CANLI
SKOR
Bülent Timurlenk

Bülent Timurlenk

Pilav yerine lapa yaptılar!

Galatasaray'ın Rize sınavına 24 saat kala "çok konuşulanlar" sıralamasıyla gündemini sayalım: Kerem'in satışı için Galatasaray onay verecek mi? Düz koşu yapan Barış maç kadrosunda olacak mı? Kaleci nerede? Hadi transferde son 3 güne girilirken kaleci bilmecesi sürüyor diye gündem olsun da peki Kerem meselesi! Galatasaray'ın genel sekreteri Eray Yazgan kendisini her arayan gazeteciye, "Ben eski iletişimc-i yim" diye söze başlıyor ama yaptığı iletişim şu maça 1.5 saa t kala yaptığı açıklamalarla taraftarı delirtip maç gündeminden koparmak… Lemina'nın dönüşü sonrasında Yunus'a ikinci kulvarı kullan, Eren sen önde kal, Abdülkerim de arkanda kanadı toparlasın diyen Buruk'un takımının rot balansı bozuktu. Sara bu üçlüye yakın oynuyor, Lucas sağ içi doldurmuyor ve Sane ters kanatta top alamıyordu, aldığında da eziyordu. İlk yarıdaki kötü oyunu rakamlar anlatıyor. Sadece 8 kez ceza sahasına girebilen, 6 hücumda kalan Galatasaray. Rize'nin 5+3 ile kapattığı yarı alanında çözümsüzlüğün belgesi basit top kayıpları. Osimhen'in golü sonrasında İcardi hamlesi anlamlı değildi. İlk yarıda iki golü ofsayttan dönen, bir topu da direkte patlayan Rize farkı bire indirdiğindeki panik milli araya giderken Okan Buruk'un takımı için soru işareti ve ünlem… Okan Buruk, bazen pilavın dibi tuttuğunda yetmiyor üstüne bol suyu boca edip tenceredekini lapaya çeviriyor. Şampiyonlar Ligi için bol tereyağlı tane tane pilav lazım. Ne demişler usta aşçının önce pilavı iyi olacak.

Sağlam tarif

Mahallesindeki gence, amatör küme maçında tribünden taktik veren kahveci dayı tiplemesinde bir adam Türk futbolunun en önemli yıldızlarından birinin menajeri olursa neler olacağını bir hafta boyunca Galatasaray gündemini takip edenler gördüler… Okan Buruk'un orta sahaya transfer yapmama ısrarı, Lemina'nın sakatlığıyla birlikte Kayseri'de doğal olarak Sara ve Torreira'nın birer pozisyon geriye kaymalarına sebep oldu. Buruk'un 4-2-3-1'i tarifi net bir yemek gibi… Sıkıntı; malzeme tedarikinde bazen sıkıntı çektiğinde ürettiği çözümler… Mesela hazırlık maçlarında denediği Jakobs, Eren ikilisinden sol kanadı kurmak gibi… Eren iki golle tabelaya adını yazdırdı ancak oyun olarak eksik kaldığını söylemek lazım. Set hücumunda sabırlı top çeviren ancak solundan verim alamadığı ilk yarıda Sane ve Yunus'la sürekli yer değiştirince bir verimsizlik çıktı ortaya… Ancak bu takımın geçiş hücumlarında da etkili silahları var. Yunus ilk golü hazırlayan adamdı. Sane bütün kariyeriyle bu lige elbette damga vuracak. İkinci yarıda farka koşan Galatasaray'da bir-iki eksiliğin altını çizmek lazım. Osimhen yürekten, coşkulu oynayan bir adam ama istediği topu alamadığındaki vücut dili takım arkadaşlarının moralini bozuyor. Dün Yunus'ta olduğu gibi. Ağustos ayında gol yemeden 3 maçta 10 golle 9 puan… Gelecek transferlerle geliştirilecek daha çok şey var.

Bruno Lage’in Kerem kumarı

İtalya'da 2017-2018 sezonun son haftasında Şampiyonlar Ligi bileti için Lazio'ya beraberlik yetiyor, İnter kazanırsa o bileti kapıyor, Lazio dışarıda kalıyordu. Ligin bitimine 1 ay kala kontratı bitecek olan Lazio'nun Hollandalı stoperi Stefan De Vrij, İnter ile anlaşmıştı. O gün maçı 3-2 kazandı. 2-1 Lazio öndeyken De Vrij penaltıya sebep oldu ve düşürülen İcardi topu filelere yolladı. Kerem'in bu tur sonrası Fenerbahçe'ye geleceği –neredeyse- belliyken Benfica'nın onu sahaya sürmesi ilginç kelimesiyle açıklanamaz. Resmi maçlarda 4-4-2 oynayan, Kerem sakatken sol kanatta forma verdiği Schjelderup'u kesen ve hazırlık maçında 3-2 kazanırken dizildiği 4-3-3 ile sahaya çıkan Bruno Lage, Kadıköy'de orta sahayı almayı hedefliyordu. Çoğu zaman da başardı… Fenerbahçe'nin kanat beklerinin besleyemediği iki santrfordan hiçbiri Dzeko gibi bağlantı oyununu bilen olmayınca Göztepe maçındaki verimsizlik çıktı ortaya. Kadıköy'de ilk yarıda Mourinho'nun takımı adına Oosterwolde'nin uzaktan şutu ve En- Nesyri'nin cılız kafası vardı. 64'te Bruno Lage, Ivanovic'i oyuna aldı ve 4-4-2 ile kılıçları çekti. Orta sahadaki iki adamı cebinde sarıyla oynarken onlara 69'da katılan Florentino, iki dakika sonra atılınca Rios tek başına kaldı. Mourinho'nun hamle yapması gerekiyordu. 79'a kadar sadece Duran-Talisca değişikliği kafi değildi. Bruno Lage, Kerem tercihi ve işleyen 4-4-2'yi bozarak büyük kumar oynadı. Mourinho'nun karşılığında çok daha fazlasını yapacak kariyer var geçmişte ama pratiğini dün de çok maçta olduğu gibi göremedik

Şimdilik 3 ünlem

Geçen sezon başında Lille'e elendikten sonra Mourinho'nun büyük teknik adamlığına Göztepe'nin 2-0 geriden gelip 2-2 berabere kaldığı maç büyük darbeydi. Geçen yıl ev sahibi 3'lü defansla F.Bahçe ise 4'lüyle sahadaydı. Dün akşamki kadrolara baktığınızda teknik adamlar aynı ancak F.Bahçe cephesinde 8 oyuncu Göztepe'de ise tam 9 oyuncu farklıydı. Feyenoord rövanşında kullandığınız kemik kadroyu kuvvetle muhtemel Benfica'yla oynayacağınız ilk maçta da kullanacaksanız erteleme talebinizin Alanya'ya değil Göztepe maçına dahil olması gerekiyordu. Eğer Fenerbahçe'nin geniş kadrosu varsa şans bulamayanlar Alanya maçında başlar, iyi olanlar formayı İzmir'de de alırlardı. İlk 20 dakika oyunu sahasında kabul eden ve geçiş arayan Göztepe karşısında F.Bahçe'nin özellikle göbekte hat kıran pasları olmayınca pozisyon da çıkmadı. Öndeki ikiliye yerden ya da havadan son vuruş yapabilecek top atmadığınız sürece tabelayı değiştiremezsiniz.
Atletik yapıya sahip ev sahibinin kadrosunun maçın ikinci yarısında F.Bahçe'ye zorluk çıkarması, doğal olan 60'ta gelen kırmızı kart Mourinho'nun takımı için bu ihtimali ortadan kaldırdı. Fred'in oyundan çıkması soru işareti. Sonradan giren İrfan Can bu ortaları yapıyorsa o oyuna girene kadar bunları yapması gerekenler neredeydi diye sorarlar Portekizli hocaya. Yüksek toplarda En-Nesyri'ye göz açtırmayan Göztepe'nin savunmasına penaltıyı kurtaran kaleci Lis de eklendi. Gelenler, gelmesi gerekenler ligin ilk maçı için söylenecek ilk şey Mourinho'nun kafası karışık. Feyenoord'a atılan 5 golden sonra bu beraberlik sezona sağlam savunmayla başlayan Benfica karşısında şimdilik üç ünlem…

Kralların Dönüşü

Alt ligden gelen, ilk hafta maçı ertelenen Karagümrük kapalı kutu olmasın da kim olsun. Ezel'de Ramiz Dayı'nın dediği gibi "Portakalı soymadan içinden ne çıkacak bilemem kardeş" durumları. Tahminlerin ötesinde iyi başlayıp maçın ilk pozisyonunu da Günay'ın kurtardığı dakikalarda Galatasaray'ın presinden kurtulmak için geriden uzun oynuyorlar, ön alan presine de kalabalık gidiyorlardı. Önce kontratakta Barış'ın golüyle geriye düştüler, ardından kaval kemiğine acımasız darbeyle 10 kişi kaldıklarında artık Okan Buruk'un takımının insafına kalmışlardı. Geçen sezon korner- serbest vuruşlardan 38 gol bulan sarı-kırmızılı takım, oyun boyunca 10 kornerden gol çıkartamazken, ilk yarıda Yunus oyuna girmeyince, Sane de bozuk olunca tek farkla gitti devreye. Hafta boyunca transfer haberlerine meze edilirken yönetiminden "Satmıyoruz" ya da "Fiyatı 50, 49 veren gelmesin" gibi susturucu cümleler gelmeyen Barış Alper Yılmaz'ın muhteşem fiziğinin yanına golünde soluyla top sürüp, vücudunu yatırıp sağıyla topa vurması maçın en güzel hareketi. Maçın adamı ise Sallai. Oyunun son çeyreğinde "Kralların Dönüşü" adlı filmin fragmanını izletti Okan Buruk taraftarına. 4-4- 2, Şampiyonlar Ligi için cüretkâr kaçabilir ancak Osimhen-İcardi A.Ş'nin bu sezon dörtlü savunma oynarken de birçok lig maçında birlikte sahada olacağı aşikâr. Dolu tribünler, sıcak hava, ikinci resmi maçı. Takım "iyi" ya da "kötü" tanımlarını yapmak anlamlı değil. Büyük koşunun ısınma turlarında iki maçta 6 puan demek yeterli….

En-Nesyri’nin yüreği, kafası ve ayağı

Futbol tarihinde bir Hollanda gerçeği var, yazsan tuğla gibi kitap olur, futbol kültürlerinin dokusu da bizden çok daha sıkı örülmüş ama bir gerçek var bugünlerin futbol ekonomisinde Hollanda Ligi'nin üçüncüsü bir takımının bizim Süper Lig'de şampiyonluğa oynamasını bırakın, ilk 4 yapabilmesi bile şüpheli. Bu seviyede 3 önemli adam-ı nı yitirmiş Feyenoord'a ilk maçta bir de avans vermişsen iş i ilk dakikadan sıkı tutacaksın. Üçlü defans ile dizilen Fenerbahçe'nin öndeki iki santrforuyla bağlantıyı uzun toplarla kurmaya çalıştığı ilk 15 dakikadan pozisyon çıkmazken, Mourinho'nun takımı esaslı bir önde prese de ilk kez 13. dakikada gitti. Rotterdam'da ikinci yarıda yaptıklarını 25'ten sonra yapmayı başladılar, oyunu aldılar ama İrfan Can'ın top oyundayken elle tutup serbest vuruş istediği pozisyon rakibe gol getiren pozisyon olunca yapılması gereken devrenin sonunda gol bulmaktı.. Fazlasını da yaptı Fenerbahçe, önce korner, sonra da En-Nesyri-Duran işbirliği... Van Persie'nin pres gördüğünde kumdan kaleler gibi defansı çıkarken topu kaptırdığında Fred nefis bir plaseyle cezayı kesti. Bu gol o dakika tur kapısı demekti ama Mourinho'nun alışkanlığı: Skoru tutabilmek için takımı derine çekmek. 70'ten sonra takımı düşerken oyuncu değiştirmeyen Mourinho'yu "haklı" çıkartan dün gecenin en iyisi En-Nesyri oldu Kadıköy'de… İştahlı oyun ve tribün desteği turu getirdi. Mourinho memleketinin takımı Benfica'yı geçebilecek kadar bilgiye sahip. Gerisi final gibi iki 90 dakika...

Barış konusunda büyük ihmal var!

Bologna'nın iki yıldır Barış Alper'i takip edip, bugün Galatasaray'ın istediği bonservisi yüksek bulmaları, İtalyan futbolunun bir gerçeği… Onlar uzaktan sevmek zorunda kalacaklar. Şimdi gündemde Premier Lig'den West Ham, Nottingham Forest ve Suudi Arabistan'dan NEOM var. İngiliz kulüplerinin tekliflerinin 20 milyon bandını aşmayacağı ortada. İş bir Suudi kulübü olunca da medyada "Kapıyı bir 40'tan açarlar" fikri var ki bunun da halihazırda pek bir pratiği yok. NEOM'un yeni geldiği ligde bu sezon bonservise ödediği en yüksek rakam 22 milyon Euro. Suudi tanıtım fonunun desteklediği dört takımdan sonra beşinci kulüp olup olmayacakları da daha net değil.



Peki Barış cephesinde ne yaşanıyor? Oyuncu, teknik kadro ya da yönetime "Ben burada misyonumu tamamladım, önümü açın" dese, masaya gelen teklifler değerlendirilir. Ancak Barış Alper Yılmaz'ın böyle bir talebi yok. Galatasaray'da forma giymekten dolayı gayet mutlu. Elbette almak kadar satmak da mühim. Bugün Avrupa piyasasına baktığımızda başka bir pasaport taşısa gerçekten de Barış'ın fiyatı 40 milyondan başlar. Onun Suudi Arabistan'da çok para kazanıp, Avrupa sahnesinden düşecek bir akla sahip olduğunu düşünmüyorum. Bu sezon Sane, Osimhen ve İcardi ile Şampiyonlar Ligi vitrininde mutlaka yer almalı. Galatasaray yönetiminin büyük hatasını da not düşmem lazım: Keçiörengücü'nün bonservisteki yüzde 20'lik payına geçen sezon en fazla 1.5 milyon verip almak varken, bunu ihmal ettiler. Şimdi 40 milyon Euro'ların konuşulduğu yerde oldu ki Barış giderse Ankara kulübüne 8 milyon Euro vermek zorundalar.



TRANSFERLERİN YARISI G.SARAY'IN

Yayın gelirleri, Avrupa'nın diğer 4 büyük liginin 4 katı olan İngilizler, bu transfer döneminde de şov yapmaya devam etti. Bugün itibarıyla Premier Lig kulüplerinin toplam harcaması 2 milyar 230 milyon Euro… Son şampiyon Liverpool, 309 milyon Euro harcadı. İkinci sırada İtalya var… 821 milyon toplam harcamanın 119'u Juventus'a ait. Almanlar 582, İspanyollar 490, Fransızlar 351 milyon harcarken kıta dışından Suudi Arabistan 287 milyon Euro ile 6. sırada… Orkun Kökçü'nün geldiği, Kerem'in de gelmek için gün saydığı Portekiz Ligi'nin bu sezonki toplam harcaması 277 milyon… 164 milyon Euro harcayan Hollanda ve 149 milyon Euro harcayan İngiltere Championship'in önünde ise bizim ligimiz var. Bugün itibarıyla 18 kulübün toplam harcaması 175 milyon Euro ve bunun yarısından fazlası 90 milyon Euro ile Galatasaray'a ait… "75 milyon Osimhen, Sane de bedava geldi. 15 milyon kime verdiler?" derseniz, o parayı da sarı-kırmızılı kulüp zorunlu satın alma opsiyonları devreye giren Jakobs ve Frankowski için harcadı – ki- Frankowski 6 ay forma giydiği Galatasaray'dan Rennes'in yolunu tuttu. Transferin bitmesine 1 ay var, Fenerbahçe'nin sadece Kerem için 25 milyon harcayacağını düşünürsek Eylül ayında Süper Lig'deki toplam harcamanın 250 milyonu geçeceğini söylemek çok zor değil.



BAZI İSİMLERİ ALAMAZSINIZ!
Galatasaray'ın kaleci arayışında Real Madrid file bekçisi Courtois dışında Avrupa'nın bütün kalburüstü kalecileri sosyal medyada muhabirler tarafından Okan Buruk'un takımına yakıştırıldı. Buruk'un, Ederson'la birebir görüştüğü ve listenin ilk sırasında olduğu bir gerçek. Ancak bazı isimler var ki araştırılmadan sırf, sosyal medyada etkileşim yaratmak adına ortaya atılan isimler… Birkaç tane örnek vereyim;
İspanya'da 6 kez yılın en iyi kalecisi seçilen Atletico Madrid camiasının göz bebeği Oblak… Hiçbir şekilde ikinci bir kaleci arayışına girmeyen Real Madrid'in ikinci kalecisi Lunin… Teknik direktör değişimi sonrasında Milan'da hocanın en güvendiği isim olan aynı zamanda takım kaptanı, Fransa Milli Takımı'nın 1 numarası Maignan… Ve kariyer hikâyesinden habersiz, transfer zorluğu hesap edilmeden sırf genç Muslera diye ortaya atılan Olympiakoslu Konstantinos Tzolakis…. Genç kalecinin kulübü için ne ifade ettiğini özetleyeyim:
Konstantinos, Girit Adası'nda fizyoterapist bir baba ve fitness hocası bir annenin oğlu. Aile sıkı bir Olympiakos taraftarı… Çift spor sektörünün içinde olduğu için Konstantinos Tzolakis de küçük yaştan itibaren her dalı denemiş. Futbolda karar kıldığındaysa en büyük hayali Pire'de Olympiakos'un stadında maç seyretmekmiş… Pire şehri kulübü onu bu hayalini gerçekleştiremeden altyapısına kattı. Uzun yıllar boyunca kariyerinin son baharına gelmiş, dünyaca ünlü yıldızlara milyonlar akıtan Olympiakos başkanı, son 10 yılda futbol felsefesini yavaş yavaş değiştirdi. Altyapıya 8 idman sahası yaptırıp, altyapı organizasyonu için de 60 milyon Euro gibi bir para harcadı. Tzolakis de işte bu dönemde altyapıdan çıkan oyuncular arasında parmakla gösterileni ve tribünlerin en sevdiği futbolcu… Elbette her oyuncunun bir değeri var. Ancak "Galatasaray, Tzolakis'le ilgileniyor" derken sadece Fenerbahçe maçında kurtardığı üç penaltı ile onu hatırlamamak lazım.

İndirdi-Çekti-Attı

Güzel dilimize transfer dönemlerinde hiç gereği yokken dahil olan fiiller var. Osimhen'i "indiriyor" –Türkçesi: Getiriyorsun-, M. City'den Ederson'u "Çekiyorsun –transfer ediyorsun- ve Arda'yı oyuna "Atıyorsun" –oyuna sokuyorsun- İndirip, çekip, attığın transfer dönemi son yıllarda ligin kendisinden çok daha fazla takip edilip, sosyal medyada yalan bedava olduğundan curcunası oyunun kendisinden daha fazla keyif veriyor kimilerine. Ariel fontu kaldırıp bütün sorunları çözen TFF, yine sezon öncesi sahaları denetlememiş. Sıcak yetmedi bir de kötü zemin… Ev sahibinin gereksiz yaptırdığı penaltı ve ardından Sara'nın nefis pasıyla başlayan Barış-Eren A.Ş. ile biten golünün ardından gözler elbette Sane'deydi. Muhteşem zeminlerde 10 yıl geçiren bir adamın yaptığı top kayıplarını zemine de bağlayabilirsiniz, 2-3 maç sonra kendisine geleceğine de. Okan Buruk'un dizilişinin de oyununun da bir ezberi var. Oyun kurulumunda daha iyisini yapmak zorundalar ama Barış'ın en uçta oynadığı bir 90 dakikada forvet hattının bu kadar gezgin olması ev sahibinin başını yeteri kadar ağrıttı. VAR'da Türk hakemlerle devam ederken, doğru görüntüyü ekrana getirmekte geç kalan teknisyenlerin yetersizliklerini de gözden geçirsinler diyeceğim ama dediğimle kalacağım… 46'ya 3-0 ile girince tempo düşer, taraftar "Ederson ne zaman geliyor? Orta sahaya İlkay da yakışır" gündemine döner… "Makas çok açıldı" diyen kulüp başkanları başta Süleyman Hurma olmak üzere doğruları yapanları suçlayana kadar yaptıkları yanlışlar için aynalarla yüzleşmeli.

Yollar Ederson’a çıkıyor

Muslera ayrılık kararını kasım ayında yönetime iletmişken G.Saray yeni kaleci transferinde geç mi kaldı? Sorunun cevabı basit… Geç kaldı diyenler de haklı. Teoride bu iş haziran başı bitirilmeliydi ama futbol dünyasını pratikleri başka diyenler de… 12 yabancılı oyunda kabul edelim Uğurcan o listede vardı. Okan Buruk'un, ayağı iyi bir kaleci istediğini herkes biliyor. Ancak ilk etapta 32 yaş üstü bir kalecinin transferine sıcak bakmadığı da konuşuluyor. O günlerde tarife uyan isim Petrovic'ti. Real Madrid'den Lunin diyenler de oldu, gerçekçi değildi… Osimhen ve 75 milyon Euro gerçeği varken, Chelsea'den Petrovic için 30 milyon Euro ödenmeyeceği de o günlerden belliydi. Çok değil, nisan ayına döndüğümüzde ne Ter Stegen'in Barcelona'da kapının önüne koyulacağı, ne Ederson'un artık birinci tercih olmayacağı, ne de PSG'nin Donnarumma'nın muhteşem performansına rağmen kontrat yenilemesini geciktireceği ve Chevalier'nin transferini bitirme noktasına geleceğini kimse gerçekçi bulmuyordu.

Bu 4 aylık sürede köprünün altından çok sular aktı. Bugün itibariyle vaziyete bakalım; Ter Stegen ameliyat oldu, 4 ay yok. Taffarel'e, "Türkiye'ye gitmem" diyen Alisson, gelene kapıyı 15 milyon Euro'nun üstünden açıyor. Donnarumma'nın, Milan'da olduğu gibi seneye sıfır bonservisle Paris'ten ayrılırsa kimsenin şaşırmayacağı bir manejer organizasyonuna sahip olduğu biliniyor. Kariyerinin sonundaki Sommer ise İtalya'daki vergi avantajından faydalandığından kulübü bu indirimden çıkmak istemiyor. Bütün yollar yine Ederson'a çıkıyor. Bu transfer yarın veya öbür gün bitecek gibi durmuyor. M.City'de Guardiola'nın tavrı önemli… Geçen sezon birçok maçı Ederson'suz oynamak zorunda kaldı. Bu yüzden de Trafford'u kadroya kattı. Muslera sonrası G.Saray'ı elit bir kaleciden aşağısı kurtarmaz. Ancak ağustos sonuna kadar lig maçlarında Günay'ın verdiği güven, yönetimin elini rahatlatıyor. İşi son güne bırakmamak lazım. Çünkü yeni kaleci ve defans arasındaki uyum denilen şey, 3-5 günde kazanılacak bir şey değil…


ASENSİO DEĞİLSE KİM?
Fenerbahçe, PSG ve Asensio ile her konuda anlaşmaya vardıysa İspanyol forvet neden gelip imzayı atmadı ve Feyenoord eşleşmesinin listesinde yok. İki ihtimal var; yıllık 12 milyon Euro istediği söylenen Asensio için Fenerbahçe yönetimi, "Şampiyonlar Ligi Ön Eelemesi'nde Feyenoord'u geçer, yolu yarılarız" hesabı yapıyor ya da Aseniso'dan daha fazla ses getirecek bir ismin peşinde.

G.Saray'ın Osimhen hamlesi sonrasında caimada hem fiyat hem de şöhretiyle eşdeğer bir ismin peşinde olunduğu ve bunun İspanya'da forma giyen bir kanat oyuncusu olduğu konuşuluyor. Tarif böyle olunca ilk akla gelen belki de tek akla gelmesi gereken isim Real Madrid'li Rodrygo… Bonservisi 90 milyon Euro olan oyuncu, Tottenham'ı hedefleri açısından küçük takım olarak görüyor. Ancak bir başka isim daha var. Elbette bir Rodrygo imzasının ağırlığını taşımasa da Brahim Diaz.. Oyuncu R.Madrid'de Arda'ya en yakın isimlerden biri. Eğer F.Bahçe, Diaz'ı kiralarsa İspanyol medyasının dün "Fenerbahçe ile görüşmelerinde pürüz var, Benfica ile görüşüyor" dediği Asensio'nun neden İstanbul'a hâlâ ayak basmadığına mantıklı bir açıklama getirmiş oluruz.


ZAZZARONİ'YE OSİMHEN FORMASI GÖNDERİN!
Osimhen transferinin sloganı olan ve hatta Galatasaray'ın çok da para kazanmasına fırsat veren "Solo İl Gala (Sadece Galatasaray)" manşeti Corriere dello Sport'a ait… İtalyan Gazetesi, 5 Temmuz'da bu manşeti atarken iç sayfalarındaki haberde 10 Temmuz'da serbest kalma maddesi ortadan kalkacak derken Osimhen için doğal olarak sürece Napoli cephesinden bakıyordu. Madem Osimhen Galatasaray'a 'evet' dedi, Türkler de elini çabuk tutsun demeye getirdi.

Birinci sayfadaki manşeti atan isim, yayın yönetmeni İvan Zazzaroni'de ilginç bir tesadüf var. Zazzaroni, İnter yıllarından beri Jose Mourinho ile yakın dostluğu olan, Portekizli teknik adamın biyografisini yazmış bir medya duayeni. Aynı zamanda geçen sezon Fenerbahçe-Galatasaray rekabetinde G.Saray'ı iğneleyen 'Özel haberleri' de sayfasına taşıyan isim. Bugün Zazzaroni'ye sorsanız elbette Mourinho'nun geçen sezon şampiyon olmasını isterdi, bu sezon da farklı değil. Ancak bir gerçek var. Onun attığı 'Solo İl Gala' manşeti bugünlerde G.Saray'a milyonlar kazandırıyor. G.Saray yönetimine tavsiyem, Zazzaroni'ye imzalı Osimhen forması hediye etmeleri…

Film-dizi değil belgesel

Bir film uzunluğunda olsa, kısa, yaz sezonu boyunca süren bir dizi olsa, uzun olurdu Osimhen'in transfer hikâyesi. 3 bölümlük belgeseli pekala çekilebilir, o zaman ilk sahneye dönelim. 45 milyonluk teklife 'Hayır' dedikten sonra köşesine çekilen ve 5 Temmuz'da G.Saray'a "Beni alın" diyen Osimhen'in transferi sadece 75 milyonluk maliyeti yüzünden değil, önceki vukuatlarıyla da transferde sabıkalı olan Napoli başkanın varlığıyla zor olacağı belliydi. Yönetim, geçen sezon Osimhen'in sarı-kırmızı forma altında yaptıklarını tribünleriyle birlikte canlı şahidi olmasa, Başkan Dursun Özbek yeni golcü transferine en fazla 25 milyon ayırırdı. Onun yaptıkları elbette yapacaklarının garantisi değil ama eşi benzeri olmayan bir referans. Higuain'i de 94 milyona serbest kalma maddesiyle satan ama arkasından "Bizi sattı, hain bu adam" diyen Napoli Başkanı'nın bir yıl önce 130 milyon değer biçtiği Osimhen için 75'ten bir kuruş aşağı düşmemesi, İtalya için 75 geçerli değil maddesi varken G.Saray'a da "Juventus'a satamazsınız" demesi anormal değildi ama Osimhen nöbeti tutan G.Saray taraftarının da taşan sabrının bunu dinleyecek hali yoktu. Osimhen, 3 yıllık vadede amortismanı da düştüğünüzde, kazandırdıkça kasaya girecek milyonların da hesabını yaptığınızda intihar gibi bir transfer değil ama risk futbolda her zaman var. Rakamların çok fazla konuşulduğu 45 gün geride kaldı. Bundan sonra 40 yıllık G.Saraylıymış gibi ülkesinde imza için bekleyen ve 90 dakikalık oyuna hazırlanması gereken bir Osimhen var.