CANLI
SKOR
Bülent Timurlenk

Bülent Timurlenk

Soya fasulyesi ile bu iş olmaz

En sonda söylenmesi gerekeni başta söyleyeyim. G.Saray forması giyecek kadar yetenekli ve G.Saray'dan bol sıfırlı kontrat alacak futbolcular topluluğu iseniz ligde son sıradaki takıma taraftarınız önünde 2-0 öne geçtiğiniz maçı, 2-2'ye getirmeyeceksiniz. Üstelik Ali Palabıyık'ın bir tartışmalı kararı ve 2-2'in ardından 3. golü arayan Rizespor varken...
Sezon başında orta saha ikilisi için farklı kombinasyonlar sorulsaydı 30 tane sayardık ama Selçuk ve Feghouli ikilisini kimse aklına getiremezdi. Dün G.Saray bu ikili ile başladı. İlk 45 dakikaları çöpe atmak bu sezonun bir geleneği. Her şeye rağmen 2-0'ı bulmuşken ve haftaya ligin lideri ile oynayacakken maçın 2-2 olması sadece cezalılar ve sakatlar ile açıklanamaz. G.Saray, sezon başında elindeki bonfileyi, Gomis'i sattı. Şimdi soya fasulyesiyle yemeğe et tadı vermeye çalışıyor. Bir takımın omurgası çökerse olacağı budur. İki yerli stoperle kim bu yolda yürüyebilir ki. Önlerinde Fernando yok. Fernando'nun önündeki Belhanda ve Emre Akbaba yok ve en önde de sahte 9 futbolda başka bir kavram ama sahte santrfor Eren var. Şampiyonlar Ligi'nde her hafta 32 takımın en az koşanı olmak büyük alarmdı. Okan Buruk'un takımının son 30 dakikadaki temposu Galatasaray'ı pes ettirdi. Sahada kavga edip ceza alanlar bir bedel ödemediler. Geçmişte kulübü borç batağına sokup batırma noktasına gelen ve başkan Cengiz'e bir enkaz veren eski başkan ve yönetimler gibi. G.Saray dün oldu ki 3-2 kazansaydı, taraftarı bu sabaha tedirgin uyanacaktı. Çünkü Başakşehir ile belki de tamam ya da devam maçını oynayacaklar. Ligin son şampiyonu, 16. haftada yarışa havlu atarsa bunun sezon sonunda bedeli büyük olur.

Golcün Eren olursa!

"Şeker gibi gruba düştük" deyip yolun sonunda dağılan, tansiyonu tavan yapan bir takım vardı sahada. Siz üretemezseniz, siz futbolun tek doğrusu olan gole bu kadar uzak olursanız kuradan Barcelona, Manchester City, Juventus çıkmasına gerek yok. Kim çıksa size zaten Barça, City, Juve gibi görünür. Ligde cezalı oyuncuların katkı sağlayacağı bardağın dolu tarafıydı ama Donk, dengede giden ilk yarının sonunda gereksiz darbesiyle golü yedirdi. Sezon başında Gomis'i satıp santrfor almayan, derbiyi meydan kavgasıyla bitiren ve kaos ortamında uzaklaşmak varken, 3 haftadır her gün biraz daha demeç savaşlarında boğulan Galatasaray'ın geride kalan 5 maç sonunda tek doğrusu İstanbul'daki Lokomotiv Moskova maçıydı. Şampiyonlar Ligi'nde bir üst tur, bu seviyedeki kadroların sıkletine fazla gelir.
Avrupa Ligi'nde devam etmek için gerekli bir puanı bile almaktan uzak hücum hattıyla Aslan dün Moskova'da sıkı giyindi ama dondu kaldı sonunda. Bursa maçında 40 dakikada 3 sakat verip berabere kaldığında Dimyat'a (Şampiyonlar Ligi) pirince giderken evdeki (Süper Lig) bulgurdan da olmak var demiştim. O evdeki bulgurdan olmamak için Galatasaray önünde şimdi iki zorlu deplasman var: Beşiktaş derbisi ve Başakşehir. İstanbul'dan 20 derece farklı bir şehirde oynamak, cezalı oyuncuların maç eksiği, çarpıp giren toptaki şansızlık, hepsi bir bahane olabilir ama Şampiyonlar Ligi'nde birinci santrforu Eren Derdiyok olan bir takımın hanesinde 4 puan yazıyorsa öpüp başına koyması lazım. Lokomotiv Moskova'nın vasat futbolla kazandığı bu 90 dakikadan Galatasaray gerekli dersi çıkarmazsa sezonun ikinci yarısı angarya maçlardan öteye gitmez.

Bu takımda gelecek var

Bir milli maçın dışında oyun ve oyunculara bakarak bir yorum yapmak istedim. Sarılı ve kırmızılı oyuncular diye... Buna bakmaya çalışalım çünkü Lucescu'nun söylediği yeni bir milli takımdan söz ederken böyle bakmak lazım.
Kalede dengesi tartışılır, çabukluğuyla öne çıkan bir kaleci: Sinan Bolat.
Size'ları stoper size'ı olmasa da Çağlar ve Kaan çok mu pozisyon verdiler, tartışılır ama topu oyuna sokan stoperler.
Yıllardır alıştığımız Gökhan Gönül'den sonra aynı dinamizm ve çabuklukta olmasa da oyun aklı ve tekniğiyle Zeki Çelik.
Savunmasını hiçbir maçta anlayamadığım ama sırıtmadan solda oynayan Ömer.
Fizik kalite olarak baktığımızda iki ağır orta saha ama çabuk oynama konusunda aksamayan Celta Vigolu Okay ve en tecrübelimiz Mehmet Topal.
Kenar oyuncusu olarak tam kafama yatmayan ama ilk defa kıpır kıpır oyunuyla dikkat çeken Hakan Çalhanoğlu.
Lucescu'nun teknik kaliteyle oynayacağız dediği oyunun simgesi ve tarihi Oğuzhan Özyakup.
Her zaman çok umutlu olduğumuz ama dün akşam performans olarak bunun altında kalan Cengiz Ünder.
İki maçtır bir türlü santrfor oyunu içine alamadığımız Evertonlu Cenk Tosun.
Özelliği nedir diye sorduğumuzda vuruş yeteneğiyle gelen Emre Akbaba ve onunla gelen beraberlik ve galibiyet golü.
Eğer dün akşamdan geleceğe doğru bakacak olursak tamamen fizik kalite ve direkt hücumla oynayan bir takıma karşı oyunu ele alışımız, Lucescu'nun tarifi hız ve teknikle etkili olduğumuz bir akşam izledik. Bu oyunu belki tek bir maçla anlatamayız ama ben hakikaten oyundan da bireysel yeterlilik anlamında da çok keyif aldım. Uluslararası arenada farklı oyunlara karşı neler yapabileceğimizi göreceğiz. Özellikle 2-0'dan geri dönüş bize çok şey anlatabilmeli.

Gomis, Akhisar’ın hakkını teslim etti

Galatasaray'ı şampiyonluğa taşıyan hikayede Donk, Denayer gibi zoraki kahramanlar vardı. Şimdi eksik olan Denayer'in yolunu gözlüyorlar, bir de sakat Mariano'yu. Belhanda bu takımın oyun aklı olmaktan uzak. Futbolda "sahte 9" diye oyun kurgusu var ama "sahte 10" diye bir terim yok. Faslı oyuncunun performansı resmen "sahte 10"!.. Fernando'yu Donk'un önünde kullanmak zorunda olan Terim, Donk'un defanstan taşıdığı toplardaki verimsizliğe, ancak Emre Akbaba transferiyle ile çare bulabilir. Fernando, 6 numara pozisyonuna geçer, 8 oynamayı sevdiğini söyleyen Belhanda da Emre'nin arkasında orta sahayı tamamlar.
Akhisar, iki farkı yakalayabileceği 3 net pozisyonun dışında şut istatistiğiyle Aslan'ı yere serdi ama atamayana da atarlar işte... Eren'in golü maçı uzatmaya taşıdı. Kupa finalinde Fenerbahçe ve dün gece Galatasaray karşısındaki oyunuyla Akhisar iki kupayı da hak eden taraftı. Ligin sezon finalinde kaçırdığı penaltılara bir yenisini ekleyen Gomis de Akhisar'ın hakkını teslim etti.
Cüneyt Çakır'ın sarı ve faul dediği pozisyonda VAR odasının çağrısına cevap verip ekran başına gitmesi bence hatalı. Kart, kırmızı olmalıydı ama sarı çıkartan Çakır'ın o kararından dönmeyeceğini bile bile ekrana koşması da "VAR promosyonu"ydu. Hazırlık dönemini menajeri sayesinde yıllık kazanç polemiğiyle geçiren Gomis'in oyuna katkısı yine yok, Feghouli'de kıpırdanma var ama bu kadronun Devler Ligi'ne yetmeyeceğini zaten sezon biterken de herkes biliyordu. "Bu stoperlerle olmaz" demek kolay... "Peki hangi parayla?" demek de daha kolay...

Her yol Roma'ya çıkar

Türk futbolunu uzun yıllardır takip eden ve ilk transfer hamlesini sezon başında Cengiz Ünder'i Roma'ya kazandırarak yapan Avrupa'nın bir numaralı sportif direktörü Monchi radarını Galatasaray'a çevirdi. Liderliğini üstlendiği izleme komitesinden iki kişiyi dün Florya'da oynanan altyapı maçlarına gönderen İspanyol sportif direktör, sarı-kırmızılıların U19 takımında forma giyen forvet Yunus Akgün, 10 numara Atalay Babacan, sağ kanat Recep Gül ve sağ bek Ali Ülgen hakkında rapor istedi. Galatasaray U17 takımı oyuncusu Mustafa Kapı'nın da Roma'nın transfer listesinde olduğu öğrenildi. Galatasaray U19 takımının Trabzonspor'u 3-1 ve U17 takımının 5-0 mağlup ettiği maçları takip eden Roma'nın scout ekibinin Türkiye'de birçok genç oyuncunun maçlarını da düzenli olarak izledikleri kaydedildi.

MONCHİ'NİN 2018 TRANSFER LİSTESİ
🔴 Ante Coric 1997 Orta Saha Dinamo Zagreb
🔴 Marko Johansson 1998 Kaleci Malmö
🔴 Justin Kluivert 1999 Forvet Ajax
🔴 Bryan Cristante 1995 Orta Saha Atalanta
🔴 Hakim Ziyech 1993 Orta Saha Ajax
🔴 Mateo Kovacic 1994 Orta Saha Real Madrid
🔴 Jean Seri 1991 Orta Saha Nice

SEVİLLA'DAN ROMA'YA MONCHİ
Sevilla ezeli rakibi Real Betis ve A.Madrid ile birlikte 2000'de küme düştükten 1 yıl sonra döndüğü İspanya 1. Ligi'nde tüm transfer operasyonunu eski yedek kalecisi kısaca Monchi olarak bilinen Ramon Rodriguez Verdejo'ya teslim etti. Sevilla onun sportif direktörlüğündeki 16 yılda 5 Avrupa Ligi Kupası kazandı. Altyapıda 22 takım oluşturan ve 400 futbolcunun gelişimini izleyen 49 yaşındaki Monchi, 700 yerel scout ile çalışıp her sezon 250 yeni futbolcuyu ajandasına yazan bir futbol dâhisi. Sezon başında Sevilla'dan ayrılıp Roma'ya imza atan İspanyol futbol adamı, İtalyan kulübünde tüm transfer operasyonlarından sorumlu.

Stuani marka santrafor olmayınca

Hafta sonunda Real Madrid, Girona'yı 6-3 mağlup ederken Katalonya bölgesinin Barcelona ve Espanyol'un ardından bu sezon lige yükselen takımı Girona'da Stuani iki kafa golü attı ve La Liga'da gol sayısını 17'ye yükseltti. Uruguaylı santrfor denildiğinde bugünlerde elbette hepimizin aklına Luis Suarez ve Edinson Cavani gelir. Ortalama oyuncu ücretinin 750 bin Euro olduğu Girona'ya bu sezon gelen Stuani 31 yaşında. Espanyol'da 750 bin Euro kazanırken iki katını cebine koyabilmek için İngiltere'de Championship'de forma giymeyi kabul etmişti. Onunla birlikte Middlesbrough'da kiralık olarak forma giyen Alvaro Negredo, Valencia'ya döndüğünde Finansal Fair Play raporları oyuncunun satılmasını gerektirdi. Beşiktaş 32 yaşındaki Negredo için 2.5 milyon Euro bonservis ödedi ve ilk iki sezonu için yıllık 4 milyon 350 bin Euro garanti ücret ödeyeceğini KAP'a bildirdi. Negredo'dan bir yaş ufak Stuani, La Liga'da bir milyon Euro kazanırken, Negredo 4 katından fazlasını kazanıyor. Girona'dan çok daha kaliteli kadronun içinde Negredo 37 maçta 13 gol atarken, Stuani 24 maçta 17 kez fileleri havalandırdı. "Beşiktaş neden Stuani'yi almadı" demiyorum ama soruyorum: Stuani gibiler neden bizim kulüplerimizin aklına gelmez ve neden Negredo'ya 2019-2020 sezonunda 35 yaşındayken yılda 4 milyon Euro garanti para ödeneceği taahhüt edilir?

Fernando Muslera İtalya'ya döner mi?
Fernando Muslera, Taffarel ve Mondragon'un ardından kaleci kabusu yaşayan Galatasaray için 2011 yılında bulunmaz hint kumaşıydı. Dün La Gazzetta dello Sport'a verdiği röportajda İstanbul'u eşsiz bir şehir olarak nitelendiren, Galatasaray'da da çok mutlu olduğunu ifade eden Muslera "Bir gün İtalya'ya dönmek isterim" derken bir gerçeğin de altını "rakam vermeden' çiziyor. 2021'e kadar uzatılan kontratında Muslera'nın alacağı para 3 milyon 575 bin Euro ve her kazanılan puan için de 5 bin Euro alıyor. Kazandığı bu parayı sonuna kadar hak ettiğini söylemek lazım ama 4 yıl forma giydiği Serie A'daki gerçekleri de unutmamak lazım. Muslera Lazio'ya geldiğinde 500 bin Euro'ya anlaşma sağlamış bir genç kaleciydi. Galatasaray, 2011 Copa America'yı kazanan Uruguay'ın kalecisi Muslera'nın transferini turnuva öncesinde bitirmeseydi, bugün sadece Galatasaraylıların değil tüm Türkiye'nin takdirini kazanan Muslera büyük ihtimalle Süper Lig'de forma giyemeyecekti. Muslera'nın eski takımı Lazio'da bu sezon en fazla para kazanan oyuncu 2.5 milyon Euro ile Leiva. Muslera'dan fazla kazanan ise sadece iki kaleci var: Efsane Gigi Buffon ve Milan'daki genç yetenek Donnarruma.

Alex ve Tudor neden İstanbul'a geldiler!..
Fenerbahçe-Galatasaray derbisi öncesi Alex niye Türkiye'ye geldi? Igor Tudor, G.Saray liderken neden İstanbul'a gelip televizyon programına katıldı? Son dönemde akıl tutulması yaşadığımız kesin. Alex, F.Bahçe'nin heykeli dikilmiş efsane futbolcusu, uzun zamandır da İstanbul'a gelmeyen Brezilyalının bir derbinin haftasında gelmesi kadar doğal ne olabilir? Koskoca F.Bahçe, Alex kitabı için imza günü düzenleyince mi karışır? İstedikleri zaman gelir, hasret giderirler. Tudor da gelip "Sneijder en yetenekli adamımdı. Yönetim onu sattı" derken hiç de fena yapmadı ve bir gerçeği hatırlattı bize aslında: "Sneijder'i Tudor istemiyor" diye Hollandalıyı gönderen Dursun Özbek, Belhanda'ya neden 8 milyon Euro saçtı!..

G.Saray, Barça ve Real'i solladı
Kulüplerde teknik adam ve futbolcuların yıllık kazançları sürekli konuşulsa da bütçede çalışan profesyonellerin maliyeti de her zaman tartışmaya açıktır. Galatasaray'da Mustafa Cengiz yönetimi, profesyonel kadroda revizyona giderken bir rakama ulaştım. Sarı-kırmızılı kulüpte çalışan sayısı 650. Fenerbahçe ve Beşiktaş'ta da durum farklı değildir. Gelin bir karşılaştırma yapalım. İspanya'da yapılan son araştırmanın sonuçlarına göre Real Madrid'de çalışan sayısı 477. Barcelona'da 379 personele maaş ödenirken, A. Madrid'de 371, Valencia'da 200 çalışan var. Pazarlama ağı ve bir milyar Euro'ya koşan bütçeleri yöneten finans tecrübesi için Real 379 çalışanla yetiniyorsa bizde bir yanlış var demektir

En kritik İlkbahar

Deplasman fobisi şampiyonluk yarışında kanayan yarası olan Galatasaray için elbette ki Karabük mücadelesi kötü seriye son vermek için en uygun doksan dakikaydı. Evet Galatasaray ağır favoriydi ama doğrusunu söylemek gerekirse, sağanak yağmurun altında ilk 20 dakikada rakibinin fişini çekeceklerine ihtimal vermiyordum. Karabük, yönetim katında kötü yönetilen ve bunun bedelini sahada ödeyen bir takım. Galatasaray, Mariano'nun dönüşüyle birlikte Nagatomo'nun da transferiyle hücumlarda dengeyi bulan bir takım haline geldi. Orta sahada atılan kontra toplara bu iki hızlı ismin yaptığı koşular rakip savunmaların dengesini bozarken kanat ortaları da Gomis'i besliyor. Bursa maçındaki üç golünden sonra Gomis, dün de dört atarken ligin en iyi bitiricisi olduğunu kanıtladı. Yeter ki topu ceza sahasında Gomis'le buluşturun...
Beklerden iyi performans alan G.Saray'ın kalan 10 haftadaki zorlu maçlarında iki kilit nokta var. Birincisi; büyük maçlarda bugüne kadar ortalıkta görünmeyen Belhanda'nın hücum performansı ve yine bu zorlu maçlarda Muslera'nın kurtaracağı toplar...
Forvetleriniz sizi şampiyonluk yarışında tutar, defanslarınız ise şampiyon yapar. Hücum hattında Rodrigues ve Gomis'in bugüne kadar ortaya koydukları performans şampiyonluk için yeterli. Bardağın boş tarafında, geçmiş sezonlarını aratan Muslera ve altı numara pozisyonundaki Fernando'nun uzun sakatlık sonrasında takıma neler verebileceği önemli. Özelilkle iki hafta sonra oynanacak Fenerbahçe derbisinde Galatasaray'ın puan ya da puanlar alabilmesi için en az Gomis kadar iyi birer Fernando ve Muslera'ya da ihtiyacı var.
Fatih Terim, altını çizdiği üzere elindeki oyuncu havuzunun tamamını kullanmaya çalışıyor.
Evet ideal bir 11'i var ama kupa da dah il olmak üzere önünde 12 tane zorlu maç var.
Kenardan gelenlerin yapacakları katkı Terim'in elini kolaylaştıracak. Ortada iki kupa var, ikisini de kazanabilir, sezonu kupasız da kapatabilirsiniz. İşin ekonomik tarafına da bakınca, Galatasaray gibi zorda olan bir kulüp mayıs ayı sonundaki seçim öncesinde tarihinin en kritik ilkbaharını yaşayacak.

Taraftar farkı

İlk yarıdaki G.Saray, Türk Telekom Stadı'nda taraftarı önünde değil de sanki hala Vodafone Park'taki derbideydi. Hücumda üretemeyen Belhanda ve Feghouli'nin yine yokları oynadığı dakikalarda Okan Buruk'un hızlı çıkan takımı G.Saray'ı iki kez cezalandırdı. 2 golde de Muslera'nın fahiş hataları şu soruyu sordurtuyor: B aşakşehir maçında 5 gol yedikten sonra Tudor kaleyi neden tecrübeli Fransız eldiven Carrasso'ya birkaç haftalığına devretmedi?
Devre arasına giderken, G.Saray her hattıyla havlu atmış gibiydi. İşte taraftarın gücü burada ortaya çıkıyor. Onlar sahadaki futbolculardan çok daha fazla bu armaya ve bu formaya inanıyorlar.
Akhisar'ın 10 kişi kaldığı pozisyonda faul yoktu. Eksik rakibine karşı ikinci yarıda 2 gol bulan G.Saray'ın geri dönüşü beklenenden kolay oldu. Gomis'in kırmızı kartı planları bozdu derken Akhisar savunmasının top auta çıktı diye amatörce duraklaması G.Saray'a 3. golü getirdi.
G.Saray'da mesele Tudor değildi. Tudor kendi kendini sorun haline getirdi. Olcan Adın'ın da bu takımdan nasıl gönderildiğini G.Saraylı yöneticiler iyi bilir. Bıçak sırtı bir maçtı. Derbideki hezimetinin ardından Aslan yatsın kalksın taraftarına şükretsin.

SORUNUN CEVABI BASİT!
Bu arada Hürriyet magazin yazarı Cengiz Semercioğlu, Beşiktaş'ın Şampiyonlar Ligi'nde muhtemel rakiplerini artıları ve eksileriyle analiz ettiğim yazıda rakiplerin Beşiktaş'a çıkma olasılığını neye göre hesaplandığını merak etmiş ve köşesinde sormuş: "Oysa aynı torbada yer alan 7 takımın da Beşiktaş'a çıkma oranının eşit; yüzde 14.28'er olması gerekmiyor mu?" Cengiz Semercioğlu, Şampiyonlar Ligi son 16 turunda aynı ülke takımlarının birbirleriyle eşleşemediğini bilmediğinden ve araştırmadığından dolayı hesap makinesinde 100'ü 7'ye bölmüş.
Sorusunun cevabı basit: Olasılık. Örnekle anlatayım:
4 İngiliz takımı grupları lider bitirdiğinden grubunu ikinci bitiren ve Roma ile de aynı grupta olan İngiliz kulübü Chelsea'nin, PSG , Barcelona ve Beşiktaş'tan başka bir takımla eşleşme ihtimali yok. Aynı gün kendi gazetesinde de yer alan bu oranları okumayıp; amacı "Olasılık hesabı nasıl yapılır?" olmayan, rakipleri analiz ettiğim yazımı kendi ifadesiyle "dikkatle" okuması onun ne kadar sadık bir SABAH okuru olduğunun göstergesi.
Bunun için bir olasılık hesabına gerek yok.

Tudor’un düşük duygusal zekası

Mourinho der ki "Oyun içinde büyük baskı altındayken işler yolunda gitmezken doğru kararlar verebilmek dışarıdan görüldüğü kadar kolay değildir. Duygusal zekası (EQ) düşük olanlar yanlış kararlar verirler." Tudor, F.Bahçe derbisinde olduğu gibi Trabzon'da maçı kulübeden taraftar heyecanıyla izleyip baskı altında (5 derbi 0 galibiyet) duygusal zekasını sorgulattı. Linnes'e Latovlevici'yi maskeyle oynatacak kadar güvenmeyen Tudor, dün sol bekte Linnes ile başladı. Sezon başındaki skor katkısı yüzünden sol açık ilan edilen Tolga ile birlikte G.Saray yine tek kanatlı kaldı.
Aykut Kocaman, Fernando'ya baskıyla rakibini bozmuştu, dün de Rıza Çalımbay iyi hücumcu Mariano'nun üzerine oyundan atılana kadar Olcay'ı sürdü...
Galatasaray'da oynamak isteyen çok futbolcu var. Denayer de bunlardan biriydi. Hava toplarında sıfır zamanlaması olan, ağır, ikili mücadelede hep bir adım geri kaçan Belçikalı bu performansıyla oynamak istiyorsa üstüne para vermeli...
Feghouli atıldıktan sonra 46'da forvette tek başına kalan Gomis'e top getirecek Garry'yi oyuna alıp sarı kartlı Ndiaye'yi oyundan almayan Tudor, aynı hatayı derbide Belhanda'yı oyunda tutarak yapmış, Kocaman fırsatı tepmişti... Çalımbay ise değişiklikleriyle Hırvat teknik adamı mat etmeyi başardı.
Sağ kanatta görev yapması gereken Feghouli'yi yine forvet arkasına gönderen ve iki 10 numara peşinde koşan Tudor'a tavsiye: Sarri'nin Napoli'sini izlemesin, fazla kafasını karıştırıyor...
Gomis'in çıkıp Eren'in girmesi oyuna bakışın iflasıdır. Kulübedeki yardımcı Ayhan Akman aynaya bakıp kendine sormalı: "Tudor'un görmediğini görmek benim işim değil mi? Gördüğümü söylemiyorsam burada ne işim var?" Beş maçtır kazanamayan ve dört eksikle maça hazırlanan Trabzonspor'da Çalımbay, Sosa'yı da kulübeye çekerek savaşan bir orta sahayla önde yaptığı baskıyla Tudor'u mat etmeyi başardı. Oyunu okuması kadar attığı nefis serbest vuruşlar ve kornerler Yusuf'u inşallah çok daha yukarılara taşıyacak...
Sadece maçın hakemi Halis Özkahya değil, ligde düdük çalan tüm hakemler şunu bilmeli: Siz o kadar YOK'sunuz ki; VAR bile kurtaramayacak sizi...

Galatasaray’ın demlenmesi lazım

Bir an izlediğiniz belgeselleri aklınıza getirin. Aslan, avının peşine müthiş bir süratle düşerken bir sonraki sahnede hayatta kalma mücadelesini izleriz, ardından diğer aslanların geldiği ve usul usul avın parçalandığı anlar...
Galatasaray'ın taraftarı önünde maçlara yüksek tempoyla başlayıp rakibin başını döndürmesi ve ilk golü bulması güzel ama doğadaki Aslan'dan öğrenmesi gereken bir şey var. Avını teslim aldığında tempon düşer... Karabük karşısında 2-0'ı bulduktan sonra set oyununa garanti paslarla dönmesi gereken Tudor'un takımı Premier Lig temposunda oyuna devam edince rakibi maça ortak etti. Olması gereken İspanya'da zirveye oynayan takımlar gibi rakibi kendi sahasına hapsedecek ve sabırlı paslarla hataya zorlayacak akil bir oyun. Galatasaray'ın elinde buna uygun Belhanda, Fernando, Gomis ve Feghouli gibi oyuncular varken, Gary ve Ndiaye'nin pozisyon bilgisinin eksikliği işte bu sakin oyunu mümkün kılmıyor...
İkinci yarıda iki farkı getirecek golü atma yarışında gözlerin sürekli olarak Gomis'i araması, Karabük'ü her dakika oyunda tuttu. İlk 6 haftada küme düşme hattında kalan bir takımın, İstanbul'da rakibi bu kadar bozabilmesi ve ön taraftaki pres devamlılığına alkış elbette... Sezon başından beri takımın en etkili ve kilit ismi Mariano'nun kanadını unutan Galatasaray'da Tudor'un sürekli forvet arkasında dolanan Feghouli'yi kanadına göndermesi ve Mariano'yu yeniden oyuna katması gerekiyordu. Hakemler kötü buna alıştık. Karabük ilk yarıda da penaltı pozisyonu için itiraz etti, bu pozisyon Maicon'un müdahalesinden daha netti.
Muslera dışında değişen 10 adamıyla ilk 7 haftada 19 puan toplamak elbette büyük başarı. G.Saray'ın henüz derbileri ve Başakşehir maçını oynamadığını unutmamak lazım. Bu kadro kaliteli bir çay ama demlenmesi gerekiyor. Bu da Tudor'un işi. Ndiaye'nin oyuna biraz daha aklını koyması ve Belhanda'nın ortaya koyduğu mücadele kadar o çok güvendiği yeteneğinin bir parçası olan laubalilikten sıyrılması gerekiyor. İyi su, iyi çay, kısık ateş ve doğru demlik... Bilirsiniz insanın sevdiğiyle demli bir çay içmesi gibisi yoktur hayatta...