CANLI
SKOR
Fatih Doğan

Fatih Doğan

Rakibin planı tuttu

İzlanda karşısına özellikle ilk 45 dakika gurur kaynağımız orta sahayı Konya'da, özgüvenimizi Refkkjavik Havalimanı'nda unutmuş gibi çıktık! Takım futbolunu sert ve iyi şekilde uyguladığını bildiğimiz İzlanda oyun alanını iyi daraltarak ve ilk hamlelerde topa basarak adeta orta sahamızı felç etti. İzlanda'nın sahada kilitleyip duran toplarla gol bulma planı Rostov'da oynayan sol stoper Ragnar Sigurdsson'un duran toplardan attığı 2 gol üzerinden açıklanabilir. Başarılı da oldu.
Ancak bu plana biz yanıt veremedik. Sakat Mahmut'un yerine Ozan Tufan ve Cengiz'in yerine Hakan Fransa maçının iki farklı futbolcusu olarak değişime katkı vermedi. İzlanda'nın Türkiye'ye Fransa'nın bıraktığı boş alan fırsatını vermediğinin altını çizelim.
Güneş'in oyunu açmak için ikinci yarı sahada yokları oynayan Kenan ve İrfan'ı çıkarıp Yusuf ve Abdülkadir'i alması oyunun rengini değiştirdi. İlk yarı üst üste 3 top yapamayan Türkiye, ikinci yarı oyun dengesini sağladı. Ancak bu toparlanmaya rağmen Dorukhan'ın 40. dakikada attığı golün devamını getiremedi. Ozan Tufan'ın alternatifsizliği ve oyunda kalması takıma adeta yük oldu. Günün iyilerden Dorukhan'ın çıkarılıp son tercihte Güven'in girmesi sonucu değiştirmeye yetmedi. Hakan Çalhanoğu da beklentilerin çok gerisinde kaldı. İkinci yarının en net gol pozisyonu Merih'in bulduğu ve kaçırdığı gol pozisyonuydu. O gol olsa ve beraberlik gelse Euro 2020'nin anahtarıyla Türkiye'ye gelebilirdik. Ancak bu mağlubiyete rağmen Fransa'dan aldığımız 3 puan yolumuzu aydınlatıyor. 2 maçta 3 puana bakıldığında bu genç takım inancı ve desteği hakediyor.

Rakibimiz Fransa!

Şenol Güneş'in tarihe bıraktığı izler, EURO 2020 yolunda geleceğe umutla bakmamızı sağlıyor. Fransa ile birlikte gruptan rahat çıkacağımıza inanıyorum. Takım ritimleri eskisi gibi olmayan ne Arnavutluk ne de yıllardır başımızın belası olan İzlanda bu grupta bize rakip olabilir.
Arnavutluk karşısında 3 puandan fazlasını aldığımızı düşünüyorum. Büyük ihtimalle Eskişehir'de de ürkek Moldova'yı yenerek, 8 Haziran'daki Fransa erken finaline 6 puanla gireceğiz. İşkodra'da tecrübeyle kazandık. Genel olarak tempomuzun ve oyun derinliğimizin iyi olmadığını söylemeliyiz. Mecburiyetten de olsa defansın göbeğindeki Kaan- Merih ikilisi güven vermedi. Burada farklı alternatiflerin denenmesine ihtiyaç var. Başakşehir'de stoper oynamaya alışmış Mahmut biraz oyun kurmayı yadırgadı. Mevkisini tek yadırgayan o değildi. İkinci yarıda Burak'ın açtığı yoldan ilerleyerek ikinci golümüzü atan Hakan, "Ben sol kanatta verimli olamıyorum. Yerim forvet arkası" der gibiydi. Cenk'in kanattaki beklenenden daha düşük performansı eklenince kanat oyununda etkisiz kaldık. Ancak işin ilginç yanı golüyle Hakan, asistiyle Cenk, skora direkt katkı sağlayarak oyunumuza değer kattı.
Arnavutluk'un 7 savunma özellikle oyuncuyla oynaması ve İtalyan teknik adam Panucci'nin uzun toplarla Balaj ve Uzuni'yi golle buluşturma planı tutmadı. Burak Yılmaz, Emre Belözoğlu, Gökhan Gönül, Okay Yokuşlu ve Mert Günok performansını en çok beğendiğim oyunculardı. Özellikle Kaptan Emre'nin Arnavutluk maçında sahada kaldığı 64 dakikada boyunca hırsını görünce, "Haziran'a kadar değil istediğin kadar oynar!" demek içimden geldi. Şenol Güneş'le EURO 2020'ye mutlaka gideceğimize inanıyorum. Bu yüzden gitmek değil orada yükselmenin planları yapılmalı...

Amatör Ademler

Yeni Malatyaspor bu sezonun en iyi çıkış yakalayan takımı... Beşiktaş, soğuk Malatya deplasmanında yol kazasına uğramamak için ortaya beklentilerin üzerinde bir hırs ve dinamizm koydu. Malatyaspor, topun kontrolünü tamamen Beşiktaş'a bırakmış, deplasmanda oynuyor gibiydi. Atiba ve Dorukhan orta sahada dinamik, Burak ve Adem Ljajic, ceza sahası çevresinde inanılmaz hareketli ve üretkendi.
Beşiktaş, rakibi 40. dakikada kızaran Adem'i kaybetmeden önce de sonra da çok iyiydi. Sezonun en çok gol pozisyonuna girdiği maçlardan birisini oynadı. Burak, Lens, Güven, Ljajic ve Kagawa, gol kaçırma yarışına girmese, 2-1 değil, 5-1 biterdi maç. Burak'ın dinamizmi ve hazırladıkları, kaçırdıklarını mazur gösterebilir ama Lens kaçırdığı pozisyonla formayı derbide Quaresma'ya kaptırabilir.
40. dakikada Adem Büyük'ün arkadan Lens'in aşil tendonuna basıp, VAR'la kırmızıyı görmesi ne kadar amatörlükse, attığı golden sonra kale direğini tekmeleyen ve sarı kart görüp F.Bahçe derbisinde cezalı duruma düşen Adem Ljajic'in hareketi de tam bir amatörlüktü. Son üç haftanın yükselen yıldızı Ljajic, maçın ve derbinin kahramanı olma şansını kaybetti. Ljajic'in bu kontrolsüz sevincinde kaçırdıklarının ve Kagawa stresinin etkisi olabilir. Beşiktaş adına derbide büyük kayıp.
Cüneyt Çakır'ın önce sarı verip, sonra VAR'dan Adem Büyük'e kırmızı kart vermesi anlaşılabilir bir durum fakat ilk yarıda Vida'nın yerde kaldığı pozisyon penaltıydı. Galibiyet golünü Ljajic atsa da gelmeyen golü getiren ve maçı çeviren Kaptan Atiba'ydı. Gemisini kurtaran kaptan oldu.

Sadece futbol kazandı!

Beşiktaş-Trabzonspor derbisi, doyurucu, alkışı hakeden müthiş bir futbol şölenine sahne oldu.
Ünal Karaman sık sık Rodallega ile Abdülkadir'in yerini değiştirerek, Beşiktaş defansının dengesini bozmaya çalıştı. Abdülkadir'in hızı ile tekniğinin üzerine yapılan plan tutunca ve Necip'i stoperde zorlayınca Güneş'in hamlesi geldi. Güneş kısa ve hızlı Medel'i stopere çekerek, Necip'i sağa aldı. Trabzonspor'un koridorunu kapattı. Sosa, ilk yarıda Trabzonspor'un oyun liderliğini üstlenirken, Beşiktaş benzer bir liderden yoksun kaldı. Maçın temposu ve kalitesi üst seviyedeydi. İlk yarının uzatmalarında Rodallega'nın golü, oyun planını bozdu. İkinci yarı Şenol Güneş'in Quaresma ve Necip'i çıkararak, Gökhan ve Caner'i sokması doğru hamlelerdi. Beşiktaş, Dorukhan'a önde daha geniş bir oyun alanı imkanı sundu. 47'deki Nwakaeme'nin erken golüne rağmen Beşiktaş'ın, sahanın en iyisi Dorukhan'ın önderliğinde beklenen karakteri ortaya koyduğunu söyleyebiliriz. Beşiktaş'ın ofsayt gerekteçiyle iptal edilen golü iyileşen oyununun ödülü gibiydi. Beşiktaş'ta Güven'in iyi niyetine rağmen golcü yokluğunun net hissedildiği bir 97 dakika yaşadık. Özellikle Ljajic, Vida ve Caner'in net pozisyonlarında kaleci Uğurcan, yaptığı kurtarışlarla maçın adamlığına soyundu. Genç kaleci, alkışlarla tebrik edilmeyi haketti. Kendi evinde Trabzon'la berabere kalmak Beşiktaş ve Şenol Güneş'e ağır olsa da iki takım da (Trabzon'da bazı oyuncuların zamandan çalma gayreti ve Umut Meler'in buna uyması hariç) alkışlanacak bir oyun ortaya koydu.

Zemin sentetik zafer gerçek

Birisi Beşiktaş'ın bir Avrupa maçında ilk 12 dakika içinde 2 gol yiyeceğini 2 de net pozisyon vereceğini söylese sanırım söyleyen kişiye tepki gösterilirdi.
Dondurucu bir soğuk var, hava yağışlı, zemin sentetik ve kaygan... Sarpsborg, 1'de Raşit Muhammed'le öne geçti. 6'da ise Heintz, uzaklardan öne çıkan Karius'u avladı ve Beşiktaş kabul edelim ki adeta buz kesti... 8. dakikada Raşit Muhammed karşı karşıya kaldığı pozisyonda golü atsa maç geri dönüşü olmaz bir yola girebilirdi.
Avrupa maçında ilk 12 dakika içinde 2 gol yiyip, 2 de net pozisyon veren hangi takım ağır iklim ve doğa şartlarında muhteşem bir geri dönüşe imza atsa o takım kimdir dense ilk akla geleceklerden biri Beşiktaş olurdu.
Beşiktaş Benfica maçı dahil birçok maçta bu dönüşleri yaptı. Alkışı hak etti. Başta Lens, Caner, Ljajic olmak üzere bütün futbolcular donan vücutlarını yüreklerinden gelen ateşle ısıttı. İkinci yarı ortaya büyük karakter koydular. Ancak şunun altını çizelim: Şenol Güneş sakatlarından 5 tanesini bu ağır maç koşullarında risk etmedi. Bu sentetik zemini ve havayı görünce alınan riski daha anlaşılır kıldı.
Koşullara alışmak kolay değil. İlk yarı bu uyumsuzluk net hissedildi. Oyuncular "Nereden geldik bu noktaya" der gibiydi... İlk yarı 2-0 kaybeden bir takımın ikinci yarı Avrupa'ya tutunmak adına karakter koyması ve 3-2'ye çevirmesi saygı duyulacak bir durum. Beşiktaş Avrupa'ya yakışıyor. Her ne kadar Şampiyonlar Ligi'nin bileti lig şampiyonluğundan geçse de Avrupa'ya inanmaya devam etmek gerekiyor.
Karius'a değinmeden geçmemek lazım. Gollerde pozisyon alma konusunda hatalar yaptı. Bunun zeminle alakası yoktu. Öz güvenin makul seviyede olanı makbuldür. Bu duruşu alarm veriyor...

Beşiktaş’ın çilesi golcü!

Beşiktaş, İstanbul'da 4-2 yenildiği Genk takımı ile Belçika'da 1-1 berabere kaldı. Değişim neydi? Ne oldu da siyah-beyazlı oyuncular 34 puanla Belçika Ligi'nin lideri Genk'le beraber kalarak gruba ve yarışa tutundu...
FELSEFE: Temel farklılık futbolcuların zihinlerinde ve yüreklerindeydi. Vodafone Park'ta çok koşan, oyunbozan Genk karşısında düzensizlik, tepkisizlik ve tam bir teslimiyetçilik vardı. Belçika'da bir duruş vardı. Son iki ayda ekonomik sarsıntıların izleri bu maçta yoktu.
TAKTİK: Çok koşan ve ayağı iyi top yapan bir takımı durdurmanın en iyi yolu, fizik gücünüz varsa oyun kurmadan durdurmaktır. Şenol Güneş ve ekibi deplasman olmasına rağmen dün 3. bölgeye çok yüklendi. Genk'in oyun planını tamamen bozdu. Adriano, Gökhan Gönül, Gökhan Töre, Atiba gibi önemli eksikliklere daha maçın başında Lens'in sakatlanması büyük talihsizlik olsa da 87 dakika Beşiktaş 1-0'la oyunu kontrol etti. Medel'in yanında Dorukhan'ı başlatılması şaşırtsa da dinamik, sert ve tempolu yapısıyla Dorukhan stratejik bir tercihti. Sadece Dorukhan'ı değil kaleye Tolga'yı, Babel'i forvet yapıp kanada da Lens'i koyan Güneş, ilk plan kırılmasını Lens'in 12. dakikada sakatlanmasıyla yaşadı. Mustafa forvete Babel sola kaydı.
SONUÇ: Beşiktaş galibiyeti hak etmişti. 87'de beraberlik golü emekleri harcadı. Beşiktaş, 20'de karşı karşıya Mustafa, 58'de de Babel, kolayı yapıp golü atsalardı 1-1 ile yetinmek zorunda kalınmazdı. Biraz kalite eksikliği biraz da şansızlığı fatura edilebilir. Şenol Güneş'e, Ljajic ile 11'e başlamak dururken Oğuzhan tercihi sorulabilir ve eleştirilebilir. Ancak hırs, mücadele ve oyun açısından Beşiktaş, kaybettiği iki puana üzülecek kadar iyi oynadı. Golcü yokluğu ve şansızlığı olarak özetlenebilir.

Çalışmadığı yerden geldi!

Şenol Güneş; Bayern Münih karşısında Boateng ve Hummels ikilisini bozmak adına farklı stiliyle kaotik bir fırsatçılık oluşturmak için Vagner Love sürprizini hazırladı.
Şenol Güneş; adalesi zorlayan Gökhan Gönül'le Coman karşısında sürpriz yaşamamak için Adriano'yu sağ beke kaydırdı.
Şenol Güneş; Lewandowski etrafına dizilmiş hücum gücü yüksek Bayern ofans hattını durdurmak için Vida'yı stoper başlatıp Medel'i orta sahaya aldı. Ancak asıl sürpriz Şenol Güneş'in çalışmadığı yerden geldi! Vida 16'da daha maçın başında kırmızı kart görerek bütün planları altüst etti. "11'e 11 bu deplasmandan nasıl çıkarız?" sorusuna cevap bulmakta zorlanırken Şenol Güneş 11'e 10 kalan takımıyla çözüm üretemedi.
Üstüne üstlük Caner'in vasatı aşamayan oyunu vardı. Sol bek etkisiz kaldı. Adriano, Coman'ı kaçırdığında ilk golün yolunu açtı ve beklentilerin çoktan gerisinde kaldı. İnişli çıkışlı performansıyla Fabri anlamsız bir heyecan içindeydi.
Quaresma ve Babel eksik takımı kollamaktan özelliklerini sahaya yansıtamadı.
Pepe-Vida ikilisinin verimsizliğini biliyorduk ancak bu kadar çabuk çözüleceğini kimse beklemiyordu. Her şeye rağmen Vagner Love ilk yarıda karşı karşıya kaldığı golü atsa o 1 golün etrafına 10 kişiye rağmen yeni umutlar örülebilirdi. Şenol Güneş'in defansif kaygıları öne aldığı ve tercihlerini etkilediği deplasman Bayern Münih... Bu yüzden hamlelerini hücumdan ziyade tedbirler üzerine yapması kaçınılmaz bir durum. Ancak Atiba-Medel ikilisinin olmayacağı anlaşılmıştır. Bir kesicinin yanında bir oyun kurucu Beşiktaş'ın karakteridir. Sonuca göre eleştiri yapmayı doğru bulmuyorum. Eleştiri yapılacaksa Vida'nın 2 aydır niye form tutmadığı ve Tosic'in dönüşünün uzadığıdır.. Gerisi benim için sebep-sonuç ilişkisidir.

Bu takımda yedek yok!

Beşiktaş geçtiğimiz yıl Şampiyonlar Ligi'nde acı bir tecrübe yaşamıştı. Yenilgisiz girdiği son grup maçında Dinamo Kiev'e farklı yenilip umutları ve hayalleri ağır darbe almıştı.
Şenol Güneş ve talebeleri son iki sezondur tecrübe ettikleri son maç sendromunu yaşamamak için Şampiyonlar Ligi'nde kendilerine bu sefer büyük bir keyif ortamı oluşturdular.
Son maça Leipzig'in Redbull Arenası'na gruptan çıkmayı garantileyerek geldiler. Bu da yetmezmiş gibi Tosic dışında 11 yüzünü daha az gören oyuncularıyla çıkarak farklı bir meydan okuma yaptılar. Şenol Güneş'in "Sahada olacaklar olmayanlar kadar değerli ve bunu sahada gösterecekler" yaklaşımı kaderini Porto-Monaco maçına da endekslemiş Almanlar için tam bir anafordu.
Beşiktaş adına Negredo'nun ayağından penaltıyla gelen erken gol Leipzig'in gençlerinin ilk yarıda ayaklarını birbirine doladı. Timo Verner'in, Necip'i hırpalayan bindirmeleri dışında Leibzigli oyuncular ne oyun, ne gol girişimi noktasında rakibine bir üstünlük kuramadı.
Ancak kalede Tolga önde Medel olmasa en kötü ilk yarıyı beraberlikle kapabilirlerdi.
İlk 45 dakikada Lens- Negredo uyumu biraz iyi olsa veya kaleye yönelme konusunda daha seri davransalar evsahibi ikinci yarıya çıkacak enerjiyi bulamayabilirdi.
İkinci yarı zorunluda olsa Necip-Adriano değişikliği Werner'in durdurulması açısından gerekliydi.
Adriano'nun girmesi ve Kaptan Tolga'nın üst üste kurtarışları takıma moral verdi. Direnç kırılabilirdi.
Uzun süre kulübede bekleyen bir kalecinin bu seviyede performansı ve hazır oluşu takdiri hak ediyor. Güneş'in, Mustafa-Orkan değişikliğiyle ortasahayı güçlendirme hamlesine Hassenhüttl'ün Kaiser hamlesi geldi.
Beşiktaş'ın Şenol Güneş yönetiminde, Şampiyonlar Ligi'nde galibiyete ihtiyacı olan bir takımı kendi evinde yenmesi tarihi bir başarıdır. Beraberlik yetmesine rağmen son dakikaya kadar gol araması alkışa şayandır. Türk futbol tarihi bu takımı altın harflerle yazar.

Avrupalı Kartal!

Türk futbolunun Avrupa'da tel tel döküldüğü bu zaman diliminde Beşiktaş, Türkiye'nin gururu olmaya devam ediyor. Şampiyonlar Ligi'nde Porto ve Leipzig zaferleriyle grup ve şampiyonada "Lider" karakteri ortaya koyan siyah-beyazlılar, dün Stade Louis II'de yıldızlar topluluğu Monaco'yu eze eze yendi.
Türkiye'de baskı altındaki hakemlerin ve renk körü olmuş futbol yorumcularının algı operasyonları altında ezilen Beşiktaş, ne hikmetse(!) Avrupa'ya çıkınca ezilen değil ezen bir yapıya bürünüyor. Beşiktaş, Monaco'da evinde gibi oynadı. Rahat, özgüvenli bir duruş ve kaliteli bir oyunla sahadaydı. Maçın başında Babel'in nizami bir golü yanlış ofsayt kararıyla iptal edilmesine rağmen oyundan düşmedi.
Beşiktaş'a ötekileştirilen başarısına sürekli şaşı bakanlar; 'Pepe son adam... Sarı değil kırmızı verebilir' diyebilir...
Şenol Güneş'in orta sahayı daha diri tutmak için Atiba-Tolgay Arslan tercihi olumlu sonuç verdi. Adriano'nun sağ bekte Lemar'a karşı başarılı kademesi gibi...
Gençlerbirliği maçında Babel ve Quaresma'sız kanadı kırık oynayan Beşiktaş, Monaco'da bu bölgelerden rakibini vurdu.
Hem Babel hem Quaresma çok kaliteli işler çıkardı. İkisi de adeta futbol nasıl oynanır dersi verdi. Kanatlar işleyince Cenk Tosun'un verimliliği de arttı.
Gençlerbirliği maçını düşününce 'Beşiktaşlı oyuncular maç mı seçiyor?' sorusunu da tartışabiliriz. Ancak "Topla oynamaya kalksak Beşiktaş'a kaybederdik" diyen Mesut Bakkal'ın sözlerini hatırlayınca sorunun oynatmamaoynama tercihi üzerinde tartışılmasını daha doğru buluyorum. Beşiktaş kulaklarını tıkamış Avrupa'da oynamaya, oynayarak destan yazmaya devam ediyor... Büyük bir alkışı da hak ediyor...

"Babel'in bir golü yanlış ofsayt kararıyla iptal edildi ama Beşiktaş yine de oyundan düşmedi."

Ali Palabıyık oynadı!

Real Madrid'de yıllarca üst düzey maçların değişmez ismi olmuş son Avrupa Şampiyonu Portekiz'in defanstaki yıldızı Pepe, 67. dakikada bir anda kendini tuş vaziyetinde yere bıraktı. Birinin müdahalesiyle değil... Maçı çığrından çıkaran hakem Ali Palabıyık, dünyanın en komik faul kararını verdiği için! Bu komediye, bu rezilliğe tahammül edemediği için...
Valbuena'nın kendini yere atmasını görmeyen Palabıyık, kararına kızan Şenol Güneş'i de sahadan atmakta bir beis görmedi.
Nereden baksan hakem rezaleti. Tuttuğun elinde kalıyor.
Kontrolünü kaybetmiş Palabıyık, yardımcısı Cem Satman'la 61'de Negredo'nun bariz golünü ofsayt diye iptal ediyor. Cenk'in ikinci yarıdaki haklı penaltısını görüp çalmıyor, belki de çalamıyor. Gerisi teferruat. Golü ve penaltıyı verse Beşiktaş maçı çevirecek ve sanki başı belaya girecek!
Sadece maçın sonucuna tesir eden bu hataları değil pozisyon ve kartlardaki adaletsizlik bir hakemin, bir maçın akışını nasıl değiştirebileceği konusunda seminer konusu olur. İlk yarıda Oğuzhan ve Atiba'ya gösterdiği sarı kartlardaki ucuzluğa bakın, bir de Ozan Tufan'ın Atiba'yı tekmeyle arkadan indirişini görmeyişine... Ali Palabıyık adeta şunu dedi:
"Ben futbol oynayana, oynamak isteyene değil, kaos oluşturana prim tanıyorum!" İddia ediyorum; 11'e 11 ya da 9'a 9 hiç farketmez, Beşiktaş, bu kaos ortamı ve buna fırsat veren yeteneksizliğini kartlarla örtmeye çalışan Palabıyık olmasa en kötü kaybetmezdi...
Şundan eminim yarın birileri Quaresma, Neto ve İsmail'e gösterdiği haklı kırmızıları öne çıkarıp "muhteşem yönetti" diye alkışlayacaktır.
Fenerbahçe'yi özellikle ikinci yarıda kollayan kararlarıyla belki de alkışı hakediyordur!
Fenerbahçe'ye can suyu olduğu ve yarışın içinde tuttuğu için....

"Yeteneksizliğini kartlarla örtmeye çalışan Palabıyık olmasa Beşiktaş kaybetmezdi"