CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

Dört olay maça damga vurdu!

90 dakikaya baktığınızda oyunun genelinde Bursaspor daha derli toplu, ne yaptığını bilir şekilde oynadı. Bir planları vardı, onu uygulamaya çalıştılar. Beşiktaş ise tam tersi... Hiçbir plan yok. Tamamen şahsi beceri... Kaliteli futbolcular sahneye çıkıyorlarsa bir şeyler yapacaklar ama bunlar sahneye çıkarsa; mesela Pepe... Hücumda sahneye çıkıyor, iyi güzel... Kafa golleri de atıyor o da güzel Peki Beşiktaş'ın yediği golde ne yapıyor? Yok... Senin oynadığın yer defans, yani pozisyonları gözetmek. Sen önce işini yapacaksın sonra artı iş yapmak istiyorsan gidip gol atacaksın.
Beşiktaş ne orta sahada, ne defansta, ne de hücumda doğru dürüst futbol oynamıyor. Her geçen gün de iyi olacaklarına tam tersi daha kötü oynuyorlar. Sahadaki bu görüntünün mutlak bir sebebi vardır. Bunun da çaresini teknik direktörleri bulur.
Samet Aybaba'ya bravo... O da kendi çapında gittiği her takımda mümkün olduğu kadar başarılı olmaya çalışıyor. Gençleri de oyunun içine sokarak bir şeyler yapmaya çalışıyor.
Maç 1-1... Peki bu maç iki takımın oyun şekline göre mi berabere bitti yoksa hakem, yardımcıları ve VAR mı tesir etti?
Ben size bir şey söyleyeyim mi? Bırakın VAR'ı... Ki ben VAR'ı destekleyen birisiyim. Bu tip, bu zihniyetteki hakemlere VAR makinesini kalçalarına taksan, arabalara koyduğun dikiz aynası gibi de boyunlarından bağlayıp önlerine ekran getirsen yine hata yapacaklar.

Benim yorumum, maçta 4 olay var;

1- Medel'in rakibine faul yaptığı pozisyonda oyundan atılması gerekir. Hem faul hem kırmızı. Çünkü bariz gol şansı var. Pozisyonu durdurun göreceksiniz.
2- Babel'in attığı golde ofsayt mı, değil mi diye defalarca baktık. Onlara göre değil, bize göre ofsayt. Biz de çizgi çekiyoruz. Günahları boynuna.
3- Bursasporlu Chedjou'nun koluna gelen topta bence pozisyon yorumu penaltı.
4- İkinci yarıda Bursasporlu Latovlevici'nin ayağıyla geri bıraktığı topu kaleci aldı. O pozisyonda da kaleciye geri pas var. Maç 1-1... Hakem ve VAR, 'SIFIR'! Maçın özeti bu!

Kaleci Utku kırmızı görmeliydi

Maçın konuşulacak çok şeyi var ama kimse kusura bakmasın önce hakemden başlayacağım.
Bu tarz 'ezik hakemlerle' küçük takımların mücadele etme şansları çok zor. Kırılma anı 66. dakika; Antalyalı Drole tek başına pozisyona giriyor, ceza sahasına 2 metre var. Beşiktaş kalecisi Utku çıkıyor. Topla hiç alakası yok. Rakibini öyle bir indiriyor ki bırakın pozisyona teknik açıdan bakmayı, hiçbir şey olmasa sarı kart ve faul. Ama pozisyon net kırmızı ve faul.
Beşiktaş hakemin de itmesine rağmen kazanamadı. Peki neden? Futbolcular ve Şenol Güneş arasında hala bir şeyler var. Dakika 89; hakem 7 dakika verdi. Sen kenardan orta yapan Quaresma'yı çıkarıyorsun. Q7 soldan Antalya'nın başına bela ama Şenol onu çıkarıyor. Vardır ikisinin arasında bir hesap.
Onları ilgilendirir ancak iş sonunda Beşiktaş'ı ilgilendiriyor. Beşiktaş'ın bir ön tarafı var bir de arka tarafı. Peki ortası ne olacak? Şenol koşan Tolgay'ı oyundan çıkarıyor. Yürüyen Oğuzhan'ı oyunda tutuyor.
Beşiktaş'ta başlar ayak olmuş durumda, ayaklar baş. Teknik direktör başkana konuşuyor, başkan teknik direktörü fırçalıyor. Bazı futbolcuları sahada koşuyor, bazıları yürüyor!
Peki Beşiktaş'ın bu aciz haline ve takım olarak kötü defans anlayışına, yangın köpüğüyle yardıma kim koştu? FIFA hakemimiz Halis Özkahya. Yazıklar olsun. Yüzünden bile düdük çalarken belli oluyor kardeşim.
Kendini aldatırsın, kimseyi değil. Antalya'ya 7 sarı gösteriyorsun, haklı olabilirsin. Kamuoyunu aldatmaya kalkma.
En fazla 4 sarıdan sonra bu iş kırmızıya döner. Niye döndüremedin çünkü verdiğin kartlar dandik. Ezildin, yüreğin yetmedi.
Şimdi böyle götürürsünüz ama hakemliğiniz bitince ah-vah dersiniz. Bazılarınız gibi ağlaya ağlaya hakemliği bırakırsınız. Bu şartlarda Antalyaspor çıktı, çatır-çatır erkekçe top oynadı. Her şeye ve her engele rağmen kazandılar.

Onyekuru on numara!..

Galatasaraylılar çok beklediler transferler için. Yıllarca uçaklar indi, uçaklar kalktı. Çok turşu geldi Türkiye'ye. Zaten gelenler Avrupa'dan oluyordu. Giderken ya Arap ülkelerine ya da Çin'e gidiyorlardı. Yani İstanbul aktarma istasyonu gibiydi. Hala öyle değil mi? Öyle. Bunun değişmesi lazım. Şimdi Galatasaray iki tane oyuncu aldı. Biri Onyekuru, biri Emre Akbaba. Dün akşamki görüntüye göre; ikisi de Galatasaray takımında banko oynayacaklar. Veya şöyle diyebiliriz; bu ikili Galatasaray'da oynayan diğer ithal oyuncuların burunlarının kalkmasını engelleyecek. Bir yerde kulübü tehdit etmelerini!
Küçük takımlar mümkün olduğu kadar doğru transferler yaparken -bu doğruluğu nasıl değerlendiriyoruz bir de o var- çok büyük paralar vermeden fena da işler yapmadılar yıllarca. Ama büyükler için aynı şeyi söyleyemeyiz. Galatasaray aman aman futbol mu oynadı? Hayır. Çok top kaybı yaptılar. Maçın sonlarına geldikçe önde olmalarına rağmen, doğru top kullanmaları gerekirken, müthiş top kayıpları yaptılar. Mesela Belhanda... Mesela Selçuk. Emre Akbaba orta sahadan topla hareket ederek ceza alanı civarındaki arkadaşlarıyla verkaç yapmayı ve ara pas atmayı seven bir oyuncu. Ama ilk maçı olunca arkadaşları onu anlayamadı. Emre Akbaba'ya yaklaşması gereken yerlerde ileriye kaçtılar. İleriye kaçmaları gereken yerlerde Emre Akbaba'ya yaklaştılar. 2-3 maç sonra birbirlerine alışırlar.
Ahmet Çalık maç eksiğine rağmen derli toplu oynadı. Sakindi. Doğru müdahaleler yaptı.
Belhanda hâlâ istenilen düzeyde değil. Emre Akbaba geldikten sonra mutlaka o da kendisini toparlayacaktır.
Onyekuru mükemmel bir gol attı. Fernando'nun attığı top da on numaraydı. Bu oyuncu yalnız hücumda değil, defans anlayışında da çok faydalı. Galatasaray doğru bir iş yapmış.

Dany kırmızı kart görmeliydi!

Akhisar'in attığı gol tam bir usta işiydi. Seleznov usta bir oyuncunun atacağı türde bir gol kaydetti. Manisa ekibi, golden sonra ise kafa kafaya bir oyun sergilemedi. Kendi sahasına çekildi, Galatasaray'a alan bırakmadı. Atağa çıktığı zaman da çok seri kontralar yaptı. Az geldiler ama öz geldiler. Aynısını yine Galatasaray'la oynadıkları Türkiye Kupası maçında da yapmışlardı. Galatasaray ise çizgiye indiği anlarda tehlikeli oldu.
Sarı-kırmızılı takım ikinci devrede Eren Derdiyok ile çift forvete dönerek risk aldı. Bu durum orta sahada boşluklar bırakmasına neden oldu. Sonrasında beraberliği buldular. Akhisar maçın penaltılara gitmesine dünden razı gibi oynadı. Nagatomo'ya ayrı parantez açmak lazım. 90 dakika boyunca nerede olması gerekiyorsa oradaydı. Helal olsun... Allah'tan onun da menajeri Gomis gibi para istemiyor, "Benim oyuncu çok iyi git gel yapıyor" diye.
Zemin tam bir karpuz tarlasıydı. Artık hesabı kesilsin böyle şeylerin. Burada atlar değil futbolcular koşacak. Biz restorana gidince yemek yedikten sonra hesabı ödüyoruz. Bundan da kimler sorumluysa hesabını versin. Penaltılarda ben Fatih hocanın yerinde olsam Gomis'e attırmazdım. Gomis ve menajerinin kaşınmaları, Terim ve Galatasaray'ın kupa almasını engelledi. Son penaltıları kaçırması ilahi adaleti gösteriyor.
Dany'nin Rodrigues'i düşürdüğü pozisyonda Dany daha hızlı olmasına rağmen rakibini yakalayamadı. Vrsajevic takım arkadaşına göre daha yavaş ve o da yakalayamazdı. Hakem iki oyuncu durumuna göre karar verdi ama futbol yorumu Vrsajevic'in Rodrigues'in yakalayamayacağı şekilde olur. Pozisyon net kırmızı kart olmalıydı.

Aydınus yarın hakemliği bırakır!

Akhisar-Galatasaray maçının ana fikri şu: Gomis iki önemli maçta, iki önemli penaltı kaçırdı. Fatih Terim çıkıp dedi ki, "Yine olsa ben yine Gomis'e attırırım." Bence mükemmel bir cümle ve yorum yaptı. Ama biz burada olayın olması gereken kısmına bakalım. Eyy Gomis... İki tane penaltı kaçırdın, burada Fatih Terim sana, "Penaltıyı at" dese bile senin, "Ben bu penaltıyı atamayacağım arkadaş" demen lazım. Senin gol kralı olman mı önemli, Galatasaray'ın şampiyonluğu mu? Tamam, golcüler bencildir... Adama sormuşlar "Adın ne?" diye... "Muuuuuusaaa" demiş uzatarak. Uzatma kardeşim, "Musa" deyip geç! Gomis efendi sen de o kadar uzatmayacaksın. Uzatıyorsan da sonra ağlama pozisyonuna girmeyeceksin.
Zaten Gomis, sezon başındaki Gomis değil. Günden güne düşüyor, hep aşağı doğru gidiyor. Akhisar'a helal olsun. Çatır çatır oynadılar. Maç iki tarafa da gidip geldi. Tamam Galatasaray şampiyonluğa gidiyor, bu yolda gerginlik de var ama bütün futbolcuların dikkat etmesi gerek.
Mesela Muslera... Mükemmel oynadı. Ama 90+5 oynanıyor... Artık hakem düdük çalacak. Biraz oyala, sonra da uzun top oyna, hakem bitirecek zaten. Ama sen degaj yapıyorsun, bu sefer top Akhisar hücumuna dönüyor. Ve hakem çok haklı bir şekilde pozisyonun devamının bitmesini bekliyor. Ve pozisyon bitmeden bitiş düdüğünü çalmıyor. Gol olsa ne olacak? Yani futbolculukta sinekten yağ çıkaracaksın!
Galatasaray çok mu iyi oynadı? Hayır.
Koştular, mücadele ettiler. Aynı Fenerbahçe'nin yaptığı gibi... Onlar da iyi oynamadılar, onlar da sadece mücadele ettiler. Yalnız iki maçın arasında bir fark vardı. Akhisar-Galatasaray maçında hakem hakem gibi maç idare etti tebrikler.
Liderin maçı olduğu için de Fenerbahçe-Bursaspor maçından daha zordu.
Tebrikler Ali Palabıyık.
Ama dönün Fenerbahçe- Bursaspor maçına. Fırat Aydınus... Öyle bir maç yönetti ki bir tek kelimeyle anlatabilirim: Şeytani. Verdikleri var, yalnız verdiklerine bakarsanız yahu bayağı doğru karar vermiş dersiniz. Peki ya vermedikleri? Ne demişler: "Şeytan ayrıntıda gizlidir." Fenerbahçe- Bursaspor maçının 90 dakikasını versinler...
Pozisyon pozisyon işleyeyim... Fırat Aydınus da seyretsin, yarın hakemliği bırakır. Çünkü millet o kadar aptal ve keriz değil. Yani aslında şeytan olmadan, cin olmaya kalkmış ama işte aması... Sonuna gelince böyle olursun. Her tarafın ayrı oynar. Bu iki maçta dün dört takım da iyi mücadele ettiler. Bunların arasında şartlara göre bence en iyi olan Bursaspor'du. Ama orada da bir şeytan vardı. Sözün özü...

G.Saray şampi...

Maç başlıyor... Pozisyonlar iki tarafa da gidip geliyor. Zaman zaman öyle bir maç oldu ki futbol maçından çıktı, voleybol veya basketbol maçına döndü oyun! Top havadan aşağı inmedi. Çok kontrolsüz hücumlar oldu. Ama şu olmadı; iki takımın futbolcuları da mücadele etmemezlik yapmadılar. Bir an dedim ki; bu iki takım 65'ten sonra ne yapacak? Birbirlerine cevap verirler mi, yoksa yorgunluk mu belirir? Ama şu gözüktü, dakikalar geçtikçe Beşiktaşlı oyuncular oyundan düştü. G.Saraylı oyuncular da giderek tempolu oynamaya başladı. 60'tan sonra fark 4, 5, hatta 6'ya kadar giderdi. Peki bunun sebebi neydi? Şuydu:
Galatasaraylı oyuncular topu daha iyi gezdirdiler, boşa çıktılar, topa hakim oldular. Böyle olunca rakibin morali bozulur, top kapmak için çok fazla uğraş verir. Ve gereksiz yere sinirlenerek güç kaybederler. Topla fazla oynayan takım da maçın içinde fazla kaldığı için bu işten büyük keyif alırlar. Keyif aldıkça da daha fazla koşmaya başlarlar. Top kapmak isteyen adam çok yorulur. Oynayan adam az... Sezon başından beri şunu söylüyorum, hâlâ da aynı şeyi söylüyorum; Beşiktaş Avrupa'da iyi mücadele etti. Herkes birbirine çok yardım etti. Ama lig maçlarında aynı yardımı birbirlerine yapmadılar. Çünkü bu takımın yaşı böyle oynamaya müsait değil.
Galatasaray Tudor döneminde bir başkaydı, Fatih Terim döneminde başka oldu. Şenol Güneş'in maçtaki yüz ifadesi ise "Arkadaşlar ben bu sene sonunda 'adios amigos' yaparım. Ne haliniz varsa görün" der gibiydi. Beşiktaş sadece maçı değil, şampiyonluğu da kaybetti. Galatasaray'da mücadele etmeyen yoktu. Kötü oynayan da yoktu. Herkes savaştı... Ama Nagatomo diye bir adam vardı. Tam bir Japon ahlakıyla oynayan, bir de bu seneki yeni transfer Donk!
İş bitmedi. Galatasaray daha şampiyon olmadı. Ama bu Galatasaray takımı bu tempoda üç maçı oynarsa ki bana oynarlarlar gibi geliyor. Önündeki üç maçı kaybetmez. Yani hani derler ya klasik "Şampi..." şu andaki durumları öyle.
Hakem iyiydi, tansiyonu düşürdü, kartları yerinde kullandı. Ama topla oyuncuların arasına girdi, futbolcuları rahatsız etti. Bir de bazı yerlerde düdük çalarak gereksiz oyunu kesti, futbolcuları ve kendini dinlendirdi.

Nesini yazalım?

Neyse ki sezonun sonuna doğru geldik.
Bir türlü doğru dürüst futbol seyretmeden, ite kaka, bol küfür duyup, tribünden atılan maddeleri tartışarak... Puan durumuna bakıyorsun 4 takım birbirine çok yakın, heyecan var ama kalite çok kötü.
Futbolcu hataları, teknik adam hataları, hakem hataları... İş daha güzelliğe gidecek diye beklerken, maalesef çirkinliklere varan olaylar! Nereden tutarsanız tutun kötü. Ya bir yerden başlayalım ya da bitirelim de kurtulalım. Her sene aynı senaryoyu oynamayalım arkadaş! "Futbolun marka değerini yükselteceğiz" dediler yıllar önce... Şu anda futbolun marka değeri ne? Rezilleri oynuyor. Sponsor olmak isteyen firma yok. Devlet sahip çıkıyor, omuz veriyor da işler yürüyor. Ama hâlâ akıllanan da yok, uslanan da...
Maçı mı yazalım? Ne yazacağız?
İlk yarı şahsi becerilerle goller bulan Fenerbahçe vardı. İkinci yarıda biraz daha kımıldayan Fenerbahçe'ye karşı çok kötü bir Antalyaspor vardı. Bakın 'Kötü' demiyorum, çok kötü! Tahmin ediyorum küme düşen Karabük bile bunlardan daha iyi mücadele ediyordur. Antalyasporlu oyuncular kaptıkları topların yüzde 60'ını rakiplerine verdiler. Ondan sonra da mahkum oynadılar.
Yardımcı hakem, Fenerbahçe'nin buz gibi bir golünü ofsayt gerekçesiyle iptal etti. Peki başka ne yazalım maç için?
Yazılacak bir şey yok!
Yazık, çok yazık! Maçlar güzel olsa keşke de sayfalar dolusu yazsak, methiyeler düzsek, "Harika şeyler oldu, nefis goller atıldı" desek...
Desek de desek... Yani insanın ne yazılı basında, ne görsel medyada maç yorumu yapası gelmiyor içinden.
O ona deklarasyon yayınlıyor, o ona ince ince iteliyor, o ona açık açık sallıyor.
Herkes barut fıçısı!.. Keşke daha büyük olaylar olmadan sezon sonu gelse de bitse 'Heyecanlı' dediğimiz kalitesiz sezon...

Maçın yarıda kalmasını isteyenler vardı

Öncelikle hakem prosedürü çok iyi işledi... Fenerbahçe-Galatasaray maçında yardımcı hakem 5 dikişle maça devam etti. O maçın oynanmaması gerektiğini söylediğimde Digitürk'ten kovuldum. Bu tür maçları oynatırsanız, olayların önüne geçemezsiniz. Maç hükmen Beşiktaş'ın... Onun haricinde Fenerbahçe'ye, olaylara karışanlara ağır ceza gelir. Polis, seyyar kamerayla çekim yapıyor. Bu işten sarı-lacivertliler büyük zarar görür.
Başkanlık seçimi var... Bu maçın yarıda kalmasını isteyip, provakasyon yapmak isteyenler olabilir. Bunlar kendi içlerinde ayıklanacaklar. Aziz Yıldırım-Ali Koç mücadelesi yaparsan, Beşiktaş'ın suçu ne! Statlardaki olaylar, görmezlikten geline geline bu noktaya geliyor.
Hakem göstere göstere 'Bu maç yarıda kalır' dedi seyirciye... İlk yabancı madde atılınca, Mete Kalkavan, temsilciyi çağırdı. Temsilci gerekeni yaptı. Bir daha yabancı madde atıldı. Mete bu kez yardımcılarını çağırdı. Bir daha olduğunda kimseyi çağırmaz, girer içeri... Girerse de çıkmayacak. Bunu seyirci de bilmiyor. O yabancı madde atanı hemen tespit edip, stattan çıkaracaksın. İngiltere'de ben gözlerimle gördüm. Özel güvenlik iki kez uyardığı taraftarı üçüncüde polisle dışarı attı.
Şenol Güneş işi yatıştırmaya çalışıyordu. İyi niyetle yapıyordu bunu. Dünyaya rezil olduk. Her yerde bunlar izlenecek. Her şey Fenerbahçe'nin lehine. Yarım saat sonra finale kalacaksın. Beşiktaşlı oyuncular kendi içlerinde tartışıyor. Avantajın var ama bunu kullanamadın. Provokatörler iki dakikada bulunur, evlerinden alınır. Türk futbolunu bu hale getirenler kına yaksınlar.
Teknik olarak sarı ve kırmızı olma olasılığı fazla bir maçtı. Oyun 11'e 11 oynanırken, Beşiktaş'ın bariz üstünlüğü vardı. Oyuncu kalitesi farkı var. Kazanmaya da mecbur. Fenerbahçe'nin oyun şekli hep bu. Rakibi ortaya çekiyor, kenara indirmiyor. Ancak Beşiktaş Quaresma ile 10 kişi kalana kadar indi. Beşiktaşlılar biraz daha sinirliler. Caner'de sinirlilik var. Gerçi seyirci ıslıklıyor, normal.
Onları atanlar gerizekalılar. Çok net gerizekalılar. Hakem Mete Kalkavan, yardımcılarını yanına aldıktan sonra bir kademe daha var. Eğer hakemler, soyunma odasına gitseydi, dönmezlerdi. Fenerbahçe de hükmen mağlup sayılacaktı. Türkiye'de bunun bir gün olması lazım. Bu olacak ki, bir daha ders olacak ve sahaya yabancı madde atmayacaklar. Bunu atanlar belli. Kameralar olduğu gibi kimin attığını görüyor. İngiltere'de, Almanya'da bu olay olsa, o atanları tribünden çıkarırlar. Quaresma'nın kafasına bir kez daha yabancı madde gelse, hakemler soyunma odasına gidecekti.
11'e 10 iken ilk yarıda Fenerbahçe üstünlük kuramadı.
Pepe öyle girmeyecekti. Şimdi Türkiye ikiye bölünecek. Yüzde 50'si sarı, yüzde 50'i kırmızı diyecek.
Fenerbahçe hep böyle oynuyor. Kabız futbol... Adamı hasta ediyor!

Takım olmuş!

İlk 45 dakikada bu seneki en iyi Galatasaray'ı seyrettim. Sebebi de şuydu: Ne defansı ihmal ettiler ne de hücumu. İkisini de aynı oranda yaptılar. Topu kim kaptırırsa kaptırsın 10 kişi birden defans yapıyorlardı. Topu kaptıklarında da bütün takım açılıyor, hücuma katkı sağlıyordu. Şunu düşündüm: Galatasaray aynı tempoyu ikinci yarı götürebilir mi? Nitekim ikinci yarı ikinci golü bulana kadar biraz teklediler. Bu arada Trabzonspor da beraberliği sağlamak için açılınca maç bir 15 dakika Rus ruletine döndü. Birinden biri gol atacaktı. Ama bu Trabzonspor hücuma kalkınca Galatasaray'ın lehine gelişecekti. Nitekim öyle oldu. Galatasaray, takım olmaya başlamış. Sezon başındaki o maçları kazandığı zaman bile takım olarak oynamıyorlardı. Kopuk kopuk oynuyorlardı. Futbolda hep hücum hep defans yoktur. İkisini aynı oranda yapacaksınız.
Futbolda laubalilik olmaz. Hep ciddiyet ister. Faulü yapıyorsun, topu bırakıp gidiyorsun adam da 50 metreden vurup gol yapıyor. İşte bu laubaliliktir. Düşünün önceki günkü Beşiktaş maçını. İki takım da uyuttular. Dün gece maçın her dakikasında hareket vardı. Ve gene düşünün, Beşiktaş maçı berabere bitirmek için uğraştı. Galatasaray 50 metreden o golü yedikten sonra iki dakikada o maçı bitirmek için uğraştı. Peki maçın karşılığı 2-1 mi olmalıydı? Hayır. Galatasaraylı oyuncular bundan ders çıkarırlarsa faydalı bir maç olmuştur onlara. Ve gene hiçbir insanın unutmaması gerekir: Tecrübe çok pahalı bir olaydır.

Başakşehir’in karakteri var!

Öyle bir maç ki, tam futbol dersi... Artısıyla, eksisiyle... Mesela; Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi'nde yürürken futbolcular, Şampiyonlar Ligi'nin yüzü suyu hürmetine bazı şekilde yürüdüler. Ama "Yahu bu Beşiktaş çok güzel, müthiş oynuyor. İki sene evvelki Beşiktaş gibi oynuyor" dedirtemediler.
Bunu söylediğimiz zamanlarda özellikle bana kızdılar. Kalemşörleri, yorumcuları hep seyirciye pembe baktırdılar. "Kral çıplak" diyemediler.
Şunu diyebilirsiniz; "Yahu kardeşim bir maçta mağlup oldu, sen bu takıma haksızlık yapıyorsun."
Bakınız! Böyle diyenlere cevabım şu: Beşiktaş dün maçı zor da olsa alırdı. Peki önceki gece iki takımı seyrettik, Fenerbahçe ve Galatasaray... Dün gece iki takımı seyrettik Başakşehir ve Beşiktaş. Bunlar ligin ilk dördü... Kardeşim, elinizi vicdanınıza koyun, taraftarlık yapmayı bırakın. Bu dört takım arasında size en keyif veren takım hangisi? 10 kişi kalana kadar Başakşehir... Başakşehir'in oynadığı futbolda bir karakter var, bir çalışılmışlık var. "Beşiktaş'ın kadrosu geniş" diyoruz evet, iyi de bu kadar para yatırıyorsunuz ama kadronuzda bir tane Adebayor yok. Aslında Başakşehir için şu yorumu yapmak lazım: Adebayor ve çocukları...
Helal olsun! Belki şampiyon da olamayabilirler. Zaman zaman Başakşehir'in bazı maçlarda ideal futbolundan uzaklaştığını gördüm. Ama büyük maçlarda önemli eksiklerine rağmen, çalıştığı dersleri sahada nasıl ciddiyetle uyguladıklarını bize bastıra bastıra gösterdiler yine dün gece. Tebrikler Başakşehir... Maçın özeti bu! Hakem kardeşim Halil Umut Meler... Başakşehir'den Caiçara'yı ikinci sarı karttan çok rahat atıyorsun. Medel'i nasıl atamıyorsun? İşte burada şeytanlığın var. Sakın bu şeytanlığa devam etme. Kimse keriz değil. Senin yetiştiğin İzmir, biraz iklimi yumuşak, denizi olan bir yer. Ama futbol oyun kuralları bu kadar meltemi kaldırmıyor. Hafif sert rüzgarlar esecek. Ya o meltemi herkese aynı uygulayacaksın ya da birine meltem, birine poyraz yapmayacaksın! Sen cin olmadan şeytan oluyorsun, böyle devam edersen senden de bir halt olmaz.