CANLI
SKOR
Levent Tüzemen

Levent Tüzemen

Arda yanlış yaptı

Arda Turan yaptığı bir açıklamada Galatasaray taraftarının kendisini istemediğini ifade etti. Siz Galatasaray camiasına yakın bir isimsiniz. Bu konudaki düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Arda Turan'ın Milli Takım kampından televizyona bağlanıp kendisi ve Galatasaray ile ilgili yaptığı açıklamaları doğru bulmuyorum. Milli Takım, Ukranya'ya kaybederek Rusya şansını zora sokmuş durumda.
Türkiye'de herkes öfkeli ve kızgın. Arda'nın yenilgiyi pas geçip, üzüntüleri görmemezlikten gelmesi ve kendisiyle ilgili kamptan açıklamalar yapması gereksiz bir davranıştır. Kafasının içinde sorunlar yumağı olduğunu gözlemlediğim Arda'nın bu tavrı, "Koyun can, kasap et derdinde" anlayışına benziyor.
Eğer Arda izin almadan gecenin bir yarısı TV'ye bağlanıp bu açıklamaları yapmış ise daha büyük skandaldır. Milli Takım kampı yolgeçen hanı mı? Bu durum, kampta bir otoritenin olmadığını gösterir.
Bu yazıdan sonra birileri çıkıp, "Benim haberim vardı" diye disiplinsizliğe kılıf uydurabilir.
Evet; Galatasaray taraftarları hatta yöneticiler Arda'nın geri dönüşünün kurulan yeni takımda dengeleri bozabileceğini düşünüyor.. Herkes, "Takım mükemmel bir hava yakaladı. Nokta transferler yapıldı. Arda'nın dönüşü her şeyi allak bullak edebilir" diyor. Eğer sezon başı kamp döneminde Arda Galatasaray'a gelseydi kimse, "Arda havayı bozar" düşüncesinde olmazdı. Şimdi Galatasaray'da taşlar yerine oturdu. Arda gibi gövdeli ve etkili oyuncunun varlığı yeni oyuncuların yakaladığı uyumun ve ritmin ayarını bozabilir.

Galatasaray sol kanat için transfer yapacak mı, yapmalı mı? Galatasaray'da başka hangi mevkiye transfer lazım sizce?

Yönetimin Muslera'ya yedek olacak kaleci almayacağını ve İsmail Çipe'ye şans vermeyi düşündüklerini öğrendim. Galatasaray sadece ligde ve kupada oynayacağı için Tudor yönetime, "Linnes yeterli olur" raporunu vermiş. Yönetim de sezon sonu Juventus ile sözleşmesi bitecek Asamoah'ı daha az maliyetle Ocak ayında almayı planlıyor. Ancak Ganalı yıldız Juventus teknik heyetine ve yönetimine, "Beni bırakın Galatasaray'a gideyim" restini çekmiş. Eğer 8 Eylül'e kadar Juventus son anda karar değiştirir ve Galatasaray'a "Gelin Asamoah'ı alın" derse transfer gerçekleşecek. Ben Gomis'i yedekleyecek bir golcüye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.
Çünkü Eren kulübede oturmayı kendine yakıştırmıyor ve sonradan oyuna girdiğinde verimli olmuyor.
Eren ayrıca sık sakatlanıyor ve Tudor'un istediği "Önde pres" anlayışına karşılık veremiyor.

Milli Takım, Hırvatistan karşısında nasıl oynamalı, ne yapmalı? Bu maçta şansımız ne kadar? Mircea Lucescu sahaya nasıl bir 11 çıkarmalı?

Hırvatistan mücadelesinde şansımızı nasıl görüyorsunuz?
Hırvatistan'la "Ya devam ya tamam" maçı oynayacağız. Hırvatlar'ın erteleme istememesi bizim için şans gibi görünüyor. Fransa'da krizin baş aktörleri Arda-Burak-Selçuk-Caner, Milli Takım otobüsünün arkasında oturarak şu mesajı verdiler: Kimmiş büyük gördünüz mü? Lucescu ayağına kadar gidip "Milli Takım'a dönmelisin" dediği Arda Turan başta olmak üzere Burak Yılmaz, Caner Erkin ve Selçuk İnan'a sorumluluk vermelidir.
Savunmada Çağlar-Ömer Toprak ikilisi görev yapmalıdır. Milli Takım'ın oyun aklı da Oğuzhan olmalıdır. Benim ideal onbirim şöyle: Volkan- Kaan Ayhan, Ömer, Çağlar, Caner-Selçuk, Emre, Arda, Oğuzhan, Emre Mor-Burak...

Nerem doğru ki!

Deveye "Neden boynun eğri?" diye sormuşlar. Devenin cevabı, "Nerem doğru ki!" olmuş.. Lucescu gibi taktik ustası bir hocanın, aynı futbol dilini konuşmayan, yetenekleri ve oyun aklı kısıtlı oyuncuları seçmesine şaşırdım. Hiç bilmiyorsan, Konya'da 2-2 biten maçın kadrosunu sahaya sürersin. Üstelik ilk maçın oyuncularının yüzde 99'unu kadroya çağırmışsın. Ayrıca ilk maçta Emre Mor Ukranya'yı hallaç pamuğu gibi atmıştı. Ukranya'nın pas trafiğini izleyen ve sadece topun peşinden koşan Milli Takım'ın hali 'Dolap beygiri'ne benziyordu. Luce'nin "Oynayan oyuncu" modeli anlayışıyla ve fizik gücüne dayalı oyunculardan kurduğu Milli Takım Ukranya karşısında pozisyona bile giremedi. Fransa'daki Terim'li Milli Takım dahil ben hiç bu kadar ruhsuz, ezik, üretmeyen, teslimiyetçi bir oyuncu grubu görmedim. Hadi hücuma gidemedik, savunma bile yapamadık. Top bize geçtiğinde Ukranya sahasında 10 kişiyle bizi karşıladı. Biz ise savunmada hep az adamla yakalandık ve pozisyon hatası yaptık.
Tüm yük 37 yaşındaki Emre'nin üzerindeydi. Emre gibi güçlü oyun aklı olan bir oyuncu ancak çevresinde kazma oyuncularla değil kaliteli, pas yapabilen, alan değiştiren, duvar pasına cevap verebilen yaratıcı oyuncularla verimli olur. Ayrıca; Emre'ye "Milli Takım kadrosunu yaz" deselerdi asla Luce'nin onbiriyle sahaya çıkmazdı. Yazık; İzlanda'nın kaybettiği gecede bir puanı bile Luce'nin yanlış tercihleri yüzünden alamadık. Ben Luce'nin yerinde olsaydım maça Caner, Oğuzhan, Arda ve Emre Mor ile başlardım.
Bir soru; Allah aşkına Mehmet Topal'da stoper oynama özelliği var da biz mi göremiyoruz? Bu Topal ne zaman stoper oynasa Milli Takım da Fenerbahçe de kaybediyor. Topal oynayacaksa Almanya'da stoper oynayan Çağlar ve Ömer Toprak'ı neden çağırıyorsun?
Not: Lucescu dün maçtan sonra hakemlerin yanına koşup hatalı gollere itiraz etti. Eğer Fatih Terim olsaydı biri ofsayt, diğeri auttan çevrilen toptan yediğimiz iki gole, İngiltere ile oynadığımız özel maçtaki gibi anında 4. hakeme koşar itiraz ederdi.

Coşku ve keyif

Hafta başından itibaren 50 bin seyircinin geleceğinin haberlerinin yapılması Galatasaraylı oyuncular üzerinde ciddi baskı oluşturmuş. Tribünlerin müthiş desteği ve coşkusu Galatasaraylı futbolcuları, "Bir an önce golü atalım" düşüncesine soktu. Bu anlayış, akıllı oyunu devre dışı bıraktı, G.Saray'ı takım halinde telaşlı bir oyunun içine itti ve kontrolsüz bir güç oluştu. Sivas hep oyunun temposunu düşürmeye çalıştı. Ancak Galatasaraylı oyuncular doğru pozisyon almamalarına rağmen coşkulu oyundan geri adım atmadılar ve mesafe gözetmeden sürekli önde baskı yaptılar. Top Sivaslı oyunculara geçtiğinde Galatasaraylı oyuncular topu kazanmak için ikili, üçlü sıkıştırmalar yaptı. 50 bin taraftarın ırkçılığa karşı yüzlerindeki maskeyle. "Hepimiz Gomis'iz" diye haykırdığı gecede Fransız golcü heyecanlı olmasa ve dikkat edip ofsayta düşmese inanılmaz goller atacaktı.
11. dakikada Rodrigues'in kaleciden dönen şutunda topu Tolga gol yapsaydı Sivas'ın direnci düşecekti. Bir atasözü, "Bu sıcağa kar dayanmaz" der... Baskılı oyundan vazgeçmeyen Galatasaray gol için her türlü girişimi yapsa da tribünlerin beklentisi 41. dakikada gerçekleşti. Belhanda'nın kornerinden gelen kavisli topu önce Serdar Aziz kafayla aşırttı ardından da Gomis'in kafayla "Al da at" dercesine indirdiği topu "Nöbetçi golcü" Tolga ağlara yolladı.
Galatasaray oyun temposunu ikinci yarının başında düşürünce, Sivasspor çok adamla gol girişiminde bulundu. Ancak Gomis'in sayılmayan golü ve ardından Belhanda'nın kaçırdığı gol sonrası Galatasaray, oyunun direksiyonunu yeniden ele alıp "İkinci golü mutlaka bulmalıyız" düşüncesiyle Sivasspor'u bunalttı. Geçen sezon bol bol eleştirdiğimiz Tolga Ciğerci, Tudor'un prensi, Galatasaray'ın da ciğeri olmaya devam etti...
Tolga'nın serbest oynaması, gücüne ve koşu kalitesine özgürlük getirdiği gibi golcülüğünü de ön plana çıkardı. Tolga ikinci golde topa ayak içiyle mükemmel vururken, kaliteli bir koşuyla pozisyonu hazırlayan Linnes de yönetime, "Sol bek arıyorsunuz ama bana güvenin" mesajını yolladı. Üçte üç yapan yeni Galatasaray, direnci, presi, koşu kalitesi, tekniği ve hızlı futboluyla izleyenlere coşku ve keyif veriyor.
Bu arada penaltıyı Selçuk'un Gomis'e bırakması anlamlı ve doğruydu.

Yüreğinize sağlık

Cevat Prekazi, "Topun da canı var" demişti. 89. dakikada kendi kazandırdığı frikikte topun başına Emre Belözoğlu geçti, gözleriyle kaleyi süzdü o müthiş sol ayağıyla köşeye yolladı. Sev-il la taraftarı, "Eyvah golü yedik" diye gözlerini kapattı ama canı olan top, gitti, dierğe çarptı ve Başakşehir'i Devler Ligi'nin dışında bıraktı.
Abdullah Avcı ve Başakşehirli oyuncuları oynadıkları kişilikli, cesur ve özgüveni yüksek oyundan dolayı alkışlıyorum. Ayrıca Türkiye'ye yaşattıkları heyecandan dolayı da kutluyorum. Herkesin ayağına, yüreğine sağlık olsun..
Başakşehir ilk 45'te ve son 15 dakikada cesurdu, ayağa isabetli pas oynadı, Sevilla'ya geniş alan bırakmamaya çalıştı, rakip kaleye Visca'nın kanadından bindirmeler yaptı. Elia'nın attığı gol öncesi Adebayor'un Caiçara'nın önüne yuvarladığı pas ile Elia'nın yaptığı koşu, üst düzey takımların becerebileceği bir organizasyondu.
Bu düzeydeki maçlarda tecrübe mutlaka gerekiyor. Escudero'nun kafayla attığı gol öncesi topu taşıyan Correa'ya, Caiçara'nın faul yapmaması, büyük hataydı. Bir oyuncu kartı bir amaç için görmeli. Ayrıca Escudero'nun kafa golünde iyi bir maç çıkaran kaleci Volkan arka direğe ellerini havaya kaldırarak gitseydi golü önleyebilirdi. Hatırlatayım: Taffarel UEFA finalinde Henry'nin kafa vuruşunu çıkarmıştı. Çok çalışan Adebayor orta alana top almaya gelip pas dağıtımı yaptığında Başakşehir pozisyonlar üretti. Son 15 dakikada Sevilla'nın yüreği ağzına getiren Başakşehir'de Emre, Visca, Adebayor ile oyuna sonradan giren Napoleoni'nin hırsının katkısı vardı. Yorulan Mossoro ve Mahmut biraz daha önce dışarı alınabilirdi. Bu Başakşehir takımı Avrupa Ligi'nde kesin ciddi fark yaratacak ve keyif verecektir.

Özlenen omurga

Galatasaray Ujfalusi-Selçuk-Melo- Elmander'den oluşan muhteşem omurgasını yıllar sonra nihayet Maicon- Fernando-Ndiaye-Gomis'le yeniden oluşturdu. Fernando orta alanda Galatasaray'ın "Oyun kalbi ve şifresi" oldu. Brezilyalı yıldız, oyunu orta alanda radar gibi gözlemliyor, müthiş tecrübesi, yüksek tekniği, aklı, sakinliği ve etkili pas kullanmasıyla arkadaşlarını "Maestro" gibi yönetiyor. Galatasaraylı oyuncular rakip kaleye yerleşmeden önce topu Fernando'ya veriyorlar sonra pozisyon alıyorlar.
Galatasaraylı oyuncuların en büyük özelliği istekli, arzulu ve coşkulu oynamaları. Başta Belhanda olmak üzere oyuncular pas trafiğine girdiklerinde hemen herkes boş alana kaçıyor ve top istiyor. Bu yer değişimi, rakip takımın pozisyon almasını engelliyor. Galatasaray'da kimse, "burnu havada" davranmıyor, her oyuncu mütevazı davranış sergilerken, herkes birbirine yardım ediyor ve top rakibe geçtiğinde yine herkes savunmaya yardım etmek için geriye çabuk dönmeye özen gösteriyor.
Osmanlıspor'un gücü belki eskisi gibi değil ama Galatasaray'ın oyun ciddiyeti ve takım yardımlaşması üst düzeyde... Gomis'in ağları sarsan golüne imza atan Rodrigues iştahlı ve gönülden oynuyor. Sol taraf işlemediği için hücum kanadı olarak sağ tarafı kullanan Galatasaray'ı Rodrigues ataklara kaldırdı. Tudor'un serbest görev verdiği Tolga Ciğerci orta alana enerjik destek verirken kendisini aşan mükemmel bir gole imza attı. Ama gol sonrası Galatasaraylı oyuncularda 'Biz bu maçı kazandık' rehaveti oluşunca Osmanlıspor, Serdar Gürler ile morallendi ve Galatasaray'a önde baskı kurmaya başladı. Tudor oyuna müdahale etmeli ve öğrencilerine, "Topa basın, tempo yapmayın, mesafeleri uzatmayın" demeliydi. 15 dakikalık Osmanlı baskısında Galatasaray savunmasının başı bir hayli ağrıdı. Üçüncü gol gelmemiş olsaydı Galatasaray büyük sıkıntı yaşardı.

Bir N’Zonzi’si yoktu

Sevilla'nın "Ezber pas" uygulamasına, Başakşehir karşılık veremedi. N'Zonzi ve özellikle Banega'nın akıl hocalığında Sevilla sadece topa hakim olmadı, alanları çok iyi kapatıp Türkiye'de "Hızlı hücum" konusunda etkili olan Başakşehir'e geniş alan da bırakmadı. Visca-Elia ikilisi, kanatlardan hızlı çıkamadı.
Eğer 2.dakikada Elia'nın kaleci Rico'dan dönen şutunda Mossoro topa ayak içi vurup golü atabilseydi, Başakşehir alışagelmiş "Kompakt" oyun anlayışıyla Sevilla'yı kontrol altında tutabilirdi. İlk Brugge maçında hatalı iki gol yiyen Volkan'ın bence Escudero'nun çapraz vuruşunda yerden köşeye giden topu çelmesi gerekirdi. Banega'nın müthiş şutunu kurtaran Volkan, yediği golde doğru yer tutmadı, çünkü Escudero'nun şut atacağını düşünmüyordu.
Ayağa pası ezbere oynayan, çabuk alan değiştiren, hücuma kanatlardan hızlı çıkan ve dar alanda etkili çalım atan özgüveni yüksek Sevilla'ya karşı üstünlük kurmak için önde baskı yapmanın yanında geriye de çabuk dönmek gerekiyordu.
Başakşehirli oyuncular, ikinci yarıya coşkulu, istekli ve önde çok adamla baskı yaparak başladı. Emre, hırsını ve kazanma duygusunu arkadaşlarına yansıtınca, Sevilla yediği baskıyla telaşlandı.
Visca'nın ve Adebayor'un harcadığı pozisyonların ardından Elia müthiş bir vuruşla Rico'yu avladı.. Başakşehir, Sevilla'ya karşı tek devrede uyguladığı baskıyı, coşkuyu ve isteği bence oyunun bütününe dengeli olarak yaymalı.
Başakşehir zaten kağıt üzerinde favori olan Sevilla'ya elense de Avrupa'ya devam edecek. Zaman varken Abdullah hoca N'Zonzi tipi top çalan, oyunu yöneten, iyi pas kullanan bir oyuncu ile savunmada pozisyon almayı bilen bir oyuncuyu almalı..
Çünkü 3 maçtır Başakşehir aynı kadroyla mücadele ediyor. Belki kulübenin kalitesi ligi götürür ama Avrupa düellosunda kesin zaafiyet yaratır.

Kalite tamam...

Yıldızlarla maç kazanırsın, takım olursan şampiyonluğu kazanırsın.. Galatasaray'ın yabancı transferleri izleyenlere gerçekten "Heyecan" veriyor.. Bu heyecanın önce sonuca sonra da keyfe dönüşmesi için Galatasaray'ın "Takım ruhu"nu yakalaması gerekir. Kayserispor önünde seyirci desteğini arkasına alan mücadele gücü ve kalitesi yüksek bir oyuncu grubu izledim. Zaten Tudor da kadroyu tamamen yeni oyuncular üzerine kurmuş ve bütün sorumluluğu onlara yüklemiş. Şu andaki Tudor'un yıldızlara yönelik oyun anlayışı, "Top sizde, bildiğinizi yapın" şeklinde. Çünkü Galatasaray'ın belli bir oyun sistemi yok. Oyuncular da zaten kalitelerine ve kafalarına göre takılıyor.
Sezonu erken açan yeni Galatasaray'da oyuncuların keyif alması için acilen pas uyumunun yakalanması ve otomatik hale gelmesi gerekiyor. Bu arada Galatasaray'ın sahada bir oyun aklına ihtiyacı var. Bu sorumluluğu kağıt üzerinde Belhanda'nın alması gerekiyor. Faslı yıldızda bu güç var mı? Fazlasıyla var ama Belhanda biraz gamsız oynuyor. Attığı goldeki sakinliği, kalecinin üzerine gelişini süzmesi ve topa vuruş tekniği kalitesinin belgesiydi. Belhanda "Bana fazla yük bindirmeyin. Ben oyun içinde rahat olmak istiyorum. Baskıyı kaldıramam" zihniyetinde oynamak istiyor.
Futbolda atan ile tutanın ne kadar önemli olduğunu gördük.. Galatasaray'ın yediği golde Muslera Kayserili Levent'e o kafa vuruşunu yaptırmamalı ve çıkıp topa müdahale etmeliydi. Macion da "Ben değil, sen hatalıydın" dedi.
Gomis'in gol öncesi topu rakipten kurtarması ve ardından köşeye sert vurması dört dörtlüktü. Ayrıca Belhanda'nın golünde Gomis'in indirdiği topun şiddetini doğru ayarlaması alkışlanmalı.. Galatasaray'a Feghouli'nin hatta Asamoah'ın katılacağını düşünürsek zaten Tudor'a gerek kalmayacak.
Çünkü oyuncu grubunun zekası, yeteneği ve kalitesi Tudor'un bilgisinin çok çok üzerinde olacak.
Tudor öyle bir baskı altında ki maça yataktan kalkıp gelmiş gibiydi. Atletli hali tepki almış olacak ki, daha sonra G.Saray amblemli tişört giyerek hatasını örttü. TFF'de maç programını kim ayarlıyorsa işini adam gibi yapsın. Seyircisiz maçlar hafta sonuna, taraftarların akın ettiği karşılaşmalar hafta içine alınmasın!

Kılavuz!!!

Kılavuzu karga olanın başı dertten kurtulmazmış.. Brugge'ün Hırvat hocası İvan Leko'nun kılavuzu Tudor olunca Galatasaray yönetiminin "Anahtar teslimi" yapmadığı Abdullah Avcı'nın futbol aklı Başakşehir'e turu getirdi. Kısaca; Leko ile Tudor'un ortak aklı, Avcı'nın önünde diz çöktü. Kelin merhemi olsa kendi başın sürermiş... Galatasaray'a akıl üretemeyen Tudor'un vatandaşı Leko'ya verdiği akıl Brugge'ün Başakşehir önünde yerle bir olmasını sağladı.
Maçı izlemeye gelen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Başakşehir'in zafer gecesinin golünü de beraberinde getirdi. Clichy'nin arka direğe kestiği topa doğru hamle yapan ve uçarak kafa vuran Adebayor mükemmel bir gol attı. 7'nci dakikadaki erken gol Başakşehir'in oyunu hemen ele geçirmesini sağladı. Koşu kalitesi ve mücadele gücü yüksek bir takım olan Brugge'e, Başakşehir geniş alan bırakmadı. Emre'nin müthiş futbol aklı, zekası ve tecrübesiyle yönettiği Başakşehir'de topla buluşan her oyuncu görerek paslaşmaya özen gösterdi.
Başakşehirli oyuncular bloklar arasını fazla açmadan önde yaptıkları baskıyla Brugge oyuncularının çabuk paslaşmasını ve hızlı hücuma çıkmasını engelledi.
İlk maçta kalitesine yakışmayan goller kaçıran Visca bu kez forvet arkası gibi oynayınca hem pozisyon zenginliği yaşadı hem de müthiş bir gole imza koydu. Bu gol öncesi Adebayor'un rakipten topu faul yapmadan çalması akıl doluydu. Brugge ikinci yarı Başakşehir'in ilk yarı önde yaptığı baskıyı uygulamaya çalıştı. Ancak Başakşehirli oyuncular bir kaza golü yememek için iyi bildikleri "Kompakt futbol" anlayışına büründüler. Brugge'lü oyuncular çok adamla hücum etmelerine rağmen Başakşehirli oyuncuların mükemmel uyguladığı alan savunması karşısında ağa takılan balık durumuna düştüler. Özellikle Brugge'ün ikinci yarı sürekli tempoyu arttırma isteğine Başakşehirli oyuncular hiç uymadı. Çünkü Belçika'daki ilk maçta Başakşehir art arda iki golü Brugge'nin hızlı ve tempolu oyun tuzağına düştüğü için yemişti.
Devler Ligi'nde uzun yıllardır iki takımla olamıyoruz. Dilerim, Başakşehir'in Brugge zaferi özlemimizi giderir. Zafere imza atanların aklına, ayağına sağlık. Tebrikler...

10 milyon TL isterim

Fatih Terim'in olaylı ayrılışı sonrası Milli Takım'da yaşanan gelişmeleri ayrıntılarıyla duyuran SABAH, son gelen Şenol Güneş hamlesinde Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören ile Beşiktaş Başkanı Fikret Orman arasında geçen diyalogları da Levent Tüzemen aracılığı ile açıklıyor. Demirören, Eylül ve Ekim aylarında oynanacak olan 4 kritik maçta takımın başına geçmesini istediği Beşiktaş Teknik Direktörü Şenol Güneş ile Anadolu Hisarı'nda bir araya gelip, "Hocam bu bir milli davadır. Biz size Beşiktaş'ı bırakın demiyoruz. İki işi birlikte götürebilirsiniz" diyerek teklifini sunmuştu. Milli dava için 4 maçı kabul edebileceğini belirten Güneş ise, "Beşiktaş ile sözleşmem var. Karar Başkan Fikret Orman'a aittir. Siz onunla görüşün" karşılığını verdi.
Bunun üzerine Demirören yakın dostu Fikret Orman'a telefon açarak Güneş ile yaptığı konuşmayı aktardı ve hocayı almak istediğini belirtti.

'GÜNEŞ GİBİ BİRİNİ BULMALIYIM'
Orman'ın cevabı ise şöyle oldu: "Güneş'i veririm ama bana 10 milyon lira verin ki ben de yerine, onun kalitesinde bir teknik adam getirebileyim. Aksi takdirde teklifinizi kabul edemem." Bu cevap sonrası Demirören, "Bu parayı veremem" deyince, Milli Takım için Şenol Güneş defteri kapandı.

'ŞENOL HOCA HARİKA BİR İNSANDIR'
Yıldırım Demirören ile Fikret Orman arasında geçen telefon görüşmesinde Şenol Güneş'in ne kadar profesyonel bir teknik direktör olduğu da konuşuldu. Güneş'in özellikle futbolcu ilişkilerine çok önem verdiğini ve her şeyle yakından ilgilendiğini vurgulayan Orman, "Şenol hoca harika bir insandır. Ancak başarı için kılı kırk yarar. Şenol hocayla çalışmak öyle kolay değildir. Yemeğinden salatasına kadar her şeyi düşünür. Ayrıntılara çok önem verir, titiz bir insandır. Çünkü kendisi mükemmelliyetçidir. Futbolcularıyla da ilişkisi çok iyidir" dedi.

İstifa da bir hizmettir!..

Alma Sneijder'in ahını, çıkar aheste aheste… Galatasaray'ın geçen sezon ligde gol atma problemi yoktu. Sorun, kolay gol yiyen savunmadaydı. Podolski-Bruma-Sneijder üçlüsü 33 gole imza atmış, 32 de asist yapmıştı. Yani bu üçlü toplamda 65 gole imza koymuşlardı. Poldi kendi gitti. Tudor'un 'Altımı oyuyorlar' dediği Bruma-Sneijder ikilisini yönetim gözünü kırpmadan yolladı. 10 numaralı forma da Belhanda'ya verildi. Faslı yıldızın Sneijder rolünü oynayamayacağını İsveç'teki maçta gördük. Belhanda, maç boyu sorumluluk almadı, ikili mücadelelere girmedi ve 'Ben Galatasaray'ın yeni yıldızı olacağım' güvenini taraftara bile vermedi…
At sahibine göre kişnermiş.... Galatasaray'ın da Tudor'a göre nasıl kişnediğini gördük. Hırvat hoca, basın toplantısında şöyle demişti: "İlk maçı 4-0 kaybetsek bile turu atlayacağımıza eminim. Rövanş için oyuncularım inanılmaz motive oldu, taraftarlarımız fizik olarak çok daha iyi ve etkili bir takım görecekler." İsveç ekibi önünde mücadele gücü yüksek bir Galatasaray vardı ancak oyuncuların kaliteleri, yetenekleri, bireysel becerileri, goller üretmek için yetmedi. Bu kadar baskılı oynayan bir takımda Bruma- Sneijder ikilisi olsaydı, Galatasaray turu rahat geçerdi. Tudor'un prensi Belhanda, Galatasaray'ın coşkulu oynamasına ve etkili pozisyonlar bulmasına etken olamadı. Kenardan Linnes ve Carole ikilisi etkili ortalar yapamadığı için Maicon'un, doldurboşalt ortalarına tanık olduk. Peki ama golü kim atacaktı? Yüreğimizi ve karakterimizi ortaya koyacağız diyen Tudor'un Eren- Gomis ikilisini kafadan oynatacak yüreği yoktu. Galatasaray belki koşuyordu ama ne taktiği vardı ne de sistemi… Maalesef rakibin dengesini bozacak Eren Derdiyok hamlesini Tudor efendi, bir devreyi heba ettikten sonra düşünebildi. Dursun Özbek, tarihe iki şekilde geçecek. 1- UEFA'dan alınan 1 yıl Avrupa'ya gitmeme cezası. 2-Tromsö faciasından sonra Östersunds faciasını yaşayan başkan… Ama Galatasaray bu turu geçerdi… Medyanın ve benim özellikle Tudor ile ilgili yaptığım eleştirilere, maalesef Özbek kulak kabartmadı. Arkasında durduğu çapsız, bilgisiz, yeteneksiz ve kaprisli Turdor'a güvenmenin bedelini Galatasaray, Avrupa'dan bir köy takımına elenerek ödedi.
Başkan Özbek'e ve çapsız Tudor'a sesleniyorum: İstifa da bir hizmettir.