CANLI
SKOR
Erman Toroğlu

Erman Toroğlu

Futbolda kitapla hakem olunmaz

Başından sonuna kadar tam bir taktik savaşı. Sebebi de F.Bahçe Teknik Direktörü Erol Bulut'un Alanyaspor'u çok iyi tanıması. F.Bahçe, maçı alacağım diye saldırmadı. Arka tarafını sağlama aldı. Topla oynamayı Alanya'ya bıraktı. Onlar da topla fazla oynadı ama ceza sahasında tehlike yaratmadı. F.Bahçe, rakibin üzerine daha az gitti ama tehlikeli gitti.
Tamamen taktik savaşı oldu. Beraberlik kokan maçı Fenerbahçe kazandı.
Alanya'da Babacar'ın kenarda oturup girmesini çözemedim. Sadık'ın penaltı pozisyonu bence net penaltı. Havadaki adamı bayağı şiddetli itiyor, rakibin iki ayağı yerdeyken itilmesiyle havada itilmesi farklıdır.
Bu pozisyonun yorumları değişik yapılıyor. İki ayağı yerde olan oyuncunun itilmesi daha zordur. Hakemler bu pozisyonu karıştırıyor. Alanya kalecisinin sebep olduğu penaltıda seyirciler ikiye bölündü. Kimi 'sarı kart doğru' dedi, kimi 'kırmızı' dedi.
Kalecinin müdahale alanına girdi F.Bahçe'li oyuncu ve kaleci müdahale ederken topu çeldi. Ayağı Valencia'ya geldi. Kalecinin de bu pozisyonlarda müdahale etme hakkı var. Bence sarı kart doğruydu.
Sarı kart olayları öyle enteresan ki sarı kart verdiğinde aynı pozisyonda atacaksın. Sinan sarı karttan önce diziyle çok tehlikeli faul yapıyor. Hakem sarıyı vermedi. Yine sarı kartlık hareket yapıyor ve sonra oyundan alınıyor.
Türkiye'de futbolcular, faul hareketlerinde sarı ve kırmızıda hakemlerden daha iyi biliyor. Çünkü hakemler, futbolcular kadar futbolu bilmiyorlar. Hakemlik farklı bir boyut. Oyun kurallarıyla hakem olursanız, futbolu bilmeden hiçbir zaman hakem olamazsınız. Hakemi bir yere kadar eğitirsiniz. Kitapla hakem olunmaz.
Hakemlik yaşayarak olunur ama maalesef bizde futbolu yaşamamış insanlar hakem olmuş. Onun için de futbolcular dalga geçiyor.

Hakem korktu

Fenerbahçe'nin sezon başında kurduğu geniş kadro, oynadığı ilk maçlar, Beşiktaş'ın zorlukları, milli aralar nedeniyle bir hafta oynanan bir hafta oynanmayan maçlar... Çok şeyler oldu. F.Bahçe için hep iyi şeyler yazdık ama nereye kadar? F.Bahçe-Konya maçına kadar... Bu maçta Fenerbahçe'nin maskesi düştü. 'Fenerbahçe'ye karşı nasıl oynanmalı' dersini futbol kamuoyuna verdi.
Sonra geldik Beşiktaş-Başakşehir maçına. Burada da Beşiktaş, ağır favori Başakşehir'e ilk 45 dakika öyle bir oynadı ki 'Müthiş'. İkinci yarı Beşiktaş'ın temposu düştü, maçı zar zor kazandı. Bu iki maçı izledikten sonra dünkü maçtan önce, 'şu olur deme' şansım kalmadı. Nitekim ilk yarı aynı Konyaspor gibi Beşiktaş da ayağa oynayarak müthiş futbol sergiledi. Ancak sonra 10 kişi kaldı siyahbeyazlılar. Larin alakasız bir pozisyonda kırmızı kart görerek takımını yalnız bıraktı. Yani cepheden kaçan asker gibiydi. Siyah-beyazlılar pes etmediler. Bayağı da iyi işler yaptılar. Bence 90 dakika boyunca hakem maçı durdurmadan idare etmeye çalıştı. Hatalar da yaptı ama maçın neticesine tesir edecek harekette maalesef yine büyük takım korkusuyla Mert Hakan'ı atamadı. Maçın dönüm noktasıydı. Bir de sarı kart için Beşiktaş hücumunu kesti, avantajı oynatmalıydı, sonra gereğini yapmalıydı. Bu dakikadan sonra zaten futbolcular senin korktuğunu anlayınca sahada gerildi.
Kenarda da hocalar gerildi. Bu maçın özeti şu: "Eğer Beşiktaş bu Fenerbahçe'yi Kadıköy'de 11'e 11, 4-3 yenseydi çok özelliği olmazdı ama 10 kişiyle bu sonucu aldı mı çok şey söylenir; faturası da Erol Bulut'a çıkar. Cisse'yi kenara almak acemi bir hoca işidir. Çok geniş kadro dedik. Ama bu kadroyu kullanmak için tecrübeli bir adam lazım dedik. Erol, Alanya'da iyi işler yaptı ama geniş kadro çok teknik adam için ateşten gömlektir. Çok net gözüküyor Fenerbahçe'de bazı oyuncular oynanan oyundan ve mücadeleden rahatsız. Birkaç maç daha böyle giderse su yüzüne çıkar. Sorumlusu Erol Bulut'tur. Dün gece Beşiktaş anasının ak sütü gibi 3 puanı çatır çatır mücadele ederek kazandı.

General değil asker çoktu

İlk 45 dakika G.Saray istediği gibi oynadı. Rize'de ise hareket yok. Hiç tepki göstermediler. Öyle ki G.Saray, ilk yarı boyunca bir türlü karar veremedi... İleride pres yapıp topu kaparak hücuma mı çıkayım, yoksa geri gelip oyunu kurayım, sonra mı çıkayım? Bazen birini yapmak istedi, bazen ise diğerini; ama ikisini de yapamadı. Dün sarı-kırmızılılarda şu göründü; maça çıkan ilk 11'den 6 yerli de sınıfı geçti. Neden geçtiler? Bir defa çok çalıştılar. Yabancı ağabeylerine yardım ettiler. Onların becerileri zaten iyi. Ee gençler de yardım edince, ortaya mücadele eden, iyi şeyler yapmaya çalışan bir Galatasaray çıktı.
Hata yapmadılar mı, yaptılar. Ama dedim ya, herkes elinden geleni yaptı, birbirlerine yardım ettiler. Yani dün gece Galatasaray'da asker çoktu, generaller değil!
Rizespor, maalesef Galatasaray'a tepki gösteremedi. Galatasaray'ın kazandığı penaltıda Rizeli oyuncunun kolu, Galatasaraylı oyuncunun suratına geliyor. Ama burada şuna bakmak da lazım. Şimdi bazıları diyecek ki; kol yüze değdi mi, sarı kart ve faul. İyi güzel. Ama Rizeli oyuncu daha önde, Galatasaraylı oyuncu arkada. 3 adım giderek topa Galatasaraylı oyuncudan daha fazla yükseliyor. Galatasaraylı oyuncu topa çıkarken bir tık arkada ve Rizeli oyuncu topa çıkarken, kolundan güç alarak topu geldiği yerin aksine vurmak istiyor. O sırada da kolu suratına geliyor.
Biliyorum, yorumlar ikiye bölünecek. Kimisi veririm diyor, kimisi vermem. Kural tamam, peki yoruma ne diyeceğiz? Pozisyona baktığında hakem ikili mücadelenin net fotoğrafını çekiyor ve vermiyor. Ama VAR çağırınca kafalar karışıyor.
Bu pozisyona, futbol geçmişi olan veya hali hazırda oynayan insanların, hangi takımın lehine veya aleyhine olursa olsun iç rahatlığıyla 'Ben veririm' derse, buna bir şey diyemem. Ve daha da neti; böyle bir pozisyon lehine verilirken iyi de aleyhine verilirken ne yaparsın. Bu da ikinci ve çok önemli bir soru!

Hakem, Sinan’a kıyak yaptı!

Maçtan, pozisyonlardan, teknik-taktiken önce şuna değinmem lazım. Sahada oynayan 22 futbolcu da profesyonel geçiniyor. Pofesyonel adam bu işten ekmek parası yiyen adam demek. Size şimdi 2 profesyonel futbolcu profili çizeceğim. Biri Jahovic biri Sinan Gümüş... Eğer bunlar profesyonelse ben de spor yazarı değilim. Pozisyon icabı kart görürsünüz. Hadi bir kart gördünüz, karttan sonra ona göre hareket edersiniz. Ama yok, bu iki futbolcu da göstere göstere atıldı. Buna mecazi manada ancak şunu söyleyebilirsiniz; takımlarını satan adamlar. Satmak illa parayla olmaz, dün akşamki gibi aptalca da olur.
İkinci yarı F.Bahçe'nin baskısı, Antalya'nın çaresizliği maçı bir anda 5-1, 6-1 yapabilirdi. Olmayınca olmaz. Şu ana kadar seyrettiğim maçlardaki Fenerli oyuncaların hırsı, isteği, baskıları, oyunda yön değiştirmeleri ne G.Saray'da var ne Beşiktaş'ta ne Trabzon'da. Peki çok mu iyi oynuyorlar? Hayır. Ama yeni bir takım. İlerisi için ışık veriyor.
Gördüğüm kadarıyla Erol Bulut koşan, mücadele eden, sahada yürümeyen, topa kafa sokan bir takım istiyor. Bazı futbolcular hariç Bulut'un çok kişiden vazgeçebilirim havası var. Mesela Gustavo... Fener'de ilk 11 yazarken bir numaraya kimi yazarsınız deseler önce Gustavo derim; sonra diğerlerini yazarım. Adamda fizik de var kimya da beyin de... Aslında Sinan sarı kartı görüyor sonra gidiyor hakeme omuzu atıyor. Bu ikinci sarı olmaz direkt kırmızı olur. Hakem orada Sinan'a kıyak yaptı. Tahmin ediyorum Sinan Gümüş Barcelona'nın son maçını seyretti ve Messi'nin hakeme yaptığı hareketi gördü. Kendisini de Messi zannetti. Antalya stadının zemini maçtan önce yeşil görünüyordu. Maç oynandıkça kahverengiye döndü. Bu tip sahalarda çok oyuncu sakatlanır. Takımlara bu paralar verileceğine zeminlere bakmak lazım.

Keçiboynuzu çiğne babam çiğne

Galatasaray-Ankaragücü için ekran başına geçtiğimizde maç mı seyrettik eziyet mi çektik diye düşündük... Dün bu sefer Beşiktaş-Yeni Malatyaspor maçı... Yine aynı cümleler. Önceki gün Ankaragücü hiç olmazsa Galatasaray'ın üzerine gitti. Dün Yeni Malatyaspor gol yiyene kadar maç tek kale oynandı. Hücum açısından hiçbir şey yapmayan, tabiri caizse ilkel ve iğrenç bir futbol oynayan bir Malatyaspor. Peki böyle bir futbola Beşiktaş karşılık verdi mi, veya gereğini yaptı mı? Hayır. Onlar da topla oynadılar. Bu kadar defans yapan bir takıma gerekli işlemleri yapıp etkili olamadılar. İkinci yarı golle başlayınca maç biraz hareketlendi. Malatyaspor biraz oyuna çıkmaya başladı. Ama öyle çıkışlar ki inanılmaz vitaminsiz ve cılız mı desek veya zayıf mı desek. Peki öyle de böyle de boşa üzerine gelen bir takıma, bu sefer Beşiktaş ne yapmalı? Çabuk çıkıp, pozisyon yakalamalı değil mi? Hayır. Böyle bir takıma Beşiktaş onu da yapamadı. Ve bu Galatasaray ile Beşiktaş "Şampiyonluğa oynayacağız" diyorlar. Size şunu net söyleyeyim; seyrettiğimizin adı Süper Lig ama TFF 1. Lig'de daha iyi futbol oynanıyor. Türk futbolu gittikçe batağa gidiyor. Pandemi mandemi hikâye. Herkesin ağzında bir ciklet, 'milli maç haftasından sonra iyi olacağız'. Şimdi artık son mili maç arasına gireceğiz, yine aynı nakarat olacak. Dün 22 futbolcuya bakıyorum; biraz futbol oynamaya, mücadele etmeye çalışan Larin var. Zaten o da golü attı. Sağa girdi, sola girdi, ortaya girdi, sinirlendi sarı kart bile gördü. Topu alırken faul de yapmamıştı ama bu sefer sahadaki bir başka varlık çıktı; hakem... Çok haksız bir faul verince itiraza sarı kart gösterdi.
Evet, koca bir 90 dakikadan yazacaklarımız bu kadar. Keçiboynuzu çiğne babam çiğne. Hoş keçiboynuzu bulsak da çiğnemekte fayda var bilirsiniz! Bunlarda o fayda da yok.

Bunlar 3-5 kuruşa her görevi kabul eder

Aslında hakem yazmayalım, konuşmayalım diyoruz ama konuşturuyorlar. Bir televizyon programında hem de canlı canlı Zekeriya Alp'e seslendim. Dedim ki; "Zekeriya, bu Ünsal Çimen ile Oğuz Sarvan'a fazla güvenme. Seni kayığa bindirirler 'attaaa' yapar gönderirler." Bunu söyledikten bir müddet sonra Zekeriya Alp, MHK'yi Beylerbeyi'nde topluyor, sohbet ediyorlar. Hatta Zekeriya, "Biz iyi işler yapıyoruz bakalım kaç sene daha burada kalırız" diyor. O sırada federasyon başkanından telefon geliyor. Atlayıp gidiyor makama Başkan Nihat Özdemir, Zekeriya'ya diyor ki, ekibinden Oğuz Sarvan'ı, Ünsal Çimen'i ve Murat Ilgaz'ı çıkaracaksın. Zekeriya da cevap veriyor: "Biz ekip olarak geldik. Ekip olarak gideceğiz." Yani takım arkadaşlarını satmıyor. İstifa ediyor. Yerine Serdar Tatlı ile ekibi geliyor. Ne oluyor biliyor musunuz? Bu Zekeriya Alp'in ekibinde olanların bir kısmı Serdar Tatlı tarafından gözlemcilikte kullanılmaya başlanıyor. Oğuz Sarvan gibi olanlar da boşta kalıyor. Ama Serdar Tatlı onların da imdadına yetişiyor. Bu sefer yeni hakemlerin seçilmesi için izleme komitesine getiriyorlar.

KÖKTEN ÇÖZÜM ŞART!
Bunlar da kabul ediyor. Peki, kardeşim ben şimdi söylüyorum bunlar yıllarca hakem tayin ettiler, çarşı karıştı. Aslında Zekeriya'nın gidişine Ünsal Çimen ile Oğuz Sarvan sebep oldu. Bu görevleri kötü yapanlar nasıl hakem seçecek ve çıkaracak? Bunların seçeceği hakem de kendilerine benzeyecek. Yani Türkiye'de hakem olayında hiçbir şey değişmeyecek. Bu işi kökünden temizlemediğiniz müddetçe bir yere varamazsınız. Son olarak Zekeriya'ya soruyorum: "Ne haber Zekeriya ben bunları sana söyledim gördün mü sahip çıktığın adamları? Bunlar adamı hiç beklemediğin anda arkadan vurur. Herhalde yavaş yavaş hakem alemini yakından tanımaya başlamışsındır." Bunlar 3- 5 kuruş için her türlü kademede görevi kabul ederler.

Fırat Aydınus, TFF'yi sallamıyor
GAZIANTEP FK-Trabzonspor maçı oynanıyor. Son dakikalarda bir penaltı var. Tartışmalar uzuyor. Maç 1-1 berabere bitiyor. Maçın hakemi Fırat Aydınus. Yardımcıları Erdem Bayık, Hakan Yemişken, Kutluhan Bilgiç. gözlemci Yunus Yıldırım. Gaziantep bölgesinden bir gözlemci, yine Gaziantep bölgesinden bir hakem. Yani 7 kişi. Maçtan sonra hep beraber kebap yemeye gidiyorlar. İnsan Gaziantep'e gider de kebap yemeden döner mi? Belki de şiş yediler, belki tatlı bilemem ama ceza yiyecekleri kesin! Neden? Çünkü hakemlere direktif veriliyor; "Yabancılarla oturmayın, temas kurmayın" diye pandemiden dolayı… Fırat Aydınus talimatları sallamıyor. Yani federasyonu sallamıyor! Kafasının dikine gidiyor, bildiğini yapıyor. Ceza yerler mi bilemem. Araya birilerini sokarlarsa en fazla uyarı cezası alırlar. Ancak bunlara okkalı bir ceza vermek lazım ki herkese iyi örnek olsun. Dikkatinizi bir şeye çekmek istiyorum. Hakemlik aleminde sorun çıkaran isimler hep aynı. Kaşınıyorlar ancak maalesef bunları kaşıyacak kimse yok. Bunlar yerinde kalıyor, bunlara göz yuman komiteler gidiyor. Maçlardaki sorunlar da hep bu tip sorunlu hakemler yüzünden oluyor.

Orman'ın dosyaları açıklansın
YILDIRIM Demirören gitti, Fikret Orman ekibi geldi. Orman yönetimi, Demirören yönetimini mali olarak bütün işlemlerini bağımsız bir kuruluşa yaptırdılar büyük açıklar vardı ama gereğini yapmadılar. O raporları sakladılar. Oysa ki Fikret Orman'ın geliş sebebi geçmişi irdelemek ve açıkları ortaya çıkarmaktı.
Sonra Ahmet Nur Çebi geldi. O da aynı Fikret Orman gibi bir önceki yönetimin bütün ekonomik harcamalarını bağımsız bir şirketin denetimine verdi. Ama tesadüfe bakın o da açıklamıyor. Mali genel kurulda açıklanacakmış. O kadar niye bekliyorsunuz kardeşim? Elinizi bağlayan bir şey mi var? Basına açıklayın. Sonra mali genel kurulda hesap sorarsınız. Umarım bir bildikleri vardır…

Bakalım MHK bu işlere ne diyecek!

Yusuf Erdoğan, Taksim Meydanı'ndan vurdu, Kasımpaşa'dan gol oldu. Öyle bir vurdu ki Terim'i 90+1'de soyunma odasına yolladı. Çok enteresan, sezon başı Beşiktaş yönetimiyle Sergen Yalçın, Galatasaray yönetimiyle Fatih Terim papaz oldular. Kulüp olarak bu işlerin böyle yürümeyeceği kesin. Hadi Sergen Yalçın'ın elinde fazla malzeme yok. Fatih Terim'in elinde bayağı malzeme var. Eğer ağlayacaksa Sergen ağlayabilir ama Fatih Terim'in buna hakkı yok.
Şu bir gerçek; iki tarafın yöneticileriyle teknik adamları oturacaklar, tamam mı, devam mı diye bakacaklar. Sergen ile bu sezonun artık devamı zor. Ben Fatih Terim'in yerinde olsam bu seneyi ıskalarım. 'Kusura bakmayın' derim giderim. Çünkü iki tarafın hem Sergen'in hem Fatih'in bir konuşursak havaları var. Peki yöneticiler de bir konuşurlarsa ne olur!
Kasımpaşa akıllı oynadı. Top Galatasaray'da fazla gözüktü ama hikâye. Aslında şu gözüküyor; Eski çamlar bardak oldu. Küçük dediğimiz takımlar makul transferlerle doğru işler yapıyorlar. Büyükler de kendilerini hâlâ dev aynasında görüyorlar.
Bir sözüm de MHK'ye. Önceki gün ve dün iki tane aynı pozisyonu yaşadık. Birinde Cisse'ye faul yapıldı, hakem devam ettirdi. Sonunda penaltı oldu. Fenerbahçeli oyuncu gelecek hafta oynamayacak. Geriye dönüp bakıldı, nedense faul görülmedi VAR'da ki çok net bir fauldü. Rakip Cisse'ye bakarak yükseldi. Peki dün ne oldu? Kasımpaşa net bir gol attı. Yardımcı hakem bayrak kaldırdı, ofsayt diye. Baktılar pozisyon gol, bu sefer bu golü nasıl iptal ederiz diye döndüler 60 metre geriye. Çok tartışılır bir pozisyonda faul yarattılar. Amiyane bir tabir: Bademcikten gol oldu, 6-7 tahlil yaptılar. Kalın bağırsak, ince bağırsak, mide, kan tahlilleri sonuçta anüste basur buldular. İki akşamda olan komik iki pozisyon. Acaba MHK ne diyecek, merak ediyorum.

Kalitesiz futbol adaletli sonuç

Öncelikle bir şeyin altını çizelim, Türk Telekom Stadı'ndaki zemin çok kötü. Sanki bataklık. Futbolculara tonla para veriyorsunuz sonra çıkıyorsunuz bilardo oynamaya, bilardo masasında değil de mermerin üzerinde oynatıyorsunuz. Sakatlık da olur, kartlar da çok olur bu tip maçlarda. Hakem için zor. Futbolcu istemeden mi hareket ediyor yoksa kasıtlı mı?
Galatasaray daha hazır takım, daha hazır kadro. Fenerbahçe yeni inşa ediliyor. Kağıt üzerinde Galatasaray favori ama maç başlıyor, iki takım arasında da büyük fark yok. Hatta Fenerbahçe daha bir kontrollü oynuyor.
Galatasaray istediği hücumu yapamıyor. Niye? Sebebi basit... Fatih Terim, Arda'yı kaptan çıkarmak için ve oynatmak için o kadar süre bekliyor. Oyundan almıyor, aynı cümleleri Belhanda için de söyleyebilirim. Yani Galatasaray 9 kişi oynuyor.
Orta sahada Taylan'ın neredeyse canı çıktı. Ama çocuk isyan etmiyor, genç. Fatih hocanın ikinci yarıya değişiklikle başlaması lazımdı eğer bu maçı kazanmak istiyorsa. Ama değişikliğe bakın kaçıncı dakikada yaptı. Tam 70'te yaptı. Dakika 70'ti, bir yerde iş de bitmişti.
Sarı-lacivertliler doğru oynadılar, iyi şeyler de yaptılar. Daha iyisini de yaparlar mıydı? Yüzde 100 yapacaklardır. Fenerbahçe ceza alanına daha fazla girdi gözüktü ama Galatasaray kalecisi Fatih, yere yatmadan maçı bitirdi. Dün gecenin kaybedeni Galatasaray, kazançlısı Fenerbahçe'dir. Bunda da Terim'in payı büyüktür. Seyirci de olmayınca maç tatsız tuzsuz oynanıyor zaten. Futbolcular da birbirlerine fazla kasıtlı hareketler yapamıyorlar, yapmıyorlar. Çok sarı kart oldu. Zaten sarı kartların adedine baktığımızda Galatasaray takımında yük bazı futbolculara fazla bindiği için onlar sarı kartı fazla gördüler.
Futbol olarak fazla bir şey yoktu. Heyecan biraz vardı. Kalite yoktu. Maçın sonucu da bence adaletli oldu.

Ninni yavrum!

F.Bahçe'nin 2. maçı... Rakip Hatayspor. Ligin yeni takımı... Çok fazla hücumu, hatta hiç fazla hücumu düşünmüyorlar. Arada pas yapıyorlar. Yani rakip takımı uyutuyorlar. 'Ninni yavrum ninni yavrum, uyutayım seni'. İyi peki ama bunu söylerken sen ne yapıyorsun F.Bahçe? Hiçbir şey ama hiçbir şey. Ne bir baskı var ne ikili mücadelelerde bir agresiflik var. Hatay derenin suyunu akıtıyor, F.Bahçe bu derenin mecrasını değiştireceğine, o da akıntıya gidiyor. Yani bu transferleri yapan F.Bahçe'yi uyuta uyuta 1 puanını alıyor.
Düşünün; Hatay son 15 dakikayı 9 kişi oynuyor. Hatay'ın orta sahadaki en iyi oyuncusu da çıkmışken. Peki hakemin hatası var mı? Hayır. İki Hatay'lı oyuncunun çift sarı karttan kırmızı görmesi, hakem kararı açısından son derece doğru iki karar. 11'e 11 Hatay, F.Bahçe'yi uyuttu. 9'a 11 gene uyuttu.
Erol Bulut, küçük takımlarda başarılı oldu kısmen. Ama dün bu maçı kenardan çözemiyorsan o zaman aynaya bakacaksın. Aslında Rize'deki maç da bunun aynısıydı. Bir buçuk Adana hakem yardımıyla kazandı Fenerbahçe. Ben 2 maçta da Fenerbahçe'de bir ışık göremedim. Eğer bu kadar iddia ile bırak ışığı, çok etkili farları yakman lazım. Sarı-lacivertli futbolcular sosyal sigortadan emekliler gibi futbol oynuyorlar. Kaybedilmiş bir şey yok ama görüntü kötü. Federasyondu, hakemdi, harcama limitini falan bırakın, Fenerbahçe bu tarz mücadeleyle futbol oynarsa taraftarın sabır limitini taşıracaklar. Daha sonra; ona buna sallayarak ayakta kalamazsın. Çeneyle futbol oynanmıyor. Nefesle, mücadeleyle, daha da önemlisi yürekle oynanıyor. Dün Fenerbahçeli futbolcularda o yüreği göremedim.

Hakem Karaoğlan gördüğünü çaldı

Güzel bir maç oldu. İki tarafın da hataları vardı, daha az hata yapan kazandı. İki takımın da kadrosu belli oyunculardan kurulu yani belli oyun sistemleri var, çok fazla yeni oyuncu yok, birbirlerini tanıyan isimler. Zaten iki haftaya baktığımızda kimler şampiyonluğa oynar belli… G.Saray, Fenerbahçe, Başakşehir'i sayabiliriz. G.Saray'ın diğerlerine göre bir avantajı var; hazır iki tane santrforu var. Şu anda diğerlerinde bu yok. Başakşehir'de Demba Ba var. Ama o da etkili değil. Öyle bir penaltı yaptı ki son derece hatalı. Vuramadıysan bırak. Ne gerek var elle oynamaya?
Zaten G.Saray öne geçince büyük avantaj sağladı. Sebebi Başakşehir kapalı defanslara karşı zorlanıyor. Rakip üstüne geldiği zaman çabuk oyuna çıkıp rakibin arka tarafında açık alan bulan bir takım. Zaten ikinci yarı başlarken Okan baktı ki olmayacak Crivelli'yi soktu. Hani forvette iki uzunla rakip defansı dağıtayım diye ama o iki uzunu kullanacaksan topu kenarlardan aut çizgisine indirip orta yapmalısın. Başakşehir ne yaptı? Ceza alanı kenarından ceza alanı ön çizgisine gelmeden doldur boşalt yaptı.
G.Saray'ın orta sahası çabuk hareket edebilse farkı açabilirdi. Belhanda ile Arda çalışıyorlar ama bir yere kadar. Taylan müthiş iş yapıyor. Hani lastik patlar da yapıştırır kullanırız ya her tarafa o koşuyor. Falcao ilk yarı çok yalnız kaldı. İstediği topları alamadı. Ama Diagne girdi, G.Saray'ın orta alanı da çıkmaya başladı. Yani şu net: Diagne-Falcao ikilisi bir teknik adam için şans. G.Saray belki de ileride büyük rakibi olacağı birisini 3 puan geriye attı. Oynadıkları toptan kendileri de keyif aldılar.
Genç hakem Atilla Karaoğlan iki tarafa da belli oranda yaklaştı. Art niyetli davranmadı. Kafasında farklı şeyler yoktu, gördüğünü çalmaya çalıştı. Genç hakemlere ihtiyacımız var.