CANLI
SKOR
Murat Özbostan

Murat Özbostan

Öfkeyle kalkan zararla oturur

Futbolda 1 dakikanın bile ne kadar önemli olduğunu dün geceki Beşiktaş-Antalyaspor maçında bir kez daha gördük. Konuk Antalyaspor beklentilerin ötesinde, gayet derli toplu bir ilk yarı çıkarmayı başardı. Vodafone Arena gibi bir statta müthiş bir desteği arkasına almış rakiplerine karşı pozisyonlar da buldular, maçı dengede götürmeyi bildiler. Fakat gelin görün ki 1 dakikada tüm maçın kaderinin değişebileceğini bir kez daha görmüş olduk. Yenilen bir golün ardından duygular yoğun yaşanabilir, hatta belki pozisyonda haklı olduğunuzu da düşünebilirsiniz ama sonuçta takımınızı 10 kişi bırakmaya hakkınız yok. Bu riske girmenin bir anlamı yok. Önünüzde daha oynayabileceğiniz, maçı çevirebileceğiniz 45 dakika daha var. Bu yüzden Diego'nun yaptığı her ne olursa olsun doğru değil ve Antalya'nın kaderi o kırmızı kartla çizildi, 1 dakikada her şey Beşiktaş'ın lehine döndü. Atalarımız "Öfkeyle kalkan zararla oturur" demişler, Brezilya'da da Diego'nun anlayabileceği uygun bir atasözü vardır eminim.
Antalyaspor ikinci yarıda eksik oynamasına rağmen ikinci golü yiyene kadar oyunu dengede götürmeyi başardı. Fakat organize bir akınla ve seri paslaşmalarla Beşiktaş, golü Talisca ile buldu ve maçın fişini çekti. Talisca Beşiktaş için çok kritik bir oyuncu... Forvet arkasından alacağı skor katkısı, forvetlerin üzerindeki yükü de azaltacak, geçen sezonki gibi en az 25 gol atan bir santrfor olmadan da zirveye yürümesini sağlayabilir Beşiktaş'ta... Bu yüzden onun iki gol atması kritikti. Ayrıca Napoli ile oynanan zor bir maç sonrası dönüşte kazanmak hangi şartta olursa olsun önemliydi. Beşiktaş'ın kadrosu bu sezon zengin ve Şenol hoca bu açıdan şanslı. Bu zenginliği de iyi değerlendiriyor. Birçok kişiye göre Aboubakar, Beşiktaş forveti için yetersizdi ama biz de dedik ki bir gol atsın, gerisi gelir... Toleranslı olmak lazım. Dün de muhteşem bir gole imza attı. Gecenin tartışmasız adamlarından birisi Tosic, diğeri Fabri'ydi. Son olarak Eto'o bana eski halinden uzak göründü, fizik olarak toparlaması için galiba onun da zamana ihtiyacı var.

Fenerbahçe maçı Ağustos’ta kaybetti!

Hadi lig maçlarını bir kenara koyalım.. Burası Avrupa, prestiji, önemi, havası başka..
Motivasyonu farklı, bu maçın sonucu Türkiye için önemi ayrı.. Bir gün önce Beşiktaş, Napoli'yi İtalya'da yenmiş.. Şu maça motive olmak için bir sürü nedeniniz var. Manchester United'a karşı Perşembe günü maç yapıyorsunuz, bütün Avrupa sizi izliyor. Rakibe şut dahi attırmadan iki penaltıyla iki gol hediye etmek nedir? Mata o topla dönse ne olur, Kjaer'in hamlesine gerek var mıydı?
Şener niye Martial'i arkasından çekiştiriyor, tam bir komedi.. İşin acı tarafı tam olarak da bu aslında, terlemeden, kendilerini zorlamadan iki şutla, iki penaltıyla 4 atan bir Manchester United..
Futbolda fark yemek var, geçmişte Galatasaray da yedi, Beşiktaş da, Fenerbahçe de.. Mesele rakibe terlemeden maçı hediye etmektir, futbolcular kendilerini burada sorgulamalı..
İşin bir de teknik direktör tarafı var.. Hollandalı teknik adam Advocaat zaten futbolcuları kenara attı çoktan..
Her basın toplantısında "Siz topçu musun.. " diye söylenip duruyor. Yetmiyor, "Benden iyisini bulurlarsa yollasınlar" diyerek postayı koyuyor, herkesin moralini bozuyor.. Bu kadar sakat, eksik varken, saha içi tercihlerine fazla bir şey demek mümkün değil ama ortadaki tablo faciaydı, bunda Advocaat'ın da konuşmalarıyla iyi katkı vermediği ortada..
Fenerbahçe için acı olan şu; kendisine gol pozisyonu hazırlanması gereken Van Persie, takımdaki en teknik oyuncu olduğu için duran topları kullanmak zorunda kalıyor.. Orta sahadaki en ofansif oyuncu, Pereira döneminde 'fazla defansif' diye eleştirilen Souza.. Tablo buyken burada kadrodaki oyunculardan ya da kadronun başındaki hocadan ziyade kadroyu kuranların sorumluluk alması gerekir.. Fenerbahçe bence bu maçı dün akşam değil, Ağustos ayında yaptığı kötü kadro mühendisliğiyle, Nani'yi gönderdiği parayı 10 numara yerine Skrtel'e yatırdığında kaybetmişti.
Bu yüzden mesele Kjaer'den, Şener'den ötede, büyük resimde...

Kapıyı araladık!

Maradona'nın en gösterişli hikayesine şahitlik etmiş, anlı şanlı San Paolo Stadı deyince insan karşısında en azından girişi çıkışı düzgün bir yer bekliyor. Vodafone Arena başta olmak üzere bizim statlarımız buranın yanında 5 yıldızlı otel gibi kalıyor. Türkiye bu açıdan İtalya'yı fersah fersah geride bırakmış, bazen kendimize haksızlık ediyoruz.
Napoli iyi başlayıp pres yapsa da Beşiktaş rakibine iyi çalışmıştı ve kısa sürede baskıyı atlatıp ayağa pas yapan, zorlanmadan topu ayağında tutan bir takım haline geldi. Napoli savunmasının bireysel hatalarından da faydalanan Beşiktaş, maçta iki kez üstünlüğü ele aldı. Ne var ki rakibin hatalarından faydalanan Beşiktaş'ın canı özellikle Caner'in bölgesinden yaptığı hatalarla çok yandı. İlk goldeki hatasını kabul edelim hadi ama penaltı pozisyonunda ne yapmaya çalıştın Caner? O pozisyonda rakibin topu alsa ne olur, almasa ne olur... Neyse ki takım arkadaşları onu da, çok kıymetli 3 puanı da kurtarmayı bildi. Aboubakar iki gol atarak maçın yıldızı oldu belki ama dün gol atmasaydı dahi sahanın en çok koşan, mücadele eden isimlerinden biriydi. Quaresma savunmada Beck'i yalnız bıraksa da iki asistiyle öne çıkan oyunculardan bir diğeri oldu.
Napoli'den deplasmanda 3 puan almak grubun dengelerini alt üst etmiş durumda ama tabii ki Beşiktaş'ın lehine... Kiev 1 puanla grubun dibinde, Benfica deplasmanında kazanamazsa kopacak. Beşiktaş rakipleri Benfica ve Napoli'yle deplasmanda oynadı ve 4 puan çıkardı. Napoli'ye karşı alınacak beraberlik, Benfica'yı İstanbul'da yenmek ikili averajı getirecek.
İddiası sona ermiş bir Dinamo Kiev'e karşı son maçı oynamak da bir başka avantaj olacak. Aboubakar'ın duran toptan attığı gol bir golden, hatta bir galibiyetten bile fazlası demek... Tarihi bir galibiyet alan Şenol Güneş'e ve öğrencilerine tebrikler. Mesleği avukat olan Rus hakem Sergei Karasev ise Napoli'nin avukatlığına soyunmuştu...

Umudu kesmişler

Artık Kadıköy'e gelen her takım Fenerbahçe'den puan alıyor.. Hatırlar mısınız; müthiş rakamlar, analizler, istatistikler vardı bir zamanlar.. Kadıköy'de aylarca yenilmeyen, rakiplerine puan vermeyen bir takım.. Şimdi ne o takım var, ne de o taraftar.. Gündüz maçı olsun diye bağırıyoruz, çağırıyoruz.. Hava da güzel. Ama Fenerbahçe taraftarı yok!.. 19 bin kişi gelmiş maça.. Stadın büyük kısmı boş.. Buradan da şu anlaşıyor ki taraftar bu takımdan umudunu kesmiş!.. Maç sonu tezahüratlara bakarsak, 12'nci adam yönetimden de umudunu kesmiş.. Uzun bir zaman sonra Aziz Yıldırım ve yönetimi istifaya davet edildi. Kısacası Fenerbahçe'nin sorunları azalır diye beklerken, sorunlar büyümüş.. Şu milli arada bu takım ne yapmış acaba? Takımın ne yaptığını bilmiyoruz ama Advocaat, 1 hafta ülkesinde takıldı, onu biliyoruz.. Maç sonu da "Yine gideceğim. Kapı gibi sözleşmemde yazıyor" demiş.. Özeti şu: "Takım bu, mal bu.. Ben ne yapayım. Yaşlı adamım arada dinlenmem lazım."

MEĞERSE EMENİKE DEĞİŞMEMİŞ!
Fenerbahçe'nin Lens, Sow ve Ozan gibi üç önemli eksiği vardı. Dün de bu 3 futbolcu fazlasıyla arandı. Fakat bunun bir mazeret olduğunu düşünmüyorum. Sonuçta bu takımın diğer oyuncularının hepsi bir yıldız değil mi? En azından yıldız diye alınmış oyuncular! Ama Hasan Ali ile Van der Wiel bu takımda nasıl oynuyor? Van Persie döndü, Fenerbahçeliler sevindi ama Hollandalı futbolcu ilk yarıda koşmaktan yorgun düştü!. Yanlış okumadınız.. Forvet arkasında, bir orta saha gibi oynadı, bir oraya bir buraya derken, yoruldu, korner bile attı ve ikinci yarı kayboldu. Van Persie varsa forvette oynamaz mı? Ya şımarık Emenike? Sıkıntılı bir oyuncu... Biz onu düzeldi zannetmiştik ama adam hiç değişmemiş.. Çıkarken yaptığı tripler çirkindi. Adam moral bozuyor.. Oyunda da bol bol top kaybetti.. Hoca Stoch, Aatif ne varsa saldı oyuna... Ama sistem olmayınca, doldur boşalt ile gol aramaya çalıştılar o da sonuç vermedi... Çünkü yaratıcı, takımı pozisyona sokacak bir adam yok.. Kısacası malzeme bu! Alanya ise iyi mücadele etti ve bir puanı hak etti, biraz daha sakin olsalar kazanabilirlerdi bile...

Bardağın boş tarafı

İlk yarısını çöpe attığımız bir maç oldu.. İkinci yarıdaki değişiklikler ve Emre Mor'un müthiş isyanı, Volkan'ın da kritik kurtarışlarıyla bir puanı aldık. Buna sevinemeyiz. Evimizde oynadığımız maçlarda 3 puanı almalıyız.. Yazık oldu.. Fatih hoca yanlış bir 11 ile sahaya çıktı. Kafasındaki düşünce maçı ilk yarıda bitirmekti herhalde!.. Çift forvet tercihiyle herhalde şunu düşündü. Kanatlar ortalayacak Cenk ve Enes de golleri atacaktı. Ukrayna'nın buna izin verecek bir durumu yoktu, vermedi de!.. Cenk ve Enes arasındaki uyum sıfırdı. Hakan sol kanatta patinaj çekti.. Emre sağda kısıldı kaldı. Alanları dar tutamadık, topa sahip olamadık.. Bu yepyeni kadronun 4-4-2'yi nasıl oynayacağı merak konusuydu kadroyu gördüğümüz zaman.. Ki yanılmadık ve adeta bu 45 dakikada havlu attık. Süper Lig'in en formda ve Galatasaray ile Fenerbahçe'de en belirleyici isimler olan Tolga Ciğerci ve Volkan Şen ile maça başlasak, tek forvetin arkasına Hakan Çalhanoğlu'nu yerleştirsek, belki de çevirmek zorunda kalacağımız bir ikinci yarıya çıkmak zorunda kalmazdık. İkinci yarı hoca da uyandı takım da.. Yaptığı değişiklikler biraz sonuç verdi. Orta sahadaki etkimiz artınca, oyuna ortak olduk. Her ne kadar Ukrayna özellikle sol kanattan iyi fırsatlar yakalasa da Allah'tan Volkan Babacan bizi hayatta tuttu. Ve Emre Mor.. Müthiş çocuk, dev adam.. Çocuk hırsıyla bizi hayata, maça tutundurdu.. Kendi başına bir şeyler yapmak için inanılmaz çabaladı.. Emre böyle olurca, takımda kıpırdandı.. Son 20 dakika harika oynadık.. Ama sonuç 2-2.. Hakem ikinci yarıda bir penaltı çaldı bize ama ilk yarıda Emre Mor'a ceza sahası içinde yapılan iki faul var ki, bunlardan en azından birine daha penaltı kararı vermeliydi. Yenilmedik, bardağın dolu tarafı ama bir de boş tarafı var ki; o da ancak birlik beraberlikle dolar!..

Önce Milli Takım

Fatih Terim, dün Ukrayna ve İzlanda Milli Takımlarıyla yapacağımız Dünya Kupası Grup Eleme maçlarının kadrosunu açıkladı. Kamuoyu günlerdir, "Arda alınacak mı alınmayacak mı?" diye papatya falları açıyor. Ben "Alınmayacak" diyerek net bir şekilde fikrimi açıklamıştım. Bu nedenle Fatih Terim'in kararı benim için sürpriz olmadı, hiç şaşırmadım. Arda'nın formda olması ya da olmaması konusu değil bu zaten.. Şimdi de, "Televizyona çıktı, ondan alınmadı" diyenler de olacak. Ben bu fikre de katılmıyorum, Fatih hoca alacak olsa zaten Hırvatistan kadrosuna davet ederdi. Geçmişte Arda oynamadığı, formsuz olduğu zamanlarda Fatih Terim tarafından kadroya çağrıldı, şans verildi. Şimdi ortada farklı bir durum var. Barcelona'da alkış toplarken alınmıyorsa bunun ayrımına varmak lazım. Fransa'da, Antalya'da yaşanan olaylar varmış!. Şu da belli ki Fatih Terim böyle bir karar aldıysa Futbol Federasyonu da arkasındadır.. Önemli iddialar var ama mesele tam da bu, 'iddia'.
Fatih hoca çıkıyor, "Siz benden iyi biliyorsunuz" diyerek geçiştiriyor, Arda televizyona çıkıyor, üstü kapalı cevap veriyor. Ben kamuoyuna detaylı ve tatmin edici bir açıklama yapılması gerektiğini düşünüyorum. Yoksa yorumların ardı arkası kesilmeyecek. Her kafadan bir ses çıkmaya devam edecek. Dünya Kupası'nın elemeleri Euro 2016'dan çok daha zorlu... Üçüncü olup direkt Fransa'ya uçtuk biz, şimdi ikinci olsak dahi play-off dışında kalmamız teknik olarak mümkün. Her puanın, hatta her golün önemi var. Bu tartışmalardan Türk Milli Takımı zarar görecek boyuta gelmiştir. Hatta görmeye başlamıştır. Bu kriz açıkça iyi yönetilememiştir. Çok açık ve net... Hiçbir şey ay-yıldızlı takımdan üstün değildir. Biz Ukrayna ve İzlanda maçlarına tartışmaların gölgesinde çıkarsak, büyük zarar görürüz. Sonra da "Niye böyle oldu" diye tartışmaya başlarız. Gökhan Töre-Hakan Çalhanoğlu-Ömer Toprak olayı adam akıllı açıklama yapılmadığı için 1.5 yıl tartışıldı. Bu mesele de aynı olmamalı. Dedik ya en önemli şey ay-yıldızlı takımdır. Ötesi teferruat..

Takım tamam sıra taraftarda!

Çalkantılı günlerin ardından Fenerbahçe'de taşlar yavaş yavaş yerine oturmaya başlamış.. Maçtan önce Dick Advocaat'a şu soru soruluyordu: "Oyuncularınız istediğiniz seviyeye geldi mi?" Hollandalı teknik adam da bu soruya, "Bunun yanıtını maçtan sonra vereceğim" diyordu. Maç sonuna gerek kalmadan cevabı takım sahada verdi ve Fenerbahçe sezonun en iyi maçlarından birini oynadı. Herhalde Hollanda teknik adam da takımına 10 üzerinden 10 puan vermiştir. Bir kere tüm takım kazanmayı istiyordu, hırslıydı, coşkuluydu ve mücadele ediyordu. Zaten elini ayağını tribünlerden çeken Fenerbahçe taraftarının en çok istediği şey de bu coşku, savaş ve hırs değil miydi? Bunları oyunun büyük bölümünde yaptılar.. İkinci yarının 60 ve 75 dakikası arasında konuk takım, 15 dakika bizleri heyecanlandırdı, itiraf edelim korkuttu!. Özellikle Bilal'ın girmesiyle... Fakat 75. dakikadan sonra yine Fenerbahçe dümenin başına geçti. Hele son dakikalarda yine müthiş oynadı, fırsatlar bile kaçırdı. Tüm ikili mücadeleleri Fenerbahçe kazandı. Şu Pereira'nın taraftara vaat ettiği takım vardı ya dün gece sahadaydı kısacası!.. Fenerbahçe oyununu hep önde kurmaya çalıştı. Ozan'ın cesareti, Emenike'nin isteği, Lens'in bitmeyen enerjisi ve çalımları, Josef de Souza'nın savaşçılığı sarılacivertli takımı bir gömlek daha yukarı çıkardı. Bu görüntü böyle devam ederse, her kulvarda yarışına sonuna kadar devam eder... Hoca ve futbolcular sahada işlerini her yönüyle yapıyor, artık sıra taraftarda... Takımınıza sahip çıkın..

Taraftar istikrar istiyor

Futbolumuzda en çok kullanılan sözlerden biridir: "Atamayana atarlar" derler... Ve az kalsın F.Bahçe bu durumla karşı karşıya kalacaktı. F.Bahçe kazanarak yaşanabilecek bir depremi kıl payı önlenmiş oldu.. Bence önce taraftar maça niye gelmiyor sorusuna yanıt aramak lazım.. Geçen hafta 5 gol atarak kazanmış bir takımın maçına yalnızca 15 bin civarında taraftar geliyorsa çok ciddi bir güvensizlik söz konusu demektir..
Taraftar, ne takıma ne de yönetime güveniyor.. F.Bahçe'nin kanımca şu anki en büyük sorunlarından biri bu taraftar meselesi.. Bursa, Kasımpaşa'yı yenerken 20 bin taraftarına oynuyorsa, F.Bahçe'nin de bu halde olması gerek. Türkiye'nin en geniş taraftar kitlesine sahip takımı için hiç de iyi bir tablo yok ortada.. Taraftar istikrar istiyor, iyi sonuç kadar endişeye de düşmek istemiyor.. Sürekli değişen bir takım, giden, gelen hocalar ve söylenen ama hayata geçmeyen vaatler. Yönetim bu sorunu analiz etmeli.. Sorun ciddidir.. Çok önemli maçları var Fenerbahçe'nin.. 12. adam takıma lazım.. Bakın, en yakın maç Feyenoord'la, çok ciddi bir sınav var ortada.
Bu maça gelirsek.. Fenerbahçe artık sadece skora oynuyor.. Kazanırsa işler iyi, kaybederse kaos.. Türkiye'de işlerin böyle yürüdüğünü anlayan Advocaat, kazanarak olası sıkıntıların önüne geçti.. Ama Kasımpaşa- Gaziantep fikstürü Fenerbahçe için şanstı.. Her zaman böyle rakipler olmayacak karşınızda.. Haftaya ligin en iyi takımlarından Osmanlı var. Lens de, Volkan da bireysel manada Fenerbahçe'yi hücuma taşımaya çalıştılar.. Özellikle Volkan kişisel olarak çok denedi, en az 5 kez zorladı kanadı.. Yine son vuruşlarda yoktu.. Koca Fenerbahçe sadece Volkan'ın eline bakıyor.. Başka? Kim gol atacak? Orta sahadan bu hücumlara olan destek zayıftı.. Yani hücum yönü kuvvetli orta saha eksikliği yine hissediliyor hala... Yine de kazanmak güzeldir..

İki teknik adam da hatalar yaptı!

Maç öncesi birçok yazarın, birçok taraftarın fikri Beşiktaş'ın Galatasaray'a karşı rahat üstünlük kuracağı, Vodafone Arena'daki diğer mücadelelerdeki gibi maçın başında rahat gol bulacağıydı. Fakat futbol kağıt üstünde değil, sahada oynanıyor. Belli ki Beşiktaşlı futbolcular da kendilerine fazla güvendiler ve favori olduklarını düşünüyorlardı. Fakat son 5-6 yıldır derbilerde iyi performanslar çıkaran Galatasaray, zorluk derecesi yüksek ve sert maçlarda olduğu gibi yine iyi iş çıkardı. Topun kıymetini bildiler, ayağa oynadılar, özellikle savunmadan çıkarken, riske girmeyip fırsatları değerlendirdiler.
Beşiktaş'ta ise özellikle Caner ve Gökhan, savunma hatalarıyla dikkat çekti. Bruma'nın kazandırdığı kornerde Sneijder iyi kesince ön direkteki karışıklıktan seken topun kokusunu alan Eren Derdiyok arkada golünü attı. Eren gol haricinde de iyi bir santrfor olduğunu gösterdi. Marcelo ile boğuştu, mücadele etti, arkadaşlarına servis yaptı, faul aldı. Bruma da derbi tarihine geçecek bir slalomla farkı ikiye çıkardığında artık ipler tamamen Riekerink ve öğrencilerinin elindeydi, ilk yarı biterken..
Sahaya yanlış bir kadro ile çıkan Şenol Güneş kulübedeki yıldızı Talisca'ya ikinci yarıda forma verip oyuna hareket getirmeye çalıştı. İkinci devrenin başında da Galatasaray rakibine pek pozisyon vermiyor gibi görünüyordu fakat Riekerink, yorulan oyuncularını değiştirmekte çok geç kalınca tablo değişti. Yani Şenol Güneş'in imdadına Riekerink yetişti! Beşiktaş toparlandı, seyirci desteğini de alıp baskı kurdu. Saldırdıkça saldırdı.. 70. dakikada 2-0 önde olan Galatasaray, 79'da Josue ve Cavanda girdiğinde üstünlüğünü kaybetmişti. Rakibin zaafını çok iyi değerlendiren Beşiktaşlılar tıpkı Galatasaray gibi ilk golünü kornerden Marcelo'yla bulurken, ikinci golde de Chedjou'nun pozisyon hatasından faydalanan Cenk'le beraberliği buldu. Karşılıklı teknik adam hataları iki tarafı da birer puana razı etti. Ne var ki üzülmesi gereken esas taraf şüphesiz Riekerink ve talebeleri… Son cümle de son dakikada iki topu kurtaran Fabri ve Muslera'ya.. Maçın kaderini tayin ettiler..

Atiba kuş gibi hafiflemiştir!

Benfica maçı sonrası Beşiktaş herhalde bu kadar kolay bir maç kazanacağını düşünmemiştir. Şenol Güneş'in talebeleri, Portekiz dönüşü geldiği bir başka deplasmanda ilk yarıda golleri buldu. Maçta ilk gol 8. dakikada gelince, Beşiktaş için maç hazırlık havasına büründü. Akhisar da ilk yarıda Beşiktaş'a çok ciddi direnç gösteremedi, Beşiktaş da öne geçtiği maçların temposunu ayarlamayı artık çok daha iyi biliyor. Durum böyle olunca, 45. dakikada gelen ikinci golle ilk yarıda perde kapandı. İkinci yarının seyir zevki açısından pek tadı, tuzu yoktu.. Şenol Güneş oyuncu değişikleri ile bazı futbolcularını dinlendirdi, kimini de görmek istedi. İkinci yarıda verilen pozisyonlar Akhihar'ı iyi gösterdiyse bu da atı alanın Üsküdar'ı geçtiği içindir.
Bir ev sahibi takım olarak ilk yarıda direç koyamadılar. Kaliteli bir takım, kaliteli yıldızları var.. Bakıyorsunuz topu kaybediyor, hemen arkasından geri kazanıyor.. Gökhan İnler, Atiba'nın yükünü aldı.. Atiba onunla oynamaktan çok mutludur eminim, Kanadalı kuş gibi hafifledi adeta.. Goldeki asisti de güzeldi.. Tosic, geçen yıl kritik maçlarda aldığı görevini aynı başarıyla sürdürüyor. Dün gece önemli toplar kesti. Kaleci Fabri'yi sıkıntıya sokacak çok pozisyon olmadı, birkaç şutta da İspanyol eldiven başarılıydı. Göknan Gönül formunun çok gerisinde, Caner ise tam hazır değil. Talisca, Sosa değil.. Sosa pas yapıp adam geçen, oyun başlatan bir adamdı.. Talisca'nın Sosa'ya göre en büyük farkı gol atmayı pozisyona girmeyi sevmesi. Direkt gole gitmeyi düşünüyor. Finali seviyor, risk almayı seviyor.. Golünü de attı. Talisca gol atmaya devam eder... Beşiktaş, Akhisar kabusuna son verirken, Galatasaray derbisi için geri sayım başladı. Müthiş maç olacak!. Bekleyin...