Alkışlarla!
Dün gece sarı direncin rengiydi, lacivert inancın. İkinci yarıda bir ruh yüzleşmesi, çağdaş futbol motifleri içeren görüntüler. Bana sorarsanız Şampiyonlar Ligi'nin tören alanına giren bir Fenerbahçe gerçeği. Bunun tercümesi de 'Fenerbahçe kaybetmeye kaşını oynattığı sürece, rakip kim olursa olsun başı dik çıkması kaçınılmaz."
Aslında dün gece iki farklı resim vardı. Birinci resimde 'kazaya kurban gitmemem gerek' duruşu. ikinci yarıda özgüveni yüksek takım duruşu. Çelişkiler düşünceleri de bozar. Ve savunmanın sadece seyrettiği bir pozisyonda gelen gol. Ve rakip alanda çok az görünen bir Fenerbahçe.
Bazen rakip alandaki kavganın şeklini değiştirmek gerekir, bant yayından çıkıp naklen oynamak gibi. Nietzsche'nin sözü; "hayata karşı sorumluluğumuz daha yücesini yaratmaktır.' Fenerbahçe ikinci yarıda onu yaptı. Roma'nın kof yanlarını keşfetti. İlk yarada orta alanda faul sergisinde hakemin gözünün içine bakan Vedat Muric, rakip kale önünde aktif role soyundu, ilk yarıda sahada parmakla gösterilen Greenwood, Brown'ın golünde 'istiridye kabuğundan çıkan inci' oldu. Ama Kante'nin harika bilek hareketleriyle rakip kale önüne getirdiği topu harcandığını görünce 'çok yazık oldu' dedim. O yüzden bu maçtan çıkan bir diğer sonuç: 'son dokunuş ustasına mutlak ihtiyaç!"
Rakibi ayaklarıyla ve ruhuyla terbiye eden iki özel adam vardı, Kante ve Greenwood. Roma'nın bu adamlardaki sihrin yükünün altından kalkması mümkün olamazdı. Talihine dua etsin. Brown'ın da en iyi gecelerinden biriydi. İsmail Yüksek yine görkemli sadeliğinde. Her zaman maçların ikinci yarılarında oyundan düştüğünü gördüğümüz Fenerbahçe'nin son dakikalara kadar maçı kazanmak istemesindeki "gelişim" iyi gidişin belgesidir. Ama savunma için soru işaretlerim hala devam ediyor. Kaleci Ederson hariç!
Verilen mücadeleye baktığımız zaman Fenerbahçeli futbolculara yakışan en anlamlı gerçek; 'aşkın ve gururun savaşçıları' olduğudur! Sonuç olarak Roma gibi bir takımdan alınan beraberliğe galibiyet muamelesi yaparsak, Fenerbahçe'yi "küçük" düşürmüş sayılmayız. Sürükleyici bir macera kitabının ilk sayfasında bir puanın kimden alındığının önemi "büyük" çünkü. Ayrıca böyle mücadele eden bir takım maçı kaybetse bile bütün tribünler ayakta alkışlardı.