CANLI
SKOR
Gürcan Bilgiç

Gürcan Bilgiç

Kırılgan oyun!

Milli Takım arası Tedesco'ya kadroda onarım için fırsat verdi. Bu kez taşları yerine koydu. Alvares ve İsmail merkezde, önlerinde Asensio... Temaslı oynadılar, oyuna ve topa hükmettiler, küçük üçgenler ile boş alanlar buldular ve iki gol attılar. Soyunma odasına giden iki takım, dönüşte kimliklerini de değiştirmişlerdi birbirleri ile. Karagümrük ısırmaya başladı. Talisca topu önde tutamadı, Kerem ve Nene'nin defansif katkıları sınırlı kaldı.

Tutuldu Fenerbahçe oyuncuları. İlk yarıdaki pas köprüsü yerle bir oldu. Rakip kaleye rahat gelmeye, direnç görmeden organizasyonunu yapma fırsatı yakaladı. Gol de böyle geldi, direkten dönen veya Tarık'ın kurtardığı pozisyonlar da. Hatta santimlerle ofsayta takılan gol de. Takımın bu hali tribünleri de terse döndürdü. Islıklar kendi oyuncuları için çalıyordu. Karagümrük topu ayağına aldığında baskı altına almak için değil. Samsun'da da benzeri olmuştu. Tedesco, "Rakip golü kaçırınca, korktuk – çekildik" dedi. O zaman 26. dakikaydı. Bu kez 50'de, kendi seyircisi önünde kaçan, kaçana...

Büyük takım olduklarını unutmuş bir oyuncu grubu. Eski takımlarının kaptanlarının toparlayamadıkları titrek ortam. Taraftarın da destek gelmeyince, "vurayım, gitsin" diyenler. Karagümrük ise hiç acele etmeden, sakin ve plana da sadık kalarak yetenekli oyuncularını devreye soktu. Kırmızıya yakın faulde ikinci sarıdan Balkovech'in atılması rahatlattı hepsini. İki fotoğraf kaldı arkada; İsmail Yüksek ve kurtardığı şutla kaleci Tarık. Kazanmak moral getirir, ama doğru rüzgarın Stutgart maçında esmesi lazım.

Ligden haberi yok

Samsunspor ilk önemli pozisyonunu yakaladığında 20. dakikaydı. O sürede kendi sahalarında beklediler, yavaş hareket ettiler, maçın tempo kazanmasına izin vermediler. Kendi sahasında beraberliği iyi gören bir takım vardı karşımızda. Ya da biz öyle sandık. Bu duruşa "biz kazanmaya geldik" mesajı geldi mi? Hayır... Coşkusunu-isteğini kaybetmişti Fenerbahçe. Hızlı hücum kararı vermeleri gereken anlarda bile geri dönüp, rakibin yerleşmesine izin veriyorlardı. "Bir şey eksikti" denemez, çok şey yoktu Fenerbahçe'de. "Fight" diyecek başkan da yoktu belki de. 70'e kadar tek taraflı oyun içinde genç kaleci Tarık'ın, Skriniar ile birlikte Samsunspor ataklarına direnişi sahnelendi. Kasımpaşa maçının farklı versiyonu vardı. İkili mücadeleler kaybediliyor, son pas seçimlerinde yanlışlar birbirini takip ediyor.

Perşembe maçının etkisi olduğunu savunanlara, Samsunspor'un daha zorlu maçtan döndüğünü de hatırlatırız. Sadece vücut değil ruh olarak da bitiktiler. İsyan eden yoktu. Sonradan girenlerin enerji getirmesini beklendi. Ama oyun, başı kesik tavuğun davranışındaydı. Topu ayağına alan ne yapacağını bilmiyor, arkadaşına bakıyordu. Reis'in Samsun'u da tam tersi saha için organizasyonu, pozisyonlanması ve pas trafiği ile hiçbir zorluk yaşamadan geçti yarıya sahaya. Ligin zirvesinde puan kayıplarının olduğu haftada, bir puanı yeterli görmek... Oyunun hikayesine baktığınız zaman aslında bir puanı kazandı Fenerbahçe. Dikkat ederseniz Tedesco ile ilgili cümle kurmadım. Bilgisayarı ne derse O'nu yapıyor çünkü. Ligin ruhundan, ateşinden haberi yok.

Her geçen gün daha iyi olacak

Son yılların en iyi lig başlangıcı. 7 maçta 14 puan alınmış. Böyle bir durumda kendi sahanızda oynadığınız bir maçta taraftar çoğunluğunun ve size desteğin olması gerekmez miydi? Sorgulanması gereken bir durum. Taraf olmak koşullar ne olursa olsun takımla birlikte olmayı, sevinci ve üzüntüyü yaşamak gerekir. Trabzonspor gibi bir büyük takımın taraftarına dünkü maçta tribünlerdeki görüntü hiç yakışmadı.
Gelelim maça. İlk yarı ortaya konulan oyun sezon başından beri en olumsuz görüntülerin olduğu bir maç olarak yorumlanmalı. Çünkü Okay'ın kaleci hatasıyla gelen golü, direkten dönen 3 top olmasına rağmen Onana'nın öne çıktığı bir maç olarak düşünüldüğünde istenilen, arzu edilen bir yapının ortaya çıkmadığı bir gerçek. Savunmadan çıkarken kaptırılan toplar, orta alanda organizasyonda yaşanılan sorunlar Kayserispor gibi sezon başından beri hücum aksiyonlarında istenilen düzeyde olmayan takımın bile yakaladığı gol pozisyonlarının en önemli nedenlerinde birisi. İkinci yarıda ise ikinci golden sonra ilk yarıya göre oyunu kontrol eden, üstünlüğü ele alan bir yapı ortaya çıktı. Bunun sonucunda ise üçüncü ve dördüncü golle çok daha rahat bir oyun oynama olanağı buldular. İkinci yarıda rakibe pozisyon vermeme düşüncesi takım olma yolunda büyük önem taşımakta. Bu arada Oulai takıma her geçen gün daha fazla katkı yapabilecek yetenekte.

Büyük fark var

Garip bir ikilem var Tedesco'nun takımında. Sahadaki hesaba baktığınız zaman "Ofansif beşli" oynamak çok mantıklı. Topla yüzde 65 oynuyorsanız, yetenekli oyuncu sayısının fazla olması, baskıdan daha çok pozisyon üretmenizi sağlamalı. Maça döndüğümüzde, yüzde 30'larda oynamış rakibin aksiyon sayısı veya ceza alanınıza girme imkanı daha fazla olmuş.
Rakibi tehdit edeyim, pasları daha doğru kullanayım derken, stoperlerin forvetleri burunlarının dibinde görmüş.
Kazanılan maçın analizinden bu "kısırlığı" çıkarmak zorunda Tedesco.

Kadroda beklenen ile üretilen arasında büyük fark var. Üçüncü bölgede topu ayağına alanının eveleyip-gevelemesi de bunun nedeni. Çünkü atak hamlelerinde kimsenin bir fikri yok. Kerem'in iki golünün de bireysel aksiyonlarla gelmesi de bu yüzden. Takımın pozitif vücut dili, beklemek yerine topa gitmeyi, pas bağlantılarını kesmeyi hedefleyen agresif tavır çok iyi.
Yine de kandaki "sipeyşıl" virüsü, ikinci yarının hakimiydi. Topu rakibe verip, savunmaya geçmek.
Geçişin peşine düşmek. Bu arada seyredenlerin yüreği pırpır ediyor.
Geçmişte biliyorlar çünkü böyle yapıp, alakasız pozisyonlardan yedikleri golleri, defansın yaptığı hataları.
Sonucun peşindeyseniz, bu bölümleri kazanarak geçip, kimliği bulmanın hedefindeyseniz, yukarda yazılanları ikinci plana atın. Çözüm için zamana ihtiyacınız, havanızı korumak için de galibiyete ihtiyacınız var.

Hayat öpücüğü

Tedesco'nun bütün düğmelere aynı anda basmasıyla başladı maç. 5'e beş kurguda, neredeyse orta sahasız çıktı sahaya ve bütün maçı istediği baskıyı yaparak, Antalyaspor'u kalesine bir – iki kere getirerek geçirdi. Ezber bozan anlayışın ana fikrinde, Talisca, Asensio gibi top getirilmesi gereken ekstra oyuncuların, aslında o topu getirmekle görevlendirilmeleri vardı. İşe yaradı mı; hayır…

İsmail Yüksek'in devleştiği "altı numara" performansıyla, rakibin geçiş yapmasına izin vermediler. En Nesry'nin bile orta sahaya yaklaşarak veya takım baskısına katılarak destek olmaya çalıştığı kora kor bir oyun da izledik. Emre Belözoğlu yetenekli kanatları iki kişilik bloklarla karşılayarak sessizleştirmek istedi. Duran toplara kalan pozisyon ihtimalinde de Fenerbahçe'yi verimsiz hale getirdiler.

Bu davetkar oyunun kırılma noktası bir hata yapılmasıydı. Penaltı da böyle geldi. Nene bire birde zorladı, zamanlama hatasında krampon kafasında patladı. Talisca'nın topun başına gelmesi, Kerem'den rolü alması da gerçek bir cesaret örneği. Son iki atışı kaçırıp, 40 bin taraftarın önüne yine aynı sorumlulukla çıkması nasıl bir yüreğe sahip olduğunu da gösteriyor. Oosterwolde'nin gol çizgisi üzerinden kornere attığı pozisyon için dönüm noktası desek, yanılmayız. Gökhan Gönül'ün denklemden çıktığı, Fred, Symanski veya İrfan Can gibi ağır topların on bir hesabından düştüğü bir ortam var. Samandıra'da dalgalar büyük. Bu galibiyet rüzgarı biraz hafifletir.

Yeni nesil saçmalık !

Sahaya çıkardığı on biri açıklarken "son iki maçı görmediniz mi?" dedi Tedesco. Yeni nesil denilen teknik adamın, çıkardığı faturaya bakın. "Fred ile İsmail yapamadı, koşmadı, yetersizdi. Ben de bu seçimi yaptım" diyor. Ve bu konuşma oyunu duygularıyla izleyenler için "helal olsun" ekosunu getiriyor. Ama öyle değil. Bunları sonuçtan bağımsız yazıyorum. Çünkü yenilen iki golün de bu seçimlerle ilgisi yok. Tamamen oyuncu "kalitesi" ile ilgili o goller. Hoca ile alakası yok. Maça gelelim. Altı numara olmayan iki oyuncu (Semedo, Asensio), sağ bek olmayan bir (Çağlar) ve stoper olmayan bir (Osterwolde) ile çıktı sahaya. Neymiş; Fred ile İsmail ceza verecekmiş yeni nesil büyük zeka. Ne oldu? Sağdan atak geliştiremedin. Asensio'yu geriye çektiğin için önde pozisyon üretemedin. Rakip seni sola yönlendirdi, Brown ile her topu ezdin. Kilitlenmiş Kerem çevresinden yardım alamadı, maçı sekiz kişiyle oynadın. Sahada oyun ezberi olmayan bir takım vardı. Neyin cezasını, kime verdiğini anlayamadığımız, moda tabirle "yeni nesil" skandal izledik aslında. Takımı dominant oynatsın, taraftara keyif veren seçimleri yapsın denilen bir seçimin, kendi saçmalığında ilk yenilgisini aldı takım. Bilmiyorum; eğer kafilenin başında eski yöneticiler olsa, bu hamleyi duysa, Tedesco'yu sorgu odasına alıp, yakasından sallarlar mıydı? Bunun adını, takımın gelecek maçlarını kurtaran "balans ayarı" olarak yorumlamak da isteriz. "Bu maçı kaybettiler ama, oynamayanlar hizaya geldi ve Fenerbahçe değişti" diyelim. Fred veya İsmail bir sonraki maçta Asensio ve Semedo ile rekabete gireceklerse, eyvallah. Bir daha görmeyeceğiz bu merkezi, emin olun.

Hocaya eksi puan

Fenerbahçe, kendi bitmeyen dinamikleri içinde müthiş bir gün geçirdi. Sadettin Saran'ın çok az farkla seçimi, kazanmasının ardından futbol takımının 10 kişi kalan rakibi karşısında etkisiz oynaması.
Yeni bir dönem derken eski sorunların daha da büyüyerek sıralı problemler haline gelmesi kaçınılmaz.

Sadettin Saran, 2016'da mahkeme kararıyla tekrar üyelik haklarına kavuştuktan sonra girdiği ilk seçimi kazanarak F.Bahçe tarihindeki yerini aldı. Sadece futbol değil, tüm spor branşlarının pazarlanması konusunda etkin bir isim. Türkiye'de bu işin 1 numarası. F.Bahçe'nin şampiyonsuzluk dönemindeki tepkisini iyi sezip yola çıktı. Az farkla da olsa kazanmayı başardı. Şimdi önünde çok zorlu bir dönem var.
Sadece maddi olarak değil, 1800 çalışanıyla dev bir şirket haline gelen F.Bahçe'yi doğru yönetmesi de gerekiyor. İddialı konuştu ve taraftarın beklentilerini de karşılamak gibi bir sorumluluk aldı üstüne. Ali Koç'un kendisine olan güveni özellikle 40 yaş altı üyelerin tepkisiyle beklenmedik bir seçim yenilgisi getirdi. Çok önemli detay var. 60 bin kongre üyesinin 12 binin oyunu alıp 'tam yetkiliyim' demek ince bir çizgide yürümekle aynı. Ali Koç da seçilse böyle olacaktı.
Bundan sonra tabela konuşacak.
'Galip' yazıyorsan sıkıntıları aşarlar, işler iyi gitmezse haziranda bir kongre daha olur.

Kasımpaşa'daki maç F.Bahçe açısından amatör görüntüdeydi.
Eksik rakibinin oyuna hükmetmesine izin verip eski günlerdeki gibi erken gelen golün üstüne yatmaya çalıştılar.
Kasımpaşa'nın doğru oyunu, 30'dan itibaren gol sinyalini veriyordu zaten.
Bu puan kaybı Tedesco için ciddi bir eksi puan.

Birini çalmalısın

Fenerbahçe'yi öne geçiren goller öncesinde olanlara bakalım. Penaltı kaçtı, En Nesryi'nin bir şutu direkten döndü, bir tanesini Ertuğrul'un omzunda döndü, İrfan Can Kahveci'nin vuruşu çizgiden çıktı. Kalelerine ilk gelen topun gol olduğu bir maçta, yukarda saydıklarımız da yaşanınca, gelin kendinizi bir Fenerbahçe taraftarının yerine koyun. Kabusun ötesinde, yaşanmışlıkların getirdiği "yine mi?" duygusu. Hamleler de geldi. Bir şeylerin değişmesi gerekiyordu ki, ıslıklarla çıkan Szymanski'nin yerine giren Levent Mercan'ın ortasına Semedo'nun vuruşuyla geldi beraberlik golü. İkincisinde Talisca'nın yerine rol alan Cenk Tosun'un pası vardı. Kadıköy geri dönüşün sevincini yaşarken, "yaparız" fikrini de tekrar kazandı. Alanyaspor'un dirençli savunması, önde baskısı, geçiş oyunundaki yetenekli oyuncularıyla kurduğu plan 60'a kadar kusursuzdu. Fenerbahçe orta sahası yok gibiydi. İlk 45'te ne oyunu kurabildiler, ne defansif olarak organize oldular. Alanya takımı pasa izin verdi ama kalabalık kalarak da sürekli hatanın peşine düştü. Böyle bir atmosferde oynanabilecek en iyi formüle sahiplerdi. Uzatma dakikaları çok tartışılacak. Topu rakibe bırakıp, skoru koruma duygusuyla gelen açık davet, defansif sakarlıkla sonuçlandı yine. İrfan Can Eğribayat tutacağı topu içeri attı. Kalan iki dakika, iki korner ve bitiş düdüğü öncesinde iki penaltılık pozisyon. Birini geçseniz, ötekini çalmanız lazım. Tartışılan Cihan Aydın "oyna" dedi, VAR hakemi değerlendirmedi. Üç gün önce de çizgiyi geçen topta devreye girmediler. Kongre kaosunun rüzgarını birileri fırtınaya çevirmeye çalışıyor. Yine bir orta oyununun ortasındayız.

Çaresizlik!

Biz seyrederken "çaresizliği" bu kadar derinden hissettik, kim bilir sahadaki oyuncuların ruh hali nasıldı… Bir çok açıdan bu maça yaklaşım yapılabilir; kimi "adamların futbol kültürü var" diyebilir, kimisi ekstra oyuncu kalitesinden bahsedebilir. Uğurcan'ın uzatma dakikalarındaki kurtarışı olmasa Gürcistan'ı yenemeyecek kadronun, İspanya'ya karşı kaleyi savunabileceğine Montella'yı ne inandırdı merak ediyorum. Bu soru cümlesi saygıdan aslında. Müthiş İtalyan, Türk Vatandaşlığı'na geçmeden önce sabrımızı deniyor da olabilir.
Karşılaştığı her rakibin kalesine yürüyerek, sakin ve bilerek gelen bir İspanya karşısında, merkezi iki oyuncuya bırakıp, "Bize buradan gol atabilirsiniz" demenin nasıl bir teknik adam aklı olduğunu tartışmalıyız. Bakın; farklı yenildik. Gerçekten de darmadağın eden bir skor. Ancak devre bittiğinde üç gol yemiş iki tane yüzde yüz kaçırmış ve beş kaleci kurtarışı yazdığımız bir tablo vardı.
Takım hakkında iyi bir şey söylenemez. Arda Güler'in sorumluluk alıp, atak organize etme çabaları da bireyseldi. Taktiğin değil, genetiğin getirdiği bir durum. İspanya'nın bizim her duran top kullanmamızın ardında kontradan üç'e iki ile gelmesi de ayrı bir dertti, hiç oraya girmeyelim. 75'e geldiğinizde sadece dört faul yapmıştık. Mental olarak da kaybetmemişiz daha maç oynanmadan. İnanmamışlar bir şey yapabileceğimize. Konya tribünlerinin müthiş desteğine rağmen başlama düdüğünde, maçın bitmesini isteyen oyunculara ve onları "feda" eden Montella'ya sahibiz. Bu hasarı onarmak kolay olmayacak. Çocukları korumalı, arkalarında durmalıyız.