CANLI
SKOR
Bülent Timurlenk

Bülent Timurlenk

Laçkalığın sonu

Fenerbahçe derbi öncesi kupada aslarıyla sahaya çıkarken, Okan Buruk'un 4 gün önce deplasmanda devirdiği Gençlerbirliği karşısına as kadroda iki isimle başlamasının mantıklı bir açıklaması var ama bu 11'in ve kenardan gelenlerin 90 dakika oynadığı futbolun açıklaması yok. G.Saray'da az kazanan yok, en çok kazananları da dahil dün taraftarı önünde oynadıkları ilk yarıda sadece 4 hücum geliştirip kaleye isabetli şut çekemeyen futbolcuların ve Okan Buruk'un İtalya'da şampiyonluğa koşan İnter'in kupada elediği maçın en azından özetini seyredip aynanın karşısına geçmeleri lazım. Volkan Demirel'in takımı bir geçiş hücumu bir de Günay'ın hediyesiyle tabelada ikiyi bulurken, iş yapan ve yapabilecek adamı Sane'yi oyundan alan, prensi Yunus'a yine sarılan Okan Buruk bu takımı yarı final bileti için hazırlamamış… Süper Kupa'da varlık gösteremeden F.Bahçe'ye kaybedip bir de kupadan elendiğinizde pazar günü stres altında olan mutlak kazanması gereken rakibiniz mi olur yoksa siz mi? Futbol ayaklar kadar beyinle de oynanır. Ahmed Kutucu bu organını kullanmayıp kendini Messi sanıp 3 kişinin arasına dalıp kaptırınca G.Saray'ın yediği ilk gole, maçlardan sonra medyaya 'deli yürek' konuşan Günay da elindeki topa sahip çıkamayıp kupaya vedaya sebep oldu. Sebep-sonuç ilişkisinden dolayı sezon bittiğinde gidecek çok daha fazlası var bu takımda… Laçkalık da bir yere kadar!

Megafonla bir devre...

Taraftara açık idman, Okan Buruk'un kendinden emin açıklamaları, megafonla verilen uyarı ya da destek... Bir de üstüne Fenerbahçe'nin son dakikada berabere kalması... Kemerburgaz'da moral gününün ardından F5 tuşuna basıp kendini yenilemesi gereken bir takım gitti Ankara'ya. Öyle de başladılar, İcardi'nin erken golü sonrasında işler yolundaydı. Gençlerbirliği geçiş kovalarken geride garanti paslarla çıkan, risk almayan ancak bir o kadar da tempoyu düşüren Okan Buruk'un takımı, Sane vitesi yükselttiğinde organize atakla ikinci golü buldu. Yüzde 60 topa sahip olup 267 pasla rakip ceza sahasında sadece 8 kez topla buluşmak iyi istatistik değildir ama tabelada devre arasına giderken 0-2 yazıyordu... Böyle maçlarda ikinciyi yarıya 0-0'mış gibi çıkarsın, çıkmak zorundasın... G.Saray ise bir kez daha 0-4'müş, maç bitmiş kafasıyla girdi ikinci devreye. 7 maçtır gol atamayan bir rakip gol bulursa nasıl moralleneceğini Okan Buruk bilmiyor olamaz ama o da izledi. Sarı kartlı Sallai'yi derbi için kenara almak dışında düşen orta sahasını görmezden geldi. Torreira tekliyor, Sara pas hataları yapıyordu. Niang'ın golünden 10 dakika sonra yaptı değişiklikleri Okan Buruk. G.Saray'ın 2-0'dan sonra derbiyi düşünüp stratejik olarak tempoyu düşürmesi başka, oyunu rakibe verip eli belinde lakayıt oyun başka ve bunu Göztepe ve Kocaeli maçlarında da yaptılar... İkinci yarıda bir kez daha isabetli şut atamadan gelen 3 puan. Zirvede puan farkı 4. Bu futbol derbiye yeter mi, yetmez? Lakin derbi de bir maçtan ötesi, hayatın ta kendisi. Megafon ilk yarıdaki oyuna yetti, derbi için Kemerburgaz'da Metallica'nın konserlerinde istediği ses sistemi kurulmalı!

Köstebeğin dili yok artık…

Yine Nisan ayıydı. 21 yıl önce, oradaydım. Galatasaray, Kayseri deplasmanı için şehre gelmiş, otobüsten inerken telefonunu bulamayan Hagi kalabalık arasında kalmış ve o az Türkçesiyle "Dikkat aranızda hırsız var" demeye getirmiş ama haber, "Hagi, taraftara 'hırsız dedi' diye patlamıştı. Sosyal medyanın olmadığı, 200 telefonun video çekmediği yıllar... Hagi, Türkiye'de yeteneği büyük saygı gören ama Galatasaray ile kazandığı şampiyonluklar yüzünden rakip taraftarların da -doğal olarak- sevmediği, hoşlanmadığı bir futbol insanıydı. O gün telefon, Hagi'nin paltosunun astarına kaymış, telefonuna kavuşan Hagi'nin yönettiği takım ertesi gün, 4 golün de son 10 dakikada atıldığı Kayseri deplasmanında 2-2 berabere kalmıştı.

***

Biz gazeteciler çalıştığımız servisleri haberin mutfağı olarak görürüz. En taze haberleri getirmek muhabirlerin işi; onları pişirmek, sayfaya taşımak editörlerin, günün menüsünü belirlemek ise spor müdürünün görevidir. Muhabirin o taze haberi kimseyle paylaşmaması istenir, hele ki malzeme turfandaysa! Muhtemel 11'leri de iletmek muhabirin görevidir ki ben meslek hayatımda 11'i doğru tahmin etmeyip laf işiten muhabir görmedim.

Adı üzerinde muhtemel 11... Lafın geleceği yer şu: Gazeteci 11'i kurumuna iletir, kaynağını gizler, o kaynak kimse kulüp cephesinde Brütüs'tür, Truva Atı'dır, köstebektir teknik adamın gözünde. Okan Buruk, Göztepe maçının ardından bu rahatsızlığını açık açık basın toplantısında paylaşırken köstebeğin kim olduğunu biliyordu ya da sonraki 1-2 günde bu ismin kim olduğunu öğrendi. Okan Buruk da Hagi gibi kariyeriyle saygı gören, başarılarıyla rakipleri öfkelendiren bir futbol insanı… Hagi'den 21 yıl sonra anlamsız bir kaosun içinde Buruk'un takımı, evinde Kocaelispor ile berabere kaldı. Köstebek ne mi oldu? Yaşıyor ama dili yok artık…

"BİZ HAKLIYDIK" DERLER…
Beraber hatırlayalım, beraber sorulara cevap bulalım: Bir futbol takımı düşünün, 4 yıl arka arkaya şampiyon olmuş, Avrupa'da 2 kupa kazanmış, 11'inin orta sahasındaki değişmez iki ismine -üstelik biri kariyerinin başındayken- yeni kontrat imzalatmayı başaramıyor, oyuncular bedavaya bonservis kazandırmadan gidiyor… Emre ve Okan, başkan Faruk Süren, futboldan sorumlu yönetici Ali Dürüst…

Bir futbol takımı düşünün, milli takımın sağ beki ve sol bekiyle şampiyonluk sevinci yaşadıktan sonra 12 yıl bu kupaya hasret kalıyor. O sağ ve sol bek, şampiyonluk yarışındaki ezeli rakibine gidiyor. Aynı futbol takımında ülke tarihinin gelmiş geçmiş en yetenekli orta sahalarından biri takımdan gönderilip 4 sezon sonra dönüyor. Caner Erkin, Gökhan Gönül, Emre Belözoğlu. Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım…
Bir futbol takımı düşünün, o sezon atacaklarıyla kulüp tarihinin en çok gol atan yabancı futbolcusu olacak, yönetim tarafından birinci kaptan ilan edilmiş, arka arkaya 3 şampiyonluğun ikisine damga vurmuş ama kontratının son sezonuna giriyor 32 yaşında. Aynı futbol takımını 3 yıldır şampiyon yapan teknik adamın da aynı sezonda kontratı bitiyor ve kulüp başkanı iki isme de sezon başında "Uzatıyoruz" demiyor. Mauro İcardi ve Okan Buruk… Galatasaray Başkanı Dursun Özbek… Şimdi iki sorum var. Birinin cevabı belli. Faruk Süren, Aziz Yıldırım ve Dursun Özbek'e bunlar sorulsa "Biz haklıydık" derler. İkinci soru ise Avrupa futbol tarihinde böyle örnekler var mı?


GEMİYİ LİMANA YANAŞTIRDIN MI?
Yedi puan geride kalmış F.Bahçe şampiyon olabilir mi? Ortada alınacak 15 puan varsa hele bir de 6 puan değerinde dediğimiz derbi varsa haftaya. Şampiyon kim olur değil geçen sezon Hollanda'da ne oldu, hatırlayalım. Ligin bitimine 5 hafta kala Ajax'ın 73, PSV'nin 64 puanı vardı. Sezonun son düdüğü çaldığında ise PSV'nin 79, Ajax'ın 78… PSV mucize şampiyonlukla tüm dünyada manşetlere taşınırken Ajax'ın hocası Francesco Farioli ile yollar ayrıldı. Peki, sezon içinde olanları hatırlayan var mı? O kovulan Farioli'nin Ajax'ı, 15. hafta geride kaldığında 33 puanla üçüncü sırada ve PSV 42 puanla liderdi. 9 puan önde olan PSV ne yaptı peki? Ligin 29. haftası geldiğinde Ajax'ın 9 puan gerisine düştü! Bir lig şampiyonluğu, gemiyi limana yanaştırma hikâyesidir. Gemiyi limana yanaştıramazsa seyrüsefer defterindeki fırtına kayıtlarına kimse bakmaz, kimse dinlemez seni… Sezon bittiğinde Okan Buruk şampiyon olursa farkın 7'den ikiye düştüğünü az insan diline dolar. Tedesco şampiyon olursa kimse onun Anadolu takımlarına verdiği sürpriz puanları hatırlamaz. Hollanda'da ne mi oluyor? Farioli, Porto'ya gitti. Şampiyon PSV'nin hocası Peter Bosz ise takımın başında ve bitime 4 hafta kala 19 puan farkla lider…

Buruk’un eseri

Kazandığı Göztepe maçının ardından "İlk yarıda bize yapılanları unutmadık, rövanşı alacağız, farklı kazanmak için sahaya çıkacağız" diyen Okan Buruk, 4 gün sonra oynayacağı karşılaşmanın dinamitinin fitilini uzun tutmuştu. Dün stada gelen, ekran başındaki Galatasaray taraftarı da takımından hocasının sözlerinin altını doldurmasını bekliyordu. Oyun daha ilk çeyrekten sıkıntılı başladı. Sallai sol kanatta işlemiyor, Barış da en uçta olduğundan takım hücumda Leroy Sane'nin ayağına bakıyordu. İlkay, Sane'ye uzak Sara da sol içe yerleşince ortaya 336 pas yapan, ayaklarında pranga varmışçasına yavaş bir Galatasaray ortaya çıktı. Risk almıyor demek, üretememek de demek aslında. Jakobs'un adrese teslim ortası, Sane'nin kafası tabelayı kurtardı ama oyun soru işaretleriyle doluydu. Devrede Sallai kenara gelmeli, Barış kanada Icardi santrforla ile devam etmeliydiler. Okan Buruk bir kez daha hamlesiz başladı ikinci yarıya. Oysa ki takımı Göztepe deplasmanındaki ikinci 45'te sadece bir kez ceza sahasına girmiş, Lemina'nın golü takımı ayakta tutmuştu. Kocaeli oyunu aldı ve gol geliyorum dakikalarında Okan Buruk da golü taraftarlar gibi izledi. Aradaki tek fark taraftarın kombineye tonla para verip, Buruk'un kulübede milyonlar kazanması. 1-0 önde olduğu maçta 2'yi bulması gerekirken oyuna bek alan ve hâlâ Yunus ısrarını sürdüren bir teknik adam kendisi... Puan kaybı bağıra bağıra geldi bu maçta... Sorumlusu da Okan Buruk'tur. Bir haftada 5 puan kayıpla peşindekileri umutlandırması bir kenara, oynattığı kötü futbol hiç de öyle "Mayıslar bizimdir" futbolu değil. Mayıslar onun değilse, Haziran zaten hiç değil...

Kante’nin golü sürpriz değildi

Bu saatten sonra hiçbir rakip çantada keklik değil ama Kayseri'nin ligde evinde en az puan toplayan takım olmasına, F.Bahçe'nin yarışta hata yapma lüksünün olmadığını eklerseniz toplamından Tedesco'nun takımı erken gol bulursa "rahat kazanır" çıkar… İlk yarısı öyle olmadı ama sonu rahat oldu. Sorun neydi peki? Asensio'nun yokluğunda F.Bahçe orta sahasında merkezi Kante tutarken Guendouzi sol içten ataklara kat-ı lıyor, Kerem de kendini ikinci kulvara atınca oyunun balansı sola yıkılıyordu. Sağda Nene'ye top gitmezken, sırtı dönük oynamayı bilmeyen Cherif de yoktu. İnandığın santrforu ararsın top ayağındayken. İki adam rakip defansı zorladı. Ayağına gelen her topta şutu düşünen Talisca, iyi mücadele etmesine rağmen kalabalıklar içinde kaybolan Kerem... Yüzde 73 topla oynayıp golün sahanın en heybetli kariyere sahip adamı Kante'den gelmesi pek de sürpriz değildi, bu moralle gidildi soyunma odasına. Kayseri hücumda inandırıcı değildi. Evinde 23 maçta 10 gol atabilen bir takım sonuçta… Önce Talisca'nın golü, ardından Nene'nin sıkı pozisyon takibiyle tabela 0-3 olduğunda dakika 62'ydi ve maç orada bitti. Talisca ikinci golüyle skoru belirledi. Trabzon'un takıldığı haftada F.Bahçe şimdiden 2 hafta sonraki derbiye kaç puan geride çıkacağının hesabını yapıyor. O hesap kadar; Asensio'nun ne zaman döneceği, G.Saray'da Osimhen'in ne zaman formasına kavuşacağı da mühim…

Açlık Oyunları

Trabzon'da kaybederken tok görünenlerin yerine açlar oturmalıydı masaya. Açlık Oyunları oynayacaktı İzmir'de. Okan Buruk, İlkay, Boey ve Asprilla'ya forma verirken en uçta Barış'ın golcülüğünden daha çok, yapacağı prese ve stoperleri topsuz koşularıyla bozmasını umuyordu.
Haftalardır 'kornerleri neden atıyor?' diye sorduğum Barış, bu kez yapılan ortadan gelen topu filelere yolladığında ilk çeyrek olmamıştı. İlkay önderliğinde orta sahaya gelen sakinliği bozacak adamlar Asprilla ve Sane'nin driblingleriydi. Başarılı da oldular, İlkay'ın şutuyla tabela 2-0 olduktan sonra Sallai iki pozisyonu değerlendirse Galatasaray soyunma odasına kafası rahat gidecekti.
İlk yarıda 3 hücum geliştirebilen, yüzde 68 pas yüzdesiyle oyun kurmakta zorlanan Göztepe, ikinci yarıya fırtına gibi başladı. Yoğun pres Galatasaray'ı türbülansa sokarken 15 dakikalık dilimde ev sahibi farkı bire indirdi, 3 net pozisyonu Uğurcan kurtardı ve bir de akıllara ziyan bir gol kaçırdılar… Oyunu soğutması gerekirken Sane'nin basit top kayıplarıyla maç ortada havası varken günün ikinci korner golünde Lemina çıktı sahneye ve orada tabelayı öldürdü. Evinde sadece Trabzon'a kaybetmiş, etkili tribünleri önünde 13 maçta sadece 7 gol kalesinde gören Göztepe'yi 3 golle geçen Galatasaray, sadece ev sahibi taraftarları değil başkalarından medet umanları da üzdü dün akşam. Buruk ve takımı kendi maçlarına baksınlar, önde olan değil arkadakinin telaşıdır yetişmek… Maçın adamı ilk yarıda 1-0 iken karşı karşıya kurtaran, ikinci yarıda da 3 pozisyonu engelleyen Uğurcan ve iyi futbolunu golle süsleyen Lemina...

Çelikten ilk 11

Trabzonspor'un oyunu savunurken iki adamı Batagov ve hücumdaki ekstra silahı Muçi'nin yokluğunda yerlerine forma giyenler maçın kaderini belirleyecekti. G.Saray'da Osimhen, Sara ve Sane'nin yokluğunda şans bulanlar da aynı misyona sahipti. 4-2-4 gibi görünen cüretkâr bir 11 ile sahaya çıkan Fatih Tekke, tribünleri arkasına alıp golü bulup rakibi erken dağıtmayı planlıyordu. Öyle yaptı, golü de buldu. G.Saray, Juve deplasmanında olduğu gibi ilk yarıda her noktasından dağıldı gitti. Hücumda Barış dışında mücadele gücü olmayan 9 camdan adam vardı sahada… Ev sahibi ilk yarıda farkı üçe de çıkartabilirdi. Okan Buruk'un iyi oynamasa da -sakatlığı yoksa- Torreira'yı oyundan alıp, celladına aşık mahkum gibi Yunus'a sarılması garip elbette. G.Saray kötü oynarken de tabelayı çevirecek golü buldu. 45-55 arasındaki oyun, Trabzon'un da oyunu sahasında kabul etmesinin ardından momentumu sarıkırmızılı ekibe veriyordu ki ligin en çok duran toptan gol atan takımından ikinciyi de yemeyi de başardılar. Milli ara sonrası vidaları gevşemiş takımını bu derbiye motive edemeyen, bir büyük maçta daha krize girdiğinde çözüm üretemeyen Okan Buruk, "Osimhen sayesinde kazanıyor" diyenlere bir anti-tez yazmalı… G.Saray'da Singo ve Barış dışında kenardan gelenler de dahil takım tanınmaz haldeydi… Demek ki çok fazla prim kazanmışlar düne kadar… Fatih Tekke'ye tebrikler. Eksik kadrosunu çelik kıvamında hazırlamış 6 puanlık maça. Sonuna kadar hak edip kazandı Trabzonspor… Okan Buruk, 3 şampiyonlukla çizdiği 'doymuş adam' portresinin üzerini karalamak istiyorsa önünde Göztepe deplasmanı var.

Şölen zamanı

Çeyrek asır sonra Dünya Kupası'na gidiyorsak tebriği sona bırakmamak lazım. Milli takım tarihimizin galibiyet yüzdesi en yüksek hocası olan Vincenzo Montella ve ekibini, eleme grubunda, playoff maçlarında milli forma için ter döken tüm futbolculara tebrikler… Romanya maçının 11'inden Barış'ı kesip Orkun'u orta sahaya ekleyen Vincenzo Montella da sağ kanada koyduğu Arda'nın çizgide oynamayacağını biliyordu elbette. O içeriye girdiğinde ya Zeki'yi öne çıkardı ya da İsmail'i sağa attı ama Kosova'nın 5-3-2'si karşısında oyun orta sahada sıkışınca, kaleye yüzü dönük top alamayan Arda ile hat da kıramayınca devreyi isabetli şut atamadan tamamladık. Uğurcan'ın ilk yarıdaki müthiş plonjonu maçın kader anıdır. Boy ortalaması bizden 6 cm uzun olan Kosova karşısında hücumdaki oyuncularımızın kısalığı top yerden oynamamızı gerektirirken golü de öyle bulduk. Kenan ilk yarıda da kanadından zorluyordu, Orkun iyi sızdı ceza sahasına vurdu, Kerem tamamladı. İki stoperimizin ve İsmail'in iyi oyununa ihtiyacımız olduğunun altını çizmiştim bu sayfada önceki gün. Abdülkerim ve Ozan, Vedat'a rahat top aldırmadılar. Kazanılan 50 ikili mücadele, 12 top kapmanın yanında önemli istatistik boy dezavantajını rağmen kazanılan 15 hava topudur. 32 uzaklaştırmayla da hücumda 3 adamın ayağına bakan Kosova'ya sadece 2 isabetli şut attırdık. Dünya Kupası bir futbol şöleni. İlkokul yıllarında o turnuvada Milli Takımı izleyenler şimdi anne-baba oldu… Çocuklarına anlattıkları heyecanı şimdi birlikte yaşamak gibisi mi var!

Şut çektirmedik

Montella'nın aday kadro ve ilk 11 tercihlerine uzun zamandır katılmıyorum ama sonuçta A Milli Takım'ın teknik direktörü bizi Dünya Kupası'na götürsün biz de sonuna kadar haksız olalım. Ülkenin en formda orta saha oyuncusunu kaptanı olduğu takımın stadyumunda yedek soyundurmak, Samet'ten çok daha iyi stoperler varken havuzda, yıllardır ondan vazgeçmemek bir de elbette en uçta oynayacak fizikli bir santrforu bunca zamandır bulamayıp, ancak geçiş hücumlarında etkili olabilecek Kerem'den 9 işi beklemek... Lucescu, Fatih Terim ve Şenol Güneş gibi efsaneler milli takım forması giyerken de Romanya'nın teknik direktörüydü. Kurt hoca, elindeki malzemenin farkındaydı ve geçiş arayacaktı. Öncelikle buna fırsat vermedik. Hücumda orta yapılacak santrfor olmadığında hep ikili oyunlara başvurup merkeze kısa paslarla çıktık ki o toplara şut atacak Orkun Kökçü işte bu sahanın sahibi takımın kaptanı, kulübedeydi. Barış ağır markajdan kaçamazken ilk yarının matkap adamı Kenan Yılldız'dı ama tabela değişmedi. Arda bu, şapkadan tavşan çıkarmak daha kolaydır Ferdi'ye yaptığı asistin yanında. Müthiş bir derin topu kepçeledi ve onun kalitesi, kaptan Hakan Çalhanoğlu'nun tecrübe ve mücadelesi ve Ferdi'nin bitmek bilmeyen enerjisiyle birleşince, Romanya geriye düştüğü maçta bile kafasını kaldıramadan, -tek tehlikeli şutu karambolde oğul Hagi'nin attığı- ama sonuçta isabetli şut çekemeden döndü Bükreş'e... Salı akşamı dünden daha zorlu olacak. Sonunda kupa değil Dünya Kupası bileti var. O bilet, milyonlarca insanın hasret kaldığı bilet. Alın gelin...