Ömer Üründül

Ömer Üründül

Ders alınacak maç

Dün gece Tüpraş Stadı'nda futbol kalitesi düşük ama korakor fizik mücadeleye sahne olan bir maç izledik. Beşiktaş, 90 dakika boyunca oldukça zorlandı. Orkun'un güzel golünden sonra oyunun rahat gideceği görüşü belki hakimdi. Ancak hatalı bir duran top golüyle skora denge geldi. Çok kısa süre sonra da penaltıdan Beşiktaş yeniden öne geçti. İkinci yarı , Beşiktaş ilk devreye oranla zorlanmaya başladı. Bir pozisyon dışında üçüncü golü bulacak üretkenlik sağlanamadı. Çok ciddi bir-iki de tehlike atlatıldı ama sonuç olarak çok önemli 3 puan kazanıldı. Gelelim genel gözlemlerime; Salih; milli maçlar yorgunuydu… Kaptan Orkun; sakatlığı nedeniyle alışılmış dinamizminden uzaktı. Miretti; kaliteli bir oyuncu ama defansif yönü zayıf. Trossard da formsuz. Bana göre İlhan'ın asıl faydalı olduğu yer sol taraf. Tablo böyle olunca geri dörtlüde çok zorlandı ve zaman zaman ciddi yerleşim hataları yaptılar. Aslında bu maç İtaliano'nun ders çıkarması gereken bir karşılaşma. Çünkü önünde Hoffenheim ve Trabzonspor maçları var. Bilhassa defans bloğunda her zaman iyi oynayan iki bek de stoperler de iyi değildi. Bu yüzden Avrupa Ligi mücadelesine çok dikkat edilmesi gerekir. Bana göre Olaitan'a Beşiktaş'ın şu anda çok ihtiyacı var.
Dün sahanın iki takım açısından da en iyi oyuncusu Berkan Kutlu'ydu. Selçuk İnan'ı önemli bir noktada takımının genel görüntüsüyle kutlamak istiyorum. Elindeki kısıtlı malzemeyle günümüz futbolunun istediği atletik futbol oynatıyor.

3 farklı skor kimseyi aldatmasın!

Fenerbahçe dün Rize deplasmanında 3 farklı bir galibiyet elde etti ama bu hiç kimseyi aldatmasın. İlk yarıda tesadüfi bir golle skor avantajı yakalandı. Ondan sonra 83. dakikaya kadar sergilenen futbol kesinlikle büyük hedef belirleyen bir takım için geçerli değil. Öncelikle İsmail Kartal'a sormak istiyorum, milli takımlara giden oyuncular dışında eldekiler 15 gün ne yaptılar? Greenwood'un yürüyecek hali yok. Oğuz gibi önemli bir oyucu varken bu kadar kötü oynayan Greenwood 80. dakikaya kadar nasıl oyunda kalır? Guendouzi de hiç çalışmamış. Keza Semedo aynı şekilde. Sadece işi idare etti. Biraz Brown ile Ake vasatı aştılar. Kante de eski gücünde değildi ama deneyimiyle faydalı oldu. Kerem Aktürkoğlu çok hırslı ve çalışkandı. Ama üstündeki o baskıyı bir türlü atamıyor. Net gol pozisyonlarında üzerine sanki bir şey çöküyor. Asensio her zaman söylediğim gibi yine kaçak dövüştü. Yürüye yürüye oynayan bir yetenek. İsmail Kartal'ın bence tek doğrusu, maç kritik giderken, rakip tehlikeler yaratırken Asensio- İrfan Can Kahveci değişikliği yapmasıydı. Gününüz futbolunun istediği atletizme uygun 3 futbolcu İsmail, Bartuğ ve Oğuz. 3'ü de kulübedeydiler. Dün geceki kadro yapısıyla Fenerbahçe'nin zor rakipler karşısında başarılı olması mümkün değil. Fenerbahçe için gecenin en güzel yanı, İrfan Can ve Oğuz'un attığı mükemmel gollerdi.

3 farklı skor kimseyi aldatmasın!

Fenerbahçe dün Rize deplasmanında 3 farklı bir galibiyet elde etti ama bu hiç kimseyi aldatmasın. İlk yarıda tesadüfi bir golle skor avantajı yakalandı. Ondan sonra 83. dakikaya kadar sergilenen futbol kesinlikle büyük hedef belirleyen bir takım için geçerli değil. Öncelikle İsmail Kartal'a sormak istiyorum, milli takımlara giden oyuncular dışında eldekiler 15 gün ne yaptılar? Greenwood'un yürüyecek hali yok. Oğuz gibi önemli bir oyucu varken bu kadar kötü oynayan Greenwood 80. dakikaya kadar nasıl oyunda kalır? Guendouzi de hiç çalışmamış. Keza Semedo aynı şekilde. Sadece işi idare etti. Biraz Brown ile Ake vasatı aştılar. Kante de eski gücünde değildi ama deneyimiyle faydalı oldu. Kerem Aktürkoğlu çok hırslı ve çalışkandı. Ama üstündeki o baskıyı bir türlü atamıyor. Net gol pozisyonlarında üzerine sanki bir şey çöküyor. Asensio her zaman söylediğim gibi yine kaçak dövüştü. Yürüye yürüye oynayan bir yetenek. İsmail Kartal'ın bence tek doğrusu, maç kritik giderken, rakip tehlikeler yaratırken Asensio- İrfan Can Kahveci değişikliği yapmasıydı. Gününüz futbolunun istediği atletizme uygun 3 futbolcu İsmail, Bartuğ ve Oğuz. 3'ü de kulübedeydiler. Dün geceki kadro yapısıyla Fenerbahçe'nin zor rakipler karşısında başarılı olması mümkün değil. Fenerbahçe için gecenin en güzel yanı, İrfan Can ve Oğuz'un attığı mükemmel gollerdi.

Şahsiyetli mücadele sergilediler

Uluslar Ligi A Grubu'ndaki 4. maçı da yenilgi ile kapattık. Dün gece rekor sayıda önemli oyuncularımız eksikti. Buna rağmen futbolcularımız korakor şahsiyetli bir mücadele sergilediler. Ama değiştiremediğimiz makus talihimiz var; o da kolay goller yemek. Dün yine bu tarzda 3 gol yedik. Bunun dışında İtalya'nın Uğurcan'ın kurtardığı bir tane net pozisyonu var. Biz ilk yarıda 25 dakika oyunu karşı alanda oynadık, 5 korner kazandık. Ama hiçbir şekilde üretemedik. Zaten bu boy vasatisi ile kornerlerden gol çıkarmak tesadüfe bağlı olurdu. İkinci yarının ilk bölümünü de iyi oynadık. Aral ile iki pozisyon bulduk, sonra Aral ile golü bulduk. Ama kısa süre sonra yine yenik duruma düştük. Bu arada yine oyunu bırakmadık. Salih'in bir şutunu Donnarumma kurtardı. Son dakikalarda yediğimiz golle maçı 2 farklı kaybettik. Oyuncularımız ellerinden geleni yaptılar. Ön plana çıkan İsmail ile Salih'in mücadelesi oldu. Bunun yanında Yunus'un başarılı performansı ve devamlılığı oldu. Bu dört maçtan sonra şöyle bir görüş belirtmek istiyorum. Grubumuzda çok güçlü takımlar var, bu herkesin bildiği bir gerçek. Hakan-Kenan ve de Orkun'un eksiklikleri son derece sıkıntıydı. Güçlü rakiplerimizin kadroları bol alternatifliydi. Onlar eksik oyuncuları da olsa giderebilecek hamleler yapabildiler. 4 maçtan görüşüm şöyle; İtalya ve Belçika maçlarında performansımız her yönden olumsuzdu. Ama Fransa'nın yanında dün geceki maçtaki mücadele ve kafa tutmamız olumluydu.

Hatalar zinciri

Büyük ümitlerle çıktığımız İtalya maçını ne yazık ki farklı bir skorla kaybettik. Maça kötü başladık, erken hatalı bir golle skor dezavantajına düştük. Ondan sonra da devre sonuna kadar ne defansif ne de ofansif hiçbir varlık gösteremedik ve toplam 3 gol yedik. İkinci yarıya, yapılan değişikliklerle skoru kabullenmemem için hırslı bir başlangıç yaptık. Çok erken bir gol de bulduk. Hemen sonrasında ise yine hatalı bir gol yiyince yapacak bir şey kalmadı. Maçı sonuna kadar bırakmadık ama yoğun baskıdan iki net pozisyon kaçırdık. Hele Kerem'in kaçırdığı inanılmazdı. İtalya bizi farklı yendi ama kesinlikle çok iyi bir takım değil. Neticeyi biz tayin ettik...
Gelelim genel gözlemlerime; Montella'nın bu maç için başlangıcındaki takım tertibi hatalıydı. Zor maçlarda düşünmeden görev verdiği İsmail Yüksek kulübedeydi. Brighton'da her maç oynayan ve son derece başarılı oynayan Ferdi de kulübedeydi. Tabii bir de kaleci sorunu var. Ben Fransa maçını yorumlarken Uğurcan hatalı kırmızı kart görünce şöyle bir görüş bildirmiştim: "Uğurcan kartını zaten son dakikada gördü. Önemli olan şu anda Uğurcan'ın atılması değil, İtalya maçında oynayamayacak olması." Bunu neden söyledim? Altay iki senedir hiç oynamıyor. Bu kadar maç eksiği olan bir kalecinin böyle zor bir mücadelede hata yapmaması mümkün değil. Tabii burada Altay'ın hiçbir günahı yok. Maçın kahramanı kimdir diye soru gelirse, hiç tereddütsüz hakem Michael Oliver derim. Farklı skora bakmadan, konsantrasyonunu hiç kaybetmeden, VAR'a yaslanmadan tüm kararlar bu kadar doğru olabilir mi? İşte onun için bence dünyanın en iyi hakemi...

20 dakikada maçı bitirdi!

Dün öyle bir maç izledim ki teknik bir analiz yapmak mümkün değil. Eyüpspor, kalecisinden en uçtaki oyuncusuna kadar çok zayıf bir ekip. Fenerbahçe'nin puan kaybına tahammülü olmayışı, rakibi küçümseme anlayışını ortadan kaldırmıştı. Fırtına gibi bir başlangıç, daha ilk 20 dakikada maç bitti. Ondan sonra da 90 dakikanın sonunda ortaya 8 gollü bir galibiyet çıktı. Gelelim genel gözlemlerime…
Dünün iki tane önemli artısı vardı. Biri Vedat'ın performansı, 4 gol ve kendisine yapılan penaltı. İkincisi de takım olarak rahat giden bir maçta iş ciddiyetini hiçbir oyununun bırakmayışıydı. Bir de İsmail Yüksek olayı var. Bir defa kesinlikle kulübe oyuncusu değil. İkinci yarıda girdi, belki kolay maç ama önemli pres özelliklerini sergiledi. Bir de kazanılması gereken bir Bartuğ Elmaz var. Çok az görev yaptı, hep başarılıydı. Milli Takım'a da çağırıldı. Mesela İsmail Kartal'ın, Kante'yi hiç oynatmaması, İsmail ile başlayıp sonra da Bartuğ ile devam etmesi gerekirdi.
Bir önemli konu da Lukaku'nun durumu. Böyle önemli santrforu kazanmak gerekiyor. Şu andaki fizik gücü yetersiz. Bunu görmesine rağmen İsmail Kartal, kritik Gaziantep maçında Lukaku ile başladı. Bu riski aldığına göre o da kazanmak istiyor. O zaman dün niye 70. dakikayı bekliyorsun. İkinci yarı Lukaku'yu oyuna al, Vedat'ın istekli oluşu seni motive edebilir ama o zaman fark 5'ken, çift santrfor oynat.

Salah’la her şey daha kolay...

Trabzonspor, lider Galatasaray'ı 4 farklı skor ile yenerek hem yarışın içine girdi hem de büyük moral kazandı. Bu maç, ilk devrede bitti. Oyunu domine eden genelde Galatasaray'dı ama yenen 3 gol var, 2 de net kaçan . Günümüz futbolunda böyle bir takım savunması olmaz. İlk gole bakalım... Daha 4. dak-i kada korner dönüşünde 70 metre genişlikte Salah'ı kaçırıyorsun. Ardından üstün oynar gibi gözüküyorsun, rakip savunmayı zorluyorsun ama devamlı pozisyon veriyorsun. Çünkü takımdaki en büyük rahatsızlık, rakipler ön alan baskısını kırınca pozisyonlar veriyorsun. Takım tertibinde de büyük hata var. Böyle bir kritik deplasmanda defansif yönleri hiç olmayan Sane ve Leao'yu birlikte kanatlarda görevlendiriyorsun. Sonuçta da farklı bir yenilgi geldi. Okan, Buruk'un takımın bu zaaflarını önleyici birtakım tertipler düşünmesi lazım. Ligdeki kolay rakipleri G.Saray rahat geçer ama bilhassa Avrupa'da bu anlayış başına devamlı iş açar. Trabzon'a gelince tabii öncelikle 3 gol atan Salah'ı kutlamak lazım. Gerçekten çok usta bir oyuncu. Reis'in en büyük doğrusu, santrforda hareketli Dju'yu görevlendirmesiydi. Onuachu'nun aksine çok hareketli. Bir gol kaçırdı. Ama 3. golde egoistlik yapmadan Salah'ı görmesi çok önemliydi. Reis'in hamlesindeki en büyük doğrusu da takımın en verimsiz ismi Muçi'yi oyundan tam zamanında almasıydı. Bana göre dünkü maçta Trabzon'un saha içi yönetmeni Onana'ydı. Tempoyu o ayarladı. Geriden oyunu o kurdu. Kurtarışları da var. Çağdaş kaleci performansı gösterdi.

Problem büyük!

Roma maçından sonra gelişen olaylar Fenerbahçe takımının tümünü öylesine etkilemiş ki, sahaya yansıyan futbol tam bir hayal kırıklığıydı. Genel analizimin dışında bu olumsuz tabloyu gösteren çok net bir veri var. Kritik bir maç oynuyorsun ve F.Bahçe takımı ilk faulünü 62. dakikada yapıyor. Ben böyle bir şeye bugüne kadar rastlamadım. İlk yarı oyunun bütün kontrolü Gaziantep'te. Fenerbahçe'nin ileriye çıkma isteği ise ağır çekim paslarla hiçbir şey ifade etmiyordu. Gol pozisyonlarını kovalayan, giren ve kaçıran Gaziantep'ti. Fenerbahçe'nin de bu kötü görüntüsüne rağmen kaçırdığı bir pozisyonu var ki kaçırmak atmaktan daha zor. Guendouzi de bunu başardı. İkinci yarıda Fenerbahçe'de işin ciddiyetini anlamaya çalışan bir hareketlilik var. Guendouzi ile kaçan bir gol var. Devamında Kerem'in vuruşu direkten döndü.
Sonra İsmail Kartal, 3 hamleye başvurdu. Ama bu 3 değişiklik de sahaya olumlu yansımadı. Çünkü girenler de maçın havasından uzaktılar. Bu bozuk düzende Gaziantep'in ilk yarının aksine hücuma çıkamayışı muhtemel bir sıkıntıyı engelledi. Fenerbahçe açısından en aklımda kalan enstantane Greenwood'un direkten dönen frikiği... Sonuçta 2 puan daha kaybedildi. Problem büyük. Mehmet Türkmen'i hiç anlayamadım. İkinci yarıda rekor sayıda karşılıklı oyuncu değişiklikleri oldu. 2 sakatlık var. Bir karşılıklı itiş kakışlarla 4 sarı kartla neticelenen olay var. Ve uzatma sadece 3 dakika!

‘Ah Vedat ah’ diyorum tabi ki!

Fenerbahçe taktiksel ve mücadele olarak güçlü rakibine karşı mükemmele yakın bir futbol sergiledi. Üstelik ikinci yarıda da galibiyeti kaçıran taraftı. Roma'yı incelediğimiz zaman formda ve zorlu bir takım. Pas trafikleri oturmuş ve önemli de oyunculara sahipler. Fenerbahçe topun arkasına geçip alan daraltarak, ilk yarı daha çok savunmada kaldı. Topu rakibe bıraktı. Ama çok iyi kapandılar… Yalnız Cristante'nin kurtarılamayacak şutuyla skor dezavantajına düşüldü. İkinci yarının başında çok iyi bir organizasyon sonucu, Brown kalite bir gole imza attı. Ondan sonra yine aynı oyun anlayışı devam ederken, rakip oyunu karşı alana yıkıyor ama iyi yerleşimli savunma karşısında üretemiyor, bu arada da ilk yarının aksine Fenerbahçe'nin zaman zaman yaptığı her çıkış tehlikeli oluyordu. Vedat kaçırdı, Oğuz kaçırdı, bir top da direkten döndü… Sonuçta da puanlar paylaşıldı. Gelelim genel gözlemlerime; İsmail Kartal'ın kadro tercihi ve taktik planı çok doğruydu… Rakibin önceden düşündüğü gol planlarına hiç izin verilmedi. Kartal'ı kutlamak lazım. Brown, Kante ve Bartuğ müthiş oynadılar. İsmail Yüksek ise olağanüstüydü. Kartal'a da herhalde 'Ben kulübenin oyuncusu değilim' mesajını da net bir şekilde verdi. Bu maçta en çok üzüldüğüm Vedat'ın kaçırdığı çok net ikinci gol pozisyonuydu. Tabii ki 'Ah Vedat ah' diyorum. Bu maç bir kez daha gösterdi ki günümüz futbolunda yürüyen yıldızlara asla yer yok.

Net kırmızı kart verilmedi

Galatasaray dün gece çok iyi bir ilk 45 dakika oynadı. Topa sürekli sahip olarak hem kontrolü elde tuttular hem de hücum girişimlerinde bulundular. Ayrıca en büyük artı bu yarıda rakibe hiç geçiş oyunu şansı vermemekti. Bunun yanında baktığımızda iki eleştirilecek nokta var. Biri, bu kadar üstün oyunda rakip kaleye dahi gelemezken yenen basit gol, ikincisi de Sane'nin kaçırdığı çok net fırsat. Bunlar oyun açısından ortaya çıkanlar. Ama bir de maçın kaderini etkileyen hakem olayı var. Rakip oyuncunun net kırmızı kart görmesi gereken pozisyonda, VAR uzun uzun düşündükten sonra hakemi incelemeye bile çağırmadı. İkinci yarıda ise çok dikkat etmek gerekirdi. Çünkü Avrupa takımları kondisyon açısından bizden ilerideler. İlk yarıya göre ikinci yarıya daha temkinli başlamak gerekirdi ancak rakip arka arkaya etkili çıkışlarla önce skor avantajı yakaladı, sonra da mükemmel bir frikik golü attı. Bu Galatasaray için ümitlerin söndüğü andı. Hatta iki farktan sonra Sporting dördüncü golü de bulacak ortamlar yakaladı. Sonrasında ise işi rölantiye alıp garantili skoru koruma yoluna gittiler. Bu durumda da Galatasaray, son 15 dakika bir baskı kurdu ama pozisyon çıkaramadı ve sonuca razı olmak zorunda kaldı. Takımın geneline baktığımızda herkes elinden geleni yapmaya çalıştı. Barış, Toreira ile birlikte en çok koşan, çalışan oyuncuydu ancak santrfor özelliği olmaması daha iyisini yapmaya elvermedi. Kanada geçtikten sonra daha faydalı oldu. Leao da birkaç girişim yaptı ama çıkardığı toplar kalabalık içinde yerini bulmadı. Ben Batrakov'un bundan sonra Galatasaray'a faydalı olacağı görüşündeyim.