CANLI
SKOR
Fatih Doğan

Fatih Doğan

Cesaret ve doğrular

Beşiktaş'ın Marsilya karşısında aldığı 4-1'lik galibiyetin ardından Almanya'da da aynı öz güveni sürdürmesi önemliydi. Vincenzo İtaliano, Hoffenheim deplasmanında Avrupa gecesine cesur başladı. Bu cesareti etkileyen etkenlerinden biri Beşiktaş taraftarının maç başından sonra tezahüratla rakip taraftarı baskılayıp Almanya'yı deplasman olmaktan çıkaran muhteşem performansıydı. İtalyan hocanın Alman ekibini önde karşılayarak başlaması kadar Vlahovic'in yokluğuna ek olarak Djalo- Agbadou, Rıdvan-Ouattara, Salih-Ndidi, Miretti- Olaitan değişikleriyle başlamasına rağmen felsefesinden ödün vermemesiydi. Ancak Avrupa deplasmanlarının ölçüsü yalnızca cesaret değil; doğru zamanda baskı yapmak, doğru anda oyunu soğutmak ve rakibin boşluklarını değerlendirmek. Maçın henüz başında Hoffenheim'ın direkten dönen topu Beşiktaş defansı adına ciddi bir uyarı ve kırılma anıydı. İlk yarı sağ kanatta dağınık görünen İlhan Fakılı'nın 55'te ve iki dakika sonra Trossard'ın kaçırdığı yüzde yüz pozisyonlar gecenin yıldızlarından Murillo'nun kritik golüyle taçlandı. Vlahovic'in yokluğunda sahne alan Güney Koreli karakter abidesi Oh'un iki golüyle derin bir Oh çekti. Defans hatalar yapsa da Beşiktaş Oh, Olaitan ve Murillo gibi oyuncularının yıldızlaşan performansıyla yeni bir zafer kazandı. G.Saray ve F.Bahçe'nin kaybettiği Avrupa arenasında Beşiktaş, Trabzonspor'la birlikte ülkenin tesellisi ve gururu oldu. Tebrikler İtaliano, tebrikler Beşiktaş…

Sorunlar var

Beşiktaş'ın milli aradan sonra Süper Lig'e Kocaelispor karşısında galibiyetle başlaması tabelada çok kıymetli. Ancak sahadaki hikâyede İtaliano'nun, masada ise yönetimin çözmesi gereken başlıklar var. Maçın sonlarında Vlahovic'in tokatla düşürülmesi ve verilmeyen penaltı, bu sezon Beşiktaş aleyhine alınan kararlara bir yenisini ekledi. Yönetimin kısa veya uzun vadede çözmesi gereken bir mesele olarak karşısına çıktı ki tribünlerin öfkesi bunun yansımasıydı. Sahada ise sert savunma yapan Kocaeli'ye karşı skor üretmekte zorlanan bir takım izledik. Siyah-beyazlılar maça Orkun'un golüyle hızlı giriş yaptı. Orkun'un kalitesi, en önemli silahlarından biri. Ancak bu rahatlık, oyunun kontrolünü garanti etmiyor. Nitekim Kocaeli, Show'un golüyle skoru eşitledi. Savunmada yaşanan tereddütler, Beşiktaş'ın hâlâ mesafe alması gereken alanları gösterdi. Beşiktaş'ın cevabı gecikmedi. Korner organizasyonunda Tayfur'un, Djalo'yu düşürmesiyle kazanılan penaltıda Vlahovic hata yapmadı. Sırp forvet, yalnızca gol atmadı, takımının zorlandığı anda sorumluluk aldı.
Beşiktaş'ın kazandığı penaltı kadar, golcüsüne yapılan müdahalede neden düdük çalınmadığı da tartışılmalı. Hakemlikte ölçü formaya göre değil, pozisyonun kendisine göre belirlenir. VAR'ın bulunduğu bir oyunda bu tür kararlar dikkatli incelenmeli. Kocaelispor'un direnci, Beşiktaş'ın savunma ve oyun kontrolü sorunlarını görünür kıldı. Sonuçta Beşiktaş kazandı. Fakat her galibiyet, her sorunun çözüldüğü anlamına gelmez. İtaliano için asıl mesele, tabelanın arkasındaki eksikleri görmek.

Bu elbise artık Türkiye’ye dar

Fransa karşısında kendi evimizde 1-0 yenilince savunurken geriyi 5'li, atağa kalkınca üçlü oynanan anlayış idealize edilmiş olacak ki Montella, İtalya karşısına da aynı anlayışla çıktı. Ancak önemli bir farkla. Genelde sol stoper oynayan Merih'i merkeze, çoğunlukla sağ stoper oynayan Ozan'ı sol stopere koydu. Hem sistem hem de oyuncu mevki değişiklikleri savunma hattının balans ayarını bozdu Montella. İlk yarı İtalya bu uyumsuzluğun faturasını 3-0 keserek cezalandırdı. Montella ikinci yarıya hatasını fark etmiş olacak ki Abdülkerim'i sol stopere alarak, Ozan'ı da 5'linin ortasına çekerek gidermeye çalıştı. 3-0'dan sonra tribünden yükselen istifa seslerinden Montella başta olmak üzere payını almayan kalmadı. Barış Alper'le bir gol attık, Esposito ile 4-1'i buldular. Barış'ın iptal edilen ikinci golü, Oğuz'un kalecinin görüş alanına etki ettiği için ofsayt gerekçesine dayandırıldı. Türkiye adına işin özeti şu; çok taktik konuşmaya gerek yok. Sorun oyun kimliği sorunu. Türkiye'ye monte edilen Montella futbol anlayışı artık acı veriyor! Savunmayı beşle, oyunu geriden kur, santrforsuz oyunla orta sahayı geçiş oyununa dönüştür. Biçilen bu gömlek Türkiye'ye dar geliyor. Futbolcularımız giderek oyun karakterlerinden uzaklaşmaya ve ayaklarında pranga varmış gibi oynamaya başladı. TFF bir karar verecek. Türk Milli Takımı'nın kapasitesi bu mu? Montella ile ve felsefesiyle nereye gidiyoruz?

Hataların bedeli

Milli ara öncesi liderlik koltuğuna kim oturacak? Sorusunun cevabı Amedspor oldu. Beşiktaş ister Amed'in ön alan baskısı deyin, ister Marsilya maçı sonrası öz güven rehaveti deyin bireysel hatalarının bedelini zorlu deplasmanda 3-2 kaybederek ödedi. Marsilya'nın yorgunluğu hissedildi. Yok desek yanlış olur. Bazen fiziksel bazen de psikolojik yansımaları olabilir. 35'teki pozisyonda Vlahovic'in bir faulü yok. Bates'in koluyla ve ayağıyla darbesi var. Penaltı artı kırmızı kart gerekirdi. Bu hakem kararı sonucu etkiledi. İlk yarının 2-0 bitmesi bunların sonucuydu. İkinci devredeki reaksiyonu özellikle son bölümdeki kazanma hırsını görünce ilk yarıda adı konulmamış bir öz güven rahatlığı hissettim. Nasıl olsa çeviririz hali. Amedspor kazanmak için elinden geleni yaptı. İlk hamlesi Beşiktaş'a kısmi ön alan baskısı yaptı. Beşiktaş topu iyi kullanarak çıkması gerekirken 2 kez Salih ve 1 defa da Rıdvan'la bireysel hatıralar yaparak 3 gol yedi. Ancak bunun arka planında bence iki nedeni vardı. Biri Cerny 11 oynarken orta sahada adam ve görev paylaşımı daha yüksekti. Poku çok fazla çizgide kaldı. Biraz daha al vere girmesi gerekiyordu. Orta saha yükü Salih'e bindi. İkincisi Djalo-Emirhan uyumu yerine Agbadou-Djalo ikilisi kademe ve topu oyuma sokmadan dağınık his verdi. Rıdvan, İlhan ve Orkun'un bu dakikalardaki alışık olmadığımız pas hataları işin tuzu biberi oldu. İlk yarının 2-0 bitmesi bunun sonucuydu. Cerny, Emirhan ve sonrasında Rashica değişiklikleri ve stoper çıkarıp orta sahayı ve forveti güçlendirme hamleleri yerindeydi. Bu Beşiktaş'ı yenmek kolay iş değil. Bu yüzden kazanan taraf oldular. Milli araya girerken liderlik koltuğuna da oturdular.

Cesur yürek!

Beşiktaş'ın, Marsilya zaferinin asıl hikâyesi tabelada değil, devre arasında yazıldı. İlk 45 dakika 1-1 bittiğinde siyah-beyazlıların önünde çözmesi gereken ilginç bir problem vardı. İlhan, Olaitan'ın nefis ara pasıyla attığı golle Beşiktaş'ı öne geçirmiş ancak Marsilya'nın Abdallah'la beraberliği yakalaması oyunun dengesini değiştirdi. Kontratakla Marsilya, basit bir gole 1-1'i bulunca Beşiktaş sonrasında 10-15 dakika sarsıldı. Gecenin siyahını beyazıyla kombin yapmış yıldızı taraftar bile o dilimle bir duraksadı. Cevap ikinci yarıda geldi. İşte Italiano'nun Beşiktaş'ı tam burada devreye girdi. Daha agresif, daha cesur ve daha dikine başladı. Rakibi kendi yarı alanına itti. Orkun oyunun merkezinde daha fazla sorumluluk aldı, Cerny sağ tarafta etkinliğini artırdı, Olaitan bağlantı oyuncusu olarak Marsilya savunmasının dengesini bozdu. Vlahovic de yalnızca ceza sahasında bekleyen santrfor değil, hücumun başlangıç noktasına dönüşerek takımın öne çıkmasına katkı verdi. Cerny'nin golü sadece skoru değiştirmedi; Beşiktaş'ın öz güvenini de yukarı çekti. İşte Avrupa futbolunda ihtiyaç duyulan reaksiyon bu. Skora değil, oyuna hükmetmek. Dolmabahçe'de tribünler de bu futbolu arkasına alınca Marsilya için maç giderek oyuncu olmaktan seyirci olmaya döndü. Bu galibiyetin en önemli tarafı, yalnızca Marsilya'yı 4-1 yenmek değil. Beşiktaş'ın 1-1'den sonra oyunu değiştirebilmesi. Murillo ve Poku ile gelen gollerde yine Olaitan'ın izleri vardı, maçın en iyi oyuncusuydu. İşte Avrupa'da yürümek isteyen Beşiktaş'ın göstermesi gereken karakter tam olarak buydu. Bu da cesur yürek İtaliano'ya yazar.

Güven veriyor

Beşiktaş maça başından sonuna kadar hükmeden taraftı. Topu rakibe bırakmak yerine oyunun kontrolünü elinde tuttu, pas trafiğiyle Erzurumspor'u kendi yarı alanına itti. Hücumda sürekli seçenek üreten siyah-beyazlılar, savunmada da rakibe nefes aldırmadı. Trossard, Beşiktaş'ın hücum kalitesini yukarı çeken isimlerdendi. Topla buluştuğunda oyunun hızını değiştirmesi, dar alanda doğru kararları ve savunma arkasına yaptığı koşular Erzurumspor savunmasının dengesini bozdu. Belçikalı yıldız, Beşiktaş'ın hücum repertuvarına ciddi zenginlik katıyor. Derbide olduğu gibi güçlü oyun sergiledi, Emirhan'ın ilk golünden sonra maçı bitiren 2. golü kaydetti. Kaptan Orkun'la uyumu göz kamaştırıcı seviyeye çıktı.
Oh ise hareketliliğiyle dikkat çekti. Sürekli savunma arkasını zorlayan, rakip stoperleri yerinden çıkaran ve hücum presinde takımına enerji veren bir görüntü sergiledi. Gol atmasa bile oyunun içinde kalması, Beşiktaş'ın hücum gücünü artırdı. Trossard'a yaptığı asistle "Ben de buradayım" dedi.
Orta sahada Orkun ve Salih'in oyunu yönlendirmesiyle Beşiktaş hem tempoyu belirledi hem de rakibin geçiş imkanlarını kesti. Savunma hattı da maç boyunca kontrollü kaldı.
İlhan Fakılı ile gelen 3-0, Beşiktaş'ın Erzurumspor'dan çok daha üstün olduğunu gösteren bir skor. Kaçan ve iptal edilen goller de dikkate alındığında skor daha da açılabilirdi.
Daha önemlisi, derbiden sonra aynı ciddiyetle sahaya çıkılması. Beşiktaş artık sadece kazanan değil, oyunuyla da güven veren bir takım görüntüsünde. Bu çizgi şampiyonluk çizgisi…

Büyük akıl kazandırdı

Beşiktaş'ın Kadıköy zaferinin baş mimarı İtaliano… "Forza İtaliano" diye özetlesek abartı olmaz. Şampiyonluğun en güçlü takımlarından F.Bahçe'yi deplasmanda devirdi. Agbadou-Emirhan uyumsuzluğundan kaynaklı ilk golü kalesinde görmesine rağmen demoralize olmadı ve cevap verdi. Korkmadı, önce oyun kontrolünü eline aldı, sonra önde baskıya devam etti. Kadıköy'de gecenin kazananı yalnızca Beşiktaş değil, İtaliano'nun derbi aklıydı. Bu müsabaka, Beşiktaş adına "doğru oynadım" maçıydı. İtaliano'nun en önemli tercihi, Kadıköy atmosferine teslim olmadan oyunun merkezini kontrol etmekti. Orkun ve Salih'in merkezdeki direnci, Olaitan'ın geçişlerdeki hareketliliği ve Trossard'ın bağlantı oyunu, Fenerbahçe baskısının kırılmasını sağladı. Orkun'un topu tek ya da iki dokunuşla kanada aktarması, Olaitan'ın çizgiye basarak rakip bekleri geriye koşturması, ön alan baskısının arkasında boşluklar oluşturdu. Trossard ise geriye gelerek üçüncü adam rolünü üstlendi; topu aldı, rakip orta sahayı üzerine çekti ve kanatlardaki koşuları hızlandırdı. İtaliano'nun planı açıktı: Derbiyi kaosa değil, kontrollü geçişlere ve doğru anlara bırakmak. Orkun'un asistiyle Vlahovic'in galibiyet golündeki hücum ve pas organizasyonu muhteşemdi. Galibiyetin asıl mesajı şu: Beşiktaş artık derbiyi kazanmak için yalnızca mücadele eden değil, baskıyı doğru pasla aşan, topu kazandığında hızlanan bir takım görüntüsü veriyor. Beşiktaş, Kadıköy'den yalnızca 3 puanla değil, şampiyonluk inancıyla döndü.

Beşiktaş’tan korkun!

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Futbol adına muhteşem bir maç izledik. Sahada tabelaya yazılan 8 gol, iptal edilen 2 gol ve direkten dönen 3 top olmak üzere yeni sezonun en iyi maçını izledik. Çorum'un talihsizliği ligin en iştahlı ve ofansif takımına karşı, motive olmuş bir taraftarın önünde oynamış olması. Vlahovic üç golle üç puanın başrol oyuncusu olurken Alanyaspor yenilgisi sonrası hem kendi öz güvenini hem de takımın öz güvenini sahaya koydu. Vlahovic'in performansı, Beşiktaş'ın neden onu transfer ettiğinin de kısa bir özeti gibiydi. Ceza sahasında doğru yerde olmak, fizik gücünü kullanmak, rakip savunmayı sürekli tehdit etmek ve en önemlisi fırsatları gole çevirmek… Üç gol, sadece istatistik değil; takımın hücum kimliğine verilen güçlü bir mesajdı. Beşiktaş'ın bir diğer önemli kazanımı ise Olaitan ve Orkun'un dinamizmi, Trossard ve Cerny'nin üretlenliğiyle öne çıkmasıydı. Murillo ise Beşiktaş'taki kariyer maçını oynayacak bindirmeler yaptı. Özellikle Çorum savunmasının arkasına yapılan koşular ve kenar-merkez bağlantısı siyah-beyazlıların hücumunu çeşitlendirdi. 6-2'lik skor Beşiktaş'ın oyunun her bölümünde kusursuz olduğu anlamına gelmiyor. Özellikle rakibin zaman zaman savunma arkasına sarkabildiği bölümlerde alarm veren görüntüler vardı. Ancak bu kez Beşiktaş'ın en büyük farkı, bulduğu pozisyonları skora dönüştürmesi ve oyunu yeniden kontrol altına alabilmesi oldu. Siyah-beyazlılar, derbi öncesi hem moral hem de psikolojik üstünlük kazandı. Mesaj açık; Korkun Beşiktaş'tan.

Rotasyon ve hakem

Beşktaş, dün skor türbülansını yaşadı. Bu tablonun oluşmasının iki nedeni var: Biri takımda yapılan rotasyon, diğeri hakemin kararları. Rotasyonun temelinde ise Agbadou'nun ilk 11'de başlaması ve Djalo ve Emirhan ikilisinin bozulması yatıyor. Murillo ve Olaitan'ın kulübede oturtulmasının da etkisi var. Neden Agbadou? İlk 11'de başlaması, takımı fiziksel olarak daha dirençli kılmak yerine oyunu ağırlaştırdı. Djalo'nun yokluğunda tandem oyunu öne taşımakta ağır ve geride kaldığı için Salih ve Orkun'un sorumluluğu arttı. Olaitan'ın da eksikliği binince hücumla bağlantı zayıfladı. Top, Beşiktaş'ta kaldı ama tehdit yeterince oluşmadı. Alanya deplasmanlarının Beşiktaş'a hep ters geldiği ve zorlu geçtiği ve bu maçta bu yoğunlukta rotasyonun riski olduğu hocaya iyi anlatılmalıydı. Aslında gol sürpriz değildi. İkinci yarının başında Alanyaspor üst üste pozisyonlar buldu. Beşiktaş o bölümde oyunun kontrolünü kaybetti, rakibin cesaretini kıramadı. Beşiktaş fiziksel direncini gösterdi. Değişikliklerle birlikte beraberliği hatta galibiyeti getirecek fırsatları başta Vlahovic'le buldu. Ancak Beşiktaş'ın direncine ilk darbeyi hakem vurdu. Trossard'a vurulan tokadı görmezden geldi. Kırmızıyı yedi, sinir uçlarıyla oynadı. İkincisi; Oh'un golünü faul gerekçesiyle iptal etmesiydi ki bu pozisyonu görüntülerde bile net gösteremediler. Pozisyon temize daha yakındı. Aynı hakem ekibi maçın sonlarında Vlahovic'in itilerek düşürülmesine penaltıyı daha net verebilirdi. Mağlubiyet yalnızca 3 puanın kaybı değil; bazı sorunların da yeniden masaya gelmesi demek.