CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

Yıldırım kartlarını geç çıkardı

İsmi büyük, kalitesi düşük bir maç oynandı. Organize olarak, hazırlanarak, pişirilirek kazanılan gol pozisyonları çok az. İki takım da rakibin bireysel hataları ya da kendi oyuncularının bireysel yetenekleriyle pozisyonlara girdi. Gol olmayınca iki taraf da yalnızca rakibi ve oyunu bozmaya oynadılar. Gol olsaydı işin rengi farklı olacaktı. Aslında maçın skoru ile oynanan futbolun aynıydı; Sıfıra sıfır, elde var sıfır!
Sarı-lacivertliler kendi sağ taraflarını hücumda fazlaca kullandılar. Sol taraftan ise fazla hücuma kalkmadılar. Ama Galatasaray'a da sağ kanattan hücum şansı vermediler. Yani birbirlerini kilitlediler. Bazen öyle oldu ki oyun ortaya yığılıp kaldı. İki taraf da çizgileer inemedi, oyunu açamadı. Sahanın köşelerinde neredeyse 4'e 4, 5'e 5 minyatür futbol maçı yapacak alanlar ortaya çıktı zaman zaman.
İki tarafta da göze batan oyuncu yok. Peki ters çevirsem soruyu... Çok kötü oyuncular var mıydı? O da yoktu. Özellikle de mücadele etmeyen futbolcu yoktu. Ama futbol öyle bir oyun, hem mücadele edeceksin hem kaliteni ortaya koyacaksın. O zaman aradaki fark ortaya çıkıyor işte. İki tarafın defansına göre ve oyun anlayışlarına göre maçtan evvel "Bu maç 0-0 bitecek" deselerdi, "Hadi ya ordan "derdim.
Hakem Bülent Yıldırım, kartlara erken başvurmadı. Bir tek 13'üncü dakikada Ekici'ye kesin sarı kart göstermesi gerekirdi. Serdar Aziz'in penaltı tartışması yapılan pozisyonunu yayıncı kuruluş ekrana bir türlü getiremedi. Onun için net bir şey söyleyemiyorum.
Dün mükemmel bir seyirci stadı doldurdu ama diğer statlarda da olduğu gibi bu sefer Fenerbahçe Stadı'nda merdivenler gözükmüyordu. Allah muhafaza bir panik olsa kaç kişi ölür, yaralanır bilinmez. Türkiye'de bu konu 15-25 bin lira'lık cezalarla geçiştiriliyor
Stada nasıl bu kadar fazla seyirci giriyor? Bunu anlamak da mümkün değil. Herhalde bu soruya da yetkililer cevap verirler. Şimdiye kadar hiç duymadığımız o cevaplardan! Futbolda marka değeri yüksek Avrupa ülkelerine bakıyorsun, hiçbirinde bu merdiven boşluklarında kimseyi göremezsin. Neden? Çünkü oralarda insan değerli ki işi bu kadar ciddi tutuyorlar

İlk maç keçi boynuzu ikincisi kuzu çevirme!

Biri bayılttı, diğeri ayılttı. Birinde uyuduk, diğerinde canlandık.
Biri kağnı arabası gibiydi, biri de bayağı süratli giden bir araba... Siz bunlara daha fazla ilaveler yapabilirsiniz.
Bu benzetmeleri neden yaptığımı herhalde anlamışsınızdır?
Önce bir Malatya-Fenerbahçe maçı izledim, evlere şenlik. Size ciddi söylüyorum, inanılmaz uykum geldi ve ilk 20 dakikadan sonra zaman zaman uyudum. Arada uyandığımda bakıyordum, hiç değişen bir şey yok. Ne biri süratli, ne biri daha az süratli. İki taraf da aynı oynuyorlar.
"Ölme eşeğim ölme yonca biçeriz" diye bir laf vardır ya sanki öyle. Arkadaşlar!
Türkiye'de futbol seyircisini kazıklıyorlar.
Malatya'da bilet fiyatı 150 liraymış. Bu malı bu fiyata satıyorsanız sakın sonra ağlamayın. Ve hala alıcı varsa ellerinizi ovuşturun. Fenerbahçe üç pozisyona giriyor, ikisini atıyor. Futbol namına bir şey yok. Malatyaspor ilk 20 dakika biraz mücadele ediyor, sonra o da yok. Ah, vah diyeceğiniz pozisyon yok. Ve bu Malatya 34 puanla 9'uncu, Fenerbahçe 47 puanla 4'üncü. Kahır 90 dakikası bitiyor, bir saat sonra başka bir maç başlıyor.
Stat dolu, futbol namına da çok şey var. Bir biri kaçırıyor, bir diğeri. Şutlar, verkaçlar, çalımlar, "Oh be" diyorsun, dünya varmış!
Konyaspor öne geçiyor. İkinci yarı Fatih Terim, "Oyuncu değişikliği bir adet yapar, sonra değişikliklere devam eder" diyorsun ama o öyle bir iki değişiklik yapıyor ki. Eskilerin bir deyimi vardır "Ya herro, ya merro", "Ya alırım" diyor, "Ya yanarım." Burada Sinan Gümüş'ü alması çok doğru ama Donk'u çıkarması hatalı. Ama burada devreye Sergen'in girmesi lazım işte.
Atacağı bir gol belki de Konyaspor'un 4-5 farklı kazanmasını sağlayacaktı. Ama o seyretti. Ve Fatih'in kumarı tuttu.
Sinan Gümüş değişiklik olarak son derece doğru. Çünkü rakibe göre ters ayaklı. Daha da doğrusu, çok alakasız yerlerde bu ayağını, yani sol ayağını çok iyi kullanan bir oyuncu. Genelde futbolcular sağlak olduğu için bu solak oyuncular onlara ters gelirler.
Zaten solak oyuncuların futbolda kıymetli olmasının sebebi de budur.
Konyaspor, ilk yarıyı çok iyi oynadı. Gomis ile orta alanın bağlantısını kestiler.
Telgraf tellerini keser gibi! Ve Galatasaray'ı aut çizgisine indirmediler.
Hep ortadaki huniye soktular. Böyle olunca da Gomis, bütün topları Konya kalecisine sırtı dönük aldı. Bir defa yandan girdiler, kafayı çaktı gol yaptı.
Öyle veya böyle gelen seyirciler de, seyredenler de verdikleri paraları helal ettiler. Zaten önemli olan da bu.
İlk maçtaki keçi boynuzundan sonra, ikinci maç bize kuzu çevirme gibi geldi.
Hakem az hata yaparak maçı yönetti. Ama en büyük hatası bu hakemin her zaman yaptığı gibi hem oyuna müdahale ediyor, hem topa müdahale ediyor, hem de oyuncuların saha görüşünün önüne geçerek onların arkadaşlarına top atmalarını engelliyor.
Ve maalesef bundan da kurtulamadı. Bazı maçlar vardır ve bazı goller vardır çok değerlidir.
Eğer Galatasaray, sezon sonu şampiyon olursa Sinan Gümüş'ün attığı o mükemmel gol yüzde 100 etkili olacaktır.

Artık bırakmaz!

Kartal orta sahadaki sorunu Tolgay ile çözdü. Zorlu maçları da kazandı. Artık yukarıdan inmezler. Beşiktaş zor bir devreden geçmesine rağmen işi kolaya çevirdi. Kadro geniş olunca Şenol Güneş rahat rahat hepsini kullanabiliyor. Yalnız önceki gün SABAH Spor'da bir haber çıktı, "Şenol Güneş, Avrupa'da en yerinde oyuncu değiştirerek skoru lehine döndüren teknik direktör" diye. Ben buna katılmıyorum... Şenol Güneş, sahaya önce gerekli takımı çıkarmıyor sonra da bakıyor olmuyor, ilk çıkarması gereken takımı sonradan buluyor. Haliyle de skor değişiyor... Güneş önce eşeğini kaybettiriyor. Sonra bulduruyor, sevindiyor tabiri caizse...
Beşiktaş'ta orta saha sorunu vardı. "Atiba yaşlandı, yoruldu" diyorlardı. Oğuzhan istenileni veremiyordu. Talisca hep hücumu düşünüyor, kendine oynuyordu. En sonunda Şenol doğruyu buldu, Tolgay'ı oraya monte etti. Çünkü Tolgay hem defansta hem hücumda hem de topa sahip olmada çok faydalı oynuyor. Çok bekledi ama geç de olsa sonunda ödülünü aldı.
Öyle veya böyle Beşiktaş yukarıyı yakaladı. Kadro avantajı da var. Sezon sonuna kadar artık yukarıda gidecek.
Gençlerbirliği'nin kadrosu bu kadar, çapı bu kadar. En az 1 gol atmadan, İstanbul'daki büyüklerin sahasından zor dönersin memleketine.
Herkes maç seyrediyor, bir bakıyorsunuz yine Şenol Güneş ile Ümit Özat birbirlerine giriyor. Yetti gari! Millet sizi mi seyredecek, maçı mı izleyecek! Türk futbolunun Hacivat- Karagöz'ü gibi oldunuz. Hakemin biri çıkar bir gün ikinizi kol kola yollar. O zaman anlarsınız.
Hakem Mustafa Öğretmenoğlu, Atiba'ya yapılan net penaltıyı görmedi. Sonra da aynı pozisyonlarda değişik kararlar verdi. Mesela Medel'in rakibine ceza alanı içindeki net faulüne penaltıyı çalamadı. Zaten bu hakem deplasman takımları için pek hayırlı olmuyor diyorlar. Peki Medel'in bu pozisyonuna çalmayan hakem tam 90. dakikada Atiba'ya Medel'in rakibine yaptığından daha hafifi yapıldı. Buna faul çaldı. Ekranı ikiye bölün, getirin oynatın, ne olduğunu net şekilde anlarsınız.

Talisca’nın eli net penaltı

Beşiktaş'ın kadrosuna bakıyorum, Trabzonspor'un kadrosuna bakıyorum. İki takımın kadrosu arasında bariz fark var. Birisi kaliteli bir kadro, diğeri bariz şekilde kalitesiz bir kadro.
Kusura bakmayın ama ben Trabzonspor'un Ersun Yanal ile de Rıza Çalımbay ile de sağdan soldan bastırdığı bir maç seyredemedim. Akhisar'ı, Sivas'ı, Kayseri'yi izliyoruz, değişik şeyler yapıyorlar, zaman zaman heyecan veriyorlar. Trabzon'nun maçlarını seyrediyorum, arada gezmeye gidiyorum, çay içmeye gidiyorum, yanımdakilerle sohbete dalıyorum. Bu takım adamı uyutur arkadaş! Ne Trabzon halkı, ne de iyi bir futbolsever böyle takım ister arkadaş! Burak varsa ona topu atacaksın o da gol atacak! İkinci bir varyasyon yok Haa şu da va.r Sezon başında Trabzonspor'un transferlerini kim yaptıysa tamamen fiyasko. Bundan önceki yönetim de başarısızdı, bu yönetim daha başarısız. Ya bakın! Ben Trabzonspor'a yönetici olsam sağdan soldan alacağım bir-iki adamla bu Trabzonspor'u ayağa kaldırırım. Takımın adı yeter ya! Abdülkadir oynuyor, Yusuf Yazıcı oynuyor. Olcay'ın ne işi var sahada. Bana sahada Yusuf Yazıcı lazım, Olcay'ın ne işi var!
Kadro kalitesi dedik ya... Bakıyorsun Beşiktaş'a... Negredo giriyor kenardan maçın tüm seyrini değiştiriyor. Tek başına rakip defansı sırtına alıp götürüyor, arkadaşlarına yer açıyor. Çilingir gibi! Zorlamadan 'tık' diye kilidi çözüyor. Bakınız! Negredo bunu sadece bu maç değil, her maçta yapıyor. Bir de bazıları Quaresma'ya övgüler diziyor, "Beşiktaş Quaresma'yı arar" diyor. Ben buna katılmıyorum. Quaresma çıkıyor iki hareket yapıyor, varyateye giriyor, taraftarın gözüne hoş gözükecek ufak işler yapıyor. Maçta iki tartışmalı pozisyon var. 22. dakikada Talisca'nın ceza sahası içinde eliyle aldığı top. Bu pozisyon tartışma yürütmez net penaltı. Orada hakem penaltıyı verse, Trabzon atsa maç 1-0. Buyurun buradan yakın! Sonra ne olacak! N'Doye'un pozisyonunda ise kaleci Fabri topa doğru geliyor fakat N'Doye daha fazla yükseliyor. Bu ilk pozisyonda Fabri topa hakim olamayıp elinden kaçırıyor. Bu pozisyonda arkadaki oyuncu Rodallega, Fabri topu elinden kaçırana kadar müdahalede bulunmuyor. Ama sonra Rodellaga'nın bir teması var. Burada şu yorumu yapabilirsiniz? Rodallega bu teması yapmasa Fabri yerden kalkıp o topu kurtarabilir mi? Kurtarabilir derseniz, golü vermezsiniz. Ama kurtaramaz derseniz golü verirsiniz.

Rövanşı da Fırat yönetsin

Sahada enteresan bir 90 dakika vardı. Duyduğum kadarıyla soyunma odası koridorlarında da enteresan olaylar var. Yani tekmili birden hem korku filmi gibi bir maç, hem heyecanlı bir maç, zaman zaman da güzel pozisyonların olduğu bir maç. Bir hakem için kolay maç mı? Hayır çok zor. Önce futbolculardan başlayalım. Alper... Yahu kardeşim bir sarı kart almışsın ve bu sarı kartı çok doğru aldın. Tehlikeli pozisyonu çok tehlikeli bir şekilde kestin ve doğru bir kart gördün. Ondan sonra yaptığın iş akıl işi değil. Bu işi yapan insanın deli olması lazım. Devre arası oluyor, Quaresma ile Babel giriyorlar. Devre arasında A Spor'da Serkan Korkmaz ile maçın ilk yarı değerlendirmesini yapıyoruz. Serkan, "Quaresma girer, kenardan ortalar yapar, Negredo gol atar" diyor. Bana da soruyor "Ne diyorsun diyor." Ben de "Dediklerin hepsi doğru da oyunda kalırsa dediklerini yapar" diyorum. Quaresma giriyor 2 dakika sonra atılıyor
Aslında Quaresma'nın atıldığı pozisyonda Souza'nın da sanki bir kırmızı görmesi lazım. Zaten orada bütün maçın filmi kopuyor. Volkan hiç gereksiz yere kalesinden çıkıp geliyor, güya olayı ayıracak. Sanane kardeşim, senin sarı kartın var. Nitekim saçma sapan bir çizgi tartışmasında itirazdan kırmızı görüyor. Aslında çift sarıdan kırmızıyı o kavga anında görebilirdi. Bakınız yazı şu ana kadar hep kartları yazarak geçti. Peki futbol var mıydı? Kötü değildi, kalite yoktu, heyecan vardı. Maç iki tarafa da gitti geldi. Ama Fırat Aydınus, en büyük hatasını uzatmanın son dakikalarında Babel'e yapılan net penaltıyı vermemekle yaptı. Bakınız! Bu yazdığım şaka değil. İmkansız bir şey değildi. Demagoji de yapmıyorum, espri de yapmıyorum. Rövanş maçını kesinlikle Fırat yönetmeli. MHK bunu yapabilir mi, bilmiyorum. Neden? Madem bu maçın yorumunu Fırat böyle yaptı, rövanşı da aynı hakem yönetsin. Kimse kimseye bir şey söyleyemesin. Bakınız, teknik adamları bazen tenkit ediyoruz. "Bununla maç niye başlamadın, bunu niye oyuna almadın" diye. Bu kadar kolay, bu kadar zeka özürlü sarı ve kırmızı kart gören oyunculara teknik adamlık yapmak hakikaten zor iş. Her şey bir yana heyecanı, tansiyonu yüksek bir maç izledik. "Herkesin eline ayağına sağlık" diyelim, rövanşı bekleyelim. Fenerbahçe, büyük avantaj yakaladı ama 2-2'nin psikolojik baskısı fazladır. Yani "Ben 0-0, 1-1'e bile elerim" zihniyetine girerlerse zorlanırlar. Yani rövanşta gergin olan Fenerbahçeliler olacak, Beşiktaşlılar değil. Çünkü Beşiktaş'ın orada kaybedecek hiçbir şeyi olmayacak. En tehlikeli insanlar, kaybedecek bir şeyi olmayacak insanlardır.

Quaresma herkesi kurtardı!

Hiç fazla uzatmayalım. Dün gece Quaresma ne var ne yok herkesi kurtardı.
Başta Tarık Ongun'u kurtardı, sonra takımı kurtardı, sonra Şenol Güneş'i kurtardı, sonra maçı kurtardı. Yani kurtardı oğlu kurtardı...
Aykut Kocaman, rakip takımları bozarak sonra kendi birkaç pozisyon bularak maç oynatan bir teknik adam.
Tabii ki eldeki kadronun da etkisi var.
Şampiyonluğa oynayan dört takım içinde kadro açısından en zayıf olan Fenerbahçe. En zengin olan da Beşiktaş.
Eğer şu anda ikisinin de 44 puanı varsa bu teknik adamların birisinin takımını çok iyi kullandığını, diğerinin ise çok iyi kullanamadığını görürsünüz.
Mesela bu maça Love ile başlanılmaz.
Net olarak Negredo ile başlanır.
Quaresma sağdan, soldan tonla orta atıyor. Peki buna kafa vuracak hücumda kim var? Bir tek Babel... Talisca da yok.
O zaman niye Negredo sahada yok.
Fenerbahçe'nin sahasında oynasan Negredo ile başlama. Vida ile başlaması son derece doğru bir işti. Nitekim semeresini de gördü. Maçın en iyi adamlarından biri Tolgay'dı. Çok göşterişsiz oynadı ama müthiş işler yaptı.
Tarık Ongun'un böyle bir ofsaytı atlaması tuhaf. Bunlar dört ay sonra Dünya Kupası maçları idare edecekler.
Böyle bir hatayı herhangi birisi Rusya'da yaparsa ilk uçakla Türkiye'ye gelirler.
Çünkü orada sistem öyledir. Bu, şunu gösteriyor; Chelsea-Barcelona maçını yönetince arkadaş fazla havaya girmiş, bu maça yeteri kadar kendini vermemiş.
Peki o golle Beşiktaş mağlup olsaydı ne olurdu? Onun için özellikle hakemlik şımarıklığı kaldırmaz. Ayakları yere basacak.
Beşiktaş ağır sıklet boksörü gibi ikinci yarıda Fenerbahçe'yi dövmeye başladı. Oyuna giren Alper de takımı karşıya taşıyamadı. Bir adam vardı Fenerbahçe'yi karşıya taşıyacak, topu tutacak, rakibi sinirlendirecek... Valbuena...
Onu da Aykut nedendir bilinmez hep yanında oturttu. Bu da Aykut'un bu maçtaki en büyük hatasıydı. Beşiktaş her şeyiyle maçın genelinde üstün oynayarak, tempoyu artırarak, hak ederek kazandı. Maçtan sonra Şenol Güneş, yanına çağırdığı Quaresma'yı alnından öptü. Ben yardımcı hakem Tarık Ongun'un yerinde olsam aynı öpücüğü Quaresma'nın alnına kondururdum.
Ve devam ederdim, "Allah senden razı olsun" derdim.

Muslera hasta olacaktı!

Karşılaşmanın 38'inci dakikasında William Troost-Ekong kırmızı kart gördü ve Bursaspor 10 kişi kaldı.. İyi güzel de, 38 dakika boyunca Bursaspor 11'e 11 oynarken;
Galatasaray kalecisi Muslera, zatürreden hastaneye kaldırılacaktı.
Galatasaray mükemmel mi oynadı?
Hayır, Bursaspor kötüydü. Ama Galatasaray'da şu iyiydi... Yardımlaşma güzeldi, istekli oynadılar. Zaman zaman da güzel hareketler yaptılar. Gomis yine gollerini attı ama sahanın yıldızı Rodrigues'ti. Belhanda'da da bayağı bir toparlanma var.
Yalnız Galatasaray'da şu hatalıydı.. Maç 4 olmuş, hemen laubalilik başlıyor. Maalesef futbolda en kötü şey budur. Bilakis daha ciddi oynayacaksın, daha yürekten oynayacaksın ki; bundan sonraki maçlarda fazla hata yapmayasın.
Çünkü yan yana oynadığın futbolcularla bu tarz maçlarda daha bir rahatlarsın, daha bir alışkanlık olur.
Aslında dün gecenin bence en iyisi seyirciydi.. Neden mi? Geçen hafta mağlup olmuşsun ve liderliği kaptırmışsın.
Günlerden cuma, hava soğuk, ulaşım zor...
Öyle olmasına rağmen Galatasaray seyircisi takımını yalnız bırakmıyor. Bu konuda Beşiktaş seyircisi de sınıfı geçiyor. Ama aynı çabayı Fenerbahçe seyircisi göstermiyor maalesef..
Hakem Bülent Yıldırım, Bursaspor böyle dirençsiz olunca fazla zorlanmadı.
Gösterdiği kırmızı da doğruydu.
Bursaspor'un işi gittikçe zorlaşıyor. Bu takımın bu tarz oynamaması lazım, bir sebebi var!
Acaba Bursa seyircisi takımını fazla sevmekten dolayı onu avucunun içinde fazla mı sıkıyor, bunaltıyor veya korkutuyor, geriyor!
Bu işi düşünmek lazım..

Kesinlikle net bir penaltıydı!

Öncelikle G.Saray dün takım olarak oynayamadı. Diyeceksiniz ki "Ne demek takım olarak oynayamadı?" Aynı anda rakibe baskı yapıp, aynı anda topu alıp hücum edeceklerdi. Ama 3 kişi baskı yaptı, iki kişi yapmadı, iki kişi yaptı, dört kişi yapmadı! O zaman hep beraber oyundan düştüler. Oyuncular arasında inanılmaz kopukluklar oldu ve maçı da kaybettiler.
Şu cümleyi net söylemek lazım; Kasımpaşa takım olarak iyi oynadı, çok iyi mücadele etti ve net bir galibiyet aldılar. Bir taraf takım gibi oynamayıp, diğer taraf oynarsa daha iyi takım mücadelesi veren taraf maçı kazanır. "Galatasaray'da kim iyiydi?" derseniz, Donk... Şu anda Galatasaray'ın en iyi transferi gibi ama diğerleri ona yardım etmediler. Mesela Gomis... Tamam maçın başında düştü ama çok tuhaf işler yaptı. Peki maçın kırılma anı neydi? Kasımpaşa'nın kazandığı penaltı. Milletin kafası karıştı. "Penaltı değil" diyen fanatikler de var. Aslında hiç kafa karışacak pozisyon değil. Serdar Aziz, rakibi topla üzerine gelirken bir defans oyuncusunun yapmayacağı acemilikle, ceza alanı içinde direkt topa müdahale etmeye kalktı. Serdar Aziz topa direkt müdahale ederken sol ayağıyla topa yüzde 100 hâkim olamadı. Çünkü hamle yaptığı sol ayağının dış tarafı topun üst kısm-ı na değdi. Topa müdahale var ama o ayak gitti, rakibin sol ayağının dışına darbe oldu. Kesinlikle net bir penaltıydı. Hatta yanında bir de sarı gerekirdi. Hakem olarak bunu yapıyorsun iyi, çok da güzel. Peki ikinci yarıda Donk buna benzer bir müdahale yapıyor ama faul çalmıyorsun! Aynı hakem, aynı maç, benzer pozisyon, işte çifte standart!
Galatasaray, Terim'in gelmesiyle bir ara gazı aldı. Ama günler geçtikçe bu gazın yetmeyeceği belli olmaya başladı. Şimdi düşünün büyük paralara Belhanda'yı alıyorsunuz, bu adam maç 3-0'ken 90+3'te oyundan atılıyor. Demek ki Terim, disiplini tam verememiş bu gözüküyor. Kasımpaşa yönetimi Kemal Özdeş'i görevden uzaklaştırıp, bir maceraya girmeye kalktı. Ama yanlıştan çabuk döndüler. Aynı gün, üç saat evvel Trabzonspor'un Başakşehir ile oynadığı maçı seyrediyorum. Fenerbahçe maçında sahada hayalet gibi gezen, ayakları yerden kesilmiş Başakşehir takımı yoktu. Trabzon karşısında yardımlaşmaları iyiydi ve çok net bir galibiyet elde ettiler. Hem futbol oynadılar hem de rakibi oynatmadılar. Maç 1-0 bittiyse bu Başakşehirli oyuncuların son pozisyonlardaki yanlış değerlendirmeleri yüzünden oldu.

Benim adım Hıdır!

MAÇ 3-0.. Yazıyı yazmaya başladım. Ne taraftan yazacağımı bilemiyorum. Hani biraz pompa yapayım diyorum, gaz vereyim diyorum, biraz süsleyeyim diyorum; ama bir türlü bulamıyorum ne söyleyeceğimi ve ne yazacağımı..
Bu dakikaya kadar Fenerbahçe 3 gol atmış, biri penaltı (ki pozisyon net penaltı), biri net ofsayt; maç da olmuş sana 3-0... İlk yarıda Fenerbahçe'nin bir de Mehmet Topal'la direğe nişanladığı top var. Yine ilk yarıda konuk ekip Alanyaspor'un kaçırdığı veya Fenerbahçe kalecisi Kameni'nin kurtardığı 3 net pozisyon var. İşte bütün maçın özeti bu kadar...
Ama sahada futbol oynatmaya çalışan, ufak tefek faulleri vermeyen, 'oyun durmasın' diyen bir hakem var; Ümit Öztürk...
Doğrusunu isterseniz o da olmasa, maç daha da kötüleşecek. Bu yazıyı yazarken gerçekten zorlanıyorum.
Düşünün bu Fenerbahçe şu anda averajla ve maç fazlasıyla lig ikincisi..
Peki, yalnız Fenerbahçe mi kötü oynuyor?
Beşiktaş'a bakıyorsun aynı...
Başakşehir, eski Başakşehir değil...
Galatasaray biraz göze hoş gelen işler yapıyor, o kadar. O da tam olarak ideal değil.
Dün akşam oynanan 90 dakikadan aklımda kalan 1 tane pozisyon var. O da Giuliano'nun attığı ilk goldeki yaptığı klas hareketler.
Kaleciyi geçişi ve vuruşu.. Bunlar, sadece üst düzey futbolcuların yapacağı hareketler.
Onun haricinde koca maç, 90 dakika bir sıkıntı. Kusura bakmayın, daha iyi şeyler yazmayı inanın isterdim. Ama benim adım Hıdır, yazabileceğim budur. Doğru mudur??

Tudor kiracı, Terim ev sahibi

G.Saray maçı ilk yarıda bitirdi. Sarı-kırmızılılarda yavaş yavaş 'Nasıl gol yenmez, nasıl defans yapılır' anlayışı oturmaya başlamış. Sezon başı tek yanlı oynuyorlar, "Gol atalım, geriye otobüsle veya dolmuşlar dönelim" diyorlardı. Şimdi pozisyon bittiği an ailece geri geliyorlar. G.Saray'ın en büyük avantajı bu. İdeal mi? Henüz değil. Zaman zaman 4-5 kişi ile baskı yapıp rakip oyuna çıkmadan topu kapıp, fazla enerji kaybetmeden tekrar hücuma dönmek istiyorlar. Yapıyorlar ama o da ideal değil. Bu işler zaman ister...
Ama Terim birbiriyle uyumlu olan isimleri oynatmaya gayret ediyor. Yaptığı en doğru işlerden biri bu. Çünkü futbolda duygu denen bir olay vardır. Arkadaşının nereye gittiğini veya nereye gideceğini hissedersin. O seni bilir, sen de onu... Ona göre hareket edersin. Bu ikililer her takımda her zaman yakalanmaz. Tudor yakaladığı bu ikilileri saçma sapan işlerle bozmuştu. Şimdi Fatih Terim, tekrar yakalamaya çalışıyor. Neden? Çünkü Tudor, G.Saray'ın kiralık teknik direktörüydü. Terim ise ev sahibi. Aradaki fark bu!
"İlk 45 dakikada G.Saray'ın kalesinde kim oynuyordu?" desem, çok zor cevap verirsiniz. Neden? Çünkü iyi pres yaptılar, rakibin oyun alanlarını iyi kapattılar. İkinci yarı 3-0'ın rahatlığıyla bu sefer Antalya gelmeye başladı. Şimdi burada bir olay var: Fatih hoca çok mecbur kalmazsa değişiklik için 70. dakikayı bekliyor. Bu bir alışkanlık mı, uğur mu veya başka bir şey mi, bilemem. Ama dün bu işe takımın temposunu artırmak için 50. dakikada başlayabilirdi. Yapmadı. Şu da bir gerçek; Antalyaspor eski Antalyaspor değil. Oyuncu kalitesi iyi değil, direnemiyorlar. Bir de G.Saray'ın aldığı Japon oyuncu var: Nagatomo... Hani bir cümle var ya; Çin işi, Japon işi bunu yapan bir kişi... Bu da bu Japon'un faydalı olacağını gösteriyor.
Hakem için bir şey söylenebilir: G.Saray'ın lehine bir penaltı var gibi. Eğer önüne birisi geldiyse kendi göremedi. Ama olay yardımcının tam karşısında oldu. O uyarmalıydı!
Belhanda'nın uzatmalarda çift sarıdan gördüğü kırmızı kart şunu gösteriyor: Fizik olarak hazır değil. Fizik olarak hazır olmadığınız zaman böyle saçma sapan işlere karışıp oyundan atılırsın. Çünkü adalene hükmedemezsin. Halbuki adalen güçlü olursa, beynin daha farklı çalışır.
Gomis'e baksanız olayı çözersiniz. Fizik olarak daha iyi olan Gomis, Belhanda'nın ikinci sarı kartı göreceğini hissetti ve ısrarla arkadaşını uzaklaştırmaya çalıştı. Ama fizik gücü düşük olan Belhanda saçma sapan işler yapmaya devam etti ve atıldı.