CANLI
SKOR
Levent Tüzemen

Levent Tüzemen

Bu G.Saray mı!

Galatasaray ayağa isabetli pas oynuyormuş. Nasıl oynuyor? Chedjou, Sabri'ye topu atıyor. Semih ya Muslera'ya veriyor ya da Carole'e pas yapıyor. Selçuk-Tolga ikilisi yana ya da arkaya oynuyor. Bu anlayışla baskı yemediğin sürece topu senden kimse almaya gelmez. Adanaspor da zaten gelmedi, Galatasaray'ı üzerine çekip "kontratakla bir gol kıstırır mıyım?" diye düşündü. Adana bu pozisyonları zaman zaman buldu ama finali yapamadı. İlk yarıda Galatasaray'ın tek ciddi atağı Sabri'nin ortasında Eren'in kale önünden topu ıskalamasıydı. Eren maç boyu etkisizdi. Neden? Çünkü Galatasaray yerden ısrarla ayağa pas yapmaya çalıştığı için Eren'e kenarlardan hiç yüksek orta gelmedi. Eren "Pivot santrfor" konumunda önde top tutamadığı gibi pas istasyonu da olamadı. Suç Eren'de değil Galatasaray'ın oyun anlayışında... Riekerink bu duruma el koymalı. Kupadaki Dersimspor maçı belki ölçü değil ama mantalite doğruydu. Eren yoktu, Podolski, Josue, Yasin, Sinan kurdukları pas üçgenleriyle göz doldurdu ve etkili oldu. Adana önünde bu anlayış hiç yoktu. Hücum hattı şöyle olmalıydı:
1-Bruma ile Yasin kanatta. Podolski santrfor. Josue forvet arkası... 2-Bruma- Podolski kanatta. Eren santfor... Josue forvet arkası... Galatasaray'ın Sneijderli oyun anlayışı böyle değil mi? Sneijder yoksa Josue olmalı..
Ben Galatasaray'ı bu kadar temposuz, isteksiz, coşkudan uzak, silik ve etkisiz görmedim. Galatasaraylı oyuncular birbirlerine çok uzak oynadı. Yardımlaşma zayıftı. Oyunun boyunu uzatarak geniş alanda oynamak çok büyük hataydı. Kötü futbola isyan eden ve kazanmak için çırpınan dört oyuncu vardı; Muslera, Sabri, Bruma ve Carole... Bruma maç boyu depar atmaktan, geriye gelip top almaktan ve Galatasaray'ı ısrarla hücuma taşımaktan yorulmadı. Bruma'nın attığı golde aldığı sorumluluk, kendine olan özgüveni, topa vuruş tekniği ile şutun şiddeti muhteşemdi. Çok çalışan Carole da kritik pozisyonlarda arkadan gelip kademeye girip gol olabilecek pozisyonları önledi. Sabri sık bindirdi. Muslera da yine sonucu etkileyecek kurtarışlar yaptı. Şut atmayı aklına getirmeyen Galatasaray için Tolga'nın cezalı olması büyük kayıp. Tolga'nın eksikliğini De Jonk bu fizik gücüyle kapatamaz.
Uyarıyorum; eğer Galatasaray Cuma gecesi bu kadar geniş alanda oynamayı sürdürürse Başakşehir karşısında dağılır...

Yasin: Bruma sağda oynasın

Dersimspor'la oynanan kupa maçından sonra Yasin Öztekin benim yanıma gelip elimi sıktı. Ben de iki asist yapan ve bir gol atan Yasin'i kutlayıp "Daha fazla şut atmayı denemelisin" dedim. Yasin ise şu cesur açıklamayı yaptı: "Solda daha verimli oluyorum.
Solda oynadığımda önüme kim çıksa geçerim.
Gol de atarım gol de attırırım. Çünkü Galatasaray'da başarılı olurken hep solda oynadım ve verimli oldum. Bruma sağda oynasın. Çünkü Bruma sağda da mükemmel oynayabiliyor. Sol tarafta da ben görev yapayım" dedi. Eren Derdiyok'un en büyük sorunu uzun boyuna ve güçlü yapısına rağmen kenarlardan yeterli orta alamaması. Riekerink kupa maçında kanatların nasıl işlediğini gördü.
Yasin fırtına gibiydi.
Sabri etkili bindirmeler yaptı. Linnes sürati ve çabukluğuyla Carole'ü rekabete sokacağını gösterdi. Bana göre Linnes, Cavanda'dan bile çok üstün. Sinan Gümüş ise kopuk kopuk oynamasına rağmen boş alan bulduğunda attığı deparlarla ön plana çıktı. Podolski sadece gol atmadı Galatasaray'ın bu sezon Riekerink ile başlattığı mükemmel pas oyununa katkı sağlayıp arkadaşlarını gol yollarında topla buluşturdu.
Yani Poldi yeri geldi golcü oldu, yeri geldi 10.5 numara gibi oynadı. Riekerink, Yasin'in bu önerisini düşünmeli ve Bruma-Yasin ikilisini kanatlarda değiştirerek oynatmalı. Çünkü bütün yük Bruma'nın üzerine bindiğinde Galatasaray tek kanatlı uçağa dönüyor. Çift kanatlı olmak için Yasin'i kazanmak Sinan'ın da performansını yükseltmek gerekir.

Riekerink yaktı

Riekerink'in kadro tercihinde adaleti unutup, duygularına göre bir kadro sahaya sürmesi, Galatasaray'ın kaybetmesine neden oldu. Neden mi? Sneijder hazır değildi ve kulübede olacaktı. Sağ bekte Sabri görev yapacaktı. Tek zorunlu değişiklik Balta'nın yerine Semih olacaktı. Sneijder ile Cavanda on bir başladı! Etkisiz oynayan ikilinin oyundan alınması, Riekerink'in, "Bu benim hatam" demesiydi. Sneijder yine sola kendini attı ve Bruma- Carole ikilisinin önünü kapadı. Sneijder forvet arkası değil mi? Sneijder bir kez ceza alanında topla buluştu ama önüne düşen topu gol yapamadı. Ayrıca onun tecrübesinde bir yıldızın kornerleri ısrarla ön direğe kesmesi ve pas olarak kullanmaması yanlıştı. Cavanda da tek etkili orta yapmadığı gibi hep içeri kaçarak oynamaya çalıştı veya top kaptırdı ya da arkasına pozisyon yedi. Cavanda bence Sabri'den daha iyi değil. Ayrıca Linnes'e bu şansı vermeyip Cavanda'yı oynatmak haksızlık oluyor.
Galatasaray, golü yedikten sonra Riekerink oyuna müdahale edemediği için toparlanamadı. Futbolda, "Kazanan takım bozulmaz" derler, bari Hollandalı hoca Gençlerbirliği maçını kazanan kadroyu sahaya sürseydi. Riekerink'in yanlış tercihleri Galatasaray'a yenilgi olarak yansıdı. Özellikle Selçuk'un çıkıp De Jong'un girmesi bence "Maç başı para alsın" gibiydi. Oysa Sneijder sonrası Selçuk, Galatasaray'ı öne taşıyor ve etkili paslar kullanıyordu. De Jong ise "El freni" oldu. Tolga Ciğerci'nin koşu kalitesine ve mücadele gücüne hayranım ama gereksiz yere topla oynadı ve ciddi pas kayıpları yaptı . Ayrıca Podolski, Sneijder ve Eren'in daha iyi pozisyonda olduğu anlarda pas vermeyip ısrarla kaleye şut atması anlamsızdı. Ersun Yanal 1-0'dan sonra maçı mükemmel yönetti. Trabzonlu oyuncuların 4-5-1 düzeninde ve kompakt anlayış içinde yaptıkları alan savunması mükemmeldi. Bruma, G.Saray'ı kanatlardan tek başına hücuma taşıdı, önüne çıkana inanılmaz çalımlar attı ama Trabzon savunması hata yapmadı ve hava toplarında Eren'e kafa vurdurmadı. Kaleci Onur'un içine sanki Muslera kaçmıştı. Onur devleşirken alınan üç puana savunma arkadaşlarıyla imza attı.

Oyun aklı Poldi olmalı

Galatasaray, kağıt üzerinde ağır favori. Ancak Trabzonspor'un kadro oluşumunda yakalayamadığı istikrar ile maç kazanamama hali, Galatasaraylı oyuncuları, "Biz bu maçı rahat alırız" havasına ve rehavetine sokmamalı.. TT Arena'ya gelecek 50 bin taraftar, Galatasaray'ın iyi ve etkili oyunu için ciddi itici güç olacaktır.
Antalya maçında Galatasaraylı oyuncular baskı kurdukları süreçte maalesef "Dikkat" zaafı yaşamışlar ve golü yemişlerdi. Trabzon'da N'Doye, Castillo ve Yusuf Erdoğan gibi rakip savunma arkasına hızlı giden oyuncular var.
Bu üçlüye karşı Galatasaray savunması dikkatli olmalı ve özellikle Sabri-Carole ikilisi hücuma çıktıklarında bıraktıkları boşlukları kapatmak gerekli.
Trabzonspor belki iyi oyun anlamında 'senkron' eksikliği yaşıyor ama çok koşup iyi mücadele ediyorlar.
Yanal'ın futbolumuza getirdiği 'Yugoslav faulü' anlayışına karşı Galatasaraylı oyuncular sakin olmalı ve 'rövanş faul' zihniyetine kapılmamalı.

EN BÜYÜK SİLAH KANATLAR
Galatasaray'ın bu maçta en büyük silahı kanatları olacak.
Özellikle Bruma'nın dikine yapacağı hızlı ataklara karşı hücumda Galatasaray takım olarak çoğalmalı. Bruma dışında diğer kanatta bence Podolski oynamalı. Çünkü Alman yıldız tekniği yüksek olduğu kadar topla buluştuğunda arkadaşlarının rakip sahaya yerleşmelerini sağlıyor.
Sneijder'in kulübede maça başlayacağını hesaplarsak Galatasaray'ın derbide Podolski'nin oyun aklına ihtiyacı olacak. Çünkü Podolski arkadaşlarının sahaya yerleşimi ve doğru pozisyon almaları konusunda da etkili oluyor.
Galatasaray'ın yumuşak karnı olarak görünen Chedjou- Balta ikilisi 'garanti pas' dışında topu gelişigüzel kullanmamalı.
Bu yanlış pasların yol açtığı zafiyet en son Gençlerbirliği maçında verilen pozisyonlarda çok net göründü. Ayrıca Sabri-Carole ikilisi kolay çalım yememek için Castillo-Yusuf ikilisine karşı yakın oynamalı.

Podolski topla buluştuğunda arkadaşlarının rakip sahaya yerleşmelerini sağlıyor.

Muslera’yı öpün..

Evde kazanmak çok değerlidir. Ancak zirve yarışında eğer ipi göğüslemek istiyorsan deplasmanlarda mutlaka kazanacaksın. Galatasaray 4 sezon sonra Gençlerbirliği'ni yenerken ilk yarım saat dışında oyunun hakimi değildi. Milli maç araları, bir takımı bu kadar etkiler mi? Oyuncular, zihinsel ve fiziksel olarak bu kadar düşer mi?
İlk 30 dakikada coşkulu, istekli ve kazanma duygusu yüksek bir Galatasaray izledik. Sadece Eren ve Bruma birbirlerine yaptıkları asistleri golle sonuçlandırsalardı, maç daha erken bitebilirdi. Bu ikili müthiş goller kaçırdı. Josue'nin başlatıp, Yasin'in hazırladığı pozisyonu Eren kaleciye çarptırdı ve kaçan golü Bruma takipçiliğiyle hayata döndürdü.
Muslera ikinci yarıya damgasını vurdu, inanılmaz 4 tane yüzde yüz golü kurtardı. Selçuk Şahin ile İrfan Kahveci'nin vuruşlarında Muslera maça tam konsantre olduğu için gollere izin vermedi. Uruguaylı kaleci ayrıca bir libero gibi oynadı, topla çıkamayan Balta- Chedjou ikilisine sık sık nefes aldırdı. Selçuk-Tolga, Carole, Sabri ve Josue baskı yediklerinde topu kaleye oynayıp resmen Muslera'ya sığındılar.
Ortada alınan bir üç puan varsa başta Riekerink olmak üzere tüm takım Muslera'nın boynuna sarılıp ellerini öpmeli.. Kaptan Selçuk başta olmak üzere; Yasin, Chedjou, Carole top kaptırma ve yanlış pas verme konusunda birbirleriyle yarıştı. Riekerink'in özellikle Yasin ve Chedjou'ya nasıl tahammül ettiğine şaşırdım! Eğer Riekerink'in yerinde Yılmaz Vural olsaydı sahaya girer Yasin ve Chedjou'nun üzerine yürürdü.
Riekerink'in orta sahanın krize girdiği anlarda geç de olsa Hamit'i oyuna alması doğruydu. Ama Lukas Podolski girdiğinde Josue değil Yasin çıkmalıydı. Çünkü Podolski top yapan, top tutan ve tekniği yüksek bir oyuncu. Podolski-Josue ikilisi hücumda daha verim sağlardı.
Avrupa'daki gururumuz Cüneyt Çakır; bu maçı kasetten izlesin. Yardımcıları; Tarık Ongun ile Bahattin Duran hatasızdı. Çakır'ın, Eren'e, Tolga'ya, Bruma'ya yapılan faullere kart çıkarmaması şaşırtıcıydı. İbrahim Üzülmez takımını resmen sahanın içinden yönetti. Çakır oralı bile olmadı.
Galatasaraylı oyuncular kendilerine yapılan faullere kibarlık gösterp Çakır'a itiraz bile etmediler. Gençlerbirliği oyuncuları ise en ufak temasta stadı inleterek kendilerini yere bıraktılar. Cüneyt Çakır bu ayrıntıyı süzemedi.

Temel atıldı, sıra Fatih Terim’de

Fatih Terim ile Arda Turan arasında yaşananları derin bir polemik haline getiren yazılı ve görsel medya, TFF Başkanı Yıldırım Demirören'in A Spor'a verdiği canlı röportajı merakla bekliyordu. Polemikseverler, "Demirören yeri göğü inletir" düşüncesindeydi. Yaşananlardan ve gelişmelerden haberi olduğunu düşündüğüm Demirören, mükemmel bir üslup ve kıvrak zeka ile sorulan sorulara "Polemik" yaratacak cevapları vermedi. Demirören, hocası Terim'i yeri geldi savundu, eleştirilerini de ustaca kırıp dökmeden tereyağından kıl çeker gibi yaptı.
Demirören, prim konusunda Burak için, "467 bin lira ödedik. Elimde dekontlar var" dedi. Oysa Burak, "Prim almadım" açıklamasını yapmıştı. Kim haklı? Bunu Burak konuşur ve kanıtlarsa öğreniriz.
Demirören, polemiklerin merkezinde oturan Barcelonalı Arda ile ilgili yorum yaparken, "Kusura bakmayın, Milli Takım'a alınmadı diye Arda'yı aramam. Kalbimde sevgisi vardır ama Arda'yı aradığımda Terim'in arkasından iş çevirmek olur.. Ben böyle biri değilim" diyerek bir başkanlık örneği sergiledi. Terim'in kızarak bir oyuncuyu almamazlık etmeyeceğini vurgulayan Demirören, "Arda hazır ve uygun görüldüğünde çağrılacaktır" şeklinde yapıcı bir mesaj da verdi. Beklenenlerin aksine açıklamalar belki doyurucu değildi ama "Polemikler çözülür. Çözülmeyecek gibi yargılamak ayrı, çözümü beklemek gerek" şeklinde "Hassas kantar" gibi yorum yapan Demirören'in Terim-Arda polemiğiyle ilgili söylediklerinin alt yazısını ben şöyle okudum: Binanın temelini Yıldırım Demirören attı. Binanın yapımını, Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim medya ile yapacağı ucu açık basın toplantısıyla bitirecek.

Lidersiz, dilsiz, ritimsiz

Ozan sakatlanıyor, Tolga oyuna girinceye kadar Milli Takım iki dakikada yine iki gol yiyor. Bu nasıl profesyonellik? Bir futbolcu kulübede forması üzerinde, ayakkabısı ayağında olmadan oturur mu? Tolga hazır olsa, Ozan çıktığında hemen oyuna girse kademe kaybolmayacak ve golleri de yemeyeceğiz.. Kulübeler podyum değil..
Ukrayna'nın hocası Shevchenko basın toplantısında Emre Mor için, "Emre'yi durdurmak çok zor" demişti.
Terim'in 4-6-0 anlayışla Emre'yi kanattan koparıp uçta "santrfor" gibi kullanınca Milli Takım 10 kişi oynadı. Emre verimsiz olurken İzlanda savunmasının arasında kayboldu.
Terim'e "Yasin'de ne buluyorsun?" diye son kez soruyorum. Yasin, top tutamaz, adam geçemez, orta yapamaz, etkili pası da hiç veremez. Emre yine sağda oynasaydı, Mevlüt ya da Cenk'ten biri golcü olsaydı İzlanda savunması bu kadar rahat eder miydi? Emre kanatta olsaydı İzlanda'nın sağ tarafını da felç ederdi.
Fransa'ya kadro istikrarının yarattığı uyum sayesinde gitmiştik. Şimdi her maça değişik onbirlerle çıkıyoruz. Milli Takım'ın acilen kadro istikrarına ihtiyacı var. Deneme yanılma metoduyla kadro oluşmaz..
Savunmanın önünde iki ön liberoyla oynayacaksak bir oyuncu mutlaka Selçuk tipinde oyuna akıl koyan biri olmalı.
Çünkü Ozan Tufan, Kaan Ayhan ve Tolga Ciğerci rakibi karşılama ve top çalma konusunda başarılılar ama topu oyuna sokma konusunda etkili değiller.
Hakan Çalhanoğlu'na sadece frikik atsın, kornerleri kullansın, duran topları kessin diye mi katlanacağız. Hakan ayaklarına hakim bir oyuncu ama maalesef oyuna akıl koyamıyor. Oğuzhan'da ve Arda'da gördüğümüz farklılığı Hakan sahaya yansıtamıyor. Oyuncular saha içinde birbirleriyle hiç konuşmuyor. Bu Milli Takım hem lidersiz hem dilsiz hem de ritimsiz.

Lideri yok...

Devre arası stat hoparlörlerinden "Biz bitti demeden bitmez" anonsu yapıldı. İlk yarı Fatih Terim'in Cenk-Enes ikilisiyle oluşturduğu çift forvet anlayışı tutmadı. Topun ve oyunun hakimi Ukrayna idi... Birbirlerini tanımadıkları için Milli Takım oyuncuları, akordu bozuk orkestrayı andırıyordu. Ömer Toprak'ın zamanlama hatası sonucu yediğimiz penaltı golünün ardından Hakan Balta'nın ikinci golde rakibini kontrol edememesi sonucu Milli Takım maçı ya farklı kaybedecekti ya da bir mucize gerçekleşecekti. Alman hakemin özellikle Emre Mor'a yapılan ceza sahasında ikinci faulde penaltıyı vermemesi kırılgan ve teslimiyetçi bir görüntü sergileyen Milli Takımı birden ateşledi. Devre arası Emre'ye verilmeyen penaltıyı MHK Başkanı Yusuf Namoğlu ile görüntülü olarak paylaştık. Namoğlu, "Topa dokunuyor ama rakip tabanla geliyor. Kesinlikle penaltı" dedi. Agresif yapıya bürünen milliler bu haksızlığa karşı ciddi bir direnç ortaya koydu. Ozan Tufan'ın golü umut ışığının işaretiydi. Terim, Tolga ve Kaan'ı oyuna alarak geç de olsa Ukrayna'nın göbekten gelmesini engelledi. Emre Mor'un bayıltıcı çalımları, Cenk Tosun'un mücadeleci ruhu, Caner'in bindirmeleri ve Hakan Çalhanoğlu'nun oynama iştahı Milli Takımı ayağa kaldırdı. Milli Takım'ın 2-0 geriden 2-2'yi yakalaması özellikle yeni katılan oyuncular için ciddi bir özgüven kazancı olacaktır. Ancak Milli Takımı öne götürecek iki oyuncu var.. Biri Emre, diğeri Volkan.. Eğer Emre tek oynayacaksa Terim oyunu bu genç yıldızın üzerine kurmalıdır. Çünkü Emre dikine süratlenip çalımlar attığında Ukrayna sallandı. Ama Hakan lider gibi oynamalı... Oyunu kurmalı, yönetmeli.. Çünkü Milli Takım Ukrayna önünde böyle bir oyun liderinin eksikliğini fazlasıyla hissetti. Mücadele, tutku, coşku güzeldi...
Ancak hücumda yeterince organize olamadık. Ayrıca Fatih hoca Ömer'le oynayacaksa ya Topal'dan vazgeçmemeli ya da Ömer'in yanına yeni bir partner bulmalı. Çünkü Hakan Balta eskisi kadar çabuk ve güçlü değil. Bu beraberlik bize huzur şehri Konya'nın bir hediyesi ve dersi olsun.

Poldi’den ders!

Gündüz maçında 40 bin taraftar TT Arena'ya gelip, bir rekora imza atarken Galatasaray'ın muhteşem dönüşüne de büyük keyif alarak tanık oldu. Teslimiyetçilikten uzak, mücadele gücü yüksek coşkulu ve tempolu bu oyun tribünleri hep doldurur.
Riekerink'in derbi kadrosunu bozmaması mantıklıydı. Çünkü dışarıda kalacak oyuncu derbi berberliğinin sorumlusu ilan edilirdi. Galatasaray ilk yarıyı yenik kapatmasına rağmen maç boyu kazanma duygusu adına hiç geri vites yapmadı.
Antalya, attığı gol sonrası kalesine yaslandı ve 'Galatasaray üzerimize gelir. Biz de kontrataklarla gol buluruz' düşüncesiyle Eto'o'yu oyuna aldı ama bu planı Tolga bozdu. Tolga Ciğerci, Uzay Yolu'ndaki 'Işınlanma Makinesi' gibiydi.
Galatasaray'ın başı sıkıştığında Tolga sahne aldı, çok top kazandı, basit oynadı, savunmaya büyük destek verdi. Tolga sadece koşu kalitesi ve enerjisiyle parlamadı, bazen de uzun toplarla Galatasaray'ın hücum yönünü belirledi.
Galatasaray'ın geçen yıldan farkı nedir; Tolga, Bruma ve Eren Derdiyok...
Tolga koşuyor, çalışıyor.
Bruma dikine hücuma çıkıyor.
Eren de önde top tutup rakip savunmalarla boğuşuyor. Bruma öğrenmeye devam ediyor.
Nasıl mı? Bruma kenardan içeri girdiğinde etrafına bakmadan şut atıyordu. Artık sıfıra indiğinde, topu hemen geriye kesiyor. Podolski golü atarken, Bruma'nın şut denemeyip ya da gelişi güzel ortalamayıp topu geriye kesmesinin büyük payı vardı. Sneijder çıktıktan sonra, Galatasaray'ın hücumda tekleyeceğini düşündüm. Riekerink'in Podolski'yi, aksayan Sabri'nin yerine Cavanda ile birlikte oyuna alması doğru hamle oldu.
Bruma ile solda güçlü bir pas ağı kuran Podolski, fizik olarak hazır olmamasına rağmen, tecrübesi, kalitesi ve tekniğiyle Galatasaray'ın hem akıl hocası oldu hem de etkili hücum etmesini sağladı. Alman yıldız, ilk golde dönerek müthiş sert bir vuruş yaparken, ikinci golde kendisine pas vermeyen ve şutu deneyen Sinan'ın kaleciden dönen topunu ağlarla buluşturdu ve 'Sinan sen de benim gibi solaksın. Ama topa böyle vurulur' dersini verdi.
Kaptan Selçuk, zaferin kapısını aralayan ve klasikler arasına geren frikikler golünde topu köşeye müthiş vurdu. Selçuk varsa bu tip frikiklerin başına kimse geçmemeli.

Kulübe uyudu!

Maç öncesi Galatasaray'ın kadrosunu yaparken Yasin'i ilk 11'e koymamıştım. Yanılmadım. Eren'in arka direkte attığı gole aşırtma kafayla katkı sağlayan Yasin maç boyu savruk yapısı, topu ayağında tutamaması ve ikili mücadeleleri kaybetmesi yüzünden Galatasaray'ı hızlı hücuma çıkamadı. Galatasaray 70 dakika 2-0 önde götürdüğü derbide galibiyeti geç yapılan oyuncu değişiklikleri yüzünden elinden kaçırdı. Aboubakar-Talisca ikilisi oyuna girdikten sonra Beşiktaş, Sabri'nin kanadından Caner'in de desteğiyle ağır bir baskı kurdu. Yasin savunmaya da destek olmayınca Sabri'nin kanadı dağıldı. Oysa önce Talisca sonra da Atiba, Sabri'nin bölgesinden yaptıkları ataklarla "Gol geliyor" sinyalini yakmıştı.
G.Saray golü erken bulduğu ilk yarıda çok akıllı oynadı. Sneijder'in organize ettiği Galatasaray oyun temposunu Beşiktaş'ın istediği seviyeye taşımadı. Muslera, Balta, Selçuk, Sneijder ve Tolga sakin oyunlarının yanı sıra ayağa bilerek görerek pas yaparak derbinin tansiyonunu G.Saray'a göre ayarladı. Bu akıllı ortamda Beşiktaş tek pozisyon bile üretemedi. Bruma'nın attığı "Messi" vari golden sonra eğer Yasin hatta Sneijder karşı karşıya golü kaçırmasaydı skor büyük olurdu. Bruma o muhteşem golü yaparken Beşiktaş orta sahasının ve savunmasının adeta içinden geçti.
Türkiye'de şöyle bir algı var; "Yabancı hocanın en az bir yardımcısı Türk olmalı" Riekerink'in iki tane Türk yardımcısı var. 60'tan sonra Galatasaray'ın fizik gücünün düştüğünü, Yasin'in geriye bile gelemediğini Riekerink hadi göremedi ama bu iki Türk yardımcısı da mı görmedi. Kulübe resmen uyudu! Erken değişiklik yapılabilse ve sadece Cavanda, Yasin'in yerine oyuna girip Sabri'ye destek verseydi Beşiktaş elini kolunu sallayarak gelemezdi. Riekerink'in oyuna hamle yapması Galatasaray iki golü yedikten sonra aklına geldi. Ama Hollandalı hocayı yine de çok suçlamıyorum. Çünkü elinde hamle yapabilecek De Jong, Sigthorsson ve Podolski gibi yıldızlar sakat. Chedjou maalesef takım baskı yediği anlarda dağılıyor ve ciddi hata yapıyor. Marcelo ve Cenk'in attığı gollerde zamanlaması inanılmaz kötüydü. Riekerink, Chedjou zaafına çözüm üretmeli. Hakem Ali Palabıyık'a soruyorum; Marcelo'nun Eren'in beline yaptığı hareketin karşılığı ne olmalıydı?