CANLI
SKOR
Rıdvan Dilmen

Rıdvan Dilmen

Beşiktaş, Napoli gibi olmalı

Deplasmandaki Eskişehir maçını hatırladım bu maçı izlerken. Orada da 2-1 bitmişti, laubalilik mi diyeyim, telaş mı diyeyim bilemedim ama bu maç da Eskişehir'deki karşılaşmayı hatırlattı. Beşiktaş, son bölümde pozisyonlar verdi.
Beşiktaş ilk yarının tamamında tok, tabanca gibi takımdan uzak, kırılgan bir yapıda oynuyor. Oğuzhan'ın son 1 aylık düşüşü, Sosa'nın düşüşü sebebiyle bloklar arasında eski darlık yok. Alan genişleyince yoruluyorlar. Kaldı ki Beşiktaş'ın Gökhan Töre diye bir oyuncusu var. Hem sakat hem de form problemi yaşıyor. Olcay gol kaçırıyor, güvenini kaybediyor yavaş yavaş. Tık tık pas yapan Beşiktaş oyununda en önemli etkenlerden biri Atiba'nın öne doğru pas yüzdesiydi, onda da düşüş var. Sezon başı Beşiktaş bu oyunla bu kadar gol atıyor olsa "Kolay değil" derdim. Bir yandan da şampiyonluğa giderken iki stoperini birden kaybediyorsun, hiç kolay değil. Stoper pozisyon oyununun geçerli olduğu bir mevkii...
Ben geçenlerde Napoli'yi seyrettim. Napoli'de dikkatimi şu çekti, 3-1 maç Chievo'ya karşı... Rakip taç kazandı, 6 kişi birden geldi. Beşiktaş da böyleydi. Şimdi Beşiktaş'ı böyle göremiyoruz. Kompakt oyundaki düşüş mü, baskı mı, bilemiyorum. Napoli nasıl yapıyorsa Beşiktaş da böyle bir takımdı, yine öyle olmalı.
Beşiktaş fikstürde iki maç geriden giderken baskı yaratıyor mu derken oyuncular, "Biz kendi işimizi yapıyoruz" diyorlardı. Fakat 23, 24. haftalarda bu stres yavaş yavaş başlar. Ligin sonuna doğru "Aman, ya kazanamazsam" diye düşünürsün. Gözüküyor ki yarış sezon sonuna kadar gidecek, stresli de gidecek. Bu maçta Beşiktaş adına 7-1'lik bir skorun üzerine de bir yazı yazıyor olabilirdik. "50 tane attıysak bir o kadar da kaçırdık" diyebilir Beşiktaşlı oyuncular. Misal, son iki 90 dakikada özetten rakipleri çıkarıp sadece Beşiktaş gol pozisyonlarını versen 3 dakikalık özetlere sığmaz. Bu iyi bir özellik Beşiktaş için ama başarı için daha sıkı haline geri dönmesi de gerekiyor. Rakiplerini daha çok yoruyordu Beşiktaş. Rakipler maç sonlarında diri kalmıyordu. Bunun karşılığında 52 tane gol attı lig için. 24 haftada maç başına 2 gol ortalamasını geçiyor.
Beşiktaş önce hücumdan başlayıp oradan savunmayı kurgulayan bir takım. Ligi savunmacı Fenerbahçe mi kazanacak, hücumcu mu kazanacak, soru bu.

Bu takımın bir felsefesi var

Öncelikle zemine değinmek lazım...
Maalesef birkaç tane oyuncu sakatlandı. Bu zeminde oynatmak gerçekten facia... Bağların kopabilir, menisküs olabilirsin.
Federasyonun, Akhisar'ın toplanıp bu konuyla ilgili sağlıklı bir karar vermesi lazımdı. Fenerbahçe kısa sürede bir kupa maçı, şimdi de yüksek tempolu bir lig maç ı oynadı. Perşembe günü Braga maçında 4 defansın 3'ü oynamayacak. Bakıyorum, Caner yok ama hiçbir Fenerbahçeli "Ah, Hasan Ali var" demez çünkü performansı iyi. "Gökhan yok da" demiyor Fenerbahçeliler, Şener var. Yaptığı gerçek asisttir, çizgiye inip çıkardı. Pereira'nın ve Fenerbahçe'nin son 1 aydır yaptığı çok önemli bir şey var :
Disiplin... Gerçekten çok disiplinliler.
Top rakipteyken de futbolun oynanmaya devam ettiğini biliyor Fenerbahçe. Hep dikkatliler. Diego dahil hiç bundan kopmadılar. Mesela Fernandao golü attı ya, eminim k i birçok taraftar "Fernandao oynar demiştim ben" der ama Fenerbahçe 3 kulvarda devam ediyor. Bu kadar Van Persie mi, Fernandao mu derken Pereira umursamıyor.
Bunu Gökhan-Şener, Caner-
Hasan Ali için de geçerli. Teknik olarak bizlere bazen yanlış gelebilir ama Pereira tercihini uygulayabilen bir teknik adam. Bu adamın adı Nani demiyor, Alper'i koyuyor. Herkesin topu görmesini istiyor, bu bir felsefe olmuş. Bu felsefeyle iki takım başarılı oldu, Fenerbahçe ve Konyaspor.
Fenerbahçe ile birlikte Pereira da gelişti. İlk önce Yunanistan Ligi gibi zayıf zannediyordu. Çok riskli, farklı bir sistemle oynuyordu. Erken uyanıp Aykut Kocaman ve İsmail Kartal'ın sistemine döndü çünkü o düzende kupalar gelmiş, şampiyonluk yarışında hep ilk 2'de olmuş. Önce sisteminde değişime gitti ve bunu erken yaptı. Bireysel olarak da Mehmet Topal' ı ilk günlerde düşünmüyordu ama bundan vazgeçti.
Volkan'ı geç de olsa monte etti. Bu kötü futbol değ-il dir, kendi kadro yapısına uygun oynamak- tır. 4 savunmanın 3'ünü değiştirip iyi bir takıma karşı oynuyor, sorun yaşamıyor. Bir ekol, bir prensip, bir felsefe kazandırmış Pereira bu takıma. Son cümlemi Konyaspor'a ayırmak isterim. Ligde 10 hafta kala 40 puanı buldular, kupada yarı finaldeler. Aykut Kocaman hoca inanılmaz işler yapıyor, tebrik etmek gerekiyor.

Günün adamı Vitor Pereira

Derbide iki apayrı yarı izledik. Devre arasında "Bu tempoyla maç nasıl biter" diye düşünmüştüm. Benim çocukluk yıllarımda seyrettiğim, gençliğimde oynadığım derbileri düşünüyorum, ilk yarıdaki tempoya bakıyorum, benzerini hiç görmedim. Ekonomik oynamadan, sert başladı Pereira'nın öğrencileri. Pereira bunu yaparken kulübe avantajını düşünüyordu. Quaresma'nın karşı karşıya olduğu pozisyon haricinde istediğini yaptı, ilk yarıda maçı bitirebilirdi, üç farklı bitirebilirdi. İkinci yarıda ise maç değişti, Beşiktaş'a döndü. İkinci yarının ilk 15 dakikasında 3 pozisyon ürettiler. Sonra devreye giren Pereira oldu. Devreye girdikten sonra pozisyon vermemeye başladı son anlara kadar. Alexis'in hatası, diri Ozan'ın çabası da ikinci golü getirdi. Kadıköy gerçekten normal bir deplasman değil. Fenerbahçe seyircisi derbilerde belki de esasen kendi takımı üstünde baskı kuruyor, yorgunluğu hissetmemeni sağlıyor. Bir kere bu skor şu demek, genel averaj rafa kalktı. Puan puana durumunda Fenerbahçe kazanacak. Bu da ligin yüzde 50-50'ye gelmesi demek.
Alper kadro asıldığı an baktığında şaşırmıştır, sürpriz olmuştur. Alper çıkarken mutsuzdu, kenarda yerine giden adam Portekiz milli takımı oyuncusu Luis Nani'ydi. Diego da çıkarken isyan etti, yerine ise hoca Ozan Tufan'ı soktu. Alper ve Diego asla kötü oynadıkları için çıkmadı. Bence hoca Alper'i, Diego'yu oynattığı için tercih etti. Beşiktaş'ın en önemli gücü olan ikinci bölgeyi çabuk geçtiği için Topal önderliğinde kapatmak istedi, analizini doğru yaptı. Pereira müdahale etmese o ikinci gol gelmezdi. Bunu golü atan Nani için demiyorum, pozisyonu kovalayan Ozan için diyorum. Diego o dakikada o baskıyı yapamazdı. Açıkça yazayım, antrenörün çıkardığı 11 bana düşüncelerimi yutturdu. Bu maçta bence en çok iz bırakan kişi ne golleri atanlar, ne de attıranlar değildir, Vitor Pereira'dır.
Çakır'ın Caner'e iki kez sarıdan kırmızı kart vermemesi hatadır, Beck'in atılmaması hatadır. Bireysel performans açısından ise ilk yarıda Volkan Şen, ikinci yarıda Volkan Demirel hatasız oynadı. Her şeye rağmen günün adamı Pereira'dır.
Maç başında 11'leri değerlendirirken "Ben Nani'yi oynatırdım" diye düşünmüştüm, yanıldım. Yüreğinden dolayı tebrik ediyorum.

Beyin olarak bitmişler

Reytingi çok yüksek bir kulüp olan Galatasaray, sezonu üzgün geçiriyor. Çok erken koptular şampiyonluk yarışından. Teknik direktörün de, futbolcuların da kafasında iş bitmişti. Avrupa Ligi, Türkiye Kupası diye hoca ne kadar kendisini motive etmeye çalışsa da bunu sağlayamadı. Galatasaray Kulübü bir hamle yaptı teknik adam değişikliğiyle. İyiye mi gitti? Hayır. Kötüye mi gitti? Evet. Mustafa hocayı insan olarak severim, kariyerine de saygı duyuyorum, durumuna üzülüyorum ama hocanın yıprandığını düşünüyorum. Beklentilerimizin arkasında kaldı. Muslera iyi sezon geçirmiyor, evet Umut kötü oynuyor ama antrenör ne yapmış, bir de işin o boyutu var.
Mustafa hoca bizim abimiz. Eleştirmek çok kolay, daha geniş bakmak lazım ama değerlendirirsek bir Trabzonspor bir de Galatasaray geride kalmış potansiyelinden. Chedjou, orta saha, stoper oynamış, Sabri sağ açık, sağ bek oynamış. Olcan, sağ, sol ön, sol bek oynamış. Donk, orta saha, stoper... Peki biz Beşiktaş'ın 11'ini sayabilir miyiz, baştan aşağı tereddütsüz sayarız, herkesin yeri bellidir. Trabzonspor'u da sayamazsın. 1-0'dan sonra reaksiyon vermiyorsanız beyin olarak bitmişsinizdir. Fizik de beyini takip eder. Hafta içi çalışma temponuz da düştüğü için kafadaki durum vücudu da etkiler. Bu kayıplar sezon sonuna kadar devam edecek, liderle fark daha da açılacak. Şampiyon olan bir takım var. Gerets'in şampiyon olup daha sonra düşük puan topladığı sezonun ardından yine şampiyon olmuştu. Galatasaray ya tavan yapıyor ya da çözülüyor. Kupada sonuçta finale de kalsanız Beşiktaş ya da Fenerbahçe'nin gelme ihtimali var, olası Avrupa cezasından 1 yıl eritmek için kupayı almanız gerekiyor. Finalist olmak yetmiyor. Bu yüzden en azından bir yılından kurtulabilmek için ilk 4'e girmesi gerekli. Buna konsantre olunması şart.
Gaziantepspor takımına sezon başında "Acaba" diyorduk. Diri, puan toplayan, alt sıralardan uzaklaşan bir hüviyette... Tehlike çemberinin dışında artık. Orkan iyi bir oyuncu, Larsson farklı bir isim. Yabancı transferini doğru yapmışlar, 3 puanı hak ederek aldılar.
Son olarak, acı bir olayı anmadan geçemeyeceğim. Adıyamanlı hentbolcuları, gencecik çocukları kaybettik. Çok üzücü bir olay, yaralılara da şifa diliyorum.

Ligin tek patronu Beşiktaş

Bir tarafta Gençlerbirliği... Ligin ikinci yarısında hiç puan, maç kaybetmemiş, yani kaybetmemeyi alışkanlık haline getirmiş bir takım. 1-0'dan sonraki reaksiyonun sebebi buydu. Yani 'Biz kaybetmiyoruz, bir gol atarız' mantalitesi var takımda. Diğer tarafta Beşiktaş için olmazsa olmaz maçı. Gençlerbirliği'ni yenerek lider gitmek istiyor Kadıköy'e. Orada kaybetse bile bir maçı eksik, yani avantaj cebinde. Beşiktaş maçın başında da öne geçemedi. Oyunun zorlaştığı anlarda attı golü ve sonra da koruma içgüdüsüne girdi. Ama ikinci pozisyonu da buldu. Beşiktaş, 4-0 kazandığı Gaziantepspor maçından daha hakimdi sahaya. Futbolcuyken de çok Beşiktaş maçı oynadım, farklı kaybettiğim maçlar oldu. Ama bu sezon Beşiktaş çok farklı bir yapı edindi: Oyun hakimiyeti. Bu maçta belki 4-5 gol atmadı ama top ve oyun hakimiyeti Beşiktaş'taydı. Coşkulu oynamak farklı, 'eyvah' diyerek oynamak farklı. Beşiktaş zaman zaman böyle oynuyor ama bu da doğal. Ligin sonu geliyor ve ciddi bir rakibi var. Tabii ki 4 atacağı, farklı kazanacağı maçlar da olacak ama puan kayıpları da olacaktır.
Bazı Beşiktaşlılar haklı olarak 'Gol rekoru kırar mıyız' diye düşünüyor. Ama teknik heyet öyle düşünmüyor. 1-0'dan sonra 'Maç bitsin' diye bekliyor. Aslında taraftar da 1-0'a razı. Son dakikalardaki coşkusu, desteği bunu gösteriyordu. Çünkü "önemli olan 3 puan haftaları" başladı. Galatasaray da böyle şampiyon oldu geçen sezon ve şimdi iki takım var yarışta.
Düşünebiliyor musunuz Beşiktaş'ın Kadıköy'de Fenerbahçe'yi yendiğini bir maç eksiğiyle... Yenildiniz, maçınız eksik. Berabere kaldınız, hala lidersiniz. Ve yenerseniz neler olur...
En kritik yerlerde sahneye çıkması gereken Oğuzhan iki haftadır sallanıyor. Ortaya çıkmalı. Marcelo'yu beğendim ama Alexis için karar veremedim. Bu ikili hakkında Fenerbahçe derbisinden sonra daha rahat yorum yapabilirim.
Farklı bitmemesine, son dakikaların zor geçmesine rağmen Beşiktaş oyuna hükmediyor, baskılı oynuyor. Atiba da bu oyun sisteminde başrolde. Bu ofansif kadro ancak Atiba ile oynar geride.
Quaresma da şunu görmeli. Şenol Güneş'in onunla problemi yok, oynatıyor. Taraftarın en çok sevdiği futbolcu Quaresma. Niye büyük takımlarda barınamadığını düşünmüyor da değilim. En büyük eksiği gol. Olcay Şahan'ın mantalitesi onda olsa zaten oralarda kalırmış.

Salih'in yaptığını ben de yapardım!

Bu yazıyı ilk yarı bitiminde yazmaya başlasaydım teknik analiz bakımından söylenecek çok şey olabilirdi belki ama bu maçın ardından konuşmak çok da mümkün değil. Hakem damga vurdu. Genel anlamda bir tespit yapmak istiyorum. Trabzonspor Kulübü şike meselesiyle ilgili bir dava içinde. Bu konular yüzünden demagoji yapıyormuşum gibi algılanmasın. Çok mağdur oldular. Hakem hatalarıyla ligden koptular. Net söylüyorum, 2015/16 sezonunda yerle bir ettiler Trabzonspor'u. Ekmek kadayıfının üzerine kaymak olur ya, bu da kaymak oldu bu sezon için. İki tane kırmızı kart var, hiç tartışılmayacak. Cavanda ve Salih... Diğer pozisyonların hepsi tartışılır. Galatasaray'ın kazandığı penaltının penaltı olmadığını biz ancak tekrarda gördük. Bu hakem hatasıdır. İlk yarıda Marin'in pozisyonu, Sabri'nin itmesi penaltı, çok ciddi bir hata. Erkan Zengin'in kullandığı penaltının penaltı olmadığını düşünüyorum. Muhammet'in çizgide yerde kaldığı pozisyonunda Chedjou'nun gelişi bile sarı kart. O kadar mahcup oldu ki hakem, uzatmayı kısa kesmek zorunda kaldı. Özer'in ikinci pozisyonda faul yok. Salih'le Cavanda son pozisyonda artık delirdi. Ben hayatımda tek bir kırmızı kart görmedim ama yanlış anlaşılmasın, ben de o duyguları yaşasam ben de yapardım. Teknik hataların dışında davranış biçimi hatalıydı bu arkadaşımızın. Çok net söylüyorum, ben hakem olsaydım inan son penaltıyı penaltı sanıp verebilirdim, ilk pozisyonlar da olabilirdi ama Aykut'u, Özer'i bırak be hocam, bırak gitsinler. Küfür etmediler, hakaret etmediler. Maç hararetli geçiyor, Podolski'yle atışıyor diye Aykut niye ikinci sarıdan kırmızı alıyor? Galatasaray da Trabzonspor da hangisi kazansa fark etmezdi, ikisi de coşkulu oynamaya çalıştı, kalite yoktu. 9 kişi rakibe karşı Galatasaray istediklerini yapamadı. Rakibi açabilmen lazım... Maç sıkıştı, aslında 11'e 9 gibi oynanmadı. Son penaltı olmasa berabere bitecekti belki de. Son olarak birkaç kelime de Lazio maçıyla ilgili edeyim. Galatasaray hala elenmedi, hala şansı var açıkçası ama dünkü oyunda savunma ağırlıklı tercih yaptı diye sorgulamam. Çünkü Mustafa hoca takımın gücüne güveniyor.

Pereira meseleyi kişiselleştirdi

Dün bir haber vardı, Pereira arabalı vapurda, Eskihisar-Topçular arasında giderken 35 dakikalık sürede analiz yapıyormuş. Gazeteler de tebrik ediyor. Çarşamba gazetelerinde "Ezer Geçerus", "Ufaladık" başlıkları vardı. Ne oldu da bunlar değişti, esas bunu sormak lazım. Salı akşamı biz Fenerbahçe'nin olağanüstü bir oyununu anlattık. Ozan'ın çok iyi top oynadığını, Van Persie'nin iyi olduğunu söyledik. Ne oldu da bu oyuncular oynamadı? "Şimdi formayı aldım" diyen Van Persie bu maçta kenardan gelirken ne olur? Çaylak bir oyuncu değil. Hadi Lokomotiv maçında kenara aldın, bari bu maçta başlat. Hazır yakalamışsın. Oyun için yazmıyorum, Fenerbahçe'nin tecrübesinde bir oyuncu ilk devredeki yoğun pozisyonlu oyunda bir tane atabilirdi, attırabilirdi. Ozan gibi genç olsa üzülür eder ama geçer dersin. Şahsi kaprisler, şahsi problemler yoksa, Samandıra'da olağanüstü bir şey olmadıysa Van Persie oynamalıydı. Böyle olunca cezayı ona değil, kulübeye kesti. Artık meseleyi kişiselleştirdiğini görüyorum. Şu formuyla uçuyor demiyorum ona da ama bu takımda oynar. Pereira'nın yerine kendimi koyuyorum, anlamaya çalışıyorum ama teknik açıdan da Van Persie oynar.
Lokomotiv Moskova'nın gardı düştüğü bölümde Van Persie kenardayken "Ah" diyordur, "Tam benlik maç oldu." Öğleden sonra 11'ler belli olmuştur. Van Persie de hanımını, belki de menajerini aramıştır, "Artık burama geldi. Mutsuzum" diyordur.
Antrenörlük saygınlığına çok önem veririm, ben de yaptım. Fernandao da bu baskıyı hak etmiyor, taraftarın tepkisi onu da zor durumda bırakıyor. Yalnız hissediyordur. Onu da kaybediyorsunuz bu sefer birini kazanacağım derken. Cenk kenardan geliyor, katkısını veriyor. Mario Gomez'in yerine oyuna Cenk'i aldı Şenol hoca Mersin İdmanyurdu maçında. 0-0'ken bunu yapmak Cenk'e de saygısını gösteriyor hoca ama diyor ki "Benim birinci santrforum Gomez." Fenerbahçe takımının birinci santrforu belli değil.
Dün oynanan Barcelona'nın Las Palmas maçını da izledim... İleriye üçlüye bak- tım, değişiklik yok, Neymar, Messi, Suarez oynuyor. Haftaya kim oynayacak? Yine bu üçlü oynayacak. Gol atsalar da oynayacak, atmasalar da... Robin van Persie de böyle olmalı. Adam gol atıyor, ona rağmen formayı alamıyor. Bu tercihinin mantığını açıklaması lazım hocanın...

Bursalılar mutsuzdur

Açıkçası Bursaspor taraftarı mutsuzdur. Şampiyonluk görmüş bir kulüp. 18 kişilik kadronun 12-13'ü geçen sene Bursa'da oynamayan oyuncular. Yeni kadrolarda kısa sürede bir iskelet oluşturmanız lazım. Oyunun tamamına yakınında mahkum oynadılar. Hamza hocanın takımının ideal bir kadro bulması lazım, tam oturması gerekiyor. Harun'un da dikkatli oyunu, konsantrasyonunu diri tutması önemliydi. Mert Günok'tan formayı aldı diyemem, belki Mert verdi ama Harun fırsatını değerlendirdi. Dünkü maçta belki bir de Sivok'la birlikte iyi oynayan ender Bursasporlulardandı.

Ozan iyiyse Ozan oynar

Antrenörün hayal ettiği üçlüyü Lokomotiv Moskova maçında Josef-Topal-Ozan oynamıştı. Diego varken ise bu olmadı, karışıklık meydana geldi. Daha sonra Ozan'ı sokup toparlamaya çalıştı. Avrupa maçında bastırmışsın, oynamışsın, kalecin belki duş bile almamış. Biz antrenörlerin bazen böyle kişiselleştirdiği durumlar oluyor. Fenerbahçe bir sürü deplasmanda kötü oynarken kazandı. En iyi oynadığı üç deplasmanı sıralarsam Bursa, Beşiktaş ve Gaziantep derim. Hiçbirinde kazanamadı. Bursa deplasmanında seyircisiz bile olsa bu kadar iyi başlayacağını düşünmüyordum. Kazandığı çok maçtan sonra "Çekirge misali" dedik. Maçın tamamında Fenerbahçe tek kale oynadı, ilk yarıda 4 pozisyon buldu. İkinci yarıda ise taktiksel ve oyuncu değişiklikleri Fenerbahçe aleyhine gelişti. Diego o maçta cezalıydı diye bu maçta oynayacak diye bir şey var mı? Takım iyi oynamış, Ozan iyiyse o oynar.