CANLI
SKOR
Levent Tüzemen

Levent Tüzemen

Bu takım artık halkın takımı!

Andorra'da tribünlerden 'Bize her yer Türkiye' sloganı yayılıyordu… Milli Takım'ın Şenol Güneş'le yakaladığı son başarılar; sevgi, ilgi ve desteği de beraberinde getirdi. Lucescu'nun Milli Takım'da yarattığı tahribat döneminde Andorra'da bu maçı oynasaydık tek bir Türk vatandaşı izlemeye bile gitmezdi. Ulaşım zorluklarına ve soğuk havaya rağmen, üstelik EURO 2020 biletini önceden alan Milli Takım'ı eğer Türkler izlemeye geliyorlarsa bu oyunculara olan güvenin bir göstergesidir. Şenol Hoca ile gruplara başlamadan önce Türk Milli Takımı'nın 10 maçta 1 yenilgi alacağını, evinde kaybetmeyeceğini, 18 gol atıp 3 gol yiyeceğini söyleselerdi kimse inanmazdı. 40 kişilik oyuncu havuzuna hükmeden Şenol Hoca, ilk sözünü tuttu ve Türk Milli Takımı'nı halkın takımı haline getirdi. Oyuncuların coşkusu, sevgisi, milli formaya olan aşkı, sahaya yürekten mücadele koymaları başarıları da beraberinde getirdi. Grupta son Dünya Şampiyonu Fransa'dan 4 puan alan tek takımız. Üstelik Fransa'yı yenen tek ülkeyiz. Şenol Güneş ikinci hedef olarak Türk futboluna yeni yıldızlar ve yeni yetenekler kazandıracaktır. Bunun en güzel örneğini Andorra'da gördük. Forma şansı bulamayan oyuncular, rakip karşısında sürekli Milli Takım'da oynuyormuşçasına tempolu, mücadeleci ve yürekten bir oyun sergilediler. Andorra'ya pozisyon vermediğimiz gibi rakibe önde ciddi baskı yaptık, sürekli pozisyon aradık, Enes'in biri penaltıdan olmak üzere iki güzel golüne tanık olduk. Milli Takım oyuncuları zihinsel olarak çok rahattılar. Telaş ve panik hiç yapmadılar. Birbirlerine yardıma koştular, coşkularıyla enerjileriyle ve kazanma duygularıyla göz okşadılar.

Sonu Londra olsun

Şenol Güneş'in Milli Takım'a yansıttığı parlak ışıkların güzelliğini EURO 2020 biletini alarak yaşadık. Turnuva boyunca Milli Takım'a katkıda bulunan tüm oyunculara teşekkürü borç bilmeliyiz.
Dünya şampiyonu Fransa'yı yendik ve Paris'te kaybetmedik. Moldova ve Arnavutluk'tan 6'şar puan aldık. Oynadığımız futbol ve ortaya koyduğumuz mücadeleyle EURO 2020'yi hakettik. 2016'ya İzlanda'yı yenip gitmiştik. Tek yenilgi aldığımız İzlanda'ya karşı stresli, baskılı ama çok akıllı bir oyun oynadık. Kazanamadık ancak aldığımız beraberlikle Avrupa biletini 5'inci kez cebimize koyduk.
İzlanda'ya karşı doğru bir strateji uyguladık.
Topa hakim olduk, telaş yapmadık, hücuma az ama etkili çıktık. Eğer final paslarında Cengiz Ünder, kaptan Burak ve Hakan Çalhanoğlu tercihlerini doğru yapsalardı golü de bulacaktık. Maçın tek ciddi ve net pozisyonuna Burak'la girdik ama atamadık. İzlanda'ya karşı maç boyunca tek yürek halinde mücadele ettik, savaştık, tekmeye kafa soktuk ve alkışı hakeden bir başarıya imza attık. Türkiye'yi ayağa, kaldıran, coşturan, tribünleri dolduran, gurur duyacağımız genç ve yetenekli bir Milli Takımımız var. Küme düşmüş bir Milli Takımı zirveye çıkaran, gencini, tecrübelisini aynı ortamda buluşturup sevgiyle kucaklayan, zihinlerine başarıyı aşılayan ve her oyuncuya kapıları ardına kadar açan, adaletli davranan Şenol Güneş'i kutluyorum. Bu oyuncuların kıymetini bilecek bir teknik adama sahibiz. Şenol Güneş ve oyuncularının başarıları Milli Takım'ı "Ülkenin takımı" haline getirdi.
Eskiden Milli maçlarda insanlar tribüne gitmezdi. Şimdi güvenilen, sevilen ve tribünleri ağzına kadar dolduran bir Milli Takım'a sahibiz. Hekesten Allah razı olsun.

Ruhsuzsaray!

Nagatomo'nun hatalı pası sonrası Benzema'nın skoru 4-0'a getiren golünün ardından Galatasaray taraftarı, "Sabrımız taşıyor. Adam gibi oynayın" diye uzun süre tezahürat yaptı. 14 dakikada 3 gol yiyen Galatasaray'da bu tepkiyi hangi oyuncu anladı?
Eğer bir takımı tamamen yabancı oyunculara teslim edersen sonuç "Hezimet, Utanç ve Rezalet" olur.
Galatasaray geçmişte tam iki kez çeyrek finalde İstanbul'da Real Madrid'i geriden gelip 3-2'lik skorlarla yendi. Zaferlere imza atan Galatasaray takımlarında Bülent Korkmaz, Ümit Davala, Ergün Penbe, Okan Buruk, Suat Kaya, Hasan Şaş, Gökhan Zan, Semih kaya, Hamit Altıntop, Selçuk İnan ve Umut Bulut gibi sonuca isyan edecek, sahaya yüreğini bırakacak "Yerli ve Milli" oyuncular vardı.
Yerli oyuncular yabancılara Galatasaray'ın bir his takımı olduğunu, bir halatı hep birlikte çekmeyi, birlikte üzülmeyi hep birlikte sevinmeyi öğretirlerdi.
Galatasaray daha önce de Real Madrid'e farklı kaybetti. Bu yenilgilerde asla bu kadar ciddiyetsiz, ruhsuz, disiplinsiz ve gamsız oynamadı. Galatasaray'ın ruhundan yerli oyuncu kültürünü çıkarıp yabancı kültürüne teslim olursan Real Madrid karşısında "Aidiyet duygusu" olmayan yabancı oyuncularla bu duygusuzluğu, teslimiyetçiliği ve rezaleti yaşarsın.
Real Madrid maçı Fatih Terim'in yabancıya dayalı kadro mühendisliğinin iflas ettiğinin belgesidir. Ligde de yaşanan sıkıntıların temelinde zihinlerinde "Galatasaraylılık ruhunu" barındırmayan yabancı oyuncuların sorumsuzluğu vardır. Çünkü yabancılar ağır yenilgileri doğal karşılayıp "Skor" olarak değerlendirir.
Yerli oyuncuları ağır skorlar derin bir üzüntüye sokar. "Bu ülkeye birçok oyuncu yetiştirdim" diyen Fatih Terim teslimiyetçi ruhla gelen hezimet sonrası artık G.Saray yabancıya dayalı anlayıştan çark edip yerli oyunculara kucak açmalı.

Yüreği olan galip...

Galatasaray'ın saha içi lideri yok. Babel ile Belhanda'nın pas tercihi nedeniyle birbirleriyle atışması "lider benim" tartışmasıdır. Çünkü son iki şampiyonlukta liderlik görevini Belhanda yapıyordu. Onyekuru, Rodrigues gibi oyuncu modellerinden vazgeçip hep topu ayağına bekleyen Babel tipi oyuncu modeline geçmek Galatasaray'ın kanatlardan hızlı atak yapma düşüncesini frenledi. Galatasaray'daki bu çok başlılık maalesef "takım oyunu" uyumunu da engelliyor. İlk 20 dakikada önde basan Beşiktaş'a karşı Galatasaray kriz yaşadı. Umut, Lens ve Diaby'nin vuruşlarını Muslera önledi. Luyindama ile Marcao'nun arkasına atılan uzun toplara koşan Umut tehlike yarattı. Lemina'nın ve özellikle Feghouli'nin oyuna ağırlığını koyması Galatasaray'ın önce dengeyi kurmasını sonra da hücuma çıkmasını sağladı. Şaşırdım; Galatasaray'dan az dinlenmesine rağmen Beşiktaş mücadele ve fizik güç olarak çok üstündü. İkinci yarıda Galatasaray, Beşiktaş'ın fizik gücüne karşılık veremeyince çok ciddi bir baskı yedi. Maç boyu sahanın her yerine basan, golü kovalayan Umut, Caner'in ortaladığı topu mükemmel bir kafa vuruşu ile ağlara yolladı. Başta Atiba olmak üzere tüm Beşiktaşlılar yüreğini ortaya koyarak oynadı ve her futbolcu iki kişilik koştu. Galatasaray'ın bu oyuncularla takım ruhunu yakalama şansı yok. Başta Luyindama olmak üzere her oyuncu birer yıldız gibi hareket ediyor. Oysa Galatasaray son iki şampiyonlukta takım olarak mücadele etmişti. Terim'in hâlâ başarıya aç oyuncuları takıma monte etmeyip, kalıplaşmış kadroya mahkum olarak Galatasaray'ı oynatması rekabeti maalesef tırmandırmıyor. Galatasaray, Babel'e endeksli oynamayı bırakmalı. Oyundan herkes çıkıyor, Babel çıkartılmıyor. Beşiktaş derbiyi hak ederek kazandı. Kadro kalitesi olarak geride olmalarına rağmen Galatasaray'a maçın ancak yürekli insanlarla kazanılacağını gösterdi.

Bu kadroyla bu kadar olur!

REAL Madrid gibi bir takıma karşı bir yarıda 4 tane net pozisyona girip gol atamıyorsan ağlamayacaksın. Galatasaray, Brugge ve PSG maçlarında bulamadığı gol pozisyonlarını Real Madrid'e karşı yakaladı ve cömertçe harcadı. İlk 15 dakikada 2 tane Andone, bir de Babel karşı karşıya doğru vuruşlar yapamadı. Özellikle Andone'nin Real savunmasının arkasına yaptığı mükemmel koşudan sonra önündeki topu kalenin tavanına vurmayıp Courtois'a nişanlaması beceriksizlikti.
R.Madrid güç kaybı yaşamış ama Zidane ile alıştığı pas oyunundan maç boyu vazgeçmedi. Real'in tüm ataklarında G.Saraylı oyuncuların yaptığı pas hataları başrolü oynadı. Hazard, Benzema, Rodrygo ve Kroos gibi top tekniği yüksek oyunculara Terim'in dediği gibi konfor alanında adım attırmayacaksın. Seri'nin top kaybı sonrası Hazard-Benzema ikilisinin geliştirdiği pozisyonu Kroos gol yaptı.
Ayrıca Galatasaraylı oyuncuların top rakibe geçtikten sonra hızla kendi alanlarına gömülmeleri R.Madrid'e "Bizim üzerimize gelin, atak yapın" davetiyesi oldu.
Oyunun bir bölümünde G.Saraylı oyuncular, baskı yaptılar ve çoğu kez de topları kazandılar. Ama doğru kullanamadılar.
Terim'in 3-5-2'den vazgeçip Donk yerine Feghouli'yi alması G.Saray'ın daha fazla adamla hücuma çıkmasını sağladı ama Realli oyuncular da Benzema ve Hazard ile konforlu alanda çok fazla top kullandı ve pozisyon buldu. Ömer- Belhanda değişikliği bu maçta geçerli olmamalıydı.
Feghouli sonrası Belhanda'nın da etkisi artmıştı. Galatasaray'ın kadrosunun Şampiyonlar Ligi'nde üretkenlik anlamında yeterli olmadığını gördük. Bundan sonra yarış Brugge ile Avrupa'ya devam etmek adına olacak. G.Saraylı oyuncular Real'e karşı sergiledikleri mücadeleyi lige taşırlarsa zirve yarışı konusunda sıkıntı yaşamazlar.

Güneş’in hamleleri puanı getirdi

Fransızlar masa başında maçı kazanmak istediler. Türkiye'nin Barış Pınarı Harekâtı'nı gündeme getirip maçı ertelemeye bile çalıştılar. Basın toplantılarında Şenol Güneş'e ve İrfan Can'a siyasi sorular sorarak psikolojimizle oynamaya çalıştılar. Türk seyircilerin Fransa marşını ıslıklamaları halinde maça devam etmeyeceklerini dile getirdiler. Millilerimiz sahada yüreklerini ortaya koyarak mücadele etti. Fransızlara geniş alan vermemek için 'kompakt futbol anlayışı' içinde mükemmel bir alan savunması yaptık. Topu ayağımıza aldığımızda panik yapmadık, telaşe girmedik, acele etmedik. Baskılar yedik, özellikle Griezmann'ın ve Sissoko'nun şutlarına kalesinde devleşen Mert'le karşılık verdik. Kanat oyuncularımızın sakatlığı nedeniyle orta saha oyuncularıyla Fransa'yı durdurup Burak'ın defans arkasına yapacağı koşularla golü aramaya çalıştık. Baskı altında bu maçı oynayacağımızı biliyorduk. 59. dakikada Hakan Çalhanoğlu'nun pasında eğer Burak, topu düzeltip vursaydı golü önce biz bulacaktık.
Savunmamız hava topunda bir kez pozisyon hatası yaptı, Giroud da bunu cezalandırıp golü attı.
Şenol hoca, 2003'te Konfederasyon Kupası'nda Fransa'ya karşı burada Okan'ın kaçırdığı penaltı ile finale çıkamamıştı. Bu kez Şenol hoca yürekli davranıp Cenk'i oyuna alarak çift santrfora döndü ve 'Ben skora itiraz ediyorum, buradan puan alacağım' dedi. Hakan Çalhanoğlu'nun arka direğe kestiği topu Kaan Ayhan mükemmel bir kafa vuruşuyla gole çevirip Stade de France'taki Fransızları susturup bizim taraftarlarımızın zafer şarkılarını söylemesini sağladı. O sevinç anlatılmaz ancak yaşanır.
Fransa'ya lider geldik, lider dönüyoruz. Önümüzdeki 2 maçı da kazandığımızda 2020'ye lider olarak gideceğiz. Yürekli çocuklara, yürekli Şenol Güneş'e, maçı bırakmayan, ölümüne mücadele eden Mert'inden Burak'a kadar hepsinin yüreklerine sağlık.

Mutlu son...

MİLLİ maçları İstanbul'da oynuyoruz ama önce kâbuslar görüyoruz, son dakikada da mutluluğu yakalıyoruz. Arnavutları da son dakikada geçtik ve bir mucize olmazsa 2020 kapısını ardına kadar araladık.

Günler öncesinde Arnavutluk maçını final havasına sokmamız Milli Takım'da baskı yaratmış olacak ki; Milliler telaşlı ve gergin bir oyun sergiledi. Arnavut oyuncular da gerilimi tırmandırmak ve bizimkileri sinirlendirmek için çok çalıştılar. Şenol Hoca, Andorra ile Moldova maçlarının en iyisi olan dikine hücuma çabuk çıkma becerisi olan, çalım kalitesi yüksek İrfan Can Kahveci'yi kulübede oturtunca orta sahada yaratıcılık adına etkili olamadık, hücumda da etkisiz kaldık. Aklından faydalanmamız gereken kaptan Emre'nin üzerine bütün yükü yükledik. Başakşehir'de oynarken Emre'nin yardımcılıklarını İrfan-Mahmut ikilisi yapıyordu. Emre çok baskı yedi hatta darbeler bile aldı.

Konya'da Fransa'ya karşı sergilediğimiz kapalı savunma anlayışını Arnavutlar bize karşı uyguladı. Topun ve oyunun hakimiydik hatta coşkulu ve istekliydik ama gol üretmek için organize olamadık. Kanatlardan Zeki dışında çabuk hücum edemeyince Arnavut savunmasını çözemedik. Çok koşup çok çalışmasına rağmen Burak'ın her hücum denemesinde "Topu bana oynayın" demesi anlamsızdı. İrfan girdikten sonra nihayet etkili hücumlar yaptık. İrfan'ın ortasında maç boyu yeterince pozisyon bulamayan ama oyundan asla düşmeyen Cenk Tosun takipçiliği sonucu attığı golle tüm Türkiye'yi mutluluğa boğdu.

Lider olarak gideceğimiz Paris'te her türlü provokasyonlara karşı sakin olmalıyız. Öfkeye kapılmamalıyız, gelecek maçlar adına sayısal olarak eksilmemeliyiz..

Veteranlar takımı!

İnsan Galatasaray'ı izlerken sıkılıyor, uykusu geliyor. Fatih Terim, "Oyuncular değişebilir ama oyun anlayışımız değişmeyecek" diyor. Bu oyuncularla Terim'in alıştığımız, önde basan, topun ve oyunun hakimi olan, kanatları akıllı kullanan ve rakibi ürküten, mücadele gücü yüksek, pas kalitesi üst düzeyde bir G.Saray izlememiz mümkün değil. G.Saray üretmediği gibi Babel'in hareketli oyunu dışında Selçuk, Belhanda ve Feghouli ile kağnı gibi oynuyor. Terim'in, Selçuk tercihini de anlamadım. Selçuk kazandığı şampiyonluklar ve kupalarla Galatasaray tarihinde yer alacaktır. Ama bu Selçuk'u futbol bile bırakmış. Taylan, Ömer Bayram, Emre Mor gibi oyuncular varken Selçuk kadroya bile girmez. Belhanda ile Feghouli top kaybetme konusunda birbirleriyle yarıştı. Özellikle Belhanda'nın kaybettiği toplar G.Birliği ataklarına dönüştü. Feghouli sırtı dönük aldığı topları, çevre kontrolü bile yapmadan "Top benden gitsin" der gibi ayağından çıkarıyor. Cezayirli yıldız, eskiden sırtı dönük buluştuğu topları öne doğru attığı deparlarla pozisyona dönüştürürdü. Belhanda ile Feghouli sorumluluk almıyor.
Galatasaray maalesef rakibe fizik güç olarak üstünlük kuramıyor. Fatih Terim'in olduğu yerde hiçbir oyuncu kaytaramaz ama takımda güç eksikliği var. Gençlerbirliği akıllı kapandı ve hızlı hücumlarla Galatasaray kalesini sürekli tehdit etti.
Terim'in ikinci yarıya hiçbir hamle yapmaması şaşırtıcıydı. Çünkü Galatasaray veteranlar takımı zihniyetinde temposuz, mücadele gücü düşük bir oyun sergiliyordu. Profili düşük Jimmy Durmaz'ı Feghouli'ye tercih etmek çok büyük yanlıştı. Emre Mor oyuna daha erken girse rakibin hem hızlı hücuma çıkmasını engeller hem de Galatasaray'ın dikine atağa kalkmasını sağlardı.
Fenerbahçe'nin sürpriz yenilgisiyle oluşan fırsatı Galatasaray teknik heyeti ve futbolcuları maalesef değerlendiremedi.

Bu Galatasaray keyif verdi

FATİH Terim'in sahaya sürdüğü 5'li savunma çok akıllıcaydı. Rakibi karşılarken G.Saray savunması çoğalıyor, hücuma çıkarken Mariano, Nagatomo ikilisini hücum beki olarak kullanıyordu. Terim'in Donk tercihi iki savruk stoper Luyindama-Marcao ikilisini biraz olsun toparladı. Donk, kritik pozisyonla önlerken topu da oyuna akıllı soktu. Ancak Nagatomo ve Mariano bir tek isabetli orta yapamadı.

PSG tam bir ezber takımı. Mükemmel anlaşıyorlar, gözü kapalı pas alışverişinde bulunuyorlar. Özellikle G.Saray savunmasının arkasına attıkları uzun pasların şiddetini mükemmel ayarlıyorlardı. İcardi'nin golüne kadar G.Saray takım oyununu, birlikte mücadele etmeyi başarıyla uyguladı. Nzonzi sakinliğiyle arkadaşlarına mükemmel servisler yaptı, Seri tekniğini ve çabukluğunu konuşturarak G.Saray'ı hücuma çıkarmaya çalıştı. Falcao ayağındaki topları hep arkadaşlarına oynarken, ikili mücadelelerden hiç kaçmadı.

Fatih Terim, Babel'e fazla güveniyor ve arkasında duruyor. Ancak Babel, bu desteği son haftalarda hiç hak etmiyor. Egoist davranıyor, yanındaki arkadaşına pas vermeyi düşünmüyor, 'hep ben atayım' diyor. Özellikle Falcao'nun verdiği mükemmel gollük pasını boştaki arkadaşı Belhanda'ya aktarmaması G.Saray'ın beraberlik golünü engelledi. Taraftar da Falcao'nun paylaşımcılığını, Babel'in egoistliğini görünce hep bir ağızdan Hollandalı yıldıza tepki gösterdi. O Babel Brugge'deki maçta da golü kendi atmak uğruna yine bu kez Falcao'ya pas vermemişti. Terim'in 5'li savunmasını görünce artık Donk'tan vazgeçmemesi gerekiyor. Feghouli, Belhanda, Babel gerekirse kulübede beklemeli. Ancak G.Saray'ın Marcao ile başı çok ağrıyacak. Brezilyalı, pozisyon almasını bilmiyor, riskli oynuyor. PSG zaten favoriydi ama G.Saray güçlü bir oyunla karşılık verdi, sadece gol yollarında son vuruşları yapamadı. Galatasaray belki kaybetti ama sezon başından beri en kişilikli, en keyif veren oyununu sergiledi. Taraftarın da alkışları "böyle oynayın baş tacı edelim" şeklindeydi.

Yanlış ilk 11’in faturasını ödedik

Cengiz Ünder ile Mahmut'un sakatlığı sonucu yaşanan zorunlu kadro değişikliği Millilerin Fransa önünde mükemmel işleyen oyun ritmini bozdu. Şenol Hoca'nın Ozan- Hakan tercihi duygusaldı. Ozan Tufan kısıtlı tekniğiyle Mahmut'un rolünü üstlenemedi ve çok top kaybı yaptı. Ozan'ın oyunda kalması akıl tutulmasıydı. Oyunu kurmaya gelen olmayınca Merih-Kaan ikilisi geriden topu oyuna sokmakta zorlandı. Şenol Hoca, Hakan Çalhanoğlu'nu sola monte edip, Kenan Karaman'ı sağa çekince kanatlar çalışmadı. Sert ve isabetli şut atma becerisi yüksek Çalhanoğlu, Milan'daki gibi forvet arkasında görev yapsaydı verimli olurdu.
Fransa maçının çalışkanı ve top çalanı Burak'la iyi ikili olan Kenan da sağ kanatta kayboldu. İzlanda topu kullanmayı bize bırakıp alan savunması yaparak oyun kurmamızı engelledi ve kontratakları kovaladı. Dağınıklık yaşayan Millilerimiz duran topları en önemli silah olarak kullanan İzlanda'dan iki kolay kafa golü yedi. Fransa maçında savunmayı hücumdan başlatmıştık. Bu anlayış 2-0 geriye düştükten sonra aklımıza geldi. İzlanda'ya baskı kurduk ve İrfan'ın kornerinde Dorukhan'ın mükemmel kafa vuruşu ile attığı gol umudumuzu yeşertti. Çalhanoğlu ile İrfan'ın oyundayken Kenan'ın çıkıp Yusuf'un girmesi biraz fanteziydi. Oysa Yusuf-Abdülkadir ikilisi "Cengiz-Mahmut" modelinin aynısıydı ve ilk on birde başlamalıydı. Milli Takım'ın sorunu hızlı hücum edememekti. Yusuf orta alanı topladı. Oyuna geç giren Abdülkadir Ömür çabukluğu ve dikine top taşımasıyla Milli Takım'a hücumda hareketlilik kazandırdı. Bu İzlanda'ya yenilmemeliydik. Yanlış on birle başlamanın faturasını kaybederek ödedik.