CANLI
SKOR
Levent Tüzemen

Levent Tüzemen

Kendinizi kandırmayın...

Liseli başkanların kaderi midir? Rahmetli Özhan Canaydın döneminde yaşanan Tromsö faciasından sonra liseli başkan Dursun Özbek de Östersunds faciası yaşayacak gibi görünüyor... Tromsö köy takımıydı, Östersunds da köy takımı... Belhanda rövanşta kadroda olacak. Ancak Faslı yıldızın kalitesi Galatasaray'ın İstanbul'da bir sürpriz yapmasına yetecek mi? Çünkü teknik direktör İgor Tudor'un sahaya sürdüğü kadronun fiziksel gücü, Östersunds ile baş etmeye yetmez..
Yasin-Rodrigues-Sinan üçlüsüyle oluşan hücum hattı Galatasaray'ı rakip kaleye taşıyamadığı gibi 'büyük golcü' diye alınan Gomis'i pozisyona giremeden konu mankeni yaptı. Geçen sezon Galatasaray'a hücum zenginliği kazandıran ve öne taşıyan Bruma fazlasıyla aranacak. 80 dakika solda oynayan Rodrigues bir kez rakibini geçemediği gibi Bruma'nın da ayakkabısı bile olamaz. Galatasaray maç boyu kopuk kopuk oynadı. Oyuncular sahada acemiler mangası gibiydi. Çok pas hatası yapıldı, çok top kaptırıldı.
Başkan Özbek ısrarla Sneijder'i göndermek istiyor... Galatasaray Sneijder gibi bir pas istasyonunu hücumda bulamadığı için gol pozisyonları yaratamadı. Hollandalı yıldız olsaydı oyuna akıl koyar, top saklar, kanatları işler hale getirir ve Gomis'i de tek pasla pozisyona sokardı. Belhanda asla bir Sneijder değil ama Hollandalı yıldız ile Faslı oyuncu birlikte oynarsa hücumda ciddi etkili olurlar.
Tudor'un, Carole'de ısrar etmesini anlamıyorum. Galatasaray geçen sezonu dördüncü bitirdiyse bunda en büyük suç Carole'un bölgesinden yenilen gollerdir. Östersunds da ilk golü yine Carole'un bölgesinden buldu... Yönetim kendini kandırmasın. Üç pahalı transferle Galatasaray'da işler değişmez. Çünkü bu takımın hocası dahil kalitesi düşük. Tudor; Yasin'in, Sinan'ın ve Rodrigues'in etkisiz olduğunu görmesine rağmen bu üç oyuncuya 'yer değiştirin' talimatını bile veremedi. Üstelik Tudor, rakibin ikinci yarıda kompakt futbol tuzağına düştü. Futbolda 'kazanamıyorsan kaybetme' bir kuraldır. 800 bin Euro'luk çapsız Tudor'un aklı maalesef G.Saray'ın kaybetmemesine yetmedi.

Şampiyonluk yarışı en az 3 golcü ister

Genç futbolcu ya da yaşlı futbolcu ayrımı yapmak büyük hata olur. Futbolcu, yaşından çok kaliteli ve yetenekli olmalıdır. Ayrıca transferler ihtiyaca göre yapılmalıdır. Galatasaray'ın son 6 yılda kazandığı şampiyonlukların en büyük nedeni, ciddi bir omurgaya sahip olmasıydı. Muslera- Ujfalusi-Selçuk-Melo-Elmander, Galatasaray iskeletinin omurgasıydı. Başkan Özbek transferde "Omurga" anlayışına göre hareket etmelidir. Forvete sadece Gomis'i almak yetmez. Eren Derdiyok'un sezonun büyük bölümünü kulübede geçirdiğini ve sık sakatlandığını düşünürsek, Gomis'in yanına yerli ya da yabancı bir golcü mutlaka daha alınmalıdır. Neden mi?
G.Saray'ın Fatih Terim ve Hamza Hamzaoğlu ile yaşadığı son üç şampiyonlukta kadroda en az üç en fazla 5 santrfor vardı. Son üç şampiyonluğa göz atalım; 2011-12 sezonu: Elmander, Baros, Necati, Sercan, Mehmet Batdal…. 2012-13 sezonu: Umut, Burak, Baros, Elmander, Drogba.. 2014-15 sezonu (Başkan Özbek'in şampiyonluk yaşadığı sezon): Burak, Umut, Pandev… Sonuç; şampiyonluk yarışında Galatasaray'ın elinde en az 3 santrfor olmalıdır.

ACERBİ-MAİCON'U BİRLİKTE ALIN
Galatasaray savunmaya Brezilyalı Maicon ile İtalyan Acerbi ikilisinden birini almak istiyor. Tudor da ahkam kesip, "Sağ ayaklı stoper çok, sol ayaklı Acerbi" alınsın diyor. Çalıştırdığı kulüplerde hiç transfer yapmamış Tudor yönetime çok bilmiş gibi akıl veriyor! İmkan varsa Başkan Özbek, Maicon ile Acerbi'yi birlikte alsın. Tudor'un sağ ayaklı stoper olarak gündeme getirdiği ve toplamda Galatasaray'a 9.5 milyon Euro'ya mal olan Donk, Serdar Aziz ve Ahmet Çalık, tam bir fiyasko çıktı. Ujfalusi döneminin çok gerisinde kalan Semih dahil bu üç oyuncu, Galatasaray'a güç ve kalite katmaz. Ünal Aysal'ın ifadesiyle Dortmund'un "7 milyon verir geri alırız" dediği Koray da katkı getirmez. Maicon-Acerbi ikilisi, sadece savunmayı toplamaz duran toplarda "Gol silahı" olarak da hizmet verir. Falco-Stumpf, Song-Tomas, Popescu-Bülent, Ujfalusi-iyi bir Semih doğru örneklerdir. Kjaer-Skrtel, Marcelo-Tosic ikilileri nasıl fark yarattıysa Maicon-Acerbi ikilisi de bu farkı yaratır.

SADECE MUSLERA İLE OLMAZ
Galatasaray'ın olmazsa olmazı Melo tipi bir oyuncudur. Yılda 2 milyon Euro alan, 43 şutta 8 isabet yakalayan, 0 gol, 0 asist yapan, topla koşarken ayakları karışan "Topsuz koşucu" Tolga Ciğerci orta alana çözüm olmaz. Yönetim en azından Melo'ya telefon açıp, "Senin tipinde bir oyuncu var mı?" diye sormalıdır. Lionel Carole'e Avrupa'da çok kulüp talip olmuş ve en az 5 milyon Euro bonservis ücreti veriyorlarmış. Palavra! Galatasaray eğer bek alamıyorsa hem sağ bek hem de sol bek oynayan genç Martin Linnes'in kıymetini bilmelidir. İstikrar abidesi olmasına rağmen sadece Fernando Muslera'ya sırt dayamak da hata olur. Eray ve Cenk'in düşük performans gösterdiklerini düşünürsek, Muslera'ya iyi bir yedek kaleci de alınmalıdır.

****************************

KOCAMAN DOĞRULAR

Fenerbahçe'nin en büyük transferi Aykut Kocaman olacaktır ve yaşanan sistem karmaşası sona erecektir. Aykut hocanın, "yabancı uyumu" için aynı ülkeden oyuncu almak istemesini akıllı buluyorum. Valbuena ve Dirar, Fransa Ligi'nden geldikleri gibi aynı dili konuşuyorlar. Pereira döneminde Fenerbahçe'de "Portekiz dili" ağırlıktaydı. Ama Portekizli hoca aynı dili konuşan oyuncu grubunu yönetememiş ve en büyük tepkiyi Nani koymuştu. Aykut hoca oyuncu grubunu başarıyla yönetir ve Alex gibi kendi düzenini kurmak isteyen oyunculara fırsat tanımaz.

****************************

GİDENLERİ ARATMADI

Aboubakar ile Talisca, Beşiktaş'ta kiralık oynamalarına rağmen sahada "Paramı alayım yan yatayım" şeklinde hiç davranmadı. Aboubakar- Talisca ikilisi sadece iyi oyunları ve golleriyle ön plana çıkmadı... "Kiralık" kimlikleri içinde mükemmel bir iş ahlakı ortaya koydu. Beşiktaş taraftarı ve yönetimi gol kralı Mairo Gomez ile asist kralı Jose Sosa'nın gidişinden sonra "Eyvah" dedi. Ancak Aboubakar- Talisca ikilisi Sosa ile Gomez'in yokluğunu aratmadı. Uyum dönemini aşan 25 yaşındaki Aboubakar ile 23 yaşındaki Talisca kalırsa Beşiktaş'ta "Hasat" devam eder. Bu ikili giderse Beşiktaş çok ciddi kan kaybı yaşar.

****************************

ATAMAN'A YARGISIZ İNFAZ!

Galatasaray'a lig ve Avrupa şampiyonluğu yaşatan Ergin Ataman'la yollar, sırf Can Topsakal'ın egoları yüzünden ayrıldı. Ataman döneminde istediği gibi at koşturamayan Topsakal, kendi düzenini kurmak için Galatasaray Lisesi'nden sınıf arkadaşı Erman Kunter'i getirdi. Hatırlatayım; Ergin Ataman tribünden gelmiş ve kalbinde aidiyet duygusunu hep yaşatan iyi bir Galatasaraylıydı. Erman Kunter, Galatasaray Lisesi'nden mezun olmuş ama Beşiktaş'a karşı aidiyet duygusunu yaşayan bir teknik adam...
Kunter aidiyet duygusu olmadan sadece hocalık kimliğiyle Galatasaray'ı yönetemez. Tribün ile de sıkıntılar yaşar. Obradovic bile kenarda 40 yıllık Fenerbahçeli gibi görev yapıyor. Yani Sırp hoca Fenerbahçe'yi sadece yönetmiyor, adeta yaşıyor. Ataman da Galatasaray'ı yaşayarak yönetti. Erman Kunter'de bu duyguları göremeyeceğiz. Ayrıca Topsakal'ın, "Ataman düşük bütçelerle çalışmaz" yorumunun da tutunacak bir dalı yok. Ataman'a bütçe sunulur, koç da "Ben bu bütçeyle çalışmam" cevabını verirse o zaman Topsakal göndermekte haklı olur. Bu bütçeyi sunmadan Topsakal'ın Ataman'a karşı uyguladığı "patron benim" anlayışı yargısız infazdır.

Gelecek gençlerde

Ünlü İngiliz devlet adamı Churchill mutluluğu tarif ederken şöyle demiş: "Mutluluk öyle büyük bir servettir ki; bölüşüldükçe çoğalır.." Geçen yıllarda Milli Takım hep kulüp takımlarında kadroya giremeyen, huzuru arayan oyuncuların sığındığı güçlü bir liman olmuştu. Bu alışkanlıklar yerini, gerilime, kavgaya, sürtüşmeye ve egolara bıraktı.
Şimdi huzuru kendi içinde bulamayan, mutlulukları paylaşamayan bir Milli Takım oluştu. Oysa Fransa biletini aldığımız dönemde, vazgeçmeyenlerin zaferine imza atanlar, "Yenildiğimizde değil vazgeçtiğimizde kaybederiz" diye düşünen oyuncular, "Ben büyüğüm" kavgasına girerek Milli Takım'a ciddi zarar verdiler..
Medyanın manşetine oturan Arda Turan olayının ardından deplasmanda Kosova ile oynamak psikolojik açıdan çok zordu. Kosova çok koşarak ve sert oynayarak Milli Takım'ı durdurmak istedi.
Oğuzhan-Selçuk ikilisinin yönettiği ayağa pas ve hücum organizasyonunu sahaya iyi yansıttık.
Kosova'nın sertliğinden ve baskısından teknik becerimizle sıyrıldık.
Yediğimiz gol savunmadaki pozisyon hatasıydı.
Golü atan uzun boylu Rrahmani ile Selçuk'un eşleşmesi skandaldı.
Terim'in öncelikle savunma dörtlüsünü istikrarlı hale getirmesi gerekir.
Grup maçlarından itibaren savunmanın sabitleri Topal ve kaleci Volkan Babacan'dı..
Topal'ın partneri kim olacak? Ömer Toprak mı, Ahmet Çalık mı, Semih mi, Çağlar Söğüncü mü? Bekler bu kadar sık değişmemeli.
Çünkü Eylül ve Ekim'de oynayacağımız ve kesin 10 puan toplamamız gereken sert maçlarda uyumlu bir savunma kurgusuna ihtiyacımız olacak. Kosova maçında, Milli Takım'ın tedavi etme gücünden Ozan Tufan, Volkan Şen ve Hasan Ali faydalandı.
Fenerbahçe'nin göndermeye çalıştığı bu üç oyuncu atılan üç gole imza atarken futbol olarak da göz doldurdu.
Arda krizinin yaşandığı ortamda Kosova'yı farklı yenmek Milli Takım'a moral oldu. Milli Takım kadrosunda Cengiz Ünder, Yusuf Yazıcı, Emre Mor, Enes Ünal, Yunus Mallı, Hakan Çalhanoğlu gibi genç yetenekler var. Terim artık geriye bakmamalı ve geleceğin Milli Takım'ını bu genç oyuncuların yanına, "Kafamda Milli Takım'ı henüz bitirmedim" diyebilen tecrübeli isimleri katarak oluşturmalı.

Arda krizinin yaşandığı ortamda Kosova'yı farklı yenmek Milli Takımımız için moral oldu

Kocaman zafer

Konyaspor, "Kompakt futbolun" dibine vurunca keyifsiz, pozisyonsuz bir kupa finali izledik. Başakşehirli oyuncular, maçı kazanma adına oyunu domine ederek ve kanatları kullanarak hep gol aradı. Aykut Kocaman'ın felsefesi: "Rakibi durdur. Visca-Cengiz ikilisine geniş alan bırakma. Başakşehir'in hücumda kaptıracağı topları kazan ve hızlı hücuma çıkıp golü bul" şeklindeydi. Konyalı oyuncuların "Derin Kompakt" oyunu, iki takım oyuncularının 30 metre içinde "Akraba" gibi oynamalarına neden oldu. Özellikle disiplin içinde metrekare hesabı yaparak ve önde baskı uygulayarak Başakşehir'e rahat pas yapacağı ve hızlı hücuma çıkacağı alanları hiç bırakmadılar. Bu anlayışla 2004'te Lizbon'da Yunanistan, 2016'da da Paris'te Portekiz, Avrupa Şampiyonu oldu. Kocaman'ın öğrencileri de bu kompakt futbol anlayışı ile Konyaspor'a kupa kazandırdı.
Aykut Hoca'nın, "Önce durdur, sonra kontratakla vur" planı, 65'inci dakikada direğe takıldı. Ömer Ali'nin sıfıra taşıyıp kaleye şutladığı ve kaleci Volkan'ın elinden seken top, direğe çarptı. Başakşehir'de Adebayor güçlü fiziğine ve kaliteli tekniğine rağmen fark yaratacak etkili bir oyun ortaya koyamadı. Adebayor rakip savunma önünde duvar olamadığı gibi top da tutamayınca Başakşehir hücumda çoğalamadı. Uğur, baskıdan kurtulup kanattan az sayıda orta yapsa da Konya'nın kalabalık savunması Başakşehirli oyuncuların kafa vurmasına izin vermedi.
Başakşehir'in en etkili atağında Mossoro'nun arka direğe yaptığı ortaya Mahmut, yüzündeki maske nedeniyle gol olabilecek kafa vuruşunu yapamadı. Konya'nın oyunu kilitleyen planı 90 dakika boyunca tuttu. Başakşehirli oyuncular başta Emre olmak üzere sürekli oyunun yönünü değiştirmeye çalışsalar bile kilidi açacak anahtar üretemeyince keyif vermeyen final uzatmalara gitti. 102. dakikada Cengiz'in kafa vuruşunu kaleci Serkan köşeden çıkardı.
Aykut Kocaman kalitesi sınırlı kadrosuna rağmen uyguladığı akıllı, disiplinli ve sabırlı sistemiyle durdurduğu Başakşehir'i penaltılarla yendi ve Konya'ya kupayı kazandırdı. Konya'nın seçilmiş penaltıcıları vuruş öncesi topun başına nereye vuracaklarını ezberlemiş olarak geldi. UEFA Avrupa Ligi'ne gruplardan katılacak Konyaspor'u kutluyorum.

Tudor’a rağmen!

Galatasaray Başkanı Dursun Özbek, İgor Tudor ile yola devam etme kararını, Alanyaspor maçından sonra bir kez daha gözden geçirmeli. Çünkü Tudor, sabit fikirli ve "Dediğim dedik" bir insan. Sinan-Bruma ikilisinin oynaması, tamamen başkan Özbek'in Tudor'u sert uyarmasının eseridir. Eğer Tudor'un "Transferleri durdurma gücüm var" dediği gibi olsaydı Sneijder ve Bruma, kesin oynamaz, Sinan da kulübeye mahkum kalırdı. Tam 60 dakika Sneijder, Bruma ve Sinan üçlüsü, sahada şov yaptı. Galatasaray'ın Alanyaspor kalesinde yarattığı gol pozisyonlarının hazırlanmasında bu üçlünün imzası vardı. Podolski eğer Bruma'nın pas servislerinden gelen toplara etkili vursaydı Galatasaray ilk yarıda maçı bitirirdi. Bruma'nın ilk golde topu alışı, kontrol edişi, dönüşü ve vuruşu mükemmeldi.
Sinan raket gibi sol ayağıyla iki güzel gol atarken özellikle ilk golde topu adeta iğne deliğinden geçirdi. İki gol atmış, güven kazanmış, iştahlı mücadele gücü yüksek bir oyun sergileyen Sinan'ı oyundan çıkarmak, Tudor'un affedilemeyecek hatasıydı. Çünkü Tudor, Galatasaray'da lider oyuncu istemiyor, sadece kendi liderliğini ön plana çıkarıyor. Sneijder-Sinan ikilisini çıkarmak, Tudor'un "patron benim" gösterisiydi.
Sneijder'in ezbere attığı müthiş paslar Bruma, Sinan ve Podolski'yi hep pozisyona soktu. Soldan yaptığı etkili bindirmelerle göz dolduran Linnes, Carole'ün yerine oynasaydı, Galatasaray zirve yarışının içerisinde kalırdı.
Rakibine pozisyon vermeden oynayan Galatasaray'ın, makine düzeninde işleyen sistemini, Tudor gereksiz Josue-Rodrigues hamlesiyle bozdu. Özellikle Josue, Sneijder'in rolünü üstlenemediği gibi hem çok top kaptırdı hem de ikili mücadeleleri kaybetti. Rodrigues sola geçip, Bruma sağa itilince, Galatasaray'ın hızlı kanat atakları zafiyet yaşadı. Yönetim, isterse 10 tane yeni transfer yapsın. Eğer Tudor gibi kompleksli, oyunu okuyamayan, futbol bilgisi yetersiz, futbolcu ilişkileri zayıf bir teknik adamla Galatasaray asla şampiyonluk yarışının içinde olamaz. Çünkü Tudor hem kindar hem de takıntılı.
Not: Halil Umut Meler, umut vadediyormuş... Rodrigues'e bir metre önünde yapılan penaltıyı vermedi, ellerini saklayan Çalık'a çarpan topa penaltı verdi.

Yanlış transferlerle yaşanan zararlar...

Galatasaray'ın Sportif Direktörü Cenk Ergün, kadroyu yenileme adına "Avrupa kazan, Cenk kepçe" şeklinde turluyor. Oyuncu arayışlarımaalesef bir futbol aklının denetiminde yapılmıyor. Ya menajerlerle görüşülüyor, ya da scout ekibinin önerdiği isimler masaya yatırılıyor.
Başkan Dursun Özbek yönetimi, oyuncu transferleri konusunda dev hatalar yaptı. Bu hatalara bir göz atalım:
Bundesliga'da sadece 3 maçta 90 dakika oynayan Tolga Ciğerci'ye 3 milyon Euro bonservis ödendi.
Tolga, yıllığı 2 milyon Euro'ya oynuyor.
Tolga'nın Galatasaray'da asisti ve golü yok. Futbol bilgisi ve yetenekleri kısıtlı olan sadece çok koşan Tolga'yı şimdi satsan, alan çıkmaz.
Yönetim Olcan Adın ile Dany'yi "Tek taraflı fesih" kararıyla yolladı. Peki ne oldu?
Galatasaray yönetimi iki oyuncuya 3.5 milyon Euro tazminat ödeyecek.
Galatasaray'ın transfer sihirbazları, "Müzmin sakat" Serdar Aziz'e 4.5 milyon Euro verip, Bursa'dan aldı. Pozisyon bilgisi zayıf, topu oyuna isabetli sokamayan Ahmet Çalık'a devre arası 2.5 milyon Euro verildi. Serdar Aziz ve Ahmet Çalık'a ödenen paralar yerine en kötü Olcan ile Dany kalsaydı hem dönemlerini tamamlarlar hem de Galatasaray 3.5 milyon Euro tazminat ödemezdi. İş bilmeyenlerin hatası, Galatasaray'ın 10.5 milyon Euro zarar etmesine neden oldu. Bu arada bu paralara Serdar ile Ahmet'in aldığı ücretleri yazmadım.
Bruma, Yasin ve Sinan Gümüş'ün olduğu takıma "Yıldız oyuncu" tavrıyla 3.5 milyon Euro'ya Rodrigues alındı.
O Rodrigues, hep kulübeye mahkum kaldı.
Türkiye'de hiçbir kulübün keşfedemediği Cavanda için Özbek yönetimi Trabzon'a 1.8 milyon Euro verdi. TT Arena'da Fenerbahçe maçı dahil birçok maçta yaptığı pozisyon hataları yüzünden Galatasaray'a ciddi puanlar kaybettiren 2. Lig topçusu Carole'e 1.8 milyon Euro ödendi.
Güya; Carole için Avrupa'da 5 ile 7 milyon Euro veren kulüpler varmış.
Acaba bu kulüpler uzay liginde mi oynuyor?
Atalarımız "Büyük lokma ye, büyük laf etme" diye boşuna dememişler. Başkan Özbek verdiği iki sözün altında ezildi.
Önce, "Galatasaray'ı Avrupa'ya götürmeyen başkan olmayacağım" dedi. Ama UEFA'dan gelen ceza nedeniyle Galatasaray, Avrupa'ya gidemedi. Başkan Özbek, "Beni darağacına götürseler Galatasaray'ın hisselerini satmam" iddiasında bulunmuştu.
Ama 24 Mayıs'ta G.Saray'ın 2.3'lük hissesi 15.1 milyon liraya satıldı.
Özbek'in yönetiminde yer alan Fatih İşbecer, "Galatasaray fakirleşirken, birileri zengin olmuş" söylemiyle camiadan ciddi tepkiler almış ve istifa etmişti. Acaba İşbecer şimdi yönetimde olsaydı ve Galatasaray'ın uğradığı zararları görseydi ne derdi?

***

ARMA SÖNÜK KALDI

Galatasaray'ın yeni sezonda giyeceği yeni formaları kim dizayn etti merak ediyorum! Özellikle parçalı formaya karar verenler asla Galatasaraylı olamaz... Ben bu kadar itici ve Galatasaray'ı yaşatmayan bir forma görmedim. Mağaza AŞ Genel Müdürü Ali Öğüdücü, parçalı formada armayı ön plana çıkardıklarını ısrarla vurgulayor. Doğru, bu formada bir arma ön plana çıkıyor. O arma da NIKE... Galatasaray'ın 4 yıldızlı arması sarının ve beyazın içinde sönük kalmış. Göğüs reklamındaki Nef de zar zor okunuyor... Ama kırmızının içinde sarı rengiyle NIKE fışkırıyor. Bu formayı piyasadan kaldırın. Alıştığımız ve Galatasaray'ı yaşatan Metin Oktay'ın da giydiği "Parçalı formalar"ı geliştirmek daha doğru tercih olur.

***

TUDOR'LA NAL TOPLARLAR

Galatasaray yönetimi transferleri İgor Tudor'un arkasına sığınarak yapmaya çalışıyor.
Gönderilecek ve alınacak oyunculardan sonra olası başarısızlıkta "Tudor istedi gönderdik. Tudor istedi aldık" diyecekler... Hataların kılıfı, Tudor olacak.
Tudor da kendini buğday ambarındaki tavuk gibi görüyor.
Son basın toplantısında, alınacak oyuncularla ilgili son sözün kendisinde olduğunu vurgularken bakın nasıl iddialı konuştu:
"İstemediğim bir oyuncu için hayır deme gücüne sahibim." Futboldan anlamayan insanlar bu sözleri duysa, inanın bana Tudor'un çok takımı şampiyon yaptığını, kupalar kaldırdığını zanneder.
Oysa; çalıştığı kulüplerin yöneticileri ya da başkanı Tudor'a asla transfer yapma izni vermemiş.
Yönetim Tudor'un arkasına saklanmayı bırakıp önce adam gibi bir hocayı Galatasaray'ın başına getirsin.
Tudor; kibirli, küstah ve geçimsiz. Kafayı sadece koşu mesafelerine takan, oyun bilgisi yetersiz, oyuncularla ve yıldızlarla geçinemeyen kaprisli Tudor'la yeni sezona başlamak intihar olur.
Florya'daki idmanlarda Tudor'un üzerine yürüyen oyuncular bile olur. Çünkü adamın altyapısı yok.
İnsan ilişkileri zayıf. Bir futbol takımı, "Benim dediğimi yapacaksınız" egosuyla yönetilemez. Tudor; duygusallığı olmayan, oyuncunun sırtını sıvazlamayan, maç kaybedildiğinde "Beni sabote ediyorlar" diyecek kadar dar görüşlü bir teknik adam. Kaybedilen bir maçtan sonra bir kez bile "Ben hata yaptım" demeyen Tudor'la, Galatasaray yola devam ederse yeni sezonda da nal toplar.

Sneijder kalmalı

Osmanlıspor gibi hücum hattı hızlı oyunculardan oluşan bir takıma karşı Galatasaray, doğru bir oyun modeli sergiledi. Bıçak sırtı gibi maçı Galatasaray kazanırken, bunda "kompakt futbol anlayışının" büyük payı vardı.
Galatasaray, topu rakibe verirken kalabalık savunma anlayışı ile Osmanlıspor'un başta Ndiaye olmak üzere hızlı ve çabuk oyuncularına geniş alan bırakmadı. Semih-Ahmet Çalık ikilisi, defansta pozisyon hataları yapmalarına rağmen Linnes'in çabukluğu, Tolga Ciğerci'nin geriye yardıma gelmesi, bu savunma zaafının giderilmesini sağladı.
Takım savunmasının hatalarında da yine kaleci Muslera, kurtarıcı rolüne soyundu.
Sneijder gibi lider kimliği olan, oyun aklıyla Galatasaray'ı yöneten bir oyuncuyu kolay kolay gözden çıkaramazsınız.
Antep'te galibiyeti getiren frikik golünü atan Sneijder'di. Hollandalı yıldız, Osmanlıspor'a karşı kazanılan üç puanın da ilk golünü mükemmel bir vuruşla attı. Yıldız oyuncular kaprislidir, zaman zaman arıza yapabilir ama teknik adamlar, yıldızları yönetme becerisine sahip olmalıdır. Mourinho, Conte ve Guardiola gibi marka teknik adamların ön plana çıkan en büyük özellikleri yıldız oyuncularla nasıl geçineceklerini bilmeleridir.
Sinan Gümüş, Galatasaray'ın elindeki genç bir yıldız. Özel yaşamında aksaklıklar olsa dahi bu yeteneği kaybetmemek gerekir.
Tudor, Sinan için "Satılsın" demiş. Bu fikre şiddetle karşıyım. Sinan'ın bir hatası varsa yüz yüze görüşülebilir ve eğitilebilir.
Çok yetenekli olan Sinan'ın attığı gole bakarsak; önüne gelen Osmanlısporlu oyunculara çalımları bastı, sol ayağının içiyle mükemmel bir plase yaparak golü attı. Sinan'ı satmak, Galatasaray adına hata olur.
Tolga Ciğerci, orta sahaya kattığı direnç ve mücadele gücüyle Osmanlıspor'un göbekten etkili hücum etmesini önledi.
Tolga'nın zamansız kaymasını engellemek, Sinan Gümüş'ün temposunu artırmak, Bruma'ya pas vermesini öğretmek bir teknik adam görevidir. Ama İgor Tudor, kesip atarak hataları çözmeye çalışıyor.
Eğitmiyor, öğretmiyor. Galatasaray, yeni sezon planlamasını ve kadro mühendisliğini Tudor'la yapmamalı. Çünkü burası Karabükspor değil, Galatasaray.

Yıldızlar kaprislidir, zaman zaman arıza yapabilirler ama teknik adamlar, yıldızları yönetme becerisine sahip olmalıdır.

Kebaplar Muslera’dan

Galatasaray, bu kadar üstün oynayıp, bu kadar çok pozisyon bulduğu Gaziantep maçını eğer kazanmasaydı, herhalde başkan Dursun Özbek fenalık geçirirdi. Başta Bruma olmak üzere bu oyuncular Kasımpaşa maçından sonra soyunma odasında başkan Özbek'e nasıl 'kazanacaklarının' sözünü vermişler; anlamadım. İlk yarıda Bruma, Podolski'ye pası verseydi, şapkadan tavşan çıkar gibi ilk 11'de başlayan Sinan Gümüş topa vurmadan önce kaleye baksaydı, Galatasaray farklı bir skor elde edecekti. Bruma için yetenekli futbolcu diyoruz ama futbol aklını geliştirmesi gerekir, ayrıca egoistlikten kurtulup, paylaşımcı olmayı da bilmelidir. Podolski oyundan çıkarken İgor Tudor'a bence Bruma'yı, pas oyununa destek vermediği için şikayet ediyordu. Gerçi Alman panzeri fiziksel ve zihinsel olarak sahada etkisizdi, rakipleri ile didişmekten başka bir iş yapmadı. Eğer Tudor, oyunu okuyabilen bir hoca olsaydı, Poldi'yi daha erken alır, Eren'i sahaya sürerdi. Sinan Gümüş, bence menajerinin yaptığı yangın nedeniyle ilk 11'de kendine yer buldu. Ama fiziksel olarak hantaldı, ikili mücadelelerde ayakta kalamadı. Sakatlanması Tudor'un şansı oldu ve Rodrigues'i oyuna alma şansı oldu. O Rodrigues, sağ kanada çabukluk, hareketlilik ve hız getirdi.
Tudor'un geldiği günden beri yaptığı en büyük yanlışlarından biri, iyi oyuncularını bir sonraki hafta takıma koymamasıydı. Josue'e de Tudor'un gazabına uğrayan oyunculardan... Kiralık yıldız orta sahaya tekniğiyle kalite kattı, araya attığı paslarla göz doldurdu ve ilk goldeki köşeye giden vuruşu mükemmeldi. Galatasaray kazanırken ikinci yarı Gaziantep'e inanılmaz pozisyonlar verdi. Son yıllarda hep kurtarıcı rolüne bürünen Muslera, Antep'te de başroldeydi. Galatasaray defansının yaptığı pozisyon hatalarını tek başına önledi ve art arda 4 kritik kurtarış yaptı. Semih'in artık ders alması gerekiyor. Çünkü oynadığı her maçta Galatasaray kafa golleri yemeye devam ediyor, Semih de golü atan rakibinin altında kalıyor. Tudor'un gazabına uğrayan Linnes, çabukluğuyla birçok Antep atağını engelledi. Carole'e verilen şanslar Linnes'e verilseydi, Galatasaray Fransız oyuncunun neden olduğu golleri yemezdi. Sneijder çalışkanlığı, istekli haliyle ön plana çıktı. Attığı frikik golü, eski günlerini hatırlattı.

Tudor çıkmalıydı

Sorunun kendinde olduğunu anlamayan insanlar; çözümü başkalarının huzurunu bozmakta bulur.. Bu söz tam Tudor'a uyuyor.. Galatasaray'ın bir oyuncusu olsaydım hakemden kırmızı kartını ister ve Bruma'yı oyundan alan Tudor'a o kırmızı kartı, "Tudor sen evine git" diye gösterirdim...
Maalesef, "Demir perde" ülkelerinde doğup büyüyen teknik adamlarda yıldız oyunculara karşı ciddi bir kompleks oluyor..
Tudor da kompleksli bir insan.. Zaten Tudor geldiği günden itibaren Galatasaray'ın en etkili silahı Bruma'yı yok etmek için elinden geleni yaptı. Önce Bruma'yı Rize'ye götürmedi.
Fenerbahçe maçında Şener'in hücuma çıkmasını engelleyen Bruma'yı, "Ben karar verdim" diyerek anlamsızca oyundan aldı.
Tudor gibi "Demir perde" kökenli kompleksi hocalar yıldız oyuncuların ön plana çıkmasını istemez. Bursa'da Galatasaray'ın farklı galibiyetinde Bruma ön plana çıkınca Tudor çıldırdı ve Kasımpaşa maçında çizgiye yakın oynamadığı "eften püften" bir gerekçeyle Bruma'yı 18'inci dakikada oyundan aldı..
Ve Bruma'nın çıkışı Galatasaray için Kasımpaşa maçında kırılma noktası oldu..
"Tudor'u yedirmem" diyen Galatasaray başkanı Dursun Özbek hadi şimdi Hırvat hocanın arkasında dursun da görelim. Bir teknik adam kendi çıkarlarını, egolarını Galatasaray gibi büyük bir takımın önüne koyabilir mi? Antalya bir gün önce kaybetmiş, Trabzonspor evinde yenilmiş Galatasaray kazandığında ciddi puan farkıyla Avrupa biletini cebine koyacak. Ama Tudor'un umrunda mı? Yönetimin istifaya çağrılması umurunda mı? Tudor denilen kompleksli adam Galatasaray'ı kendi öfkeleri ve egoları yüzünden yerle bir etti.. Kafa topu almayan, ters kademeye girmeyen, arkasına sürekli adam kaçıran ve çok kolay çalım yiyen Carole yine 2 golün baş sorumlusuydu.
Kendini, Conte, Simeone gibi gören Tudor efendi iki golden sonra Linnes'i, Carole'ün yerine aldı.. Tolga dakika 9'da kart görmüştü ve riskli oynuyordu. Maçı okumayı bilmediği için Tolga'yı maalesef De Jong ya da Josue ile değiştirmeyi bile düşünmedi. Aklımdaki soru: Acaba Tudor "Verin paramı kovun beni" diye mi yapıyor? Çünkü Tudor gibi "Demir perde" kimlikli insanlar paracı olur..
Not: Sırtına "G.Saraylı" apoleti yapıştırılan Özgür Yankaya "Ben Galatasaraylı değilim" dercesine rezil bir maç yönetti. Utan MHK, utan Yankaya..

Igor Tudor çıldırdı ve 'eften püften' bir sebeple Bruma'yı 18. dakikada çıkardı. Bu maçın kırılma anıydı