CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

Havaya girmişler

Başakşehir'in genelde 4 büyük takımla oynadığı maçları seyrediyorum, bütün maçlarını izleme fırsatım olmuyor. Yalnız dün Başakşehir'de şunu gördüm; oyuncular havaya girmişler ki topu ayak dışıyla, ayak burnuyla oynuyorlar. Onu da bırakın bundan önce takip ettiğimiz Başakşehir'in en büyük özelliği, takım olmalarıydı.
Kaptıkları toplarla çabuk hücuma çıkıyor, neticeye gidiyorlardı. Dün bu bahsettiğimiz, o bildiğimiz Başakşehir'den eser yoktu.
Peki bunun nedeni ne olabilir?
Birincisi, "Emre yoktu" diyebilirsiniz. Ben olmayan futbolcu hakkında konuşamam.
Çünkü o futbolcu takımını yalnız bırakmayacak.
Aslında yaptığı işe göre aldığı ceza fındıkfıstık!
Okkalı 4-5 maç ceza yiyecekken ikinci sarı karttan 1 maç ceza alıyor. Tabi bu olay da o ikinci sıra kartı gösteren hakemin kişiliğine ve şahsiyetine bağlı!
İkincisi de şu; net bir şekilde görüldü ki Arda takıma hükmetmek için sahadaydı.
Yani Başakşehir "Arda ve arkadaşları" şekline dönmüş... Olay oraya dönmüş!
Ve Arda dün resmen Başakşehir'in el freni oldu. Bildiğimiz Başakşehir'in en büyük özelliği takım olmalarıydı. Takım halinde defans yapmaları, yine aynı şekilde hücum etmeleriydi. Dün akşamki görüntüye bakılırsa, Arda bu takımın en zayıf halkası olmuş.
Fenerbahçe ise deplasmanda lig liderine karşı nasıl oynanacaksa öyle oynadı.
Maçın hiçbir anında hücumdaki en uçtaki adamla en gerideki defans oyuncusu arasındaki mesafeyi 35 metrenin üzerine çıkarmadılar.
Ve rakibe doğru dürüst pozisyon vermediler, çok çabuk hücuma çıktılar.
Yani klasik Başakşehir'in yaptığını dün Fenerbahçe yaptı. Rakibi üzerlerine çektiler, pas tercihleri akıllıcaydı, topa uzun vurmadılar, ayağa top yaptılar, her topta rakibi eksilttiler ve pozisyon yakaladılar. Maç daha farklı bitebilirdi.
Bakınız! Dünkü maçın ilk 15 dakikası Fenerbahçeli futbolcuların üstün çabasıyla değil, Başakşehirli futbolcuların ukalalığıyla gelişen 3 pozisyonla geçti. Yani bu şunu gösteriyor; Yani Başakşehirli oyuncular havaya girmiş. Takım böyleyse teknik adamları için de aynı cümleleri söylemek lazım. Abdullah Avcı'nın da biraz ayakları yerden kesilmiş! Yere basarlar mı, basmazlar mı bilemeyiz. Ama basmazlarsa seri şekilde aşağılara düşerler.

İki katını atardı

Beşiktaş bundan sonraki haftalara hazırlanmak için bir takımla hazırlık maçı yapmak isteseydi rakip olarak Karabükspor'dan daha iyisini bulamazdı. Beşiktaş bu kadar gol attı ama bakmayın böyle olduğuna, biraz sıksa attığının iki mislini de rahatlıkla bulabilirdi.
Aslında Karabükspor'un bu görüntüsü Türk futbolunun aleyhine olan bir şey. Bu sezonun bitime 13 hafta kala takımın biri küme düşmüş pozisyonunda. Yani Süper Lig 18 değil de 17 takımla oynanıyor gibi.
Bakınız, Şampiyonlar Ligi'ne çok önem veriyor, Şampiyonlar Ligi'nin marka değerini çok yüksek tutuyor. Onun için de herhangi bir şekilde bu turnuvaya katılan takımların biri sezon ortasında iflas bayrağını çekse, yani Karabükspor'un durumuna düşse ve o takım da Şampiyonlar Ligi'nde yarı finale çıksa marka değeri ne olurdu?
Suyunu sıksan su çıkmaz!
UEFA bunu düşünerek işi sıkı tutuyor. Bu gidişle bizde başka takımlar da aynı duruma düşecek. Ama bakıyorum bizde her şey laylaylom... Yani adamlar mallarını mundar etmek istemiyorlar. Bizde de tam tersi...
Dün gece iki takım arasında büyük fark vardı. Hatta bazı pozisyonlarda Beşiktaşlı oyuncular, kalecilerine dönerek pas yapmaya başladılar. Çünkü Allah muhafaza Fabri beklemekten zatürre filan olabilirdi. Mesela çıkıp 'yok Beşiktaşlı futbolcular da çok verimli oynamadılar, yok fazla koşmadılar, yok şunu yapmadılar' diye eleştirmeyelim. Çünkü karşı takım kalitesiz olunca, bu durum senin de oyununu etkiler, temponu, isteğini düşürür. Siyah-beyazlılar hiç sıkmadan, 30-40 km süratle giderek bu skoru yakaladılar. Maç için ne kadar zorlarsak zorlayalım yazabileceklerimiz en fazla bu kadar. Yani maçın suyunu sıksan su çıkmıyor. Beşiktaş'a hareketli bir santrfor lazımdı, Vagner Love da bu işin çözümü oldu.

ÜÇÜNCÜ GOL NET OFSAYT
Beşiktaş'ın dün iki golünde tartışma yaşandı. Talisca'nın yarım vole havada attığı gol faul değil. Çünkü rakip oyuncu topa kafası ile gitmiyor. Ve topa vuran Talisca ile arasında bayağı mesafe vardı. Hakem Bülent Yıldırım'ın buradaki kararı doğru. Ama Beşiktaş'ın attığı üçüncü gol net ofsayt. Bu pozisyonda ise hatalı karar verdi. Ancak genel anlamda hakemlik başka pozisyon yoktu karşılaşmada.

Ne ekersen onu biçersin!

Diyeceksiniz ki, tuhaf bir maç. Aslında, futbolda tuhaflık arada sırada olur. Ne ekersen, onu biçersin. Sarı-lacivertli takımın maçlarına bakın. İlk başta biraz hevesli ve istekliler; ama maç devam ettikçe oyundan düşüyorlar, tempoyu yükseltemiyorlar. Peki, bakın bakalım sezon başından bu yana Fenerbahçe kadrosuna, kaç futbolcu sakatlanmış ve bu sakatlıklardan dolayı oynayamıyorlar.
Sarı-lacivertliler, daha hala ideal kadrolarını bulmuş değiller. Sakın sakatlık bahanesinin arkasına saklanılmasın. Sakatlığın iki sebebi vardır; ya teknik direktör tarafından yanlış çalıştırma ya da futbolcunun kendisine bakmaması, bu kadar net. Gerisi laf-ı güzaf!
Aykut Kocaman geçen hafta hakemleri hedef gösterdi. Peki hakemleri hedef gösterince ne oluyor, şu oluyor: "Ben bu işi iyi yapıyorum, yönetici iyi yapıyor, futbolcular ellerinden geleni yapıyorlar ama hakemler bizim galip gelmemizi engelliyorlar!. Bize verilenler verilmeyenler, rakiplere verilenler verilmeyenler.."
İyi güzel de bunları dediğin zaman yönetici ve futbolcu da diyor ki: "Biz vazifemizi yapıyoruz, vazifelerini yapamayanlar hakemler!
Buyrun dün akşam F.Bahçe'nin yediği gollere bakın... Volkan bir yan topta dağlara taşlara çıkıyor ve önündeki stopere konuşmuyor. Stoperi kafayla indiriyor ve gol oluyor. Volkan da stopere fırçayı basıyor. Yani seyirciye diyor ki, "Kabahat stoperde, bende değil!"
Stoper de diyor ki; "Niye bana konuşmadın" ve kulağını gösteriyor. Yani Fenerbahçe'de herkes birbirini şikayet ediyor. Futbolcular birbirlerini, teknik direktör hakemleri ve yönetimini.. Peki, seyirci kime şikayet etsin bu Fenerbahçe'yi? Kombine al, forma al, seyahate git, maçlara git; sonra sinirden hasta ol, parmaklarını ye. Neredeyse ayak baş parmaklarını yiyecekler Fenerbahçeli seyirciler..
Gençlerbirliği aman aman futbol mu oynadı, hayır... Ellerinden geldiği kadar mücadele ettiler. Mağlup olsalardı kimse onlara bir şey demeyecekti.
Ama 1 puan çıkarttılar.
Şimdi bakalım kabak kimin başına patlayacak, Aykut tarafından... Ama Aykut'un yedek kulübesindeki yüz ifadesi şunu gösteriyor: "Ben oyunu kaybettim, okeye dönüyorum!

Kafası Bayern’de

Beşiktaş kan kaybetmeye devam ediyor, çünkü iyi oynamıyor. Maçın genel özeti; sahaya daha iyi yayılan, daha iyi mücadele eden, daha iyi yardımlaşan taraf Bursaspor'du. Beşiktaş ilk golünü güzel bir vuruşla kazandı. Hazırlanma falan yok... İkinci yarıda iki tane pozisyon kaçırdı yan toptan, kalecinin üzerine vurdular. Bursa kalecisi Harun'un zamanlaması iyiydi.
Bakınız... Bursaspor oyunu bir an olsun çirkinleştirmedi. Yediği beraberlik golünde bile defansına bakın öyle kalabalık, ceza sahasına gömülmüş bir savunma yapmıyordu. Futbol oynamaya ve oyunu güzelleştirmeye çalıştılar.
Beşiktaş'ın başkanı başka işlerle uğraşıyor... Kulüpler Birliği ile meşgul oluyor. Futbolcuların kafası da Bayern Münih maçında... O maç iyi giderse Beşiktaşlı futbolcular hayat bulacaklar, kötü giderse bence şu andaki Beşiktaş bile aranır gibime geliyor. Çünkü Beşiktaş istenilen düzeyde futbol oynamıyor, birbiriyle yardımlaşmıyor. Quaresma yapacak ortayı, Talisca vuracak kafayı ama bunlar nereye kadar! Medel mi? Orta sahada iyi mücadele ediyor, fakat rahat ve kolay sarı kart görüyor. Kartı gördükten sonra da artık o rakibi yıldırıcı hamlelerini yapamıyor. Çünkü ikinci sarı korkusu var. Bir de gereksiz yere hakemle konuşuyor hala dır dır dır... Ama hakem Medel'den gözünü kaçırıyor. Onun gözüne baksa, o futbolcu ona o kelimeleri söyleyemeyecek. Halil Umut Meler zaman zaman iyi işler yapıyor ama zaman zaman inanılmaz hatalar yapıyor. Oyunun, futbolcuların ve topun içine giriyor. Futbolcuların kaleye şut vurmasını bile engelliyor. Bırakın paslaşmalarını... Yazık, futbolcular "Çekil önümden de biraz oynayalım" diyorlar. Hani derler ya; Gölge etme başka ihsan istemez! O misal... Şu bir gerçek... Kalite olarak aman aman bir maç değildi. Mücadele olarak da eh işte... Pozisyonlar vardı, heyecanlı maçtı. Bursaspor seyircisinin korner atılırken Quaresma'ya attığı yabancı maddeler hiç de hoş değil. Şunu unutmayın; Hakem böyle olaylarda soyunma odasına giderse bir daha çıkmayacaktır.

Terim’le değişenler

Eski teknik direktör, yeni teknik direktör, oyun planları, takım kadroları, bunların hepsi yan yana gelince dün akşamki tablo ortaya çıkıyor. Galatasaray, zaman zaman iyi işler yapıyor, bazen ise inanılmaz kötü... İki teknik adamın arasındaki görüşler yüzünden bu işin oturması 5-6 hafta alır ama lig ona müsait mi? Düşünün, Belhanda yürürken bütün maçlarda oynadı. Fatih Terim geldi, kenarda oturuyor. Selçuk İnan hiç yoktu, Terim geldi oynuyor.
Fatih bir şeylere karar verecek. Karar verecek de, futbolcu parasını alamazsa, transferini alamazsa, maaşını alamazsa; Terim nereye kadar başarılı olur?
Herkes misal veriyor geçmiş yıllardan; neymiş efendim Galatasaray Avrupa Kupa 2'yi alırken, şu kadar zaman futbolcular para almamışmış.. Söyleyin o zaman; o takımda kaç yerli futbolcu vardı, bu takımda kaç yerli futbolcu var? Sana ithal futbolcu niye geliyor, para kazanmak için!
Dün Galatasaray'ın en geri adamıyla en ileri adamı arasındaki mesafe fazla açıdı. Çünkü dün Galatasaray'ın orta sahası iş yapamadı. Herkesin sezon başından beri salladığı Denayer, dün Galatasaray'ın en iyi adamıydı. Muslera da dikkatli olunca, Osmanlıspor'un ataklarına karşı koyabildiler. Pozisyona girmediler mi, girdiler. Ama şu bir gerçek, Eren Derdiyok kötü bir futbolcu değil. Ama Gomis varsa, Gomis oynar! Sonra Eren oynar, bu kadar basit.
Ndiaye'yi biz Osmanlıspor'da forvet arkası seyrederdik, Tudor daha da arkada oynattı. Ama yabancılar onun nasıl bir futbolcu olduğunu biliyorlar ve bu kadar para verip almak istiyorlar. Osmanlı sezonun ilk yarısından daha iyi. İlk yarı bayağı teslimiyetçi oynuyorlardı, şimdi rakibe başkaldırabiliyorlar. Ama ne kadar başkaldırırsan kaldır, gol atacaksın.
Bu arada hakem Umut Meler, Osmanlıspor'un attığı golde Muslera'ya yapılan faulü doğru gördü. Diğer pozisyonlarda da fazla hata yapmadı. Yalnız yardımcı hakem, orta hakemle beraber hareket etmeli. Golü verir pozisyonda, santraya doğru koşmamalı.

G.Saray ileride daha çok keyif verecek

Galatasaray, dün akşam maça iyi başladı. Hem oyunu daralttılar hem de rakibe daha oyuna çıkarken 4-5 kişi ile baskıyla başladılar. Kayserisporlu oyuncular, böyle bir tepki beklemiyorlardı herhalde Galatasaray'dan.. Nitekim ilk 45 dakika adeta kendilerine gelemediler. Öyle ki Galatasaray, biraz daha bastırsa, ilk yarı skoru 3-0 olurdu.
İkinci yarı ise bu kez ev sahibi Kayserispor, iki oyuncu değiştirerek sahaya iyi yayıldı. Bu kez onlar Galatasaray'a baskı yapmaya başladılar. Bu kez de Galatasaray'ın fizik gücü yetersiz kaldı. Nereye kadar? 75. dakikaya kadar.. Yani, Kayserispor yarım saat içinde bütün eforunu harcadı. Bu sefer 75. dakikadan sonra ipler yeniden Galatasaray'ın eline geçti. Onlar da çıktıkları kontra toplarda final paslarını ve kaleye vuruşları daha iyi yapsalardı, maçı 75 ile 80 arası bitirebilirlerdi.
Galatasaray için de Kayserispor için de zor maçtı. Çünkü Kayserispor sahaya yayılışı, baskısı ve oyun temposu bakımından bu sezonun en iyi takımlarından birisi. Ama şu da açıkça gözüküyor: Fatih Terim'li Galatasaray birkaç hafta sonra çok daha iyi olacak gibi. Bunun ışıklarını dün akşam verdiler. Bazı futbolcular da işin vehametini anlarlarsa, daha doğrusu Fatih Terim vehametini anlarlarsa; ilerleyen dönemde çok daha keyif veren bir Galatasaray seyredeceğiz.
Çok kaliteli bir maç olmadı ama keyifli bir karşılaşma oldu. Zaman zaman iki takım da oyundan koptular, özellikle ikinci yarının yarısından sonra. Ligde sezonun ikinci yarısının ilk maçı olmasına rağmen iki takımın da mücadelesi keyifliydi. Yani maçı seyretmeye stadyuma gelen seyirciler de, televizyon başında takımlarını destekleyen seyirciler de keyif aldılar.

YARDIMCI OFSAYTI ATLADI!
Maçın hakemi Cüneyt Çakır, verdiği birkaç faul kararı hariç kötü bir maç yönetmedi. Ama şunu söylemeden de geçemeyiz. Galatasaray'ın Eren Derdiyok'la attığı ilk golden önce, sağ kanattan yüklenen ve Eren Derdiyok'a asist yapan Rodrigues ofsayt pozisyonundaydı. Yardımcı hakem bunu atladı.

Metin Şentürk bile ‘penaltı’ derdi

Beşiktaş, keyif vermiyor. Aslında şöyle de diyebilirsiniz; akordu bozuk orkestra gibi çalıyor! Hep beraber tempolu çalıp, dinleyenlere keyif vermiyorlar. Birisi bir şeyi iyi yaparken, diğeri bozuk yapıyor. Bir müddet sonra o iyi yapan da bozuluyor, bu sefer bozuk çalanlar iyi şeyler yapıyor. Yani ritmi tutturamıyorlar, kesik kesik oynuyorlar. Kesilmiş süt de biliyorsunuz içilmez!
Şimdi orta sahaya bakıyorsunuz... Atiba geriye doğru oynuyor. Talisca da ileri doğru oynuyor ki Talisca'dan başka şu anda Beşiktaş'ta yüzde 100 gole giden, rakip için tehlikeli olabilecek başka bir adam yok. Yani Beşiktaş ile oynuyorsan, üç forvetini fazla markaja almaya gerek yok. Ama Talisca'yı gözden kaçırma!
Eee şimdi bu dörtlü ileride oynayınca, Oğuzhan arada tek başına sağa koşuyor, sola koşuyor. Rakip de üst üste 3-4 pas yapınca haliyle pili bitiyor. Aslında bakmayın dün Beşiktaş'a karşı biraz daha çabuk oynayan, dirençli bir takım olsa siyah-beyazlıların işini bitirirlerdi. Bu Antalyaspor bile kaç tane pozisyona girdi. Şimdi dönüyorsunuz maçta iki tane pozisyon var...
VAR sistemi olsaydı, yani iş televizyona kalsaydı ne olurdu? Maç bu neticeyle bitmezdi. Neden? Hakemin Babel'in faul yaptığı gerekçesiyle iptal ettiği gol tartışılır. Hani var ya sana göre, bana göre işte öyle! Bana göre faul değil. Sebebi, top havadan gelirken Babel topa doğru yükseliyor, rakibe en ufak bir hareketi yok. Yerden ayakları kesiliyor, yine bir hareketi yok. Önündeki rakip topa bakıyor ama yükselemiyor. Babel yükselip, topa vurduğunda Antalyalı oyuncu altta kalıyor. Yani Babel, rakibin omuzuna ve sırtına basarak yükselmiyor. Zaten yükselmiş... En yüksek yerde rakibiyle bir kontağa giriyor. Burada Babel'in ne günahı var? Adam oyun kuralları içinde, dürüstçe işini yapıyor ve devamında Talisca'nın attığı gol iptal ediliyor. Tartışılır mı? Bazıları tartışabilir.
Amma velakin Medel'in bir pozisyonu var, hakemin gözü önünde. Çok net penaltı! Topu elinin üzeriyle çeviriyor. Biraz futboldan nasibini alan hakem bu pozisyonda o hareketin yapılabileceğini düşünür. Bırakın düşünmesini, hakem Metin Şentürk olsaydı bu penaltıyı verirdi. Yani VAR olsaydı maç 2-2 biterdi. Yani adalet yerini bulurdu.
Bakınız! Verilmeyen gol tartışılır diyorum. Sana göredir, bana göredir. Sabaha kadar tartışır, izah ederim. Ama Medel'in pozisyonu tartışılmaz. Eee hakem maça tesir etti mi, etmedi mi? Buyurun buradan yakın! Çünkü bu penaltı pozisyonu yalnız Beşiktaş'ı da ilgilendirmiyor, Antalyaspor'u, düşme hattındaki rakiplerini, şampiyonluğa giden tüm takımları etkiliyor.
Eee hakem görmedi, hakem gördü vermedi, hakemin yüreği yetmedi vermedi. Buyurun cenaze namazına!
Sonra diyorlar ki; Hakem maça tesir etmedi
Hadi oradan ya!

Tudor’u takım göndermiş!..

Öyle veya böyle Galatasaray yönetimi, doğru bir karar verdi... Tudor ile olmayacağını geç de olsa anladı, olay bu şekle geldi.
Artık Tudor'u tartışmak yanlış. Tudor'u tartışmak yanlış ama dün akşam şu net bir biçimde görüldü ki, futbolcular Tudor'u istemiyorlarmış.
Onunla bağlantılarını kesmişler. Bir şey daha net gözüktü dün akşam: Yönetimin göndermediği veya gönderemediği Tudor'u, futbolcular göndermişler! Peki şimdi aynı futbolcular, Fatih Terim'i gönderirler mi? Gönderirler de zor gönderirler. Çünkü bu takımın en az iki yere, hatta üç yere transfer ihtiyacı var. Bu takımın daha bir antrenman yemesi lazım.
Mesela rakibe baskı yapıyorlar. Yaptıkları baskı, rakip yarı alanda başlıyor ama bunu ya bir futbolcuyla, ya da iki futbolcuyla yapıyo-r lar. 4, 5 veya 6 futbolcu ile yapamıyorlar. En ileri adam ile en gerideki adam arasındaki mesafe çok fazla. O zaman rakip takım, 3-4 ayağa top yaptığı zaman, 5-6 kişi ayağa düşüyo.r Ve fuzuli yere enerji kaybı oluyor. 60 metre gidip, 60 metre geliyorlar. Halbuki topyekün pres yapıp oyunu daraltsalar daha az enerji harcayacaklar.
Enerji fazlasını hücumda kullanacaklar.
Kaliteli oyunculara sahipler.
Ayağa topu iyi yapıyorlar, teknik olarak iyi oyuncuları var ama yaşlılar.
22-23 yaşındaki bir adam ile 30 yaşındaki bir futbolcu aynı olmaz.
Fatih'in işi kolay değil. Ama bu seyirci rüzgarı ile Galatasaray defansif anlayışını geliştirirse, yani Galatasaray deplasmanlardan galibiyetler getirirse işi kolaylaşacak. Çünkü Fatih ve bu takım, iç sahada çok iyi işler yapacağa benziyo.r Ama fizik olarak da daha iyi duruma gelmeleri lazım. Fatih de formayı adaletli dağıtırsa sorunlarını hallederler. Belli Göztepe iyi bir takım ama gücü bir yere kadar. Galatasaray'ın baskısına fazla tepki gösteremediler. Hakem Yaşar Kemal Uğurlu, Yasin'in penaltısını es geçmek dışında iyi maç yönetti. Ama futbolcularla diyaloğunda daha mantıklı olmalı. Futbolcuya posta koymaya, üzerine yürümeye gerek yok. Zaten vücut dili olarak Türkiye'de hemen hemen en iyi hakem. O zaman az konuşacaksın, kartlarınla hareket edeceksin, futbolcunun üzerine yürümeyeceksin, ona saygı duyacaksın.

Terim bu dansı iyi bilir!

Bazı takımlar teknik direktör alırlar, takımımızı daha iyi yere getirsin diye… Bazı takımlar da teknik direktör alırlar, o teknik direktörü kurtarmak içindir. Galatasaray, zaman zaman bu iki şekli de yaptı. Galatasaray, son yıllarda maalesef yerli ve yabancı hep ikinci şıkkı seçti. Bu seferki Fatih Terim'in gelişini ise şöyle değerlendiriyorum:
İki tarafın da birbirine inanılmaz ihtiyacı vardı çünkü ikisi de büyük firma olmalarına rağmen ikisi de baya büyük hatalar yapmışlardı. Zannediyorum iki taraf da yaptıkları hatalardan ders almışlardır, o zaman da bu evlilik iki taraf için de hayırlı olur.

SİZE SORUYORUM!

Peki Fatih Terim'in son ayrılığındaki esas sebep neydi? Ünal Aysal diye bir adam geldi, Galatasaraylı olarak geçinen… Camiayı da hiç tanımayan biri, gökten zembille indirildi.
Galatasaray'ın parasını har vurup harman savurdu ve gitti. Peki dün Fatih Terim bir şey söyledi. "Gel derler geliyoruz, git derler gidiyoruz" diye… Fatih Terim'in işine niye antrenmanda son verdi Ünal Aysal?
Olayın perde arkası duyduğuma göre şuymuş: Fatih Terim'le Ünal Aysal'ın araları açılıyor ve Fatih Terim, Ünal Aysal'ın kulağına gidecek şekilde bir yerde dümdüz küfür ediyor.
Aysal'ın annesi de dahil olmak üzere… Aysal da ipini çekiyor. Ne olduysa bundan sonra oluyor. Ünal Aysal, Galatasaray'ın ağır abilerini topluyor ve şöyle diyor: "Beyler, bu adam benim gelmişime geçmişime küfür etti. Eğer siz de bu tarz muameleye uğramak istiyorsanız Fatih Terim'le bir daha çalışırsınız. Bu Galatasaray geleneklerine yakışmıyor." Gaz veriyor ve Galatasaray'ın ağır abilerinin Fatih Terim'e 'hayır' demelerinin sebebi de bu oluyor. Şimdi ben size soruyorum. Hangimiz özel hayatımızda küfürlü konuşmuyoruz, sinirlendiğimiz zaman küfür etmiyoruz? Sakın kimse yalan söylemesin, hepinizin burnu Pinokyo burnu gibi olur.
Terim-Galatasaray bağlantısının bir başka yönü daha var. Fatih Terim, Milli Takım'da veya diğer kulüp takımlarında çalışmadığı müddetçe ve eli ayağı tuttuğu sürece üç-beş maç kötü gitse seyirci Fatih Terim diye bağıracaktır.
Şimdi bu durum ortadan kalktı. Ancak Fatih Terim geldi diye Galatasaray şampiyon olacak değil… Mutlaka Terim'in avantajları olacaktır ama dezavantajları da olacaktır. Şu bir gerçek, Fatih Terim'in takımı aynen kendi yapısı gibi, sahada rakiple kavga eder, rakibi ısırır. Şimdi düşünün, bir tarafta Terim, bir tarafta Şenol Güneş, bir tarafta Aykut Kocaman, diğer tarafta ise Abdullah Avcı… İkinci yarı üç-dört maç sonra ortalık toz duman olur mu, olmaz mı? Bu işler, bizim gibi gazetecilik ve televizyonculuk yapan insanların ekmeğine yağ sürer.
Peki şimdi bir başka pencereden daha bakalım. Dursun Özbek, bence hiç gereği yokken son derece gereksiz bir şekilde Kulüpler Birliği Başkanı oldu. Dursun Özbek, yapı olarak kavgayı seven birisi değil, beyefendi birisi… Kulüpler Birliği'ne başkan olarak bence bir kolunu aldı, arka taraftan beline bağladı. Tek kollu oldu. Peki rakiplerle masa başında kim mücadele edecek?
Ya da federasyonla? Fatih Terim bunların hepsini yapan bir teknik adam…

300 KM GİDER DANS EDER
Federasyonla zaten sorunu var.
Onlara da bir şey göstermek, ispat etmek isteyecektir. Galatasaray'dan da ayrıldığı şekil tuhaftı. Camiaya da bir şeyler göstermek isteyecek. Çalışkandır da… Buraya kadar tamam ama ondan sonra çok kimseyle de kavga edecektir. O da kendi bileceği iş tabii… Ne kadar yara alır, ne kadar Galatasaray'a zarar verir? Maalesef Türkiye'de bazen bağıran kazanıyor.
Efendi duran kaybediyor. O zaman da rakibine göre oynayacaksın. O nasıl dans ediyorsa sen de öyle dans edeceksin. Yukarıda Allah var, Fatih de bu işleri iyi bilir. Hatta dans etmek için biliyorsunuz, 300 kilometre gider dans eder, sonra 300 kilometre geri döner.

Bir siyah, bir beyaz!

Şampiyonluğa oynayan iki takımı arka arkaya seyrettik.
Biri siyahtı, biri beyaz. Siyah olan Galatasaray, beyaz olan Beşiktaş. Hem de ne beyaz. Şunu özellikle söylemek isterim. Dün Osmanlıspor karşısında ilk 45 dakikada seyrettiğim Beşiktaş iki yılın en iyi Beşiktaşı'ydı. Çok Avrupa kupası maçında bile bu kalitede bir oyun oynamadılar. Tek kelimeyle mükemmeldi. Peki bu neden oldu? Neden ilk yarı 26 tane orta attılar kenarlardan rakip kaleye? Neden kaleye bu kadar şut attılar? Neden bu kadar pozisyon yarattılar? Neden rakip fazla gelemedi? Neden hücum oyuncuları çok daha rahat oynadılar? Sebebi çok net: Dünkü orta saha. Dönüyorsunuz Galatasaray'a... Hani canlı kanlı bir adam vardır sezon başında, dersiniz ki maşallah nazar değmesin bu adama, sonra amansız bir hastalığa yakalanır ve gözünüzün önünde erimeye başlar. İşte sezon başından bugüne kadar da Galatasaray için söylenecek senaryo budur. Dün gece siyah-beyazlılar düşünün ilk yarıda kaleye 26 orta attılar. Bunların hepsi rakibin aut çizgisine yakın yerden. Yani rakip defansın en çaresiz kaldığı yerlerden. Peki Galatasaray'a bakıyorsunuz, hani şampiyonluğa giden iki takımı karşılaştırıyorsun, hiçbir şey yok. İnanın son 7-8 maçtır Galatasaray'a karşı oynayan takımlar saçmalıyorlar. Doğru dürüst futbol oynamıyorlar, oynayamıyorlar. Sebebi ne? Çünkü sarı-kırmızılılar sahada öyle bir diziliyorlar, öyle anormal işler yapıyorlar ki rakip takımı da bozuyorlar. Kendileri zaten yoklar.
Muazzam bir teknik direktörleri var! Ve ona çanak tutup bu takımı bu hale getiren saçtıkları transfer paralarını har vurup harman savuran bir yönetim kurulu... Kendi düşen ağlamaz. İki üç hafta evvel bu Tudor'u gönderseydiler belki düzlüğe çıkabilirlerdi. Ama bence artık çok geç. Gönderseler de fayda etmez. Bu Galatasaray'a da çok kendini bilen teknik adam gelmez. Galatasaray yönetimi, "Lider olan takımın teknik direktörü gönderilir mi?" diyordu. Futboldan anlamazsan böyle konuşursun. Öyle bir teknik adam gönderirsin ki, 10 puan öndedir ama takıma ve kulübe zararlı işler yapmaktadır, gönderirsin.