CANLI
SKOR
Murat Özbostan

Murat Özbostan

Beşiktaş, rakiplerini nasıl yakalayacak!

Beşiktaş taraftarının yüzü 2 sezondur gülmüyor. Bu yıl tablo daha da kötüleşti. Tüm kulvarlarda siyah-beyazlı takım havlu attı. Yeni teknik direktör Ole Gunnar Solskjaer sıkıntılı. Yüzü gülse de o da sorunları biliyor. Norveçli teknik adamın ihtiyacı olan tek şey zaman. Bunu imza attığı 19 Ocak'ta da yazdık. Ama Türkiye'deki futbol ikliminde bu sabır yok, olmaz da. Beşiktaş, bu sezonu bir yerde bitirecek iyi da kötü!. Yabancı futbolcular lig bitse de gitsek havasında. Kalan maçlarda bu nedenle nasıl tablo çıkar bilemiyoruz. Başkan Serdal Adalı özellikle finans konularıyla ilgileniyor. Göreve geldiği günden beri yaklaşık 25 milyon Euro para vermiş cebinden!. 1 milyar Lira'yı aşan bir meblağ… Beşiktaş'ın hiçbir ekonomik kaynağı yok şu an. Başkan para vermese maaş dahi ödeyemez.

İMMOBİLE İLE YOLLAR YÜZDE 100 AYRILACAK
Ciro
İmmobile ile yollar ayrılacak. Beşiktaş'tan aldığı para yıllık 500 milyon TL'ye yakın. Daha bir sene sözleşmesi var. Beşiktaş gerekirse farkı cebinden ödeyip oyuncuyla mukavelesini feshedecek. 5 milyon Euro'ya alınan Bakhtiyor Zaynutdinov sakat. 1 yılda 5 kez sakatlık yaşamış. 26 maç kaçırmış. Şu anda tendonlarında bir sorun var. Tedavi olmasa da sürekli tekrarlayan bir sakatlık. Gönderilen Giovanni van Bronckhorst'un tazminat bedeli 3.4 milyon Euro…

VAN BRONCKHORST'UN TAZMİNATI KORKUTUYOR!
Daha
bir ödeme yapılmamış. Konu FIFA'ya gidecek büyük ihtimalle. 3.4 milyonluk rakam, olacak 5-6 milyon Euro… Bir yanda idari konular bir tarafta sahadaki performans! Bu süreçten çıkmak için Beşiktaş'ın yapacağı tek şey sabır. Zaten başka da şansı yok. Galatasaray ve Fenerbahçe'nin sürekli ülke futbolunda gündemde olduğu bir dönemde siyahbeyazlı takımın tekrar gündeme gelmesi, masadaki ağırlığını ortaya koyması için yapacağı çok iş, kat edeceği çok yol var.

Suya sabuna dokunmadılar!

TFF Profesyonel Disiplin Kurulu'nun verdiği kararlar günlerdir tartışılıyor. Özellikle Fenerbahçe Teknik Direktörü Mourinho'nun 3 maçlık cezası yankı buldu. Portekizli teknik adam saldırıdan sevk edilmiş (5-10 maç arası ceza) PFDK, sportmenliğe aykırı eylemden 3 maç ceza vermişti. Dolayısıyla lig maçlarında sahaya çıkma hakkını elde etti. Bu cezanın perde arkasında 4'e 3 oy var.

PFDK BAŞKANI VE 3 ÜYE 'TAHRİK VAR' DEMİŞ
3
üye "Saldırı var, 5 maç ceza almalı" derken, PFDK Başkanı ve diğer 3 üye, "Tahrik var bu nedenle 3 maç ceza almalı" diyor. Nitekim oylama 4-3 Mourinho lehine çıkıyor. Hakem raporunda tahrik şöyle anlatılmış: "Okan Buruk hakemleri tebrik ettikten sonra Mourinho'ya dönerek "Very good referee performance -Çok iyi hakem performansı) dedi, sonrasında da yumruk şov yaptı."

BURUK TAHRİK ETTİYSE NEDEN CEZA ALMADI?
İşte
bu satırlardan dolayı Portekizli hocaya indirim yapılmış. Peki tahrik varsa, Okan Buruk niye sevk edilmedi, niye ceza almadı? Sevk yoksa tahrik yok o zaman! İndirim niye var? Mourinho'yu tahrik etmek provokatif bir eylem değil mi? Eylem cezada indirim gerekçesi oluyorsa, Okan Buruk'un da ceza alması lazım! Bu bir çelişki değil mi? Bu soruya nasıl yanıt bulacağız! PFDK'nın verdiği cezaların hepsi hukuki olarak soru işaretleriyle dolu. Tabiri caizse suya sabuna dokunmadılar... Hem Galatasaray'a hem Fenerbahçe'ye dokunmadılar. Bir denge bu... Bu nedenle insanlar tatmin olmuyor.

BAŞKA ÜLKELERDE BU CEZALAR GEÇERLİ DEĞİL
Kupadaki
cezaların kupada çekilmesi de ayrı bir tartışma. Bu isimlerin seneye Türkiye'de olacakları ne malum. Gittikleri ülkelerin federasyonları, bu cezaları tanıyor mu? Ortada ırkçılık, bahis, doping yok. Bunlar olsa cezalar çekilirdi ama şu verilen cezalar Avrupa'da geçerli olmaz. Sonuç: Mourinho'nun yaptığı fiziki eylem kabul edilemez. Tepeden tırnağa yanlış. Sportmenlik dışı değil saldırıdır bu. Okan Buruk'un da yere düşme şekli doğru değil. Tebriği Türkçe yapabilirdi Türk hakemlerine. Ayrıca Galatasaray teknik direktörü yere kendini böyle atmaz.

Talisca’ya bu kadar para verilir mi!

Galatasaray hezimetinin ardından Trabzonspor maçı Fenerbahçe için tek çıkış yoluydu... Ya kazanıp puan farkını 3'e düşürecek ve şampiyonluk umutlarını sürdürecekti ya da lige havlu atacaktı... Jose Mourinho'nun 7 rotasyonlu kadrosu ve 4'lü savunmaya dönmesi, ilk yarı boyunca alışılmış düzenin dışına çıkarak oyunun istenilen seviyede olmamasını sağladı. Trabzonspor özellikle sağ kanattan Zubkov ile geniş alanlar yakalayıp pozisyonlar buldu. Gol de uzatmalarda aynı kanattan gelişen atakta aylar sonra ilk 11'de oynayan Draguş'tan geldi.. İşte bu bölüm Fenerbahçe için kâbus oldu.. Tribünler "İstifa" diye bağırmaya başladı.. O kadar inceydi kopacak ip yani! Oysa bir 45 dakika daha vardı.. İkinci yarı Portekizli teknik adam, normal ayarlarına döndü ve kulübesindeki kadro zenginliğini devreye sokarak Talisca'ya formayı verip, tekrar savunmayı 3'lüye çevirdi. Geldiği günden beri "Bu kadar para verilir mi, Fenerbahçe'ye ne kattı ki" diye sallanan Brezilyalı futbolcu, hem hocasını hem yönetimi hem de takım arkadaşlarını adeta ipten alarak maçın kaderini tayin etti.. Biten umutları yeşertti.. Yetenekleri büyük ama fiziki gücü yoktu Talisca'nın.. Akan oyunda attığı iki gol muhteşemdi.. Penaltı atışı ve vurduğu köşe harikaydı.. İşte bu nedenle bu paraları alıyor.. Trabzonspor'a gelirsek F.Bahçe'ye yetecek 45 dakika gücü vardı.. Hepsi bu… Özetle Galatasaray maçının yaralarını sardı ve rakibine mesaj verdi. Artık şampiyonluk yarışı başka bir boyuta geçti..

Güzel ve çirkin!

Son 3 günde futbolda çok önemli şeyler yaşadık. Önce Trabzonspor'a bakalım.. Bordo mavili takım, UEFA Gençlik Ligi'nde tarih yazmaya devam ediyor. Daha önce Atalanta'yı eleyerek ilk kez bir Türk takımının adını çeyrek finale yazdıran Trabzon, bu kez sahasında Inter'i dize getirdi. Bu Türk futbolu adına son zamanlardaki en büyük başarıydı. Bataklıkta açan çiçekler gibiydiler… Son zamanlarda futbolumuz sürekli bir gerilim ve kaosun içinde. Son örneği Fenerbahçe-Galatasaray maçı oldu. Ne ararsan vardı sahada. Mourinho'nun, Okan Buruk'un burnunu sıkması, Buruk'un düşüş anları, Portekizli teknik adamın dünya basınının gündemine oturması... Oyuncuların kavgasını saymıyorum bile. Şiddet, yumruk, küfür ne ararsan var! Sürekli kavga, gürültü içinde çırpınıp, Türk futbolunun yapısal sorunlarına yüz çevire çevire nerelere geldik..



Bakın Trabzonspor'un genç oyuncularının hiçbir şeye aldırış etmeden Türk insanının, Türk gencinin neler yapabileceğini gösterdiler. Büyük bir başarıya imza atmalarına rağmen gölgede kaldılar. Hepsiyle gurur duyuyoruz. İnşallah kupaya da uzanacaklar. Papara Park Stadı'nı doldurup rekor kırdılar, gençlerin o masum, temiz ve muhteşem mücadelesine koştular… Hem bordo-mavinin harika çocukları hem de Trabzonspor taraftarları dünyaya örnek oldular. Türk futbolunun lokomotif takımları Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Avrupa sahnelerine havlu attı, yine baharı bile göremedi biliyorsunuz... Kendilerini sorgulayıp, öz eleştiride bulunacaklarına sosyal medyadan yaptıkları ergen paylaşımlarıyla kendi tiyatro sahnelerinde üç maymunu oynamaya devam ediyorlar. Son derbi de bunun tipik bir örneği oldu, öncesiyle, sonrasıyla...



BURUN SIKMA MESELESİNDE NE OLACAK!

Şimdi şu burun sıkma olayına bi bakalım.. Jose Mourinho, Türkiye'ye geleceği için hepimiz "Ne büyük iş.. Vay filan" dedik. Kafamızda, zihnimizde bir kahraman çok büyük bir futbol adamı vardı. Gelin görün ki küçüldükçe, küçüldü.. Yeri geldi konuşmalarıyla, yeri geldi eylemleriyle F.Bahçe'deki kariyerine noktayı koydu. Sezon sonunu bekler mi bilmem ama bu skandal harekete F.Bahçe yönetiminin de asla sahip çıkacağını sanmıyorum. Dış basın bu olayı konuştu.. Gelelim Okan Buruk'a. Büyük bir teknik adam, çok başarılı, şampiyon hoca. Hakemin elini sıkıp giderken hem bir şey söyleyip hem de Mourinho'ya karşı yumruk şov yapması bir tahrikti! İki hoca da muhtemelen PFDK'ya sevk edilir. Okan Buruk da tahrikten gider. Belli bir ölçüde ceza çıkar. Tıpkı daha önceki dosyalarda olduğu gibi. Fakat ne olursa olsun, saha içine konsantre olacağına saha dışındaki olaylarıyla gündemden düşmeyen Jose Mourinho da kendi elleriyle Türkiye kariyerini bitirdi...

ERMENİSTAN VE İSRAİL VAR TÜRKİYE YOK
UEFA'da seçim var. Belgrad'ta futbol dünyası buluştu.. Biliyorsunuz Servet Yardımcı'nın görevi bitti. TFF yeni bir isim vermedi. UEFA'daki en önemli şey İcra Kurulu.. Artık burada resmen yokuz. Peki kim var İsrail ve Ermenistan!.. İsrail 2 yıl, Ermenistan ise 4 İcra Kurulu'nda görev yapacak. Elbette önümüzdeki yıllarda Türkiye olarak büyük organizasyonlara ev sahipliği yapacağız. Mesala önünüzdeki hafta UEFA'nın İstanbul merkezi açılacak. Bunlar güzel ama keşke İcra Kurulu'nda da olsaydık.

Turu geçen takım şampiyonluk ipini de göğüsler

Türkiye nefesini tuttu, Fenerbahçe-Galatasaray maçını bekliyor. Süper Lig'de dengeler değişti. Her hafta psikolojik üstünlük ya Fenerbahçe'ye ya da Galatasaray'a geçiyordu. Sarı-kırmızılı takımın mağlup olması, Fenerbahçe'yi iştahlandırdı. Neden mi? Türkiye Kupası'nda Fenerbahçe, Kadıköy'de ezeli rakibini elerse şampiyonluk yolunda da ciddi bir avantajı, bonusu cebine koyar. G.Saray'da şimdi yine eleştirilerin odağında Okan Buruk var. Bir hafta övülüyor, bir hafta yerden yere vuruluyor... Ortası hiç yok... Dolayısıyla Kadıköy'de kaybederse Okan Hoca kendisi adına ağır bir tablo ile karşı karşıya kalır. Burası gerçek... Aynı şey Jose Mourinho için de geçerli... İki hocanın da eline pahalı ve parıltılı kadrolar verildi... Onun da durumu Okan Buruk'tan farklı değil ama hakaretlere uğramıyor!



MHK'NİN MESAJI ÇOK NET!
İki teknik adam için de kupadaki erken final önlerindeki yol haritasını çizecek. Portekizli çalıştırıcaya göre Galatasaray'ın işinin daha zor olduğunu düşünüyorum. Demek istediğim şu; Kadıköy'de, coşkulu taraftarının önünde favori olan takım Fenerbahçe... Mourinho'nun oturmuş ve uyumlu bir oyun sistemi var. Ne kadar eleştirirsek eleştirelim bu sistem sırıtmıyor... Oyuncular üzerindeki hakimiyeti ve etkisi üst seviyede... G.Saray'da ise Osimhen ve Barış hariç bütün takımda ciddi bir form düşüklüğü var. Antalyaspor maçı skor olarak aldatıcıydı... Bunun etkilerini Beşiktaş maçında gördük. Neredeyse sezon bitecek, Buruk hâlâ takımını oturtmuş değil... Belirli bir oyun gücü yok. Osimhen'in sırtına binmiş gidiyor... Aslan'ın en önemli silahı yine Nijeryalı yıldız olacak. Kadıköy'de sadece golcü futbolcunun performansı yetmez. Bütün takımın iyi oynaması lazım.
Türkiye açık kanalda muhteşem bir finali takip edecek. Tabiri caizse hayat duracak. Ve bir kazanan olacak... Daha önce yazmıştım; bu maçın sonucu ligin şampiyonunu da belirleyecek. Beşiktaş derbisinde Yasin Kol'un performansı umut verince MHK yine ilk defa kariyerinde bir derbi yönetecek Cihan Aydın'ı kupaya atadı. Bu şunun göstergesi: "FIFA kokartı olsun veya olmasın biz bütün hakemlerimize güveniyoruz, her hakemin arkasındayız." Umarım hakem şansı yanında olur...

Dersine çalışan teknik adam kazandı!

Maçın kaderini iki teknik adam belirledi.. Beşiktaş ligdeki iki karşılaşmayı kaybedince, Galatasaray maçı puandan çok bir prestij mücadelesiydi. Norveçli teknik adam Solskjaer, 4-6-0'la herkesi şaşırtmış olsa da planı çok iyi işledi. Özellikle Morata'lı kadrosuyla Galatasaray orta sahasının yumuşaklığını düşünüp, takım göbeğini kalabalık tuttu. Gedson Fernandes gibi hareketli, savaşçı bir futbolcunun yanında Chamberlain ve Joao Mario ile işin teknik kısmını hallederken en uçta Rafa Silva'yı konumlandırıp orta alan mücadelesini kazandı. Kanatta görevlendirilen Muçi de on numara menşeliydi. Dolayısıyla oyunun kalbinin bu bölge olacağını önceden biliyordu. Galatasaray'ı kanatlara mahkum etti… Ya Okan Buruk.. Adeta akıl tutulması yaşadı. Deplasmanda olmasına rağmen, hızlı hücum yapabilen oyunculara sahip Beşiktaş'a karşı hem Morata'yı hem Osimhen'i aynı anda sahaya sürdü. Morata'nın ritimsiz ve katkısız oyunu sebebiyle Osimhen iki kişilik oynadı… Üstüne bir de takım 10 kişi kalınca Osimhen bu sefer 3 kişilik performans gösterirken çok yoruldu, tükendi gitti.. Paulista da adeta ikizi gibi izledi onu ve adım attırmadı. Sahada hem oyun hem de istek olarak Beşiktaşlı oyuncular rakibine büyük üstünlük kurdu. Futbolcular, sessizliğin hakim olduğu zamanlarda tribünleri de ateşledi. Rakip 10 kişi olsa da tedbiri hiç elden bırakmadılar. 'Hücum pres işte böyle yapılır' dercesine ders verdiler… Bu satrancı Solskjaer kazandı. Özetle Beşiktaş ligdeki kartların tekrar açılmasına neden olacak bir maçı kazandı.. En mutlu takım ise Fenerbahçe oldu.

Takımın gizli lideri Oğuz!

İlk yarıda F.Bahçe maçı kazandı, ikinci devre kaybetti.. İlk bölümde istekli, arzulu, ciddi ve iştahlı bir takım vardı.. Sarı-lacivertli takım, G.Saray ile önemli bir kupa maçı oynayacağı için de farkı bulduktan sonra ikinci yarı kendini sıkmadı, geri vites yaptı. Mourinho ilk defa İrfan Can'ı 10 numara oynattı.. Yusuf, Skriniar ve Mert stoper üçlüsü görev yaptı.. Skriniar hem golünü attı hem de geriden oyunu mükemmel kurdu. Oğuz Aydın... Milli Takım'ın yeni yıldızı son ana kadar koştu, oyunu hiç bırakmadı. Doğru yer ve zamanda golü attı.. Sağ-sol, her yerde vardı. Enerjisi ve coşkusuyla takımının adeta gizli lideriydi. Portekizli teknik adam, 2. yarı Talisca, En-Nesyri, Kostic ve Szymanski gibi isimleri kenara aldı.. Tamamen rotasını G.Saray maçına çevirdi.. Kalede İrfan Can Eğribayat'ın olması da sürprizdi.. Çok da iyi oynadı.. Livakovic'i ya G.Saray maçına saklamak istedi ya da "İki kalecim de her an hazır olmalı" düşüncesiyle Bodrum maçında farklı bir tercih yaptı.. F.Bahçe için artık en önemli saat bugün 20.30... Beşiktaş'a dua edecek! Bodrum'a gelirsek; 3 önemli oyuncusu Bardhi, Fredy ve Ajeti'yi 2. yarıda oyuna aldı Morais.. Bu tercih eleştiri konusu oldu. Fredy ikinci yarının yıldızı oldu.. Bodrum, F.Bahçe'yi değil kupadaki Trabzonspor ve ligdeki Alanya maçını düşünüyordu sanki! İkinci yarı bu 3 yıldızın girmesiyle kıpırdandı Bodrum.. Çok pozisyon buldu.. İşte bu bölümde de maçı Bodrum kazandı.. Sonuçta tabelada kazanan F.Bahçe oldu.. Burada oyuna değil artık 3 puana bakılır zaten..

%51 yerli... TFF kararını artık açıklamalı

Milli maçları geride bıraktık. Çok önemli iki maçı kazasız atlatıp futbol adına güzel bir oyun sunarak sonuca gittik.. Uluslar Ligi başladığı zaman B'den C'ye düşerek büyük hayal kırıklığı yaşamıştık.. Şimdi A'ya çıktık.. Önemli olan burada kalmak ve dev takımlarla mücadele etmek.. Bu prestij açısından çok önemli.. Şimdi tekrar kendi ligimizin atmosferine dönüyoruz.. Kavgasından, geriliminden bıktığımız atmosfere.. Önce Beşiktaş-Galatasaray maçı, sonrasında kupada Fenerbahçe- Galatasaray derbisiyle sıcak günler bizi bekliyor.. Bayram oldukça tempolu ve heyecanlı geçecek.. 1 aydır Beşiktaş-Galatasaray maçını yerli mi yabancı hakem mi yönetecek diye tartışmalar var.. Bu konuyu bu sayfalarda işledik.. Sorduk, soruşturduk.. Hem TFF kaynaklarından hem de Merkez Hakem Kurulu cephesinden 'yabancı hakem değil yerli bir hakem ile bu maçların oynanacağ ı yönünde görüş hakim' dedik.. Konu TFF yönetimine de iki defa geldi.. Sadece bir yönetici çekimser (ismi bende) kalırken diğer yönetim kurulu üyelerinin bir kısmı 'yabancı', bir kısmı da 'yerli olsun' dedi..B aşkan İbrahim Hacıosmanoğlu tamamen yerli bir hakemden yana.. Şu an ortada böyle bir tablo var.. Yani Beşiktaş-Galatasaray karşılaşmasını yerli bir hakem yönetecek.. Beşiktaş tabii bunu istemiyor.. Zaten Başkan Serdal Adalı da birçok kez açıklama yaptı.. Dün de Beşiktaş Kulübü sert bir bildiri yayınlayarak adeta aba altından sopa gösterdi.. Galatasaray daha ortadan gidiyor.. "İyi hakem olduktan sonra yerli ya da yabancı fark etmez" düşüncesinde.. Artık bu tartışmaların son bulması için resmi bir açıklama şart. Her gün papatya falı açmanın kimseye faydası yok. Milli Takım ile güzel bir rüzgâr yakalamışken futbolun dibine yeni dinamitler yerleşmemesi lazım. TFF yönetimi bugün tekrar bir değerlendirme yapacak. Kararlarını kamuoyu bekliyor ama şurada derbiye 5 gün kaldı. Bu işleri aceleye de getirmemek lazım.

3-4 gömlek üstünüz, sahada gösterdik!

İki maçta iki güzel sonuçla halkımıza mutlu geceler yaşattı çocuklar. Hak ettiğimiz yere ulaştık. Zirvede büyük takımlarla büyük oyunlar oynayıp ülkemize nice mutlu zaferler tattırırlar inşallah. Macaristan açıkçası tur umuduyla çıkmıştı sahaya. Özellikle taraftarı çok ateşliydi, yaptıkları şovlarla takımlarına inanıyorlardı ama arada bir fark vardı. Bizim futbolcularımız, onların 3-4 gömlek üstünde. Yani kalite vardı kalite..
1- İlk maçtan farklı bir diziliş ve anlayış vardı. İstanbul'daki karşılaşmada Barış Alper'e forvette Kerem eşlik ederken, ileride ikili oynadılar. Ancak bu maçta skorun da avantajıyla Kerem tek, Arda ise 10 numarada merkezi kalabalık tutan oyuncuydu.
2- İsmail maçın ilk bölümünde zaman zaman pas hatası yaptı ve alan kapamada zorlandı. Ancak penaltıyı getiren oyuncu oldu.
İkinci yarıda ise Montella, Salih tercihiyle orta sahadaki güvenliği artırdı.
3- Millilerin hücum hattı, dinamik ve geçiş hücumuna elverişli. Nitekim ikinci golde Kerem'in geçişini, Oğuz'un pasında kaliteli bir bitirişle Arda sağladı.. Arda liderliği ve takımı motive etmesiyle de ön plana çıktı..
4- Szoboszlai sürekli Arda ile oynadı. Rahatsız etmeye, kızdırmaya çalıştı ancak cevabını en güzel şekilde Arda'dan aldı.
5- Macarların ilk yarıda Uğurcan'a takıldığı iki pozisyon vardı. Maça tutunmalarına Uğurcan engel oldu. Kaleyi bırakmaz artık..
6- Takımdaki arkadaşlık duygusu çok üst seviyede. Bunu Avrupa Şampiyonası'nda da görmüştük. Bu birliktelik devam ediyor…
7- Samet savunmada soru işaretiydi ancak Abdülkerim ile iyi bir ikili oldular. Samet hatasız bir oyun çıkardı.
8- Alman hakem Zwayer, tribün baskısına aldırış etmeden gördüğünü çaldı, penaltımızı tereddütsüz verdi. Örnek bir hakemlik gösterdi herkese…