CANLI
SKOR
Ahmet Çakar

Ahmet Çakar

Bu adamı niye hapsettiniz!

Fenerbahçe arka arkaya iki maç oynadı. Cuma gecesi 2-0'dan mucizevi bir şekilde maçı 2-2'ye getirdi ve dün gece de eğer o, sahneye çıkmasaydı maçı asla kazanamazdı. Peki "O" kim? Tabii ki Valbuena! Fenerbahçe'nin en meziyetli, topu ayağına en fazla yakıştıran ve en fazla üreten oyuncusu o. İlk devreye bakıyoruz, sapır sapır dökülen bir Fenerbahçe var. Pozisyonları varmış gibi gözükse de, rakibe pozisyon vermeseler de topun mutlak hakimi Anderlecht'ti. İstedikleri gibi oynadılar. Bol pas yaptılar, çok çabuk top kaptılar, Fenerbahçe'nin ceza alanına kadar ellerini kollarını sallayarak gelebildiler. Fakat fazla meziyetli oyuncuları olmadığından ve hücumda pek fazla çoğalamadıklarından pozisyon bulamadılar. İkinci yarı Fenerbahçe toparlandı. Rakibinden daha fazla top kapmaya çalıştı ve çok çabuk kontra pozisyonlar buldu. Slimani kaçırdı, Ayew kaçırdı ve gol adeta geliyorum dedi. Maçı kurtaran adam Valbuena soldan harika ortaladı. Ayew kafayı vuramadı ama top kimseye değmeden gol oldu. Bu golden hemen sonra aynı Valbuena rakip defans oyuncusu çıkarken topu kaptı ve Frey'e al da at dedi. Şimdi sorulacak çok soru var. Önce Aykut Kocaman'a, sonra da Cocu'ya... Niye bu adamı yıllarca hapsettiniz? Niye aylardır bu adam sürgündeydi? Kabul ediyorum, fizik gücü çok iyi değil ama Fenerbahçe'nin arka arkaya iki maçını kurtardı. Diğer oyunculara bakıyorum, özellikle yaratıcılık konusunda çok az yetenekli oyuncu var. Fenerbahçe bir aksilik olmazsa bu gruptan çıkar ama Süper Lig için asla iyimser değilim. Bir Valbuena ile olmaz. Orta saha bomboş... Kilit oyunculardan Ayew oynamıyor. Frey iyi niyetli ama yetenekleri belli. Yine de Fenerbahçe'yi asla kolay günler beklemiyor.

En ağır cezalar verilmeli

Aslında dün akşam oynanan Galatasaray-Fenerbahçe derbisinde 90 dakikayı mı konuşalım, 90 dakikanın sonunda yaşanan rezaleti mi bilmiyorum.
Oyuna baktığımızda Galatasaray, sahasında farka giderken yenilmekten ucuz kurtuldu diyebiliriz. 2-0'a kadar hiç oynamayan bir Fenerbahçe; iyi kötü bol pas yaparak fazla pozisyon bulmasa da duran toplardan iki gol bulan Galatasaray vardı. Ama ikinci yarıda Fenerbahçe, neredeyse tüm kontrolü eline aldı ve penaltıdan golü buldu. İşte bu dakikadan sonra sahadan silinen, darmadağın olan bir Galatasaray izledik.
İkinci golde pozisyonu Valbeuna yarattı, Jailson'a bıraktı, o da çok iyi vurdu ve Türk Telekom Stadı'ndaki 50 bin Galatasaray taraftarına soğuk bir duş yaşattı. Aslında bu dakikadan sonra Fenerbahçe, öyle pozisyonlar kaçırdı ki birini atsa Türk futbol tarihinin en önemli geri dönüşlerinden birine imza atabilirdi. Ama bence dün geceki 2-2 sona eren kritik derbide kaybeden ev sahibi Galatasaray oldu.
Galatasaraylı futbolcular, kondisyon olarak çok kötüler, takım savunması olarak daha da kötüler. Bu tabloda işleri gerçekten çok zor.
Gelelim maç sonrası yaşanan olaylara... Türkiye Futbol Federasyonu renk gözetmeksizin bütün yanlış yapan oyunculara çok ağır cezalar vermelidir. Yumruklar, tekmeler, tokatlar havada uçuştu. Yaşananları anlamanın imkanı yok. Olanlar tam anlamıyla rezillik.
Hakem Fırat Aydınus penaltıyı VAR yardımıyla verdi, doğru verdi. Ama Fenerbahçe'nin ikinci golünden önce taç kararı yanlıştı. Galatasaray'ın kullanması gerekirken Fenerbahçe kullandı ve golü buldular.

Tebrikler G.Saray!

Sakın başlığa bakmayın. Erzurumspor maalesef Süper Lig seviyesinde bir takım değil. Buna rağmen Galatasaray, zayıf rakibi karşısında çok kötü oynadı.
Attıkları gol dışında 'Ah! bu da kaçar mı' dedirtecek tek pozisyonları yok. Rodrigues, Galatasaray için büyük umut ama dün gece hem etkisizdi hem de disiplinsiz oynadı. Üstelik rakip defalarca ayağındaki topu çıkarken Galatasaray'a verdi. Buna rağmen Galatasaray hiç ışık vermedi. Eren'e sağdan soldan istediği ortalar gelemiyor. Takım eski maçların aksine sıfıra rahat inemiyor. Tempo düşük... Bir de ilk yarının ortalarında Emre Akbaba'nın sakatlığı nedeniyle çıkmasıyla bütün hücum gücü kesintiye uğradı. İkinci yarı biraz daha Erzurumspor'u yaymaya çalıştılar. Kısmen başarılı oldular ama gol duran toptan geldi. Ömer'in kornerinde Maicon ön direkte iğne deliğinden geçirircesine kafayla golü yaptı. Galatasaray'ın kazandığına bakmayın. 1-0 normal sonuç. Sakın 'maç 3, 4, 5 olurdu' da demeyin.
Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki dün Erzurumspor'un yerinde başka bir Anadolu takımı olsa sonuç farklı olurdu. Sadece kalecileri Sehic iyi. Gerisi sıradan oyuncular.
Top yapamıyor, topu tutamıyorlar.
Kontraya çabuk çıkamıyorlar. Allah bu sezon sonu Erzurum'un yardımcısı olsun.
Küme düşmeye en büyük aday ne yazık ki onlar. Ayrıca Galatasaray için tehlike sinyallerinin çaldığını söyleyebiliriz.

VAR'IN İHANETİ VARDI
Dün gece VAR ihaneti vardı. İlk yarının son dakikasında Rodrigues çekilip düşürülüyor. Karar penaltı olmalıydı.
Hakem görmedi. Peki VAR hakemi ne iş yapar? O pozisyonu farklı açılardan defalarca inceleme şansı varken niye hakem Ulusoy'a, "Git, videodan izle" talimatı vermediler? Eğer Ulusoy'a, "Git izle" deseydi Ulusoy tek bakışta penaltı düdüğünü çalacaktı. VAR hakemi Hüseyin Göçek'miş ama dün gece çok büyük bir yanlış yaptı.

VAR penaltıyı görmedi!

Sonuca baktığımızda kötü maçın doğal sonucu gibi görünüyor. İlk 45 dakika, F.Bahçe'nin maçı koparacağı yarıydı. Bu yarıda Beşiktaş diye bir takım sahada yoktu. Çok iyi oynamasalar da istekli ve enerjik bir F.Bahçe vardı. Ama en önemlisi o F.Bahçe, ilk yarıda 3 net gol pozisyonunu değerlendiremedi. İlkinde Aatif kafayı köşeye vursa ya da ikincisinde Hasan Ali'nin muhteşem şutu direğin 10 santim aşağısına vurup gol olsa ve tabii ki Ayew'in karşı karşıya kaldığı pozisyonlardan herhangi biri gol olsa sonuç çok farklı olurdu. İşte futbol adına hiçbir şey oynamayan Beşiktaş, ilk yarının sonunda Babel ile muhteşem bir gol buldu. Beşiktaş defansından rastgele vurulan yüksek bir top Neustadter ve Topal'ın hatalarıyla Babel'in önünde kaldı. O da döndü, nefis vurdu. Pek tabii ki bu yılın golü adayları arasında olacak. İkinci yarı aslında kontrol Beşiktaş'a geçmişti. Dengeli oynadılar, ama golü hiç düşünmez gibi davrandılar. Aslında bu yarıda biraz alıp-verseler ikinci golü bulabilirlerdi ki devreye yine Hasan Ali'nin ortası girdi. Ayew'e harika bir orta attı, o da Caner'in üzerinden yükselip kafayla köşeyi buldu. Aslında 1-1'lik skor iki takımdan herhangi birini sevindirmese de ikisini de üzmedi. İki takım da asla vasatı geçemedi. Örneğin Atiba'yı anlayabilirim, ama Lens kötüydü. Topal da öyle, Jailson da öyle. İsmini saymadığımız birçok futbolcu vasatın altında kaldı. Sonuçta puanlar paylaşıldı ama Fırat Aydınus için söylenecek kötü kelime yok. VAR'a ihtiyaç duymaksızın son derece iyi bir maç yönetti. Ama VAR hakemi her kimse onu eleştiriyorum. Atiba ile Ayew kornerden gelen topta beraber yükseliyorlar, Atiba topa eliyle müdahale ediyor. Fırat Aydınus görmedi ama VAR hakemi görüp uyarmalıydı.

Saygının en büyüğü Medel’e

Beşiktaş, ikinci yarıda oynamaya başladı ve rakibini sürklase etti. Aslında dün gecenin özeti bu... Peki ikinci yarıda ne oldu? İlk kıvılcımı devre arası oyuna giren Babel çaktı. Topu yere indirdiler, Ljajic bütün organizasyonu üstlendi ve rakip sürklase oldu. Peki ilk yarıda ne oldu? Futbol adına hiçbir şey. Bu yarıda Beşiktaş, hücum organizasyonu olarak sahada yoktu. Gökhan Töre ile başladılar ama onun mazereti var; neredeyse 1.5-2 yıldır oynamıyor. Ayrıca göbekten oynayalım dediler, sıkıştılar kaldılar. Bütün bunlara Larin'in sırtı dönük oynayamama özelliği de eklenince Beşiktaş hiçbir şey üretemedi. Ama ikinci yarının hemen başında Babel dar açıdan topun dibine girerek klas bir gol attı. Zaten kendisinden kalite olarak çok ama çok düşük bir takıma karşı ilk golü bulunca da arkası çorap söküğü gibi geliyor. Bir duran topta golü Pepe'den beklerdik ama bu sefer gol diğer stoper Roco'dan geldi. Parantez açmamız gereken üç isim var; ilki Karius'un cepheden Türkiye'nin en iyi kalecisi olduğu... Diğeri Adem Ljajic'in çok akıllı ve yaratıcı bir oyuncu olduğu ve son olarak da alkışların ve saygının en büyüğü Medel'e... Futbola yeni başlamış bir delikanlı gibi oynuyor. Her yerde o var, her mücadelenin içinde.

Sonuçta; Beşiktaş ilk maçı kazasız geçirdi ama son 20 dakika rakibe verdiği pozisyonlar hele hele son saniyede yediği gol düşündürücü. Şenol Hoca'nın önlem alması lazım. Her rakip, Sarpsborg gibi deneyimsiz ya da düşük kalitede değil.

Maç hakem için çok kolaydı. Macar hakem yetenekli bir isim. Kusursuza yakın yönetti.

Akıllı oynadılar

Galatasaray alıştığı ligde çok iyi bir başlangıç yaptı. Hem futbol olarak hem de skor olarak çok doyurucu bir sonuçla ayrıldı. Eksikler var mıydı, tabii ki vardı. Özellikle ilk yarının son 15 dakikasında duran toplardan anlamsız pozisyonlar verdiler. Bunlardan biri gol olsa, G.Saray yine kazanırdı ama çok zorlanırdı.
İlk 30 dakikaya bakıyoruz, Lokomotiv Moskova her yönüyle sürklase oldu. G.Saray müthiş top çevirdi, aralara oynadı, rakibe top vermedi ve bu dakikalarda Ndiaye, tek başına bir takım gibi her şeyi yaptı. İşte bu ilk dakikalarda da G.Saray'ın bence en değerli oyuncusu Rodrigues'in alışılmış golü geldi. Tıpkı 3 gün önce ligde oynanan Kasımpaşa maçındaki gibi soldan aldı, içerdi kat etti, vurur gibi yaptı-çekti ve çok iyi vuruş golü yaptı.
30. dakikadan sonra inisiyatif Moskova'daydı. İyi geldiler, pozisyon buldular, hele hele bir korner topunda bomboş Farfan kafayı iyi vursa golü yapacaktı ama iyi vuramadı.
İkinci yarı G.Saray doğrusunu yaptı. Oyunu belli oranda kontrole alıp kendi sahasında kabul etti. Rakibe de pek pozisyon verdiğini söyleyemeyiz. Eren Derdiyok'un mükemmel frikik golüyle de maç o anda bitti. Son dakikadaki Selçuk'un penaltısı da zafere mum dikti.
Şampiyonlar Ligi'ne 3 puanla başlamak çok iyi. Yalnız unutulmasın ki Lokomotiv Moskova yaşlı, ağır ve temposuz bir takım. Grubun bence en zayıf halkası. G.Saray'ın ofansif anlamda gerçekten bir problemi yok ama defans oyuncularının ağırlığı ve duran toplarda yapılan hatalar önündeki maçlar için büyük handikap olarak görülüyor. Bir diğer handikap da Porto ile oynanacak maçta Ndiaye gibi G.Saray'ın en fazla yük taşıyan oyuncusunun oynayamayacak olması.

VAR rezaleti!

Hakem kararlarıyla verilen pozisyonlar, tuhaf defans hatalarıyla tarihi bir gece yaşadık.
Beşiktaş gibi bir takım daha ilk yarıda Antalyaspor gibi mütevazı bir takımdan tam 3 gol yedi. Antalya'nın neredeyse her geldiği pozisyon gol oldu. Beşiktaş sıradan bir lig maçı değil de 3-4 farkla kazanmaya çalıştığı bir kupa rövanşı oynar gibiydi.
Böyle takım savunması olmaz. Orta saha ve forvet, takım savunmasına sıfır katkıda bulununca ilk yarıda sahneye Doukara çıkıverdi. Gol attı, gol attırdı, Beşiktaş'ı bitirdi. İkinci yarı Beşiktaş, müthiş bir baskı ile başladı. Kendilerini umutlandıracak ikinci golü de bulmalarına rağmen maçın geride kalan anlarında müthiş savunan bir Antalya ve kaleci Boffin vardı. Beşiktaş'ı anlayabilmek mümkün değil. Şampiyonluğa oynarken böyle maçları kazanamamak onlar için acı verici.
Hakemlik açısından da zor bir geceydi.
Antalya'nın attığı ilk gol birçok futbolsever tarafından ofsayt olarak değerlendirildi.
Ama gol kararı doğru. Değişen kurala göre top ayaktan çıkıp ofsayttaki oyuncuya gelirken bir savunma oyuncusu topa bilerek hamle yapar, topla oynarsa pas rakipten gelmiş kabul edilip ofsayt pozisyonu ortadan kalkıyor. Ama pas ofsayttaki oyuncuya gelirken çarpma veya sekme yaşanırsa ofsayt olarak değerlendiriliyor.
İkinci yarıda ciddi bir VAR hatası yaşadık. Kaleci Utku ceza alanı dışında rakibi faulle durduruyor. Hakem devam diyor. Olabilir ama VAR bu pozisyonlar için var. VAR'daki hakem faullük bir pozisyon olduğunu tespit edip kaleci Utku'nun da kalesini boşalttığını görüp hakemi uyarıp oyunu durdurmalıydı. Ama bunu yapamadılar.
VAR şayet bunu yapmış olsaydı kaleci Utku da oyundan atılacaktı.
Ayrıca maçta ciddi bir kural hatası var.
Top taça çıkarken ve henüz sahayı terketmemişken Beşiktaş'ın yardımcı antrenörü sahaya girip saha içindeki topu elle tutuyor. Hakem de yardımcısının uyarısıyla oyuna hakem atışı ile başlıyor. Oysa ki kural değişti. Antalyaspor'un direkt bir vuruşla başlaması gerekiyordu.
Bu da ciddi bir kural hatasıydı.

Messi olmasın ama!

Beşiktaş'ın, çok altında bir takımla deplasmanda 1-1 berabere kalması iyi bir sonuç ama oynanan futbol fazla keyif vermediği gibi bazı sıkıntılar ortaya çıktı. Larin, iyi hoş çocuk da Beşiktaş'ın büyük hedefleri için golcüsü değil... Koşacağı yeri bulamıyor, tek vuruşu çok iyi değil. Negredo diyoruz, dün gece cezalıydı ama o da zaten çok ağır. Vagner Love gidici gibi... Peki kim oynayacak? Diğer bir sıkıntı da 10 numara... Talisca zamanında bile o oynamadığı zaman Beşiktaş büyük oranda duruyordu, 10 numara demek illa Messi gibi olacak değil. Liderliği üstlenecek, organizasyonu devam ettirecek, zaman zaman aralara oynayacak ve tabii şut çekecek. Bu eksikliği de gördük. Gelelim Pepe ve Vida'ya... İkisi de ağır. Mesela Partizan'ın attığı ilk gole bakın. Rakip forvet ön direği gösterip arkaya koşuveriyor, kalkıp kafayı vuruyor, Vida kendisinden en az 3-4 metre uzakta. Beşiktaş bu golü yedikten sonra Tolgay'la aynı Partizan'ın attığı gibi bir gol buldu da maça tutundu. İlk yarıda tüm kontrol Beşiktaş'taydı ancak rakip kaleye gitmekte çok rahat değillerdi. İkinci yarı ise bu sefer Beşiktaş maçtaki etkinliğini kaybetti.
Sonuçta; Beşiktaş'ın turu geçmemesi için hiçbir neden yok ama bu kadro bazı eksikliklere rağmen siyah-beyazlıları ligimizde ne kadar taşıyacak işte orası koskoca bir soru işareti. Maç böyle olunca hakemin de tecrübesiz olduğu hemen ortaya çıkıyor. Bazı kart ve faul yanlışları içinde oldu. Ama Caner ve Tolgay'a iki çift lafımız var. Dün gece yaptığınız davranışları başka bir Avrupalı hakeme yapsanız, bedelini daha acı ödeyebilirdiniz.

Gomis’le barışın

FATİH Terim'in, "Ben dahil hiç kimse G.Saray'dan daha büyük değildir" sözünün mesajı olarak Gomis, Feghouli ve Belhanda sezona kulübede oturarak başladı. Eğer rakip Ankaragücü olmasaydı G.Saray kazanabilir miydi? Lige 2 bin 311 gün sonra dönen Başkent ekibinin kadrosu "toplama takım" havasındaydı. Ankaragücü, uyumsuz, dengesiz haliyle bile G.Saray kalesinde ciddi pozisyonlar buldu. Galatasaray'ın sezonun ilk maçında dağınık bir Ankaragücü ile oynaması hem kazanmak hem de Terim'in operasyon yapabilme adına büyük şans oldu.
Sinan, Rodrigues, Onyekuru ve Eren'den oluşan Galatasaray hücum hattı birbirlerine 4 yabancı gibi oynadı.
Bu dörtlü üst üste iki etkili pas bile yapamadı. Ayrıca Rodrigues ile Onyekuru'nun kişisel beceriye kaçıp "Golü ben atmalıyım" diyerek Nagatomo ve Eren'e pas vermemeleri egoist bir davranıştı.
Mariano'nun sağ beke dönmesi G.Saray'ın savunma aklını ve topu kullanma becerisini büyüttü. Brezilyalının rakibe basmadan önce rakibi aldatma adına yaptığı vücut hamleleri çok zekiceydi.
Serdar Aziz yüreğiyle oynuyor.
Güzel bir gol atmasına rağmen pozisyon alma bilgisi yetersiz olduğu için rakibi hep kaçırıyor. El Kabir'in biri ofsayt olan iki golünde de Serdar pozisyon hatası yaptı. Gomis heybetiyle rakiplere korku salıyor ve mutlaka önlem aldırıyor. Terim'in oynatmamasını doğru buluyorum ama Gomis'le bir barış sağlanmalı. Eren şık bir gol atmasına rağmen, ağır kalıyor. Üstelik kenar oyuncularına etkili paslar atamıyor. Rodrigues, Onyekuru, Gomis ile oynadıklarında pas yapabilecekleri için daha verimli olur.
Ercan Taner'i özlemişiz. Kadife gibi anlatımıyla kulaklarımızın pasını sildi.

Maçın iyisi: Mariano

Maçın kötüsü: Kone

Hakem Öztürk VAR’ı başarıyla uyguladı

MILYONLARCA Euro'luk Türk futbolunda açılış maçının oynandığı zemine bakın. Üstelik Başkent'te, üstelik kar, yağmur, çamur yok. Saha böyle kötüyken, pek tabii ki iyi futbol organize pasların olma ihtimali de çok düşük. Gelelim maça... Fatih Terim, Gomis, Belhanda ve Feghouli gibi 3 ası yedek bırakmış.Belli ki cezalandırıyor, belki ki Süper Kupa'nın belli oranda hesabını soruyor. İlk maçlar, üstelik böyle zeminde gelecek için fazla bir yön vermez.Galatasaray geçen yıldan bildiğimiz takım. Ama en büyük sorunları, defansif görünüyor. Mesela yedikleri golde El Kabir, defansın arkasına atılan topu kaptı, golü yaptı. Sonra yine yaptı ama VAR golü haklı olarak iptal etti.
Galatasaray'ın dün geceki en önemli şansı, mağlup duruma düştükten hemen sonra önce beraberliği, sonra da galibiyeti bulmasıydı. Böyle zeminler, teknik kapasitesi yüksek takım için büyük bir handikap. Dün gece de öyle oldu.
Rodrigues, Onyekuru, çabuk oyuncular.Topla driplingleri iyi ama dedik ya saha kötü. Eren Derdiyok çok şanslıydı. Kötü oynadığı, silik kaldığı bir maçın son dakikasında da olsa golü atmayı başardı. Kötü performanslarla gelen gol, santrforlar için rehabilitasyon anlamı taşıyor.
Sonuçta Galatasaray kalite olarak çok çok üste olduğu bir maçı kazanmasını bildi. Ankaragücü ise çok kötü bir görüntü verdi. Ama dedik ya ilk maçlar hiçbir şey belli olmaz ama işleri zor görünüyor.
Hakem Ümit Öztürk'ü beğendim.
İyi maç yönetti ve artık dünya hakemliği için en önemli kriter olan VAR sistemini başarıyla uyguladı. El Kabir'in attığı ikinci golde, yardımcı ofsayt olduğunu bildiği halde bıraktı, oynattı, top ağlara gitti, sonra da VAR'ın onayıyla gol ofsayt diye haklı olarak iptal edildi.
Maçın iyisi: Mariano
Maçın kötüsü: Sinan Gümüş