe adına. Penaltı kaçırıp, skorda da geriye düştüler. "Kırılma" dediğimiz zamanlar bunlar işte. Motivasyon tepedeyken, "tamam" demişken, bir anda başa dönüyorsunuz. Öne geçecekken, yine rakibi kontrol edeceksiniz.
Mükemmel bir oyun ve gol geldi Rizespor'dan. Fenerbahçe'nin geçen seneden beri zaafı var. Korner atarken, pozisyon yiyor. Hemen tüm rakipler hızlı hücum için bu anı bekleyip, kendi setlerini kurup, hızlı oyuncularını da organize ettiler. Bir duran top hariç, organize olarak gelip tehlike yaratamadı Rize takımı. Ancak bu "tuzak" anlarında bilerek, çalışılmış atakları yaptılar.
Geçen seneden farklı dört oyuncu ile oyuna başlaması da enteresan Erol Bulut'un. Dört yeninin ikisi F.Bahçe'nin eski oyuncusu (Caner- Gökhan), diğer ikisi geçen sezon kiraya verilenler. Önde baskı karakterini benimsemiş, ekibi organize etmek daha kolay olacaktı. Muhtemelen böyle düşündü. Geçen seneden farklı olacağı sinyalinde iki kaliteli isim vardı; Gökhan ve Sosa. Biraz önce bahsettiğimiz "iniş ve çıkışlar" etabında takımı toparlayıp, panik ikliminden çıkarıp, yeniden maça konsantre ettiler. "Yaş 35" diyorlar ama tecrübe de işte böyle bir şey.
Kazanarak başlamak, son anlarda da olsa galibiyete ulaşmak, takım otobüsünde- uçakta yüzlerin gülmesi, bu dönemlerde önemli. F.Bahçe adına baktığınızda iyi başlamak, devamın da iyi olacağının müjdesidir. Çünkü sabırsız taraftarın, kibirli yorumların sesini ancak kazanarak kısar, gönlü kırıkları yanınıza alarak mesafe alınır. Frey ile başlamak büyük cesaret aslında. Oyuncunun gücüne, mücadele arzusuna Erol Hoca ödülü verdi. Karşımızda bir futbol ustası, takımı kurtaracak kalite de yok ama organize bir grubun içinde yer alacak. Sonuçta, bu takımda taşların yeri daha çok değişecek.

Bir ay sonra...

Neyi nasıl yorumlamamız gerektiğini bilemeden, elimizde veriler olmadan, "acaba çocuklar ne yapacak?" diye seyrettiğimiz maçların ikincisiydi. Şenol hoca Macaristan maçının on birinden farklı takım çıkaracağını söylemişti. Farklı oyuncular ile eski kurgunun peşine de düşüp, grupta iddialı duruma geçmenin peşine düştü.
Daha ligler başlamadan, oyuncular maç ritmini bulmadan, kim hazır, kim değil bilmeden, hazırlık maçı formatında, puan mücadelesine çıkmak gibi gariplik de var ortada. Macar performansı bize hiçbir mesaj vermeden geçmişti. İz bırakan bir performans göremeden, bu kez daha usta, daha tecrübeliler ile sahadaydık. Bunu verimli de kullandık. İlk 45'te sadece son 10 dakikada rakip oyunu yönetti. Kolarov'un kırmızısıyla birlikte ikinci 45 tamamıyle bizimdi.
Şenol Güneş'in istediği önde basıp, oyunu da rakip sahaya yığmanın peşine düşen takımlardık, iki maçta da. Ama bu ofansif verimsizlik içinde sonuç için özel hareketlere ihtiyacımız var. Çünkü istediğimizin tarifi yok. Kanatlardan mı hücum edeceğiz, yoksa paslarla mı rakibi geçeceğiz veya duran topları mı alternatif yapacağız. Durumu kısaca özetlersek, "çıkın oynayın, elinizden geleni yapın" durumu var. Bir ay sonrası için ise daha farklı beklentilere gireceğiz elbette. İlk defa izlediğimiz Orkun Kökçü hepimizi heyecanlandırdı. Enes Ünal ise artık durduğu yerde bile değil, geriye doğru koşuyor. İrfan Can, Hakan Çalhanoğlu veya Mert Hakan'ın bu takımın içinde olması, atakların ürkütme dozunu yükseltirdi muhtemelen. O yüzden bekleyeceğiz. Antrenmanlar hazmedilsin, kafalardaki endişeler gitsin, önümüzü görmeye başlayalım da…

Boğa Kadıköy’de!

Erol Bulut'un kolları sıvayıp işe başlaması ile birlikte, neler olacağını veya nelerin değişeceğini de merakla bekliyoruz. Oyuncularla ilk buluşmasını sahanın ortasında, çimlerin üstünde gerçekleştirdi genç teknik adam. İşi yapacakları yerde, kısa cümleler kurdu: "Burada ben yok, biz var. Bunu bilin. Ben disiplini severim ve saygıyı ön planda tutarım. Siz de bunu bilin ve önce Fenerbahçe formasına saygı duyun."
Öncelikler "aidiyet" üstüne kurulunca, sorumlulukların değeri de büyür. Yazının başlığını "boğa" koymamızın bir nedeni var. Bu hafta, salı gününden itibaren Samandıra'da "Atletico Kanunları" başlayacak. İspanya'nın boğası, Altıyol'daki Kadıköy Boğası'na komşu gelecek. Neler olacak neler…
Salı günü tartıya çıkacaklar. Hem Emre Belözoğlu hem de Erol Bulut'un ortak stratejisi burada başlıyor. Atletico'nun, Real ve Barça arasından nasıl sıyrıldığını iyi gören ve bu sistemi başarıya anahtar yapan Belözoğlu, Fenerlab'ı Samandıra'ya kurdurdu. Buradan "kaçış yok" esasında. Ne yedin, içtin, ne kadar koştun- koşarsın, sakatlanma ihtimalin var mı, yeterince çalıştın mı veya ne kadar çalışmalısın. Tüm oyuncular, oradan bir "karne" alacaklar öncelikle. "Tartı" dedik; yağ oranı Erol Bulut'un vazgeçilmez kriterlerinden. Sonrasında "kuvvet" antrenmanları gelecek. Sezon uzadı, çok maç var. Kadronun üç günde bir maç etabını sıkıntısız geçmesi gerekiyor. Erol Bulut ve ekibi burada da "acımasız" olmak zorunda.



ÖNDE BASKI ZAMANI
Ve sıra gelecek sahaya. Önde basacaklar. Dolayısı ile birlikte hareket edip, birbirlerini desteklemeliler. Geçen seneden deneyimleri var. Transfer ettikleri oyuncular da deneyimli. "Gücün varsa yaparsın"… Bundan sonrası yine Erol Bulut'un ilk cümlelerinde gizli. Formasına ve hocasına saygı duyan bir ekip, ritmini arayacak.

YENİ LİDER GÖKHAN GÖNÜL
Beşiktaş'a gittiğinde şampiyonluk yaşadı. F.Bahçe'ye dönerken de şampiyonluğun "ağabeyi" olması istendi. Gökhan'ın ayrılışı para ile ilgili değildi. Hatta Beşiktaş ile görüştüğü anlaşıldığında, çok daha fazlası da teklif edildi. O, Aziz Yıldırım'a gönül koymuştu duyduğumuz kadarı ile. Onun tarzına dayanma limiti kalmadığını, artık "cevap vermeye" başlayacağını hissettiğinde, ayrılma kararını da verdi.



KAPTAN OLACAK!
"Yeniden" demesi, kendini ait olduğu yerde görmek istemesi... Belki hatırlarsınız, K.Irak'a, askerlerimize moral vermek için giden ekipteydi. İbrahim Tatlıses ile sohbetinde, "Abi ben Fenerbahçeliyim" demiş, Tatlıses de bunu duyurmuştu. Beşiktaş'a giderken, Rüştü Reçber de aynı cümleleri bana söylemişti. "Fenerbahçeli kalacağım" dedi. Artık oynama imkânı bulamadığı için ayrıldığını belirterek. Şimdi Gökhan Gönül, Emre Belözoğlu'ndan boşalan "saha görevine" atanacak. Başarıyı bilen, sinerjinin takımı nerelere götürdüğünü çok iyi tecrübe eden bir futbolcu. Muhtemelen de kolunda kaptan bandı olacak.

LİMİTSİZ
Futbol Federasyonu'nun açıkladığı "anlaşılmaz" limitlerin peşine transferlerini takan Fenerbahçe Yönetimi, "Limitsiz sevgi"den bahseden açıklamalarla gövde gösterisi yaptı. Ortada ilginç bir kafa tutma var. Mevcut kadronun maliyeti bile bu limitlerle karşılanmazken, yeni transferler ile yapılan bir gövde gösterisi var.
Nihat Özdemir, "Gelişmelerle revize edilebilecek rakamlar" olarak açıkladı yeni limitleri. Hesap yönteminin geçmiş seneki gelirlere göre yapıldığı, bu anlaşılmaz rakamları umarım savunmuyordur. Galatasaray geçen seneki Şampiyonlar Ligi geliri varmış gibi limit alıyor, Kasımpaşa 200 milyonluk satış yapmasına rağmen olmayan banka borcunu ödemek üzere, bu paradan mahrum bırakılıyor.
Her şey bir tarafa Özdemir ile Koç arasında kurumsal gerilimin dışında bir husumet olduğunu sanıyorum. Şöyle bir sorun kendinize, eğer Aziz Yıldırım başkan olsaydı, F.Bahçe, devre arasında transfer yapamaz veya şimdiki gibi küme düşme standartlarında mı görülürdü. Nihat Özdemir bu rakamların arkasında durur muydu? Geçiniz… 11 Eylül'de lisanslar onaylanırken, çıngar çıkmaz inşallah.

…sene 1907!

Harcama limitlerinin güncellenmesi ile birlikte Fenerbahçe'nin transferde veya yeni takım oluşumunda hareket edeceği bir alan kalmadı. Futbol Federasyonu, Kulüpler Birliği ile anlaşıp yabancı kısıtlamasını kaldırdı ama Fenerbahçe'yi neredeyse "hiç yabancısız" şartların ortasına itti.
Rakamlar neye göre hesaplanıyor bilmiyoruz. Bir sürü kriter var. Fenerbahçe'ninkinin düşük olmasının en önemli nedeni olarak Bankalar Birliği ile anlaşmaması gösteriliyor. İmza sahibi diğer kulüplerin yükümlülüklerini yerine getiremedikleri bir anlaşmayı yapmadığı için, olmayan parayı da harcayabileceği bir rakam ortaya çıkmadı. Bu durum Fenerbahçe için "zamanda yolculuk" bir bakıma. Kurulduğu 1907 yılına geri döndüler. İmkânları kısıtlı, paraları yok, gönlünü ve aklını sarı-lacivertli renklere bağlamış, meşe ağacını simgesi yapmış, beş renkten hedef kurmuş, tüzüğünün birinci maddesine de "Ülkeye nefer yetiştirmek" yazmış kurucularıyla aynı yerden bakıyorlar. Bugünün ahvali budur, asla vazgeçmesinler.



BULUT "CUK" OTURDU
Tırnaklarıyla kazıyarak Fenerbahçe'nin teknik direktör adayı oldu Erol Bulut. Başakşehir'in alternatif üreten ortamından, düşme hattındaki Malatyaspor'u kupa yarı finaline kadar getiren sürecini yaşadı. Tüm takımlara kafa tutan, iddiasını sakınmayan bir kadro oluşturdu ki, bu da Alanyaspor'daki "başkaldırı"nın ateşini yaktı. Doğru transfer opsiyonları kullandı, takımından maksimum performansı aldı ve yine her takıma kafa tuttu.
Şimdi daha büyük imkânlar bulacağı bir takıma gelmesiydi mantıklı olan ama daha zor günlere ayak basıyor.
Erol Bulut, elindeki oyuncu kadrosundan en doğru oyunu bulan teknik adamlardan. Takımlarının hiçbirinde fiziksel performans sorun olmadı. Hiçbir zaman hakemin üstüne yürümedi, rakiple dalaşmadı. Maç analizinde az hata yaptı, doğru değişiklikler ve risk anlarını da doğru seçerek takımlarını yönetti.
Zorluğu seven ve kısır ortamdan ürün almayı beceren bir teknik adamla anlaşmak, bugünün şartları içinde Fenerbahçe için en doğru adım. Takım konsantrasyonunda sorun yaşamayan ama yanına medya ile camianın desteğini de alacak bir teknik adamdan bahsediyoruz. Üç dil konuşabilen, oyuncusuyla aracısız görüşen, Türkiye'nin ve F.Bahçe'nin gerçeklerini iyi bilen genç bir adam var karşımızda.


F.Bahçe, bu sezon pandemiye kadar 38 bin taraftar ortalaması ile Süper Lig'in en iyisi durumundaydı...

TARAFTARSIZ ASLA OLMAZ
Kim gelirse gelsin, büyük takımların başındaki isimlerin taraftarın da yüzde yüz desteğini alması gerekiyor. Ödemeler aksarken, rakipler daha iyi kadrolar yaparken, Sergen Yalçın veya Fatih Terim gibi "koşulsuz" desteklenenlerin, kadro üstündeki hakimiyetleri ve güçlerini kullanmalarıyla uğraşmamalı.
Fenerbahçe taraftarı eğer ellerin-kolların bağlandığı bu süreçte, kendileri için oynayacak bir takım görmek istiyorlarsa, başta teknik adama "lekesiz" destek vermek zorunda. Bu Erol Bulut ise, ona inanacak ve peşinden gidecekler. Bu ortamda hem sahadaki oyuncu sınırını bilecektir hem yönetim rahat hareket edecektir hem de sürekli ertelenen 'gençlik aşısı'nın başarısı artacaktır. "12. Adam" eski yerine geçmeli.

Muriqi kaldı!

Klasik derbi motivasyonu taşımıyordu maç. 110 yıllık rekabetin sadece kendi prestijinde hedefler biçildi. 19.07 Dünya Fenerbahçeliler günü olması, Fenerbahçe takımını maça daha istekli, agresif ve farklı şekilde başlattı. Her şey de güzel gidiyordu. Ne zaman ki, Muriqi olmaması gereken yerde saçmalayınca 25. dakikada 10 kişi kaldılar. Yine de oyunlarını bozmadan, santraforsuz ama isteyen şekilde üstüne gittiler Beşiktaş'ın. Böyle bir günde, kendileri adına üretecekleri bir sürü mazaret varken Beşiktaş'ı kalelerinden de uzak tutarak golün peşine düştüler. Olmadı.
Ne oldu peki? Mesela, Muriqi Fenerbahçe'de kaldı. Transfer dedikodularının manşet ismi olan Vedat'ı, bugünkü kırmızı kartından sonra hiçbir üst düzey takım almaz. Alsa da Fenerbahçe'nin istediği parayı vermez. Onlar yapacakları yatırımın içinde "akıl" olmasını da isterler. Duygular elbette önemli ama aklın önüne geçerse kazanacağı maçı kaybettirir takıma. Sonrası; Ömer Faruk Beyaz mesela.. Geçen haftanın ilk on birindeydi. "Derbi sana ağır gelir" dediler muhtemelen. Bu genç çocuk Vedat'ı gösterip, "Ben bunu yapmazdım" der mi? Derse; haksız mı?
Ferdi var bir de… Topu ayağına aldığında heyecan veren, arayan, olabileceklerin peşine düşen. Vedat gittikten sonra, ikinci 45'ten itibaren Vida'ya "yürü" emri verilmesi Sergen Yalçın farklılığı. Golü attığından değil. O dakikaya kadar üç kere ver kaçlar ile yaklaştı rakip ceza alanına. Bir fazla oynadığını hissettirdi takımına. Gol mü? Fenerbahçe stoperlerine sormak lazım. Özetlersek; Beşiktaş genç kalecisinin müthiş kurtarışları ile maça tutunabildi. Fenerbahçe, ikinci yarıya başlarken; "Beraberlik iyi sonuç" dediği anda yenildi.

İddiasız olmaları keyfi artıracaktır

🔴 Şampiyonluk yarışının gölgesinde bir derbi bizi bekliyor. Beşiktaş-F.Bahçe mücadelesinden siz ne bekliyorsunuz?
İki takım da ligdeki amaçlarından uzaklaşmışken taraftarlarını gülümsetecek bir performansın peşine düştüler. Beşiktaş için üçüncülük hedefi var… Bu nedenle kazanmak daha anlamlı. Fenerbahçe ise yeni yol haritasında kendisini zorlu bir etapta bulacak. Dikkat ederseniz, söylemler de kendi içinde çok yumuşak ve iddiadan uzak. Bu da maçın keyfini artıracaktır. Oyuncular daha rahat, baskıdan uzak oynayacaklar. Önümüzdeki sezonlarda adı sadece derbi olan ama iddiası bulunmayan daha çok maç seyredeceğiz.

SİL BAŞTAN YAPAMAZLAR
🔴 Yeni sezon öncesi bir yanda yabancı kriteri bir yandan da harcama limiti var… Fenerbahçe'yi nasıl bir transfer dönemi bekliyor?
Gündeme düşen isimlere baktığımızda kesinlikle bir planlama var... En azından sol bek alınacağı söyleniyor. Finansal Fair Play nedeniyle hiçbir kulüp 'Sil baştan' yapamaz. Özellikle taraftarların beklediği kariyerli veya "Yıldız" oyuncuların getirilmesi de çok mümkün değil. Bu nedenle en doğru transfer teknik direktör. Oyuncu açısından değil takım performansında iddia yaratabilecek kalitede ve yetenekte bir hoca getirildiğinde sorunlar da yavaş yavaş çözülür.

VEDAT MURİQİ ARTI 2 FORVET DAHA LAZIM
🔴 Transferde her şey Vedat Muriqi'in satılmasına bağlı görünüyor, satılması ve satılmaması halinde ne olur?
Muriqi varken bile en az iki forvet alınmak zorunda. Bu noktada muhakkak alternatifler oluşturulmuştur. Eğer Avrupa'ya gidilseydi "Satılmasın" derdim. Ama bu şartlarda hem kısa vadede nakit sorununu gidermek hem de UEFA'nın limitlerinde kalmak için en iyi teklifi değerlendirmek gerekiyor. Unutulmasın bu satıştan yüzde 15'te Rizespor'a gidecek. Yöneticilerin eli kolu bağlı durumda. Fakat ben hâlâ UEFA'nın harcama limitlerinde esneklik yapacağını düşünüyorum.

EROL BULUT MUTLU ETMEZ!
🔴 İsim belki açıklanmadı ama tüm ifadelerin işaret ettiği Erol Bulut Fenerbahçe için ilaç olur mu?
Erol Bulut hem Malatya hem de Alanya'da başarılı oldu. Ama oynattığı oyun, Fenerbahçe taraftarını mutlu etmez. Sorun da burada zaten. Ersun Yanal da mutlu edecek oyunu oynatmaya çalıştı, 7 maç üst üste kazanamadı. Burada doğrular devreye girer. Erol Bulut veya bir başkası takımın kalitesini ve yeteneklerine uygun sistemi bulmalı. "Önde bassın, hep saldırsın" takımı görmek isteniyorsa bu bütçe ve oyuncu grubuyla mümkün değil. Dolayısıyla dengeli oyunu birkaç yaratıcı oyuncu ile destekleyecek "Akıl oyunları" Fenerbahçe'ye lazım.

ÖMER FARUK'LA RAHAT
🔴 Yeni sezonda 11'de altyapıdan bir oyuncu kuralı var. F.Bahçe buna hazır mı?
Ömer Faruk Beyaz'la birlikte Fenerbahçe en az iki sezon bu kuraldan dolayı sıkıntı yaşamayacak. İki senedir de iyi oyuncular getirdiler. Ayrıca bu konuda tüm takımlar aynı şartlarda yarışıyorlar. Bir oyuncu yüzde 10 demek. Bu da alt yapının değerini ve önemini arttırıp kulüplerin daha ilgili olmalarını mecburi kılar. Yabancı da kısıtlamaya gidileceğine bu tip kuralların olması daha doğrusu.

Arafta kalanlar!

Üçüncülük için kilit maçıydı. Heyecanı ve gerilimi zaten puan durumu itibarıyla taşıyordu ama gözlerin Fenerbahçe'nin en genci; Ömer Faruk'un üstüne dikilmesi, diğer oyuncular için oldukça düşündürücü olmalıydı. Genç oyuncu sahada bulunduğu her saniyede topu aradı, kendini göstermeye çalıştı, toptan veya sorumluluktan kaçmadı. Takımdaki ağabeyleri de ona sahip çıktılar, hep yanındaydılar, pas yollarında kendilerini gösterdiler. İyi niyetin, birlikte büyümenin gövdeye gelmiş haliydi. Bravo…
Diğer yana geçtiğimizde Sivasspor'u sahadan silen, topu ve oyunu yöneten bir performansı da vardı Fenerbahçe'nin. Tabelayı değiştiren klasik Fenerbahçe genetiğiydi. Daha önce diğer stoperlerin yaptıklarını, bu kez Ozan Tufan üstlendi. Penaltı kararı ağır kaçtı ama diyecek bir şey yok. Aynı hakem Trabzonspor maçında Kruse'nin Uğurcan'ın formasına değmesine de faul vermişti. Bu fırsatı kaçırmaz. Ama kaleci degajından gelen topta kendi adamını ikinci kez kaçırması tam facia.
Ozan diyebilir ki, "Stoper benim yerim değil"… Haklıdır ama maç boyunca da "Orta sahada Ozan olsaydı" diye de düşünmedik, aramadık. Ne iz bırakmış arkasında, ne de bir beklenti. Bu konuyu iyi düşünmeli. Veya Vedat Muriqi… Vedat için, iyi oyuncu ile büyük oyuncu arasında bir karar verilmesi gerektiğinde, bu maçlar önüne çıkarılacaktır. "Neredeydin o zaman?" denecektir.
Güzel şeyler de söyleyelim. Emre Belözoğlu ve Tahir Karapınar ile birlikte genç oyuncuların, Ferdi liderliğinde, Ömer Faruk ve son olarak Allahyar'ın kadronun alternatifi yapılması, istekli oynamaları, güven kazanmaları önemli. Kendilerini seçeneksiz görenler için artık ciddi alternatifler oluşuyor. Maçı oynayan da, kaybeden de Fenerbahçe oldu. Avrupa hesaplarında yeni hayallerin kurulması zorlaştı. Ama doğru mesaj verildi. Ya Fenerbahçe'nin oyuncusu gibiler olacak sahada, ya da takım için oynayıp, kendini Fenerbahçeli yapacaklar. İkisinin arası; yukarıdaki gibidir.