CANLI
SKOR
Levent Tüzemen

Levent Tüzemen

Selçuk farkı

Kaptan Selçuk İnan'ın, "Ligdeki yerimiz bize yakışmıyor. Bu kadro daha iyisini yapabileceğini göstermeli" söylemi takım arkadaşlarına kesin itici güç olmuş. Galatasaraylı futbolcular Kasımpaşa'ya karşı başta Selçuk olmak üzere istekli, coşkulu, mücadele gücü yüksek bir oyun ortaya koydu. Selçuk yüksek koşu kalitesiyle her yere basarken arkadaşlarını da rakip oyuncuları takip etmeleri konusunda sık sık uyardı. Enfes bir gol atarak skoru rahatlatan Selçuk sadece kaptanlık yapmadı oyunun ve hücum organizasyonların lideri oldu. Selçuk'un uyarı ışığını hiç söndürmemesi Emre'nin, Sabri'nin ve Olcan'ın daha dikkatli, mücadeleci oynamalarına ve etkili pas kullanmalarına katkı sağladı..
Emre Çolak, çok etkili oynadı. Podolski'ye attırdığı golde pasını esirgemedi. Ama bu golden sonra Emre'nin basın tribününe yönelik yaptığı el kol hareketini ayıpladım. Emre; sen büyük yeteneksin, futbol zekan ve kaliten var. Ama kafandaki şeytanlardan kurtul ve şımarıklığı bırak. G.Saray'da oynadığını da unutma.
Galatasaray ilk 20 dakikada çok üstündü verilen ve verilmeyen golleri vardı. Podolski'nin golü ofsayt değildi. Kasımpaşa eşitliği sağlayınca Galatasaraylı bazı oyuncuların zihinsel travmaya girmelerini Selçuk "Kendinize gelin" uyarısıyla önledi.
Riekerink'in ikinci yarı Bilal'in yerine Umut'u oyuna alması Podolski'yi boşa çıkardı ve bu hamle G.Saray'a hücum etkinliği kazandırdı. Umut'un yaptığı baskı Kasımpaşa savunmasını bozdu. Öncelikle kale arkası hakemi Bülent Birincioğlu'nu kutluyorum. Podolski'nin attığı golde topun rakipten geldiğini söyleme cesareti inşallah diğer hakemlere de örnek olur. Alman yıldız çok çalıştı, "Pas durağı" oldu. İkinci gol sonrası oyunun ve topun üstünlüğünü G.Saray hep elinde tuttu. Sabri çok koştu, Emre ayağında fazla top tutmadığında G.Saray'ın hızlı hücumlarını hazırladı. Carole'ün çalışkanlığı, Linnes'in dikkatli oyunu göze çarptı. Kanat bindirmelerinde Linnes'in koşu yoluna yeterince top atılmadı. Umut'un kaçırdığı golde Linnes'in bir kez yapma şansı bulduğu ortanın kalitesi "Orta nasıl yapılır?" dersi olacak kadar dört dörtlüktü.

Utan Emre!..

Galatasaray, tüm maçlarını kupada oynasaydı şimdi zirve yarışının ortağı olurdu. Bu yorumum, "Galatasaray iyi oynadı" olarak anlaşılmasın.
Çünkü ligde "sefiller"i oynayan Galatasaray, kazandığı Rize maçıyla kupada yenilmezliğini sürdürdü. Galatasaray'ın kupa karnesine bakalım: 10 maç, 8 galibiyet, iki beraberlik.. Galatasaray, Rize'de 3-1 kazanarak final bileti için ciddi bir avantajı eline geçirdi. Rize'deki maçta takım içinde ciddi bir gruplaşmanın olduğu su yüzüne çıktı. Galatasaray yönetiminde futboldan anlayanlar olmadığı için bu gruplaşma gözlenememiş olabilir...
Galatasaray eğer fark atacağı bir maçı 3-1 kazanmış ise bunun sorumlusu öncelikle Emre Çolak'tır.. Şaşırdınız mı? Dakika 62... Kişisel gayretiyle bir gol atıp, Yasin'e gol pası veren Podolski'ye maç boyu Emre Çolak pas vermemeye çalıştı. Ben yıldız tablosunda maçta 1 gol atan ve iyi oynayan Emre'ye bilerek (0) verdim... Neden mi? Emre dahil hiç kimse Galatasaray'dan büyük değildir. Yasin'in attığı golden sonra Podolski'ye sarılmasına Emre'nin gösterdiği tepkiyi de ayıpladım.. Kaptanlık yaptığı Galatasaray'ın çıkarlarını hiçe sayan Emre Çolak'a "Utan Emre utan" diyorum..
Ünlü İtalyan hoca Lippi, "Futbol iyi oyuncularla oynanır. Elinizde kaliteli oyuncular yoksa başarı kazanmak zor" der.. Podolski'nin kalitesine asla dil uzatmadım ama Alman yıldızı yeterince sorumluluk almadığı için çoğu zaman ağır eleştirdim. Ancak Çaykur Rize ceza alanı önünde gol atabilecek pozisyonlarda maalesef Podolski'ye, Emre'nin başını çektiği grupta Yasin, Olcan hatta Sabri bilerek pas atmadılar. Podolski'nin taçtan gelen topu gol yapması pas vermeyenlere bir cevap oldu.
Galatasaray kazanırken Muslera yine başarılıydı. Carole, Koray haksız atılan Hakan Balta ile Semih dikkatli ve özverili oynadı.. Riekerink'in vatandaşı Sneijder'in yerine Olcan'ı Yasin'in yerine Linnes varken Tarık'ı alması skandaldı. Olcan, kazandığı topları kaybetti, girdiği pozisyonları harcadı. Hakem Ali Palabıyık'ı beğenirim. Ama Hakan Balta'ya haksız kırmızı gösterirken acele etti. Hakan topa vurmuştu. Pozisyonu en iyi süzen yardımcıya Hakan "Konuşsana" dedi.. Keşke Palabıyık da konuşsaydı..

Yönetime: Direnmeyin!

Galatasaray Başkanı Dursun Özbek ve yönetim kurulu üyelerinin alt yazısında şöyle yazıyor:
"Sorunun kendinde olduğunu anlamayan insanlar çözümü maalesef başkalarının huzurunu bozmakta bulurlar.."
Galatasaray Kulübü bu zamana kadar ne yazık ki; bu kadar etkisiz, güçsüz, beceriksiz bir yönetim kurulu görmedi.. Yani halk diliyle Galatasaray'ın görüntüsü, "Söyle bana yönetimini, sana nasıl bir takım olduğunu anlatayım" şeklindedir..
Bir takım maç kaybedebilir, farklı da yenilebilir.. Ancak bir takımın hakkı çalınıyorsa, aynı hakem tarafından ikinci kez hakları gasp ediliyorsa ve Galatasaray'ı yönetenler bunun farkında bile değilse ve haklarını savunamıyorlarsa bu durum o yönetimin ne kadar aciz, güçsüz ve etkisiz olduğunu gösterir.. Çünkü yönetim kadrosu olarak futboldan anlamıyorlar. Nerede haklı nerede haksız olduklarını bilmedikleri için isyan bile edemiyorlar. Antalya maçında Galatasaray'a yapılan hatalar Fenerbahçe'ye yapılsaydı Başkan Aziz Yıldırım hakem dünyasını yerle bir eder ve Yaşar Kemal Uğurlu gibi hakemler düdük bile çalamazdı. Galatasaray yönetiminin gücü bile yok. Bu saatten sonra Dursun Başkan'ın, Galatasaray'ı yönetmeye direnmesi yanlıştır..
Antalyaspor'un başkanı hafta içinde, "Galatasaray'ı farklı yeneceğiz" imasında bulunmuştu. Bir bildiği varmış. MHK Başkanı Alanyalı olunca Ankara'daki FİFA kokartı bile takmamış hakem atayıcısı Bünyamin Gezer mesajı almış ki; Mersin-G.Saray maçındaki "Hakemşörü" Yaşar Kemal Uğurlu'yu Antalya'ya da atadı.. Uğurlu da atayanları mahcup etmedi. Ey MHK sizde hiç utanma duygusu yok mu? Galatasaray Başkanı rahmetli Özhan Canaydın olsaydı bu hakem Uğurlu düdüğünü kesin asardı.
Maça gelince; Antalya Galatasaray'ı ilk kez yenmiyor. Ama Eto'o golü elle atıyor.. Bir zaman Anelka'nın elini görmeyen Özgüç Türkalp gözünün dibinde Eto'o'nun elini de görmüyor. Pozisyonu aslında hakem Uğurlu da (!) görüyor ama niyeti belli çünkü 47'de Yasin'in bileğine yapılan ve penaltı olan faulu kornerle örtüyor. Hakem Uğurlu (!) Donk'u haklı atıyor ama Emre Çolak'ı atmak için yürekli davranmıyor.
Eto'yo gelince; tam bir emek hırsızlığı yaptı. Muslera'nın dediği gibi büyük kariyere sahip Eto'o'nun, hakeme "Elle attım" diyecek kalitesi yokmuş.. Son sözüm Galatasaraylı futbolculara... Taraftarlarınıza sizleri izlemeleri için ne vadediyorsunuz? Gücünüz yok, kaliteniz yok, yüreğiniz yok ve en önemlisi skora isyanınız yok. Teslimiyetçi futbolcuları Galatasaray taraftarı niye izlesin?

Onurlu mücadele

Sneijder, Selçuk ve Hakan Balta'nın kadroya dönüşüyle Galatasaray'ın hem heybeti arttı hem de tecrübeyle birlikte denge oluştu.. Galatasaray topa belki daha çok sahip oldu ama pozisyon zenginliği Fenerbahçe'deydi.
İlk 10 dakikada Van Persie ve Nani'nin kaçırdığı gollerden sonra Galatasaray taraftarı, derbiyi "Aman gol yemeyelim" huzursuzluğu içinde izledi. Özellikle Volkan Şen'in sağ taraftan taşıdığı her top, Galatasaray kalesi için büyük tehlike oluşturdu. Galatasaray takım savunmasını yaparken orta alanda Selçuk-Donk ikilisi mükemmel mücadele etti. Yasin ve Podoski ayaklarında top tutamadıkları gibi yaptıkları yanlış paslar yüzünden Fenerbahçe'nin tüm ataklarının hazırlayıcısı oldular. Emre Çolak ise ikili mücadeleleri hiç kazanamadı. Sneijder'in mücadele isteğine fizik gücü destek vermedi. Denayer- Balta ikilisi savunmanın göbeğinde kenardan yapılan ortaları doğru zamanlamayla karşıladı.
Hakem Kalkavan, "Hata yapmayayım" baskısıyla doğru kararlar veremedi. Nani'nin, Denayer'e yaptığı faulde düdük çalarak Galatasaray'ın gollük avantajını kesti. Aleks Taşçıoğlu'nun, Podolski'nin attığı gol öncesi kaldırdığı ofsayt bayrağı hatalıydı. Çünkü Poldi, 4 Fenerbahçeli'nin arkasından çıkmıştı. Hocalık için altyapıda ya da üst yapıda çalışmak fark etmez. Hollandalı Riekerink maçı ayakta izledi ama oyuna müdahale konusunda yetersiz kaldı. Emre, özellikle Yasin dökülüyordu. Bilal-Sabri ikilisini oyuna almakta geç kaldı. Yasin ayağındaki her topu ya Galatasaray takımı toplu halde hücuma çıkarken kaptırdı ya da riskli çalımlar atarken yere düştü.. Fatih Terim bu Yasin'de ne buluyor?
Haftalardır yediği gollerle Galatasaray taraftarını üzen Muslera derbide 'gecenin kralı' oldu. Muslera hep oyunun içindeydi, çok dikkatliydi, doğru yer tuttu, kalesini zamanında terk edip Nani ve Persie'ye gol izni vermedi.
Sonuçta; Muslera Galatasaray takımını maestro gibi yönetti. Galatasaraylı oyuncular, Fenerbahçe'ye yenilmemek için prestij mücadelesi verdi. Galatasaraylı oyuncular onurlu mücadeleleriyle kaybetmeyerek TT Arena'da Fenerbahçe'ye karşı ellerine geçirdikleri "Psikolojik üstünlüğü" korudular.

Tükenmişlik!

Podolski dışında Galatasaraylı futbolcular Rizespor maçını kazanmak için güçleri ve kaliteleri doğrultusunda mücadele ettiler.. Galatasaray adına az ama öz ve net pozisyonlar da vardı. Emre, Yasin, Olcan golün kıyısından geçti. Kalabalık savunma yapan ve orta alanı çok adamla kontrol eden Rizespor topu Galatasaray'a bırakıp kontrataklarla golü düşündü..
Çoğu zaman yana, geriye pas yapan Galatasaraylı oyuncular belki topun hakimiydi ama final paslarında tercihler hep yanlıştı. Denayer savunmayı tek başına ayakta tutarken Rize'nin gol olabilecek ataklarını doğru zamanla ve yerinde müdahalelerle etkisiz hale getirdi. Denayer'i sezon başından bu yana "Stoper" oynatmayan hocalara yuh olsun.. Kazanamamak Galatasaraylı oyuncularda ciddi bir güvensizlik yaratmış. Yöneticiler bana bu duruma "Tükenmişlik sendromu" olarak yorum yaptı.. Aslında tükenen Galatasaray yönetimi.. Çünkü maçtan önce yönetim oyunculara, "3 puan alın adam başı 50 bin lira kazanın" demiş.. Para özgüveni maalesef geri getirmez. Taraftarın desteği olmadan bu oyuncular ayağa kalkamaz.. Ancak taraftar da tuhaf. Çünkü oyuncuları önce yuhluyor, sonra tribüne çağırıp destek veriyorlar. Ardından da, "Formayı çıkarın çıplak oynayın" diye tempo tutuyor.. Taraftar, futbolcu arasında senkron yok.. Yönetim ise "Özgüven ve kalite eksikliği" yaşayan oyuncuları para dopingiyle ayağa kaldırmaya çalışıyor. Maçın genelinde Galatasaraylı futbolcular istekliydi. Ama taraftar baskısı yüzünden kulakları tribünde ürkerek ve korkarak oynadılar..
Bu ürkeklik nedeniyle G.Saraylılar ceza alanı önünde "Aman hata yapmayayım" endişesi yüzünden kaleye cesaretle şut atamadı. Sneijder, Selçuk ve Balta'nın olmadığı ortamda Podolski'nin sorumluluk almaması kartvizitinde yazan "Alman yıldız" ünvanına yakışmıyor.. Emre, Bilal didindi durdu. Çok top ezmesine rağmen golün asistini yapan Yasin ile Olcan mücadeleden kaçmadı. Ama Podolski önüne düşen toplara bile hamle yapmadı.. Taraftar Muslera'ya sevgi gösterisinde bulundu. İki maçtır kaptan çıkan Muslera ne yazık ki formda değil. Rize'nin attığı golde hatalıydı çünkü boşa çıktığı için topu yumruklayamadı.

Vodafone Arena’ya daha güçlü bir Beşiktaş yakışır

Ekonomisi güçlü ve altyapısı her alanda modern olan Türkiye'de son yıllarda inanılmaz güzel statlar yapılıyor. Devlet güçlü yapısıyla yeni yapılan statların "modern" olması için büyük gayret sarf ediyor. Türkiye'nin her yerinde hızla yapılan bu statlar mimari tarzlarıyla göz kamaştırırken devlet de çok ciddi paralar harcamaktan asla geri adım atmıyor... Devletin stat politikası: En iyisi... En güzeli...
Beşiktaş'ın yeni evi "Vodafone Arena"yı gazete olarak gezdik ve hayran kaldık. Başkan Fikret Orman'ın söylemiyle Beşiktaş, bu stadı kendi imkanlarıyla yapmış. Malzemeden kalite adına ödün verilmemiş. Başkan Orman'ın sohbet sırasındaki şu açıklaması dikkatimi çekti:
"Beşiktaş Kulübü olarak stadı yıkıp yeniden aynı yere yapabildiysek bunda en büyük pay Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a aittir. Stadın yapılmaması için birileri önümüze hep engel koymaya çalıştı. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, Başbakanlığı döneminden itibaren hep 'Bu stat buraya yapılacak' dedi. Ve biz de Cumhurbaşkanımız sayesinde Vodafone Arena'yı yaptık."
Fenerbahçe, Galatasaray statlarını gezmiş ve localarında maç izlemiş biri olarak şunu net söyleyebilirim, Vodafone Arena'nın her yerinden kalite fışkırıyor. Localardan tutun da yemek yeme alanlarına kadar her yer modern olarak düzenlenmiş. Merdivenlerden koltuklara kadar birinci sınıf malzeme kullanılmış.
Mesleği "İnşaat mühendisliği" olan Başkan Fikret Orman'ın, "Şantiye şefi" gibi çalıştığını, hatta stadı gezdirirken bile çevre kontrolünü mükemmel yaptığını gördüm. Başkan Orman stadın neresine hangi malzemenin kullanıldığını ezbere biliyor.
Özellikle "Vip" koltukları göz kamaştırıyor. Çünkü her koltuğun arkasında THY'nin yurtdışı seferlerinde kullanılan uçaklardaki gibi televizyon var.
Pozisyonu kaçıranlara bu TV'ler yardımcı olacak.
Benim görüşüm; İstanbul Boğazı dünyanın en büyük şaheseridir. Boğaz gören tek stat da Beşiktaş'ın mabedi olacak. Hem Dolmabahçe Sarayı'nı hem de Boğaz'ı kaplayan manzaraya çeşitli ülkelerin tadlarını barındıran tam 6 tane restoran hizmet verecekmiş. Maçlarda bu restoranların dolması normaldir. Ancak maçlar dışında gerek turistler, gerekse İstanbul'da oturanlar bu eşsiz manzara eşliğinde yemek yeme fırsatını bulacaklar..
Vodafone Arena, 24 saat yaşanabilinecek bir stat olarak görünüyor.. Uluslararası statları bile aşan Vodafone Arena'ya Avrupa'da büyük ses getirecek daha güçlü bir Beşiktaş takımı yakışır.

İsyanı bile yok!

Galatasaraylı oyuncuların duyguları o kadar törpülenmiş ki; iyi oynamak adına "Camiaya ayıp ediyoruz. Taraftarlarımızı üzüyoruz. Adam gibi koşalım. Kaybedelim ama adam gibi mücadele edelim.." şeklinde bir isyan bile koymuyorlar.. Galatasaraylı oyuncular eleştirilmelerine rağmen hiç utanmıyorlar.. Eskişehirli oyuncular ligde kalmak için sahada, "Terimizin son damlasına kadar mücadele edeceğiz. Kaybedebiliriz ama kazanmak için asla vazgeçmeyeceğiz" ruhuyla oynadılar ve kazandılar.. Ya Galatasaraylı futbolcular; iki kez öne geçtikleri maçta adeta büyük bir rezalete imza atıp lig sonuncusu Eskişehir'den tam 4 gol yediler.
Bu tablonun suçlusu sadece oyuncular mı? Futbolcu düzenine çanak tutan, oyuncusuna, "Hangi hocayı getirelim?" diye soran, sıradan oyuncuların alınmasına "Olur" diyen Dursun Özbek ve yönetimi tabii "Sütten çıkma ak kaşık" değildir. Hatta baş sorumludurlar. En önemlisi bu sıradan oyuncular Galatasaray'ın "Büyük takım" unvanına zarar veriyor. Bu nasıl anlayış? Bruma ile İngiltere'ye transfer olan Amrabat'ı İspanyollar beğenip alıyor. Ama Real Madrid'in tutmadığı hiçbir İspanyol kulübün, "Gel bizde oyna" diye davet etmediği ve Galatasaray yönetiminin "Kendine kulüp bul" dediği Jose Rodriguez ilk on bir çıkıyor. O Rodriguez yenilen iki golde topu kaptırıyor. Telles'in yerine gelen Carole pozisyon almasını bilmiyor. 4 milyon 750 bin Euro'ya alınan sağbek Tarık Çamdal kurtarıcı olarak oyuna girip sağ açıkta oynuyor. Kim aldı bunları? Özbek yönetimi.. Telles'i, Bruma'yı, Amrabat'ı hatta Dzemaili'yi parasını verip kim yolladı? Elbette ki Dursun Özbek ve yönetimi.
Boşuna dememişler; "Huzuru kendi içinde bulamazsan başka yerde aramak boştur" diye.

YÖNETİM TRANSFERE KARIŞMASIN
Bu teslimiyetçi ve utanmaz tablo, Galatasaray yönetiminin sezon başından Florya'da hortlayan, "Futbolcuya dayalı sisteme" destek vermesinin yıkıntılarıdır. Gruplaşmanın üst seviyeye çıktığı Galatasaray'ın utanmaz ve sorumsuz oyuncularını izlemek taraftarlara ve inanın bana acı veriyor. Yönetim yeni sezon için genç ve başarıya aç oyuncuları alacakmış. Yönetime önerim; ne olur bu aklınızla transfere karışmayın. Çünkü aldığınız oyuncular alacaklarınızın görüntüsüdür.

Köln tercihi: Güven

WADA (World Anti Doping Agency) Dünya Doping ile Mücadele Ajansı'dır. Dünya ölçeğinde doping ile mücadelede spor branşları, ülkeler arasındaki idari ve hukuki uyumun, eşitliğin ve adaletin sağlanması amacıyla kurulmuştur. Kuruluş yılı 1999, tam yetki ile göreve başlaması 2004 yılıdır.. Bu bilgiyi neden verdim?.. Hacettepe Üniversitesi'nde "Wada'nın verdiği yetkiyle (Buna acreditation deniyor) doping araştırma merkezi bulunuyor.. Ben Türkiye'de yapılan doping kontrollerinin Hacettepe'de incelendiğini sanıyordum.. Gökhan Gönül olayından sonra dopingle ilgili sporculardan alınan numunelerin Köln'e gönderildiğini öğrendim.
Doğrusu çok şaşırdım.

Türkiye'de son 10 yılda her alanda yaşanan göz kamaştıran değişime baktığımızda özellikle tıp alanında bir çok Avrupa ülkesinden bile önde olduğumuzu söyleyebilirim. Hatta yabancıların Türkiye'deki hastanelere tedavi olmak için akın ettiğini düşünürsek "doping" için Almanya'nın Köln şehrindeki doping merkezinin tercih edilmesini yadırgadım.. Yaptığım araştırma sonucu; Süper Lig ve PTT 1.Lig'de doping testine giren oyuncuların numuneleri incelenmek için Köln'e gönderiliyor.. Alt liglerdeki doping testleri ise Hacettepe'de yapılıyor.. Araştırırken, "Neden Köln? Niçin Hacettepe değil?" diye sordum. Aldığım cevap: "Hacettepe'ye bir güvensizliğimiz yok. Ama Köln doping merkezi kalite olarak biraz daha önde.. Süper Lig ve PTT 1.Lig için daha seçici ve hassas davranmak zorundayız. Kafalarda oluşacak şüpheleri önlemek adına Köln'ü tercih ediyoruz.."

TFF'nin bu kararına saygı duyarım. Yani TFF doping konusunda Süper Lig ve PTT 1.Lig için "Sıfır tolerans" davranışı sergilemiş. Unutmayalım; Köln'ü seçmenin ciddi bir maliyeti de var. Türkiye'de özellikle sağlıkta yaşanan "Devrim" diyebileceğim değişime ve gelişime baktığımızda Hacettepe'yi de bir Köln ayarına getirecek her türlü maddi olanaklara ve insan gücüne ülke olarak sahibiz.. Hacettepe'nin doping araştırma merkezini "Sıfır tolerans" konumuna getirmek önceliğimiz olmalıdır. Bunun iki nedeni var:

1- Türkiye doping konusunda itibar ve güven kazanır..
2- Dışarıya ödediğimiz ciddi paralar ülkemizde kalır..
3- Türki Cumhuriyetler'de Türkiye'nin "Ağabey" olarak itibar gördüğünü düşünürsek bu ülkelerde yapılacak doping testlerinin Avrupa'ya gitmesi engellenip Hacettepe'ye gelmesi sağlanır.
Ekonomisi çok güçlü olan Türkiye'nin Hacettepe'yi doping araştırma konusunda "Daha güçlü ve kaliteli" hale getirecek gücü mevcuttur. Çok değerli Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın bizzat Hacettepe'nin daha güçlü hale getirilmesi için konuya el atacağını düşünüyorum..


TERİM, ÜMİT MİLLİ REZALETE EL ATMALI
Milli Takım'ın İsveç ve Avusturya galibiyetleri hepimizi mutlu etti.. Fatih Terim yarattığı kadro istikrarı sayesinde Arda Turan ve arkadaşları Milli Takım'ı "Kazananlar Kulübü" yaptı.. Kafam fena halde Ümit'lerin Slovakya'dan 5 gol yemesine takıldı.. Kadroya bakıyorum; çoğu Süper Lig oyuncusu ve takımların ilk onbir oyuncuları.. Dolayısıyla; Enes, Salih, Orkan, Enver Cenk Şahin, İrfan Can Kahveci, Okay Yokuşlu, Emre Taşdemir ve Emre Mor gibi kaliteli oyuncuların birlikte oynadığı bir takımın 5 gol yemesi normal değil, rezalettir. Bu hezimetin bence tek nedeni var: Bazı oyuncular, Ümit Milli Takım'da oynamayı kendilerine yakıştıramıyorlar ve "Biz A Milli Takım ayarında oyuncularız.." diyorlar. Fatih Hoca bu ciddiyetsizliğe ve sorumsuzluğa mutlaka el atmalı..


FLORYA'NIN HAFIZA KARTI KALMALI
G.Saray yönetiminin transfer sezonu açılmadan ilk icraatı Taffarel ile anlaşmak olmalıdır.. Çünkü Taffarel sadece kaleci antrenörü değildir. G.Saray'ın yaşadığı büyük başarılarda katkısı olduğu kadar Florya'nın "Hafıza Kartı"dır.. Yerli ve yabancı oyuncular, Taffarel'e büyük saygı duyar. Türkiye'de diğer takımlarda oynayan özellikle Latin Amerikalı oyuncular Taffarel'e saygıda kusur işlemez. Taffarel karakter olarak hep pozitiftir. Gülen yüzüyle, kişilere yaklaşımıyla ve çalışkanlığıyla ön plana çıkan Taffarel sadece G.Saray taraftarının sevgilisi değildir, diğer taraftarların da saygı duyduğu önemli bir kişiliktir. Muslera'nın yükselişinde ve gelişiminde Taffarel'in payı büyüktür. Özellikle Muslera'nın topu ayakla oyuna başlatış biçimi Taffarel'in öğrettiği bir özelliktir. G.Saray yönetimi kesinlikle maceraya yelken açmamalı ve Taffarel ile yeniden anlaşıp başta Muslera olmak üzere tüm kalecileri mutlu etmeli. Hatta yönetim alt yapılarda görev yapan kalecilerin de Taffarel tarafından denetlenmesini sağlamalı..