CANLI
SKOR
Bülent Timurlenk

Bülent Timurlenk

Hangi ligde kaç yabancı hoca var?

Fenerbahçe'nin 100. yılında Zico yönetiminde kazandığı şampiyonluğun ardından 17 sezondur bir başka yabancı teknik adamın ligi ilk sırada tamamlamadığı Süper Lig'de yerli teknik adamların "değeri" çoğunlukla bu istatistikle anlatılır. Bu sezona bakalım: "Şampiyonluğun büyük adaylarından Fenerbahçe ve Beşiktaş ile birlikte toplam 6 yabancı teknik adamın görev yaptığı Süper Lig'de 13 Türk teknik direktör sezona başladı. Peki Avrupa'nın 5 büyük liginde bu dağılım nasıl? 1 numaralı ligde İngilizler koltukları yabancılara teslim etmiş durumda. 3 İngiliz çalıştırıcının olduğu ligde 17 yabancı hoca var.




Avrupa'ya çok hoca ithal eden İspanyollar'da 15 yerli teknik adam var. Almanya'da 9 koltukta yabancı otururken 9'unda da yerel teknik adamlar görevde. 18 takımla yola devam eden Fransa Ligue 1'de 10 kulübün tercihi yabancı hocalar oldu. Gelelim teknik direktörlükte bir marka olan İtalyanlar'a. Bu sezon Serie A'da sadece 3 yabancı teknik adam var: Milan'da Fonseca, Udinese'de Runjaic ve Como'nun genç hocası Cesc Fabregas. Çizme'de bu sezon 17 takımın koltuğunda ise "Made in İtaly" teknik direktörler oturacak."

KAPI AÇIK, ARKANI DÖN VE ÇIK
BARCELONA-MESSİ birlikteliği bittiğinde Arjantinli sıfır bonservisle PSG'nin yolunu tuttuğunda Katalan kulübünün yönetimi kendilerine her şeyi kazandıran yıldızlarının son 4 yıllık kontratını büyük bir gazeteye sızdırmıştı. İmza parası, komisyonlar, yıllık ücreti ve vergisi derken 4 yıllık maliyet 550 milyon Euro idi. Amaç taraftara, "Kazandırdı ama kanımızı da emdi" dedirtmekti. Barcelona kötü yönetiliyor, 100 milyonun üzerinde bonservis ödedikleri birçok yıldız kulüpten ayrıldı gitti bile.




İlkay ise görkemli Man. City kariyeri sonrasında Barça markasının büyüsüne kapıldı elbette, herkes kapılır. Şimdi eski kulübüne dönerken yaşadığı hayal kırıklığını gizlese de gelirken planı bu değildi elbette. Geçen sezonun en fazla süre alan adamına "Ücretin yüksek, alternatifin çok" diyerek medyayı kullanarak kapıyı gösterdiler. Almanya Milli Takımı'nı da bırakan İlkay'ın istatistiklerden bağımsız Barça'dan düşen adam olarak Türkiye'ye gelmesini kendi kariyerinde bir başarısızlık olarak gördüğünden kürkçü dükkânına döndü. Guardiola onu elbette ister. Man. City'ye geldiğinde ilk transferiydi, her şeyi beraber kazandılar ve bonservisi cebinde bir İlkay… Pep daha ne istesin…

GİTME KAL BU ŞEHİRDE
Francesco Totti'nin kariyerinde Roma'dan başka bir kulüpte oynamaması, Real Madrid'e iki kez 'hayır' demesi bugünün futbol ekonomisinden bakıldığında çok romantik duruyor elbette. Dybala'nın Suudi Arabistan'dan gelen 3 yıllığına 75 milyon Euro'luk teklifi geri çevirip yola Roma ile devam etme kararı önceki akşam Arjantinli'nin evinin önünde büyük bir coşkuyla kutlandı. Dybala, Roma'da 3 sezonda 24 milyon Euro kazanacak. Bu parayı Arabistan'da bir sezonda kazanabilir ve Avrupa futbol sahnesinden silinebilirdi. "Doğru mu yanlış mı?" soru değil. Dybala'nın doğrusu bu…

CHİESA KENDİNE KULÜP ARARKEN…
EURO 2020'den sonra fiyatını 100 milyon Euro olarak yazanlar belki abartmış olabilir ama en iyi zamanında Juventus'un 60 milyon Euro teklifi geri çevirdiği ortada. Bugün ise Federico Chiesa kendine kulüp arayan ama yüksek yıllık ücreti yüzünden İngilizler'den teklif gelmezse olana razı olması gereken bir pozisyonda.




Juventus, 10 numaralı formayı Kenan Yıldız'a verdi ve gelecek sezon kontratı bitecek olan Chiesa'dan para kazanmak için gözü gelecek tekliflerde. Avrupa'nın kurt menajerlerinden Ramadani ile çalışan Chiesa'nın düşüşte olan bir isim olarak Barcelona'nın radarına girmesi ise ilginç elbette. İspanyollar, 15 milyon Euro isteyen Juventus'a 9 milyon Euro teklif etti. Köşeye sıkıştırmak buna derim. Chiesa'ya teklif ettikleri yıllık ücret ise 4 milyon Euro. Futbolda dün ile bir yere kadar yaşanıyor, bir sakatlık bir formsuz geçen sezon böylesine büyük bir yıldızın değerini tek hanelere düşürüyor.

Direkten döndü!

Colley'in topu direkten döndüğünde tabelada 2-0 ve dakika 58'di. O direk Şampiyonlar Ligi'ne ve 40 milyon Euro'ya veda demekti. Yeni bir Neuchatel hikâyesine doğrusu hiç gerek yoktu.
Süper Kupa hezimeti ve Konya deplasmanında gerekli derslerin çıkartılmadığı bir 45 dakika oynadı Galatasaray. Vasat iki bek, ülkenin en iyi yerli stoperliğinden yokuş aşağı koşan Abdülkerim ve ayağının temiz olmadığı malumunız Nelsson'dan oluşan defans dörtlüsüyle Buruk "Ben topla çıkamam, yine uzun vuralım" deyince olanlar oldu. Süper Kupa'da olduğu gibi erken yenilen golde Muslera'nın kolay topu içeriye alması, ikinci golde Abdülkerim'in facia kademesi...
Kerem Aktürkoğlu hücumda etkisiz ama savunmada iki kademeyle devrede farkın 3-4 olmasını önleyen isimdi. Jelert ve Sara gibi büyük değil büyüme ihtimali olan iki oyuncuya Galatasaray çapında bir takımın 30 milyon Euro yatırması dün akşamki tabelanın karşılığı değil elbette. İkinci yarıda rezaleti önleyen adam Batshuayi oldu. Oyuna girip attığı iki golle tabelayı eşitlediğinde hiç olmazsa İstanbul'da tur kapısı aralanır dedirtti ama Abdülkerim'in daha yapacakları varmış. Penaltı ve kırmızı kartla bu takımdaki kariyerini artık sorgulatır hale geldi. Okan Buruk rakibi doğru analiz etmemiş. Uzun boylu bir takıma karşı bu kadar uzun oynamak, orta sahayı yine hafife almak... Bunların üzerine düşünmesi gerekiyor. Young Boys seviyesinde bir takımdan 3 gol yiyen G.Saray'ı 6 günde ayağa kaldırması gerekiyor. Takımını Şampiyonlar Ligi'ne sokamazsa o destek verdiği yönetim hedef tahtasına kendisini oturtacak çünkü.

Tek kelimeyle hezimet!

Şampiyon takımlar için en büyük transfer, eldeki ideal 11'in kilit adamlarını kadroda tutabilmektir. Elbette taraftar yeni geleceklerle ilgilenir. Galatasaray için eğer hedef Süper Kupa ve ligin ilk haftasıysa transferde geç kalındığı ortada. Dün sahaya sezonu bitiren kadrosuyla çıktı Okan Buruk... Nelsson'un hatası ve Ciro'nun golüyle başlayan maçta Beşiktaş ilk yarıda hafifleterek devam ettiği ön alan baskısıyla Galatasaray'ın hücuma konforlu çıkmasını önlerken defansını da öne çıkartıp arkada büyük boşluklar bıraktı. Galatasaray adına ilk yarıda akılda kalan iki pozisyonun ofsaytla kesilen goller olması dışında bol pas hatasının yapıldığı, hat kırmakta zorlanan Mertens ve Ziyech'in oyuna girmemesiydi. Beşiktaş; orta sahasına yaklaştırdığı defansıyla kalabalık bir blok yaratırken, hücumdaki bağlantı adamı Rafa Silva da doğrusu kayıptı. İlk yarıda orta sahada alamadığı oyunu Batshuayi'yi sokup tümden kaybeden Buruk'un elindeki pikabın tek bozuk yeri iğnesi değil, her noktasıydı. Beşiktaş daha dinamik kaldı oyunda ve hezimet gibi bir skorla kupaya uzandı.

ÜÇÜ DE İSABETLİ
Transfer sezonu açıldığından
beri yönetimine kol kanat geren Okan Buruk, şimdi futbol sahasındaki eleştirileri göğüsleyen insan… Bir insan kendine bu kadar kötülük yapmamalı. Beşiktaş'ın üç transferi de isabetli imzalar olduklarını dün sahada kanıtlarlarken, milyonlarca Beşiktaşlı, "Giovanni van Bronckhorst keşke Şenol Güneş'ten sonra geçen sezon göreve gelseydi" demiştir.

Tatilden yoruldum Türkiye beni istiyor

Fenerbahçe'de başkanlık seçiminde Aziz Yıldırım'ın teknik direktörü olarak kamuoyuna duyurduğu, Beşiktaş'ın ise reklam çekimi için İstanbul'a geldiğinde görüştüğünü açıkladığı Jose Mourinho, geleceği ile ilgili konuştu. Romanya'da katıldığı bir organizasyonda Antena 3 kanalına röportaj veren Portekizli teknik direktör, "Bir karar vermem gerek. Şu anda saygısızlık olmaması açısından gelen tüm teklifleri dinleme sürecindeyim. Yalnızca Türkiye'nin büyük takımlarından değil, başka yerlerden de teklifler var" dedi.

SUUDİ ARABİSTAN'DAN DA TEKLİF VAR
"Teklifler Avrupa'dan mı Suudi
Arabistan mı?" sorusuna tecrübeli çalıştırıcı, "İki yerden de. Her şeyi masaya koyup düşünmeliyim. Benim için önemli olan insanlara danışmalıyım. Birkaç hafta içinde karar vermem gerekiyor. Çünkü artık vakit geldi" yanıtını verdi. Ocak ayında Roma'dan ayrıldıktan sonra ülkesi Portekiz ve farklı ülkelerde konferanslar ve sponsorluk organizasyonlarında yer alan ünlü çalıştırıcı, "Tatil yapmaktan yoruldum" diye konuşurken, geçtiğimiz aylarda da "Temmuz ayında mutlaka bir takımın hazırlık kampında olacağım" diyerek arayışlarını sürdürdüğünü ifade etmişti.



AZİZ YILDIRIM: MOURİNHO İLE LONDRA'DA GÖRÜŞECEĞİM
Fenerbahçe'de başkan adayı Aziz Yıldırım, cumartesi günü Londra'ya gideceğini ve Şampiyonlar Ligi finalini izleyeceğini açıkladı. Yıldırım, Mourinho ile son bir görüşme yapacağız. Benim gitmeyeceğimi iddia ediyorlarmış. Yalan. Ben gidiyorum. Mourinho ile yapacağımız görüşmede transfer konusunu da konuşacağız" dedi.

BEN KLOPP GİBİ DEĞİLİM!
Portekiz'in O Jogo Gazetesi'nde Mourinho, "Klopp yorgun olduğu için Liverpool'dan ayrıldı" hatılatmasını şöyle yorumladı: "O tatil yapacağı için mutlu olabilir, ben değilim. Farklı insanlarız."

Hesabı sen öde!

Şampiyonluk, gemiyi limana yanaştırma hikâyesi. 38 haftalık yolculukta geçirdiğin fırtınaları kayıt düştüğün defteri, patron/taraftar gemi limana varmamışsa kimse dinlemez, sen anlatsan ne olur... Galatasaray ligin son dönemecinde Alanya ve Adana fırtınalarını Akdeniz'de aşıp Marmara'nın dalgasız sularına girdiğinde karadan gelecek torpidolardan haberdar değildi. Betondu, seçimdi, erken şampiyonluk kutlamasıydı derken mendireği geçmiş, 'kara göründü' demiş takım, kendi içinden yalpaladı son haftalarda.
Şampiyon olmak zor, o şampiyon ünvanını korumak çok daha zor. Çünkü bu memleket "Kazandı, sırasını savdı" kafasına sahip. Okan Buruk geçen sezon İcardi'nin sırtında şampiyonluk kutlamalarında verdiği ikonik pozu bu sezon büyük teknik adamlık olarak sahaya döktü. Okan'ı sırtlayan gol kralı İcardi de dün o topuk vuruşuyla "Geçen Mayıs Florya'da davul çalıyordum"; "Davulum nerede" dedi.
Galatasaray dün şampiyonluk sayısını iki düzineye çıkartırken, 90'larda 13-9 gerideyken bugün 23-19 ile en yakın rakibine bir yıldız uzaklığı fark koyarken verdiği mesajı okumayanlar, gelecek sezon beş yıldızı bir arada görebilirler. Bu takımın her şampiyonluğunu "x, y, z" sayesinde diye tribünlerinize anlattığınız, rakibin kazandığını yok saydığınız, inkâr ettiğiniz, kaybetmesini bilmediğiniz sürece, Galatasaray'ın gerçekleri bir kâbus gibi dönecek hayatınıza... Derbiden sonra Galatasaray'ı kendi içinde hesaplaşmak varken bir arada tutan "Kurtlar Vadisi" havası vardı. Dün Galatasaray "Ezel" ile cevap verdi: "Ben yemeğimi yedim doydum Ama hesabı sen ödeyeceksin kardeş…"

Bitti demeden bitmiyor!

İspanya'nın Galiçya bölgesinden İsviçre'ye göç etmiş bir ailenin oğlu, Gerardo Seoane bir önceki sezon Bundesliga'yı 3. sırada bitiren Leverkusen'in teknik direktörü olarak geçen sezona daha büyük hedeflerle girmişti ama 8. hafta sona erdiğinde takımı 1 galibiyet alabilmiş, puan tablosunda küme düşme hattına çakılmıştı. Yönetim görevine son verip yerine Xabi Alonso'yu getirdiğinde A takım tecrübesi olmayan bir hocanın, Leverkusen'in bir sezon sonra tarihinin ilk şampiyonluk kupasını müzeye getireceğini kimse bilmiyordu elbette.
"Kaybedenler Kulübü"nden "Yenilmezler"e giden yol uzundu. Xabi Alonso kalan 26 haftada 45 puan toplayıp ancak Avrupa Ligi biletini alabilirken takımı aynı kupada geçen sezon yarı finalde Alonso'nun eski hocası Jose Mourinho'nun çalıştırdığı Roma'ya boyun eğdi.




DOĞUŞTAN 1-0 ÖNDEYDİ
Babanız La Liga'da 3 şampiyonluk sevinci yaşamış Periko Alonso ise hayata 1-0 önde başlarsınız, ya sonra… Real Sociedad'dan sonra Liverpool'a, oradan memleketinde Real Madrid'e ve son olarak ligi de dilini de öğrendiği Bayern Münih'e uzanan kariyerinde önce Toschack, Rafa Benitez ile sonrasında Pellegrini, Mourinho ve Ancelotti'nin öğrencisi olan, son sezonlarını ise Guardiola'nın yanında geçiren Xabi Alonso her idmanda biriktirenlerdendi. Milli takımda da Luis Aragones ve Del Bosque ile yaşadığı tecrübenin üstüne İspanya'nın teknik direktör yetiştiren kasabasının bir sakini olma ünvanını eklerseniz, Xabi futbolculuk kariyeri sonrasında 3-0 öndeydi. Bask bölgesindeki Gipuzkoa'dan Unai Emery, Mikel Arteta, Lopetegui gibi hocalar zirveye çıkmış, Real Sociedad B takımında görev yapan Alonso'ya da Leverkusen, Bundesliga'ya giriş biletini vermişti.
Moussa Diaby'yi 55 milyona Aston Villa'ya satan Leverkusen; Boniface, Granit Xhaka, Hofmann ve Tella dörtlüsüne 75 milyon Euro öderken, takımı bu sezon sol kanatta 11 gol, 17 asistle uçuran Grimaldo sıfır bonservisle vatandaşı Alonso'nun takımına gelmeyi kabul etti.

LUİS ENRİQUE DEĞİL GUARDİOLA
Geçen sezon B. Dortmund'un son haftada şampiyonluğu ikram ettiği Bayern Münih, Harry Kane transferiyle, "Bu sezon da seri devam eder" dedirten kadrosuyla sahne alırken, takipçisinin Bellingham'ı kaybetmiş olmasına rağmen B. Dortmund olmasını bekliyordu herkes. Tarihinde şampiyonluğu olmayan Leverkusen mi geçecekti bu ikiliyi! Öyle oldu…
Mourinho ve Ancelotti'nin "Büyük hoca olacak" dedikleri Alonso, Barça B takımından yurt dışına giden Luis Enrique gibi hayal kırıklığı mı yaşayacaktı yoksa yine büyük takım tecrübesi olmadan A takımın başına geçip Barça ile tarih yazan Guardiola gibi yüksekten mi uçacaktı…

BU MASALIN SONU YOK
Bu sezon Bundesliga'da zirve yarışı verdiği üç takım Bayern Münih, B.Dortmund ve Stuttgart ile berabere kaldığı maçlar dışında Xabi Alonso sadece bir maçı kazanamadı. Rakibin hocası tanıdıktı. Yerine geldiği Gerardo Seoane, M.Gladbach ile eski takımına boyun eğmedi. Bayer Leverkusen sezon boyunca tesadüflere yer bırakmayan müthiş futboluyla Xabi Alonso'yu elit hocalar seviyesine çıkartırken ne golcüsü Boniface'in aylar süren sakatlığından etkilendi ne de 3 kulvardaki maç trafiğinden. Avrupa'da yenilmezlik serisinin rekoru 1963-65 yılları arasında 48 maçla Benfica'ya aitti. 0-2'nin rövanşında "Leverkusen masalı sona mı eriyor?" diyenlere bu takım bu sezon 11. kez yenik durumda olduğu bir maçta beraberlik golünü bularak Roma'yı eledi ve Avrupa Ligi finalinde Atalanta'nın rakibi oldu. Ligde Bochum ve Augsburg maçları ve Almanya kupası finalinde ise karşılarında alt ligde küme düşme hattından kendini yeni kurtaran Kaiserslautern olacak.

DAHA YAPACAKLARI VAR
Almanya'da herkes tekrarlanması zor, bir o kadar da muhteşem sezonun ardından Xabi Alonso'nun eski kulübü Liverpool'a ya da bir başka formasını giydiği Bundesliga'nın başarılı olanı yutar ekibi Bayern Münih'e gideceğini konuşuyordu. Xabi Alonso "Burada daha yapacaklarım var" diyerek kestirip attı. Hayal ettiklerini gelecek sezon gerçekleştirebilmek için bakalım Bayer Leverkusen yönetimi 100 milyonluk Wirtz başta olmak üzere Frimpong ve Boniface gibi yıldızları kadrosunda tutabilecek mi?

Notaların suçu yok

Fenerbahçe, ligin ilk yarısında takdir belgesi alacak kadar her dersten yüksek not alan ama sezonun ikinci bölümünde dersleri asan, sınavlarda boş kağıt veren öğrenci gibi. Kendisini yarışta tutan matematik dışında bu oyunda kazanmayı gerektiren dersler de var. Kimya, fizik ve psikoloji gibi… Ligde en farklı galibiyetini aldığı Konyaspor deplasmanında, Sivas deplasmanının getirdiği travmanın takımın kimyasına etki ettiği ilk dakikadan belliydi. Fizik ise önce İsmail Yüksek ile anlatılmalı. Onun yokluğunda Fred'i 6 numaraya çekip rakip ceza sahasından uzaklaştırdığınızda onun rolünü bu oyunda Mert Hakan'ın üstlenebilmesi mümkün değildi. Dağınık, geçiş hücumu yapmaktan uzak ev sahibi karşısında ilk yarı, Tadic ve Mert Hakan'ın iki pozisyonuyla geçildiyse problem geriden sürekli uzun vurulması ve İrfan Can'ın da 5-4-1 oynayan rakip karşısında kademelere takılmasıydı. İkinci yarıda çift santrfora dönen İsmail Kartal'a, karşı hamle yapmayan iki orta sahalı rakibine karşı kendi göbeğine artı bir adam almayan Ali Çamdalı'nın çaresizliğini, son dakikaya kadar sürdüren F.Bahçe forvetlerinin kaçırdığı net pozisyonlardı. "İrfan Can Kahveci oyunda kalsa Fenerbahçe bu maçı kazanırdı" görüntüsünden İsmail Kartal'ın orta yapacak adamı Tadic'i oyundan alıp 3 santrfora döndüğü bir son 20 dakika izledik. Orkestra şefiniz ne yaptığını bilmez haldeyse olacağı budur. Urfa'da U19'la geçen 5 saat, Olympiakos maçlarıyla takımın psikolojisini bozan yönetim de elbette bu kırık karnenin sahibi. F.Bahçe müziğini kaybetti, notaların suçu yok…

Louvre’da sergiye çıkmalı

Gürültü komşudan geliyorsa –ezeli rakiplerin, iliştirilmiş gazeteciler, kontörlü fenomenler- bir uyarırsın, iki uyarırsın, olmadı karakolluk olursun da aile içi gürültü bak o işte fena… Galatasaray aile içinde "Öte yandan Pazar akşamı Sivas maçı var" gürültüsüyle geçirdi haftayı. Seçim, listeler ve "8 yabancı kalacak kimler acaba" totosu. Okan Buruk çıkıp da "Beyler çocuk uyuyor" diye bağırsa yeriydi ama dün gördük ki o çocukluğunu geçirdiği Florya'yı ses geçirmeyen duvarlarla kaplamış, ekibi ve takımı futbolun içinde kalmış, Erden Timur da onları önceki gece bol proteinli akşamda Beyti'de ağırlamış... Trabzon ve Beşiktaş'ı devirmiş, Fenerbahçe ile berabere kalmış Sivasspor'un Rams Park'a hocasının bol raconlu geldiği bir 90 dakikada yapılması gereken, atılacak erken bir golle "Kes" demekti. İlk 10 dakika ısınma ve ardından sol kanadı delen Barış Alper Yılmaz'ın iki asisti ve stoperleri beraberinde götüren İcardi'nin topsuz oyun resitali... Galatasaray'ın Sivas'ta beklerde Ali Turap- Kazımcan ile en uçta ise "Bezgin" Halil ile oynadığını, Barış'ın cezalı olduğunu, Buruk'un kazanmadığı maçlarda sol beklerinin Dubois, iki maç Kazımcan bir maçta Barış olduğunu hatırlayıp dün akşama döndüğümüzde, taşlar yerine oturduğunda iş ustaların sanatına kalacaktı.
Hakim Ziyech'in ikinci golü, Mertens'in müthiş döndürdüğü bileğiyle attığı paslar, İcardi'nin bitiriciliği, Torreira'nın zafer isteyen coşkusu, Nelsson'un güç gösterisi… Al bütün bunları çerçevelet, Louvre ya da Prado Müzesi'nde sergile.. Sıkıldık arkadaş Da Vinci'den, Caravaggio'dan, Picasso'dan…

Pereira’dan İsmail Kartal’a

İki sezon önce Kadıköy'de 3-0 kazanan Olympiakos kadrosuna dönüp baktığınızda dün akşamki kadrosuyla eşdeğer bir kaliteye sahip olduğunu, o gün sahaya Vitor Pereira yönetiminde 3-4-2-1 dizilişiyle çıkan Fenerbahçe'nin ise dün sahada iki gömlek üstün kadroyla sahada olduğunu görürsünüz. O Kadıköy akşamında Portekizli hoca orta sahada 40x40'lık alanı Gustavo-Mert Hakan ikilisine teslim etmiş, rakip Olympiakos ön alan presi ve geçiş hücumlarıyla 3 gol bulurken tribünler bu ikiliye tepki göstermişti. Dün 3-0'a kadar benzer bir senaryo izledik. Ferdi, Fred ve İsmail'in sakatlıktan döndüğü doğrudur ancak İsmail Kartal'ın Krunic-Zajc ikilisiyle de topu rakibe bırakacağı belli olan Jose Luis Mendilibar karşısına Pereira gibi hatalı çıkması 57 dakikada üç farkı getirdi. Ön alan presiyle gelen ilk gol, organize atak yapmakta zorlanan ev sahibinin Jovetic kalitesiyle bulduğu ikinci gol ve yine defanstan çıkarken kaptırılan ve "Bedava" yenilen 3. gol. "Atı alan Atina'yı geçmişti" derken Kartal'ın, İsmail-Fred ikilisini sahaya yollaması umutları Kadıköy'e taşıdı. İrfan Can'ın maç boyunca turu isteyen oyununa ideal 11'in ikilisi dahil olduğunda OIympiakos'un hocası kenarda uyuyordu ve oyun ancak 3-2'ye geldiğinde kulübesini hatırladı. Bardağın dolu tarafında 3-0 ile gitmiş gibi duran turun umudunu Kadıköy'e taşıyan tabeladaki 3-2 var. Bardağın boş tarafında ise bu maça bu kadar anlam yükleyen, günlerdir hazırlanan ve uçurumun kenarından dönen İsmail Kartal…

Derbi ruhu ve tutkusunu bilmeyenler...

Futbol Federasyonu, Süper Kupa finalinin 7 Nisan tarihinde oynanacağını açıkladığında Fenerbahçe ve Galatasaray yönetimleri bu tarihe itiraz etmediler, tribün gelirlerinin depremzedelere gideceğini açıkladılar. Federasyon ligi bir hafta öteledi, Süper Lig'de 18 takım yeniden planlama yapmak zorunda kaldı, taraftarları da hafta sonunda takımlarını izleyemedi.
Fenerbahçe'nin 17 Mart'taki Trabzonspor maçından 11 Nisan'daki Olympiakos maçına kadar çıktığı tek müsabakası Adana Demirspor karşılaşması... Bu oyunu bilenler, 25 günde bir maç oynamış olmanın bir takımın maç temposunu nasıl olumsuz etkileyeceğini bilirler, üstelik rakip 7 günde 3 maç ritmiyle sezona devam ederken…
Bu maç tarihe 399. Fenerbahçe- Galatasaray derbisi olarak yazılacak. 115 yıldır kazandılar, kaybettiler, sevindirdiler ya da üzdüler... Taraftar nikah gününü sadece kendini değil arkadaşlarını da düşünüp "Derbi günü olmaz" diyerek aldı. Ortalama bir yaşamda bir insanın aklı kemale erdikten sonra izleyebileceği derbi sayısı 120-130. "Bir tanesi eksik olsun" diyenler, bu derbinin ruhunu, tutkusunu bilmeyenlerdir. Bu oyuna ve ülkedeki futbol atmosferine dair yıllardır değişmeyen cümlelerimdir: Eski kuşaklar takım, golcü posterlerini duvarlarına asarlardı, şimdi gençlerin telefonunda duvar kağıdı onlar. Formaların arkasında en sevilen futbolcunun ismi yazdırılıyor. Bizde de böyle İspanya'da da Arjantin'de de. Dünyanın hiçbir yerinde duvarına başkan posteri asıp, formasının arkasına yöneticisinin adını yazdıran taraftar yoktur. Futbol onu oynayan ve onu izleyenlerin güzel oyunudur. Dün biz ne izledik?..