CANLI
SKOR
Bülent Timurlenk

Bülent Timurlenk

Otomatik pilot!

Travmatik iki beraberliğin ardından Alanyaspor galibiyetinin milli ara öncesi Okan Buruk'a ne kadar iyi geldiğini geride kaldığı on günde verdiği röportajlardan ferahlamış ifadelerinde bol bol izledik. Sene 2024, Antalya turizmin başkenti golf turizmi için yüzlerce dönüm yemyeşil zeminler var; şehrin en kötü yeşil zemini ise stadyumunda. Bu ayıbın sahipleri kimse saklanmasınlar, çıksınlar ortaya! Bozuk zeminde 3 puan kadar sakat vermeden çıkmak da mühimdir. Dün Galatasaray, derbi öncesi Ismail Jakobs'u kaybetti. Ön alan baskısıyla sersemlettikleri rakip karşısında İcardi yine ekmeğini taştan çıkartıp tabelayı 0-1 yaptığında Buruk'un takım için işler yolunda gidiyordu. Milli ara sonrası iştahlı bir oyun, özellikle Sara ve Yunus'un takımı iten performansı Jakobs çıktıktan sonra oyunun rot balansının bozulduğunu Mertens'in de kötü bir 45 dakika çıkardığını not düşmek gerekiyor. Alex de Souza'nın bir planı varsa bile bunu uygulayabilecek kadrosu yok elinde. Galatasaray, organize bir atakla 2-0'ı bulduğunda yakın geçmişteki o travmatik iki beraberliğe rağmen izleyen herkes maçın fişini çektiğini düşünmüştür. Cebinde kartı olan Torreira'yı derbi öncesi kenara almamak düşündürücü. Osimhen ve Batshuayi'ye süre vermekse futbolcuyu memnun etme sanatı… Okan Buruk ve takımının kazanma kültürü, geride kalan iki sezonun birikimiyle bu türden galibiyetleri otomatik pilotta getiriyor. Çarşamba rakibin adına bakmadan net bir galibiyet ve pazartesi günü Süper Kupa'nın sıcak rövanşında Beşiktaş, otomatik pilota değil, Okan Buruk'un maharetine bakar.

Teknik ekibini gözden geçirmeli

Rams Park'a maça giden taraftarların kafasındaki sorular şuydu: Fenerbahçe ve PAOK maçlarını üçer gol atıp kazanan bu takım nasıl olur da sonraki iki maçın ikinci yarılarında ayakta kalamaz ve teknik direktörü kenardan buna seyirci kalır. Kasımpaşa maçında altı kişi rotasyon yapmak manalı değildi. Çünkü perşembe akşamı deplasmanda, pazar akşamı Alanya ile oynayacaktınız. Okan Buruk'un mental problemleri takımın kondisyon probleminden çok daha büyük. Bu sezon her basın toplantısında 'nerede geride kalan iki yıldaki Okan Buruk' dedirtiyor. Taraftarla arasındaki bağı sanki inceldiği yerden kopsun dercesine empati yoksunu açıklamalarla tribündeki ve ekran başındaki milyonları üzüntüye ve endişeye sevk ediyor. Mertens, Kaan, Barış ve İcardi dün soluklanıp kulübede başlamıyorsa bu da Okan Buruk'un üzerindeki baskının tezahürüdür. Tek amacı ideal on biri ile Alanya'yı geçip kara bulutları dağıtıp milli araya girmekti. Garip ama izleyenler için ilk yarı sonucundan çok Galatasaray'ın ikinci devre nasıl bir oyun oynayacağı merak konusuydu. İkinci yarı da yine düştü Galatasaray. Yunus'un iyi futbolu ve golüne Sara, Davinson ve Jakobs eşlik ettiler. Milli arada Okan Buruk teknik kadrosunu gözden geçirmeli. Futbolla ilgilenen yöneticilerden destek alamadığı ortada. Çünkü fikstürün devamında bu kafa karışıklığı bu yorgun bedenlerle yol yokuş olur. Son çeyrekte takımı ayakta tutan ve travmatik iki sonuca rağmen desteğini esirgemeyen Galatasaray taraftarı sahanın en iyisiydi.

35’ten sonra kontak kapattı!

Kalitesi ve maliyetiyle Şampiyonlar Ligi için kadro kuruyorsun. Senin yerine o turnuvaya giden takımı iki maçta paramparça ediyorlar. Senin de karşında kupa ikinin en zayıf halkası var. Konferans Ligi görünümlü RFS Riga. Kağıt üzerinde bu takımdan daha kuvvetli olan Kasımpaşa maçını tam kadro oynayıp belki de burada rotasyon yapman ve üç gün sonra çıkacağın Alanya maçına hazır olman lazım. Değilmiş... Hiçbir şey kağıt üzerindeki gibi değil, formaların arkasında yazan isimler de kenardaki teknik kadro da... Cumartesi akşamından bugüne sinir krizine soktukları Galatasaray taraftarını benzer bir senaryoyla yine çileden çıkardılar. Son iki sezonun şampiyonu bir takım 3-0'dan 3-3'e ve dünkü gibi bir rakip karşısında 2-0 dan 2-2'ye yakalanmaz. Dün akşam Galatasaray- Kasımpaşa maçında olduğu gibi 35. dakikadan sonra kontak kapattı. Barış Alper Yılmaz'ın, İcardi'nin, Mertens'in ve şaşırtıcı şekilde Torreira'nın ayakta duracak hali olmayan bu takımı Davinson, Sara ve Yunus üçlüsü de taşıyamadı maalesef. Okan Buruk'un değişiklik için zamanlaması da tercihleri de yine fazlasıyla tartışmaya açık. Fenerbahçe ve PAOK'a üçer gol atıp kazanan bu kadronun teknik direktörü dahil son iki maçın ikinci yarılarında oynadığı futbolun tarifi de yok izahı da. Alanya maçı takdir edersiniz ki zor geçecek. Milli arada kim ne kadar nasıl dinlenir bilemiyorum ama o aranın ardından başlayacak olan yoğun fikstürde kâbus gecesinin devam bölümleri gelebilir.

Sadece üç puan!

Memleketin 4 büyüğünden birinin sezonun 6. haftasında, bir maçı eksikliderin çift puan farkla gerisinde olduğunda isimlerden bağımsız teknik adam değişiminin olduğunu, kadronun yetersiz olduğunu öznelere bakmadan söylersin. 5 maçta 3 gol atabilen ama dün sahaya namağlup çıkan Trabzonspor adına bardağın dolu tarafından alınacak en büyük yudum, bu takımın teknik direktörünün Şenol Güneş oluşu ve sezon içinde teknik adam değişikliğinin olmayacağı gerçeği.
Galibiyet vakti diye doldurmuştu tribünleri taraftarlar. Rakibi ön alanda pres yapmadan kendi sahasında karşılayan Konyaspor karşısında yüzde 80'e varan topa sahip olan ev sahibinin maç boyunca yaptığı isabetli pas (445) toplamının yarısının (213) iki stoperi Mendy-Denswil ve sağ beki Malheiro arasında olduğunu söylediğimizde oyunun temposunu da anlatmış oluruz. Trabzonspor rakibi hataya zorlayacak hızlı pas trafiğine sahip değil, Ozan sol içte iyi başlamış, hat kıran adamdı ama onun da sakatlığı oyunu iyiden iyiye kısırlaştırdı. Akan oyundan değil, serbest vuruş, kornerle tabelanın belirlendiği dakikalarda ev sahibi adına heyecan veren tek adamın Banza olduğunu söylemem lazım. Nwakaeme ve tüm iyi niyetine rağmen Visca'yı izlerken geçmiş sezonların özeti gibi izliyor insan.
Denswil'in akıllara ziyan sebep olduğu penaltıyı Umut gole çevirse Şenol Güneş'in takımı yeni bir beraberlik kãbusu yaşayabilirdi. Bazı 90 dakikaların ardından "3 puandan ötesi" not düşeriz. Dünkü 90 dakika sadece 3 puan… Ötesi yok…

Tercihler yanlıştı

Gastronomide iki pahalı ana malzemeyi bir tabakta buluşturmak şeflerin tercihi değildir, görgüsüzlük kabul ederler, kimse de kalkan tava üstünde bonfile yemez zaten. Serie A'da 3 kez gol kralı olmuş Osimhen ve İcardi bir arada oynar, yarım saatte de rakibi imha eder, üçlük yapar ama maç 90 dakika. 14 günde 5. maça çıkarken rotasyon bir tercih değil mecburiyetti. Rakibi hücumda vakumlayan Davinson ve Lucas'ın sahada olmadığı bir maçta orta sahayı Kerem ve Sara ile kurmak, doğrusu Osimhen-İcardi ile başlamaktan daha riskliydi. Geride Nelsson oyunu yavaş kuruyor, Jelert ve Sallai, Kenter Tiyatrosu'nda ustaların yanına gelmiş konservatuar mezunları gibi ürkek ve çekingendiler. İlk yarıda Yunus yine içerde oynayınca Sara ve Kerem ile tutulan orta saha, ilk 30 dakikada 3 golle süslenince her şey yolunda gibiydi. Fall'ın golüne ve ardından Kasımpaşa'nın kaçırdığına kadar…
İkinci yarıda Okan Buruk, Berkan ya da Lucas takviyesi yapması gerekirken Barış'ı sahaya sürdü. Girenlerin tamamı sıfır katkı ile oynayınca bir büyük risk daha aldı. 74'te İcardi'yi alıp 5. değişiklik hakkını kullandı, bir oyuncusu sakatlansa kalan 25 dakikayı 10 kişi oynayacak Buruk, 'Batsü' üzülmesin diye onu sahaya sürüp yine Lucas'ı unuttu… Yoğun maç trafiğinde beklenmedik puan kayıpları olur. İkinci yarıda Okan Buruk bağıra bağıra gelen puan kaybının baş aktörüydü… Futbolda 3-0'ın garanti skor olup olmadığını merak ediyorsa Carlo Ancelotti'yi arasın… Restoranlarda yıldızları, kilerdeki stoklara değil, masaya gelen tabağa ve servise veriyorlar.

Galibiyet kokusu

Yedi günde üçüncü maçına çıkıyorsan, ligde 6'da 6 yapmış, ezeli rakibine deplasmanda 3 atmışsın, müzende olan bu kupada iyi bir başlangıç fikstürü çekmişsin, taraftarın derbi zaferini kutlamayı kesip sana çok maç kazandıran konsantrasyon moduna geçmiş ama başka bir gezegenden gelmiş bir başkanın var. Betondan, kardeşi Cenk'ten, Bankalar Birliği'nden bahsediyor maça 24 saat kala. Ne yapacaksın ki, bu da benim çilem deyip stadın yolunu tutacaksın. Geçen sezon iyi oyunla hatırlanan Bayern Münih ve Man. United maçlarından, Devler Ligi'nden kalan gerçek evinde kazanamayan bir Galatasaray idi ki bunun devam hikâyesi Young Boys'a RAMS Park'ta boyun eğmekti.
Galatasaray'ın stadında bazen bergamot mu dersin od mu, yok hiçbiri değil belki de; bir nefis koku vardır. Tribünden ve sahadan yükselen, galibiyetin geleceğini haber veren koku. Tribünler ayaktadır, destek tamdır, takım da iştahlı ve temaslı oyunuyla taraftara bugün kazanacağız hissini verir. Derbinin yorgunluğunun ikinci yarıda handikap yaratacağı belliydi. İlk yarıda Barış ve Yunus eksik kalınca, çift haneli hücum sayısına rağmen soyunma odasına Günay'ın kritik kurtarışıyla giden bir Buruk takımı vardı. İkinci yarıda önce Barış, sonra Yunus döndü oyuna. Osimhen ilk goldeki kafası, derbiden sonra yine nefis asistiyle tabelayı sallayan adamdı. Elbette en çok da Abdülkerim'i alkışlamak lazım, nefis futbol oynadı… Çok iyi mücadele, temaslı oyunda sürekli ayakta kalan bir takım ve usta golcüsü İcardi ile nefis bir final… Tebrikler Okan Buruk, tebrikler Galatasaray.

Barcelona havası!

Geçen sezon Türkiye Kupası'nda Beşiktaş'ın yedek kadrosuna karşı isabetli şut çekemeyip kalesinde 4 gol gören ve boyunun ölçüsünü alan Eyüpspor, geldiği Süper Lig'de kurduğu kadroyla hiçbir takıma kolay kolay teslim olmayacağını namağlup geçtiği ilk 5 maçta göstermişti. Barcelona'nın havasını koklamış, suyunu içmiş iki teknik adamın kapışması keyifli bir 90 dakika vadediyordu, öyle de oldu. Geçen hafta 10 kişi kalmış Trabzonspor'a karşı yüzde 80'e varan topa sahip olmayla oynayan ve rakibi çözemeyen Beşiktaş, yüzde 69 ile oyunu kontrol ederken set hücumlarında kalabalık Eyüp savunmasını tek kanatla, Rashica üzerinden aşmaya çalışınca kilidi açmakta zorlandı. Mario'nun statik oyunu, iki stoperini rakip yarı sahaya çıkartan ev sahibinin geride bıraktığı büyük boşluklar, Emre Akbaba'nın ezdiği toplar olmasa çok daha fazla tehlike yaşardı ama Arda Turan'ın ekibinin yakaladığı pozisyonlarda kalesinde devleşen Mert vardı. İkinci yarıda Beşiktaş'ın bir enerji problemi olduğu ortaya çıktı. Eyüpspor, Midtsjö'nün nefis oyunuyla ve Kutucu ile Svensson'un da çıkmasını engelleyince oyunu dengeledi ve arkadaki boşluk penaltı golünü getirdi. Kartal'ın o dakikaya kadar tabelayı öldürecek ikinci golü bulamadığı pozisyonlar, geçen haftanın bir devamı. Arda Turan'ın kenardan getirdiği adamlar oyuna katkı vermezken, Hollandalı hocanın Semih hamlesi ve Mario'yu 6 numaraya çekmesi son çeyrekte oyuna hareket getirdi. Futbol biraz da hataya zorlama oyunu. Tayfur'un acemice yaptığı penaltı Beşiktaş'a 3 puanı getirdi.

Okan Buruk cevabı sahada verdi

İstanbul'da Cristiano Ronaldo'lu kadrosuyla Real Madrid'in başındayken 3. golü kalesinde gördüğünde 'tur gidiyor mu' diye titreyen bir teknik adamın, 11 yıl sonra aynı rakibinin derbi öncesindeki maçı sonrası "Yatağımdan izledim" açıklaması altında kibir aramıyorum. Mourinho, hafta ortasında tesislere gelen başkanı ve yönetiminin takımına daha fikstür çekildiğinde baskı kurduğunun farkındaydı ve "Benimle uğraşın" diye kendini atmıştı ortaya... Yattığın yerden derbi kazanılmıyor elbette. Rize maçıyla "Tatilim bitti" diyen Okan Buruk'un 5 haftalık süreçte cevabı sahada vermek üzere biriktirdiği çok demeci vardı. Hücumda üçlüye dönen kaydırmalı dörtlü defansıyla ve Yunus ile dörtlediği merkeziyle maça da damgasını vurdu. Mourinho onun uzun toplarla Osimhen'e oynayacağını düşünürken Buruk'un iyi pozisyon alan takımı, çıkarken baskı varsa da hissetmedi bile... Kanatları hırpaladılar, merkezde de fizik üstünlük kurdular. İki gol Buruk'un taktik zekasının ödülüydü. F.Bahçe defansı Osimhen ile boğuşurken Lucas'ın şutu ve ardından Nijeryalının Mertens'e göğüs pası... Sara hazırlanış bakımından derbi tarihinin en güzel gollerinden birini attı. 0-3 sonrası huyu suyu değişen hakem Karaoğlan'ın çaldığı penaltı sonrasında ev sahibinin oyunu alamaması, üçlüye dönüp Mert Hakan, Cengiz'den medet ummak da Mourinho'nun çaresizliği... G.Saray derbiye 4 gün boyunca Depeche Mode'un "Enjoy The Silence" ile geldi, evine dönerken Kadıköy'de çalan Depeche Mode klasiği ise "Broken"...

Dave Gahan ve Mertens

Mertens'in toplu- topsuz oyundaki zeka fışkıran ve aşkla dolu mücadelesini, meşin yuvarlakla olan zarafetini, top rakipteyken yaptığı akıl dolu presi izlerken geçen bahar gittiğim konser geldi aklıma. Andy Fletcher iki yıl önce hayata veda ettiğinde kendime bir söz vermiş, Dave Gahan ve Martin Gore ile vedalaşmak üzere Depeche Mode konserine gidecektim. Budapeşte'de sahneye çıkıp bitmek bilmeyen enerjileri karşısında saygıyla eğildiğimde karşımda 44 yıllık bir grubun efsane iki üyesi vardı. Ne iş yaparsan yap aşkla yap, disiplinle yap...
Rize maçında olduğu gibi Galatasaray iki farkı yine 26. dakikada buldu. 3 gün önce vasatın altında kalan iki kanat Barış ve Yunus'un golleriyle... Yenilerin yokluğunda Berkan'ı sol bek kullanmak aslında İbrahim Hatipoğlu'nun "İyi bir transfer dönemi geçirdik" açıklamasına bir tekzip. Takvimde Fenerbahçe derbisi olunca iki farkı bulduktan sonra sol şeritte 5. viteste gitmenin manası yok. Tempoyu elinde tutan Okan Buruk'un takımı, Rize maçından farklı olarak 2-3 geçiş yaşasa da defans göbeğinin Abdülkerim'in de aslına rücu etmesiyle sınıfı geçtiğini söylemek lazım.
Anadolu takımlarının haline bakınca bu ligin bırakın 18'i, 16 takıma düşmesi artık bir mecburiyet. Bu sezonu da derbiler ve geçen sezon sahnede olmayan Beşiktaş'ın performansı belirleyecek.
Depeche Mode şarkılarıyla bitireyim: Derbi öncesi 5 maçta 5 galibiyet "Precious"… Derbi öncesi Florya'da 4 gün "Enjoy The Silence"… Karaborsa bilet soruşturmasından, sırt reklamına, mini bar saçmalığından, dışarıya servis edilen resmi evraklara ve elbette kötü zemine kadar, Galatasaray yönetimi için ise: "Wrong"…