CANLI
SKOR
Bülent Timurlenk

Bülent Timurlenk

Şımarıklığın sonu

"Rakibim 9 maçtır kazanamıyor, ben de 14 maçtır kazanıyorum. Hangi kadroyu sahaya sürersem süreyim..." demişti galiba Okan Buruk. Defans göbeğinin sigortası Nelsson ve takımın vazgeçilmezi Mertens yokken ve takım haftada bir maç oynayıp milli takım arasına gidecekken Okan Buruk'un fantezileri Galatasaray'a pahalıya patladı. Elinde iki sol bek varken Dubois'e forma vermek, Torreira sağlam ve kulübede olduğuna göre Berkan ile başlamanın riski ve sağ kanatta bugüne kadar hiç katkı vermemiş Barış Alper Yılmaz ile maça başlamak... Okan Buruk teknik adamlığın futbolcuları memnun etme sanatı olmadığını, "küserlerse üzülürüm" demeyi bugüne kadar öğrenmiş olmalı.
Dün İcardi, Galatasaray forması altında en kötü maçını oynadı. Rashica ve Kerem ile maça tutunan ve yorulana kadar orta sahayı toparlayan Sergio dışında oyunu tutan isim yoktu. Abdülkerim müthiş performansının ardından dün olmadığı kadar sakar, Boey de hücumlarda son maçlarda olduğu gibi verimsizdi. Barış Alper Yılmaz bu takımda oynayacak yeteneğe sahip değil ve sırf Galatasaray oyuncusu diye milli takıma alınması da Stefan Kuntz imzalı bir komedi. Konya, maçı Buruk'un ikramlarıyla çevirdi. İlk yarıda direkt kırmızıyı, bir de ikinci sarısını görmeden oyuna devam Ahmet Oğuz için Zorbay Küçük'ün ve VAR'ın katkısını da not düşmek lazım. Elinde ne kadar hücumcu varsa sahaya süren, orta sahasını boşaltan, koşamayan Mata'dan medet uman Buruk'a demek ki bu puan farkı fazla gelmiş. Galibiyet serisinin getirdiği şımarıklığı futbolun affetmediğine dair gerçeği milli takım arasında düşünecek çok vakti olacak.

Jesus geç kaldı

İlk maçtaki skor sonrasında Kadıköy'de tur zor ama imkânsız değildi. Fenerbahçe hafta sonu dinlenmiş, Sevilla lig maçından geliyordu. Bir haftadır Jesus'un ayrılık haberlerinin konuşulduğu ortamda taraftarın desteği ile bu spekülasyonlardan etkilenmeyen bir Fenerbahçe vardı. Portekizli hoca, orta sahayı Arda ve İsmail'e emanet ederken sol bekte Oosterwolde zor maçta görücüye çıktı. İsmail Yüksek ve Arda'nın iyi oyunu tereddütleri ortadan kaldırırken Batshuayi'nin erken sakatlığı ve yerine giren Joshua King'in klasik etkisiz oyunu Fenerbahçe'yi hücumda gene kilitledi.
Sevilla sol tarafta Acuna ile Ferdi'yi kitlerken milli oyuncu bulduğu ilk fırsatta penaltıyı yaptırdı. Fernando ve Rakitic'in yorgun düşeceği belliydi. Fenerbahçe ikinci yarıya da iyi başladı. Öyle ki kaleci Altay üşümemek için ceza sahası önünde tek başına idman yapıyordu. Takım önde ve 1 golle turda eşitlik sağlanacakken taraftarın sahaya attıklarının mantıklı bir açıklaması yok. Evet Sevilla kalecisi oyunu ağırdan alıyor, tribünleri tahrik ediyordu ama 7-8 dakika duran oyunda da hakem Oliver de "Mağdur Sevilla'nın" arkasında durdu.
Jesus etkisiz Oosterwolde'yi alıp Szalai'yi sol bekle çekip, 70'de dörtlü defansa dönebilirdi. Farklı değişikliklerle dizilişi değiştirmekte geç kaldı. Sampaoli'nin kenardan getirdiği adamların hepsi topla vakit çalınca, oyun kitlendi kaldı. Doğrusu yazık oldu. Savunmaktan başka hiçbir planı olmayan İspanyollar elden kaçtı. Tribünlerden kimler bu yabancı maddeleri atıyorsa tek bir çağrım var... Bir daha gelmeyin maça. Fenerbahçe'ye 1 kuruş hayrınız yok.

Parmağını kısalttılar!

Beşiktaş, Sergen Yalçın ile şampiyonluk sevinci yaşadığında pandemi nedeniyle yıldızları Rachid Ghezzal'ı ekran başında izlemek zorunda kalan siyah-beyazlı taraftarlar, takımın asist makinesine bu sezon yaşadığı sakatlıklar nedeniyle hasret kaldılar. Bilginin olmadığı yerde spekülasyon çok olur. Cezayirli yıldız bir daha eski günlerine dönemeyecek mi? Futbol hayatı tehlikede mi? Ameliyatta sorun mu yaşadı? Sakatlığı kronik mi? Bu sorulara cevap aradım.

GHEZZAL'IN SAKATLIĞI NEYDİ?
30 yaşındaki oyuncunun ayak parmağında yaşadığı sakatlığın hikâyesi geçen sezona dayanıyor. Ayak ikinci parmağı normalden uzun olan Ghezzal'ı sıkıntıya sokan işte tam da bu farklı ayak yapısı. Uzun parmakta eklemlere binen yük ve kapsülün yırtılma tehlikesiyle yeni sezona giren yıldız oyuncu, 14 Ağustos'ta Alanya maçında sakatlandı. Ameliyat çareydi ama başlayan sezonda Ghezzal bıçak altına yatmak istemedi. 16 Ekim'de Trabzonspor maçında sahalara döndü ancak ağrıları yüzünden oyundan çıkmak zorunda kaldı.




AMELİYAT KARARI ALMAKTA GECİKTİ Mİ?
Juventus'taki Pogba örneğini hatırlayalım. Fransız yıldız, Dünya Kupası'nda forma giymek istediğinden geçici çözümlerle tedavi olmaya karar vermiş ve ameliyatı ertelemişti. İki ay kaybeden Pogba, sonunda ameliyat oldu, Dünya Kupası'na gidemedi ve çok değil şubat ayında ancak sahalara dönebildi ancak idmansızlık yüzünden sorun yaşıyor. Ghezzal da ağustos ayında bıçak altına yatabilirdi. Cezayirli yıldız, ABD'de ameliyat olduğunda takvimde 10 Kasım yazıyordu.

OPERASYONDA DOKTOR NE DEDİ?
ABD'de sporcu sağlığı konusunda uzman ve Amerikan futbolunda bu sorunu yaşayan futbolcuların operasyonlarını yapan Prof Dr. Ned Amendola, Ghezzal'ın normalden uzun olan ayak parmağını kısalttı ve kapsülü onardı. Bu operasyon, fonksiyon olarak oyuncuyu zorlayan ve kapsüllerin yırtılmasına sebep olan parmağın bir daha sorun çıkarmaması amacı taşıyordu.

GHEZZAL'IN YAŞADIĞI SAKATLIK KRONİK Mİ?
Ameliyatı ve sonrasında sorun yaşanmadı. Yaşadığı sıkıntı, sezon başında sıkı bir kamp dönemi geçiremeden sakatlanması ve ameliyat öncesi ve sonrasında 5 aya yakın idman yapmamış olması. Oynama isteğinin yanına oynama baskısı da eklenince hazır olmayan adaleleri, sıkıntı çıkardı. Başakşehir maçı öncesinde de yaşadığı sakatlık, kasık adalesinde ağrı ve yırtık yok.

NE ZAMAN TAMAMEN HAZIR HALE GELECEK?
Tecrübeli oyuncunun sezonun kalanında 90 dakikalık kondisyona çıkabilmesi zor. Beşiktaş'ın kalan maçlarında forma giymeye aday ama Ghezzal'ın asıl hedefi, yaz kampında güçlenerek özlenen oyununu taraftara izletebilmek olmalı.

***

ORTA SAHADA KAYBETTİN, ORTA SAHANLA KAZAN

Fenerbahçe, Sevilla'daki maçı ikinci yarıda orta sahayı vererek kaybetti. Jorge Jesus bundan mutlaka ders çıkarmıştır. Artı bir orta sahalı, tek forvet Valencia'lı 11, Sevilla'ya kâbus yaşatabilir

İspanya La Liga'da Şampiyonlar Ligi bileti denildiğinde Real Madrid, Barça ve Atletico Madrid'in ardından akla gelen ilk takım, UEFA Kupası ve Avrupa Ligi'ni son 17 yılda 6 kez kazanan Endülüs temsilcisi, İspanya'nın en ateşli taraftarlarına sahip zorlu bir stadyum olan Ramon Sanchez Pizjuan'da ev sahipliği yapan bir kulüp, son 20 yılın en başarılı sportif direktörü olan Monchi'nin futbol aklı olduğu bir yapı, Güney Amerika'da çok popüler olan farklı formasyonlarla akıl oyunları konusunda rakip teknik adamları şaşırtan bir hoca Jorge Sampaoli, Dünya Kupası kazanmış bekler, Rakitic, Lamela gibi yetenekler ve En Nesyri gibi üst düzey bir golcü. Sevilla bu tarifiyle korkutucu bir takımdı ama Fenerbahçe karşısında izlediğimiz İspanyol ekibinin gerçekleri başkaydı elbette.




DEFANS GÖBEĞİ ORİJİNAL DEĞİL
La Liga'da küme düştüğü 2000 yılından bu yana ilk kez kırmızı bölgenin sıcaklığını ensesinde hisseden, 12 deplasmanda sadece 2 kez kazanabilen, Şampiyonlar Ligi grubundan tek galibiyetle kendini çok sevdiği Avrupa Ligi'ne atan ve bu kupada farklı sözünü ispatlarcasına PSV'yi evinde 3 golle devirip, rövanşta 2-0 kaybedip uçurumun kenarından dönen Sevilla. Sezon içinde teknik adam değiştiren, stoperleri Kounde ve Diego Carlos'u 100 milyon Euro'ya satan ama yeni transferi Marcao'nun arka arkaya yaşadığı sakatlıklar ve 20 yaşındaki Nianzou'nun da Almeria maçında sakatlanmasıyla, Kadıköy'e yine orta sahalardan defans göbeği inşa etmek zorunda kalacak olan Sevilla.

3-6-1 DİZİLİŞİYLE GEÇİŞ OYNAYACAK
Ramon Sanchez Pizjuan'daki ilk maçta ön alan baskısını uzun zaman sonra çok iyi yapan ve bir İspanyol takımına karşı deplasmanda yakalayabileceğinden daha fazla pozisyon bulup bitiricilikte sınıfta kalan Fenerbahçe, iki golle cezalandırıldı. Peki özellikle ilk yarıda kötü futbol oynayan, plansız duran Sevilla, tur biletini cebine koydu mu? Kritik Almeria maçını kazanmış olmanın moraliyle İstanbul'a gelecekler, ligde cezalı olan Fernando ve Montiel de kadroda olacak ancak stoperde Marcao, Rekik'ten sonra Nianzou'nun da kadroda olması zor. Bu bölgede tek gerçek stoper Loic Bade. Sampaoli'nin 2-0'ın avantajıyla topu Fenerbahçe'ye bırakacağı ve üçlü defanstan vazgeçmediği 3-6-1 dizilişi bekliyorum. Geçiş oyununda dikkat edilmesi gereken isim, elbette öncelikle ara paslarını atacak olan Rakitic ve defans arkasına sarkacak olan En Nesyri.

VERİMSİZ İRFAN CAN YERİNE ARDA GÜLER
Deplasman golü avantajı artık yok. Fenerbahçe'nin, kalesinde bir gol de görse 3 gole ihtiyacı var. Jorge Jesus, Lincoln'ün yokluğunda büyük ihtimalle Ferdi'yi sol beke çekebilir. Verimsiz İrfan Can yerine Arda ya da Emre Mor ve ilk maçın kaderine etki eden King yerine de Batshuayi'ye şans tanımak daha iyi bir fikir gibi duruyor. Fenerbahçe, Sevilla'daki maçı ikinci yarıda orta sahayı vererek kaybetti. Jesus bundan mutlaka ders çıkarmıştır. Kadıköy'de 50 bin taraftar önünde belki de artı bir orta sahalı, tek forvet Valencia'lı 11, Sevilla'ya bu sezon çokça yaşadıkları kâbusların bir benzerini yaşatabilir.

İmajla değil emekle!

Avcı sonrası yardımcısı Orhan Ak'tan 11'de radikal bir değişiklik yapmasını beklemiyorduk elbette. Vasat sağ bek Larssen'in sol bek başladığı ve santrforsuz bol orta sahalı rakibi karşısında orta sahayı Doğucan ve Siopis'e emanet etmek de iyi fikir değildi. Maçın 77. dakikasına kadar olan bölümün bir fotoğrafı var: Ayağına çarpıp gol olan pozisyonun ardından geçen sezon şampiyon olan takımı liderin 22 puan gerisinde ve hocası gitmişken imaj kaygılı gol sevincinden vazgeçmeyen Yusuf Yazıcı -tek sorumlu olmasa da- bordo-mavili ekibin 77 dakikalık oyununun baş aktörü…
Adana Demirspor, Belhanda'nın anlamsız kırmızı kartıyla 10 kişi kaldığında Montella, 12 dakika daha bekledi ve ardından Yusuf Sarı ve bir diğer kanadı Akintola'yı oyundan alıp üçlü defansa döndü. Ev sahibinde Abdülkadir çabalıyor ama kimse ona ayak uydurmuyordu. Badou Ndiaye cezayı kesip devre 1-1 berabere bittiğinde rakibin 10 kişi kalmış olmasını avantaja çeviremeyen bir Trabzon vardı. Yusuf sahada yürüyor, Bardhi çelimsizlikten "beni kenara alın" diye bağırıyordu adeta… Gomez'i sağ kanatta oynatmak nasıl bir futbol aklının eseridir! Maçın ikinci fotoğrafı bir futbol emekçisine ait. Ağır sakatlığın ardından Visca önce kornerden asist yaptı, sonra da frikikten attığı nefis golle maçı kopardı. Adana Demirspor gibi bir rakibi 4 golle mağlup ettikten sonra bunları söyleyebilmek için maçı izlemek yeterliydi. Tarih ise skor tabelasını yazacak ve maçın hikâyesini unutacak. Bir soruyla bitireyim: Edin Visca'nın bir imaj danışmanı neden yok ki (!)

Kaliteli final!

Galatasaray, kim ayı ortasında Kayseri deplasmanında sezonun en kötü futbolunu oynayıp kaybettiğinde gerisinde bıraktığı takvimde 30 günde sadece bir maça çıkmıştı. Ne kadar idman yaparsan yap, maç temposu ve havası başkadır. Dün de özellikle ilk yarıda eksik ve dizilişten bağımsız pas tutmuş bir Okan Buruk takımı izledik. Mertens'in yokluğunda Mata bir opsiyon ama İspanyol erken pes edince Okan Buruk, Rashica'yı oyuna alıp üç kanat oyuncusunun Icardi'nin arkasına dizildiği bir oyunu tercih etti. Kanatların işlemediği, Adekugbe'nin hücuma desteğinin olmadığı ve pas kayıplarının bol olduğu ilk 45'te Oliveira da rakip kaleye her zamankinden uzak kalınca sarı-kırmızılı takımın şubat öncesinde oyununu taraftar arar oldu elbette. Selçuk İnan'ın iyi kapanan, alan parselleyen kadrosu rakibin bitiremediği hücumlarda etkili olamazken, sağ içte sıkışıp kalan Yunus'un yerine oyuna giren Zaniolo tabelayı değiştirmeye aday adamdı. Öyle de oldu. Galatasaray tempoyu yükseltti, oyunu bir 20 metre daha öne taşıdı ve İtalyan yıldızın klas son vuruşuyla tabelayı değiştirdi. Buruk'un öndeki dörtlüsü geriye dönmekten imtina edince erken gelen değişikliklerle kolay geçilen orta sahalarını yamamaya çalıştılar ama Barış Alper Yılmaz'ın oyun zekasından yoksun bencilliği önce iki net pozisyonu yedi bir de son saniye frikiği doğurdu. Mertens'in oyun aklını arayan G.Saray, yara almadan pası üzerinden attı. Okan Buruk, 11'de Kazımcan ve Zaniolo ile başlasa belki de bu kadar stres yapmazdı kenarda...

Avcı hiç çözemedi

Domino taşlarının ilki yıkılmaya görsün, peşi sıra bitmeyecek gibi duran bir yıkım izlersiniz. Trabzonspor'un Avrupa'ya vedası, liderle olan puan farkı, seçim dönemine girilmesi, Visca'nın dönüşünün uzaması, deprem felaketi yüzünden lige verilen ara, Bakasetas'ın dün yokluğu... Her biri bir diğerini deviren domino taşlarıydı Trabzon'da...
Hamsik -artık- yok, Bakasetas da sakat olunca oyun liderliğine soyunan Abdülkadir'in arkasındaki Doğucan ve Siopis'ten de hücum katkısı beklemeyeceğinize göre oyun Trezeguet'nin ayağına bakıyordu. Onun da erken sakatlığı Gomez'i kanat gibi kullanan Avcı'yı zora soktu. İlk yarıda 20 orta yapan ancak 2 isabet bulabilen Trabzonspor, 15 hücumda bir kez olsun yıkamadı Ümraniye kalesini.
Trabzonspor için "Atamayana atarlar" klişesi devreye girer korkusu vardı sahada. Öyle de oldu. Ümraniye, ceza sahası dışından şutta Uğurcan sektirince golü buldu. Avcı, Bardhi hamlesiyle ortayı iyice yumuşattı ama bordo-mavililer ilk yarıdaki oyunundan uzaktı. Kornerden Umut Nayir'in iki farkı getiren golü ve sonrası sahada bir panik havası... Avcı, değişikliklerle takımı yine geriye götürdü.
Trabzonspor, ligin son sırasındaki Ümraniye'den 2 yol yiyip taraftarı önünde 36 maçtır süren namağlup serisine de son verdi. Problem bir olsa, "Avcı çözer, çözmeli" dersiniz. Problemler iki elin parmakları kadarsa "Avcı bugüne kadar hep biriktirdi, çözemedi" derim...

Aslan yaralı bırakılmaz

Rashica'nın form grafiği onu banko yapmıyorsa -ki öyle- Okan Buruk'un geçen hafta iyi oynamış ve gol atmış Dubois yerine Emre tercihi santra noktasına gelirken yanlıştı. Geraldo, Galatasaray'ın sol kanadını ilk 15 dakikada perişan ettiğinde belki oyuncu değiştirilmez, ama en azından Emre'ye 'Hücuma çıkma ve Geraldo'ya yakın oyna' dersiniz..
Liderin, ligin son sırasındaki takıma ilk yarıda 5 net gol pozisyonu vermesi ve kalesinde iki gol görmesinde tek suçlu Emre değil elbette. Orta alanda kayıp oyunuyla Oliveira, etkisiz Rashica ve geriye kademeye gelmeyen Kerem de hatalıydı. Bitiremedikleri her hücum Ümraniye atağına dönüştü ve cepheden, kopya pozisyonlarda kalede Muslera sağlam durunca konuk ekip soyunma odasına önde ama bir uyarıyla gitti: "Aslan'ı vuruyorsan öldüreceksin, yaralı bırakırsan peşini bırakmaz."
Ara hafta maçında Ümraniye'nin oyundan düşeceği belliydi. 10 kişi kalmak ise harakiri... Okan Buruk doğru değişikliklerle paniği önledi. Bitik görünen Oliveira yerine Mata ve ceza sahasında iki stoperin kafasını karıştıracak ve İcardi'yi markajdan kurtaracak Gomis. Arjantinli "deli" beraberlik golünde Panenka penaltısını tercih ederken, galibiyeti getiren gol Beşiktaş derbisindeki golün dejavusuydu. Maçın adamları Galatasaray'da koca orta sahayı süpüren Torreira ve son zamanların en etkili kanat performansını ortaya koyan Geraldo. 11 seri galibiyet elbette mükemmel ama bu maç, Okan Buruk'un kalan haftalarda set hücumlarında bitirilmeyen atakların başlarına açabileceği sıkıntının röntgenini verdi. Teşhis varsa tedavi de vardır.

Aydınlığa çıktılar

Yönetiminin teknik direktörü için güven açıklaması yapacak kadar zordasın. Santra noktasına yürürken son şampiyonsun ama liderin 13 puan gerisindesin ve Alanya'da yenilen 5 golün ardından karşında sert bir rakip var: Başakşehir.. Tutunacağın dal nedir? Taraftarın tribünü doldurmuş ve onların önünde maç kaybetmemişsin, Abdullah Avcı da Hugo'nun yokluğunda doğru defans göbeğini kurmuş, verimsiz Larsen yerine Peres'i takıma monte etmiş ve Djaniny sağ kanatta başlamış…
İştahlı oyun, önde baskı ve tribün desteğiyle travmayı atlamış bir görüntüdeydi Trabzonspor ilk yarıda. İlk golü bulmak da mühimdi. Dün kalecilerin hata günüydü. Alperen ve Mert'ten sonra Volkan da bireysel hata zincirine eklendi.
İlk yarı 7 hücum geliştiren Avcı'nın takımının, ikinci yarıda skoru korumak için çekileceği belliydi. Başakşehir çok pasın büyük bir kısmını ziyan eden bir takım, oyunu dikine oynamadığınız hızlı oyuncunuz olmadığı sürece tek opsiyonlu bir taktiğiniz olur. Avcı oyunu sahasında kabul etti, Belözoğlu'nun takımı yüzde 67 topa sahip oldu ama ikinci 45'te 12 hücumda sadece 2 topu çerçeveye isabet ettirebildiler.
Trabzonspor adına 'tamam ya da devam' maçıydı. İkinci yarıdaki oyunla hayal kurdurtmak mümkün değil ama önlerindeki fikstürden 4 maçlık bir galibiyet serisi çıkartabilirler. Belözoğlu gergin ve bu da oyunu okumasına engel oluyor, dün 83. dakikaya kadar değişiklik yapmadıysa ya kulübeye güvenmiyor ya da unutuyor.

Ayaklarını uzattı rakipleri izliyor!

Eylül 1996'ydı. 23 yaşındaki Okan Buruk 46'da oyuna girdiğinde derbide Fenerbahçe deplasmanda 3-0 öndeydi. 4-0'lık yenilginin ardından ertesi hafta onu ve Terim'in öğrencilerini İnönü Stadı'nda Sarıyer deplasmanında 40 bin Galatasaraylı bekliyordu. O maç Galatasaray tarihini değiştirdi... Hayatta zorun cefası da kolayın sefası da var. 27 yıl sonra hikâyenin başı güzeldi, dün Nef Stadı'nda gelen 43 bin Galatasaray taraftarı, 49 yaşındaki Okan Buruk yönetimindeki takımlarına derbi zaferi sonrasında şükranlarını sunarak başladılar maça. Oyuncular da bu coşkuya aynı karşılığı verince ilk yarıda rakip ceza sahasında 41 kez buluşan bir takım izledik. Volkan Demirel'in geriden pasla çıkmaya çalışan takıma ön alanda pres ve topu kaptığında pas oyunu, ilk golü 9. dakikada getirdi. Galatasaray orta sahasında Torreira pire gibi, kanatlardan iki bek sürekli bindiriyordu. Evinde bu sezon hiç iki farklı kazanmayan takım, devrenin uzatma dakikaları başladığında tek farklı öndeydi ve aksayan tek adam vardı Mata...
Mertens yokken Mata'yı, İcardi sahadayken yanında Gomis'i kullanabildiğiniz bir kadronuz varsa her şey mümkün bu oyunda. "Aksayan" Mata iki dakikada iki golle devre bitmeden rakibinin fişini çekti. İcardi'nin üç golde de yüzlerce olasılığı saliselerle belirlediği futbolculuğu da cabası...
4 değişiklikle gevşeyen oyun. Gomis'in golü... Galatasaray, puan farkını 7'ye çıkartıp takipçilerini, liderlik koltuğunda ayaklarını uzatıp izleyecek hale geldiyse peşindekilerin telaşı büyük olur.

Geriye ne kaldı!

Gareth Bale'in Southampton'tan Tottenham'a geldiği sezonda güçlü fiziği ve süratiyle sol bekteki performansını sadece 1 maçını izleyenler bile hatırlar... Bale, 10 sene önce Premier Lig'de fırtına gibi esen ve hocası Redknapp'ın ona verdiği yeni pozisyonda hücumda, kanatta, forvet arkasında Londra kulübünün her şeyi olmayı başarmıştı. Neredeyse attığı kornere kafa vuracak kadar saha içinde etkili ve ölü yaprak vuruşu stili frikikleriyle Ada'yı sallayan bir yıldızdı. Bu seviyeye ulaştığınızda Real Madrid kapınızı çalar… İspanyol kulübü ona 100 milyon Euro para ödedi. Ronaldo'nun solda, Benzema'nın merkezde, Bale'in ise sağ kanatta görev yaptığı 'BBC'nin karşısında Barcelona'da Messi-Neymar-Suaraz 'MNS' vardı. 2014'te Şampiyonlar Ligi finalinde Atletico Madrid'i devirirken, sahanın yıldızlarındandı. Sadece bir pozisyonunu anlat derseniz; bugün Trabzonspor forması giyen Bartra'yı yarı sahadan taç çizgisi dışına taşarak attığı deparla geçişi ve bitirişiyle anlatabilirim. O günler Bale için güzel günlerdi. Kariyerinin başında da diz sakatlığı yaşamıştı. Bale son yıllarda 'Kristal Adam' denilince ilk akla gelen isim oldu. Artık günlerini Real Madrid idmanında değil revirde ve Madrid'de golf sahasında geçiriyordu. İspanyol devinde 5 Şampiyonlar Ligi, 3 de La Liga şampiyonluğu yaşadı. 33 yaşında futbolu bıraktı... Bu devirde elbette çok erken kabul ediliyor. Ama aslına bakarsanız, Bale futbolu 30'unda bıraktı… Bizimle aynı grupta oldukları EURO 2020'nin ardından Galler 64 yıl sonra Katar'da Dünya Kupası'na Bale liderliğinde gitti. Milli takım için de misyonunu tamamladıktan sonra geriye ne kaldı ki…


KULÜP KARİYERİ
495 MAÇ
180 GOL
107 ASIST

GALLER MİLLİ TAKIMI'YLA
111 MAÇ
40 GOL