CANLI
SKOR
Ahmet Çakar

Ahmet Çakar

Ancelotti bile kovuldu Tudor kim ki!

🔴 Galatasaray'da Dursun Özbek'in Tudor'a desteği sizce göstermelik mi, yoksa samimi mi?
Tabii ki göstermelik. Bakın bakalım G.Saray, bugün ve haftaya kazanamazsa Tudor kalabiliyor mu? Ama kulüp başkanları bunu yapıyorlar. İyi niyetle 'hocamızın arkasındayız' diyorlar ki moraller bozulmasın, direnç kaybolmasın. Tudor kim ki! Dünya futbolu ne kelleler aldı. Bayern Münih gibi bir dev, üstelik bu sezon da Almanya'da şampiyon olacağı neredeyse kesin olan bir takım, Ancelotti gibi bir adamı kovdu. Üstelik sezonun ilk haftalarında yaptı bunu. Ve yaptıkları açıklamada, "Bazı yıldız oyuncularımız Ancelotti ile anlaşamıyorlar. Onu istemiyorlar ve bu yüzden kovduk" diyebilecek kadar şeffaf ve çağdaş futbol normlarına aykırı konuştular.

🔴 Beşiktaş Başkanı Fikret Orman, "Galatasaray ve Fenerbahçe de bizim seviyemize inşallah gelir" diyerek rakiplerine adeta nazire yapmıştı. Sizce bu sözlerinde haklı mı?
Konjonktür olarak haklı görünse de provokatif bir söylem. Şunu kabul ediyorum ki Fikret Orman, genç bir başkan ve Süleyman Seba gibi bir fenomenden y-ıl lar sonra Beşiktaş Başkanı olsa da kendisi çok başarılı. Daha 3-5 sene önce 'feda' denirken, tesislerde parasızlıktan menemen yenirken bugün Beşiktaş dünyanın en güzel stadında Şampiyonlar Ligi oynuyor, gruptan namağlup lider çıktı, ayrıca son iki senenin de şampiyonu. Ortada ciddi bir başarı var ve bu başarının da pek tabii ki mimarı Fikret Orman'dır. Çünkü bu dönem başarısız geçseydi Orman'ın kellesi istenecek, belki de stada bile gelemeyecekti. Ama Fikret Orman, birkaç beyefendi başkan dışındaki diğer başkanlar gibi tahrik edici konuşmalar yapıyor. Bunu belki sürekli yapmıyor ama zaman zaman yaptığı çıkışlarla özellikle G.Saray ve F.Bahçe taraftarını provoke ediyor. Galatasaray ve F.Bahçe'nin tarihlerine baktığımızda en az Beşiktaş kadar hatta Beşiktaş'tan da daha başarılılar. Türkiye ligi şampiyonlukları bunu gösteriyor. Avrupa'da başarı deyince ise bırakın istatistiklere bakmayı, bu gezegende hangi ülkeye giderseniz gidin G.Saray ön plandadır. Kolay değil, futbolda 3. dünya ülkesinin bir takımı, UEFA şampiyonu olmuş ve Süper Kupa'yı almış. G.Saray ve F.Bahçe asla Beşiktaş'ın seviyesinin altında değillerdir. Ama pek tabii ki son 3-4 seneye baktığımızda G.Saray ve F.Bahçe'de hem sportif hem de mali açıdan net bir erozyonu görebiliyoruz.

🔴 Fenerbahçe 4 maç üst üste kazandı ve yarışa döndü. Sizce bu kadro işi sonuna kadar götürebilir mi, yoksa transfer şart mı?
F.Bahçe şu an net bir şekilde yarışın içindedir. Ama kadro kalitesi asla birkaç takımın üzerinde değil. Devre arası birkaç transfer yapılabilir ama mevcut kadrodaki oyuncuları kesip katkı sağlayabilecek transferler ciddi para demek. F.Bahçe'nin böyle bir parası var mı, bilemiyorum. Ama transfer yapsalar da yapmasalar da özellikle son haftalar futbol ve puan olarak çok başarılılar.

Tuhaflıklar...

40 yıldır bu işin içindeyim, dün gece Seyrantepe'de anlam veremediğim, çözemediğim tuhaf şeyler yaşadık. Aslında tuhaf şeyler, futbolun cilvesi de olabilir ama Akhisar ikinci yarı adeta maçı G.Saray'a hediye ediverdi. Hem de 5 dakikada.
Bir şey ima etmek istediğimi düşünmeyin ama bazı şeyler çok tuhaf geliyor.
Akhisar golü buluyor, devre biterken tartışmalı bir kırmızı kartla 10 kişi kalıyorla,r santra sonrası Muslera 12 yaşında bir kalecinin bile yapmayacağı bir hatayla önde yakalanıp golü yiyo.r İkinci yarı Akhisarlı oyuncularda bir durgunluk var.
Kaleci Lukac'da da öyle. Fernando 25 metreden vuruyor, kalecinin önü açık, topu sürdükten sonra üstelik vuruyor. Ama Lukac sağına yatmıyor bile. Santra yapılıyor, birkaç dakika sonra yine benzeri bir gol. Maç birden 2-2 oluyor. Bu arada kenarda bulunan Okan Buruk, ortam çok sakinken, hiçbir itiraz gerektirecek pozisyon yokken birden oyundan atılıyor. İlerleyen dakikalarda sağdan Denayer geliyor, topun çizgiyi terk etmediği çok açık ama bütün Akhisar defansı duruyo.r Tam tabiriyle duruyorlar ve gol geliyor. Dedim ya tuhaflıklar devam ediyor...
Hemen akabinde de Gomis oyundan atılıyor.
Gomis'in, Mustafa Yumlu'ya yaptığı hiçbir şey yok. Üstelik itip kakan yine Mustafa Yumlu. Gomis de onu itiyor, yardımcı hakem Gomis'i oyundan attırıyor.
Dün gece G.Saray'ın kazanması gerekiyordu, kazandı. Asla Akhisar'a bir imada bulunmak istemiyorum ama Akhisar'ın ikinci yarıda yaptığı şeyler, 40 yıllık futbol dağarcığımda yerini bulmuyor. Çok şey gördüm ama dün geceki gibi bir ikinci yarı 45 dakikası hayatta izlemedim.
Gelelim hakeme...
Onda da bir tuhaflık vardı.
İlk yarının son dakikasında Akhisarlı oyuncuya gösterdiği kırmızı kart bence ağır. Tamam, Yasin'in önüne elini koyuyor ama bir maçta böyle çok pozisyon var. Gomis'e verdiği kırmızı kart ise kesinlikle yanlış karar. Dedim ya, dün gece Seyrantepe'de çözemediğim, belki de ileride çözebileceğim şeyler yaşandı.

Yüzde 100 penaltı

Önce şunu söyleyeyim, Fenerbahçe bu sezonun belki en coşkulu değil ama taktik disiplin, alan daraltma, takım savunması gibi çağdaş futbol normlarında en iyi maçlarından birini oynadı. Üstelik Bursa'nın 33 bin kişilik coşkulu seyircisinin önünde. Koskoca 90 dakika Bursaspor gibi iyi bir takıma karşı neredeyse pozisyon vermediler. İlk yarı iki takım da çok tedbirliydi. Özellikle Bursa defansı beşleyip kanat bekleriyle yardım getirerek Fenerbahçe'nin her iki kanattaki organizasyonlarını engelledi. Buldukları toplarla da Fenerbahçe defansının arkasına, Stancu'nun önüne uzun toplar attılar. Fenerbahçe ilk yarıda oynamadı ama oynatmadı da.
Ama ikinci yarı sahada gerçekten iyi bir Fenerbahçe vardı. Rakip kafayı kaldıramadı. Özellikle Giuliano'nun organizasyon liderliğinde top sürekli Fenerbahçe'de kaldı. Soldado biraz güçlü olsa müthiş bir santrfor. Aslında kariyeri tabii ki müthiş. Gol şansı da yüksek, pozisyon bilgisi de öyle. Mesela penaltı yaptırdığı pozisyonda durduğu yer, aldığı pozisyon birinci sınıf. İşte o penaltıyla da Fenerbahçe çok ama çok değerli 3 puanı aldı, İstanbul'a dönüyor.
Dün gece galibiyet kadar ortaya konan futbol da çok doyurucuydu. Şov yapmadılar, 6-7 pozisyon üretmediler. Sezon başından beri yedikleri goller ve verdikleri pozisyonlarla eleştiriliyorlardı. Dün bunların hiçbiri olmadı. Yalnız Fenerbahçe hala savunmasından çıkarken manasız top kayıpları yapıyor. Özellikle ilk yarıda Şener olsun, Topal olsun, Souza olsun bunu yaptılar.
Ama dün F.Bahçe için bu yılın kırılma maçlarından biridir. Hakem Ali Palabıyık, ufak tefek hatalar yapsa da maçı çok başarılı yönetti. Sakin, kendinden emin, oyuncuyu tahrik etmiyor. Verdiği penaltıda da yüzde 100 haklı. Bursaspor'un Nijeryalı stoperi öyle manasız, öyle tek hamleden kaynaklanan tuhaf bir penaltı yaptı ki sanırım arkadaşları hakeme itiraz edeceklerine ona kızmışlardır.

Eski Fener gitmiş!

Maç öncesi birçok Fenerbahçeli sporsever endişeliydi. Fenerbahçe, Kasımpaşa gibi ligimizin iyi bir takımına karşı santrforlarından yoksun başlamak zorundaydı. Ama maç bir başladı ki bir de ne görelim, Fenerbahçe'nin 4-5 atak oyuncusu, bunlara kanat beklerini de ilave ettiğimizde şov yapmaya başladılar.
İleriye Giuliano ve Alper'i koyan Aykut Kocaman, sürekli hareket etmelerini istediği atak oyuncularına doğru taktik vermiş. Bu, çok basit gibi görünen ifade aslında dün gecenin özeti. Fenerbahçe hücum oynarken ileriye çabuk ve hızlı oynadı. Özellikle sağ tarafta Şener, sol tarafta da Aatif kariyerlerinin en iyi 3-5 maçından birini oynadılar. Ve Giuliano gol attı, yarattı, koştu ve sanki yavaş yavaş 'Bu takımın lideri benim' der gibiydi.

YANA OYNAYAN TAKIM YOK
Fenerbahçe özellikle ilk yarıda sağ kanadı çok iyi kullandı. Ve gol de geldi. 'İkinciüçüncü gelecek mi?' derken ilk devrenin son saniyesinde frikikten şanssız bir gol yediler. Neustadter zıplamasa gol olmayacak ama zıpladı, top ona çarptı, yön değiştirdi ve Volkan kontrpiyede kaldı.
Fenerbahçe'nin ikinci yarıda zorlanacağını düşününler, 46. dakikada Giuliano'nun golüyle rahatlayıverdiler. Bu dakikadan sonra Fenerbahçe şov devam etti. O herkesin aklındaki yana oynayan, paralel pas yapan Fenerbahçe gitmiş, yerine hızlı ve öne oynayan, atak oyuncularının sürekli yer değiştirdiği bir Fenerbahçe gelmiş.
Bu tablo sanırım Fenerbahçelileri bugün için çok rahatlattı. Ama Fenerbahçe yine şanssızlıktan da olsa hatadan da olsa goller yemeye devam ediyor.
Sonuçta Fenerbahçe puan olarak da ve özellikle dün geceki futboluyla potanın içine girmiş oldu.

HAKEME TAM NOT
Kadıköy'de uzun zamandır Ümit Öztürk gibi bir hakem izlememiştim.
Çok beğendim. Kararları isabetli, etki altında kalmıyor ve oyuncularla sıcak ama mesafeli bir ilişki kurabiliyor.

G.Saray ilk ikiye bile giremez!

Önce Sayın Dursun Özbek'e soruyorum; G.Saray dün gece 3-0 kaybetti, aslında 6-7 farkla kaybetmesi içten bile değildi. Bütün bu rezilliğe rağmen Tudor'un arkasında durmayı ve onunla devam etmeyi düşünüyor musunuz?
Aslında ilk yarıda G.Saray fena değildi. Taktik disipline bağlı oynadılar. Ayağa paslarla çıktılar, pozisyon da buldular. Ama ikinci yarı maçın zor olacağını düşünürken bence Muslera, 46. dakikada maçı, derbiyi, belki de şampiyonluğu Beşiktaş'a hediye ediverdi. Çok rahat tutabileceği topu elinden kaçırdı, Cenk de boş kaleye yuvarlayıverdi. Büyük takımlar, büyük hocalar, mağlup duruma düştüklerinde de oyun disiplinini kaybetmezler. Ama koskoca G.Saray bu golden sonra darmadağın oldu. Hele bir bölüm vardı ki 60 ile 68. dakika arasında Beşiktaş tam 4 tane net pozisyon kaçırdı. Hem de ne pozisyonlar... Oğuzhan, Quaresma, Gökhan beceriksizdiler ve karşı karşıya gol kaçırdılar.
Tosic ikinci golü attıktan sonra zaten her şey bitiverdi. Bu dakikadan sonra Beşiktaş her türlü geldi. Cenk kaçırdı, Medel kaçırdı, iddia ediyorum maç 2-0 olduktan sonra 20 milyon G.Sarayl ı 'İnşallah maç böyle biter' diye dua etmişlerdir. Çünkü baktığımızda sadece ikinci yarıda Beşiktaş'ın 7-8 çok net gol atağı var. Ve noktayı Negredo koydu. Defanstan sıyrılıp Muslera'ya da geçip üçüncü gole imzayı attı ve böylelikle Beşiktaş da şampiyonluk yarışında diğer rakipleriyle durumu eşitledi. Belki puan olarak gerideler ama eğer Beşiktaş şampiyon olacaksa bunun ilk kilometre taşı dün geceki derbidir.
G.Saray, Tudor ile devam ederse bırakın şampiyon olmayı, ilk ikiye bile giremez. Büyük takım hocası değil, zor maçların hocası hiç değil.

AYDINUS BİRİ DIŞINDA HAKLI
Gelelim Fırat Aydınus'a... 3-4 penaltı itirazı var. Bir pozisyon dışında hepsinde haklı. Ama ilk yarınını son dakikalarında Beşiktaşlı Oğuzhan'a yapılan çelme o kadar açık bir penaltı ki nasıl vermedi anlayamıyorum. Beşiktaş kazandı da fazla toz kalkmayacak. Ama tersi olsaydı Fırat tüm hafta en çok konuşulan isim olurdu.

3 puan iyi ama...

Fenerbahçe sonunda Beşiktaş'ı yakaladı ve liderin altı puan gerisine yerleşiverdi.
Her ne kadar oynanan oyun, tempo, pozisyon azlığı taraftarı memnun etmese de artık "Biz de varız" diyebiliyorlar...
Daha önceki haftalarda kötü oynarken bireysel hatalarla özellikle son dakika golleriyle puanlar kaybettiler. Ama dün gece şans da Fenerbahçe'nin yanındaydı.
Sadece şans mı tabii ki değil. Kaleci Volkan kendini toparlamış. Mesela CV'sinde dünyanın sayılı forveti yazan Eto'o ile karşı karşıya kaldığı pozisyonda, Samuel Eto'o topu auta atmadı, burada tamamen Volkan'ın açılması ve topun baldırının içine çarpıp yön değiştirmesiyle gol olmadı.
Belki de maçın kırılma anıydı. Bu gol olsa (Eto'o böyle yüzlerce gol atmıştı) Fenerbahçe için çok şey değişecekti.
İlk yarıda Janssen çok iyi oynadı. Sürekli top aldı, sağa sola deparlar attı ve ilk yarının sonunda da topu Giuliano'nun önüne atıverdi. Giuliano da çok iyi vurup, Fenerbahçe'yi öne geçirdi. Ama Fenerbahçe'de hala organizasyon eksikliği var. Janssen iyi bir forvet, fedakar bir golcü olsa da maalesef fizik olarak ağır.
Günümüz futbolunda böyle forvetlerin geleceği yer sınırlı.
İkinci yarı İsmail Köybaşı'nın bireysel hatasından Fenerbahçe az kalsın golü yiyordu. Ama dedik ya Eto'o'nun vuruşunda hem Volkan hem de şans kurtarıverdi. Sonuçta Fenerbahçe puan alarak yarışın içinde ama kadro kalitesi ve oyun olarak aynı şeyleri söyleyemiyoruz.
Antalyaspor da bazı oyuncular halı saha futbolcusuna dönmüş.
Şöhretliler ama tempoları yok. Yürüyecek halleri bile yok. Böyle olunca da hem hücum eksiliyor, hem de takım savunması ve top kapma oranı düşüyor.
Hakem Mete Kalkavan oyun genelinde çok iyiydi. Birkaç faulü ve Josef de Souza'ya verdiği sarı kartı hatalı buluyorum.
Ama olsun yine de oldukça başarılıydı diyebiliriz.

Cenk Tosun mesajını verdi

Kolay değil, Avrupa'nın en dev takımları değil ama devlerin hemen bir tık altında olan 3 tane takımla mücadele edip grup birincisi olmak. Beşiktaş tarihi için çok ama çok büyük başarı. Üstelik maça baktığımızda da her ne kadar hakkı beraberlik gibi görünse de oyunun genel kontrolü Beşiktaş'ın elindeydi. İlk yarının ikinci bölümünde Porto biraz fazla adamla ve sık gelse bile ve bu dakikalarda golü bulsa bile Talisca ile birlikte Beşiktaş hem golü buldu hem de kontrolü tekrar ele aldı.
Yediği gol Beşiktaş defansının uyumasından geldi. Sağdan çalışılmış bir serbest vuruş kullandılar, paslaştılar, sağdan giren Portolu, Felipe'ye çıkarttı, o da iyi vurdu. Ama daha sonra sahaya en iyi yerli santrfor Cenk çıktı. Golü Talisca değil de Cenk atsaydı, ama Cenk'in yaptığı hareketleri Talisca yapsaydı, Cenk'e bu kadar artı yazmazdı. Her ne kadar golü Cenk atmasa da topu alışı, adamı geçişi, içeri girişi ve ustalık dolu bir pasla Talisca'nın önüne yuvarlayışı adeta onu izlemeye gelen menajerlere bir mesaj gibiydi. Talisca da kendisine 'al da at' denen bu pası sadece dokunarak gol yaptı. Bu dakikadan sonra ve tüm ikinci devre maçın mutlak kontrolü Beşiktaş'ın elindeydi.
Fazla üretmeseler de fazla pozisyon yakalamasalar da oyunu sürekli domine eden Kara Kartal hak ettiği grup liderliğini aldı ve işi bitirdi.
İkinci yarıda verilen sadece tek pozisyon var. Onda da Aboubakar sağdan girip bomboş adamın önüne yuvarladı. O iyi vursa belki gol yapacak, ama yapabileceği en kötü vuruşla golü kaçırdı.
Beşiktaş uluslararası görevini yüzde 100 başarıyla tamamladı ve artık Leipzig deplasmanı bir para maçı ya da prestij maçı olarak kalacak.
Dünyadaki hangi takım oyuncusuna sorarsanız sorun, "Hakem kim olsun?" diye kesinlikle İspanyol Lahoz'u der. Hem çok iyi hakem hem de çok isabetli kararları var ama en önemli özelliği sahada bir dadı gibi. Gülüyor, oyuncuları okşuyor, sinirleneni yatıştırıyor ve bir bakıyorsunuz maçın mutlak hakimi Lahoz olmuş. Dün gece de kusursuzdu hem de her yönüyle.

Gönder Tudor’u, getir Terim’i

Galatasaray'da başkan Dursun Özbek için şimdi karar zamanı. Üstelik verecekleri karar, acımasız, riskli ve çok ses getirici olabilir. Galatasaray takımı ligde ilk 6-7 hafta şampiyonluğun mutlak favorisiydi. Mütevazi takımlarla oynamışlar ve kazanmışlardı. Ama ne zaman ki Galatasaray'a kalite olarak yakın, zor rakiplerle oynamaya başladılar ve art arda mağlubiyetler ve puan kayıpları geldi. Üstelik sadece bu kayıpları yaşanmadı, maçlarda da Galatasaraylı oyuncular, futbol adına hiçbir şey koymayıp fazla bir şey üretemeden mücadele etmeye çalıştılar.
Bunun tek müsebbibi, teknik direktör İgor Tudor'dur. Dün gece Süper Lig'de bir şampiyon adayı, Başakşehir'den bariz bir fark yiyorsa bunun başka bir açıklaması olamaz. Üstelik aynı Başakşehir dün gece başta Emre Belözoğlu gibi çok önemli birkaç oyuncusundan yoksundu.
İgor Tudor'a sormak lazım, Türkiye'nin en kompakt takımına karşı çift santrforla oynamanın mantığı nedir? Galatasaray'da topu en çabuk ileriye taşıyan Garry Rodrigues'i 4-1'den sonra oyuna sokmanın felsefesi ne olabilir? Ya da Türkiye'nin en çabuk, tekniği en yüksek sağ açıklarından biri olan Edin Visca'nın karşısında, Latovlevici gibi defansif yönü çok zayıf bir savunma oyuncusu oynatmanın mantığı nedir? Hırvat hocanın bu maçtaki tercihleri çok tartışılır.
Aslında bunlar görünüşte çok global hatalar. Ve bunu yapan Tudor... Tudor, küçük maçların büyük hocası olabilir ama büyük maçları kazanabilecek zeka ve kaliteye sahip değil.

ASIL SIKINTI BUNDAN SONRA
Galatasaray ligde hala lider durumda. Ama 12. hafta itibariyle Başakşehir ile puan puana geldiler. Asıl sıkıntı bundan sonra. İddia ediyorum, başkan Dursun Özbek hayatında bir kere kumar oynasın, göndersin İgor Tudor'u, getirsin Fatih Terim'i çok şey değişir. Aksi halde camianın hayal kırıklığı yaşayabileceğini şimdiden çok net olarak görebiliyorum.

Kırmızı yanlış!

Ne hikmetse Beşiktaş, Cuma geceleri oynadığı maçları kazanamıyor... Beşiktaş 'Cuma'ları oynuyor çünkü hafta arası Şampiyonlar Ligi'nde maçı var. Ama bu sezon ve geçen sezona baktığımız zaman pek kazandığını hatırlamıyorum. Dün gece de Akhisarspor karşısında öyle oldu. Üstelik maçın başında penaltı da kaçırdılar. Quaresma o penaltıyı kaçırmasa dünkü sonuç çok farklı olurdu. Şenol hoca, Avrupa maçını düşünerek haklı olarak rotasyonlu bir takım çıkarmış. Cenk, Oğuzhan, Babel yok... Ta ki maç sıkışıp artık anahtar olarak sahaya girmek zorunluğu olana kadar. İlk yarıda Beşiktaş sol tarafı Lens ve Adriano ile hiç kullanamadı. Üstelik Atiba pek ileriye gidemiyordu, Tolgay da ileriye doğru dripling yapamayınca Beşiktaş, pozisyon bulmakta zorlandı. Bütün bunlara rağmen ilk devre ve ikinci devre olarak baktığımızda 3-4 çok önemli pozisyonu var ama Akhisar'ın da var.
İkinci yarı peyderpey Cenk girdi, Babel girdi, Oğuzhan girdi ve maç tek kaleye döndü. Bu sefer de devreye Akhisar kalecisi Lukac girdi. İlk devre bir penaltı kurtarmıştı, ikinci yarı da da yan toplarda çok güven verdi. Sonuçta; Beşiktaş bir Cuma gecesi yine puan kaybetti. Bu puan kayıpları ileride problem olacak. Üstelik Negredo ve Lens rotasyon için istenilen seviyeye gelememişler. Negredo belki çok tecrübeli ama hala çok ağır. Akhisar deplasmanlarda çok iyi oynayan bir takım. Dün gece de iyi kapandılar. Beşiktaş gibi bir takıma karşı İstanbul'da bulabilecekleri kadar da pozisyon buldular. Hele hele son dakikalarda Larsson'un şutu gol olsa 3 puanı alıp gidebilirlerdi.
Dün gece hakem Serkan Çınar'ı beğendim. Penaltı kararı doğru. Faul tespitleri yerinde. Özellikle oyunculara karşı sakin ve kibar tutumu oyunda sürekli soğukkanlılığını muhafaza etmesi çok başarılıydı. Ama Akhisarlı oyuncuyu yardımcı hakem 'vurdu' dediği için oyundan attı. Akhisarlı oyuncu sakatlanıp yerde yatıyordu. Medel zaman geçmesin diye kolundan tutup kaldırmaya çalışırken, bence Akhisarlı oyuncu itti. Kırmızı kartlık bir hareket yok karar yanlış.

Hüseyin’den ‘gık’ yok!

Dün gece bir kez daha gördük ki çok iyi oynamasan da rakip iyi dirense de fark yaratan oyuncuların varsa maçı alıveriyorsun... İşte fark yaratan oyuncular açısından baktığımızda Beşiktaş bu ligin en iyi takımı... 90 dakikaya baktığımızda ise Beşiktaş çok çok mu iyi oynadı? Hayır... Üstelik butik bir stat, dolu tribünler ve çok iyi olmayan bir zemin de Beşiktaş'ın aleyhineydi. Göztepe maça çok iyi başladı. İlk 5 dakikada bir-iki net pozisyonunu harcadılar desek yalan söylememiş oluruz. Fabri kurtardı... Oyunun hemen başında Göztepe tek kale oynarken, Talisca'nın sıra dışı golü geldi. Yumuşak bir ortaya tam 17 metreden yani ceza alanı çizgisinin hemen üzerinden kafayı vurdu ve golü yaptı. Daha sonra maç ortadaydı. Ama ikinci yarının başında bence iş bitti. Babel'in o kendine has, görmeye alıştığımız klasik gollerinden biri daha Beşiktaş'a iki farklı üstünlüğü getirdi. Yine soldan girdi, içeri çekti, savunmadan kurtuldu, köşeye bıraktı. Babel gibi bu sezon çok iyi oynayan bir başka kaliteli ayakla da üçüncü gol geldi. Bu golde de Talisca arkası dönük Cenk'in önüne topu harika yuvarladı, Cenk'in alışı, dönüşü ve vuruşu da buram buram kalite kokuyordu.

GOL OFSAYT
Sonuçta Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi'nden sonra kendi ligine de hoş geldi. Üstelik bu Göztepe'den o statta üç puan almak Türkiye'de her takım için çok zor görünüyor. Gelelim hakeme; Hüseyin Göçek çok kötüydü. İkinci yarıda Göztepeli savunma oyuncusu, Talisca'yı ceza sahasının hemen dışında net çekip, indirdi. Hüseyin'den 'gık' yok. İkinci yarıda yine Atiba penaltı yaptı. Yine 'gık' yok. Ayrıca Göztepe'nin attığı golde de ofsayt var.