CANLI
SKOR
Bülent Timurlenk

Bülent Timurlenk

Donk ve Linnes...

İLK 20 dakikada Mariano-Feghouli kanadı iyi işledi. Ancak ters toplarda Onyekuru, top kayıpları ile hücum dengesinin kurulmasına engel oldu. 'Malatya, neden çıkmadı?' sorusunun cevabı; 'Galatasaray çıkarmadı' cevabında gizli. Galatasaray'ın orta sahadaki baskıları, Erol Bulut'un öndeki yetenekli üç adamın pas trafiğini engelledi. Linnes ve Donk Galatasaray için çok faydalı joker adamlar. Donk; ön liberoda, savunmada hatta santrforda oynadı.
Sağ-sol bek oynayan Linnes dün solda kilidi çözen adam oldu. Alanya'da Emre Akbaba ve Love arasındaki oyun ezberini Emre'nin Diagne ile kısa sürede kurabilmesi kolay değil ama dün bunun sinyallerini verdiler. Galatasaray'ın şampiyonluk yolunda Başakşehir'i yenmek dışında lider rakibinin 3 puan kaybına ihtiyacı var. Dün 3 puanı cebine koyup, Konya karşısına çıkacak Avcı'nın takımına bu baskıyı kurdular. Gelecek hafta ligin kader haftası; Beşiktaş'ın Şampiyonlar Ligi ön elemesi için Başakşehir'i devirmesi gerekiyor.
Galatasaray'a ise geçen sezon olduğu gibi Kadıköy'de beraberlik yetmeyecek. Kupa maçında Luyindama'nın kırmızı kartından sonra dün de Marcao'nun sarı kartla cezalı duruma düşmesi, bireysel olarak büyük hata. Kulübede futbol benden geçmiş suratıyla oturan Semih Kaya büyük ihtimal derbide Donk'un partneri olacak.
Not1: Yaşar Kemal Uğurlu iyi hakem değil. İyi hakem değilseniz abartılı otoritenizle sahada doğru düdük çalamazsınız. Sahada sakin olursa, maçları daha iyi okur.
Not2: Galatasaray'ın penaltıcısı Diagne ise topun başına Belhanda neden geliyor ve Diagne topu ondan alıp penaltı noktasına gidince Belhanda neden küsüyor? Bu hiç de Fatih Terim takımında olabilecek sahne değildi.

Beşiktaş’ın başına geçmek istiyorum

Beşiktaş'ta Şenol Güneş'in yardımcılığını yapan ve yönetimin teknik direktör adayları arasında yer alan Guti Hernandez, İspanyol Marca Gazetesi'ne verdiği röportajda siyah-beyazlı takımın başına geçmek istediğini dile getirdi. Beşiktaş'a yakın bir zamanda teknik direktör olabilmek ve kendisini geliştirmek için geldiğini dile getiren Guti, "Bu sezon bizim adımıza iyi ve kolay geçmedi ancak ben mutluyum. Real Madrid ile Beşiktaş arasında büyük fark olabilir ama Beşiktaş, Türkiye'de her kupa için yarışan bir takım" şeklinde konuştu.

YARDIMCI ANTRENÖR KARAR VEREMİYOR
İspanyol antrenör şöyle devam etti: "Ülkemden farklı bir yere geldim. Burada elbette her şey çok değişik. Teknik kadro birbirlerini tanıyan isimlerden oluşuyordu. Önümde dil problemi vardı. Fakat teknik direktör olabilmek için bu yolda problemlerin üstesinden gelmeyi başardım. Real Madrid'in genç takımının başındayken hoca olmak istediğimi fark ettim. Yardımcı antrenörlükte kötü zaman geçirdim. Çünkü istediğiniz kararları alamıyorsunuz."



REAL MADRİD'E HOCALIĞI HAK ETMELİYİM
"Madrid'den ayrılırken de söyledim; kendimi geliştirmeye gidiyorum. Önümüzdeki sene teknik direktör olacağım. Çocuklarım bana bu yolda destek veriyor. 6 yaşındaki oğlum benden daha iyi Türkçe konuşuyor. Real Madrid'e teknik direktör olabilmem için hak etmem lazım. Herkes beni futbolcu Guti olarak tanıyor ama artık bambaşka bir hayatım var. Bana birilerinin birinci adamlığı vermesini umuyorum."

İSTANBUL ÇOK GÖRKEMLİ
Guti, İstanbul'da yaşamanın harika bir duygu olduğunu söyledi. Şehrin sakin bir bölgesinde yaşadıklarını belirten Guti, "Okul da tesisler de yakınımızda. İstanbul her zaman görülmesi ve gezilmesi gereken görkemli bir şehir. Kapalıçarşı'ya veya Ayasofya'ya gidersem gözlük ve şapka takıyorum. Dövmelerimi de göstermiyorum çünkü beni kolayca tanıyorlar. Türk insanı sevgi dolu ve bana karşı çok saygılı" ifadelerini kullandı.



VODAFONE PARK BERNABEU'YA BENZİYOR
Beşiktaş'ın taraftarının çok tutkulu olduğunu vurgulayan Guti Hernandez, "Kazansan da kaybetsen de tutkuyu hissediyorsun. Bu yönden Vodafone Park ile Santiago Bernabeu birbirine çok benziyor. Böyle bir taraftar topluluğu futbolcular için her zaman iyidir, onları motive eder. Beşiktaş'ı tanıyordum, buraya gelmemde de önemli bir etken oldu" ifadelerini kullandı.

BANA 'JOSE' DEYİN
Gerçek adı Jose Maria Gutierrez Hernandez olan İspanyol antrenör, kendisine Jose diye hitap edilmesini istedi ve ekledi: "Elbette Guti'ye karşı değilim ancak biraz da Jose olmak lazım."

İpten aldı!

Galatasaray'ın 5-0 kazandığı maça Muslera'dan bahsederek başlanır mı? En sonda söylenecek olanı en başta söylemek lazım. 8 yıl önce Copa America'yı kazanıp geldiğinde "Elleri küçük" denilen Muslera, Uruguay tarihinin en çok forma giyen kalecisi. Bir zamanlar Sneijder'e yapılan itibarsızlaştırma dedikoduları onun için de şimdi "Ama ayakları kötü" diye yapılıyor. Galatasaray, Muslera ile çok kupa kazandı, Uruguaylı dün de tek golle önde olan takımını iki kez ipten aldı.
İlk yarıda Ndiaye'yi tek bırakıp sağda Mariano-Feghouli ve Belhanda geniş üçgenini solda iki Emre ve Onyekuru ile kuran Terim, son haftalarda defansı dibe vurmuş Antalya'nın işini ikinci yarıya bırakmamaya kararlıydı. Orta kalitesi hâlâ soru işareti ama Feghouli'nin arayan oyunu skoru getirdi.
Bülent Korkmaz'ın elinde orta saha yok, dün rakip kalede 7 kez çerçeveyi buldular ama tabelada sıfırda kaldılar.
İkinci yarıda geriye dönemeyen rakibi karşısında G.Saray farka koşarken bu oyun Antalya için Ankaragücü'nden 4 yedikleri maçın bir tekrarıydı.
3 haftalık ara öncesi ligin en çok berabere kalan takımı Bursa'ya konuk olacak olan G.Saray, kayıpsız çıkarsa 20 günlük boşlukta dün en sonunda siftah yapan Diagne'yi assolist olarak son 8 haftada sahneye sürebilir.
Onyekuru'nun asist özürlü oyununa sabreden Terim dün bu ısrarının karşılığını oyuncusunun tek vuruş becerisiyle aldı. Ndiaye pas tercihlerinde biraz daha sakin kalabilse ve Emre Akbaba da artık çok teknik de olsa ayakta kalamıyorsa bugünün futbolunda işin zor gerçeğini kabul edip arada bol bol salonda çalışırsa, kalan haftalarda forma ve arma zaten tarihten...

Soya fasulyesi ile bu iş olmaz

En sonda söylenmesi gerekeni başta söyleyeyim. G.Saray forması giyecek kadar yetenekli ve G.Saray'dan bol sıfırlı kontrat alacak futbolcular topluluğu iseniz ligde son sıradaki takıma taraftarınız önünde 2-0 öne geçtiğiniz maçı, 2-2'ye getirmeyeceksiniz. Üstelik Ali Palabıyık'ın bir tartışmalı kararı ve 2-2'in ardından 3. golü arayan Rizespor varken...
Sezon başında orta saha ikilisi için farklı kombinasyonlar sorulsaydı 30 tane sayardık ama Selçuk ve Feghouli ikilisini kimse aklına getiremezdi. Dün G.Saray bu ikili ile başladı. İlk 45 dakikaları çöpe atmak bu sezonun bir geleneği. Her şeye rağmen 2-0'ı bulmuşken ve haftaya ligin lideri ile oynayacakken maçın 2-2 olması sadece cezalılar ve sakatlar ile açıklanamaz. G.Saray, sezon başında elindeki bonfileyi, Gomis'i sattı. Şimdi soya fasulyesiyle yemeğe et tadı vermeye çalışıyor. Bir takımın omurgası çökerse olacağı budur. İki yerli stoperle kim bu yolda yürüyebilir ki. Önlerinde Fernando yok. Fernando'nun önündeki Belhanda ve Emre Akbaba yok ve en önde de sahte 9 futbolda başka bir kavram ama sahte santrfor Eren var. Şampiyonlar Ligi'nde her hafta 32 takımın en az koşanı olmak büyük alarmdı. Okan Buruk'un takımının son 30 dakikadaki temposu Galatasaray'ı pes ettirdi. Sahada kavga edip ceza alanlar bir bedel ödemediler. Geçmişte kulübü borç batağına sokup batırma noktasına gelen ve başkan Cengiz'e bir enkaz veren eski başkan ve yönetimler gibi. G.Saray dün oldu ki 3-2 kazansaydı, taraftarı bu sabaha tedirgin uyanacaktı. Çünkü Başakşehir ile belki de tamam ya da devam maçını oynayacaklar. Ligin son şampiyonu, 16. haftada yarışa havlu atarsa bunun sezon sonunda bedeli büyük olur.

Golcün Eren olursa!

"Şeker gibi gruba düştük" deyip yolun sonunda dağılan, tansiyonu tavan yapan bir takım vardı sahada. Siz üretemezseniz, siz futbolun tek doğrusu olan gole bu kadar uzak olursanız kuradan Barcelona, Manchester City, Juventus çıkmasına gerek yok. Kim çıksa size zaten Barça, City, Juve gibi görünür. Ligde cezalı oyuncuların katkı sağlayacağı bardağın dolu tarafıydı ama Donk, dengede giden ilk yarının sonunda gereksiz darbesiyle golü yedirdi. Sezon başında Gomis'i satıp santrfor almayan, derbiyi meydan kavgasıyla bitiren ve kaos ortamında uzaklaşmak varken, 3 haftadır her gün biraz daha demeç savaşlarında boğulan Galatasaray'ın geride kalan 5 maç sonunda tek doğrusu İstanbul'daki Lokomotiv Moskova maçıydı. Şampiyonlar Ligi'nde bir üst tur, bu seviyedeki kadroların sıkletine fazla gelir.
Avrupa Ligi'nde devam etmek için gerekli bir puanı bile almaktan uzak hücum hattıyla Aslan dün Moskova'da sıkı giyindi ama dondu kaldı sonunda. Bursa maçında 40 dakikada 3 sakat verip berabere kaldığında Dimyat'a (Şampiyonlar Ligi) pirince giderken evdeki (Süper Lig) bulgurdan da olmak var demiştim. O evdeki bulgurdan olmamak için Galatasaray önünde şimdi iki zorlu deplasman var: Beşiktaş derbisi ve Başakşehir. İstanbul'dan 20 derece farklı bir şehirde oynamak, cezalı oyuncuların maç eksiği, çarpıp giren toptaki şansızlık, hepsi bir bahane olabilir ama Şampiyonlar Ligi'nde birinci santrforu Eren Derdiyok olan bir takımın hanesinde 4 puan yazıyorsa öpüp başına koyması lazım. Lokomotiv Moskova'nın vasat futbolla kazandığı bu 90 dakikadan Galatasaray gerekli dersi çıkarmazsa sezonun ikinci yarısı angarya maçlardan öteye gitmez.

Bu takımda gelecek var

Bir milli maçın dışında oyun ve oyunculara bakarak bir yorum yapmak istedim. Sarılı ve kırmızılı oyuncular diye... Buna bakmaya çalışalım çünkü Lucescu'nun söylediği yeni bir milli takımdan söz ederken böyle bakmak lazım.
Kalede dengesi tartışılır, çabukluğuyla öne çıkan bir kaleci: Sinan Bolat.
Size'ları stoper size'ı olmasa da Çağlar ve Kaan çok mu pozisyon verdiler, tartışılır ama topu oyuna sokan stoperler.
Yıllardır alıştığımız Gökhan Gönül'den sonra aynı dinamizm ve çabuklukta olmasa da oyun aklı ve tekniğiyle Zeki Çelik.
Savunmasını hiçbir maçta anlayamadığım ama sırıtmadan solda oynayan Ömer.
Fizik kalite olarak baktığımızda iki ağır orta saha ama çabuk oynama konusunda aksamayan Celta Vigolu Okay ve en tecrübelimiz Mehmet Topal.
Kenar oyuncusu olarak tam kafama yatmayan ama ilk defa kıpır kıpır oyunuyla dikkat çeken Hakan Çalhanoğlu.
Lucescu'nun teknik kaliteyle oynayacağız dediği oyunun simgesi ve tarihi Oğuzhan Özyakup.
Her zaman çok umutlu olduğumuz ama dün akşam performans olarak bunun altında kalan Cengiz Ünder.
İki maçtır bir türlü santrfor oyunu içine alamadığımız Evertonlu Cenk Tosun.
Özelliği nedir diye sorduğumuzda vuruş yeteneğiyle gelen Emre Akbaba ve onunla gelen beraberlik ve galibiyet golü.
Eğer dün akşamdan geleceğe doğru bakacak olursak tamamen fizik kalite ve direkt hücumla oynayan bir takıma karşı oyunu ele alışımız, Lucescu'nun tarifi hız ve teknikle etkili olduğumuz bir akşam izledik. Bu oyunu belki tek bir maçla anlatamayız ama ben hakikaten oyundan da bireysel yeterlilik anlamında da çok keyif aldım. Uluslararası arenada farklı oyunlara karşı neler yapabileceğimizi göreceğiz. Özellikle 2-0'dan geri dönüş bize çok şey anlatabilmeli.

Gomis, Akhisar’ın hakkını teslim etti

Galatasaray'ı şampiyonluğa taşıyan hikayede Donk, Denayer gibi zoraki kahramanlar vardı. Şimdi eksik olan Denayer'in yolunu gözlüyorlar, bir de sakat Mariano'yu. Belhanda bu takımın oyun aklı olmaktan uzak. Futbolda "sahte 9" diye oyun kurgusu var ama "sahte 10" diye bir terim yok. Faslı oyuncunun performansı resmen "sahte 10"!.. Fernando'yu Donk'un önünde kullanmak zorunda olan Terim, Donk'un defanstan taşıdığı toplardaki verimsizliğe, ancak Emre Akbaba transferiyle ile çare bulabilir. Fernando, 6 numara pozisyonuna geçer, 8 oynamayı sevdiğini söyleyen Belhanda da Emre'nin arkasında orta sahayı tamamlar.
Akhisar, iki farkı yakalayabileceği 3 net pozisyonun dışında şut istatistiğiyle Aslan'ı yere serdi ama atamayana da atarlar işte... Eren'in golü maçı uzatmaya taşıdı. Kupa finalinde Fenerbahçe ve dün gece Galatasaray karşısındaki oyunuyla Akhisar iki kupayı da hak eden taraftı. Ligin sezon finalinde kaçırdığı penaltılara bir yenisini ekleyen Gomis de Akhisar'ın hakkını teslim etti.
Cüneyt Çakır'ın sarı ve faul dediği pozisyonda VAR odasının çağrısına cevap verip ekran başına gitmesi bence hatalı. Kart, kırmızı olmalıydı ama sarı çıkartan Çakır'ın o kararından dönmeyeceğini bile bile ekrana koşması da "VAR promosyonu"ydu. Hazırlık dönemini menajeri sayesinde yıllık kazanç polemiğiyle geçiren Gomis'in oyuna katkısı yine yok, Feghouli'de kıpırdanma var ama bu kadronun Devler Ligi'ne yetmeyeceğini zaten sezon biterken de herkes biliyordu. "Bu stoperlerle olmaz" demek kolay... "Peki hangi parayla?" demek de daha kolay...

Her yol Roma'ya çıkar

Türk futbolunu uzun yıllardır takip eden ve ilk transfer hamlesini sezon başında Cengiz Ünder'i Roma'ya kazandırarak yapan Avrupa'nın bir numaralı sportif direktörü Monchi radarını Galatasaray'a çevirdi. Liderliğini üstlendiği izleme komitesinden iki kişiyi dün Florya'da oynanan altyapı maçlarına gönderen İspanyol sportif direktör, sarı-kırmızılıların U19 takımında forma giyen forvet Yunus Akgün, 10 numara Atalay Babacan, sağ kanat Recep Gül ve sağ bek Ali Ülgen hakkında rapor istedi. Galatasaray U17 takımı oyuncusu Mustafa Kapı'nın da Roma'nın transfer listesinde olduğu öğrenildi. Galatasaray U19 takımının Trabzonspor'u 3-1 ve U17 takımının 5-0 mağlup ettiği maçları takip eden Roma'nın scout ekibinin Türkiye'de birçok genç oyuncunun maçlarını da düzenli olarak izledikleri kaydedildi.

MONCHİ'NİN 2018 TRANSFER LİSTESİ
🔴 Ante Coric 1997 Orta Saha Dinamo Zagreb
🔴 Marko Johansson 1998 Kaleci Malmö
🔴 Justin Kluivert 1999 Forvet Ajax
🔴 Bryan Cristante 1995 Orta Saha Atalanta
🔴 Hakim Ziyech 1993 Orta Saha Ajax
🔴 Mateo Kovacic 1994 Orta Saha Real Madrid
🔴 Jean Seri 1991 Orta Saha Nice

SEVİLLA'DAN ROMA'YA MONCHİ
Sevilla ezeli rakibi Real Betis ve A.Madrid ile birlikte 2000'de küme düştükten 1 yıl sonra döndüğü İspanya 1. Ligi'nde tüm transfer operasyonunu eski yedek kalecisi kısaca Monchi olarak bilinen Ramon Rodriguez Verdejo'ya teslim etti. Sevilla onun sportif direktörlüğündeki 16 yılda 5 Avrupa Ligi Kupası kazandı. Altyapıda 22 takım oluşturan ve 400 futbolcunun gelişimini izleyen 49 yaşındaki Monchi, 700 yerel scout ile çalışıp her sezon 250 yeni futbolcuyu ajandasına yazan bir futbol dâhisi. Sezon başında Sevilla'dan ayrılıp Roma'ya imza atan İspanyol futbol adamı, İtalyan kulübünde tüm transfer operasyonlarından sorumlu.

Stuani marka santrafor olmayınca

Hafta sonunda Real Madrid, Girona'yı 6-3 mağlup ederken Katalonya bölgesinin Barcelona ve Espanyol'un ardından bu sezon lige yükselen takımı Girona'da Stuani iki kafa golü attı ve La Liga'da gol sayısını 17'ye yükseltti. Uruguaylı santrfor denildiğinde bugünlerde elbette hepimizin aklına Luis Suarez ve Edinson Cavani gelir. Ortalama oyuncu ücretinin 750 bin Euro olduğu Girona'ya bu sezon gelen Stuani 31 yaşında. Espanyol'da 750 bin Euro kazanırken iki katını cebine koyabilmek için İngiltere'de Championship'de forma giymeyi kabul etmişti. Onunla birlikte Middlesbrough'da kiralık olarak forma giyen Alvaro Negredo, Valencia'ya döndüğünde Finansal Fair Play raporları oyuncunun satılmasını gerektirdi. Beşiktaş 32 yaşındaki Negredo için 2.5 milyon Euro bonservis ödedi ve ilk iki sezonu için yıllık 4 milyon 350 bin Euro garanti ücret ödeyeceğini KAP'a bildirdi. Negredo'dan bir yaş ufak Stuani, La Liga'da bir milyon Euro kazanırken, Negredo 4 katından fazlasını kazanıyor. Girona'dan çok daha kaliteli kadronun içinde Negredo 37 maçta 13 gol atarken, Stuani 24 maçta 17 kez fileleri havalandırdı. "Beşiktaş neden Stuani'yi almadı" demiyorum ama soruyorum: Stuani gibiler neden bizim kulüplerimizin aklına gelmez ve neden Negredo'ya 2019-2020 sezonunda 35 yaşındayken yılda 4 milyon Euro garanti para ödeneceği taahhüt edilir?

Fernando Muslera İtalya'ya döner mi?
Fernando Muslera, Taffarel ve Mondragon'un ardından kaleci kabusu yaşayan Galatasaray için 2011 yılında bulunmaz hint kumaşıydı. Dün La Gazzetta dello Sport'a verdiği röportajda İstanbul'u eşsiz bir şehir olarak nitelendiren, Galatasaray'da da çok mutlu olduğunu ifade eden Muslera "Bir gün İtalya'ya dönmek isterim" derken bir gerçeğin de altını "rakam vermeden' çiziyor. 2021'e kadar uzatılan kontratında Muslera'nın alacağı para 3 milyon 575 bin Euro ve her kazanılan puan için de 5 bin Euro alıyor. Kazandığı bu parayı sonuna kadar hak ettiğini söylemek lazım ama 4 yıl forma giydiği Serie A'daki gerçekleri de unutmamak lazım. Muslera Lazio'ya geldiğinde 500 bin Euro'ya anlaşma sağlamış bir genç kaleciydi. Galatasaray, 2011 Copa America'yı kazanan Uruguay'ın kalecisi Muslera'nın transferini turnuva öncesinde bitirmeseydi, bugün sadece Galatasaraylıların değil tüm Türkiye'nin takdirini kazanan Muslera büyük ihtimalle Süper Lig'de forma giyemeyecekti. Muslera'nın eski takımı Lazio'da bu sezon en fazla para kazanan oyuncu 2.5 milyon Euro ile Leiva. Muslera'dan fazla kazanan ise sadece iki kaleci var: Efsane Gigi Buffon ve Milan'daki genç yetenek Donnarruma.

Alex ve Tudor neden İstanbul'a geldiler!..
Fenerbahçe-Galatasaray derbisi öncesi Alex niye Türkiye'ye geldi? Igor Tudor, G.Saray liderken neden İstanbul'a gelip televizyon programına katıldı? Son dönemde akıl tutulması yaşadığımız kesin. Alex, F.Bahçe'nin heykeli dikilmiş efsane futbolcusu, uzun zamandır da İstanbul'a gelmeyen Brezilyalının bir derbinin haftasında gelmesi kadar doğal ne olabilir? Koskoca F.Bahçe, Alex kitabı için imza günü düzenleyince mi karışır? İstedikleri zaman gelir, hasret giderirler. Tudor da gelip "Sneijder en yetenekli adamımdı. Yönetim onu sattı" derken hiç de fena yapmadı ve bir gerçeği hatırlattı bize aslında: "Sneijder'i Tudor istemiyor" diye Hollandalıyı gönderen Dursun Özbek, Belhanda'ya neden 8 milyon Euro saçtı!..

G.Saray, Barça ve Real'i solladı
Kulüplerde teknik adam ve futbolcuların yıllık kazançları sürekli konuşulsa da bütçede çalışan profesyonellerin maliyeti de her zaman tartışmaya açıktır. Galatasaray'da Mustafa Cengiz yönetimi, profesyonel kadroda revizyona giderken bir rakama ulaştım. Sarı-kırmızılı kulüpte çalışan sayısı 650. Fenerbahçe ve Beşiktaş'ta da durum farklı değildir. Gelin bir karşılaştırma yapalım. İspanya'da yapılan son araştırmanın sonuçlarına göre Real Madrid'de çalışan sayısı 477. Barcelona'da 379 personele maaş ödenirken, A. Madrid'de 371, Valencia'da 200 çalışan var. Pazarlama ağı ve bir milyar Euro'ya koşan bütçeleri yöneten finans tecrübesi için Real 379 çalışanla yetiniyorsa bizde bir yanlış var demektir

En kritik İlkbahar

Deplasman fobisi şampiyonluk yarışında kanayan yarası olan Galatasaray için elbette ki Karabük mücadelesi kötü seriye son vermek için en uygun doksan dakikaydı. Evet Galatasaray ağır favoriydi ama doğrusunu söylemek gerekirse, sağanak yağmurun altında ilk 20 dakikada rakibinin fişini çekeceklerine ihtimal vermiyordum. Karabük, yönetim katında kötü yönetilen ve bunun bedelini sahada ödeyen bir takım. Galatasaray, Mariano'nun dönüşüyle birlikte Nagatomo'nun da transferiyle hücumlarda dengeyi bulan bir takım haline geldi. Orta sahada atılan kontra toplara bu iki hızlı ismin yaptığı koşular rakip savunmaların dengesini bozarken kanat ortaları da Gomis'i besliyor. Bursa maçındaki üç golünden sonra Gomis, dün de dört atarken ligin en iyi bitiricisi olduğunu kanıtladı. Yeter ki topu ceza sahasında Gomis'le buluşturun...
Beklerden iyi performans alan G.Saray'ın kalan 10 haftadaki zorlu maçlarında iki kilit nokta var. Birincisi; büyük maçlarda bugüne kadar ortalıkta görünmeyen Belhanda'nın hücum performansı ve yine bu zorlu maçlarda Muslera'nın kurtaracağı toplar...
Forvetleriniz sizi şampiyonluk yarışında tutar, defanslarınız ise şampiyon yapar. Hücum hattında Rodrigues ve Gomis'in bugüne kadar ortaya koydukları performans şampiyonluk için yeterli. Bardağın boş tarafında, geçmiş sezonlarını aratan Muslera ve altı numara pozisyonundaki Fernando'nun uzun sakatlık sonrasında takıma neler verebileceği önemli. Özelilkle iki hafta sonra oynanacak Fenerbahçe derbisinde Galatasaray'ın puan ya da puanlar alabilmesi için en az Gomis kadar iyi birer Fernando ve Muslera'ya da ihtiyacı var.
Fatih Terim, altını çizdiği üzere elindeki oyuncu havuzunun tamamını kullanmaya çalışıyor.
Evet ideal bir 11'i var ama kupa da dah il olmak üzere önünde 12 tane zorlu maç var.
Kenardan gelenlerin yapacakları katkı Terim'in elini kolaylaştıracak. Ortada iki kupa var, ikisini de kazanabilir, sezonu kupasız da kapatabilirsiniz. İşin ekonomik tarafına da bakınca, Galatasaray gibi zorda olan bir kulüp mayıs ayı sonundaki seçim öncesinde tarihinin en kritik ilkbaharını yaşayacak.