CANLI
SKOR
Bülent Timurlenk

Bülent Timurlenk

35’ten sonra kontak kapattı!

Kalitesi ve maliyetiyle Şampiyonlar Ligi için kadro kuruyorsun. Senin yerine o turnuvaya giden takımı iki maçta paramparça ediyorlar. Senin de karşında kupa ikinin en zayıf halkası var. Konferans Ligi görünümlü RFS Riga. Kağıt üzerinde bu takımdan daha kuvvetli olan Kasımpaşa maçını tam kadro oynayıp belki de burada rotasyon yapman ve üç gün sonra çıkacağın Alanya maçına hazır olman lazım. Değilmiş... Hiçbir şey kağıt üzerindeki gibi değil, formaların arkasında yazan isimler de kenardaki teknik kadro da... Cumartesi akşamından bugüne sinir krizine soktukları Galatasaray taraftarını benzer bir senaryoyla yine çileden çıkardılar. Son iki sezonun şampiyonu bir takım 3-0'dan 3-3'e ve dünkü gibi bir rakip karşısında 2-0 dan 2-2'ye yakalanmaz. Dün akşam Galatasaray- Kasımpaşa maçında olduğu gibi 35. dakikadan sonra kontak kapattı. Barış Alper Yılmaz'ın, İcardi'nin, Mertens'in ve şaşırtıcı şekilde Torreira'nın ayakta duracak hali olmayan bu takımı Davinson, Sara ve Yunus üçlüsü de taşıyamadı maalesef. Okan Buruk'un değişiklik için zamanlaması da tercihleri de yine fazlasıyla tartışmaya açık. Fenerbahçe ve PAOK'a üçer gol atıp kazanan bu kadronun teknik direktörü dahil son iki maçın ikinci yarılarında oynadığı futbolun tarifi de yok izahı da. Alanya maçı takdir edersiniz ki zor geçecek. Milli arada kim ne kadar nasıl dinlenir bilemiyorum ama o aranın ardından başlayacak olan yoğun fikstürde kâbus gecesinin devam bölümleri gelebilir.

Sadece üç puan!

Memleketin 4 büyüğünden birinin sezonun 6. haftasında, bir maçı eksikliderin çift puan farkla gerisinde olduğunda isimlerden bağımsız teknik adam değişiminin olduğunu, kadronun yetersiz olduğunu öznelere bakmadan söylersin. 5 maçta 3 gol atabilen ama dün sahaya namağlup çıkan Trabzonspor adına bardağın dolu tarafından alınacak en büyük yudum, bu takımın teknik direktörünün Şenol Güneş oluşu ve sezon içinde teknik adam değişikliğinin olmayacağı gerçeği.
Galibiyet vakti diye doldurmuştu tribünleri taraftarlar. Rakibi ön alanda pres yapmadan kendi sahasında karşılayan Konyaspor karşısında yüzde 80'e varan topa sahip olan ev sahibinin maç boyunca yaptığı isabetli pas (445) toplamının yarısının (213) iki stoperi Mendy-Denswil ve sağ beki Malheiro arasında olduğunu söylediğimizde oyunun temposunu da anlatmış oluruz. Trabzonspor rakibi hataya zorlayacak hızlı pas trafiğine sahip değil, Ozan sol içte iyi başlamış, hat kıran adamdı ama onun da sakatlığı oyunu iyiden iyiye kısırlaştırdı. Akan oyundan değil, serbest vuruş, kornerle tabelanın belirlendiği dakikalarda ev sahibi adına heyecan veren tek adamın Banza olduğunu söylemem lazım. Nwakaeme ve tüm iyi niyetine rağmen Visca'yı izlerken geçmiş sezonların özeti gibi izliyor insan.
Denswil'in akıllara ziyan sebep olduğu penaltıyı Umut gole çevirse Şenol Güneş'in takımı yeni bir beraberlik kãbusu yaşayabilirdi. Bazı 90 dakikaların ardından "3 puandan ötesi" not düşeriz. Dünkü 90 dakika sadece 3 puan… Ötesi yok…

Tercihler yanlıştı

Gastronomide iki pahalı ana malzemeyi bir tabakta buluşturmak şeflerin tercihi değildir, görgüsüzlük kabul ederler, kimse de kalkan tava üstünde bonfile yemez zaten. Serie A'da 3 kez gol kralı olmuş Osimhen ve İcardi bir arada oynar, yarım saatte de rakibi imha eder, üçlük yapar ama maç 90 dakika. 14 günde 5. maça çıkarken rotasyon bir tercih değil mecburiyetti. Rakibi hücumda vakumlayan Davinson ve Lucas'ın sahada olmadığı bir maçta orta sahayı Kerem ve Sara ile kurmak, doğrusu Osimhen-İcardi ile başlamaktan daha riskliydi. Geride Nelsson oyunu yavaş kuruyor, Jelert ve Sallai, Kenter Tiyatrosu'nda ustaların yanına gelmiş konservatuar mezunları gibi ürkek ve çekingendiler. İlk yarıda Yunus yine içerde oynayınca Sara ve Kerem ile tutulan orta saha, ilk 30 dakikada 3 golle süslenince her şey yolunda gibiydi. Fall'ın golüne ve ardından Kasımpaşa'nın kaçırdığına kadar…
İkinci yarıda Okan Buruk, Berkan ya da Lucas takviyesi yapması gerekirken Barış'ı sahaya sürdü. Girenlerin tamamı sıfır katkı ile oynayınca bir büyük risk daha aldı. 74'te İcardi'yi alıp 5. değişiklik hakkını kullandı, bir oyuncusu sakatlansa kalan 25 dakikayı 10 kişi oynayacak Buruk, 'Batsü' üzülmesin diye onu sahaya sürüp yine Lucas'ı unuttu… Yoğun maç trafiğinde beklenmedik puan kayıpları olur. İkinci yarıda Okan Buruk bağıra bağıra gelen puan kaybının baş aktörüydü… Futbolda 3-0'ın garanti skor olup olmadığını merak ediyorsa Carlo Ancelotti'yi arasın… Restoranlarda yıldızları, kilerdeki stoklara değil, masaya gelen tabağa ve servise veriyorlar.

Galibiyet kokusu

Yedi günde üçüncü maçına çıkıyorsan, ligde 6'da 6 yapmış, ezeli rakibine deplasmanda 3 atmışsın, müzende olan bu kupada iyi bir başlangıç fikstürü çekmişsin, taraftarın derbi zaferini kutlamayı kesip sana çok maç kazandıran konsantrasyon moduna geçmiş ama başka bir gezegenden gelmiş bir başkanın var. Betondan, kardeşi Cenk'ten, Bankalar Birliği'nden bahsediyor maça 24 saat kala. Ne yapacaksın ki, bu da benim çilem deyip stadın yolunu tutacaksın. Geçen sezon iyi oyunla hatırlanan Bayern Münih ve Man. United maçlarından, Devler Ligi'nden kalan gerçek evinde kazanamayan bir Galatasaray idi ki bunun devam hikâyesi Young Boys'a RAMS Park'ta boyun eğmekti.
Galatasaray'ın stadında bazen bergamot mu dersin od mu, yok hiçbiri değil belki de; bir nefis koku vardır. Tribünden ve sahadan yükselen, galibiyetin geleceğini haber veren koku. Tribünler ayaktadır, destek tamdır, takım da iştahlı ve temaslı oyunuyla taraftara bugün kazanacağız hissini verir. Derbinin yorgunluğunun ikinci yarıda handikap yaratacağı belliydi. İlk yarıda Barış ve Yunus eksik kalınca, çift haneli hücum sayısına rağmen soyunma odasına Günay'ın kritik kurtarışıyla giden bir Buruk takımı vardı. İkinci yarıda önce Barış, sonra Yunus döndü oyuna. Osimhen ilk goldeki kafası, derbiden sonra yine nefis asistiyle tabelayı sallayan adamdı. Elbette en çok da Abdülkerim'i alkışlamak lazım, nefis futbol oynadı… Çok iyi mücadele, temaslı oyunda sürekli ayakta kalan bir takım ve usta golcüsü İcardi ile nefis bir final… Tebrikler Okan Buruk, tebrikler Galatasaray.

Barcelona havası!

Geçen sezon Türkiye Kupası'nda Beşiktaş'ın yedek kadrosuna karşı isabetli şut çekemeyip kalesinde 4 gol gören ve boyunun ölçüsünü alan Eyüpspor, geldiği Süper Lig'de kurduğu kadroyla hiçbir takıma kolay kolay teslim olmayacağını namağlup geçtiği ilk 5 maçta göstermişti. Barcelona'nın havasını koklamış, suyunu içmiş iki teknik adamın kapışması keyifli bir 90 dakika vadediyordu, öyle de oldu. Geçen hafta 10 kişi kalmış Trabzonspor'a karşı yüzde 80'e varan topa sahip olmayla oynayan ve rakibi çözemeyen Beşiktaş, yüzde 69 ile oyunu kontrol ederken set hücumlarında kalabalık Eyüp savunmasını tek kanatla, Rashica üzerinden aşmaya çalışınca kilidi açmakta zorlandı. Mario'nun statik oyunu, iki stoperini rakip yarı sahaya çıkartan ev sahibinin geride bıraktığı büyük boşluklar, Emre Akbaba'nın ezdiği toplar olmasa çok daha fazla tehlike yaşardı ama Arda Turan'ın ekibinin yakaladığı pozisyonlarda kalesinde devleşen Mert vardı. İkinci yarıda Beşiktaş'ın bir enerji problemi olduğu ortaya çıktı. Eyüpspor, Midtsjö'nün nefis oyunuyla ve Kutucu ile Svensson'un da çıkmasını engelleyince oyunu dengeledi ve arkadaki boşluk penaltı golünü getirdi. Kartal'ın o dakikaya kadar tabelayı öldürecek ikinci golü bulamadığı pozisyonlar, geçen haftanın bir devamı. Arda Turan'ın kenardan getirdiği adamlar oyuna katkı vermezken, Hollandalı hocanın Semih hamlesi ve Mario'yu 6 numaraya çekmesi son çeyrekte oyuna hareket getirdi. Futbol biraz da hataya zorlama oyunu. Tayfur'un acemice yaptığı penaltı Beşiktaş'a 3 puanı getirdi.

Okan Buruk cevabı sahada verdi

İstanbul'da Cristiano Ronaldo'lu kadrosuyla Real Madrid'in başındayken 3. golü kalesinde gördüğünde 'tur gidiyor mu' diye titreyen bir teknik adamın, 11 yıl sonra aynı rakibinin derbi öncesindeki maçı sonrası "Yatağımdan izledim" açıklaması altında kibir aramıyorum. Mourinho, hafta ortasında tesislere gelen başkanı ve yönetiminin takımına daha fikstür çekildiğinde baskı kurduğunun farkındaydı ve "Benimle uğraşın" diye kendini atmıştı ortaya... Yattığın yerden derbi kazanılmıyor elbette. Rize maçıyla "Tatilim bitti" diyen Okan Buruk'un 5 haftalık süreçte cevabı sahada vermek üzere biriktirdiği çok demeci vardı. Hücumda üçlüye dönen kaydırmalı dörtlü defansıyla ve Yunus ile dörtlediği merkeziyle maça da damgasını vurdu. Mourinho onun uzun toplarla Osimhen'e oynayacağını düşünürken Buruk'un iyi pozisyon alan takımı, çıkarken baskı varsa da hissetmedi bile... Kanatları hırpaladılar, merkezde de fizik üstünlük kurdular. İki gol Buruk'un taktik zekasının ödülüydü. F.Bahçe defansı Osimhen ile boğuşurken Lucas'ın şutu ve ardından Nijeryalının Mertens'e göğüs pası... Sara hazırlanış bakımından derbi tarihinin en güzel gollerinden birini attı. 0-3 sonrası huyu suyu değişen hakem Karaoğlan'ın çaldığı penaltı sonrasında ev sahibinin oyunu alamaması, üçlüye dönüp Mert Hakan, Cengiz'den medet ummak da Mourinho'nun çaresizliği... G.Saray derbiye 4 gün boyunca Depeche Mode'un "Enjoy The Silence" ile geldi, evine dönerken Kadıköy'de çalan Depeche Mode klasiği ise "Broken"...

Dave Gahan ve Mertens

Mertens'in toplu- topsuz oyundaki zeka fışkıran ve aşkla dolu mücadelesini, meşin yuvarlakla olan zarafetini, top rakipteyken yaptığı akıl dolu presi izlerken geçen bahar gittiğim konser geldi aklıma. Andy Fletcher iki yıl önce hayata veda ettiğinde kendime bir söz vermiş, Dave Gahan ve Martin Gore ile vedalaşmak üzere Depeche Mode konserine gidecektim. Budapeşte'de sahneye çıkıp bitmek bilmeyen enerjileri karşısında saygıyla eğildiğimde karşımda 44 yıllık bir grubun efsane iki üyesi vardı. Ne iş yaparsan yap aşkla yap, disiplinle yap...
Rize maçında olduğu gibi Galatasaray iki farkı yine 26. dakikada buldu. 3 gün önce vasatın altında kalan iki kanat Barış ve Yunus'un golleriyle... Yenilerin yokluğunda Berkan'ı sol bek kullanmak aslında İbrahim Hatipoğlu'nun "İyi bir transfer dönemi geçirdik" açıklamasına bir tekzip. Takvimde Fenerbahçe derbisi olunca iki farkı bulduktan sonra sol şeritte 5. viteste gitmenin manası yok. Tempoyu elinde tutan Okan Buruk'un takımı, Rize maçından farklı olarak 2-3 geçiş yaşasa da defans göbeğinin Abdülkerim'in de aslına rücu etmesiyle sınıfı geçtiğini söylemek lazım.
Anadolu takımlarının haline bakınca bu ligin bırakın 18'i, 16 takıma düşmesi artık bir mecburiyet. Bu sezonu da derbiler ve geçen sezon sahnede olmayan Beşiktaş'ın performansı belirleyecek.
Depeche Mode şarkılarıyla bitireyim: Derbi öncesi 5 maçta 5 galibiyet "Precious"… Derbi öncesi Florya'da 4 gün "Enjoy The Silence"… Karaborsa bilet soruşturmasından, sırt reklamına, mini bar saçmalığından, dışarıya servis edilen resmi evraklara ve elbette kötü zemine kadar, Galatasaray yönetimi için ise: "Wrong"…

Ezip geçtiler

Transfer dönemlerinin futbol sezonundan daha çok ilgi çektiği, sosyal medyada yapılan transfer haberlerinin Pulitzer alacağının zannedildiği, oyun sevgisinin de gazeteciliğin de içinin boşaltıldığı günlerden geçiyoruz. Son yılların modası bu. 75 gün süren ve bitsin de futbolumuza bakalım diyen teknik adamından futbolcusuna ve taraftarına kadar herkes için dün masadan transfer listelerinin, hesap makinelerinin, kontratların, kazanılan milyonların hesaplarının kalktığı akşamdı. Temiz bir örtü seriyorsun masaya ve bir top, 22 futbolcu… Taraftar futbolcuya değil armaya aşık. Dün G.Saray taraftarının ilk dakikadan itibaren derbi şiddetindeki desteğinin altında da basiretsiz yönetimin, kifayetsiz profesyonellerin saç baş yolduran transfer icraatlarına rağmen sahadakilere sahip çıkmak yatıyordu. Osimhen gibi bir golcüyü çıplak gözle izlemenin lüksü, erken gelen golle Rize'yi nakavt etmenin keyfiyle birleştiğinde Buruk'un takımı için kolay maç oldu. Jelert'in kulübede beklediği, Barış'ın şaşırtan, Yunus'un şaşırtmayan kötü futboluna rağmen Sara'nın resitaliyle ezip geçtiler Rize'yi. Palut'un takımı hücuma çıkarken önce Sara-Lucas ardından Sanchez-Abdülkadir duvarına çarpınca Muslera'ya ancak uzaktan el salladılar.
İki şampiyonlukta Okan Buruk'un payı malumunuz. 4 galibiyetle girdiği sezonda kadronun içini boşaltan Başkan Dursun Özbek ve ekibine rağmen yine şampiyonluk yarışı verecek. İstifasına G.Saray sicil numarası 10250'yi yazan sportif direktör dün taraftarın karşısına çıkacak cesareti olmadığından Roma'dan yapmıştı duyurusunu… Akreditasyonunu iptal ettiği Florya'nın emekçileri ise tribündeydi… Herkes yeni yerini iyi bellesin…

Buruk’un kibirli cümleleri 11’den belli

Ne önceki sezon 14 ne de geçen sezon 17 maç arka arkaya kazanmış olmanız dün gece için referans değilken Okan Buruk'un maç öncesindeki basın toplantısında başarının getirdiği kibirle kurduğu cümleler dün sahaya çıkan 11'den belliydi. Young Boys'u iki farklı mağlup etmesi gereken takımının taze istatistiklerinde, her maçta gol yemek, Konya'dan 17 hücum yedikten sonra İsviçre'ye uçmak, orta sahayı hafife almak yazıyordu. Rakip ilk 20 dakikada fizik gücüyle Galatasaray'ı ezerken Buruk'un çift santrforlu oyununda Sara ve Lucas nereye koşacaklarını bilmiyorlar ve hücum hattıyla takım 4-2-4 ile rakibe "buyur gel" diyordu.
İlk yarıda Galatasaray kalesine 11 hücum geliştiren, nefis oynayan sol beki Hadjam ile 60 metre top süren İsviçre ekibi karşısında Galatasaray momentumu sadece 60-75 arasında alırken sahada koskocaman bir soru işareti vardı. En güçlü kanat oyuncusu Barış, 9 milyona Jelert alınmışken sağ bekte başlamış, Berkan da ikinci yarıda sol bek görev yaptı. Bu da Okan Buruk ve futbol direktörünün eseridir!...
Bu Galatasaray yönetimi ve Okan Buruk 3 aylık performanslarıyla Galatasaray'ı Avrupa Ligi'ne taşıdılar (!) Eserleriyle övünebilirler!.. Bir son not daha Buruk'a: "Bu takımı eleştirenlere "Real Madrid, Man.City tutun" dediniz. Hatırlatırım siz İnterli, Beşiktaşlı, B. Belediye, Elazığ, Gaziantep, Sivas, Göztepe, Akhisar, Rize ve Başakşehirli olduğunuzda dün stadyumdaki 50 bin, televizyon başındaki milyonlar Galatasaraylıydı… Oyunu beğenmeyenlere akıl vermek yerine Şampiyonlar Ligi bileti verecektiniz bu kulübe… "Ne oynadığımız sistemi bilen var" diye önceki gün yakınıyordunuz. Dün 20 dakikada 3 futbolcunuz ellerini açmış top atacak adam arıyordu sahada..