CANLI
SKOR
Levent Tüzemen

Levent Tüzemen

İmkan olsa palto giyerlerdi

Erzincan'ın dondurucu soğuğu, zeminin buzla kaplı olması, aşırı rüzgar ayağa, pasa dayalı oynayan Galatasaray'ı olumsuz etkiledi. Erzincanlı oyuncular alışık oldukları ortamda şortla oynarken, Galatasaraylı oyuncular imkan olsa maça kesin palto giyerek çıkarlardı. Hava ve saha koşulları futbol oynamayı zorlaştırsa da kazanamamak Galatasaraylı oyuncular için mazeret olmamalı..
İlk yarı Galatasaray rüzgarla oynamayı avantaja çeviremedi. Ezbere dayalı pas oyunu yüzünden Galatasaraylı oyuncular kaleye şut atmayı akıl bile edemedi. Yasin ve Sabri'nin oyuna girmesi Galatasaray'ın ikinci yarı hücumda etkili olmasını sağladı. Josue'nin golü sabır ve akıl doluydu. Ama Bayern Münih ve Real Madrid'de top oynamış Hamit'in kaleye yönelen ortada bir topa eller açılmadan müdahale edilmesi gerektiğini bilmemesi beni şaşırttı. Bunu genç Birhan yapsa anlarım ama 35 yaşındaki tecrübeli Hamit'e yakışmadı..
SABAH Spor'un klasiği "Serbest Kürsü"de Yasin için şöyle dedim: "Hızlı, çabuk ama gol vuruşu konusunda istikrarı yok. Galatasaray bazı maçlarda Yasin'in pas vermeyip egoist davranmasının bedelini ödedi."
Sabri'nin kaleciden dönen şutunda Yasin kale boş olmasına rağmen önüne düşen topu dışarı attı. Yine Yasin golü atacak durumda olan Sabri'ye topu vermeyip şut attı. Bu iki örnek, Yasin'in istikrarsız ve egoist olduğunu gösteriyor..
Buzlu zeminde Galatasaray'ın en iyisi hata yapmayan Cavanda'ydı..

Tek isyankar Bruma

Duygularımızın donduğu, yüreğimizin dağlandığı, kanımızın çekildiği hain bir saldırı yaşadık. Ülke olarak üzüldük. Ateş düşen yuvaların feryatlarına gözyaşlarımızla ve dualarımızla destek olmaya çalıştık. Şehit olanlara Allah rahmet eylesin, ailelerine sabır versin. Türkiye'yi bölmeye çalışanlara, bizi birbirimize düşürmek için plan yapanlara asla teslim olmayacağız. Güçlü devlet yapımızla bu oyunu bozacağız.
Selçuk, Sneijder ve Hakan Balta takımla bir toplantı yapıp, "Önümüzdeki G.Antep, Osmanlı ve Alanya maçlarını kazanmalıyız" diye sözleşmişler. Bu nasıl söz vermek? İlk yarı G.Saraylı oyuncular isteksiz, coşkusuz ve ciddiyetsizdi. Haftada bir maç oynayan oyuncuların rakip kaleye gidecek halleri yoktu. G.Saray'ın sahadaki "İsyankar ruhu" Bruma'ydı. Portekizli yıldız soldan yaptığı bindirmelerle gol atmak ve attırmak için çırpınıp durdu. Zaten Galatasaray'da insanı heyecanlandıran tek futbolcu Bruma.. Sneijder gücünün yettiğince çalıştı. Bir Melo olmasa bile sahanın her yerine basan De Jong çalışkanlığıyla ön plana çıktı. Kaptan Selçuk etkili pas oynama konusunda başarılıydı ve telaş yapmadan arkadaşlarına isabetli toplar kullandı.
Riekerink'in ikinci yarı Linnes'in yerine aldığı Sabri, Galatasaray'ın sağdan hücuma verimli çıkmasını sağladı. Sabri'nin top tutması ve ayağa pas oynaması Podolski'nin oyununu da yükseltti. Haftada bir maç oynamasına rağmen Galatasaray'ın fiziksel gücü o kadar etkisiz ki; oyuncular bir devrelik güçlerini TT Arena'da özellikle ikinci yarı taraftarlarının yoğun olduğu tarafa saklıyorlar. Bruma, Sneijder ve Yasin'in hazırladığı pozisyonlarda başta Podolski ve Eren inanılmaz golleri harcadılar. Rekabet ortamının olmaması Eren'i zihinsel olarak tembelliğe itmiş. Eren bir metreden gözü kapalı atacağı golleri, "Tükenmişlik" yüzünden kaçırdı. Kasımpaşa maçında Bruma'ya pas atmayan Yasin, gecenin en çalışkanı ve takıma en çok yardım edip pas veren oyuncusuydu. Yasin üç gole imza atarken özellikle Bruma ile yaptığı pas alış verişleriyle göz doldurdu. Galatasaray, Osmanlı maçında bu kadar geniş alan bırakarak oynamamalı. Neden? Çünkü savunmanın göbeğinde uyum yok. Serdar-Balta birbirini tamamlamıyor ve çok pozisyon hatası yapıyor.

Manken Riekerink!

Balık baştan kokarmış; Riekerink başta olmak üzere Galatasaraylı oyuncular Kasımpaşa'ya karşı "9 puanlık maça çıkıyoruz. Kazanmak için Bursa maçındaki gibi mücadele etmeliyiz" ciddiyetinde değildi.
Oyuna golle başlamak çok önemlidir. Galatasaray, Podolski ile golü erken bulduktan sonra anlamsızca "1-0'ın üzerine yatalım" moduna girdi. Galatasaraylı oyuncular o kadar ciddiyetsizdi ki; tribündekiler dahil evlerinde tv başındaki Galatasaraylılar herhalde maçı öfkeyle tırnaklarını yiyerek izlemişlerdir.
Başkan Dursun Özbek, Alp Yalman ve Levent Nazifoğlu bu takıma transfer yapmadan önce kaybolan Galatasaray ruhunu geri getirsinler. Kazanılan üç puan Allah'ın Galatasaray'a "Yürü ya kulum" hediyesidir.
Podolski'nin yorulduğu, Sneijder'in koşmaktan dilinin çıktığı, savunmanın ve göbeğin delindiği anlarda oyuna müdahale etmeyip, son 5 dakikada Linnes, Eren ve Josue'yi oyuna almanın nedenini yönetim Riekerink'e mutlaka sormalıdır.
Ne yazık ki; Riekerink kenarda "manken çelinç" gibi duruyor.
Yasin pas vermiyor, top kaptırıyor, gol yedirtiyor, Riekerink bırak oyundan almayı ikaz bile etmiyor.
Oyuncuların isyanlarından sonra Riekerink dağılmış ve otoritesini yitirmiş. Galatasaray mucizesinde yine Bruma ile Muslera'nın imzası vardı. Bruma, Carole'ün estetik pasını inanılmaz bir makas vuruşla gol yaptı. Bruma'nın topu kontrolü ve çabuk vurması mükemmeldi. Adem Büyük'ün penaltısını Muslera kurtarmadan önce gözlerini kapatıp tam konsantre oldu ve doğru köşeye yattı.
Galatasaray, mucizevi üç puanı almasaydı ben yönetim olarak tüm faturayı öncelikle Yasin'e keserdim. Neden mi? Yasin'de bir Bruma kıskançlığı var. Bunun izlerini Dersimspor maçı sonrası, "Ben solda daha iyi oynuyorum. Ne var, Bruma da sağda oynasın" yorumuyla göstermişti. O Yasin ilk yarı gördüğü halde ayağındaki topu Bruma'nın koşu yoluna bırakmadı. Yine Yasin ikinci yarı sağdan bindirdi, Bruma arka direğe boş koşu yaptı ama o şut attı, pas vermedi.
Üstelik penaltı öncesinde Kasımpaşa hücumuna dönen topu da Yasin fantezi yapmak isterken rakibe kaptırdı.. Ama yine o Yasin, Bruma'nın attığı golden sonra fotoğrafa girmek için koşup sevince katıldı. Beni şaşırtan takım içinde kimsenin Yasin'e hatalarından dolayı tek laf etmemesidir.

Kör dövüşü

F.Bahçe, Beşiktaş, G.Saray arasında oynanan maçlarda hiç tanık olmadığım bir istatistiği Fenerbahçe-Beşiktaş derbilerinde gördüm. Maç boyu iki takım da isabetli şut atamadı.. Kadıköy'deki derbide "kör dövüşü" bir oyun oynandı. Fenerbahçe kazanmayı daha çok isteyen taraftı. Beşiktaş ise daha çok savunmayı düşündü. Şenol Güneş'in Kerim Frei tercihi belki sürprizdi ama bu düşüncenin amacı H. Ali'nin öne çıkmasını engellemekti. Aatif kalabalık Beşiktaş markajında kaybolunca Van Persi ile Sow'u Rize maçındaki gibi pas olarak yeterli destekleyemedi. Orta alanda aldıkları yükü başarıyla taşıyan Souza- Alper-Topal üçlüsü hem hücuma katıldı hem de Beşiktaş'ın göbekten kontratak yapmasına izin vermedi.
Özellikle ilk yarı Fenerbahçe'nin kenarlardan etkili orta yaptığı anlarda kaleci Fabri çıktığı tüm topları aldı. Ayrıca Fabri'nin ayaklarını kaliteli kullanmasının meyvesini Beşiktaş yedi. Başta Marcelo olmak üzere Gökhan, Adriano, Tosic hatta Atiba- Tolgay Fenerbahçeli oyuncuların yaptığı baskıdan kurtulmak için ayaklarındaki topları hemen Fabri'ye oynadı. Soyunma odasına 0-0 girmek Beşiktaş'ın avantajı oldu. Güneş, Aboubakar'ı araya atılan topları gole çevirmek için aldı. Aboubakar bu şansları buldu ama topu taşıyamadı. Lens'i oyuna Advocaat bence geç aldı. Lens girdikten sonra Beşiktaş savunmasının dengesi hemen bozuldu.
Özellikle Souza'nın Van Persie'nin gollük pasına vuruş tercihi çok yanlıştı. Orada ayak içi değil, topun gelişine ayaküstü vurulur.
Lens'in etkinliğini gören Şenol hoca art arda Necip ve Olcay'ı "Bir puan iyidir" anlayışıyla oyuna aldı. Gol pozisyonunun olmadığı, tek isabetli şutun atılmadığı derbide öncelikle hakemi yargılamak haksızlık olur. Ancak tek takıldığım pozisyon, Tosic'in Lens'e girişiydi.
Kartın rengi sarı değil kırmızı olmalıydı.
Not: G.Saraylı oyuncular için derbiden çıkan sonuç zirveye tutunmak için bir şans oldu. Başakşehir'in de puan kaybettiğini düşünürsek, G.Saraylı oyuncular bu şansı algılayabilir ve Kasımpaşa'yı yenerlerse, takipçileriyle puan farkını azaltacak.

Wesley Sneijder sahne alınca...

Sneijder'in futbol resitaline, Galatasaray taraftarları uzun süredir hasret çekiyordu.
Milli maçlar nedeniyle Galatasaray'a yeterince kafa yormayan Sneijder, Bursaspor'a karşı, "Bu maçın yıldızı ben olacağım" şeklinde oynadı. Sezon başından beri ben bu kadar çok koşan, sahanın her yerine basan, ikili mücadelelere girmekten korkmayan ve pozisyon üreten bir Sneijder izlememiştim. Riekerink ve De Jong'un tartışıldığı ortamda Sneijder, vatandaşlarını sırtına alarak alkışlanacak bir futbol sergiledi.
Özellikle ligde 23 Ocak'tan beri çektiği gol hasretini, frikikten attığı mükemmel bir vuruşla giderdi. Tüm Galatasaraylılar, özellikle yönetim Sneijder'den her maçta böyle performans ortaya koymasını bekliyor. Galatasaray'ı Bursa önünde başarıya götüren en büyük etken Riekerink'in sezon başında yakaladığı istikrarlı kadroya dönmesiydi. Eren'in yerine Podolski'yle başlamak Galatasaray'ın son haftalarda rakip kalede unuttuğu baskıyı hatırlamasını sağladı. Çünkü Poldi, Bursa defansı önünde pas istasyonluğunu hatasız yaptı. Yasin'in attığı golde Sneijder ile Podolski'nin pas birlikteliği ön plana çıktı.
Fenerbahçe maçının ilk yarısında sağda Sinan, solda Bruma oynamıştı ama bu ikili bir kez olsun bile yer değiştirmeyi düşünmedi.
Hamza hocanın planı kalabalık orta saha kurgusuyla Galatasaray'ı karşılamak ve kontratakla golü bulmaktı ancak Yasin-Bruma ikilisinin sık kanat değiştirmeleri, Bursa defansının özellikle Bruma ile ilgili ezberlerini bozdu. Yasin solda daha etkili olduğunu ve Sneijder'le de uyum yakaladığını bir kez daha gösterdi.
Yönetim pahalıya transfer ettiği Serdar Aziz'in oynamasını istiyor ancak Serdar tek hamleli oyuncu olduğu için yüksek toplar hariç rakibi karşılama konusunda pozisyon hatası yapıyor. Riekerink, eğer Serdar-Balta'yı birlikte oynatacaksa idmanlarda özel çalışma yaptırmalı.
Carole çalışkan bir sol bek ama Linnes daha hızlı, hücuma daha etkili çıkıyor ve pas uyumuna da destek olup orta yapabiliyor.
Riekerink, Linnes'e sırtını dönmemeli.
Galatasaray'ın yediği gol ofsayttı.
Bruma'nın şutunda da penaltı vardı. Serdar Aziz'e yapılan da penaltıydı ancak bana pozisyon icabı gibi gelse de Poldi bilerek Sivok'a dirsek attıysa bunun karşılığı da kırmızı kart olmalı.
Merkez Hakem Kurulu, Barış Şimşek'in performansını gözden geçirmeli.

Maçı iyi izleyen hoca!

Advocaat sabit fikirli ve tutucu bir teknik adam olmadığını bir kez daha kanıtladı

Güçlü olan zayıf yanını herkesden iyi bilendir.
Daha güçlü olan ise zayıf yanına hükmedendir. Zorya'yı yenerek Avrupa'da boy gösteren Türk takımları arasında evinde oynadığı maçları kazanan Fenerbahçe'nin başarısında, gücünü ve aklını nasıl kullanacağını bilen Advocat'ın büyük payı var.
İlk yarı çok koşan, önde baskı yapan, tempoyu yüksek tutan, temaslı oyunu seven Zorya, Fenerbahçe'nin senkronunu bozup, pozisyon üretmesine izin vermedi. Volkan, Sow, Alper, Souza topla buluştuklarında Zoryalı oyuncuların ikili üçlü sıkıştırmalarıyla karşılaştı. Petriak'ın, Şener'in bölgesinden yaptığı hızlı ataklar Kjaer-Skrtel ikilisinin geriden topu rahat kullanmalarını engelledi, zaman zaman pas hataları yapmalarına neden oldu.
Advocat'ın, Van Persie'nin yerine şans verdiği Emenike önde top tutamayınca Fenerbahçe, Zorya kalesinde çoğalamadı. Emenike'nin 17. dakikada Volkan ve Alper gol için uygun olmasına rağmen kaleye gelişigüzel vurması kafaca maçta olmadığının göstergesiydi.
Advocat sabit fikirli ve tutucu bir teknik adam olmadığını bir kez daha kanıtladı.
İkinci yarı sorumluluk almayan Emenike'yi çıkardı ve Stoch'u sol kanada aldı, Sow'u merkez sanrtfor yaptı. Stoch hamlesi, Sow'un önde top tutması, Fenerbahçe'nin hücumda verimliliğini kanatlardan etkili olmasını sağladı.
Volkan, Şener sağdan, Stoch ile Hasan Ali soldan hızlı hücuma çıktı. Stoch'un kendine özgü vuruşla attığı gol Zorya kilidini kırdı. Sezona iyi başlayan daha sonra kulübeye mahkum olan Stoch'a gol kesin moral olacaktır.
Adcovat, Fenerbahçe'yi rahatlatan Kjaer'in ön direkte attığı golden sonra hemen bir başka hamle yaparak çok yorulan Volkan Şen'i çıkardı ve Neustadter'in oyuna alarak orta alanı güçlendirdi.
Neustadter'in girmesiyle Mehmet Topal ile maç boyu sahanın her yerine basan ve inanılmaz güç sarfeden Souza rahatladı.
70 yaşındaki Advocat maçı iyi izleyen bir hoca. Üstelik vücut dilini etkili kullanıyor.
Advocat, skor 2-0 olduktan sonra bile "Bu iş bitti" deyip kulübeye geçip oturmadı.
Hollandalı kenardan oyuncularına rakibi kontrol etme ve pozisyon hatası yapmamaları için sık sık uyardı.

Suç yönetimde

TT Arena'da tribünlere "Riekerink Bey diyeceksiniz" diye pankart asanlara ben de "Bay Bay Riekerink" başlığıyla cevap veriyorum. Mancini, Prandelli, Hamza Hoca dahil üst üste 3 derbi kaybetmemiş hocaları gönderenler Eren'in yerine oyuna Cavanda'yı alan Riekerink'i dilerim yönetim baş tacı eder!.. Lens ve Mehmet Topal'ın olmamasını fırsat görüp Kadıköy'deki 17 yıllık esaret zincirini kırma adına, "O gün bugün" diyenlere Galatasaraylı oyuncular rezil ve etkisiz futbolla karşılık bile veremedi. Aciz, etkisiz, pozisyonsuz Galatasaray'ın derbideki halinin öncelikli sorumlusu futbolu yönetenlerdir. Eğer; Aziz Yıldırım başkan olsaydı, Selçuk, Yasin, Josue ve Podolski'nin kulübede oturmasına engel olur, Galatasaray'ın De Jong, Sinan, Eren'li bir kadroyla derbiye çıkmasına izin vermezdi. Riekerink'in tercih ettiği kadronun bırakın derbiyi kazanmayı, F.Bahçe'ye kafa tutacak gücü ve kalitesi yoktu.
Neymiş; Podolski ile Selçuk hastaymış.. Yalan.. Hasta olan kulübede oturmaz, evinde yatar. Eren Derdiyok tercihi hataydı. Skrtel-Kjaer arasında Eren kayboldu ve etkili tek bir şut bile atamadı. Doğru tercih Podolski olmalıydı. Kilosu ve ağırlığı yüzünden rakibi bile kovalamayan De Jong sadece toplara sert girerek korku salmaya çalıştı ama başaramadı. Selçuk'un yokluğunda Tolga bile nereye koşacağını bilmedi, arkadaşlarının ve özellikle Riekerink'ten torpilli De Jong'un hatalarını kapatmak için çırpındı. Aptalca sarı kart gören Sinan aşırı ruhsuz, isteksiz ve güçsüzdü. İlk yarı boş alanda yakaladığı topu güçsüzlükten F.Bahçe sahasına götüremedi.
Basın toplantısında Sneijder, "90 dakikadan fazlasını oynayacak fizik güce sahibim" demişti.. Ne oldu? 65'te oyunu terk etti.. Hollandalı iki 10 numara arasındaki farka bakalım; 33 yaşındaki Van Persie top tuttu, rakiple boğuştu, top çaldı ve iki gol atıp derbiyi kazandı. Milli Takım'da kaleci Van der Sar'ın rekorunu kırmaya kafayı takan Galatasaray'da babasının çiftliği gibi hareket eden Sneijder derbide kayıptı. Yine gol atamadı, tek final pası veremedi ve çok top kaptırdı.
Advocaat'ın, Van Persie'ye uyguladığı "Hazır ol oynatayım" şeklindeki disiplin modelini Riekerink Bey (!) maalesef Sneijder'e uygulayamıyor.. Yönetim de sesini nedense çıkaramıyor..

Artık huzuru bulalım

Milli Takım'ın Kosova önünde kazanma duygusuna yeniden kavuşması özlediğimiz güzellikti. Dost Kosova'nın etine buduna baktığımız zaman futbol kalitesinin bize yaklaşmasını beklemiyordum ama Kosova'nın Ukrayna benzeri futbol yapısıyla çok koşup iyi mücadele etmesi, Milli Takımımız'ın teknik becerisini çok fazla öne çıkarmasını engelledi. Kosova'nın dirençli yapısına karşı ilk yarı pozisyon üretmekte zorlandık. Volkan, Hakan Çalhanoğlu ve Burak'ın dışarıdan attığı şutlarla golü aradık. İkinci yarıya Oğuzhan'ın yerine Yunus Mallı'nın girmesiyle hücum zenginliğini kazandık ve golleri bulduk. Özellikle Yunus-Arda-Volkan-Burak dörtlüsünün birbirleriyle kurduğu pas bağlantıları sonucunda iki güzel gol attık.
Arda ve arkadaşlarının dönmesiyle teknik becerisi yüksek bir takım olduk. Oyun aklımız, ayağa pas organizasyonlarımız özlediğimiz güzellikteydi ancak Kosova'nın dirençli ve fizik kalitesi yüksek oyununa Arda ve arkadaşlarının fizik güç olarak zaman zaman karşılık veremediğini gözlemledim. Terim'in yola Arda ve arkadaşlarından yoksun olarak çıktığı Milli Takım, yani Hakan Çalhanoğlu ve arkadaşları çok koşan, iyi mücadele eden, rakiple boğuşan bir ekipti. Tecrübe birbirleriyle oynama alışkanlıklarının olmaması ve pozisyon üretmekte zorlanmaları eksikleriydi. Hakan Çalhanoğlu tecrübesiz kadroya liderlik yapamadı çünkü çevresinde top tekniği yüksek ve pas yapma kalitesi yüksek bir oyuncu grubu yoktu. Dün millilerin oyun aklı olan Hakan, etrafında Arda, Oğuzhan, Yunus, Volkan Şen, Selçuk gibi topu kullanabilen futbolcularla oynayınca kalitesini sahaya yansıttı.
Fikstür avantajı elimizde... Tecrübeli ve geleceğe yönelik genç yıldızlarımız var. Bu takıma Emre Mor, Ozan Tufan, Serdar Aziz katıldığında gücümüz daha da yükselecektir. Cengiz Ünder gibi müthiş yetenekli bir oyuncuyu Milli Takımın içinde tutmalıyız ama en önemlisi Milli Takımı kavgaların, polemiklerin ve öfkelerin dışında bırakmalıyız. Kosova galibiyeti dilerim Dünya Kupası yolunda Milli Takım için huzurun başlangıcı olur.

Yenilgiye davetiye

Şapka düştü, kel göründü ve Galatasaray mükemmel bir takım olmuş Başakşehir'e, boyun eğdi. Başakşehir'i ön plana çıkaran en büyük faktör, oyuncuların birbirleriyle oynama alışkanlığının olması ve her oyuncunun görev bilincinde hareket etmesiydi. G.Saray'ın sorunu ise oyuncuların birbirine uzak oynaması ve bireysel beceriyle ön plana çıkma saplantısıydı. Riekerink'in, Adana'da öyle ya da böyle kazanan kadroyu bozması, özellikle birden bire Hakan Balta'yı savunmaya monte etmesi, anlamsızdı. Çünkü Semih-Balta ikilisi ne zaman birlikte oynasalar, G.Saray duran toptan gol yiyor. Bu ikili yükselemedikleri gibi hep rakiplerinin altında kalıyor. Başakşehir'in attığı gollerin altında Galatasaray'ın gönderdiği oyuncular vardı. Sabri-Carole ikilisi Ferhat-Uğur kadar hücuma etkili çıkamadıkları gibi orta bile yapamıyor. Haftalardan beri suskun olan Eren'de Riekerink'in ısrarı yanlıştı. Mehmet Batdal, Başakşehir'in tüm hücumlarında Galatasaray savunması önünde pas istasyonu oldu. Batdal, arka direkte mükemmel bir kafa golü atarken Visca ve Mossoro'ya da final pasları verdi. Oysa Eren Derdiyok, pozisyona giremediği gibi Sneijder, Bruma ve Sinan'ın hücuma çıkarken yapmak istedikleri duvar paslarına da katkı sağlamadı. 16 ve 45+1'de Bruma'nın getirdiği iki pozisyonda Eren, topa ya doğru hamle yapamadı ya da bir metreden ıskaladı. Riekerink'in Podolski'yi santrfor oynatmaması, Josue'yi kenarda bekletmesi yenilgiye davetiye çıkardı. Çünkü Podolski oynadığında Batdal gibi pas istasyonu oluyor; Bruma, Selçuk, Sneijder, Sinan gibi oyuncularla duvar pası yapıyor, hatta bireysel becerisini öne çıkarıp sol ayağıyla gol atıyordu. Eren ısrarı Galatasaray'ı Başakşehir'e karşı 10 kişi oynattı. Tolga'nın yokluğunda Nigel de Jong, orta alanı kontrol edemedi. Hollandalı 20 metrekarede oynayarak zaman geçirdi. Bu yenilgi Galatasaray'a zirve yarışında yara verir. Ancak Riekerink, defansı yeniden organize ederek, özellikle yüksek toplarda başarılı, Serdar Aziz'i monte etmeli.
NOT: Muslera'nın ikinci gol öncesi topa vurmaması, laubalilikti. Hakem Ali Palabıyık'ın da kendisini şamar oğlanına çeviren Emre Belözoğlu'na kart bile gösterememesi acizlikti.

Muhteşem gece

İstanbul'a indiklerinde Jose Mourinho ile Manchester United'lı oyuncuların havalarından geçilmiyordu. İlk maçta 4 gol attıkları için "Yine atarız" modundaydılar. Alaycı tavırlarla bıyık altından gülüyorlardı. Karşılaşma öncesi kaldıkları otelin bahçesinde antrenman yaparak Türk medyasına "Görün bakın biz nasıl bir takımız" cakasını satıyorlardı. Fenerbahçe'yi o kadar küçük görmüşlerdi ki, İsveçli yıldızları Zlatan İbrahimoviç'i kulübede oturttular.
Oysa Kadıköy'de çok önceleri 3-0 kaybettiklerini unutmuşlardı.
Hasan Ali Kaldırım'ın mükemmel ortasında Sow'un attığı jeneriklik golünden sonra Portekizli teknik adam biraz da şov yaparak alkışladı. Oyunun sıkıştığını ve maçın zora girdiğini gören Mourinho, Zlatan İbrahimoviç'i, "Bizi fena kızdırdınız şimdi olacakları göreceksiniz" havasında oyuna aldı. Ancak uzun haftalar sona dolu tribünlere oynayan Fenerbahçeli futbolcular dikkatli, mücadele gücü yüksek bir oyunla Manchester'a karşı pozisyon vermedikleri gibi mükemmel bir direnç gösterdiler.
Advocaat, Şampiyonlar Ligi'nde Beşiktaş'ın Napoli'ye oynadığı oyunu o kadar iyi analiz etmişti ki, Fenerbahçe'de erken golün ardından Manchester United'a geniş alan bırakmayarak ve orta alanı kalabalık tutarak oynadı. Top yapacak alan bırakmayan Manchester'lı futbolcuların sinir kat sayısı yükseldi ve işi bir ara kabadayılığa kadar götürdüler.
Fenerbahçe rakibi başarıyla karşıladığı gibi Volkan Şen, Lens ve Sow'la hızlı ataklar gerçekleştirdi. Eğer final paslarında doğruyu yapsalardı Manchester daha ilk yarıda teslim olacaktı. İkinci yarı seyircinin desteğini alan Advocaat'ın öğrencileri dirençli oyundan hiç kopmadı. Lens'in dünyanın en iyi kalecilerinden sayılan David de Gea'ya attığı mükemmel frikik golü M.United'ın Kadıköy'de bir kez daha teslim olduğunun belgesiydi. Fenerbahçeli oyuncular bu zaferi yürekleriyle oynayarak kazandılar.