CANLI
SKOR
Gürcan Bilgiç

Gürcan Bilgiç

Zoru kolay edip, zora soktuk!

Zor maçı "şipşak" gollerle elimize aldık ve yönetmeye başladık. İşler kolaylaştı derken, bir gol ardından kırmızı kartla 10 kişi kaldık ve işler yine zora girdi. Yine de kazanmak önemliydi, başardık. Arda Güler'in yönetiminde Hakan ve İsmail'in merkezi sağlam aldığı görüntüde, Kenan-Kerem-Yunus üçlüsünün çabukluğuna bıraktık pozisyonları. Hakkını da verdiler. Transfer dedikodularının ve yıpranmışlığın gölgesi altında oynayanlar var. Kerem Aktürkoğlu bu fırtınanın kurbanı olmak üzereydi ki, maçı kopartan "kahraman" olarak sürdürdü dakikaları. Uğurcan'ın da görüntüsünde benzer heyecanı fark etmemek mümkün değildi. Tüm defans Uğurcan'ı korumaya aldı, yakınında kaldı, ellerinden gelen yardımı yaptı. Montella'nın "aile olmak" üzerine söylediklerinin haklılığını da gördük bu yapıda. Kerem'in golü sonrasında, ona ilk sarılanlar arasında Yunus'un olmasının da altını çizelim. Fotoğraflardan silinse de, sahada en iyi arkadaşı. İnce bir ofsayt çizgisine takılan Gürcistan golünün arkasında Barış Alper'in kırmızısı gelince, başta söylediğimiz oyun yönetimi, mücadele formatına evrilmek zorunda kaldı. Değişiklikler bu yönde yapıldı. Rakibin kontrollü şekilde oyun kurmasına izin vermemek için, baskı da sürdürüldü. Vazgeçmeyen, birbirinin arkasında duran "karakterli" oyunculara sahibiz. Elbette hatalar yapıyorlar, yanlış tercihleri de oluyor. Fakat hemen yarayı sarıyorlar. İspanya maçı öncesinde bu galibiyetin getireceği güvene sahip olmaları lazımdı. Dünyadaki her takımı tehdit edecek kalitemiz var. Ne yapacağımız kestirilemez.

Sipeyşıl fiyasko

Bir gün önce "Benfica şöyle iyi, böyle fena" diye konuşan Mourinho'nun ruh halini yansıtan Fenerbahçe vardı sahada. Rakibin üstünlüğünü kabul edip, "aman gol yemeyelim" tedirginliği ile iki pası üst üste zor yapıyorlardı. Böyle maçların hikayesinde "kahramanlar" vardır. Bunu ya takım kendi içinden çıkartır ya da teknik adam kurduğu özel planla. Bu belirsiz kişiyi biz önde ve orta sahadan beklerken, Livakovic'di aslında Fenerbahçe'yi oyunda tutan. İki özel kurtarışla maçın kopmasını engelledi. Mourinho oyunculaından şikayet etmesine rağmen, Benfica'nın hocası Lage'nin "oyun gücü" gibi bir silahı vardı. Önde baskıyı da doğru yapıyor, geriye de doğru koşuyorlardı. Top hangi Benficalı oyuncunun ayağına gelse plan belliydi. "Transferler gelsin, bizi kurtarsın" diyen Fenerbahçe'nin hocasına nazire yaparcasına dokunuşlarını sergiledi.
Kerem attı golü. Birçok arkadaşım "isyan" mesajı attı. Başka takımlara karşı oynayan, başkaları gibi olmasını beklediler Kerem'in. Halbuki gerçek F.Bahçeli gibi ekmeğini yediği kulübe hakkını verdi. Golüne sevinmeyerek de aidiyetini de gösterdi. Helal olsun. Eğer bu yaşananlardan sonra hala takımın başında Mourinho kalmaya devam ederse, ben Ali Koç olsam, "Lage senin arkadaşın, antrenman setlerini al, dillerini öğren ve bizim takıma uygula" derim. Yoksa, "Git, Settubal'de kendi adını taşıyan caddeden bir ev tut, kazandığın kupaları mahallenin kahvesine gelenlere anlat" diye de eklerdim. Böylesine bir potansiyel tek yaptığı konuşmak ve şikayet etmek olan "sipeyşıl" bir adama emanet edilir mi? Şampiyonlar Ligi'ne katılamamayı değil, savaştan kaçan bir general ile yola devam edilir mi; bunu tartışmalı Fenerbahçeliler.

Yine, yeniden…

Sadece hoca değişmemişti Fenerbahçe'de, diziliş de, anlayış da farklılaşmış, daha cesaretli, en önemlisi; formanın gerektirdiği anlayış vardı. İlk yarıdaki fırtınanın içinden 3 gol çıktı ama kaçanlar da bir o kadar oldu. Düşünün; "müthiş" dediğimiz Kadıköy'deki Kocaeli maçının tamamında 22 kere rakip ceza alanına giren takım, devre bittiğinde 19'daydı. Gözler yeni transferlere "merakla" odaklandı. Nene gol attığı içinde değil, oynadığı her dakika takımın bir parçası olmayı başardığından övülmeli. Alvarez, Amrabat etkisini sildi. Hızlı ve öne oynamayı sıkça düşündü. Direkt paslar da denedi. Kimin topu nasıl istediğini anlayınca damga vurduğu maçlar da olacak.

Böyle maçların "komutanları" da olur. İrfan Can ile Talisca aldılar sorumluluğu. Oğuz Aydın da bu tempoya katıldı. Diğerleri arkalarından gelince görkemli bir ilk 45 yaşandı. Sonrasında yorgunluklar geldi. 60'dan sonra değişikliklere rağmen hareketlilik bitti. Gol atmayı düşünmekten çıkıp, skoru koruyup, maçı kazanmanın peşine düştüler. Fred, İrfan Can Kahveci veya Talisca; adım atacak halleri kalmamıştı çıkarken… Çarşamba günü Şampiyonluğu kaybetmenin, o travmanın etkisine; Ankara'nın sıcak ve nemli havası da eklenince, "3 puanı alalım, gidelim" diye düşünmek kaçınılmaz oldu aslında.

Milli maç arasında, yeni teknik adamın baskıdan topu çıkartırken veya önde baskı yaparken, doğru pozisyonlanmayı onarması gerekiyor. Topu rakibe vermeyi "taktik" olarak kabul eden bu grubu, yeniden coşkuyla buluşturmak gerekiyor. "Yine, yeniden" demeliler.

Fenerbahçe’de sadece hoca değişmemiş!

Sadece hoca değişmemişti… Diziliş de, anlayış da farklılaşmış, daha cesaretli, en önemlisi; formanın gerektirdiği anlayış vardı. İlk yarıdaki fırtınanın içinden üç gol çıktı ama kaçanlar da bir o kadar oldu. Düşünün; "müthiş" dediğimiz Kadıköy'deki Kocaeli maçının tamamında 22 kere rakip ceza alanına giren takım, devre bittiğinde 19'daydı. Gözler yeni transferlere "merakla" odaklandı. Nene gol attığı için değil, oynadığı her dakika takımın bir parçası olmayı başardığından övülmeli. Alvarez, Amrabat etkisini sildi. Hızlı ve öne oynamayı sıkça düşündü. Direkt paslar da denedi. Kimin topu nasıl istediğini anlayınca damga vurduğu maçlar da olacak. Böyle maçların "komutanları" da olur. İrfan Can Kahveci ile Talisca aldılar sorumluluğu. 60'tan sonra değişikliklere rağmen hareketlilik bitti. Gol atmayı düşünmekten çıkıp, skoru koruyup, maçı kazanmanın peşine düştüler. Fred, İrfan Can Kahveci veya Talisca; adım atacak halleri kalmamıştı çıkarken… Çarşamba günü Devler Ligi'ni kaybetmenin travmasına Ankara'nın sıcak ve nemli havası da eklenince, "üç puanı alalım, gidelim" düşüncesi kaçınılmaz oldu. Mlili maç arasında, yeni teknik adamın baskıdan topu çıkartırken veya önde baskı yaparken, doğru pozisyonlanmayı onarması gerekiyor. Topu rakibe vermeyi "taktik" olarak kabul eden bu grubu, yeniden coşkuyla buluşturmak gerekiyor. "Yine, yeniden" demeliler.

Savaştan kaçan general olur mu!

Bir gün önce "Benfica şöyle iyi, böyle fena" diye konuşan Mourinho'nun ruh halini yansıtan Fenerbahçe vardı sahada. Böyle maçların hikâyesinde "kahramanlar" vardır. Bunu ya takım kendi içinden çıkartır ya da teknik adam kurduğu özel planla. Bu belirsiz kişiyi biz önde ve orta sahadan beklerken, Livakovic'ti aslında Fenerbahçe'yi oyunda tutan. İki özel kurtarışla maçın kopmasını engelledi
Mourinho oyuncularından şikâyet etmesine rağmen, Benfica'nın hocası Lage'in "oyun gücü" gibi bir silahı vardı. Önde baskıyı da doğru yapıyor, geriye de doğru koşuyorlardı. Biri ofsayta, biri faule takılan iki golleri vardı. Livakovic'in mucize kurtarışında yine korner atışı vardı. Adam hazırlanmış, duran top seti yapmış. "Böyle gol atarız" demiş. 'Special' bu bölümde "uzun adama atın" diye anılan, kimsenin tahmin edemeyeceği (!) taktiğe sahip. Kerem Aktürkoğlu attı golü. Birçok arkadaşım "isyan" mesajı attı. Başka takımlara karşı oynayan, başka oyuncular gibi olmasını beklediler Kerem'in. Halbuki gerçek Fenerbahçeli gibi ekmeğini yediği kulübe hakkını verdi. Golüne sevinmeyerek de aidiyetini de gösterdi. Helal olsun. Eğer bu yaşananlardan sonra hâlâ takımın başında Mourinho kalmaya devam ederse, ben Ali Koç olsam, "Lage senin arkadaşın, antrenman setlerini al, drillerini öğren ve bizim takıma uygula" derim. Yoksa ,"Git, Setubal'da kendi adını taşıyan caddeden bir ev tut, kazandığın kupaları mahallenin kahvesine gelenlere anlat" diye de eklerdim.
Şampiyonlar Ligi'ne katılamamayı değil, savaştan kaçan bir general ile yola devam edilir mi; bunu tartışmalı Fenerbahçeliler.

Herkes mutlu!

Mourinho'nun stratejisini değiştirmeden, farklı oyuncular ile tribünlerin kalbini almaya çalıştığı bir maç izledik. 3-1'i yapana kadar 70'e 30 top hakimiyeti ile oynadılar. Kalecisi hariç tüm oyuncuların kaleyi denediği süreç yaşandı. Ne oldu; pozisyonumuz yok diye şikâyetçi olanlar, "Bu kadar kaçar mı?" bölümünde buluştular. İsmail ile tempo bulan orta sahayı, Talisca'nın kendisini "10 numaraya" devşiren oyun stili izledi. Daha hızlı olmak istiyorlar ve rakip ceza alanı önünde pas trafiği ile kabalıkta alan arıyorlardı. Dönen topları da kazandılar. Hükmediyorlardı maça ama bu istekli oyunun ve enerjinin bir akla ihtiyacı vardı. Kadıköy'ün 'sevecen' atmosferinde, hemen hepsi tribünlerden gelecek gol sesinin ortağı olmanın peşine düştü.
İlk iki golün kahramanı, üç defans oyuncusu oldu. İlkinde Çağlar ortaladı, Skriniar kafayı vurdu. İkincisinde Brown arka direkte yetişti, Duran'ın pasında Talisca'nın dokunamadığı pasa. Yani, bir pozisyonda iki kere golü kaçırdılar aslında.
Bu doksan dakika Mourinho'nun da cephane sandığına yeni silahlar ekledi. İsmail ile Amrabat arasındaki farkı gördü, tribündeki Alvarez için hayalini genişletti, Fred'e nefes aldırma, üstündeki maç yükünü azaltma imkânı olduğunu anladı.
Duran ve En-Nesyri'nin bağlantı pozisyonlarına geldiğini de gördük. Talisca bu alışverişte rolünü yaptı. Szymanski'nin tahtı sallanıyor artık. Bu kadar çok top kaybı ile forma rekabetinde işi zor. Brown'ın sol kanada verdiği etkiyi, Oğuz Aydın da ofansif aksiyonlar içinde yaptı. Semedo ile aynı dili konuşamadılar. Daha maça ihtiyaçları var.
Kocaelispor'un skoru alıp, kendi alanına çekilen rakibi ısırmak adına, Mendes'in liderliğindeki organizasyonu taktire değer. Petkovic nefis bir frikik golü attı. Takımının bu sezondaki ilk golü. Kısacası yenilmesine rağmen kendini tartıp, daha iyi olacağını bilen bir Kocaelispor ve attığından fazlasını kaçırıp, Benfica rövanşı öncesinde cüssesini öğrenen Fenerbahçe. Bence herkes mutludur.

Baştan sona Benfica’nın istediği oldu

Maç öncesi basın toplantılarında teknik direktörleri dinleyenler ve anlayanlar için sürprizler barındıran maç olmadı. İki Portekizli de rakibin ne kadar tehlikeli olduğundan bahsediyordu. İkili seriyi düşündüğünüzde "aman bir tatsızlık çıkmasın" hükmünün, maçın stratejisi olacağını anlamamak imkânsızdı. Kadıköy yine maçı oynadı. Feyenoord karşılaşması sonrası Başkan Ali Koç, "Fabrika ayarlarımıza geri döndük" demişti tribünleri tarif ederken. İnanan ve isteyen "taraftarlar" yerlerinde ve üstlerine düşenleri sonuna kadar yapmakta kararlıydı. Buna yanıt vermesi gereken sahadakilerdi elbette. Benfica'nın tek sürprizi Kerem Aktürkoğlu oldu. Transfer masasındaki oyuncuyu sahaya sürdüler. Beraberliğin iyi sonuç olduğu bir maçta rakip tribünleri de "iki arada, bir derede" bıraktılar. Az kurnazlık değil bu. 71'de Benfica 10 kişi kaldı. Öncesinde Talisca hamlesini yapmıştı Mourinho, sonrasında Oğuz Aydın ile bir hamle daha yaptı ve Fred'i de rakip ceza alanı çevresine gönderdi. Rakibi ittiler, Talisca ile etkili olmaya, pozisyonlar bulmaya başladılar. Yarım metre ile En-Nesyri'nin golü ofsayta takıldı. Sürece bakarsak, başından sonuna kadar Benfica'nın istediği gibi bir süreç oynandı. Mourinho kendi klasiğini bozmadı, hedefi kazanmak yerine "kaybetmemek" olarak belirlemişti; o da istediğini aldı. Lizbon'da Luz Stadı'ndaki atmosferde yine aynı direnç ile oynayacaklar. Sonuç; rövanşa gidecekleri futbol değil, müthiş bir mücadele bekliyor.

F.Bahçe, Talisca ile büyük balık kaçırdı!

İzmir'deki stat atmosferinin Fenerbahçeli oyuncuların yaşaması muhtemel 'zafer sarhoşluğuna' ilaç olmasını bekliyordum. Feyenoord galibiyeti sonrasında, Benfica eşleşmesi öncesinde takımın aklının karışması seçenekler arasındadır. Ancak sahada çarşambaya konsantre olmuş mücadeleyi yarıda kesmiş, çözümün kendi kendine olacağını zanneden "durgunlar" grubu vardı. Ne kendileri memnundu yaptıkları işten ne de seyredenler. Bir anda zamanda yolculuk gerçekleşti ve Fenerbahçe geçen sezona geri döndü. Göztepe maçı yapabileceği en maksimum temasla oynadı. Topu kaptıran faulü yapıyor, topsuz alanda bile nefeslerini rakibin ensesinde hissediyorlardı. Gerginliklerin yaşanması kaçınılmazdı, Jhon Duran'ın dirsekli itişmesinde kırmızı kartın sınırı da vardı. İki takımında top rakibe geçtiğinde kontrole geçmesi, gol şansını duran top olasılıklarına bırakması da teknik adamların seçimi. Üst düzey mücadele edip koşan Göztepe'nin 10 kişi kaldıktan sonra bile, sayılar eşitmiş gibi karakter koyması da saygı değer. İrfan Can Kahveci oyuna girene kadar sadece sol kanattan akın deneyen, merkez hücumlarda çalışılmış aksiyon gösteremeyen, kornerlerde 1.90'lık devlerine topu değdiremeyen klasik Mourinho takımı. 4 günde bu kadar inişli-çıkışlı bir grafik elbette kabul edilemez. Mert Müldür'ün gizli bek çıkışlarını Skriniar'ın yapamaması da tek kanatlı atak opsiyonunun nedenlerinden. Fred'in oyundan alınmasıyla "doldur-boşalt" emri gelmişti zaten. En-Nesyri kaçırdı fırsatları bu kez. Uzatma dakikalarında Cenk Tosun'un fırsatçı aklını kullanması, penaltıyı alması Oosterwolde'nin atılmasıyla 10'a 10 oynan maçta son sözü söyleme şansı da getirdi. Talisca kaçırdı. Büyük balık kaçtı.

Endişe bulutları dağıldı

Feyenoord maçları, Fenerbahçe için sezonun "sırat köprüsü"ydü. İmzaların toplandığı, Eylül'de kongre kararının alındığı, sosyal medyadan linçlerin başladığı, Osimhen transferi sonrasında kimsenin transferleri beğenmediği bir dönemde, üstelik de ilk maç kaybedilmişken, Kadıköy'de muhtemelen sezonu kazandılar. Düşünün; muhalif bir taraftar hesabı, "Maçta destek veriyoruz, protesto yapmak isteyen varsa maçın bitmesini beklesin" diye mesaj atıyor. İlk bakışta masum ama okuyana herhangi bir kötü sonuçta ne yapması gerektiğini söylüyor. Takımın "buz adamı" var; Talisca. Dünya yansa umurunda olmayacak bir vücut diline sahip. Bitiş düdüğünde kafası ellerinin arasında diz çöküyor. Talisca'nın bu tepkisini, diğerleri içinde ikiye üçe çarpın. Farklı galibiyet ile gelen Benfica eşleşmesi, Mourinho'nun da, yönetimin de önünü açtı. Portekizliler'e elenilirse, kimse bir şey demez. Güçlerin denk olduğu, turun favorisinin Benfica olduğunu herkes biliyor. Cebe bir mermi koydular. Kadıköy atmosferinin Feyenoord golünden sonra bile bozulmaması, oyuncuların verdiği çabuk tepki, yeni transferlerin kusursuza yakın oynamasıyla "endişe bulutları" da dağıldı. Cebe koyulan mermi sayısı arttı. Zor beğenen, her şeye kulp takmaya meraklı olan Fenerbahçe taraftarının toplu taşımadaki ruh hali; "Dudaklar, kulaklarda" şeklinde. Özledikleri sevinci, inancı bulmuşlar. Cep değil, cephane deposu dolar.

ZİNCHENKO'YU BEĞENMEZ OLDULAR
TRANSFER gündeminde isimler dolaşıyor, herkes tartışıyor. Birinin beğendiğini, öbürü çöpe atıyor. En büyük ayrışma Bissouma ile Zinchenko arasında. Resmen savaş var. Taraftarın mantıklı olamayacağı gerçeğiyle bir hatırlatma yapalım; İki–üç sezon önce Crespo, Zajc ve Krunic oynuyordu bu bölgede. Zinchenko'yu beğenmez oldu arkadaşlar. Dolayısıyla doğru yorum Mourinho'nun olmalı. Plana en çok uyacak, çözüme en çok katkıyı sunacak seçenek. Oyuncu profilleri doğruyu işaret eder zaten…


ÜÇ TRANSFER DAHA VAR
MOURINHO'NUN
Feyenoord maçı sonrası açıklamaları mükemmel. Transfer için "Olursa iyi olur. Olmazsa benim takımım da iyi. Ağlayacak halim yok" dedi. Halbuki, Feyenoord öncesinde "İstedim de almadılar" diyerek ortalığı yakıyordu. Herkesin kulağı, ismi sır gibi saklanan "özel" oyuncuda. Ama sahaya baktığınızda Semedo'nun "x faktör" olduğunu, en akıllı hamle kabul edileceğini görüyoruz. Kerem Aktürkoğlu ve yanına bir açık ile bir orta saha… Son planlama buydu. Feyenoord krizi aşıldı, taraftar ile barış sağlandı, takım neler yapabileceğini gösterdi ve pazarlıklar için zaman kazanıldı. Haber kaynaklarımızın, "Kerem'den de iyisi gelecek" diye nitelediği, Arda Güler'in takım arkadaşı olması muhtemel genç bir futbolcu bekliyoruz.