CANLI
SKOR
Murat Özbostan

Murat Özbostan

Kazanmayı isteyen yoktu!

Futbol adına son yılların en kötü derbisiydi.. Kandırıldık, uyuduk... Gönül'e yapılanlara ise üzüldük...
İki takımın da istediği bir sonuçla bitti derbi..
Hiç şaşırmadım.. Şaşırdığım; bu kadar kalitesi düşük bir derbi olmasıydı.. Ne Fenerbahçe ne de Beşiktaş kazanmak istemiyordu..
Sadece mücadele ettiler.. Futbol adına son yılların en kötü derbisiydi.. Sıkıldık, uyuduk, üzüldük... Hele ilk 45 dakika tam bir eziyetti. Düşünsenize bu ligin en keyif veren takımı olarak bildiğimiz Beşiktaş'ın bir tane şutu yok. Sadece defans yaptı ve oyunu tutmaya çalıştı..
Değil golü, atağı bile hiç düşünmedi..
Tek düşüncesi vardı Şenol Güneş'in; Kadıköy'den kaybetmeden ayrılmak.. İkinci yarıda Kartal, Aboubakar'ın girmesiyle biraz ama birazcık kıpırdandı ama Volkan Demirel son yılların en rahat maçını oynadı.
Cenk yalnız kaldı, Quaresma'nın havası vardı sadece, Kerim Frei büyük maçların adamı değildi.. Onu sadece küçük maçlarda görüyoruz..
Sanki Advocaat kazanmayı mı istedi! O da Kadıköy'de kendi taraftarı önünde yenilmemeyi istedi.. Lens'i oyuna geç soktu, Aatif'ı kenarda harcadı.. Kazanmak için bir hamle yapmadı.. Özetle ne şiş yandı ne kebap.. İki takım da sonuçtan memnun kaldı..
Özellikle de Beşiktaş.. Önemli bir Dinamo Kiev maçı var..
Böyle bir maç öncesi Kadıköy'de alacağı kötü bir sonucun sıkıntılarını yaşayabilirdi..
Derbide futbol ne kadar kötüyse, Gökhan Gönül'e yapılanlar da o kadar çirkindi. Bir futbolcu bir takımdan başka bir takıma transfer olabilir.. Bu tarih içinde hep olmuştur.. Nedeni ne olursa olsun.. Mesela Gökhan Gönül..
Fenerbahçe tribünleri görülmemiş bir protestoya imza attılar..
Bu bir hak olabilir ama oyuncu sakat sakat yerde yatarken, üzerine birçok şey atılmasının da hiçbir izahı yok.. Milli Takım formasını giyen ve yıllarca Fenerbahçe'ye hizmet etmiş bir oyuncu atılan maddelerden yaralansa ne olurdu?.. Bir kaç satır da hakem için.. Hüseyin Göçek için kolay bir maçtı.. Pozisyon olmayınca çalınan ya da çalınmayan fauller dışında tartışacak bir şey yoktu.. İki teknik adam da sürekli 4. hakemin yanındaydı.. Bu özellikle dikkatimi çekti. Oynamayın hakemlerle bu kadar!..
Sorumlusu olduğunuz takımınızın 'oyununu' geliştirin...

12 maç 12 puan!

12 hafta geride kalmış. 6 yenilgi almışsınız. 3 beraberlik, 3 de galibiyet var. 12 puan toplamışsınız, topu topu 7 gol atabilmişsiniz.
Yani maç başına bir puan! Bir oyun felsefeniz yok, anlayışınız yok, takım kurgusu yok. Açıkçası bu 12 haftada niye taşlar yerine oturmadı, artık bunun sorgulanması lazım. Trabzonspor gibi büyük bir takım bu kadar büyük desteğe, yönetimin çabasına rağmen camiasını, taraftarını hala mutlu edemiyorsa, bu başarısızlığın nedenleri araştırılmalıdır.
Rakip Gençlerbirliği 11 kişi oynadığı 28 dakika boyunca zaten oyunun hakimiydi. Sonrasında Uğur'un atılmasıyla Trabzon 1 kişi fazla oynadı ama baktığımız zaman pozisyonlara giren, yüzde 100'lük fırsatlar yakalayan taraf da onlardı. Onur Kıvrak olmasa Trabzon, 19 Mayıs'ta bırakın 3 puanı, 1 puanı bile göremezdi. Zaten Trabzon geriye düştüğü maçlarda skor bulmayı başaramıyor, bu kronik bir hastalıktı.. Şimdi 10 kişi kalan rakiplerini de geçemiyor.. Bu takımın iki kanadı Yusuf ve Giray, golcüsü N'Doye. Bu üçlünün hangisi için rahat rahat, "Bir sezonda 10 gol atar" diyebiliriz? Hiçbiri... Bu yüzden bu hastalığın tedavisi için Ocak ayını beklememiz gerek. Bu takımı Ersun Yanal kurdu.
İstediği transferler yapıldı. Kim istediyse bütçe sınırlarında alındı. Bu açıdan baktığımızda yönetim ve Yanal durum değerlendirmesi yapıp takımı bu durumdan çıkaracak yeni bir yol haritası belirlemeli. 12 puanda kalınmasında hakem hatalarını da ayrı bir yere koyuyorum.
Gelelim Gençlerbirliği'ne... Çok sık hoca değiştiren bir takım olsalar da eksik kaldıkları bölümde bile pozisyonlar ürettiler. Milli stoper Ahmet Çalık da Onur'la birlikte maçın adamıydı.

İşini bilen hoca farklı oluyor

Kura zamanı, "Kimmiş bunlar" diye kapalı kutu muamelesi gören Zorya Luhansk, Saracoğlu'nda bir kez daha gösterdi ki yetenek düzeyinin çok üstünde bir organizasyona sahip. İlk yarıda kendi yarı sahasını çok iyi savunan Zorya, Fenerbahçe'ye pek fırsat vermediği gibi birkaç kez Volkan'a zor anlar yaşatmayı bildi. Böylesi takımları ancak iyi mücadele ederken, öne çıkan bireysel yeteneklerinizle devirebilirsiniz. Van Persie'nin inceci bir vuruşu, Sow'un şapkadan tavşan çıkaracak bir voleyi ya da Stoch'un uzaklardan gönderdiği bir füze... Manchester United'ı Sow, Galatasaray'ı ise Persie'nin özel becerileriyle deviren Fenerbahçe'nin çilingiri bu kez Miroslav Stoch oldu. İşte kadro derinliği tam da bu tip maçlar için lazım. Belki Stoch elinde Lens, Volkan Şen, Sow, hatta Alper gibi kanatta daha komple elemanları bulunan Fenerbahçe'nin as oyuncusu olmayacak ama böyle maçlarda çıkaracağı bir sürpriz şutla kilidi çözecek. Zorya deyip geçmemek lazım, grupta 1 golün üzerinde gol yediği maç olmayan bir takımı 2 farklı devirmek ilerisi için de olumlu bir sinyal.
Maçtan bir gün önce düzenlenen basın toplantısında Advocaat kilit bir noktadan söz etti bizlere. Takımın başına geldiği zaman oyuncuları az tanıdığını, zaman geçirdikçe özelliklerini kavradığı futbolcularını daha doğru kullanmanın yollarını gördüğünü söyledi. Mesela dün listede olmadığı için oynayamayan Aatif için de geçerli bu, beşinci kanat alternatifi gibi gözüken Stoch için de... Takım üzerindeki otoritesi de net şekilde görülüyor. Eğer ki bir hoca o bölgedeki beşinci alternatif konumundaki futbolcusundan bile verim alabiliyorsa burada herkesin kabul etmesi gereken bir adalet vardır. Dick Advocaat hoca da bu melekeye sahip... Eldeki kısıtlı kadrosunu ilmek ilmek işledi ve yavaş yavaş 12-13 kişiyle oynayan bir kadro 17-18 kişinin rahatlıkla görev yapabilecek duruma geldiği, Van Persie'yi dinlendirme lüksüne sahip bir ekibe dönüştü. İşini bilen hoca farklı oluyor, Advocaat da boşuna büyük liglerde görev yapmış bir teknik adam olmadığını net bir şekilde gösterdi.

Güneş’in ustalık dönemi...

Müthiş bir gece oldu... Beşiktaş'ın bu geri dönüşü tarihin yapraklarındaki yerini alacak.. Siyah-beyazlı takımın sezon başından beri yaşadığı bir hastalık vardı.. 90 dakika değil, 45 dakika oynadığı iyi futbol. Bunun bir çok örneğini hem Süper Lig'de hem de Şampiyonlar Ligi'nde gördük, izledik. Dün gece de aynı film vardı.. Benfica genç ve enerjik bir takım.. İlk yarıda futbolun doğrularını konuk takım, yanlışlarını ise Beşiktaş yaptı..
İlk yarıda yenen 3 gol.. Teslim olmuş, moralmen çökmüş, her golde inanılmaz hatalar yapan bir takım.. Kısacası siyah-beyazın sadece siyahını izledik.
Beşiktaş nasıl olur da böyle bir futbol oynar hiç savaşmadan teslim olur dedik.. İlk yarı bittiğinde 3-0 gerideydik. Acaba ikinci yarı ne olacaktı? Bir umut var mıydı?
Beşiktaş soyunma odasından çıktığında önce Vodafone Arena'da 12. Adam devreye girdi.. Ardından büyük usta Şenol Güneş, yaptığı hamlelerle Kartal'ı kanatlandırdı.. Oyuna giren Gökhan İnler, orta sahada pas istasyonu oldu ve takımını yönlendirip Benfica'nın yüksek ateşini kıvılcıma söndürdü.. Rakibin sağını çökerten Cenk Tosun ise 58'de attığı muhteşem golle geri dönüşün ilk meşalesini Arena'da ateşledi..
Futbol sanatçılığını, savaşçılığı ile birleştiren Quaresma ve İnatçılığı ve hiçbir zaman pes etmeyen ruhuyla Aboubakar da tarihi geceye damga vuran isimlerdi.. Beşiktaş dünkü futbol gösterisi ve pes etmeyen mücadeleci ruhuyla Şampiyonlar Ligi'nde yeni bir hikaye yazacağını herkese gösterdi. Şimdi son maçında Ukrayna'da Dinamo Kiev ile oynayacak. Kazanırsa çok büyük bir ihtimalle Devler Ligi'nde yoluna devam edecek. Beşiktaş'ın bu inanç, bu hırs ve bu mücadeleyle bir üst tura adını yazdıracağına inanıyorun.

Galatasaray için bir dramdı!

Galatasaray için bir dram gecesiydi..
Her türlü skor futbolda var, bu önemli değil ama şampiyonluk adayı olarak yola çıkmış bu takımın bir tane pozisyonu, bir tane doğru dürüst şutu yoktu. Volkan Demirel herhalde kariyerinde Galatasaray'a karşı en rahat maçını oynadı. Sayın Dursun Özbek, taraftara seslenirken, maç öncesi aşka gelip, "Zaferle döneceğiz" diyordu. Aynı Özbek bir süre önce de "Sürpriz yapabiliriz" demişti.
Doğru olan demeç ilkiydi belki de, Özbek tepki görünce, geri adım atmıştı! Ortada ne zafer yaşatacak bir mücadele, ne bir takım, ne de teknik direktör vardı. Galatasaray'a mecburiyetten teknik direktör olan Riekerink zaten o gün bugündür tartışılıyor.
Trabzonspor ve Başakşehir yenilgileri sonrası bir de üstüne F.Bahçe hezimeti eklenince, bu saatten sonra ne kadar takımın başında kalır acaba!
Aslında kabul edelim, tadı tuzu olmayan bir maçtı.. Toplasanız 4-5 pozisyon çıkmaz. Adı derbiydi sadece.. Bazen öyle sıkıldık ki.. Cüneyt Çakır sürekli düdük çalıyordu..
G.Saray zaten "1 puan alsam havada kaparım" derdinde, Fenerbahçe ise "1 gol bulursam, skoru korurum" düşüncesiydi.
Görünen o ki haklı olan Fenerbahçe takımıymış..
İşte büyük yıldızlar, büyük golcüler sahneye bir çıkar ve işi bitirir. Van Persie de öyle bir anda durup dururken, zor bir pozisyonda şık bir gole imza attı. Klasını, yıldızlığını konuşturdu. Aylardır oynamayan Serdar Aziz bir hatayla yaptığı penaltıyla skorun 2-0 olmasını sağlarken, Hollandalı hoca oyunu kulübede hep izliyordu. Eren sakatlandığı zaman G.Saray'ın kulübede skoru değiştirecek hücum oyuncusunun olmaması da sezon başındaki planlamada bir hata olduğunu belgeledi. Riekerink dün madem Selçuk'u hiçbir şartta oyuna sokmayı düşünmüyordu, neden kulübeye onun yerine Josue'yi almadı?
Özetlemek gerekirse dün gece arada bir sıklet farkı vardı. En önemli gerçek buydu.. İki Hollandalı teknik adamdan Advocaat tecrübesiyle işi bitirdi, 3 puanı aldı.

Bu çınar hepimizin

Türk futbolunun ilerlemesi için iletişime, birliğe ve huzura ihtiyaç var
Milli Takım'da aylardır kafamızı meşgul eden sorular tam olarak yanıtlarını bulmasa da (Bugünkü basın toplantısında Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim belki bu sorulara yanıt verir) bir barış ortamı sağlandı ve önemli yıldızlarımız kadroya davet edildi. Yoksa yine büyük tartışmaların içinde debelenip duracak ve kısır kavgaların girbadında boğulacaktık. Bugünlerde en çok ihtiyacımız olan şey milli birlik ve beraberlik… Tek bir milli takımımız var onun da başarılı olması ve Avrupa arenasında göğsümüzü kabartması her şeyden önemli... Gereksiz, seviyesiz ve anlamsız kavgaları bir kenara bırakıp Ay-Yıldız ile mutlu olmalıyız biz... Enerjimizi öfkeye değil sevmeye, sevinmeye harcamalıyız.
Tartışmalar öyle bir boyuta taşındı ki A Milli Takımı unuttuk, 'Terimciler', 'Ardacılar' diye bölündük.. Ülke insanı "Fatih Terim haklı, Arda Turan haklı" şeklinde resmen bölündü ve Türk futbolunun temel sorunları rafa kaldırıldı.
Parçalanmışlık ve bölünmüşlük bir ağacın kurdu gibidir… Bu kurt, asırlık bir çınar olan Milli Takımı, yer, bitirir… Barışın sağlanmasına kimler emek verdiyse hepsine teşekkür etmeliyiz.
Şimdi önümüzde güzel bir yol var… Önce Kosova.. Sonra diğerleri... Finlandiya'nın ardından Hırvatistan ve İzlanda gibi rakipleri de evimizde ağırlayacağız.
Bu maçları kazanıp huzura doğru yol almalıyız. Küskünlükler bitti, herkes döndü.. Bir mazeret ortamı da kalmadı artık..
Gözbebeğimiz Emre Mor yok ama Başakşehir'den Cengiz Ünder var. Daha 19 yaşında... Abdullah Avcı'ya da, bu gencecik fidanı Ay-Yıldıza kazandırdığı için teşekkür etmeliyiz... Onu milli takıma alan Fatih Terim'e de...
Kosova maçı sonrası da Mart ayına kadar uzun bir ara var. İşte bu süreçte Fatih Terim'e büyük görevler düşüyor.
Sayın Terim bu zaman diliminde kulüplerimizle iyi bir iletişim kurmalı, hem maçlarına hem de kimi zaman idmanlarına gidip teknik adamlarla bir araya gelmeli..
Bu buluşmalarda karşılıklı fikir alış verişleri olmalı.. Milli futbolcuların durumları konuşulmalı...
Bizim artık iletişime, birlik, beraberliğe ve huzura ihtiyacımız var. Mart ayına kadar beyaz sayfa açmalı, tartışmalardan ve kısır çekişmelerden tamamen arınarak Türk futbolunun geleceği ve gelişimi açısından Ay-Yıldız'a sarılmalıyız..

Galiptir bu yolda mağlup!

Öncelikle şunu söylemek gerekir, hem Beşiktaş hem de Trabzonspor, Süper Lig'e yakışır, futbolseverleri ekran başına kilitleyecek, stadyumdakilere keyif verecek bir maç izlettiler bizlere… Mücadele temposu bir an bile düşmedi, iki takım da sınırlarını sonuna kadar zorladı. Beşiktaş kısa sürede 2-0 öne geçince, Trabzonspor'un bu skoru kabulleneceğini düşünenler yanıldılar, son saniyeye kadar siyahbeyazlıların üzerine baskı kuran bir çaba vardı sahada. Trabzonspor yakın dönemde yine puan kayıpları yapıyor ancak mücadele ve iştah olarak sezon başına göre çok daha iyi durumdalar. Belki de en önemli özellikleri bu ve son dönemde Trabzon yönetiminin ve kaptan Onur'un çabaları bu bakımdan işe yaramış görünüyor. Açıkçası maçtan en azından 1 puanla ayrılmayı hak ettiler fakat bu iyi oyunun puanla taçlanmamasının bir sebebi vardı, Mete Kalkavan… Hakem yorumlamayı hiçbir zaman sevmedim, oyunu ve oyunun güzelliklerini konuşmayı hep tercih ettim ama hakemden bahsedilmeyecek gibi değil…

BİZ BİLE HÜZÜNLENDİK
Kalkavan'ın Beşiktaş'a çaldığı penaltı tartışmalı görünüyordu, üstelik ardından Trabzonspor'un net bir penaltısı da verilmedi. Hadi bunlar her hakemin başına gelebilecek hatalı kararlar diyelim ancak Quaresma'nın Yusuf Erdoğan'ın kaval kemiğine tabanla basmasına nasıl sarı kart çıkarabilir ki bir hakem? Yusuf'un gözyaşlarına boğulduğu anlarda biz bile hüzünlendik ama pozisyonu gördüğünü iddia eden bir hakemin 'yaralayıcı hareket' kapsamına giren bu pozisyonda sarı kart göstermesi maçın gidişatını değiştirdi. Pozisyonu hiç görmeyip faul çalmasa dahi daha anlaşılır ama bu darbeyi görüp de sarı kart vermek mümkün değil. Elbette Beşiktaş da birçok kontratak yakalayıp pozisyonlar üretti, oyuncuların emeklerine saygı duyuyoruz. Bu ayrı ancak hakemin maçın skoruna etki ettiği de bir gerçek… Trabzonsporlu oyuncuların çabası ve gösterdiği gelişim ise şunu söyletiyor insana: "Galiptir bu yolda mağlup."

Kaymaklı ekmek kadayıfı!

Mourinho'nun İstanbul'daki iki günü boyunca yaptığı en doğru hareket, ilk maçtaki galibiyetlerini yorumlamasıydı. "Fenerbahçe ilk yarım saat çok sağlam durdu, biz doğru anda goller bularak kilidi çözebildik" demişti. Yani 3 dakikada 2 penaltıyla… Bu maçta ise 90 dakika boyunca, Fenerbahçe bireysel hata yapmayan, takım halinde hareket eden ve topun arkasında geçit vermeyen bir görüntü verdi. Manchester United topa hakim gözükse de oyunun hakimi kesinlikle Fenerbahçe'ydi. Topu çevirip bir açık bulmaya çalışan United'lı oyuncular, pozisyon namına hiçbir fırsat yakalayamadı. Kaleci Volkan'ın maç boyunca yere yattığını pek hatırlamıyorum. Elbette İngiltere'yi takip edenler, Jose Mourinho ve öğrencilerinin kötü durumda olduğunu, kapanan savunmaları çözmekte çok zorlandığını biliyorlar ama savunma prensibini mükemmel uygulayan ve bulduğu fırsatlarda taşın suyunu sıkıp gol çıkaran Sow ve Lens olmasa bu zafer gelmeyecekti. Öylesine güzel bir gün oldu ki Feyenoord'un Zorya deplasmanında puan kaybetmesiyle Fenerbahçe tüm ipleri eline aldı. Manchester United'ı devirip 3 puan almak ekmek kadayıfı, Feyenoord'un puan kaybı da kaymak… Artık tur için ipler tamamen Fenerbahçe'nin elinde.

12. ADAM VARSA...
Ve bir kaç satır da taraftara.. Her fırsatta Fenerbahçe taraftarının takımın yanında olması gerektiğini vurguladık. Dün gece bu buluşma gerçekleşti. Taraftar olmadan kazanılan maçların hem de böyle büyük maçların bir anlamı olmaz. Manchester United zaferi 12. adamla geldi.. Sow o golü attıysa, Lens topun başına geçtiğinde tribünlerin nefesini tuttuğunu hissettiyse, bu taraftarın sayesinde oldu. Bundan sonra artık taraftarın maçlara gelmesi için oldukça fazla neden de dün gece oluştu..

Bir puan kötü değil!

3 dakikada 3 puanı kaybetmek elbette üzüntü verici. Maçın genelinde Napoli, Beşiktaş'tan iyi oynadı, çok da fırsat yakaladı. Tıpkı ilk maçta olduğu gibi maça çok hızlı başladılar. 20 dakika nefes alamadık. Bu anlarda iyi ki golü kalemizde görmedik. Bizim bu anlarda sadece Atiba ile girdiğimiz bir fırsat vardı.
Allah'tan ceza alanımıza kadar rahat gelseler de vuruş becerisini gösteremediler. Bunun dışında Oğuzhan oyuna girene kadar doğru dürüst bir atağımız bile yoktu. Şenol Güneş ciddi bir hamle yaparak hazır olmayan, sakatlıktan yeni dönmüş Oğuzhan'ı oyuna aldı. Oğuzhan sakatlıktan yeni dönse de Beşiktaş'a renk getirdi. 79. dakikada öne geçmeyi de başardık. Kalan dakikalarda skoru koruyabilsek, rüya gibi bir senaryo gerçekleşecek, üst tur bileti bir beraberliğe kalacaktı. İşte bu nedenle Beşiktaş'a yazık oldu. Yine bir puan da asla kötü değil, aksine çok önemli. Napoli gibi bir takımdan 4 puan koparmak önemli bir iş.
Maçta biraz daha süre olsa Beşiktaş da gol atabilirdi, Napoli de.. Artık evimizde oynayacağımız bir Benfica bir de deplasmanda Dinamo Kiev maçlarımız var. Benfica ters bir takım.. Deplasmanda da kazanan bir takım. Çok zor maç olacak. Zaten Benfica'yı geçerse, Beşiktaş için ondan sonrası kolay... Kiev'de yapacağımız hesap gruptan çıkmak için değil, liderlik için olur. Bunun hayalini kurabilmek bile müthiş değil mi sizce de?
Umarız bu hayal gerçek olur. Ülkenin, Beşiktaş'ın ve futbolumuzun bu güzel başarılara çok ihtiyacı var. Maçın dikkat çeken bir diğer detayı da Beşiktaş'ın Türkiye'de yetişmemiş 13 oyuncuyla maçı tamamlamasıydı. Namağlup bir Türk takımı var Şampiyonlar Ligi'nde ama bu takıma Türkiye futbol altyapısı bir tane bile oyuncu sokamamış.
DERİN TESPİTLER YAPMALI
Milli Takım eleştirileri yaparken, bunları da göz önünde bulundurabilmek gerek... Tamam belki Oğuzhan, Cenk, Türkiye'yi seçti ama 80 milyonluk ülkenin 13 Beşiktaş oyuncusu arasına 1 tane futbolcu sokamamış olması Milli Takım tartışmalarında yer almalı. Her şeyi teknik direktörlere bağlayıp o gelsin, bu gitsin demenin ötesinde, daha derinlikli tespitler yapmamız şart.
Sahaya dönersek; Beşiktaş taraftarı takımına muhteşem bir destek verdi. Takımlarına karşı görevlerini dört dörtlük yaptılar.