CANLI
SKOR
Ahmet Çakar

Ahmet Çakar

Fena hakem değil

Dün geceki karşılaşma tıpkı Beşiktaş-Karabük maçı gibi oldu. Yumuşak bir rakip, üstelik kapalı oynamayan, gol atmaya yönelmiş.
Antalyaspor'u daha ilk yarıda üst üste attıkları gollerle yeniverdiler. Özellikle Gomis top nereden gelirse gelsin vücut açılarını çok iyi alıyor.
İlk golde önüne atılan topa vuruşu, dönüşü gerçekten mükemmeldi. Ayrıca Galatasaray'ın iki beki de çok hareketli oyuncular.
Özellikle yeni transfer Yuto Nagatomo, alıştıkça daha başarılı olacağını gösterir gibiydi.
İkinci gol ise müthiş bir Rodrigues yapımı. Topla hiç ilerlemediyse 50 metre ilerledi ve Fransız yıldız Gomis'in önüne zor olan pası attı.
Galatasaray, hem çabuk çıkabiliyor hem de rakibi ablukaya aldığında Gomis'e iyi toplar atabiliyor. Galatasaray'ın rahat kazanması bekleniyordu, öyle de oldu. Ama Antalyaspor için tehlike çanları çok net çalıyor. Ligden 3 takım düşecek.
Hadi diyelim Karabükspor ilk takım olsun.
Ama Antalyaspor'un dünkü görüntüsü kümeden düşecek diğer takımlardan biri olmak konusunda bir hayli önde.
Galatasaray dün gece stadında aldığı galibiyetle lider oldu.
Üstelik ortaya koyduğu oyun ölçü olmasa da oldukça tatmin edici. Fatih Terim'in takımın başına geçmesi hem seyircide hem de takımda beklenen havayı zaten getirmişti.
Bunu bir kez daha gördük.
Üstelik bu takıma daha Fernandao dönecek. Ama Fatih Terim, Donk'ta ısrar ediyor. Aslında Donk da kötü oynamıyor.
Her ne kadar dün geceki maçta Donk'u defansif, Selçuk'u ise biraz önde oynatsa da ikisi de fazla sırıtmadılar.
Barış Şimşek aslında iyi niyetli bir hakem.
Fena hakem de değil. Bazen gereksiz düdükler çaldı ama bazen de inanılmaz başarılı, inanılmaz yaratıcı avantajlar oynattı. Hiç kimse hakemi 'Belhanda'yı niye oyundan attı' diye eleştirmesin. Yüzde 100 haklı. Maç 3-0 ve bitmek üzere. Belhanda rakibini kafasıyla itiyor, sarıyı görüyor ve inanılmaz şekilde işi hala uzatıyor. Profesyonellikle alakası yok.
Haklı bir kırmızı kart gördü.

İyi maç yönetti

Dün gece için söylenecek tek bir şey var, Fenerbahçe lig lideri Başakşehir'i sürklase etti, sahadan sildi, top oynatmadı ve belki de sezonun en iyi ve en konsantre oldukları maçını oynadılar. Kolay değil, Başakşehir çok ama çok önemli başarılara imza atmış bir takım. Üstelik F.Bahçe dün gece kaybetmiş olsaydı hem kendisi ligden kopacak hem de Başakşehir bir adım öne fırlayacaktı. Peki Fenerbahçe ne yaptı?
İlk olarak Başakşehir'in en önemli silahı olan pas oyununu sabote etti.
Özellikle ilk yarıda önde bastılar. Volkan Babacan'dan başlayan pas oyunu bir anda kırılıverdi. Hatta bu pas oyununda kaptıkları toplarla da pozisyonlara girdiler, bir top da direkten döndü. Giuliano iki tane mutlak kaçırdı. Yine Başakşehir hata yaptı, geniş alanda yakalandı. Her ne kadar ağır Fernandao geniş alan ve diripling oyuncusu olmasa da aldığı topla iyi gitti, iyi vurdu ve F.Bahçe'yi öne geçirdi.
F.Bahçe ilk dakikadan son dakikaya kadar takım savunmasını çok iyi uyguladı.
Başakşehir için Epureanu, Emre ve Mossoro'nun eksikliği mazeret olmamalı. Bu omurga eksikliği oyunlarını etkilemiş olsa da Başakşehir bu sezonun en kötü görüntüsünü sergiledi. İki gol yediler, birkaç tane daha yiyebilirlerdi. Buna karşılık yakaladıkları neredeyse tek pozisyonları yok.
Sonuçta F.Bahçe lige hem moral hem de puan olarak yeniden döndü. Peki dün geceki galibiyet sadece F.Bahçe'yi mi mutlu etti? Tabii ki hayır. Herhalde dün gece galibiyete Fenerbahçeliler kadar Galatasaray ve Beşiktaş da çok sevinmiştir.
Gelelim hakeme... Fenerbahçe hafta boyu 'MHK istifa' dedi, 'federasyon' dedi, 'hakemler' dedi. Aslında dün gece Halil Umut Meler, bir pozisyon dışında da iyi maç yönetti. Ama o pozisyon kritik bir dakikada, ikinci yarının ortasında...
Kaleye atılan şutu Neto sağ eliyle kesiyor. Karar penaltı olmalıydı ama hakem ofsayt verdi.

İçine Tudor kaçmış!

Dün gece maçı izlerken Galatasaray'da eski teknik direktör Igor Tudor'un ruhuna ait esintiler hissettim... Adeta Fatih Terim'in içine yarım porsiyon Tudor kaçmıştı. O nasıl bir orta saha? Donk ve Tolga, yaratıcı özelliği çok az olan, mücadele ve kesici özellikleriyle ön plana çıkan, hücum aksiyonlarında fazla etkili olmayan iki adam. Nagamoto adlı bir Japon alınmış, iki idmanla sol tarafa konulmuş. Tanımasak, adını sanını duymasak PAF takımdan alınmış, genç, çelimsiz bir oyuncu diyeceğiz. İlk yarıda Muslera'nın laubaliliğinden gelen korner ve ardından da kornerden yenen kafa golü... İşte bu golleri Tudor zamanında da G.Saray çok yiyordu. Duran top ya da kornerden yedikleri gibi. İlk yarıda Sivasspor top rakipte olmasına rağmen, iyi alan kapattı. Sakin oynadılar, oyun disiplininden hiç kopmadılar. Aslında baktığımızda son 10 dakika dışında sahada Galatasaray diye bir takım yoktu. Feghouli yok, Yasin yok, tabii onlar olmayınca da sürekli ofsayta düşen Gomis de yok. İkinci yarıda Belhanda girdi de Galatasaray hem hücumda hareketlendi hem de Eren ile kendisini umutlandıracak golü buldu. Ya Denayer'e ne diyelim! Ceza alanına giren rakibine göstere göstere penaltı yaptı. Ama bir takımın stoperi skor 1-0 devam ederken, rakibin koltuk altına girip böylesine açık bir penaltı yaptırıyorsa bunun da tartışılması lazım. Bu hafta şampiyonluğa oynayan 4 takım da puan kaybetti. Ama kutlanması gereken bir Sivasspor var. Aybaba'nın oyuncuları Başakşehir ve Beşiktaş'tan sonra Galatasaray'ı da yenmeyi başardılar.
Hakem için kolay gibi görünen bir maç olsa da çalınacak bir ters düdük, biraz disiplin zaafı maçı çok zora sokardı. Ama Fırat Aydınus, bu yıl oldukça iyi maçlar yönetmeye başladı. Dün gece de mükemmele yakın bir performans gösterdi. Disiplinden taviz vermedi, oyuncularla fazla yüzgöz olmadı ve maçtaki verdiği doğru ama zor penaltı kararı ile de notunu yükseltti.

Eski Beşiktaş...

Beşiktaş ipten döndü... Kaybetselerdi hem puan hem de camiadaki huzur açısından birçok çivi yerinden oynayacaktı... Dün gece iki puan kaybettiler belki ama şimdi birçok Beşiktaşlı "Bursa çok iyi oynadı, bir puan da iyidir" diyecektir.
Maça baktığımızda ilk yarıda çok kötü bir Beşiktaş vardı. Adriano'nun belki de yılın golüne aday golünden başka olumlu hiçbir şey yok... İlk yarının son bölümünde art arda yedikleri gollerle mağlup duruma düştüler. Hele devrenin son dakikasında yedikleri gol inanılır gibi değil. Yusuf Erdoğan soldan iki Beşiktaşlı'nın arasından topu atıp, elini kolunu sallayarak geçip, göstere göstere golü attırıyor...
İkinci yarı Beşiktaş biraz kıpırdadı. Lens çıktı, Love girdi sonrasında Caner girdi hatta son bölümde Mustafa Pektemek bile girdi... Beraberlik belki birçok yanlışın üstünü örtebilir ama gözler eski Beşiktaş'ı arıyor. Takım oyunu iyi, disiplinli oynayan sağdan soldan gelen Beşiktaş yok. Bunun sinyalleri geçen hafta da vardı ama Talisca'nın kalitesi ve attığı goller birçok şeyin üstünü kapatmıştı. Aslında ikinci yarı Beşiktaş, beraberliği son dakikada değil daha önce de yakalayabilirdi. Lens 3 metreden kaçırdı... Ardından Love'ın yine 3 metreden vurduğu kafa, maçın yıldızı Harun'a takıldı. Ama ilk yarıda kendi kalesine gol atan Negredo uzatma dakikalarında Beşiktaş'ı ipten aldı. Eski Beşiktaş'ın kanat bekleri çok şey üretirdi. Eski Beşiktaş böylesine tuhaf golleri çok az yerdi... Eski Beşiktaş özellikle orta sahada rakibe bu kadar boş alan yaratmazdı. Ama dedik ya; eski Beşiktaş yok artık.
Üstteki rakipler kazanırsa fark iki puan daha açılacak ve her geçen hafta böyle kayıplar Beşiktaş'ı şampiyonluktan uzaklaştıracak. Bursaspor seyircisini kınıyoruz. Biraz daha devam etselerdi maç tatil olabilirdi. Anlamsız, manasız ve zarar verici. Hakem Meler, birkaç hatası dışında bence çok iyi maç yönetti. Maç asla kolay değildi ama genel olarak gösterdiği performansla maçı elinde tutmayı başardı.

Gol atmıyor duvar oluyor!

Beşiktaş dün gece kazandı ama takım savunması anlamında kötü sinyaller verdi. Beşiktaş'ın hücum gücü Türkiye'nin en iyisi... Özellikle hücuma katkıda bulunan oyuncular, Türkiye standartlarının üzerindeler ve çok kaliteliler. Mesela Quaresma... Mesela Talisca, Babel... Negredo, gol atması için Beşiktaş'a transfer edildi ama ilk yarıda gol atmaktan çok sırtı dönük arkadaşlarına duvar olmayı tercih etti. Aslında bunda zaman zaman da başarılı oldu. Adeta asist öncesi asist yapan futbolcu konumundaydı. Talisca; atmaya devam ediyor... Gideceği yeri biliyor, adeta koku alıyor... Dün gece için söylemiyorum ama vuruş tekniği de Türkiye'nin en iyisi...
Beşiktaş, ilk yarıda 2-0 üstünlüğü yakaladı. Ama geçmiş yıla göre tuhaf olan şu; takım savunması geri gitmiş. Zaten ligimizin iyi bir kontratak takımı olan Kasımpaşa, orta sahayı çok çabuk geçti ve Beşiktaş savunması birçok defa da tek hat üzerinde yakalandı. İşte bu dakikalarda Kasımpaşa gol pasını iyi verse birçok defa Fabri ile karşı karşıya kalırlardı. Buna karşılık Kasımpaşa ikinci yarı gol de buldu, pozisyon da yarattı, direkten dönen topları bile var...
Oğuzhan ve Atiba eskisi gibi değiller... Birçok hamleyi geç yapıyorlar ve pozisyon almada zaman zaman zaafiyet gösteriyorlar.
Dün geceki Beşiktaş'ı son pasları iyi yapan bir başka takım yakalasa skor çok farklı olurdu. Diğer bir deyimle Beşiktaş bu haliyle belki Türkiye Ligi'nde pek çok mütevazı takımı yenebilir ama derbilerde ve özellikle Şampiyonlar Ligi'nde ciddi sorun yaşarlar. Şenol Güneş'in bu soruna acil olarak çözüm üretmesi gerekiyor. Kasımpaşa renkli bir takım... Hücum oynuyorlar, iyi kontra yapıyorlar ama kolay da gol yiyorlar.
Hakem Hüseyin Göçek birkaç faul hatası yapsa da oyun genelinde başarılıydı. Psikolojik olarak asla deplasman takımını ezdirmedi.

İlk gol ofsayttı

Galatasaray, şampiyonluk yarışında müthiş bir galibiyet aldı. Kim ne derse desin, Kayserispor çok iyi takım. İçeride dışarıda her takımı bozabilecek güçte. Özellikle ikinci yarıda yakaladıkları pozisyonların birini atsalar sonuç çok farklı olurdu. Galatasaray maça çok iyi başladı. İlk yarım saat Kayseri ne olduğunu anlayamadı. Bu arada iki de gol buldular. İlkinde Yasin, Rodrigues'e yuvarladı, Rodrigues de Eren Derdiyok'a arka direğe müthiş bir pas atınca Galatasaray öne geçti. Hemen ardından bu sefer ilk golün aynısını soldan att ı Galatasaray... Feghouli girdi, yine Eren'e bıraktı, Eren de çok iyi vurdu. Ama ne olduysa bu dakikadan sonra oldu. Galatasaray, ilk yarının kalan bölümünde inisiyatifi tamamen Kayserispor'a kaptırdı. İkinci yarının başında da Umut çok iyi bir gol attı. Kayserispor sol tarafa Güray ve William'ı alarak çok etkili oldu ve Güray'ın fevkalade ortasına Umut müthiş yükselerek Kayseri'nin golünü yaptı. İşte bu dakikadan sonra son 10 dakikaya kadar Galatasaray sahada yoktu. Bütün direnç düşmüş, Kayseri sağlı sollu geliyor ve art arda pozisyonlar kaçırıyordu. Bu anlarda Terim'in art arda müdahaleleri geldi. Orta saha direncini yükseltip oyunu tutmaya çalıştı ve bunu başardı da... Aslında son 10 dakika Kayseri tüm riskleri aldığından Galatasaray'ın her kontra çıkışı yüzde 100 pozisyon oldu ve son dakikada da Rodrigues skoru perçinleyen golü attı. Kayseri'den her takımın galibiyetle çıkması kolay bir iş değil ama Galatasaray bunu başardı.
Gelelim Cüneyt Çakır'a... Galatasaray'ın attığı ilk golde Rodrigues net ofsayt. Yardımcı bunu atladı ve ilk yarının sonlarına doğru da Umut'a yapılan çok net bir faul var. Bariz gol şansı değil çünkü top yüksek ve Umut'un mutlak kontrolünde değil. Sarı kart ve ceza alanının hemen dışından serbest vuruş olmalıydı. Sonuçta Cüneyt Çakır ve yardımcıları gibi dünya çapında hakemlerin böylesine hatalar yapmamaları lazım. Kamuoyu inciniyor. Kayseri üzülüyor ve Galatasaray ilk golü haksız bir şekilde atmış oluyor.

VAR olsaydı kazanamazdı

Görünen şu ki; tüm takımlara baktığımızda en kaliteli kadro Beşiktaş'ta...
Cenk gitmiş olsa da Pepe oynamasa da bazı oyuncuların yerleri değişse de Beşiktaş'ın hücum etkinliğinde ve pozisyon üretmede fazla problemi olmuyor. Dün gece yaşanan problem, takım savunmasında, zaman zaman orta sahadan başlayan zaaflar...
Eğer dün gece rakip Antalyaspor değil de daha güçlüce bir Anadolu takımı olsaydı sonuç farklı olurdu. Tüm bunlara rağmen maç başında golü yediler ve skor 1-1'ken ikinci yarının başında da ikinci golü yiyebilirlerdi. Dediğimiz gibi Beşiktaş geriye düştükten sonra ilk yarıda inisiyatifi ele aldı. Sağdan geldi, soldan geldi bu arada da Türkiye'nin en kaliteli oyuncusu Talisca ile beraberliği yakaladı. İkinci yarı başlarken ilk yarıyı seyretmiş hemen herkes "Bu Güneş'e kar dayanmaz" diyordu ve nitekim de;
Antalya'nın kaçan golünden sonra Beşiktaş'ın golü geldi.
Bu golü her ne kadar Talisca atmış olsa da Quaresma'nın da çok ciddi katkısı var.
Talisca'nın koştuğu noktayı çok iyi görüp, kafasına 'Al da at' dercesine bırakıverdi.
Ben yeni transfer Vida'yı beğendim...
Bir defa çok çabuk. Hiçbir zaman kararsız kalmıyor, risk almıyor ve görünen o ki doku olarak Beşiktaş'a uymuş gibi...
Negredo ise artık yavaş yavaş tarihe karışan santrfor tiplerinden... Sırtı dönük oynuyor, ağır bir pivot santrfor görünümünde. Beşiktaş baskılı oynadığında ya da duran toplarda etkili olabilir. Ama çabuk futbolda kontratakta ne kadar etkili olur işte bu büyük bir soru işareti.
Sonuçta Beşiktaş; kazanmak zorundaydı, yarıştan kopmamak zorundaydı ve bunu başardı... Eğer dün gece Video Yardımcı Hakem Sistemi (VAR) olsaydı Beşiktaş kazanamayabilirdi...
Niye mi? Cevabı çok açık; ikinci yarıda Medel, kendi ceza alanı içinde topla bilerek isteyerek elle oynadı. Halis Özkahya görmedi ama Video Hakem olmuş olsaydı, onun talimatıyla oyun duracak penaltı verilecekti.
Halis Özkahya'nın Beşiktaş'ın ilk yarıda iptal olan goldeki kararını doğru buluyorum... Faul var... Babel yükselirken kol ve dirseğiyle rakibin sırtına basıyor. Dengesini bozuyor ve kafayı vuruyor.
Zaman zaman bu tarz pozisyonlar İngiltere'de çalınmasa bile, evrensel futbolda faul kararı doğru.

Açlıktan çıkmış gibi saldırdı

İki farklı devre izledik... İlk yarı maç başladığında taraflı tarafsız herkes, Fenerbahçe'nin 5 eksikli Karabük'ü sürklase edip, farklı yeneceğini düşünüyordu. Fakat dakikalar ilerlemeye başladı, Fenerbahçe kötü oynuyordu. Kaleye şut çekmiyordu, pozisyon üretemiyordu. Bir de bunlara karşılık Karabük kaptığı toplarla çok çabuk çıkıp, çok ciddi olmasa da birkaç pozisyon buluverdi. Bence bu ilk yarıdaki kötü Fenerbahçe'nin, üretemeyen Fenerbahçe'nin tek sorumlusu konsantrasyon eksikliği. Futbolda nasılsa yeneriz yoktur. Mücadele etmeden, doğruları yapmadan, rakip ne kadar zayıf, ne kadar eksik olursa olsun kazanmak çok güç. İşte dün geceki maçın ilk yarısında bu tabloyu çok net gördük.
İkinci yarı oyuna Valbuena girdi. Açlıktan çıkmış bir adamın yemeğe saldırdığı gibi oyuna saldırdı ve bence maçın kırılma anı 56. dakikada Mehmet Topal'ın attığı kafa golü. Ortayı yapan Valbuena, Topal'ın da kafası Fenerbahçe'yi öne geçirdi. Valbuena ikinci yarıdaki hareketliliğin, canlılığın, üretimin baş mimarı. Topal'a golü attırdı, ardından da kendi çabalarıyla ceza alanına girdi ve yüksekten köşeyi çok güzel bulup, mükemmel bir golle skoru perçinledi. Sonuçta Fenerbahçe, 7-8 hafta önce çok zor günler geçirirken şu anda ligin ikincisi durumunda. Önümüzdeki hafta Konya deplasmanına gidecekler fakat 3 defans oyuncusu da sarı kart cezalısı durumuna düştü. Ama ne olursa olsun camiayı kutlamak lazım. Eylül- Ekim'de lig bitiyor gibiydi şimdi ise ciddi anlamda potaya girdiler. Karabük için bu sene çok zor. Gerek kadro kalitesi gerek oynadıkları futbol gerekse maddi sorunlar nedeniyle ligde kalmaları mucizelere bağlı. Gelelim hakem Alper Ulusoy'a... Aslında objektif maç yönetmeye çalıştı. Çok ama çok sarı kart gösterdi. Bunların da büyük çoğunluğunda haklı. Maç sert değil ama müdahaleler gereksiz ve sarı kartlık ama gösterdiği bir kaç sarı karta iştirak etmiyorum.

Tudor ile devam edin!

Siz bu satırları okuduğunuzda Tudor'un akıbeti ne olacak bilmiyorum. Ama dün ligin mütevazı bir ekibine karşı neredeyse tek pozisyon bulmadan maçı kaybettiler. Gol attılar ama o da karambol golü. G.Saray'ın başında Tudor denen bir adam var. İyi niyetinden şüphe etsek, G.Saray'ı sabote ediyor diyeceğiz. Bayram değil, seyran değil yine üçlü savunma ile maça başladı. Bu takım üçlü savunma oynayamaz. Rakip, stoperlerin üzerine baskı yaptığında ki, Malatyaspor ilk devre öyle yaptı, G.Saray stoperleri tüm topları rakibe atıyorlar. Denayer olsun, Maicon olsun ilk yarıda skandal oynadılar. Üçlü savunma oynarken, orta beşlinin solunda da Linnes olmaz.
G.Saray ve Tudor işte ilk yarı böyle oynamaya çalıştılar ve skandal bir 45 dakikayı ortaya koydular. Tabii ki goller geldi. Hem de ne goller! Tudor'lu G.Saray'ın sürekli yediği tipten. Bunlardan birinde soldan orta geldi, top 3 kişiyi geçti, Malatyalı Pereira hızlı davranıp kafayı vurdu. Hemen akabinde de bir kornerden G.Saray'ın alıştığımız gollerinden biri daha geldi ve bence ilk yarıda maç bitiverdi.
Papaz her zaman pilav yemez derler. Geçen hafta da Akhisar'a karşı 2-0 mağlup kapattılar ama maçı kazandılar. Fakat orası İstanbul'du, rakip 10 kişiydi ve Akhisar ikinci 45 dakikada anestezi almışçasına maçı bıraktı. Ama dün Malatya öyle yapmadı. Aslında biraz paniklemeseler, skoru koruma içgüdüsüyle davranmasalar, dan dun oynamasalar sonuç çok farklı olurdu. Özellikle son 20 dakikada G.Saray'ın kurduğu baskı kendi organizasyon gücünden değil, Malatyaspor'un ileride top tutamaması ve topla çıkamamasındandı. Feghouli olsun, Belhanda olsun ne ofansif ne defansif organizasyon yapabiliyor. Sağdan soldan orta geldiğinde Gomis rakip ceza alanı içinde tek başına.
Sonuçta G.Saray kan kaybetmeye devam ediyor. Hep söylüyorum, Tudor ile geçen her gün G.Saray'ın sonu demek. Bakalım Dursun Özbek ve yönetimi yine arkasında durabilecekler mi?