CANLI
SKOR
Levent Tüzemen

Levent Tüzemen

Mor’a bayıldım

Milli Takım, Fransa'daki grup maçlarında futbol felsefeleri tamamen oynamak üzere kurulu olan pas kaliteleri yüksek İspanya, Hırvatistan ve Çekler ile boy ölçüşecek. Bizim Milli Takım da oynamaya özen gösteren ve ayağa isabetli pas yapabilen oyunculardan kurulu değil mi? Kazandığımız İsveç maçı ile kaybettiğimiz İngiltere maçında "Oynayan takım" olarak keyif verdik. Fransa öncesi Karadağ tercihi yanlıştı. Letonya, Estonya, Kazakistan gibi Karadağ da rakibi bozan, çok koşan, sert oynayan ve kapalı çok adamla savunma yapan bir ekip.
Milli Takım topa hükmetmesine rağmen Karadağlı oyuncuların çok sert ve telaşlı oyununa ayak uydurunca "Kör döğüşüne" benzeyen oyunda pozisyon üretemedik. Özellikle ilk yarı Arda'nın oynadığı yere odaklanıp oyunu terse çevirmedik ve Volkan Şen'in kanadını kullanmadık. Emre Mor'un oyuna girmesiyle Milli Takım'ın hücum etkinliği arttı. Arda'nın ortasında Topal'ın attığı gol kazanma alışkanlığımızı sürdürdü.
Keşke Emre Mor maça ilk onbirde başlasaydı. Emre girdikten sonra Milli Takım'ın şekli değişti. Emre; çabukluğu, oyun zekası, çalım becerisi ve yüksek tekniğiyle göz kamaştırdı. Emre Mor gibi bir mücevheri Milli Takım ailesine kazandırdığı için Terim'i kutluyorum. Fatih Terim ilk yarı Oğuzhan- Ozan ikilisini "Atiba-Oğuzhan" gibi kullanmak istedi ama tutmadı. Çünkü ne Ozan ne de Oğuzhan öne oynama alışkanlıkları yüzünden savunmaya yakın olamadı.
Selçuk-Ozan ikilisi Milli Takım'ın orta alandaki şifresi. Neden mi? Selçuk tecrübesi ve zekasıyla rakibin temposuna göre topa ve oyuna yön veriyor, savunmaya yakın oynuyor Ozan da bu sayede özgür kalıyor.. Turnuvada bu ikiliyle oynayacağız. Şayet Ozan olmazsa Selçuk'un yanında Topal oynamalı.
Terim zaten kafasında Fransa'ya götüreceği oyuncuları çoktan belirlemiştir. Sadece sakatlık olursa kadro değişir. Arda, Hakan Çalhanoğlu, Oğuzhan, Volkan Şen ve Selçuk Milli Takım'ın oyununa akıl ve kalite koyan oyuncuları. Merakım; bu beşlinin aynı anda ilk onbirde oynadığını düşünürsek Terim'in Cenk Tosun'la ya da Burak'la oynama şansı olabilir mi?

Savaştılar kazandılar

Ziraat Türkiye Kupası'nın Galatasaray adına altyazısında şöyle yazıyordu: "Kupayı kazan, derbide galip gel, Avrupa hakkını elde et, cezanı çek." Sneijder, Podolski, Selçuk ve Muslera'lı kadro; ilk yarıda oyunun, topa hakim olmanın ve pozisyon üretmenin üstünlüğünü elinde tuttu. Bu dörtlü, Galatasaray'ın omurgası gibiydi, hem iyi oynadılar, hem de Galatasaray takımının mücadele gücünü yükselttiler. Fenerbahçe'ye top geçtiğinde Galatasaraylı oyuncular, alanları iyi kapatıp Volkan ve Alper'in hızlı hücum etmelerine izin vermediler. Sol tarafta Carole'un bindirmeleri etkiliydi ve Emre Çolak, Sniejder, Podolski, Yasin Galatasaray'ı hücuma kaldırırken hep sol bölgeyi kullandı. Sürpriz bir şekilde sağ bek oynayan Semih, savunmada çakılı hücuma çıkmayı düşünmezken amacı, Volkan'ın deparlarına engel koymaktı. Galatasaray'ın isteği, coşkusunu Podolski'nin akıl dolu takipçiliği golle sonuçlandırdı. Emre Çolak'ın mükemmel kornerinde topu Denayer'in kafayla arka direğe aşırması çok akıllıcaydı. Alman yıldız da bu fırsatı tepmedi. Fenerbahçe, Nani'nin duran toplarından pozisyon üretmeye çalıştı. Kjaer ve Topal'ın kafa vuruşlarında gol pozisyonları yakaladı.
Sneijder'in oyundan çıkıp Chedjou'nun ön liberoya geçmesi Galatasaray'ın tüm taktiksel performansını terse çevirdi. Çünkü Sneijder, önde paslara duvar oluyor, takımının doğru pozisyon alması için arkadaşlarına akıl veriyor ve Galatasaray'ın oyununu bir maestro gibi yönetiyordu. İkinci yarıda Sneijder'siz Galatasaray oyunu kontrol edemediği için Fenerbahçe'nin baskısını kabullenmek zorunda kaldı. Nani ve Volkan'ın kenarlardan getirdiği toplarda Galatasaray defansı, iyi yer tutarken Muslera da çok dikkatliydi.
Kaptan Selçuk, sahanın her yerine bastı. Podolski milli takıma seçilmenin verdiği moralle Ba-Kjaer ikilisiyle tek başına savaştı. Bu finalde Sinan Gümüş, heyecanını yenememiş olacak ki topla buluştuğunda çok etkili olamadı. Riekerink'in hamleleri doğru zamanda, doğru isimlerle yapıldı. Sabri girdikten sonra Semih'e yardım edip öne taşımaya çalıştı. Chedjou da Fener ataklarını kesmeye çalıştı ve defansa yardım etti. Sezon başından beri camiasını ve taraftarlarını üzen Galatasaraylı oyuncular kupayı kazanarak hem büyük bir zafer elde etti, hem de sezonu kupasız kapatmadıkları gibi Avrupa cezasını da çekme hakkını elde etti.

Akhisar kader oldu

Kader mi bilemem ama Akhisarspor bu sezon ligde de kupada da Galatasaray'a hayat veren takım oldu.. İki ekip, tam 6 kez karşı karşıya geldi ve G.Saray hiç kaybetmedi. G.Saraylı oyuncuların ruh haline bakınca kafalarında iyi oyundan çok galibiyet önemliydi. Muslera'nın mükemmel oynadığı maçta Galatasaray kazanıp beşincilik umutlarını yeşertti. Ama her şey G.Saray'ın elinde değil. Çünkü Akhisar yine Galatasaray'ın kaderi olacak. Akhisar deplasmanda Osmanlı'ya kaybetmezse G.Saray, Avrupa cezasını çekme hakkı kazanacak.
Maça gelince; Galatasaray adına gecenin kahramanı inanılmaz kurtarışlar yapan Muslera oldu. Linnes, Denayer, Carole ve Balta birbiriyle uyumluydu. Ama Sneijder'in "Ben istersem oynarım. İstersem çıkarım" hali Galatasaray'a zarar veriyor. Çünkü Sneijder'in fizik gücü ile zihinsel gücü aynı dili konuşmuyor. İkili mücadeleleri kazanamıyor ve gereksiz öfkeleniyor.
İki penaltının yaratıcısı Yasin, çok pas hatası ve top kaybı yapmasına rağmen savunmasına verdiği destekle göz doldurdu. Ancak ilk penaltı haksızdı çünkü top Douglao'nun göğsüne çarptı. Cenk Ahmet'in topu eliyle kestiği pozisyonda penaltı doğruydu.
Selçuk-Sabri-Emre Çolak üçlüsü, ilk yarıda savunmadan hücuma çıkarken kaybettikleri toplarla Akhisar ataklarına resmen "asist" yaptı...
Ancak bu üçlü, oyunun ikinci yarısında daha kontrollü ve dikkatli bir oyun kimliğine bürünüp isabetli pas yapma konusunda toparlandı.
İki önerim var: 1-Sinan Gümüş Galatasaray'ın geleceğinde yer alacak yetenekli bir oyuncu. Sneijder'in tükendiği, Umut'un kafasının yarıldığı, Sabri'nin ve Yasin'in yorulduğunun görülmesine rağmen oyuna 87'de girmez. Çünkü genç oyuncular kırılgandır. Kararı verenleri kınıyorum. 2-Yönetimin yerinde olsam Rodallega'yı almaya çalışırım. Adam duvar olup top tutuyor. Önüne atılan topa hızlanıyor. Ayakla şut atıyor, kafayla vuruyor ve kenardan orta gelmeden mükemmel pozisyon alıyor.
Not: Beşiktaş ailesinin şampiyonluğunu kutluyor ve Devler Ligi'nde başarılar diliyorum.

Pereira-Güneş arasındaki fark!

Fenerbahçe'nin Portekizlisi Nani diyor ki; "Şampiyonluğu Başakşehir maçında kaybetmedik. Sezon başından beri takım olamadık..." Fenerbahçe'nin hocası Pereira vatandaşı Nani'ye cevap veriyor; "Sen önce sahada nasıl performans gösterdiğine ve istatistiklerine bak... Daha fazla sorumluluk almadın. Bir yıldız gibi oynamadın..."
Bu tartışma günümüz futbolunda artık teknik direktörlerin ne kadar önemli olduğunu bize belgeliyor.. Çünkü teknik adamlık bir takıma "Antrenman yaptırmak.. Kondisyon yüklemek.. Yeni sistem öğretmek.." gibi kuralları çoktan aştı.. Öncelikle teknik adam, "Kriz nasıl yönetilir?" bilecek.. Takım içinde bütünlüğü sağlayacak. Farklı karakterlere sahip oyuncu grubunu "Ekip ruhu" içinde harmanlayacak. Futbolcusunu kamuoyunun önüne atmayacak, sorunları kendi içinde çözecek beceride olup medyaya malzeme olmayacak.. En önemlisi yerli ya da yabancı teknik adam YILDIZLARLA geçinmesini bilecek. Ve; krizlerin nedeni değil sorunları çözen kişi olacak.

GÜNEŞ'İN ADALETİ
Şampiyonluk yarışında; Beşiktaş ile Fenerbahçe arasındaki en büyük ayrıntı iki teknik adam Şenol Güneş ile Pereira'nın futbolcuları yönetip yönetememe farkıdır.. Şenol hoca yerli oyuncularla yabancı oyuncular arasında "Birimiz hepimiz, hepimiz Beşiktaş için" anlamına gelen sevgi köprüsünü başarıyla kurdu. Hiçbir oyuncuya taviz vermedi ama hiç kimsenin hakkını da yemedi. Adaletli oldu. Şenol Hoca'nın oyuncularına yaklaşımında "Söylemler ile eylemler" konusunda güven sarsıcı hiçbir davranışı olmadı. Gomez, Sosa, Querasma'ya nasıl davrandıysa, Oğuzhan'a, Olcay'a, Gökhan Töre'ye de aynı davranışı sergiledi. Beşiktaş yarışırken geriye düştü, öne geçti ama oyuncular Şenol Hoca'nın davranışları konusunda asla özgüven sendromu yaşamadı. Şenol Güneş engin tecrübesiyle Beşiktaş'ta krizlerin nedeni olmadı ama çözümlerin baş mimarıydı. Beşiktaşlı oyuncular şampiyonluk yarışında, "Şenol Hoca'nın takımı" anlayışıyla mücadele etti.

ETKİSİZ PEREİRA
Fenerbahçe yönetimi maaşları ve bonservis bedelleri dahil 70 milyon Euro'ya tam 11 yeni futbolcu aldı.. Kim bunlar?
Van Persie, Nani, Kjaer, Souza, Fernandao, Volkan Şen, Şener, Ozan Tufan, Ba, Markovic, kaleci Fabiano.. Bu isimlere baktığımda karşımıza tam bir yıldızlar topluluğu çıkıyor.. Yine bu oyuncuların yerli-yabancı 7 ismi ülkelerinin milli takımlarında oynuyor.. Maalesef Pereira, F.Bahçe'yi Nani'nin geç de olsa vurguladığı "Takım" yapamadı. Takım içinde yaşanan krizlere Pereira çözüm üretemediği gibi hem yıldızlarla geçinemedi hem de krizlerin baş mimarı oldu. Oyuncu grubu zaman geldi Pereira'yı saha içinde "Şamar oğlanı" yaptı. Yıldızlara söz geçiremeyen Pereira bu ezikliğini medyaya karşı "Delikanlı" bir tavır sergileyerek gidermeye çalıştı. Tarihin en ünlü ABD'li basketbolcusu Michael Jordan'ın ünlü sözünü hatırlatayım: "Yıldızlarla maç kazanırsınız.. Takım olursanız ise şampiyonluk kupasını kaldırırsınız.."

Sinan Gümüş’le başlamazsan...

Fenerbahçe lobisi bir hafta boyunca, "Galatasaray bize oynadığı oyunu Beşiktaş'a oynamaz" şeklinde algı operasyonu yaptı. Sosyal medyadaki Beşiktaşlılar da, "Galatasaray, Fenerbahçe'nin 4'üncü yıldızı takmasını ister mi?" fikrini üretti.
Bu kötü düşünceleri çöpe atan mücadele gücü yüksek bir derbi izledik.
Galatasaraylı oyuncular özellikle ilk yarıda Gomez, Sosa ve Olcay'ın dışarıdan attıkları paslar dışında Beşiktaş'a pozisyon bile vermediler. Çünkü Galatasaray takım olarak doğru oynadı. Top Beşiktaş'a geçtiğinde çok adamla bastılar. Alan savunması yaparak Beşiktaş'a geniş alan bırakmadılar.
Atiba'ya Selçuk-Emre ikilisi kolay top aldırmadı.
Özellikle Marcello- Tosiç ikilisine Poldi'nin, Yasin'in ve Sabri'nin yaptığı baskı Beşiktaş savunmasının başını ağrıttı.. Ben Beşiktaş'ın hiçbir maçta kaleci Tolga'ya bu kadar geri pas oynadığını görmedim. Marcello, Tosic ve Querasma'nın sinirli tavırları tribünleri oyunun içine çekerken, Galatasaraylı oyuncular da coşkulu oyun ve iyi mücadele konusunda motive oldu.. Galatasaray'ın hücumlarında Yasin-Podolski ikilisi final paslarını etkili kullanamadı. Apoletiyle sahada yer alan Sneijder fizik güç yetersizliğinden ayağındaki topları kullanamadığı gibi şut atma konusunda da etkisizdi.
İkinci yarı Galatasaray'ın fizik gücü tükenmeye başlayınca ve orta alanda Selçuk-Emre ikilisi baskı yemeye başlayınca, Beşiktaş takım halinde Galatasaray kalesine kolay gelip ciddi pozisyonlar buldu. Gomez ve özellikle Sosa golle burun buruna geldi. Sinan Gümüş'ün Yasin'in yerine oyuna girmesi Galatasaray'ın hücumda etkili olmasını sağladı. Emre Çolak'ın karşı karşıya atamadığı golün pasını verdi.
Rikerink'in en büyük hatası dikine hücuma giden Sinan Gümüş'le oyuna başlamamasıydı.
Sinan baştan oynasaydı, Galatasaray Yasin'le bulduğu pozisyonları harcamazdı. Sneijder'in yerine orta alanı güçlendirmek için giren Donk yaptığı büyük hatayla Galatasaray'ın derbiyi kaybetmesine neden oldu. Donk dışında Galatasaraylı oyuncular yenilmelerine rağmen sonuna kadar derbiyi kaybetmemek için mücadele ettiler.

Hoş geldin Sinan Gümüş

Ligde kör topal giden G.Saray, Türkiye Kupası'nda kazandığı başarıları finalle süsledi. G.Saraylı oyuncular kupa maçlarında takım bütünlüğü içinde sahaya yansıttıkları iyi futbolu nedense lige taşıyamadı. İki takım da dün keyifli bir oyun izletti. Riekerink ve Hikmet Karaman oyuncularını kazanmaya öyle şartlandırmışlar ki, her iki kalede de müthiş güzel pozisyonlara tanık olduk. Bu mükemmel futbolun tek eksiği goldü. Selçuk İnan maç öncesi Donk'u yanına çağırıp, "Kazandığın topları ya bana ya da Emre'ye oyna" dedi. Donk da ilk kez bir maçta fazla sırıtmadan kaptanın dediklerini yaptı. Arada bir pas atmaya çalışınca çuvalladı. Mancini döneminde sağ bekte oynayan Semih ilk kez iyi bir performans sergiledi. Kendi bölgesinden arkasına adam kaçırmadı.
Carole hücumu seven bir forvet ama Rizespor en etkili ataklarını Fransızın kanadından yaptı. Çevre kontrolü yapmayı da öğrenmeli. Çünkü onun hatalarını ya Muslera ya da Denayer-Balta ikilisi önledi. Emre- Selçuk ikilisi topa hükmederken rakiple mücadele etmekten de kaçmadılar. Üstelik sahanın her yerine basıp takıma destek verdiler.
Taraftarın özlediği Sinan Gümüş son 20 dakikada resital yaparak keyif ve umut verdi. Sinan tamamen iyileşmiş ve güçlenmiş. Topa hükmedişi, oyun görüşü ve pas verme yetenğiyle Podolski, Selçuk ve Emre üçlüsünü daha aktif hale getirdi. Sinan girdikten sonra Galatasaray'ın rakip kalede ciddi bir pozisyon üstünlüğü oldu. Bir ara rakip Rizespor'un hızlı hücumlarında G.Saray savunması da çabuk yerleşti. Özellikle Muslera ne kadar vazgeçilmez bir kaleci olduğunu dikkatli oyunuyla, doğru yer tutuşuyla bir kez daha gösterdi.
Galatasaray yönetimi eğer UEFA kriterleri adına Muslera'yı satma planlarına girerse skandal bir hata yapar. Çünkü dünyada ayaklarını iyi kullanan ve topu oyuna elle doğru sokan kaleciler fiyatlarıyla el yakıyor. Galatasaray yönetimi, onun kıymetini bilmeli. Çünkü futbolda atanla tutan önemlidir. Galatasaray'ın tutanı 5 yıldız ama atanı yok.

Ergin hoca tam bir lider

Galatasaray Odeabank Basketbol Takımı ligde şampiyon olsa bile statü gereği Euroleague'e katılamayacaktı... Sadece EuroCup şampiyonluğu, Galatasaray'a Euroleague kapısını açacaktı. Galatasaray, yine bir ilke imza attı. Ergin Ataman ve öğrencileri, "Dar bütçe" ve "Kısıtlı kadro" ile basketbolun UEFA Kupası'nı yani EuroCup'ı kazanıp Türkiye'ye bu kupayı getiren ilk kulüp oldu.. Final rövanşını hınca hınç dolu Abdi İpekçi Salonu'nunda izledim ve gurur dolu başarıya tanık oldum.. Zaferi yaşatanları kutluyorum.
Tribünlerin, "Galatasaray'ın çocuğu" dediği Ergin Ataman tribünden Galatasaraylı.. Başkan kontenjanından 17123 numaralı yeni kulüp üyesi olmasına çok şaşırdım. Bu üyelik çok önceden olmalıydı.. Neyse.. Ergin Ataman SABAH'a verdiği röportajda, "Bana İmparator denmesinden hoşlanmıyorum.. Taraftar ne isterse onu diyebilir. Ama ben kendimi basketbol şubesinin lideri olarak görüyorum. Bana lider ya da efsane denilmesini tercih ederim..." yorumunu yapmış... Ataman'ı söylemleriyle eylemleri arasında çelişkileri olmadığı için seviyorum.
Yani Ergin Hoca "Net", çalışkan, sevecen, hırslı, hedefi olan ve en önemlisi prensipli bir koç... Asla hayal satmıyor... Türkiye Ligi ve Eurolegue'de gelecek sezon toplam 80-90 maç oynayacaklarını vurguluyor. Ergin Hoca'nın verdiği mesajın alt yazısında şöyle yazıyor: "Benden heyecan verici bir takım yaratmamı istiyorlarsa 9-10 milyon dolarlık bütçe istiyorum.."
Galatasaray taraftarının final maçındaki gövde gösterisini gördükten sonra Ergin Hoca'nın "Heyecan verici kadro" isteği ve bütçe talebi sadece yönetimin değil tüm Galatasaray camiasının duyması ve el atması gereken bir hamle olmalıdır... Hamza Hamzaoğlu, Galatasaray tarihine üç kupa kazanan ve dördüncü yıldızı takan teknik adam olarak geçti. Bu gücüne rağmen yönetime karşı, "Gelecek sezon heyecan verici bir kadro kuracağım. Bana şu kadar bütçe verin" diyemedi... Yani başarıyı büyütecek yumruğu masaya vuramadı. Ergin Hoca ile Hamza Hoca arasındaki fark "Liderlik" anlayışına en güzel örnektir. Zaten başarılı liderler doğru zamanda, doğru amaçla, doğru hamleler yaparlarmış. Tıpkı Ergin Ataman gibi...

Kimin torpillisi!

Galatasaraylı ve Bursasporlu futbolcular coşkulu, istekli ve mücadele gücü yüksek oyun anlayışlarıyla keyifli bir maç izlettirdi. Özellikle son iki maçını farklı kazanan Galatasaray, Sivok'un golüne kadar oyunun kontrolünü elinde tutarken, pozisyon zenginliği yaşadı. Yasin ve Sabri karşı karşıya iki net golü vuruş ve akıl beceriksizliği nedeniyle harcadı. Özelikle Yasin'in kaçırdığı gol akıllara zarardı. Yasin, Selçuk'un final pasında doğru yere koşu yaptı, kaleci Harun'a çalımı attı ama sonra kaleye bakmadan berbat bir vuruş yaptı. Oysa topa basabilir, çevre kontrolü yapabilir, kendi atamazsa pas verebilir, ya da görerek kaleye isabetli şut atabilirdi. Yasin Öztekin "Elekle su taşıyan" oyuncu tipi. Maç boyu en ufak dokunuşta yere yatan, adam geçemeyen, bir metreye düzgün pas vermeyen, egoist bir oyuncu.. Vermediği pasla Podolski'yi bile çıldırtacak duruma geldi. Alman yıldızın kızmasına gerek yok, çünkü Yasin'in sınırlı kalitesi var.
Kaptan Selçuk, sakinliğinin yanı sıra çalışkanlığıyla, etkili paslarıyla yine takımının en iyisiydi. Ama Emre-Olcan ikilisi yeterince Selçuk'a destek olamadı.
Galatasaray'da savunma zaafı sürüyor. Kupadaki Çaykur Rizespor maçı savunması: Semih-Koray-Balta- Carole. Kasımpaşa maçı: Linnes- Koray-Semih-Carole. Bursaspor maçı: Sabri-Denayer-Balta-Carole. Her hafta önündeki değişen savunma oyuncularına rağmen Muslera, Bursa'da da yine kurtarıcı rolündeydi. İstikrarını koruyan Carole sakin, akıllı ve kalitesi doğrultusunda hiç riske girmeden basit ve başarılı oynadı. Etkili orta yapamamasına rağmen Carole her maç iyi oyununun üstüne koyuyor. Bursa'da kiralık oynayan Jem Karacan maçın Fırat Aydınus'la birlikte kader adamıydı. Aydınus, Jem Karacan'ın eliyle yaptığı penaltıyı gördü çalmadı, Sivok'un golü öncesi Jem Karacan'ın topu elle düzeltmesini gördü vermedi ve Selçuk İnan'a sarı kartı göstermeyerek eyyam yaptı. Bu hakemler izleyenleri lütfen aptal yerine koymasın. Çünkü teknoloji çağındayız. Kameralar her açıdan neyin nasıl olduğunu bizlere ayna gibi gösteriyor. Ayıptır, günahtır.
NOT: Bu Tarık Çamdal kimin torpillisi? Linnes gibi hızı ve orta yapma kalitesi yüksek bir oyuncu varken Tarık gibi çapsız ve sorumsuz biri oyuna girmez, girmemeli.